Gaziantep Öğrenci Koçu

Öğrenci Danışmanlığı, Gaziantep Öğrenci Koçu

Hem Akademik Hem de Kişisel Sosyal Gelişimi ve Çocuklarınızın Başarısı İçin Profesyonel Öğrenci Danışmanlığı Randevu Alın.

WhatsApp İle Randevu Alabilirsiniz..

online-psikolojik-danisma-randevual-whatsapp-tel

 

 

 

Öğrenci Koçluğu Nedir?

Öğrencilerin kendilerini tanımaları, güçlü yanlarını ve yeteneklerini keşfetmelerini, hedef koymalarını sağlamaya ve kaynaklarını daha iyi kullanabilmelerine yönelik , yol haritası ve eylem planı yapmalarına destek sağlayan hizmettir.

Öğrenci koçluğu hangi faydaları sağlıyor?

Tamamen kişinin özelinde oluşturulacak, gizlilik ve etik değerler çerçevesinde sunulan bir programdır. Katılımcıların durum değerlendirmesini yaparak;

  • Öğrencinin okul başarısını artırmayı,
  • Kendine uygun hedefler seçmesini,
  • Etkin çalışmayı öğrenmesini,
  • Zamanı önceliklerini seçerek kullanmasını,
  • Güçlü yönlerini açığa çıkartması ve kullanmasını,
  • Doğru iletişim kurmasını,
  • Kendine güvenini geliştirmesini hedefler.

Öğrenci kimliğindeki bireyin, okul yaşamını ve hayatının diğer alanlarını düzenlemesinde çözüm üretici yaklaşımlarda bulunur. Öğrencinin, içsel dünyasında farkındalığını arttırır. Ders ve okul başarısının yanı sıra, hayat başarısı konusunda yardımcı olur, yön gösterir. Yeni bakış açıları geliştirerek kendini daha iyiye taşımasına yardımcı olur.

 

Yaz Tatili Nasıl Değerlendirilmelidir?, İşte Öneriler

Uzun bir eğitim öğretim sürecinden sonra tatile girecek olmanın mutluluğunu yaşayan öğrenciler için nasıl bir tatil programı olmalı?, Uzman Pedagog ve Öğrenci Koçu Okan Bal Yaz Tatili hakkında önerileri;

Yaz tatilini mutlu, verimli ve güzel bir şekilde geçirmek için her öğrenci kendi üzerine düşen bir yaz tatili programı çıkarmalıdır. Planlama ve hedef koyma hayatımızın her alanında olması gerekir. Programı hazırlarken dinlenmeye, gezmeye, arkadaşlıklara, eğlenmeye vakit ayrıldığı gibi dönem içerisinde akademik başarısı düşük olan derslerin telafisi de göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle okuldaki dersleri düşük ve ders konusunda eksiklikleri fazla olan öğrenciler için bu tatiller diğer arkadaşlarını yakalamada önemli bir fırsat olarak görmelidirler.

Şu anda 8. sınıfa geçenler için LGS sınavı ön hazırlığın başladığı, 12. sınıfa geçenler için ise Üniversite sınavına hazırlığın başladığı bir döneme girecekleri ve önlerinde değerlendirebilecekleri bir tatil durmaktadır. Artık Üniversiteye hazırlık konusunda 11. sınıftan itibaren ciddi şekilde önemseyen öğrenci sayısı da azımsanmayacak derecede yüksektir.

Programları hazırlarken gelecek yıl karşımıza çıkacak durumları da göz önünde bulundurmakta fayda olacaktır. Özellikle sınav hazırlığında son yıla girmiş olan öğrenciler için bu yaz eksiklerini tamamlamak için bulunmaz kaftan niteliğinde zaman dilimleri içermektedir. Peki ders çalışma, konu eksiğini tamamlama ve sınav hazırlığı nasıl olmalıdır?

Benim kanaatime göre her öğrenciye aynı reçete sunmak veya şöyle demek; en verimli tatil şu şekilde geçilir gibi tabirler hem itici ifadeler olur hem de öğrencilerin bireysel özelliklerini göz ardı etmiş oluruz. Bu nedenle her öğrenci kendi durumu ile ilgili bir analiz yapıp, kendine özel bir çalışma stratejisi oluşturmalıdır.

Önünde duran yaz tatilini ele aldığında yakın hedef, orta hedef ve uzak hedef şeklinde günü, haftayı ve tatil sonunu planında kapsayan bir program yapmalıdır. Oluşturulacak hedeflerde çalışmayı artıracak, çalışma isteğini kamçılayacak hedefler olmalıdır. Hayali olan ayakları yere sağlam basmayan plan ve hedeflerden uzak durmalıdır. Çünkü bu tür hedefler öğrencinin çalışma azminin kırılmasına çalışmayı bırakmasına neden olan davranışlar oluşturur.

Bu belirtilen durumlar ışığında bazı plan hazırlama stratejilerini sizlerle paylaşmak isterim.

1- Konu tekrarı yapmak: İnsan öğrendiklerinin %75’ini bir hafta içerisinde, %66’sını bir gün içerisinde, %54’ünü de bir saat içerisinde unutur. Unutmayı önlemenin en iyi yolu yapılan tekrarlardır. Özellikle geçmiş konulardan çok fazla hatası çıkan öğrenciler genel tekrara ağırlık vermelidir.

2- Eksik kalan konuları tamamlamak: Konu eksiği fazla olan, konuları sınava kadar yetiştirememe korkusu yaşayan öğrenciler, tatilde önceliği eksik konularını tamamlamaya ayırmalıdır. Çünkü, eksik bilgilerin üzerine yapılan öğrenme verimli sonuçlar vermez, yeni bilgilerin tam ve bilinçli olarak öğrenilmesini engeller.

3- Çalışılmış olunmasına rağmen zayıf hissedilen derslere ya da konulara yoğunlaşmak:Örneğin öğrencinin matematikten çok fazla eksiği varsa, öğrenci tatil döneminde bu derslere daha fazla vakit ayırarak bu zayıflığını gidermelidir.

4- Yeni konular çalışmak: Konu eksikleri olmayan ve çalıştığı konulardan çok az soru kaçıran öğrenciler bu stratejiyi kullanabilirler.

5- Sınav hazırlığında olan öğrenciler; hem 8. sınıfa geçen hem de 12. sınıfa geçen öğrenciler için eksikleri tamamlama, ders konularını tekrar etme, denemelerle kendilerini sınama yapmaları sonucunda elde sınava bir adım önde başlayacaklarını unutmamaları gerekir.

6- Özellikle 12. sınıfa geçen öğrencilerin TYT konularını tamamlamak önemli bir etken olup dönem içerisinde AYT konularına çalışma vakitlerini de böylelikle artırmış olurlar. Konuları tamamlamak daha fazla soru çözme, çıkmış soruları analiz etme ve netleri artırmada etken olacaktır.

 

KİTAP OKUMAK OLMAZSA OLMAZLARDAN

Ders eksiklerini tamamlama düzeyinde hazırlanan planların yanında tatiller öğrencilerin yeni şeyler keşfetmesinde kendi kişisel gelişimlerinde katkıda bulunacakları zaman dilimleridir. Kişisel gelişim kavramı içerisinde en etkili gelişim aracı kitaplardır. Bu tatilde okunacak her kitap yeni okyanuslara açılacak gemi niteliğinde olup öğrencinin bireysel gelişmesinde katkı sağlayacaktır. Kitabın başarı ile olan ilişkisi artık yadsınamayacak bir gerçek iken kitap okumaya karşı ilgisi olmayan öğrencilerin kalıcı başarıları yakalaması çok zor olacaktır.

Ayrıca tatilde kitap okumaya başlamak böyle bir alışkanlığa sahip olmayan öğrenciler için bu alışkanlığı kazanmaları, kitap okumanın keyfini yaşamaları açısından bulunmaz bir fırsattır. Bundan dolayı kitap okumak, iyi bir tatil programının olmazsa olmazlarındandır. Haftalık veya aylık kitap bitirme hedefleri koymak kitap okumaya teşvik açısından önemli bir adım olacaktır.

Tüm planlamaların ardından öğrencilerin aklına şu soru gelebilir;

Peki tatil demek yoğunluklu olarak ders çalışmak, tekrar yapmak ve kitap okumak mı demek?

Tabii ki hayır. Senenin yorgunluğunun atılması, bedenin ve zihnin dinlenmesi ve rahatlaması da gerekir. Zaten okul olmadığından bunlara ayıracak bol bol vakit olacaktır. Bundan dolayı hazırlanılacak tatil programına zevk alınacak birtakım aktiviteleri de eklemek önemlidir.

Bu aktiviteler;

* Sevilen ve zararsız televizyon programlarının izlenmesi,

* Bilgisayar ile çalışma ve sınırlı oyun oynama,

* Yaz okuluna gidilmesi,

* Yakınların ziyareti,

* Arkadaşlarla bir araya gelip ortak birtakım aktiviteler yapılması,

* Sportif aktivitelere katılma,

* Eğitici kurslardan faydalanma,

* Bir Müzik Aleti Çalmayı Öğrenme

* Resim Yetenekleri Geliştirme

* Zeka Oyunları İle İlgilenme (Satranç, Dama, Hafıza vb)

* Katkı sağlayacak geziler ve hobilere daha çok zaman ayrılması şeklinde olabilir.

 

BİR ENSTRÜMAN ÇALMAYI ÖĞRENMEK

Yaz tatilleri öğrencilerin pozitif gelişimleri açısından kaçırılmayacak fırsatlarla doludur. Öğrenme bir yaşam biçimi olarak kabul edilecek olursa okulların kapanması ile yeni şeyler öğrenmeleri de kapanmayacaktır. Tatil planlamasında çocukların eğlencelerini, dinlenmelerini ve eğitsel çalışmalarını da göz önünde bulundurmak gerekir. Çocukların gelişim özellikleri ön planda tutularak onların daha sağlıklı büyümelerine katkı sağlayacak planlamalar amaç edinilmelidir. Yaz tatili planlamasında bunlara dikkat etmek onların gelişimlerine olumlu katkı sağlayacaktır.

Çeşitli araştırmacılar, bir müzik aleti çalmanın beynin sol tarafını güçlendirdiğini tespit etti. Bunun, müzik eğitimi almış çocukların öğrendikleri bilgilerin beşte biri kadar daha fazlasını hatırlamalarını sağladığı belirtildi. Müzik derslerinin etkinliğini araştıran bir araştırmada da müzik derslerinin zaman içinde çocukların IQ’sunu 7 puan artırdığı belirlendi.

Bu bilgiler ışığında gelin anne baba olarak yaz tatilinde tatil planları arasına çocuğunuza bir müzik aleti çalmayı hedef olarak koyun ama muhakkak çocuklarında isteklerini ve  düşüncelerini alarak ortak bir kararla bir hedef oluşturun.

 

SAĞLIĞA DA DİKKAT EDİLMELİ

Ancak, tüm bunları yaparken ölçülü olmak, ipin ucunu kaçırmamak da önemlidir. Tatilde öğrencinin sağlığına da dikkat etmesi oldukça önemlidir. Tatil boyunca alınan besinlere dikkat etmek, öğünleri düzenli ve zamanında yemek, kalkış ve yatış saatlerinin düzenli olmasına çalışmak ve riskli aktivitelerden sakınmak sağlık için oldukça önemlidir.

