Çocuğunuz İlkokula Hazır mı? Okul Olgunluk Ölçeği

Çocuğun Okula hazır olması demek; 
hem akademik ve hem de duygusal olgunluğunun yeterli olup olmamasına bağlıdır. . . 
Çocuğunuz 2013-2014 arası doğumluysa, 
ilk okula başlama konusunda yeterli olup olmadığı, -Çocuğunuzun ilk okula Yeterli olmasına rağmen anaokuluna göndermenizin zararları ne olabilir? -İlkokula yeterliliği olmamasına rağmen, başlatmanızın zararları ne olabilir? -Zorunlu eğitim yaşı nedir? -Hangi durumlarda Veli dilekçesiyle ya da doktor raporu ile kayıt olmayabilir? . .
.
.
Çocuk, Ergen ve Aile Psikolojisi
Randevu Al: 0 534 363 98 96
.
Hizmetlerimiz
.
-Çocuk Psikolojisi
-Çocuk Gelişimi
-Ebeveyn Danışmanlığı
-Anne Baba Eğitimi
-Ergenlik Danışmanlığı
-Öğrenci Koçluğu
-Aile Danışmanlığı
-Boşanma Psikolojisi
-Boşanmış Ebeveyn
-Çocuk Gelişim Testi
-Dikkat Eksikliği
-Zeka Testleri
-Oyun Terapisi
-Öğrenme Güçlüğü
-Disleksi
-Otizm
-Konuşma Bozukluğu
-Öfke ve Hırçınlık
-Okul Olgunluk Testleri
-Gelişim Geriliği
-Kekemelik Sorunları
-Okul Korkusu
-Okul Başarısızlığı
-Yeme Bozukluğu
-Uyku Bozukluğu
.
.
Çocuk, Ergen ve Aile Psikolojisi
Randevu Al: 0 534 363 98 96
PedagogGaziantep.Com

Depresyonlu Annelerin Kaygılı Çocukları

İnsan, çevresinden etkilenerek büyür. Hayatınızın ilk yıllarında size bakan kişiler gelecekte olacağınız kişi üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Bu nedenle anneleri depresyon geçirmiş olan çocuklar diğer çocuklardan belli özellikleriyle ayrılmaktadır.

Bazı çalışmalara göre ruhsal bozukluklar yaşayan anneler, beyin yapıları daha farklı çocuklar dünyaya getirebiliyorlar. Örneğin amigdala bu çocuklarda yaşıtlarına oranla daha büyük olabiliyor ve bu durumun henüz net bir açıklaması da bulunmuyor. Ve bu farklılığın geniş kapsamlı sonuçlarını henüz bilemiyoruz. Ancak bu durum, duygusal olarak eksik büyümüş çocuklarda da görülebiliyor. Dahası, depresyonla yaşayan bir anne, çocuğunda fiziksel bir değişime dahi neden olabilmektedir.

“Depresyon bir hapishanedir; ancak bu hapishanede gardiyan da sizsiniz, mahkum da.”

– Dorthy Rowe

Depresyon yaşayan anneler ve çevreleri

Çok yaygın olmamakla birlikte, doğumdan sonra bazı kadınlar depresyon geçirebilir. Buna doğum sonrası depresyonu denilmektedir. Bu duruma neden olan şey çoğu zaman annelikle gelen hormonal değişikliklerdir. Ancak bu durum aynı zamanda, doğum yapan kişinin kendi çocukluğunda ailesiyle geliştirdiği ilişkiyle de bağlantılıdır. Yani annenin çocukluk dönemi ve kendi ailesi de bu durumu etkileyen faktörler arasındadır.

Genelde doğum sonrası ortaya çıkan bu depresyon kısa sürede ortadan kaybolur. Ancak bu duruma ek olarak başka ruhsal problemler de varsa, durum iyice kötüye gider. Bu nedenle ‘depresyonlu anne’ kavramı, büyük oranda doğum öncesi var olan şeylerle ilişkilendirilir. Çünkü bu kadınlar doğum yapmadan önce de benzer problemleri yaşıyorlardı ve doğum yapmaları durumu sadece daha ciddi bir hale getirdi.

Annelikle ilgili depresyonlar sadece hamilelik ve doğumla beraber gelmez. Bu ruhsal sıkıntı her an ortaya çıkabilir. Bu durumun en belirgin etkileri ise, çocuk ergenlik dönemindeyken hissedilir. Özellikle ergenliğin ilk yıllarında sıkıntılar ortaya çıkmaya başlar. 

Depresyondayken çocuk sahibi olmak

Bazı örneklerde depresyon yaşayan anneler ilgilerini tamamen çoçuklarına vermeye başlar. Gerçek problemlerden uzaklaşabilmek umuduyla, çocuklarını kendi üzüntülerine karşı kalkan olarak kullanırlar. Çocuk, bu anneler için çölün ortasıdaki bir vaha gibidir. Karanlık dünyalarında çocuklarını birer ışık olarak görürler.

