Çocukların Yaşayabileceği Psikolojik Problemler

Çocuk psikolojisi yaş guruplarına gore farklılık göstermektedir.. İlk çocukluk 2-6 yaş arası iken, son çocukluk kız çocuklarında 6-11 yaş arası, erkek çocuklarında 6-13 yaş arası olarak kabul edilir. Ergenlik dönemi ise kızlarda 11-20 iken erkeklerde 13-20’dir. Çocuklar bu süreçte herhangi bir sorun yaşamaları durumunda uzman bir pedagog tarafından görülmelidir.

Farklı nedenlere bağlı olarak; bulunulan konum, eğitim kalitesi, aile içi şiddet, travma, hiperaktivite, dikkat eksikliği gibi çocukların yaşayabileceği bazı sorunlar vardır. Bunları yaşayan çocuklar kendilerini belli etmekle birlikte bazen içe kapanabilir ve bazen ebeveyn fark etmekte güçlü çekebilir.

Pedagoga gitmeden önce çocuğun davranışları izlenmelidir. Çocuk travmaya sebep olabilecek ölüm, hastalık gibi acı bir olay yaşadıysa pedagog yardımı alınması tavsiye edilmektedir. Çocukta ki ani ruh değişimleri, yerinde duramama,  hal ve tavırlarında büyük farklılıklar gözlemlendiği takdirde muhakkak bir pedagog ile iletişime geçilmelidir. Burada çocuğun bu davranışları hangi sure ile tekrarladığı da önemlidir. Örnek verecek olursak; evine gelen misafir çocuğunu kıskanan çocuğun davranışları farklılık gösterebilir. Bu durum kendiliğinden geçeceği için aile doğru tutum ve davranışları sergileyerek süreci sağlıklı bir şekilde atlatabilir.  Eğer çocukta 1-2 haftadan uzun sure farklı ve olumsuz davranışlar gözlemleniyorsa ebeveynler çocuğu incelemeli, çevre etkenleri incelemeli, çocuk ile konuşmalı ve son olarak bir uzmana danışmaları gereklidir.  Ayrıca çocukların gelişim kontrolü için aile bir pedagog ile çalışmalıdır. Son olarak ergenlik dönemin zihinsel, duygusal ve kişisel özelliklein saptanması içinde psikolojik test yaptırabilirler.

 

Pedagog Ne Yapar?

Pedagoglar uzman oldukları çocuk psikolojisi alanında çocuklara psikolojik destek sağlar. Bu destek aileninde tutumu ile birlikte oldukça güçlenir ve çocuk yaşadığı sorunu sağlıklı bir şekilde atlatır.  Pedagoglar, özgül öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği-hiperaktivite, otizm, okul redid, yeme bozuklukları, fobiler, altını kirtletme – ıslatma- anne baba bağımlılığı, kardeş kıskanlığı, gece korkuları, davranış bozukluğu, çocukluk çağı depresyonu, tik bozukluğu, inatçılık, yalan söyleme, karşıt gelme bozukluğu, parmak emme, tırnak yeme gibi sorunlar ile ilgilenir.

 

Kaç Seans Terapi Vermektedir?

Bu tamamen çocuğun ruhsal durumuna ve yaşadığı psikolojik sorun ile ilgilidir.

 

Terapileri Nasıl Destekler?

Pedagog sadece çocuğa terapi esnasında yardımcı olmaz. Ailelere ev ödevleri gibi çocuğun ruhsal gelişimine katkı sağlayacak önerilerde bulunur ve bunların uygulanmasını bekler. Aile ve çocuk pedagog ile birlikte çalışmalı ve yaşanan problem her ne ise beraber üstesinden gelmeye çalışılmalıdır.

 

Çocuklarda Karakter Gelişimi

Her aile çocuklarını iyi yetiştirmek ister. Çocuklara tüm olanakları sağlama çabaları, bazen istenmeyen sonuçlara yol açabilir.
Çocuklar taklit ederek öğrenir, bizim aynamızdır. Sözlerimiz kadar beden dilimize de dikkat ederler. Özellikle 0-6 yaş döneminde dikkatli olmakta fayda var.
Ailelere ipuçları:
1-Canı yanmayan çocukları düştüğünde hemen kaldırmaya çalışmayın.
2-Kendi halledebileceği işleri elinden almayın.
3-Mükemmeliyetçi olmayın. Bu hissi ona aşılamayın.
4-Çaba gösterdiği ya da başardığı konularda onu överek cesaretlendirin
5-Sevginizi gösterin.
6-Asla kıyaslamayın.
7-Eleştirmeyin, baskı kurmayın.
Karakterinin gelişimi için dikkat etmeniz gerekenler:
1-Konuşurken göz temasında bulunun. Mümkünse konuşurken onun göz hizasına inin.
2-Bebek gibi değil bir yetişkin gibi konuşun.
3-Birlikte zaman geçirin, bolca oyun oynayın.
4- “Seni seviyoruz, bizim için çok değerlisin ve güvendesin,” gibi cümleleri sık sık kullanın.
Bunlarla beraber:
1-Her eylemine destek vermekten kaçının. Doğru ile yanlışı ayırt etmesini öğretin.
2-Hataları konusunda konuşun. Hatalarını doğru bir şekilde ifade edin.
3-Kurallar koyabilirsiniz. Belirsiz olmayın.
4-Yapmasını istediğiniz hareketlerde rol model olun.