En kötü bir plan bile plansızlıktan daha iyi olacağını asla unutmayın. Önünüze koyacağınız her hedef sizi başarıya bir adım daha yaklaştıracaktır. Bu tatilin öncelikle sağlıklı ve huzurlu geçmesi ve sonrasında size başarı getirecek nitelikte olması dileğiyle…

 

Okan Bal
Uzman Pedagog & Öğrenci Koçu

Planlı Ders Çalışmanın Kuralı Nelerdir?

Birçok öğrenci,  “Bu kadar dersi nasıl yetiştireceğim?”, “Okul dersleriyle birlikte sınavı nasıl birlikte götürebilirim?”, “Çalışmaya nereden başlamalıyım?”, “Konuları hangi sırayla çalışmalıyım?”, “Günde kaç saat ders çalışmalıyım?”, “Hazırladığım ders çalışma programına bir türlü uyamıyorum, hep aksatıyorum. Ne yapmalıyım” sorularına cevap bulamadığı için ders çalışma isteğinden uzaklaşıyor. Plan yapmak, programlı ders çalışmak birçok öğrencinin en büyük problemi arasında yer alıyor. Ne yazık ki birçok öğrenci vaktini plana uymak yerine plan yaparak geçirmektedir. Kendini doğru tanıyan öğrenci başarılı bir çalışma planı hazırlayarak ona uyabilir, öncelikle kendinizi doğru tanıyın.

Descartes’in ‘Plansız çalışan bir kimse, ülke ülke dolaşıp hazine arayan bir insana benzer. Plansızlık dikkatsizliğe, yorgunluğa, bitkinliğe, isteksizliğe ve dalgınlığa neden olur. Bu durum öğrencilerde psikolojik baskı, kararsızlık, çalışmaya motive olamama ve verimsiz çalışma gibi olumsuz birçok sonuca yol açar. Başarılı olan insanların hayatlarını incelediğimizde karşımıza çıkan temel nokta belli bir plan ve program dâhilinde çalışmış olmalarıdır. Neye, ne kadar zaman harcayacağını bilmek, hem zamanı planlamak hem enerjiyi doğru kullanmak hem de hedefe konsantrasyonu devam ettirmek açısından çok önemlidir.

Çok çalıştığını, ama bu çalışmanın sonucunu alamadığını söyleyen birçok öğrenci bulunmaktadır. Bu tipteki öğrencilerin genel özelliği kendilerini yeterince tanımamalarıdır. Doğru bir çalışma programı oluşturulabilmesinin asgari şartı kişinin kendini tanıyor olmasıdır. Çünkü öğrencilerin çalışma alışkanlıkları, bilgi birikimi, hedefleri, zayıf ya da güçlü yönleri, zekâ potansiyeli, çalışma koşulları birbirinden farklı. Dolayısıyla herkes için genel geçer bir çalışma programından bahsetmek de doğru olmaz.

Program kim tarafından, nasıl hazırlanmalı?

Öğrenciyi yakından tanıyan, potansiyelini, çalışma alışkanlıklarınızı bilen, tecrübeli eğitimcilerin programı hazırlamasının doğru olacaktır. Programın ana iskeletini siz belirlemelisiniz. Bünyeniz ne kadarını kaldırabilecekse o kadar saat çalışacak şekilde programınızı düzenlemelisiniz. Daha sonra çalışma saatlerinizi bir süreç dâhilinde artırmalısınız. Hazırlanan program, hedeflenen belli bir döneme ait olmalıdır. Durumunuza göre bu dönem 1 ay ya da daha fazla bir zaman dilimini kapsayabilir. Bünye alıştıkça ders çalışma saatinizi artıracağınızdan dolayı planlamanızda bir takım düzenlemelere gitmeniz gerekecektir.

Okul başarısızlığının sebepleri nelerdir?

  • Bilgisayar oyunları ve televizyon, öğrencilerin vaktini fazlaca harcayıp sorumluluklarını aksatmalarına yol açar.
  • İlgisizlik, motivasyonun düşük olması ders çalışmak istememesine neden olur.
  • Hedefin çok büyük ya da çok küçük görülmesi yani “Ben çalışsam da yapamam, bunu kimse yapamaz.” ya da “Yapmayı istesem çok basit ama istemiyorum.” vb düşünceler ile çalışma konusundaki yetersizlik örtülmeye çalışılır.
  • Ders çalışmayı seven, başarılı arkadaşlar çalışmaya teşvik ederken; ders çalışmayan arkadaşlar da çalışmama konusunda dolaylı bir mesaj verir.
  • Başka alanlara yönelerek başarısızlığı örtebileceğine inanmak okul başarısızlığının devam etmesini tetikler. Örneğin, bilgisayar oyununda çok iyi bir skora ulaşmaya çalışır ve böylelikle başarılı olma duygusu yaşamayı hedefler.
  • Güven eksikliği yaşayan bir öğrencide gerekli iradede azalma olur ve derslerde olan başarı aksar.
  • Aşırı disiplin, çalışma sırasında yeterli molanın verilmemesi, sık sık ders çalışmaya zorlanmak, baskıcı-müdahaleci tutumlar çocuğu derslerden uzaklaştırabilir.
  • Öğrencinin sorumluluk bilinci az ise çevresindekilere sinirlenerek görevlerini aksatmaya çalışır.
  • Zamanı iyi değerlendirememek ve plan yapamamak vaktini etkili kullanamamaya ve dolayısıyla başarısızlığa neden olabilir.
  • Yıkıcı rekabet çocuğu mutsuzluğa ve başarısızlığa sürükler.
  • Sık sık “Hava çok güzel bugün gezeyim, yarın çalışırım.” vb ertelemeler ya da “Biraz başım ağrıyor.”, ” Canım sıkkın.”, “Bu ders çok sıkıcı ve zor.” gibi bahanelere sığınarak çalışmamak başarıyı olumsuz etkiler.
  • Ders dışı faaliyetlere çok fazla vakit ayırmak çocuğun dikkatini dağıtarak derse karşı ilgisini azaltabilir.
  • Okulu sevmemek, arkadaşları ile çatışmalı iletişim, öğretmenler ile yaşanan zorluklar başarılı olma oranını negatif yönde etkiler.
  • Çalışma süresinin olması gerekenden daha kısa olması ve yeterli gelmemesi de beklenen başarıya ulaşmayı engeller.
  • Çalışma ortamının uygun koşullarda olmaması çocuğun motivasyonunu düşürür ve başarısızlığın kaynaklarından birini oluşturabilir.
  • Dikkat eksiklikleri, öğrenme güçlükleri, zeka sorunları, kaygı ve stres, kişilik problemleri, uyku ve yeme bozuklukları, davranış bozuklukları, depresyon ve duygu durum problemleri, madde kullanım bozuklukları gibi psikiyatrik sebepler de okul başarısını düşüren diğer faktörlerdir ve psikiyatrik problemler için bir uzmana başvurmak en doğru adımdır.

 

Okul başarısını arttırmak için neler yapılabilir? 

  • Çalışma ortamı öncelikle temiz, havadar ve gürültüden uzak olmalı, dağınık ve sıkışık olmayacak şekilde düzenlenmelidir. En iyi çalışma alanı ışığı 75 Watt`lık bir ampulün ışığıdır.  Açık renk eşyalar tercih edilmelidir. Çalışma masası yüzeyi için hiperaktif ve bu sebeple de konsantrasyon sorunu yaşayan çocuklar için koyu yeşil; yorgunluk ve dolayısı ile dikkatsizlik hakim ise portakal rengi tercih edilebilir.
  • Çocukla okul hakkında sohbetler yapılabilir, onu dikkatle dinleyerek “Anlaşıldım.” duygusunu hissetmesi ve kendisini aile sohbetlerinin değerli bir üyesi olarak değerlendirmesi sağlanabilir.
  • Herhangi bir akademik alana ilgi duyuyorsa, örneğin matematiğe ilgisi var ise mental aritmetik dersleri, satranç gibi ekstra takviyelerle desteklenebilir.
  • Eğer çocuğun sıkıcı bulduğu bir ders ya da konu varsa çocuğa bunun eğlenceli yanını göstermek gerekir. Örneğin matematikten hoşlanmayan bir çocuk için, matematiği gündelik yaşama dahil etmek, sayıları daha nesnel kılmak etkili olabilir.
  • Herhangi bir derste başarılı olmakta zorlanıyor ise yardım edilebilir, ihtiyaçlarını anlatmasına fırsat verilip, onun için neler yapılabileceği üzerine etkili iletişim kurulabilir.
  • Çalışması için destekleyip, gerekli imkanlar sağlanırken; performans kaygısı yaşamasını engellemeye çalışmak, aldığı notlar ile onu yargılamamak gerekir.
  • Aşırı müdahaleci bir tutumdan uzak durulmalı, kimseyle karşılaştırma yapılmamalı, “Tembelsin!”, “Sen zaten çalışmayı sevmezsin!” gibi etiketlemelerden uzak durulmalıdır.
  • Öğrenmeyi keyifli hale getirerek çocuğun duyduğu stres ve kaygı azaltılmaya çalışılmalıdır.

Çok Ders Çalış Baskısı Çocuktaki Kaygıyı Arttırıyor

Velilerin sıkça tekrarladığı çok çalış cümlesi, başarıyı getirmediği gibi kaygıyı artırıyor. Başarıya ulaşmak için zaman kavramı önemlidir. Zaman kavramı çocuklarda beş yaşından itibaren gelişmeye başlıyor, başarı için neler yapılması gerektiği üzerinde duruluyor. Velilerden çocuklarına güvenmeleri ve onlara zaman ayırmaları çok çalış baskısının kaygıyı artırmaktan öte rol oynamaktadır. Velilerin hedef belirlemede çocuklara yardımcı olması öğrencinin motivasyonunu artıran en önemli faktörün ana-baba takdiri olduğudur. Velilere, çocuğunuzu takdir edin. Zamanı verimli kullanmalarını sağlamak için çocuklara çok küçük yaşlardan itibaren bazı alışkanlıkların kazandırılması gerekiyor.

Öğrenciler neler yapmalı?

* Amaç ve hedeflerinizi belirleyin.

* Plan yapma alışkanlığı kazanın ve önceliklerinizi belirleyin.

* Kişisel gelişime zaman ayırın (kitap okuma alışkanlığı, hobi alışkanlığı vb.).

* Çok çalışmak başarıyı getirmez, planlı çalışarak başarıyı elde edebilirsiniz.

* Düzensiz aralıklarla sadece sınavlarda ders çalışacağınıza, her gün yarım saat ders çalışarak başarıyı elde edebilirsiniz.

* Zamanınızı planlayarak arkadaşlarınıza vakit ayırın.

* Ders sırasında not tutma alışkanlığı edinin.

* Erteleme alışkanlığından vazgeçin.

* Başarılı olacağınız konusunda kendinize güvenin.

Çocuklarda Ödev Bilinci Nasıl Geliştirilir?

Okul dışında kalan zamanda da çocuk öğrenme sürecine devam eder. Çünkü öğrenim yalnızca okulla sınırlı değildir. Bu nedenle okul dışında kalan zaman diliminde de öğrenme sürecinin planlanması ve kontrol edilmesi çocuğun öğrendiklerinin kalıcı olması açısından çok önemlidir. Çocuklarda ödev bilincini nasıl geliştirilir ve kalıcı hale getirilebilir bakalım.