Bu bahsettiğimiz tutum, aslında anne için oldukça faydalı olabilir. Ancak uzun dönemde bu durumun çocuk için sonuçları olumsuz olacaktır. Bilinçsizce bu şartlar alanda büyüyen bir çocuk kendine uymayan bir rolü oynamaya başlayabilir. Her zaman annesi için her şeyi yapması beklenir ve bu tarz çocuklar bu nedenle kendi kişiliklerini bulmakta zorlanabilir. 

Bazı durumlarda da depresyondaki anne, çocuğunu kendine bir engel olarak görür. Bu durum genelde istenmeyen hamileliklerde ortaya çıkar. Bu tarz bir durum yaşayan anne, çocuğunun hayatındaki varlığını azaltmak isteyebilir. Adeta çocuğunu görmezden gelir, onun ihtiyaçlarını karşılamak istemez. Bu durumun sonucunda çocuk dışlanmış  hisseder ve ötekileştirilir. 

Ergenlik ve depresyon

Depresyon yaşayan bir anne, ergenlik çağındaki çocuğuna büyük etkiler bırakır. Annenin kendi depresyonunu çocuğunun ergenlik sorunlarıyla yarıştırması oldukça sık rastlanılan bir durumdur. Bu durumun sonucunda iki taraf da birbirini suçlar. Bu etkileşimin sonucu tahmin edilemez boyutlara ulaşabilir.

Bazı gençler anneleriyle olan bu ilişkilerini tam anlamıyla bir savaşa çevirebilir. Bu savaşta ateşkes ihtimali oldukça zayıftır. Bu savaş iki tarafa da sadece acı yaşatır. Bu dönemde meydana gelen gerilimler, telafisi zor olan mesafeler yaratabilir. Anne ve çocuk arasındaki bu yorucu ilişkiyi onarmak yıllar sürebilir. 

Bazı çocuklar, sahip oldukları güvensizlik duygusundan ve ileri derecedeki bağımlı hallerinden dolayı bir noktada tüm suçu kendilerinde aramaya başlar. Bu nedenle çektikleri acılara son vermek için bu ilişkiyi onarmak isterler. Böylece bağımlılık durumu kalıcı bir hale gelir ve sürekli olarak bu suçluluk duygusundan güç alır. Bu göbek bağı aynı şekilde ölüme kadar devam eder.

Depresyondaki anne, çocuğunun ihtiyaçlarını giderebilmek için psikolojik anlamda uygun olmayabilir. Yaşadıkları depresyonu tedavi etmek için mutlaka profesyonel yardım almaları gerekir. Eğer bunu yapmazlarsa sadece zor bir annelik dönemi geçirmekle kalmazlar, aynı zamanda çocuklarına uzun dönemli hasarlar da bırakırlar.

Psikolojik Danışmanlık, Tam Olarak Nedir?

Zor durumlarda, mesela bir çocuk hastalandığında ya da bir aile üyesi vefat ettiğinde, psikolojik danışmanlık çok yardımcı olabilir. Viktor Frankl’ın söylediği gibi, tutum kişisel bir seçimdir. Terapistler, zor zamanlardan geçen hastaların iyi bir tutum geliştirmesine katkıda bulunabilir.

Viktor Frankl, Auschwitz ve Dachau da dahil olmak üzere üç yıl boyunca toplama kamplarında yaşamış Avusturyalı bir psikiyatristti. Bu deneyimden sonra kitaplar yazdı ve her şeye rağmen, yaşamak için her zaman bir sebep olduğu sonucuna vardı. Psikologların yaptığı bir şey, hastalarının yaşamak için hangi nedenlere sahip olduklarını öğrenmek için sorular sormak ve tünelin sonundaki ışığı görmelerine yardımcı olmaktır.

“Bir insandan her şey alınabilir, tek bir şey hariç: insan özgürlüklerinin sonuncusu – herhangi bir koşulda kendi tutumunu seçmek, kendi yolunu seçmek.”