Oyuncak Seçiminde Nelere Dikkat Edilmeli?

Çocuğa her istediğini almak, her istediği almak ne kadar doğrudur veya doğru mudur? Çok fazla oyuncak ile aynı anda oynamaya çalışan çocuklarda dikkat eksikliği meydana geldiği gözlemlenmiştir.

Çocuğunuz sırf mutlu olsun diye her istediği oyuncağı almak oldukça yanlış bir davranış olacaktır. Elbette ki çocuklar her gördükleri oyuncağı almak isteyebilirler. Ancak sizler ebeveynleri olarak çocuğunuza iyilik yapayım, onu mutlu edeyim derken dikkat eksikliği ve farklı sorunlara neden olabilirsiniz.

Çocuğunuza işlevsel, yaşına uygun birkaç oyuncak almanız elbette sağlık açısından hiçbir sakıncası yoktur. Ancak haddinden fazla oyuncak almak, oyuncağa boğmak elbette zararlıdır. Bunun için çocuğunuz aldığınız oyuncaklardan sıkıldıktan bir süre sonra yeni oyuncaklar almalı ve hepsini önüne sermek yerine azar azar eline vererek amaca yönelik oynamasını sağlamalısınız.

Oyuncak seçiminde nelere dikkat edilmeli, nasıl oyuncak seçilmeli gibi sorularınızın cevabı ise aşağıdaki gibidir

Çocuğunuza her gördüğü veya yeni çıkan oyuncakların hepsini almayınız. Çocuğunuz kısa vadede mutlu olsa da bir süre sonra sıkılacaktır.
Çeşit çeşit çok fazla oyuncak almak çocuk ile ebeveynler arasındaki iletişimin azalmasına neden olmaktadır.

Bunun yerine yaşına ve becerilerine uygun oyuncaklar tercih edebilirsiniz.
Oyuncak satın alırken çocuğunuzun gelişimine ne gibi bir faydası olur bunu düşünün ve ondan sonra alınız.
Sık oyuncak ve oyun değiştirmesine müsaade etmeyiniz.

Kardeş Çatışması ile Başa Çıkmak için Öneriler

Kardeşler arası çatışmalar, kavgalar hem çocukları hem de aileleri yıpratmaktadır. Özellikle de yaş arası az olan çocuklar arasında bu durum daha sık gözlenmektedir. Bu sorun karşısında ebeveynler sorumsuz olur, durumu çocukların eline bırakırlarsa işler iyice çıkmaz bir hal alabilir. Bunun için kardeşler arası kavga veya çatışma durumunda ebeveynlere fazlasıyla iş düşmektedir. Doğru bir yol izleyerek, çocukları doğru yönlendirerek bu sorunu çözüme kavuşturabilirsiniz. Birkaç öneriye dikkat ederek kardeşler arasında yaşanan çatışmaların önüne geçebilirsiniz.

Kardeşler arasında meydana gelen çatışma, kavga gibi durumlar genellikle anne ve babanın dikkatini kendi üzerilerine çekmek için yaptıkları bir durumdur. Çocuklar üzerinde yapılan gözlemlerde kardeşlerin yalnız başlarına iken anne babalarının yanında oldukları zamandan daha iyi anlaştıkları kanısına varılmıştır. Kardeşler çatışması ile başa çıkmak için öneriler ise aşağıdaki gibidir;

  • Kardeşler arasında yaşanan çatışmaları önlemek veya en aza indirmek için öncelikle yapmanız gereken ilk şey kardeşler arasında kesinlikle ayrım yapmamak olmalıdır.
  • Çocuklarınıza eşit davranmalı, sevginizi ve zamanınızı onlara eşit miktarda vermelisiniz.
  • Kesinlikle çocuklarınızın arasında kıyaslamaya yapmayınız.
  • Kardeşler arasında çatışma, kavga olduğunda mola vermeyi deneyebilirsiniz. Kardeşleri ayrı odalara veya köşelere göndererek yaptıkları şeyin yanlış olduğunu anlatıp birbirlerinden özür dilemeleri gerektiğini anlatabilirsiniz.
  • Çocuklarınızla olan iletişiminize önem vermeli, onlarla etkili ve kaliteli zaman geçirmelisiniz.

2-4 Yaş Çocuklar İçin Eğitici Oyunlar

Çocuklarınız ile hem kaliteli hem de keyifli vakit geçirmek için pahalı oyuncaklara ihtiyacınız yoktur. Bunun için sadece çocuklarınızın ihtiyaçlarına cevap vermek, onları anlamak ve gelişimlerine uygun ortam hazırlayarak etkinler yapabilir, gelişimlerini destekleyebilirsiniz.