Çocuğun Ödüllendirmek Motivasyonu Arttırıyor

Ödev yaparken belirli aralıklarla mola verilmesi ve bu sırada çocuğun ödüllendirilmesi onun ödev yapmaya yönelik motivasyonunu artırmaktadır.   Okuldan geldiğinde dinlenmesi için ona belli bir süre verilmeli ve ödev yapmak için ayıracağı zamana çocuk ile birlikte karar verilmelidir. Dinlenirken çocuk, anne-babasıyla sohbet edip, oyun oynayabilir ya da yemek yiyebilir.

Ödev Yaparken Çocuğun Bulunduğu Çevresel Faktörlere Dikkat Edilmeli!

Ev ödevlerinin amacı öğrencinin anne-baba, öğretmen ya da bir başka kişiden destek almadan bağımsız olarak verilen sorumluluğu yerine getirmesidir. Böylece çocuk kendi kendine sürekli artan bilgiye ulaşabilir ve o bilgileri işleyerek kendi düşünme biçimini oluşturabilir. Çocukların ödev yapma koşulları, kendi bireysel tercihleri doğrultusunda düzenlenmelidir. Bunun için ödev yaparken ses, ışık, mobilya düzeni, ısı vb. faktörlerin çocuğun rahat edebileceği şekilde belirlenmesi gerekmektedir.

Ders ve ödev programı yazılı olmalı ve görülebilecek bir yere asılmalıdır. Gerektiğinde değişiklik yapabilmeye açık olmalı ve programa uyulmadığında kararsız kalmadan hemen yeni bir düzenleme yapılmalıdır. 20-30 dakikalık çalışma zamanına 10 ya da 15′er dakikalık molalar uygun olabilir. Bu düzenleme çocuğun dikkat süresine göre arttırılır ya da azaltıla bilinir. Eğer molalar, çocuğun ödevden kopmasına neden oluyor ve mola bitiminde odaklanmada güçlük yaşıyorsa, mola vermeden çalışmaya teşvik edilmelidir. Çocuklara ders çalışacakları ya da ödevlerini yapacakları uygun ortamlar sağlanmalıdır. Çalışma odasında televizyon gibi dikkatlerini dağıtacak eşya ya da cihazlar olmamalıdır.

Çocuğa Ödevin Önemini ve Bir Çeşit Ders Olduğunu Anlatmak Başarısını Arttırır

Bununla beraber çocuğun ödev yapma alışkanlığını bilinçli bir şekilde kavrayıp, devamlılığının sağlanması için öncelikli olarak çocuğa ev ödevini neden yapması gerektiğini onun anlayabileceği bir dille açıklanması gerekir. Bu bilince sahip olmadan ödev yapmaya yönlendirilen çocuklar ödev yapmanın gerekliliğini anlamadan, sadece zorunluluktan dolayı ve özenmeden ödevlerini aceleyle bitirmeye odaklanırlar. Nitekim çocuklar, ödevlerin gereksiz ve angarya görevler olduğunu, kendilerini ders çalışmaktan alıkoyduğunu düşünebilirler. ‘’Ben bunları zaten biliyorum ödeve ne gerek var ki’’ diye yakına bilirler.
Bu nedenle ödevlerin de bir çeşit ders çalışma pozisyonu olduğu ve gereksiz bir çalışma olmadığı telkin edilmelidir. Ayrıca öğretmenler de, çocukları mental ve ruhsal yönden geliştirecek, onları olumlu anlamda eğitecek, çalışırken düşündürecek hatta yerine göre eğlendirecek ödevler tercih etmelidirler.

Ödev Yapma Sürecinde Ailelerin Çocuklarına Karşı Tutumları Oldukça Önem Taşımaktadır…

Çok ders çalışmak değil etkili çalışmak önemlidir. Bazı anne babalar çocuktan sürekli ders çalışmasını bekler ve bu konuda çocuğu sık sık uyarır. Bu da çocuğun tepkisel davranmasına sebep olabilir. Ailelerin olumsuz tutumları, çocukları ebeveynlerinden ve ödev yapma alışkanlığından uzaklaştırabilir. Öğrencilerin ev ödevleri ile ilgili olumsuz tutumları; ailelerin engellemeleri, ısrarları ve destek olmamalarından kaynaklanabilir. Her evde belli kuralların olması çocuğun içsel disiplin mekanizmasını oluşturması açısından önemlidir. Fakat bu tatlı bir disiplin olmalıdır.

Resim, Müzik ve Beden Eğitimi Dersleri Çocukların Gelişimde Etkilidir

Resim, müzik ve beden eğitimi derslerine “gereksiz” gözüyle bakılmamalı

Bazı anne-babalar, çocuğunun matematik, fen, sosyal vb derslerdeki başarısını önemsediği kadar, müzik, resim ve beden eğitimi derslerindeki başarısını önemsememektedir. Çocuğu matematik sınavında zayıf aldığı için “ortalığı ayağa kaldıran” anne-baba, aynı hassasiyeti resim ya da müzik dersinde de göstermediği için doğal olarak öğrenci de bu dersleri yeteri kadar ciddiye almamaktadır.

Aslında anne-babalar bu tutumlarıyla farkında olmadan çocuklarının “sanata ilişkin yeteneklerinin” körelmesine sebep olduğu gibi, çocuklarının estetik duygusu, grupla işbirliği, arkadaşlık, yardımlaşma, paylaşma ve grup problemlerini çözme becerilerini de olumsuz yönde etkilemektedirler.

Gerçek şu ki resim, müzik ve beden eğitimi derslerinin “gereksiz” görülmesi, eğitim sistemimizin SBS ve YGS-LYS eksenli olmasından kaynaklanmaktadır. Ebeveyn ve öğrenciler “nasıl olsa sınavda bu derslerden soru çıkmıyor” düşüncesiyle hareket ettikleri için bu derslere hak ettikleri değeri vermemektedir.

Öğrenciler, ilköğretimden itibaren sınav maratonuna girip “yarış atı misali” yetiştikleri için test çözmeyi birinci gayeleri haline getirmektedir. Bunun neticesinde ise farklı sahalardaki istidatları körelmekte ve ruhlarındaki hazineler “saklı” kalmaktadır.

Günümüzde üniversite mezunu olduğu halde herhangi bir müzik enstrümanını kullanabilen yahut göze hoş gelen bir resim çizebilen insan sayısının oldukça az olmasının temelinde bu problemin yattığını söyleyebiliriz.  Belki aklınıza “resim ve müzik yetenek işi değil mi?” şeklinde bir soru gelebilir.

Peki, çocuklarımızın resim ve müzik yeteneklerinin ortaya çıkarılması ve geliştirilmesi de eğitimin bir amacı olması gerekmez mi?

 Resim, müzik ve beden eğitimi dersleri nazara verilmeli.

Çocuğunuzun resim, müzik ve beden eğitimi derslerini de en az diğer dersler kadar önemsemelisiniz. Elbette ki resim ve müzik derslerinin amacı ressam veya müzisyen yetiştirmek değildir.

Fakat çocuklarınızdaki farklı kabiliyetlerin inkişaf etmesinde, dolayısıyla da çok yönlü yetişmesine bu derslerin önemli katkı sağlayacağı da bir hakikattir.

Ayrıca bu dersler çocuklarınızın kendilerini ifade etmelerine imkân tanıdığı gibi gün boyunca yüklendikleri negatif enerjiyi de üzerlerinden atmalarına ve rahatlamalarına katkı sağlamaktadır.

Çok yoğun stres ve baskının yaşandığı sınava hazırlık döneminde, beden eğitimi dersinde yapılan spor etkinlikler de çok önemlidir. Bu sportif etkinlikler öğrencilerdeki zihinsel yorgunluğu azalttığı gibi, öğrencilerin kaygı ve stres düzeylerini de azaltmaktadır.

Özellikle 8.sınıf ile 12.sınıflarda beden eğitimi dersinin “gereksiz” görülüp bu dersin yerine öğrencilere test çözdürülmesi pek yararlı olmayacaktır. Çünkü SBS ve YGS-LYS sınavlarına hazırlandıklarından dolayı en stresli ve kaygılı öğrencilerin 8. ve 12.sınıfların olduğunu söyleyebiliriz.

Bu anlamda en çok “deşarj olması gereken” öğrenci gruplarını sportif faaliyetlerle rahatlatacağımız yerde onları testlere boğmak pek mantıklı bir uygulama olmasa gerek.

Ergenlik nedir? Ergenlik belirtileri nelerdir?

Ergenlik, yetişkinliğe ilk adım evresi olarak kabul ediliyor. Bir başka deyişle çocukluktan yetişkinliğe geçiş evresi. 12-20 yaş arası olarak kabul edilen bu dönem, kızlarda 8–13, erkerlerde 10–15 yaşlarında başlar.

Ergenlik döneminde yaşanan değişimler nelerdir, kız ve erkek çocuklara nasıl davranmak gerekir, ergenlik sorunlarıyla ilgili ne zaman bir uzmana başvurmak gerekir?

Ergenlikte erkeklerde görülen fiziksel değişimler

Ergenlikte, vücuttaki ilk belirtiler tüylenmedir. Öncelikle cinsel bölgede kıllanma olur, daha sonra dudakların üzeri, yüz ve vücutta kıllanma başlar. Deri ve saçlar yağlanır ve yüzde sivilceler ve siyah noktalar ortaya çıkabilir. Sesleri çatallaşmaya ve erkek sesine dönüşmeye başlar. Penis ve testisler olgunlaşmaya başlar, ereksiyon kabiliyeti artar. Ayaklar büyür, bacaklar ve kollar uzar, 13-15 yaş arasında boy hızla uzar. Kasları geliştiği için daha güçlü olduğunu hisseder.

Ergenlikte kızlarda görülen fiziksel değişimler

Kızların göğüsleri belirginleşir ve adet görmeye başlarlar. Genital bölgede ve koltuk altında kıllanma başlar. Vücut ölçülerinde hızla değişir: Bel incelmeye başlar, leğen kemikleri şekillenir ve kalçalar genişler.

İlk ergenlik belirtileri

Tabii sadece fiziksel belirtiler değil, ruhsal belirtileri de vardır ergenliğin. Uzmanlar Çocuğun ruhsal gelişimlere paralel olarak utanmasının gelişebileceğini belirtiyor. Buna göre, çocuk örneğin annenin tuvalete, banyoya girmesine izin vermeyebilir. Anne de bundan dolayı vücuttaki değişiklikleri göremeyebilir. Annenin utanmanın arttığını fark etmesi, ergenlik için ilk sinyal olarak kabul edilebilir. Bu zamandan itibaren ergenlikle ilgili bilgiler verilmeye başlanabilir.

Aileyi reddetme

Okul döneminde sosyal çevreyle özdeşleşen çocuk, bu dönemde arkadaşlarıyla özdeşleşmeye ve onlara benzemeye çalışabilir. Bu dönemde aile bu değişikliği şaşkınlıkla karşılar. Çocuk, ailesini reddedebilir, ailesini beğenmeyebilir. Uzmanlar bunun doğal bir süreç olduğunu, ileriki yaşamda da kendilerini reddedeceği anlamına gelmediğini, dolayısıyla ailenin tedirgin olmasına gerek olmadığını belirtiyor. Uzmanlara göre yapılması gereken, çocuğun içine girdiği arkadaş çevresini sevip saymak ve onore etmektir. Aile tersini yaparsa kendi kaybedebilir. Çocuk şeklen de o girdiği gruba benzemeye başlayacağından, giysileri, saçları değişebilir. Ailenin kendi gençliğine, kendi görüşüne ters olsa bile bunlara aşırı tepki vermemesi gerekir.