–  Viktor Frank

Psikolojik Danışmanlık: bir ilişki aracı

Psikolojik danışmanlık, hastanın kendisi ve sağlığı için en iyi kararı verebilmesi için sorular üzerinde düşünmesini sağlamaktır. Danışmanlığın amacı hastanın olası yeterlilik düzeyini mümkün olan en düşük duygusal maliyetle maksimize etmektir. Bunu yapmak için terapist üç temel tutumdan işe başlayacaktır: sıcaklık, mevcudiyet ve merhamet. Ayrıca temel beceriler şunlardır:

  • Duygusal yönetim: Duygular doğaldır. Bunları tanımak ve kabul etmek ilk adımdır. Danışmanlıkta, terapist hastaya duygularını yönetmeyi öğretir.
  • Etkili iletişim: Terapist hastaya karşı otoriter veya babacan davranmamalıdır. Terapisting görevi, emir vermek ya da korumacı davranmak değildir. Karar alabilmesi ve sorunlarını kendi başına çözebilmesi için hastaya otonomi ve gerekli araçları vermektir.
  • Sınırlama ve duygusal destek: Acı çekmenin getirdiği duygular güçlü ve çeşitlidir. Bu duyguların durdurulmaması, daha ziyade meşrulaştırılması ve eşlik edilmesi gereklidir.
  • Problem çözme: Hasta ve terapisti bir araya getiren bir karar verme süreci.

Psikolojik Danışmanlık: dört adımda etkili iletişim

Danışman ve hasta arasında etkili iletişim kurabilmek için:

  • Biraz durun ve kendinizle bağlantı kurun. Danışmanın, nefesiyle bağlantı kurarak şu ana odaklanması önemlidir. Bu sayede hastaya doğru cevap verebilmek için zamanları olur.
  • Doğrulayın. Doğrulama, hastanın duygularını dinlemek ve empati yapmak anlamına gelir. Bu, hastanın bakış açısını meşrulaştırmak ve davranışının geçerli bir sebebi olduğunu görmesini sağlamak anlamına gelir. Kabul edildiğini ve onaylandığını hissettiğinde, iletişim kanalları açılır. Danışman hastanın düşüncelerini veya davranışlarını kabul etmeyebilir, ancak bunları anlayabilir ve doğrulayabilir. Hastaya ne yapması gerektiğini söyleyip hatalarını düzeltmek yerine hastanın ihtiyaçlarını ve endişelerini anlamaya, onu dinlemeye ve harekete geçmesine yardımcı olmaya çalışmalıdır.
  • Soru sorun. Bu adım psikolojik danışmanlığın temelidir. Burada amaç, uzmanın , iyi bir karar vermesine yardımcı olmak için hastaya açık ve stratejik sorular sormasıdır. İletişimi kolaylaştıran bazı açık sorular şunlardır: Hastalığınız hakkında neler biliyorsunuz? Neleri öğrenmek istiyorsunuz? Nasıl hissediyorsunuz? Size nasıl yardımcı olabilirim?
  • Tartışın. Diyalog, hastayı bilgilendirmek ve onunla bakış açılarını paylaşmak için gerekli araçtır. Yapıcı eleştiriler kullanmak ve değişiklik önermek oldukça faydalıdır. Danışman problemi tanımlayarak ve problemli davranışların ürettiği duyguları ifade ederek başlayabilir. Daha sonra alternatifler sunabilir ve öneride bulunabilirler.

Problem çözme modeli

Son olarak, hastaya karar vermede yardımcı olmak için aşağıdaki problem çözme modeli yardımcı olabilir. Model aşağıdaki adımlara ayrılmıştır:

  • Soruna yönelmek. Bu, hastanın problemle karşılaştığı zaman aldığı tavırla ilgilidir. Bu tutum kaçınma, dürtüsellik, eyleme geçme isteği vb. olabilir. Hastanın tutumu belirlendikten sonra, terapist olumlu bir tutumu teşvik eder, problemi bir meydan okuma hâline getirir ve kişisel gelişimi teşvik eder.
  • Hem hasta hem de danışmanın bakış açılarını araştırarak sorunu tam olarak tanımlayın.
  • Alternatifler arayın. Beyin fırtınası bir yöntemdir.
  • Beyin fırtınası sırasında oluşturulan her seçeneğin artılarını ve eksilerini dengeleyin.
  • En uygun seçeneği seçin.
  • Eyleme geçin. Adım adım bir plan yapın. Aşamalar, hastanın pes etmemesi için kolay ve uygulanabilir olmalıdır.
  • Yeniden değerlendirme. Seçilen plan yapıldıktan sonra, terapist ve hasta planın nasıl gittiğini gözden geçirmeli.
  • Sorun belirli bir davranış nedeniyle iyileştiyse, bu davranış teşvik edilecektir. Aksi hâlde bir sonraki adım, bunun nedeni ve ne yapılacağı üzerinde düşünmektir.

Kısacası, yukarıdaki araçlar hastanın kendi kararlarını almasını ve kendi yaşamından sorumlu hissetmesini teşvik etmek için tasarlanmıştır. Ancak o zaman değişimin gerçekleşmesi muhtemeldir. Hastaya ne hissettiği ve düşündüğüne dair soru sorulmamışsa ve uzman her konuda dizginleri ele almışsa, sürdürülebilir bir çözüm üretilemeyecektir.

PedagogSoru Sor

Kategoriler
Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.