2-4 yaş dönemi çocukların el kol koordinasyonlarının geliştiği, zekalarının sürekli dinamik olduğu, çabuk öğrendikleri dönemdir. Bu dönemde çocuklarınızın yanında olarak, onlara destek olarak, beraber etkili etkinler yaparak hem keyifli zaman geçirebilir hem de onların gelişim ve öğrenmelerini destekleyebilirsiniz. 2-4 yaş çocuklar için eğitici oyunlar arasından birkaçı şunlardır;

Balonlar ile elektriğin ve yer çekiminin keşfi: Bu etkinlik özellikle yerinde duramayan afacanlar için oldukça eğlencelidir. Bunun için 4 5 balonu şişiriniz ev hava fırlatınız. Zıplayarak balonların yere düşmesini engelleyiniz. Bunun dışında ise balonları kazak veya yünlü herhangi bir eşyaya sürterek ardından saçlarınızı nasıl havalandırdığını gözlemleyebilirsiniz.
2-4-yas-cocuklar-icin-egitici-oyunlar

Hayvan tahmin etme oyunu: 2,3,4 yaşındaki çocuklar duyarak ve hissederek öğrenmeye daha hevesli ve açıktır. Bunun için çeşitli hayvanların minyatürlerini alınız. Çocuklarınızı gözlerini kapatarak eliniz hayvanı veriniz ve bir yandan da eline verdiğiniz hayvanın sesini taklit ederek çocuğunuzun hayvanı doğru tahmin etmesini sağlayınız.

Kendi oyun hamurunu kendin yapma: Bunun için 1 su bardağı tuz, 1 su bardağı un, 1 su bardağı su ve kurabiye kalıpları, gıda boyaları alarak işe başlayınız. Malzemeleri bir araya getirerek çocuğunuz ile beraber yoğurunuz.

Çocuk ve Ergenlerde Ortaya Çıkan Psikolojik Sorunlar

Çocuk ve Ergenlerde Ortaya Çıkan Psikolojik Sorunlar Konusunda Aileler bir Uzmandan Yardım Alarak Daha Sağlıklı Şekilde Sorunla Başedebilirler.

Okul öncesi döneme ait gelişim sürecinde bulunan (0-6 yaş aralığı) çocuğa sahip aileler sıklıkla şu sorunlarla bir terapistten yardım isterler:

*Yemek, tuvalet ve uyku alışkanlıkları kazandırmada karşılaştığı güçlükler,

*Çocuğun aşırı hareketli olması, çocuğa söz dinletememe ve inatlaşma gibi sorunlar,

* Çocuğun anne-babadan ayrılma kaygısı,

*Okul korkusu, konuşma bozuklukları, tırnak yeme alışkanlığı, parmak emme,

*Kardeş kıskançlığı.

 

Okul döneminde bulunan çocukların  (6-12 yaş aralığı) yaşadığı sorunlar:

*Öğrenme güçlükleri,dikkat eksikliği,

*Sosyalleşme problemleri, arkadaş ve öğretmenlerle sorunlu iletişim,

*Çocuğun gösterdiği mastürbatif hareketler

 

Ergenlik sürecinde (12-18 yaş aralığı) ise ebeveynler şu şikayetlerle başvurur:

*Ergen üzerinde kontrolü kaybettiklerini düşünmesi,

*Ergenin kendi kurallarını oluşturması,

*Madde kullanımı, yaşadığı cinsellik,

*Okul performansına yansıyan davranışları,

*Ebeveynlerin ergenin davranışları ile ilgili olarak aynı fikirde olmayıp, birbiri ile çatışması gibi sorunlarla aileler sıklıkla terapiye gelirler.

 

Daha fazla bilgi ve yardım için bize ulaşın. Gaziantep Pedagog Randevu Telefonu: 05343639896

Çalışan Annelerin Çocuk Psikolojisinde Dikkat Etmesi Gereken Konular

Hayat şartlarının zorlaşmasıyla birlikte artık erkekler kadar kadınlarında iş hayatında olması gerekmekte. Yaşam standartlarını yükseltmek ve çocukları için daha iyi bir gelecek hazırlamak isteyen ailelerde bu durum ön plandadır. Hem kadınların çalışma hayatında olmak istemeleri hem de yaşam koşulları en çok çocukları etkilemekte. Çocuklar doğdukları andan itibaren annelerine muhtaçtırlar. Bu hem fiziksel hem de psikolojik olarak annelerinin çocuklarının yanında olması gerekmektedir. Ancak çalışma şartları anneler için bu süreyi çok kısa tutmaktadır. Anneler bu nedenle işe döndükleri andan itibaren suçluluk psikolojisi ile başa çıkmak zorunda kalırlar. Hayat şartları diyor ve çalışan anne olarak çocuğunuzla aranızdaki iletişimi sağlamlaştırmak için yapmanız gerekenleri sizinle paylaşmak istiyoruz.

Çalışan Annelerin Dikkat Etmesi Gereken Konular

Çocuğunuzla beraber geçirilen zamanın kaliteli olması

Çocuğunuzla geçirilen vaktin uzunluğundan çok, birlikte geçirilen vaktin kalitesi önemlidir. Çocuğunuzun isteklerine cevap verebileceğiniz, onunla beraber oyunlar oynayacağınız ve onun rol modeli olarak bu sürede elinizden geldiğince bilinçli davranmanız çocuğunuz için çok önemlidir. Çocuğunuzla geçirdiğiniz kaliteli zaman, onun yanında olamadığınız için hissedeceğiniz suçluluk duygusunu da azaltacaktır.