Ruhsal sorunlar

Ergenlik döneminde ortaya çıkabilecek ruhsal sorunları şöyledir:

Genç, çabuk üzülür, çabuk neşelenir, birden öfkelenir, gülerken ağlamaya başlayabilir. Her şeye ilgisi çok fazla arttığından derslere ilgisi azalır. İstekleri artar, bencilleşir. Kendisi ile ilgili her şeyi az bulur. Harçlığı azdır, hakları azdır, evdeki kurallar çoktur, giysileri çok olsa bile azdır ve hep aynı şeyi giyer, hep açtır ve evdeki yemek hep azdır, tatil azdır, öğretmen az not verir. Bağımsızlaşma isteği ve sosyal çevreye ilgisinin artması nedeniyle daha fazla arkadaşlarıyla olmak, değişik yerlere gitmek, görmek ve denemek ister. Karşı cinsle ilgilenir, beğenilmek ister, yakışıklı ya da güzel olup olmadığını sorgular, dışgörüntüsü için aşırı hassas davranır. Kendinden büyükleri örnek alıp bir taraftan onlar gibi davranmaya çalışırken, diğer taraftan çocuksu davranışı devam eder. Ergen, değişen ve gelişen bedenini, dalgalanan duygularını saklamak, kontrol edebilmek ve çevrenin istediği gibi davranabilmek için içine kapanır. Güvensizlik duygusu, karamsarlığa, üzüntüye yol açar. Arkadaş grubunun içinde olma, takdir edilme, sevilme, beğenilme isteği olumlu bir şekilde karşılandığında mutlu olur. Aksi takdirde öfkelenir, endişelenir, kıskanır, kavga çıkarır. Bu dönemde görülen olumsuz duygular genellikle endişe, üzüntü, korku, hayal kırıklıkları ve öfkedir. Genç, bu olumsuz duygularla baş edebilmek için ya hayal kurar, müzik dinler, içe kapanır veya arkadaşlarıyla çok fazla vakit geçirir, sınırları ve kuralları zorlar, anne babasıyla çatışma halinde olur.

Genç kızla iletişim

Ergenliğe giren kız çocuğuyla ilişki kurması gerekenin anne olduğunu söylüyor. Genelde kız çocukları babalarına daha yakın olsalar da ergenlikte içe kapanmaya başlarlar.

Hiçbir zaman bir anne kendi kızıyla arkadaş olamaz. Zaten anne ile kızın arkadaş olması da beklenmemeli, olmamalıdır da, genç kızın bütün sorunlarını, sırlarını annesiyle paylaşmak istemeyeceğini, sırlarını kendi yaşıtlarına, güvendiği kişilere verecektir. Burada anneye düşen görevin, kızıyla dost olmayı başarabilmek, yani karşılıklı güven duygusunu geliştirmek olduğunu ifade ediyor.

Genç erkekle iletişim

Ergenliğe giren erkek çocukla iletişim kurması gereken, babadır. Anne, sakin liman olmayı başarmalıdır. Ergenlikle ilgili anlatılması gerekenleri baba üstlenmelidir. Onunla dostluk kurmak, çocuğun güvenini kazanmaktır önemli olan. Güven kazanılmasının temel öğesi de kişinin davranışlarının tutarlı olmasıdır. Yani çocuğun yaptığı herhangi bir şeye verilen tepinin bir başka seferde de aynı olmasıdır. Bu tutarlılık, dostluğun temel adımıdır.

Ne zaman uzmana başvurmalı?

Ergenlik, gerek genç gerekse de aile için zor bir dönemdir. Bazen, bazı sorunlarla baş etmenin yolu bir uzmandan yardım almaktır.
Ergenin içe kapanma dönemleri çok uzun, duygu dalgalanmaları sık ve şiddetli ise,Huy değişikliği aniden tam zıt şekilde olmuşsa; çok neşeli ve hayat dolu bir genç birdentamamen içine kapanmışsa,Ders başarısı beklenmedik şekilde çok düşmüşse,Eve geliş saatlerindeki gecikme artmış ve açıklamaları yetersizse,Bütün gün uyumak veya bütün gece oturmak gibi uyku sorunları varsa,Aşırı zayıflama ya da şişmanlama olmuşsa,Çok öfkeliyse ve sürekli ağlıyorsa profesyonel yardım almakta fayda vardır.

Çocuklarda Alt Islatma Sorunu

Çocuklarda çişlerini tutma öğrenilmesi 3 yaşının sonunda başlamaktadır. 4- 5 yaşlarına kadar ara sıra özellikle geceleri altlarını ıslatmaktadır. İlerleyen yaşlarda bu oranın düşmesi ve bu sorunların ortadan kalkması beklenmektedir. Kimi zaman ise bu sorun devam etmekte ve çocukların uzman desteğine ihtiyacı olmaktadır. Anne babaların bu durumda çocuklarının üstüne gitmemesi ve uzman kontrolünde sorunu çözmeye çalışmalıdır.

Çocuklar büyüme aşamalarında kimi zaman duygusal sorunlar yaşanmakta bu durumda tuvalet alışkanlığının kazanılmasında olumsuz etki yaratabilmektedir. Bu alışkanlık için oluşması gereken kasların tam olarak olgunlaşmaması nedeniyle psikolojik etkiler yanında fizyolojik etkilerden de kaynaklanabilmektedir. Bu nedenle sorunun kaynağı belirlenmeli, tedavi için bir uzmana başvurularak önerilenler dikkatli bir şekilde uygulanmalıdır.

Hastalığın Görülmesinde Etkili Psikolojik Etmenler

  • Çocuklarda görülen altına kaçırma sorunu çoğu zaman stresten kaynaklanmaktadır. Bir yakının kaybedilmesi, okul ya da ev değişikliği, anne ve babanın boşanması gibi durumlardan çok etkilenen çocuklarda bu sorun daha sık görülmektedir. Kardeş kıskançlığı yaşayan çocuklarda da rastlanmaktadır. Yeni doğan bebeklere kayan ilgi nedeniyle büyük çocuklar küçük kardeşlerini taklit etmekte, altını ıslatma, biberon isteme ya da konuşmasını bebekleştirme gibi davranışlarını geriye döndürmektedir.
  • Stres kaynaklı olabileceği gibi yaşanan sorunlar duygusal kökenli de olabilmektedir. Çocukların yaşadığı kaza, şok, ilgisizlik, sevgisizlik ya da tam tersine aşırı sevgi bu sorunu tetiklemektedir.
  • Tuvalet eğitiminde baskı gören çocuklar altlarını ıslatmaktadır.
  • Çok nadirde olsa tuvaletten korkulması durumunda da çocuklarda altlarını ıslatma sorunu yaşanabilmektedir.

Hastalığın Görülmesine Neden Olan Fizyolojik Etmenler

  • Genetik faktörler bu durumu tetiklemektedir.
  • İlgi kasların olgunlaşmaması alt ıslatma sorununa neden olmaktadır.
  • Böbrekler ve idrar yolu rahatsızlıkları, bel kemiği ve merkezi sinir sistemi bozukluklarının görülmesi durumunda alt ıslatma meydana gelmektedir.
  • Aşırı yorgunluk ya da yatmadan önce çok fazla sıvı tüketerek tuvalet ihtiyacının giderilmemesi bu soruna neden olmaktadır.

Tavisye Kitap;

Online Öğrenci Koçluğu ile Başarıyı Yakalayın

Öğrencilerin kendilerini tanımaları, güçlü yanlarını ve yeteneklerini keşfetmelerini, hedef koymalarını sağlamaya ve kaynaklarını daha iyi kullanabilmelerine yönelik , yol haritası ve eylem planı yapmalarına  destek sağlayan hizmettir.

Tamamen kişinin özelinde oluşturulacak, gizlilik ve etik değerler çerçevesinde sunulan bir programdır. Katılımcıların durum değerlendirmesini yaparak;

  • Öğrencinin okul başarısını artırmayı,
  • Kendine uygun hedefler seçmesini,
  • Etkin çalışmayı öğrenmesini,
  • Zamanı önceliklerini seçerek kullanmasını,
  • Güçlü yönlerini açığa çıkartması ve kullanmasını,
  • Doğru iletişim kurmasını,
  • Kendine güvenini geliştirmesini hedefler.

Her birey başarılı olmak hayallerini gerçekleştirmek ister. Başarılı olmak için, açık, net ve ulaşılabilir hedefler belirlemeli, belirlenen hedeflere odaklanmalı ve hedefleri gerçekleştirmek için azimli olunmalıdır. Hedef belirlemeden başarılı olmak zordur.

Hedefini belirlemiş olmak bir ayrıcalıktır. Yaşam anlamlı hale gelir. Hedef belirlemek kolay bir iş değildir. Hedefinizi belirlediğinizde, sizi boğan sisler dağılıverir. Güneşin pırıl, pırıl aydınlattığı bir yolda yürüyüşe çıkmaktır gerisi. Hele birde tutkuyla bağlandıysanız hedeflerinize, kim tutar sizi…

Öğrenci Koçluğu ne sağlar?
Öğrenci kimliğindeki bireyin, okul yaşamını ve hayatının diğer alanlarını düzenlemesinde çözüm yaratıcı yaklaşımlarda bulunur. Öğrencinin, içsel dünyasında farkındalığını arttırır. Ders ve okul başarısının yanı sıra, hayat başarısı konusunda yardımcı olur, yön gösterir. Yeni bakış açıları geliştirerek kendini daha iyiye taşımasına yardımcı olur.

Aile’ye ne sağlar?

Öğrenci, beklentilerini ve ulaşmak istediği sonucu gerçekleştirmesinde sorumluluk geliştirmelidir. Ancak, aile etkileşimi, bu sorumluluğun paylaşımında önem kazanmaktadır. Başarı bir takım oyunudur. Ebeveynin davranış ve yaklaşımı, onun başarısında önemli bir faktördür. Bugüne kadar öğrencilerle başarı odaklı uygulanan çalışmalarda, başarının tam olarak oluşturulması için ailenin yardım ve desteğine ihtiyaç duyduğumuz yönündedir.

Öğrenci, çocukluk ve ergenlik döneminde duygusal bir süreci yaşadığından, doğal olarak duygusal tepkiler vermekte, ebeveynin mesajlarını, davranışlarını önemsemektedir.

Ailenin destekleyen tutumuna birinci sırada ihtiyaç duymaktadır. Etkin aile ortamında iletişim ve ilişkilerin kalitesini arttırmak hepimizin sorumluluğudur. Özellikle çocukların ergen dönemlerinde onları anlamak ve etkin bir paylaşım ortamı yaratmak önem taşır. Hele sınav stresinin de yaşandığı bir süreçte onlara destek olacak yaklaşımlar, başarı için kaçınılmazdır.

Başarı, sadece öğrencinin değil, ailenin de içinde olduğu bir takım oyunudur. Ve hayat başarısına giden yolda okul başarısı önem taşır. Bunun bilincindeyiz ve çocuklarımızı başarıya programlarken, onlarla aile içi iletişim ve ilişkileri de önemsiyoruz. Aile içinde birbirimizle olan ilişkimiz ne kadar sağlıklı ve iyi ise, aldığımız sonuçlar da o kadar mutluluk verici olacaktır.

Anne, baba ve çocuk hep birlikte ekip ruhuyla hareket etmek, sinerji yaratmak, baş başa vererek sorunlarla baş etmek, çözümsel yaklaşımlar geliştirmek ve pozitif iletişim dilini gerçekleştirmek.

Hedefimiz;

Öğrenci ile etkin bir iletişim ile kendisini tanıması ve tanımlamasını sağlamak,
Doğru sorularla yönlendirme ve farkındalık geliştirme becerisini artırmak,
Eğlenerek öğrenme (öğretme), yaratıcılık geliştirme ortamları yaratmak,
Aileye (öğrenci ebeveynlerine) farkındalık çalışmaları ile yaşanan ortak sorunlara yönelik çözümsel yaklaşımlar, yöntem ve uygulamalar sunmak,
Etkin bir paylaşım ortamı yaratmak için gereken sağlıklı davranış ve yaklaşımlar konusunda farkındalık oluşturmasına yardımcı olmak,
Aile ile öğrenci arasındaki bağları güçlendirmek, evdeki huzuru, etkileşim ortamını arttırmak,
İlköğretim, Lise ve Üniversite Öğrencileri için Gelecek Planı

“Her insan eşsizdir ve ihtiyacı olan bütün kaynaklara sahiptir.”

3 ayrı bakış açısı ile ışık tutmaya çalışıyoruz.

  • Keşif ve gelecek odaklı,
  • Konsantrasyon geliştirme,
  • Çözüm odaklı koçluk,

Pek çok insan sınavlarda heyecanlanır, sınav kaygısı yaşar. Kendinizi yönetebilirseniz bir miktar kaygı iyidir, performansınızı arttırır ve sizi motive eder.

Ne istediğinizi ve neler yapacağınızı biliyor olmak ise size güç verir.

“Kendine En Uygun Alan/Bölüm ve Meslek Seçimi için“

Kendiniz için en doğru seçimi yapmak için ise açık, net ve ulaşılabilir hedefler belirlemeli, belirlenen hedeflere odaklanmalı ve hedefleri gerçekleştirmek için azimli olmalısınız.

“Önemli olan nerede olduğumuz değil, nerede olmak istediğimizdir.”

  1. Önemli olan çok çalışmak değil, doğru ve etkili çalışmaktır.
  2. Önemli olan sadece sınav ve okul başarısı değil, hayat başarısıdır.
  3. Önemli olan hırslanarak yarışmak değil, kendimizi tanıyarak, kendi gücümüzü kullanmaktır.
  4. Çünkü; kendini daha iyiye taşıyan herkes yarışın birincisidir.
  5. Önemli olan başkalarının istediği gibi biri olmak değil, içimizdeki cevheri ortaya çıkarabilmektir.
  6. Önemli olan öğrenmek değil, öğrendiklerimizi uygulayabilmek, gerçekten olmak istediğimiz insan olabilmektir.
  7. Her birimiz, içinde büyük bir potansiyel ile doğarız. Bu potansiyeli fark ederek ortaya çıkarmak, öğrenci koçluğu çalışmasının özünü oluşturur.

Her öğrenci kendi içinde farklı algılama, görüş, öğrenme biçimi ve davranış biçimine sahiptir.

Her birey, farklı ihtiyaçlar ve çözümsel yaklaşımlar içinde yön bulur.

Ona öğüt vererek, nasihat ederek bunu yapamayız. Ona doğru sorular sorarak, kendi cevaplarıyla kendi yönünü bulmasına yardımcı olabiliriz.

Biz, öğrencilerimizin kendi başarılarını oluşturmasında onlara yol arkadaşlığı yapmak için yola çıktık.

Öğrenci Koçluğu çalışması, danışman (koç) ile danışan arasında gerçekleşir.

İlk görüşmede öğrenci koçu ile birlikte öğrenci birbirlerini tanırlar, çalışma konusu olacak ihtiyaçları belirlerler. Ve bu doğrultuda çalışırlar.

Öğrencinin ilk adımda istekli olması, tanımlanan, ortaya konulan durumu “halletmek” istemesi önemlidir.

Koçluk teknik ve yöntemleri, çözüm odaklıdır. Ve bu çözümü, çalışma süreci içinde kişi (öğrenci) kendi kaynaklarıyla bulur.

Öğrenci Koçluğu hizmetimizden yararlanmayı düşünen öğrencilerimizin aşağıdaki soruları kendilerine sormalarını öneriyoruz.

Sorulara verdiğiniz cevaplara bakın ve bu durumu değiştirmek istiyorsanız, bizimle tanışabilirsiniz. Kendinize bu konuda bir şans verin ve sadece tanışın.

Sonrasına siz kendi özgür iradenizle karar verin.

Konsantrasyonunuz yeterli mi? Daha iyi odaklanmak ister misiniz?

Keyifli olarak başarıya odaklanmak ister misiniz?

Sınav stresi ve kaygısı yaşıyorsanız, kontrol gücü sizde olsun ister misiniz?

Hedefinizi netleştirmek ve ne istediğinize tam olarak karar vermek ister misiniz?

Başkalarının sizi kontrol etmesi yerine, siz kendi kendinizi kontrol etmek, yönetmek ister misiniz?

onlineterapim-ogrenci-egitim-danismanligi

Profesyonel Eğitim ve Öğrenci Danışmanlığı Desteği Almak İçin Randevu Alınız.

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Adana öğrenci koçu, Adıyaman öğrenci koçu, Afyonkarahisar öğrenci koçu, Ağrı öğrenci koçu, Amasya öğrenci koçu, Ankara öğrenci koçu, Antalya öğrenci koçu, Artvin öğrenci koçu, Aydın öğrenci koçu, Balıkesir öğrenci koçu, Bilecik öğrenci koçu, Bingöl öğrenci koçu, Bitlis öğrenci koçu, Bolu öğrenci koçu, Burdur öğrenci koçu, Bursa öğrenci koçu, Çanakkale öğrenci koçu, Çankırı öğrenci koçu, Çorum öğrenci koçu, Denizli öğrenci koçu, Diyarbakır öğrenci koçu, Edirne öğrenci koçu, Elâzığ öğrenci koçu, Erzincan öğrenci koçu, Erzurum öğrenci koçu, Eskişehir öğrenci koçu, Gaziantep öğrenci koçu, Giresun öğrenci koçu, Gümüşhane öğrenci koçu, Hakkâri öğrenci koçu, Hatay öğrenci koçu, Isparta öğrenci koçu, Mersin öğrenci koçu, İstanbul öğrenci koçu, İzmir öğrenci koçu, Kars öğrenci koçu, Kastamonu öğrenci koçu, Kayseri öğrenci koçu, Kırklareli öğrenci koçu, Kırşehir öğrenci koçu, Kocaeli öğrenci koçu, Konya öğrenci koçu, Kütahya öğrenci koçu, Malatya öğrenci koçu, Manisa öğrenci koçu, Kahramanmaraş öğrenci koçu, Mardin öğrenci koçu, Muğla öğrenci koçu, Muş öğrenci koçu, Nevşehir öğrenci koçu, Niğde öğrenci koçu, Ordu öğrenci koçu, Rize öğrenci koçu, Sakarya öğrenci koçu, Samsun öğrenci koçu, Siirt öğrenci koçu, Sinop öğrenci koçu, Sivas öğrenci koçu, Tekirdağ öğrenci koçu, Tokat öğrenci koçu, Trabzon öğrenci koçu, Tunceli öğrenci koçu, Şanlıurfa öğrenci koçu, Uşak öğrenci koçu, Van öğrenci koçu, Yozgat öğrenci koçu, Zonguldak öğrenci koçu, Aksaray öğrenci koçu, Bayburt öğrenci koçu, Karaman öğrenci koçu, Kırıkkale öğrenci koçu, Batman öğrenci koçu, Şırnak öğrenci koçu, Bartın öğrenci koçu, Ardahan öğrenci koçu, Iğdır öğrenci koçu, Yalova öğrenci koçu, Karabük öğrenci koçu, Kilis öğrenci koçu, Osmaniye öğrenci koçu, Düzce öğrenci koçu 

Öğrenci Neden Bir Gruba Üye Olur?

Grup tarafından beğenilmeyenler, grup kurallarına, en az uyumu göstermişlerdir. Grup onlar için anlamını tamamen kaybetmiştir. Çünkü reddedilmişlerdir. Grup normlarına uyma veya uymamanın onlara bir şey kaybettirmeyeceğinin farkındadırlar.

İnsanlar gruba kabul edilinceye kadar kurallara en azami şekilde uyum göstermeye çalışırlar. Kabul edildikten sonra bir dereceye kadar grup kurallarından bağımsız bir şekilde hareket etmeye başlarlar veya böyle bir düşünce içine girerler.

Grup tarafından tamamen reddedilenler grup kurallarına önem vermemelerine rağmen, yine de gruptan atılmamak için itaat türünde dahi olsa bir dereceye kadar uyma davranışları sergilemişlerdir. Burada şöyle bir soru akla gelmektedir. “İnsanlar değer vermedikleri gruplarda neden kalmak isterler?” Bu soruya cevap bulmak için birçok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalarda şu sonuçlar alınmıştır.

Öğrenci Neden Bir Gruba Üye Olur?

  1. Güvenlik:Birçok insan, gerçek ya da hayal ürünü dış tehditlerden korunmaya ihtiyaç duyar. Üyesi olduğu grup, bireyin güvenlik duygusunu artırır. Örneğin, patron tarafından azarlanma, kovulma veya yalnız kalma endişesi bireyin karşılaşabileceği tehditler arasındadır. Grup, bu tür tehditlere karşı bireyi koruyabilmektedir.
  2. Sosyal İhtiyaçlar:Motivasyon kuramları ve temel kişilik kuramları bireylerin güçlü sosyal ihtiyaçlara sahip olduklarını göstermektedir. Bireylerin sosyal varlık olmaları, onların ilişkiler kurmalarını ve anlamlı dostluklar edinmelerini sağlar. Gruplar ise, bireylerin arkadaşlık kurabilecekleri ortamların oluşmasına yardımcı olurlar.
  3. Özsaygı:Gruptaki üyelik ilişkisi, bireylerin öz saygılarını geliştirmelerinde yardımcı olur. İnsanlar, saygın gruplarla arkadaşlık etmekten gurur duyarlar.
  4. Ekonomik ihtiyaçlar:İnsanlar kendi ekonomik ihtiyaçlarını karşılayabilmek için gruplar oluştururlar. İş ortaklıkları buna örnek olabilir.
  5. Ortak ilgiler:Bazı gruplar, grup üyelerinin ortak ilgileri doğrultusunda, ortak amaçlar için oluşurlar. Tek başına yapılması mümkün olmayan işler, ilgililer tarafından birleştirilip grup oluşturularak yapılması mümkün hale getirilebilir.

    Grubun Bireye Olumsuz Etkileri.