Çocuğunuza pahalı hediye almayın

Çocuğunuzun yanında çalıştığınız için çok fazla olamayabilirsiniz ancak çocuğunuza göstereceğiniz sevgiyi veya kaybettiğiniz zamanı ona pahalı hediyeler alarak telafi etmeye çalışmayın. Bu tutumunuz hem çocuğunuzun sevgisiz büyümesine hem de doyumsuz bir çocuk olmasına neden olacaktır. Bir süre sonra aldığınız şeylerden de memnun olmayacağına emin olabilirsiniz.

Çocuğa bakacak kişinin önemi

Çalışan annelerin en büyük sorunlarından biri olan “çocuğuma kim bakacak” sorusu ile kendi kendinizi yiyor olabilirsiniz. Anne ile çocuk arasında oluşması gereken ilk bağlar için çocuğun ilk birkaç ay annenin çocuğunun yanında olması gerekmektedir. Çocuğunu emzirmesi ve arasında fiziksel temas olması gerekmektedir. Çocuğa kimin bakacağı konusunda ise öncelik aile bireylerinde olmalıdır. Bu konuda akla gelen ilk isimler anneanne ve babaanne olmaktadır. Bu konuda önemli olan şeylerden biri çocuğun 3 yaşına kadar bakıcısının değiştirilmemesidir. Çocuğun güven duygusunun oluşması için ilk 1-1,5 yıl kendi evinde bakılması gerekmektedir. Bu konular çocuğa bakacak kişiler konusunda en önemli noktalardır.

Suçluluk duygusu

Annelerin çocuklarının yanında olamadıkları için suçluluk duygusuna kapılmaları çok normaldir. Çünkü anne olarak çocuğunun yanında yeterince olamamak ve onun bakımına çok katkısı olmak anneyi yetersiz hissettirecektir. Suçluluk duygusunu bastırmaya çalışan anne çocuğu için sürekli hediye almaya çalışacak ve bir süre sonra bu durum çocuk ve anne arasında rutine dönüşecektir.

Her şeyin mükemmel olması inancı

Öncelikle çalıştığınız için suçluluk duygusu hissetmekten vazgeçmelisiniz. Kadınlar evde çocuklarıyla ilgilenerek çocuklarının gelişimine daha çok katkısı olacağını düşünselerde bu doğru bir düşünce değildir. Çocuklarla geçirilen vaktin uzunluğundan çok kalitesi önemlidir. Siz çocuğunuzla yeterince ilgileniyorsanız, sizin çalışıyor olmanızla birlikte çocuğunuzun daha sorumluluk sahibi ve kendi ayakları üzerinde yer aldığını göreceksiniz.

Babasız Büyüyen Çocuk Psikolojisi

Baba, çocuğun psikolojik gelişiminde büyük bir rol oynar. Çocuklar büyüyüp kendi kimliklerini oluştururken babasız olmanın psikolojik etkisini hissetmeye başlarlar. Babasız büyüyen çocuk psikolojisi ve etkisi çocuk yetişkinlik çağına geçtiğinde de etkisini yitirmeyebilir.

Çocuğun hayatında bir baba olması onu sağlıklı bir birey yapmaya tek başına yetmeyeceği gibi babasız her çocuğun da psikolojik sorunları olacak diye bir şey yoktur. Ancak babasız büyümenin bazı gözlemlenebilir etkileri vardır.

Baba, genellikle çocuğun yaşam becerilerini geliştirmeden sorumludur. Eğer hayatında baba figürü olmazsa çocuk, kişiliğini geliştirmede sıkıntılar yaşayabilir ve bu da psikolojik bozukluklara yol açabilir.

Babasız büyüyen çocuk psikoloji

Babasız bübüyen bir çocukta meydana gelebilecek olan komplikasyonlardan bazıları şöyledir:

  • Güvensizlik: Pek çok kültürde baba, koruma ve kaynak sağlayan kişidir. Bu yüzden çocuk babasız büyüdüğü zaman pek çok şeye karşı güvensizlik hissi geliştirebilir. Örneğin pek çok ailede eve para getiren babadır. Bu yüzden babasız büyüyen bir kız çocuğu ileride zengin erkekler tarafından kolayca etkilenebilir. Güvensizlik hissi çocuğun yaşamının diğer alanlarına da sıçrayarak anksiyete bozuklukları ortaya çıkarabilir.
  • Yaşam Becerileri Eksikliği: Çocuk, babanın rehberliği olmadan önemli yaşam becerilerini geliştiremeyip sosyal ve akademik alanda yaşıtlarının gerisinde kalabilir. Yapılan araştırmalarda babasız büyüyen çocukların daha düşük notlar aldığı ve daha çekingen oldukları gözlemlenmiştir.
  • Kanun ve Kurallara Uymada Zorluk Yaşamak: Babasız büyüyen çocuklar (özellikle erkekler) herhangi bir otorite figürüne bağlı kalmada ve uymada zorluk yaşarlar. Bu yüzden daha asi olurlar ve kuralları daha kolay çiğnerler. Eğer kontrol altına alınmazsa bu davranış uyuşturucu kullanımı ya da kanuna karşı gelmeye kadar büyüyebilir. Çocuğun bu gibi ciddi sorunlar yaşamaması için erken yaşlarda otoriteye ve kurallara uymayı öğretilmesi gerekmektedir.
  • Sevgi Yoksunluğu:Genelde kız çocuklarının ilerideki romantik ilişki seçimini babalarıyla ilişkisi belirler. Babasız büyüyen bir kız çocuğunun ilişkileri ve duyguları daha değişken olur. Ayrıca bazı durumlarda babasız büyüyen çocuklar sevgi yoksunluğu çekebilir. Böyle durumlarda başka bir insanı sevmekte ve bağlanmakta güçlük çekebilirler.
  • Aşağılık Hissi: Eğer çocuk babasız olmanın onu kusurlu yaptığını düşünmeye başlarsa aşağılık kompleksi geliştirmeye başlayabilir. İnsanlar kendilerini diğer insanlardan öz değer olarak daha farklı gördükleri zaman aşağılık kompleksi geliştirmeye yatkın olurlar.  Babasız büyüyen çocuk durumunda da eğer çocuk kendini babası olan çocuklara göre daha aşağı görmeye başlarsa çocuğa aşağılık kompleksi yerleşir ve hayatının pek çok alanında onu başarısızlığa ve mutsuzluğa sürükler.
  • Fiziksel Sağlık: Babasız olan çocukların davranışlarının yanı sıra konuşma becerileri de etkilenebilir. Eğer babasızlık çocuğu kaldırabileceğinden daha fazla etkilediyse çocukta konuşma sorunları ve kekemelik ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra dokunulmaktan ve göz teması kurmaktan rahatsız olma ve yeme bozuklukları da görülebilir.

Babasızlık hem çocuk hem de anne için oldukça etkileyici olabilir. Ancak babasızlığın getirebileceği psikolojik bozukluklar annelerin alabileceği bazı önlemlerle azaltılabilir ya da tamamen önlenebilir.

 

Çocukluk Döneminde Karşılaşılan Psikolojik Sorunlar

Dikat Eksikliği / Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
DEHB’nin dikkat eksikliği ve hiperaktivite yönlerinin farklı çocuklarda farklı ağırlıklarda görülmesine bağlı olarak bozukluğun alt tipleri tanımlanmıştır. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite (DEHB) çoğu kez öğrenme güçlüğü ile birlikte seyreder. DEHB olan çocuklarda görülebilecek çeşitli öğrenme bozuklukları arasında okuma bozukluğu ve dille ilgili yetersizlikler en sık görülenlerdir.
a) Dikkat Eksikliği yapılan ince, sıkıcı ve uzun işlere dikkati ve çabayı yoğunlaştırmakta zorlanma anlamındadır. Dikkat eksikliği olan çocuklar, odaklanmada, yaptıkları işleri tamamlamada zorluk çekerler; bir işi yarıda bırakarak başka işe geçerler; daha yavaştırlar ve sıkıcı bir işle uğraşırlarken daha çok hata yaparlar. Talimatları kavrayıp ödevlerini yerine getiremez. Önceliklerini belirleyip organize olamaz; ince ve ayrıntılı zihinsel / bedensel çaba gerektiren işlerden kaçınır. Sık sık eşyalarını unutup, kaybeder; yapacaklarını unutur; hemen dağılır ve kendisiyle doğrudan konuşulduğunda bile dinlemiyormuş gibi görünür.

b) Hiperaktivite ve dürtüsellik ise uygunsuz tepkileri kontrol etmede ve durumun gereklerine göre aktivite düzeyini düşürmekte zorlanma anlamına gelir. Hiperaktivitesi olan çocuklar yerinde duramazlar; el ve ayakları sürekli hareket halindedir; hareket halindeyken durmakta zorlanırlar; daha fazla konuşup sık sık söz keserler; anlık dürtülerini kontrol etmekte, beklemekte ve kurallara göre hareket etmekte zorlanır ve sonuçlarını düşünmeden kendilerini sık sık tehlikeli durumlara sokarlar.

 

Karşı Gelme Davranış Bozukluğu
Karşı gelmede uyumsuzluk öne çıkan bir özelliktir. Karşı Gelme Davranış Bozukluğu gösteren çocuklar otorite figürlerine yönelik düşmanca, olumsuz ve karşıt bir tavır sergilerler. Küçük çocuklar için bu durum daha çok ebeveynlerine yönelikken daha büyük çocuklarda ebeveynlerine, öğretmenlerine ve diğer yetişkinlere yöneliktir.