    Çeşitli sorunları çözmede grup eğilimi ile birey eğilimini karşılaştıran bazı araştırmalar, grubun daha çok riskli çözümleri benimsediğini doğrulamıştır.

    Çünkü grup içinde üyelere risk içeren çözümler hakkında birçok bilgi sunulmaktadır. Bu da üyelerin hiç çekinmeden riskli çözümlere yönelmelerini sağlamaktadır. Başka bir deyişle, riske girme eğiliminde olan insanlar grup içinde daha etkili olarak, yani risk alma konusunda diğer insanları ikna ederek riskli çözümleri benimsemelerine yardımcı olmaktadırlar.

    Grup içinde insanların riskli çözümleri benimsemelerinin nedenlerinden biri de, sorumluluğun paylaşılmasıdır. Yani grup içinde verilen kararın veya davranışın sorumluluğu yalnızca bir kişiye değil bütün gruba aittir. Bu da insanları riskli çözümleri benimseme konusunda cesaretlendirir.

    Ama kişi tek başına olduğunda riskli bir karar vermek istediğinde bütün sorumluluğun kendisine ait olacağını düşüneceğinden, riske girme cesaretini pek gösteremez.

    Grubun riskli kararlar almasında kültürel değerler de önemli bir etkendir.

Problemli Öğrenci Yoktur Problemi Olan Öğrenci Vardır

Problemli öğrenci konusunda önemli olan bu tür davranışların nedenlerinden çok, sınıf öğretmenin, sınıf ortamını olumsuz etkileyen bu davranışlar karşısında nasıl bir yol izleyeceğidir. Aslında öğrencinin sahip olduğu problem vardır. Öğrenci tamamen problem değildir.

Ancak bu şekilde öğretmen, sınıf içinde karşılaşılan problemlerle (nedeni ne olursa olsun) baş edebilir.

Öğretmenlerin unutmaması gereken, sınıf içindeki problem davranışların üstesinden gelmede, kontrolün kendilerinde olduğudur.

Anne-babaların çocuklarının sınıf içindeki problem davranışlarından sorumlu tutulması veya onlardan bu konuda bir şey yapmalarım beklemek çok da fazla çözüm sağlamayacaktır.

Sınıf öğretmenlerinin problem davranışlar karşısında neler yapılabileceğini bilmesi, olumlu sınıf ortamının sağlanması ve eğitim-öğretim amaçlarının gerçekleştirilebilmesi için birincil koşuldur.

Sonuç olarak sınıf öğretmeni olarak nasıl bir sınıf ortamına sahip olmak, öğrencilerinizin nasıl bir öğretmen modeli görmesin! istiyorsanız sınıfınızı o şekilde yönetmelisiniz.

Hep olumsuzlukları gören yakalayan, ceza veren, öğrencilerim hep eleştiren, tutarsız davranan bir model mi, yoksa olumlu davranışları fark edip, takdir eden, adil, tutarlı olumlu bir model olmayı mı seçiyorsunuz?

Unutmayınız ki öğrettiklerinizden çok davranışlarınızla kalacaksınız öğrencilerinizin belleğinde ve en önemli sorumluluğunuz onlara nasıl bir model olduğunuzdur.

Eğitimciler olarak okul ve sınıf ortamlarında davranış değişiklikleri gerçekleştirmek için elimizde sihirli, mucizevi bir çözüm yok.

Nedeni ne olursa olsun karşılaştığımız problemlerle baş etmede tek gücümüz bizim bu problemler karşısında izleyeceğimiz yoldur.

Çantasının ağırlığı en fazla ne kadar olmalı!

Uzmanlar bel ve boyun fıtığı yaşının giderek düştüğünü ve ağır okul çantasının omurgada kalıcı hasar bırakabildiğini belirtiyor. Peki, çocukların çantalarının ağırlığı ne kadar olmalı?

Bel ve boyun fıtığının günümüzde ilk-orta-lise öğrencileri arasında görülme sıklığı artmaktadır.

Ağır çantalar çocuklarda omurga eğriliklerine sebep oluyor. Küçük yaşlarda omurgada oluşan eğriliklerin kronik boyun, omuz, sırt ve bel ağrılarına, kamburluk, bel-boyun bölgesinde kireçlenmelere, omuzlardaki düşüklük ve öne eğrilik sebebiyle bu bölgelerden geçen damar ve sinir sıkışmalarına, hatta bel ve boyun fıtıklarına yol açtığını söylüyor.

Uzmanlar, uzun süre hareketsiz kalan çocukların kas gelişimi yetersiz olacağından omurgaya binen yükü azaltmak için, ebeveynleri çocuklarını mutlaka spora yönlendirilmeleri konusunda uyarıyor.

Peki, bir çocuğun çantasının ağırlığı en fazla ne kadar olmalı?

Uzmanlar, Sırt çantaları, okul çağlarındaki çocuklarda en çok karşılaşılan yüklenme sebebidir. Ağır kaldırmak omurgaları aşırı stres ile zorlar. Bu stres, çocuklarda henüz gelişmekte olan eklem, kas ve bağ dokularında gerginliğe ve dolayısıyla ağrılara sebep olur. Bunun için sırt çantaları, çocuk vücut ağırlığının yüzde 10’undan az olmalıdır.

Okul çantası ve ağırlığı hakkındaki tavsiyeleri şöyle: “Ağırlık çanta içerisinde uygun dağıtılmalı, çanta askıları geniş ve destekli olmalı, bel desteği, bel kemeri gibi kısımları bulunmalı, mümkünse tekerlekli okul çantaları kullanılmalıdır.”

Çocuklara dizden eğilerek doğru ağırlık kaldırmanın öğretilmesi gerekmektedir. Öğretmen ve veliler bu konuda titiz davranıp çocukları sık sık ikaz etmelidir. Elektronik cihaz kullanılması ilköğretim çağındaki çocuklarda sınırlandırılmalıdır.

Bel ve boyun fıtığının görülme yaşı giderek düşmektedir. Bunun için ailelerin, öğretmenlerin ve öğrencilerin çok dikkatli olması lazım. Bir rahatsızlıkla karşılaşıldığında hekime müracaat edilmelidir.

Okulda başarısızlık depresyon habercisi

Çocuklarda görülen depresyon, yetişkinlere nazaran daha ağır geçiyor. Yapılan araştırmalar çocuklardaki depresyonun en belirgin özelliğinin suçluluk duygusu olduğunu belirtiyor. Bu nedenle ailelerin depresyon yaşayan çocukları suçlayıcı davranışlarda bulunmamaları gerekiyor. Uzmanlar, “Bir çocuğun depresyona girmesinde ailenin etkisi büyüktür. Özellikle aile içi çatışmalar, çocuk ve ergenlerde depresyon riskini arttıran en önemli etkenlerin başında gelir” diyor.

ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ ÇÖKÜNTÜ YARATIYOR

Ailenin, çocuğun depresyona girmesinde büyük etkisi vardır. Özellikle aile içi çatışmalar, çocuk ve ergenlerde depresyon riskini arttıran etkenlerin başında geliyor. Çözüm zorlaştıkça depresyon artıyor. Anne ya da babası depresyonda olan çocuklar, diğerlerine göre daha fazla risk altında. Okul başarısızlığı da, depresyonu etkiliyor. Genellikle okulda başarı yakalayamayan çocuk, çöküntü yaşayarak depresyona giriyor. Günümüzde kendine güveni az olan, kendini beğenmeyip başarısız bulan çocukların da depresyona yakalanma oranları yüksek. Psikiyatride benlik saygısının düşüklüğü olarak tanımlanan bu durum, çocuğun depresyona yatkınlığını arttırıyor. Çocuğun yaşamını olumsuz etkileyen her türlü olay birer risk etmenidir. Boşanma, ölüm, hastalık, ağır ekonomik sıkıntılar gibi.

ANNEDEN AYRI KALAN BEBEK DEPRESYONA GİRER

Çocuklar bebeklikten itibaren her yaşta depresyona girebilir. Okul öncesi dönemde ilgisizlik, uykusuzluk ve kilo kaybı belirgindir. Bebeklik depresyonu ise farklıdır. Özellikle anneden ayrı kalma sonrası ortaya çıkan huzursuzluk, ağlamayı takiben beslenme bozukluğu, mide bağırsak sisteminde sorunlar ve son olarak içe kapanmaya varan bir sorun şeklinde ortaya çıkıyor. Bu durumda bebek çevre ile ilişkiyi tamamen keser. Duruşu, bakışı dikkat çekicidir. Anne kısa sürede geri dönerse, bebek düzelir. Yoksa kalıcı olur. Bebekken yetiştirme yurtlarına bırakılan çocuklarda depresyona sık rastlanır.

OKUL ÇAĞINDAKİ DEPRESYON, MUTLAKA GÖZLEMLENMELİ

Okul çağındaki çocuklarda depresyon belirtileri farklıdır. Aile, çocuğunu iyi bir şekilde gözlemlediği takdirde çocuğun azalan sosyal aktivitesi, huzursuz davranışları ve benzer belirtileri çocuğun depresyonda olduğunu gösterir. Depresyondaki çocukların kimisi ailesiyle iletişim halinde olur, üzüntü hissini, kendine zarar verme düşüncelerini, uyku bozukluklarını onlara anlatır. Kimi çocuklar ise hiçbir şekilde iletişim kurmaz, içine kapanır.

ERGENLİKTE UYUŞTURUCU VE ALKOL KULLANIMI, DEPRESYONA EŞLİK EDER

Ergenlik dönemindeki depresyon başlangıcı erişkin depresyonuna benzer. Bu dönemde uyuşturucu ve alkol kullanımı sıklıkla depresyona eşlik eder. Erişkin depresyonu için gerekli bazı tanı ölçütleri, çocuklar için de geçerlidir. Depresyonda olan kişinin dış görünümü değişim gösterir. Dışarıdan mutsuz, bakımsız, durgun, tedirgin hali dikkat çeker. Kişinin sosyal ilişkileri bozulur, konuşmaları yavaşlar. Hatta ağır durumlarda hiç konuşmazlar. Sık ağlama, özellikle sabahları yoğun olan kaygı, isteksizlik, zevk alamama, yakınlarına ilgisinde azalma ve bazen de çabuk öfkelenme durumu görülür. Unutkanlıktan yakınma çok sıktır ve unutkanlık, insanları en çok rahatsız eden bulgudur. Geçmişe pişmanlık duyma ve geleceğe umutsuz bakma, depresyonu işaret eder. Bu kişiler kendilerini suçlamaya eğilimli, kendine güveni ve saygısı azdır. Tüm bu duygular “ölsem de kurtulsam” ı yani intiharı getirebilir. Bu belirtilere iştahsızlık ve uyku azalması eşlik eder. Bazen de iştahta ve uyku isteğinde aşırı artma olabilir.

ÇOCUKLAR DA İNTİHAR ETMEYİ DÜŞÜNEBİLİR

Erişkinlerdeki depresif duygu durumu, içe kapanma, konuşmama gibi belirtiler görülürken, çocuklarda ise kolay kızma, bağırma şeklinde kendini gösterir. Erişkinlerde görülen aşırı iştah açılması çocuklarda da olabilir. Ancak erişkinlerde izlenen bulgulardan aşırı kilo kaybı yerine çocuklukta, gelişim dönemine göre beklenen kilo artışının olmayışı tanı için yeterlidir, çocuklarda kilo kaybetmesi koşulu aranmaz. Küçük çocuklarda üzgün yüz ifadesi, halüsinasyonlar, içine kapanma ve somatik belirtiler yani bedensel yakınmalar daha sık görülür. Depresyonda yaşla değişmeyen en önemli bulgular konsantrasyon bulguları, uykusuzluk ve intihar düşünceleridir. Her ne kadar intihar riski yaşla birlikte artsa da çok küçük çocuklarda bile olabilen bir risktir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Babaların eğitime katılımı çocukların başarısını arttırır

Anneler çocuklarının duygusal, babalar ise zihinsel gelişiminde çok büyük rol oynamaktadır. Babaların eğitime katılıp katılmamasının çocukların başarısını direk etkilemektedir.

Babanın eğitime katılması çocukların zihinsel gelişimi, annenin yükünün hafiflemesi, çocukların rol modeline sahip olmasının yanı sıra okula uyuma da katkı yapmaktadır.

Babaların çocuklarının eğitiminde daha fazla yer alması çocuklarda psikolojik özgüveni güçlendirerek başarıya direk katkı sağlayacaktır.

 

BABALAR ÇOCUKLARININ ZİHİNSEL GELİŞİMİNDE BÜYÜK ROL OYNAR

Annelerin çocuklarını daha koruyucu bir ortamda büyütmeye çalışır. Babalar ise biraz daha cesaret verici, biraz daha keşfedici oyunlarla çocuğun alanını, ufkunu biraz daha açtığı araştırmalarda ortaya çıkmaktadır. Bu da çocuğun dünyayı keşfetmesinde çok büyük ve önemli bir rol oynadığını açığa çıkarıyor. Anneler duygusal gelişimini, iyi bir baba çocuğun zihinsel gelişimini çok etkiliyor. Böylece aile atmosferi daha iyileşiyor. Ayrıca çocuğunun eğitimiyle ilgilenen babalar çocukları için ‘doğru model’ yani ilerisi için iyi bir babalık modeli olabiliyor. Her insan bir nevi anne babasından öğrendiğini bazen bilinçli, bazen bilinç dışı aktarıyor. Yani çocukların rol modele de ihtiyacı var. İyi bir babanın çocuğu iyi bir baba olabiliyor.

BABANIN VARLIĞI BİLE ÇOCUĞA GÜÇ VERİR

Babaların çocuklarının eğitimine eğilmeleri çocukların özellikle başarısına katkı sağlamakla beraber, çocuk daha fazla ilgi görüyor. Örneğin sporda, diğer çocukların aksine babası olmaksızın gelen çocuk kendisini değersiz görebilir. Babanın varlığı bile çocuğa aidiyet ve güç duygusu verebilir. İlgilenen babalar çocuğun eğitimini de teşvik edebiliyor.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Yeni Eğitim Öğretim Yılı Hayırlı Olsun

hayirliolsun-egitim

2016-2017 Eğitim ve Öğretim yılının başta değerli öğretmen ve kıymetli öğrencilerimiz olmak üzere eğitim camiasının tüm çalışanlarına ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Okula Yeni Başlayan Çocuğun Psikoloji Nasıldır

Okulun ilk günü ebeveyn ve çocuk için heyecanlı bir deneyimdir!

Her yıl okula başlama zamanı hem aileler hem de çocuklar için sevinç ve sıkıntıyı bir arada barındırır. Okula başlanan ilk günün her insan için özel bir hatırası vardır. Ev ortamının, sıcak, korunaklı, biricik olduğunu hissettiren yapısından çıkıp; hiç tanımadığı yaşıtlarının arasında, kural ve bilgilerle dolu bir yere girmek pek çok güçlüğü de beraberinde getirir. Çocuğunuzun hem psikolojik hem de davranışsal olarak sürece hazır olması, adaptasyon sürecini kolaylaştıracaktır.

İlkokula başlayacak olan birçok çocuk bazı endişelere sahiptir; “Okul dedikleri nasıl bir yerdir? Annem de okula gelecek mi? Oradaki çocuklar neler yapar? Neden okula gidiyorum? Okulda annem olmadan istediklerimi nasıl söyleyeceğim?”. Belirsizlik uzun vadede kaygı oluşturur; bu nedenle tüm soruların cevapları çocuğa okula başlamadan önce verilmeli ve gerekli açıklamalar yapılmalıdır. Çocuk, neyle karşılaşacağını bilmeli, yaşadığı zorluklar karşısında baş etme becerileri geliştirebilmelidir.

Okulun sadece ders yapılan bir yer olmadığı, orada da oyun oynayacağı, arkadaşları ve öğretmeni ile güzel vakit geçireceği ifade edilmelidir. Anne babalar, okula hazırlık sürecinde çocuğun “okul” algısında yanlış yorumlara neden olabilecek ifadeler kullanabiliyorlar. En sık karşılaştığımız örneklerden bazıları “artık sen büyüdün, okula gidiyorsun, bundan sonra her şey farklı olacak, bu kadar oyun oynamak yok artık” gibi ifadeler, çocuğun endişesini arttırmaktadır.

Okul ile ilgili çok uzun ve detaylı konuşmalar yapmamak, çocuğun kendi deneyimlerini yaşamasını beklemek ve anlatmak istediğinde onu dinlemeniz yararlı olacaktır. Gün içerisinde sık sık bu konuşmaların yapılması çocuğu sıkabilir ve endişelerini arttırabilir.

Okulun ilk günü hem aile hem de çocuk için heyecanlı bir deneyim olacaktır. Çocuğunuz ilk gün ağlayabilir. Ağlama, iletişim yöntemidir ve normaldir.

 

İlk gün ile ilgili küçük tüyolar;

– Çocuğunuz sizin duygularınızı ayna gibi yansıtır. Sizin ne hissettiğinizi anlamaya çalışacak ve sık sık yüz ifadelerinizi kontrol edecektir. Duygularınızı kontrollü yaşar ve soğukkanlı olursanız; çocuğunuzda bir o kadar rahatlayacaktır.

– Okul hakkında kısa ve genel bilgilendirmeler yapın. Okul binasını ve kullanım alanlarını gezdirin. Lavabo, kantin, sınıflar vs.

– Vedalaşmayı kısa tutun. Ağlamanın sizi geri döndüren bir yöntem olduğunu keşfetmesin. Bazı anne-babaların saatlerce okulun bahçesinde ve sınıf kapısında beklediği görülmektedir. Bu durum uyum sürecinin, süresini uzatır. Siz, her an ulaşabileceği biryerde bulunduğunuz sürece kaygı duygusu tetiklenecektir.

– Kol saati kullanın. Çocuğunuzun koluna okulun başlangıç ve bitiş zamanlarını gösterebilceğiniz bir kol saati taktığınızda; belirsizliği hafifletmiş ve onu rahatlatmış olursunuz.

– Çocuğunuzu söylediğiniz vakitte okuldan almaya özen gösterin.

– Okul hakkında konuşmak istediğinde sizinle gün içinde yaptıklarını paylaşacaktır. Onu ilk gördüğünüz andan itibaren soru yağmuruna tutmayın. ”günün nasıl geçti?” gibi genel bir soruyla onun anlatmasını teşvik edebilirsiniz.

Okul sendromunun hızlı şekilde atlatılabilmesi, çocuğun istikrarlı bir şekilde okula devam etmesiyle sağlanır. Okula gitmemek ya da geç gitmek konusunda taviz vermeyin. Mümkün olduğunca okul ve sınıf değiştirmeyi düşünmeyin. Cesaretlendirici konuşmalar yapın. Bir süre sonra kendiliğinden ağlama ve yakınma belirtilerinin azaldığını göreceksiniz. Tüm bu zorlu süreçte çocuğumuz yeni bir dünyaya adım atarken onun korkularını anlayarak, iletişime açık bir şekilde ve stresle baş etme yöntemlerini öğreterek okul yıllarına daha kolay alışmasını sağlayabiliriz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Çocuğum Büyüyünce Ne Olmalı?

Yaptığım işi sevmiyorum, diyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Mutsuzluğun faturası her daim üniversite tercihlerine kesilse de en büyük sorun, ebeveynlerin küçük yaşlarda çocukları yanlış yönlendirmesinde. Uzmanlar gelişim sürecinde yapılan ‘iyi gözlem’in mesleki kararsızlıkları ortadan kaldıracağını söylüyor.

Bir öğrenci üniversiteyi yarıda bırakıp sınava giriyor, başka bir öğrencinin dilinde, “Okuduğum bölümü sevmiyorum…” cümlesi. Birler bir araya gelince kalabalık bir kitle oluşuyor. Yaptığı işi sevmeyen, mutsuz, keşke kelimesini sık sık kullanan bir kitle. Bu durum masaya yatırılırken karşımıza her zaman üniversite tercihleri çıksa da asıl sorun, bireyin küçük yaşlarda yanlış yönlendirilmesinde.

Anne-baba çocuğunu gözlemlemeli (özellikle anaokulunda ve ilköğretim birinci kademede), kendini geliştirebileceği alana yönlendirmeli. Kas gelişimi iyi olan bir çocuk spora, el beceresi gelişmiş bir çocuk el sanatlarına yönlendirilirse (bir de severek ilgileniyorlarsa) ilerde başarılı olma ihtimali oldukça yüksek. Ancak şu ayrıntıyı göz önünde bulundurmak lazım: “Her çocuğun kişisel özellikleri farklı. Çocuk kardeşiyle bile kıyaslanmamalı.”

Bu aşamada ebeveynin gözlemi ve çocuğu doğru alana yönlendirmesi yeterli değil. Ona hareket alanı tanımalı, alanını çeşitlendirmeli. Çocuk farklı şeyleri dener, aile sürekli gözlemler. İlgi alanı ve yeteneğine göre de kendini yetiştirmesi sağlanır. Çocuk iyi resim çiziyorsa resim kursuna gönderilir, müzik kulağı iyiyse bir enstrüman alınır. Bunun için illa büyük paralar harcanarak özel hocalar tutulmasına gerek yok. Örneğin bir çocuğun görsel hafızası çok iyi. Ebeveyn bir legoyla gelişimine katkıda bulanabilir. Legoya para vermek istenmiyorsa bir gazeteyi parçalayıp lego gibi kullanabilir.

Bu konuda dikkat edilmesi gereken başka bir nokta daha var: Proje çocuk… Aile her yönüyle donanımlı olsun diye bale, basketbol, tiyatro vb. kurslara gönderirse çocuk tempoyu kaldıramaz. Hatta istekli değilse bir süre sonra bunlardan nefret eder, büyüyünce bu tür sosyal aktivitelerle arasına mesafe koyar. Ailenin kafasında çocuğu için meslek belirlemesi yanlış. Çocuğun yeteneklerini göz ardı edip buna yönelik yetiştirirse onu, mutsuz bir birey daha dâhil olur aramıza. İyi bir iş sahibi ama mutsuz bir birey.

Günümüzde doktor olup keşke mühendis olsaydım.” diyen kişilerin sayısındaki artışı buna bağlıyor. Çünkü ailelerde mesleki sınıflar var. Çocuk ‘doktor olsun, mühendis olsun’ yeter. Yeteneği ya da isteği önemli değil bu düşünce yanlışlığına düşmemek lazım. Bunun için “Doktor olmak huzurlu olmak demek değildir. Seçimlerde çocuğa da söz hakkı tanınmalı. Ebeveyn çocuğun yeteneklerini keşfedip rehberlik etmeli. Farklı kabiliyetleri varsa bunu geliştirmek için (Teknik lisede olabilir) yönlendirilmeli.