 

Yeme Sorunları

a) Kolit: Erken bebeklik döneminde emzirmeye dayalı yaşanan bir problemdir. Emzirme sonrası başlayan ve 3 saat kadar sürebilen dindirilemez bir ağlama ile birlikte yüzün acı ile buruşturulması, gergin bir karın ve bacakların gerilerek uzatıldığı görülür. Kolikin neden olduğu bilinmiyor ancak bazı vakalarda süte karşı alerjik bir tepki olduğu düşünülür. Tıbbi sorunların bulunmadığı durumlarda bu tanı konurken belirgin bir çözüm getirilememektedir. Kolik yaklaşık 13-16 hafta kadar devam ettikten sonra kendiliğinden geçmektedir.

b) Pika: Besin değeri olmayan yenmeyecek nesnelerin en az 1 ay boyunca tekrarlı yenmesi durumudur. Pika çocuğun gelişimsel döneminde nesneleri tanımak için ağza alması ve çiğnemesi durumundan farklı olup yutmalı yeme davranışını içerir. Pika özellikle 18 aydan sonra devam etmesi durumunda bir problem olarak görülür.

c) Geviş getirme: Tıbbi bir nedene bağlı olmaksızın yiyeceğin istemli ve tekrarlı şekilde ağza geri getirilmesidir. Geviş getirme neredeyse tüm bebeklerde 6 ay civarında belirir ve kendiliğinden kaybolur. Bu durum 1 ay ya da daha fazla sürerse bir problem olarak görülür.

d) Yetersiz büyüme ve kilo alamama: Bilinen tıbbi bir nedene bağlı olmaksızın bebeğin büyüme ve kilo alımında yetersizlik ve ortalamanın belirgin şekilde altında olduğunda belirlenen bir durumdur. Bu durum 8 aydan ufak bebeklerde anne – bebek ilişkisindeki olumsuzluktan ya da daha büyük bebeklerde kendi başına beslenme becerilerini geliştirememelerinden kaynaklanabilir.

e) Aşırı şişmanlık: Aşırı şişmanlık çocuğun yaşıtları içinde kilo açısından üst %15 lik dilime girmesi durumunda belirlenir. Vücut kitle endeksi bu durumun belirlenmesinde kullanılır. Aşırı şişmanlığın tedavisinde bir perhize ve aktivite düzenlemesine gitmeden önce detaylı bir tıbbi değerlendirmenin yapılmış olması ve olası fizyolojik nedenlerin belirlenmiş olası gerekir.

f) Yemeği Reddetme: Bu sorun genel olarak yemek verildiğinde kafayı çevirme, lokmayı tükürme, kusma ya da öfke nöbetleriyle, ağlayarak ve kaçarak yemeği reddetme ile kendini gösterir. ‘Yemek Seçme’ ya da ‘Seçerek Yeme’ olduğunda çocuk belirli yiyecekler dışındaki yiyecekler verildiğinde bu davranışı gösterir. ‘Yiyecek Fobisi’ ise yeme durumlarında görülen korku ve kaygı durumunu içerir. Bunların hepsi genel olarak ‘Yemeği Reddetme’ altında ele alınır.

Enuresis ve Enkopresis
a) Enuresis: Belirli bir organik sebebe bağlı olmaksızın istemsiz işeme durumu olarak açıklanabilecek bu durum çoğu kez çocuk ve ebeveyn için önemli bir sorun oluşturur. Enuresis için belirleyici özellikler en az 5 yaş ve daha üzeri yaştaki çocuğun haftada en az 2 kez ve en az 3 ay boyunca tekrarlı olarak giysilerini ya da yatağını ıslatmasıdır. Alt ıslatma çoğunlukla istemsizdir ancak bazen bilerek ve isteyerek de gerçekleşebilir.
b) Enkopresis: İç çamaşıra ya da uygunsuz yerlere dışkılama olarak tanımlanan bu durum kabızlık dışındaki tıbbi ya da organik bir duruma bağlı olmamalıdır. Enkopresis kabızlıkla birlikte görülebilir. Bu durumun tanımlanmasında çocuğun en az 4 yaşında olup en az 3 aydır ayda en az bir kez uygunsuz yere dışkılamış olması belirleyicidir.

Olumsuz Alışkanlıklar
a) Parmak emme: Parmak emme çocuklarda oldukça sık karşılaşılan bir durum olup 3-5 aylık bebeklerde görülmeğe başlanır ve yaş ilerledikçe görülme sıklığı azalır. 2 yaşındaki bir çocuğun parmak emmesi açlık, yorgunluk ya da hayal kırıklığı ile ilişkiliyken 5 yaşındaki bir çocuğun parmak emmesi genelde uyurken görülür. Parmak emme 4 ila 6 yaş döneminde ağızda diş ya da damak gelişimini olumsuz yönde etkilemediği sürece bir problem olarak görülmez. Parmak emmenin kronik olduğu durumlarda çocuk yaşıtları arasında alay konusu olabilir.

b) Tırnak yeme: Tırnak yeme 3 ila 6 yaşlarındaki çocuklarda oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Bu davranış kaygıyı ve gerginliği azaltmada öğrenilen bir davranış olarak özellikle çocuk bir şeye odaklandığında ya da baskı altındayken görülür. Bu alışkanlık ellerdeki estetik sorunlar yanında diş gelişimine olumsuz etkileri nedeniyle bir sorun olarak ele alınır.

c) Diş Gıcırdatma: Diş gıcırdatma geceleri ya da gün içinde farkında olmadan gerçekleşir. Stres dışında beslenme eksikliği ya da farklı fizyolojik nedenlere bağlı olarak gelişen bu alışkanlık davranışsal ya da duygusal sorunlarla ilgili değildir. Diş gıcırdatma düzesiz ya da olgulaşmamış diş gelişimine ya da çene eklemlerinde yaratabileceği sorunlar nedeniyle bir sorun olarak görülür.

e) Trikotilomani: Kafada kellik oluşturabilecek şekilde kronik saç koparma davranışıdır. Saç derisinden saç koparma şeklinde görüldüğü gibi kaşlardan, kirpiklerden, kol ve bacaklardan tüy koparma olarak da görülebilir. Bu değerlendirmenin yapılabilmesi için saç kaybına neden olabilecek diğer fizyolojik, tıbbi olasılıkların değerlendirilmiş olması gerekir.