Erken Teşhis Hayat Kurtarır!

Çocuğun rol modelleri sürekli değişiyor. Bir şeyler anlatırken sunucu olmak, hasta olduğunda doktor olmak isteyebilir. Özellikle ergenlik döneminde kararsızlık artar. Üniversite çağına geldiğinde mantıklı kararlar vermeye başlar. Çocuktaki bu değişim oldukça normal. Önemli olan geçiş dönemlerinde (ortaokulu bitirirken, üniversiteye başlarken) çocuğa doğru rehberlik hizmeti vermek. Yetenekler ne kadar erken teşhis edilirse o kadar iyi. Anaokulunda ve ilköğretimde öğretmenlerle iyi iletişim kurup çocuğun eğilimlerini tespit etmek gerekiyor. Bunun için bazı testlerden de faydalanılabilir. Özel merkezlerde zeka, mesleki eğitim, temel kabiliyet testi yapılıyor. Temel hedef çocuğun dil yeteneğini, akıl yürütme becerilerini vb. çözmek.

 

Çocuğunuzun Akademik Gelişimini Bir Eğitim Danışmanı Tarafından Takip Edilmesini İstiyorsanız Eğitim Danışmanından Randevu Alınız.

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Kulaktan Dolma Bilgilerle Çocuk Yetiştirilmez

Doğru Sanılan Yanlışlar

Çocuk yetiştirirken çevredekilerin tavsiyeleri, kulaktan dolma bilgiler anne-babaları yanlış yönlendirebiliyor. Annelerin doğru bildiği yanlışları sıralayacak olusak;

• Bebek kucağa fazla alınmaz, alınırsa kucağa alışır!
Yenidoğan bebeğinizi emzirmek, altını değiştirmek, sevmek, okşamak, konuşmak için kucağınıza almalısınız. Anne ile bebek arasında kurulacak sevgi ve güven bağı için bu çok önemlidir. İstekleri karşılanan, sevgi ve güven hisseden bebeğinizi daha ileri dönemlerde uyku, beslenme gibi durumlar için belirli bir düzene alıştırmak daha kolay sağlanır. Özellikle ilk üç ay bebeğinizi sık sık kucağınıza alın.

• Şişman çocuk sağlıklıdır!
Şişmanlık sağlık değil, sağlıksızlık göstergesidir. Hem çocukluk çağı hem de erişkin dönem için hipertansiyon, damar sertliği, şeker hastalığı, ortopedik bozukluklar, pişik, solunum yolu enfeksiyonları, psikolojik bozukluklar gibi birçok hastalıkla ilişkisi saptanmıştır. Dengeli beslenen çocuk zayıf da olsa sağlıklıdır.

• Dondurma hasta eder!
Dondurma gibi serinletici yiyecekler sağlık kurallarına uygun olarak hazırlandıktan sonra, üretim ve son kullanma tarihlerine dikkat edilerek tüketilmelidir. Dondurma, yemeklerden sonra verilmelidir. Böylece hem çocuğun iştahının kapanmasına neden olmaz hem de boş midede soğuk besinin yol açabileceği karın ağrıları görülmez. Yavaş yavaş ve yalayarak yenilir ve beraberinde su içilir ise boğaz ağrısı veya tahrişine yol açmaz.

• Çocuğu üşütmemek için kalın giydirmek gerekir!
Çocukları üşüteceği endişesi ile kalın giydirmek, sarıp sarmalamak terlemelerine ve hastalanmalarına yol açar.

• Banyo yaparsa üşütür!
Çocuklar banyo yapmaktan hasta olmaz. Hasta çocuk bile banyo yaptığında tıkalı burnu açılır, vücudundan ter ve toksinler atılır. Sadece hastalık dönemlerinde uzun banyo yapılmamalıdır.

• İştah açıcı şurup işe yarar!
Vitamin şuruplarının iştah açtığı hazırlayıcı firmalar tarafından sıklıkla vurgulanmaktadır. İyi beslenmeme nedeniyle bazı çocuklarda yeterli büyüme sağlanamıyor ise, hekim önerisi ve kontrolü ile bazı vitamin ilaçlarını kullanmak gerekebilir. Alerji ilaçları ve hormonlu ilaçlar yan etki olarak iştah artışı yaparlar. Bu nedenle çocuklarda uzun süreli bu ilaçları kullanmak önerilmemektedir.

• Soğuk algınlığı mı, üşütme mi?
Soğuk algınlığı, toplumda en sık görülen üst solunum yolu enfeksiyonu hastalığıdır. Sıklıkla hava değişim dönemlerinde görülen bu hastalığa neden olan 100’den fazla virüs vardır. Hasta kişilerin hapşırıp–öksürmesi ile havaya karışan mikroplar, sağlam kişilere burun, ağız ve göz aracılığı ile bulaşır. Yuva, kreş, okul çocuklarında salya, sümük ile temas etmiş eller, oyuncaklar, yüzeylere dokunma yolu ile de bulaşma olur. Açık havada, rüzgarda kalıp üşütmek ile ilgisi yoktur.

• Midesini üşüttü diye kusuyor!
Mide ve bağırsak hastalıkları virüs ya da bakterilerle oluşur. Soğukta kalma sonucu oluşmaz. Karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal, gaz çıkarma gibi belirtilerle seyreder.

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Üstün Zekalı Çocuğun Eğitimi Nasıl Olmalı

Anne ve baba olarak, üstün zekalı çocuğunuza yapabileceğiniz en büyük yardım onun, normal gelişim gösteren çocuklardan farklı olmadığını, sadece çeşitli yönlerden daha şanslı olduğunu kabul etmek.

Anne ve baba olarak, üstün zekalı çocuğunuza yapabileceğiniz en büyük yardım onun, normal gelişim gösteren çocuklardan farklı olmadığını, sadece çeşitli yönlerden daha şanslı olduğunu kabul etmek. Üstün zekalı çocuğunuzun da diğerleri gibi oyun oynamaya, sevgiye, anlayışa, şevkate, kirlenmeye, yaramazlık yapmaya, dilediği gibi yeme ve eğlenmeye ihtiyacı var. Ondan ileri zeka düzeyinde diye 1-2 yaş ileride davranışlar sergilemesini beklemek doğru olmayacaktır.

Onlar İçin Neler Yapabiliriz?

Üstün zekalı çocuğun yeteneklerini besleyip, geliştirmelerine yardımcı olacak nitelikte araç ve gereçleri temin etmekle birlikte her yönden örnek bir insan olarak yetişmelerini sağlamalıyız. Okul öncesi dönemdeki çocuğunuz için çeşitli oyuncakları evinizde sağlayamıyorsanız, ana okullarında onların türlü yetenekleri ve fiziksel güçlerine uyumlu oyunlar, temsiller ve halk danslarıyla bu ihtiyacı olumlu bir şekilde karşılanacaktır.

 

Çevrenizde ana okulu bulunmayabilir ya da aile bütçeniz uygun olmayabilir. Bu durumda fazla masraf yapmadan alınacak kitaplarla hikaye anlatımları, sulu boya ve renkli kalemlerle resim çizdirme ve iş kağıtlarıyla farklı etkinliklerle çocuğunuza hem öğretici hem de yaratıcı zaman dilimleri yaratabilirsiniz. Bu faaliyetlerle çocuğunuzun yaratıcılığını ve imgeleme güçlerini besleyerek, geliştirebilirsiniz.

 

Üstün zekalı çocukların okula başladıktan sonra da özel etkinliklere ihtiyacı var. Günlük etkinlikler arasında müzik ve resim dersleri de yer almalı.

 

Üstün zekalı çocuğumuzun günlük etkinlikleri arasında müzik ve resmin yer alması çok önemli. Güzel sanatlar alanında dersler veren dershanelerden yararlanabilirsiniz. Ücretli veya durumunuza göre ücretsiz ziyaret edilebilen müzeler, ucuz biletli konser ve tiyatrolar, okul ve üniversite gezileri, üstün yetenekli çocukların öğrenme isteklerini besleyip geliştirebilir.

 

Çeşitli iş alanlarına saygı göstererek de çocuğumuzun yeteneklerinin gelişmesine yardımcı olabiliriz. Örneğin, matematikten hoşlanmasak veya büyük ressamların çatı ve tavan aralarında ömür tüketen kimseler olduğunu bilsek de çeşitliliği ve farklılıkları öğrenmesi adına bu meslek hakkında bilgiler verirken negatif bir anlatımdan kaçınmalıyız.

 

Çocuğun dengeli bir yaşama ihtiyacı var. Tek bir oyunu oynayan veya tek bir alan içinde sıkışıp kalan çocukların bütün çalışma ve boş zamanlarını değişik alanlara yöneltmelerini istemeliyiz. Çocuk kafasını çalıştırdığı zaman bedenini de çalıştırmalı, farklı oyunlara ve etkinliklere katılmalıdır. Çocuklarımızı tek yönlü kişiler olmaktan kurtarmak için değişik ilgi alanlarına yönlendirmeliyiz.

 

Çocuğunuzun biri üstün zekalı, diğerleri normal zekalı olduğu durumlarda size daha fazla sorumluluk düşüyor.

 

Diyelim ki bir ailenin iki kız çocuğu var, bunlardan birisi üstün diğeri normal zekalı olsun. Üstün zekalı olan bu niteliğinden dolayı aile içinde daima okşanıp övülürse şımarır, “üstünlük duygusu” geliştirir. Diğer yandan normal zekadaki çocuk ise kendini küçük görür ve kendisinin değeri olmadığı kanısına kapılabilir. Buna benzer bir problem de anne ve babaların normal zekalı çocukların davranışları için tanıdıkları sınırsızlığa karşı üstün zekalılar için koydukları kısıtlamadan doğar. Bu da diğer kardeşleri gibi ulu orta hareket edemeyen üstün zekalı çocuğun küskünlüğüne neden olur. Bu durum dikkatlice ele alınmazsa bundan hem üstün yetenekli çocuk hem de orta düzeydeki çocuk zarar görecektir.

 

Böyle durumlarda anne ve babaların tarafsız olmaları, normal zekalı çocukların da yaptıkları iyi işleri olanaklardan yararlanarak övmeleri; belirli bir ayırım yapmamaları gerekir. Çocukların olumlu yönde yetişmeleri için okulla işbirliği şarttır. Öğretmenin rehberliğinden, gerekirse bu konuda çalışmalar yapan eğitim kurumlarından da her zaman bilgi ve yardım alınabilir. Okuldaki etkinlikler evde de sürdürülerek, çocuğun yetenekli olduğu alana yönelmesi sağlanmalı.

 

Üstün zekalı bilginlerimiz, buluşçularımız olmasaydı hayat sıkıntılı, güç ve anlamsız, görüş alanımız oldukça sınırlı olacaktı. Her zaman ihtiyaç duyulan üstün zekaya yüzyılımızda daha büyük ihtiyaç var. Değerleri bulup ortaya çıkarmak, toplumun hizmetine sunmak için siz anne ve babalara önemli sorumluluk ve görevler düşmektedir.

k: zamanecocuk

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.