Tikler ve Tourette Bozukluğu
a) Tikler istemsiz gelen, hızlı, ani, aralıklı tekrarlayan, ritimsiz, tipik motor hareketler ya da seslerdir. Vücutta herhangi bir hareket ya da ses olarak görülebilirler. Tikler, sıklığı, içeriği, yoğunluğu, yeri ve süresi açısından zamana bağlı değişkenlik gösterebilir. Tikler günde birkaç dakika ya da kesintisiz sürekli devam edebilir. İçerdikleri ses ya da hareket itibariyle basit ya da karmaşık olabilirler.

b) Tourette Bozukluğu: Oldukça seyrek karşılaşılan bir tik bozukluğu olmasına karşın ömür boyu devam eden etkileri nedeniyle yakından ilgilenilen bir durumdur. Basit, amaçsız, hızlı hareketler ve sesler bu bozukluğun başlıca özellikleridir. Bu bozuklukta hem çoklu motor hem de vokal tikler aynı zamanda olmasa da birbirini takip ederek seyreder. Belirtilerin ilk 8 yaş civarında görüldüğü tespit edilse de bir kaç yıl sonrasına kadar teşhisin konulamadığı olur.

Uyku Bozuklukları
Dissomnia: Dissomnia, uykuya dalma ve uykunun sürekliliği ile ilgili sorunları ve gün içi aşırı uyuma sorunlarını kapsar.
Parasomnia: Bu kategoride uykuya daldıktan sonra uykunun bölünmesi, uyanma, yarı uyanıklık hali ve uykudan uyanıklığa geçme sorunları ele alınır.

Cinsellik ve Cinsel Sorunlar
a) Erken / Gecikmiş Ergenlik: Ergenliğe geçiş dönemi kızlar için 10 ila 16 yaşlarında gerçekleşirken erkekler için bu dönem 11 – 16 yaşlarıdır. Ergenliğe geçişin bu dönemler dışında gerçekleşmesi durumunda erken ya da gecikmiş ergenlikten bahsedilir. Bu da çocukların akranlarıyla ilişkilerini ve sosyal uyum süreçlerini olumsuz etkileyebilir.

b) Cinsel Kimlik Uyumsuzluğu: Cinsel kimlik algısı, yani çocuğun kendini erkek ya da kız olarak algılaması ve ait olduğu cinsiyete verdiği önem yaşamın çok erken döneminde başlar. 3 yaş civarında çocuklar cinsel kimlik algılarını kısmen geliştirmişlerdir. Çocukların çoğunluğu okul öncesi dönemde fiziksel cinsiyetlerine uygun tutum ve tercihlerde bulunurken bazı çocuklar için biyolojik cinsiyetleriyle tercih ettikleri cinsiyet arasında belirgin bir uyumsuzluk göze çarpar. Bu noktada cinsel kimlik uyumsuzluğundan bahsedilir.

Korkular ve Kaygılar
a) Ayrılık Kaygısı Bozukluğu: 18 yaş öncesi dönemde görülen ve çocuğun evinden ve birlikte yaşadığı kişilerden geçici ya da daimi olarak ayrılmasına ilişkin tekrarlı ve aşırı olarak kaygı durumudur. Ayrılma sırasında ağlama ya da aşırı huzursuzluk görülür. Ayrı kalınan dönemde çocuk sürekli yakınlarıyla temasta olmak ister ve kendisinin ya da yakınlarının başına kötü bir şey geleceğinden endişe eder.
Sosyal Fobi: Sosyal fobi kişinin başkalarınca değerlendirileceği sosyal ya da performans gerektiren ortamlarda hissettiği çok güçlü, rasyonel olmayan bir korku ve yanlış bir şey yapacağına ya da küçük düşürüleceğine ilişkin endişedir. Sosyal fobi yetişkinlerde de görülen bir kaygı bozukluğu olarak çocuklarda da görülür.

b) Özgül Fobi: Özgül Fobi belirli bir durumun ya da nesnenin varlığında ya da öngörüldüğü durumlarda yaşanan aşırı korkudur. Yaşanan korku tekrarlı, zorlayıcı ve kontrol edilemezdir. Bir çocukta bu teşhisin konulabilmesi için korkunun yaşına özgü olmamasına, günlük yaşantısını olumsuz ve belirgin şekilde etkiliyor ve uzu bir süre devam ediyor olmasına bakılır.

c) Okulu Reddetme: Okulu reddetme, 5 ila 17 yaşlarındaki çocukların okula gitmemeleri, gidip gün içinde kaçmaları, okula gitmeden önce tepkili davrandıkları ya da aşırı huzursuzlukla gittikleri okula gitmemek için yalvardıkları durumunda ele alınan bir sorundur. Okulu reddetme okula gitmenin hukuken gerekliliği çerçevesinde çocuğu ve aileyi sıkıntıya ve aile içi çatışmalara sürüklemesi nedeniyle önemle ele alınır.

Depresyon
Çocuklarda en sık karşılaşılan haliyle depresyonda çökkün bir ruh haliyle birlikte huysuzluk, birçok aktiviteden keyif alamama yanında kilo kaybı ya da kilo alamama, uyku sorunları, hareketlerde yavaşlık, yorgunluk, enerjisizlik, odaklanma ve düşünme becerilerinde azalma, değersizlik ve suçluluk algısıyla kendine zarar verme düşünceleri görülebilir. Depresyonun diğer psikolojik bozukluklarla birlikte seyretme oranı çok yüksek olduğundan her zaman çok yönlü bir değerlendirmeyi gerektirir.

Davranım Bozukluğu
Bu durum Karşı Gelme Davranış Bozukluğunun tüm özelliklerini içermenin yanında çocuğun insanlara ve hayvanlara yönelik saldırganlık göstermesini, mala zarar vermeyi, hırsızlığı, aldatmayı ve kuralların ihlalini de içerir. Davranım Bozukluğu erken çocukluk dönemlerinde görülse de tipik görüntüsü ileri çocukluk dönemine kadar görülmez.

 

Çocuklarda 2 Yaş Sendromu

2-3 yaş dönemi bebeklikten çocukluğa geçiş dönemidir ve bu dönem aralığı çocuğun psiko-sosyal gelişiminde önemli bir yer tutar. “2 yaş sendromu” olarak bilinen ve 16-42 ay arasında görülen bu dönem, çocuk gelişimi için çok önemli olmakla birlikte çoğu ebeveyn için zorlayıcı bir süreç olmaktadır.

2 yaş döneminde çocuklar konuşmaya ve yürümeye başlarlar; bu bireyselleşmenin ilk adımlarıdır. Bu döneme kadar anne-babasına bağımlı olan bebek, motor hareketlerinin artmasıyla birlikte daha çok hareketlenmeye ve etrafını keşfetmeye başlar. Çocuğunuz  “BEN” de varım, ben de bir bireyim mesajı verme çabası içindedir ve özerkleşmeye çalışır. Bağımsız davranabildiğini keşfeden bireyselleşme çabası içinde, anne babaya ait olmak yerine onlardan uzaklaşmak isterken, annenin yardımına muhtaç olduğunun da farkındadır. Bundan dolayı başkaldırma, isyan ile boyun eğme arasında gidip gelmektedir. İnatlaşma, ısrarcı davranma, huysuzlaşma, isteklerini zorla kabul ettirme çabaları oldukça yoğun görülür.

Çocuklarda 2 yaş döneminde çocuklarda görülen özellikler;

  • Aşırı inatçılık
  • Ağlama, isteklerini ağlayarak, tepinerek yaptırmaya çalışma, öfke nöbetleri
  • İştah azalması, uyku düzeninde değişme
  • Huysuzluk
  • Elindeki oyuncak veya ev eşyalarını yere atma, fırlatma
  • “Hayır” kelimesini sıkça kullanma
  • Anne babaya ya da çevresindeki kişilere vurma
  • Kendi saçını çekme, yüzünü tırmalama gibi kendine zarar verici davranışlar.

 

ANNE- BABALARA ÖNERİLER

  • Çocuğunuzun bu davranışlarının normal gelişiminin bir parçası olduğunu ve normal bir süreç yaşadığınızı unutmayın.
  • Çocuğunuzla inatlaşmayın. İnatlaşmanın iki tarafı da daha fazla öfkelendireceğini unutmayın.
  • Çok katı kurallarla eğitim vermekten ve disipline etmeye çalışmaktan kaçının.
  • Kendi başına yapabileceği şeyleri siz onun için yapmayın, kendi başına yapabilmesi için çocuğunuza alan yaratın.
  • Çocuk ısrarla bir şeyi almak ya da yapmak için ağlarsa, yeter ki sussun düşüncesiyle istediği şeyi yapmayın. Çocuğunuz sakinleşene kadar bekleyin ve sonrasında anlayacağı dille neden istediğini yapmadığınızı açıklayın. Ağlayarak ya da tepinerek istediği şeyi almasına ya da yaptırmasına asla izin vermeyin. Buna izin verirseniz istediği her şeyi bu yolla yaptırmayı öğrenmiş olacaktır.
  • Çocuğunuz inatlaştığında, huysuzluk yaptığında dikkatini başka yöne çekerek krizi yönetebilirsiniz.
  • Çocuğun tuvalet eğitimi için en uygun zamanı kollayın. Çocuk bunu sözel olarak ve hareketleriyle ifade ediyorsa tuvalet eğitimine başlanabilir. Sırf zamanı geldi diyerek çocuğun hazır olmadığı bir dönemde eğitime başlamak ve tuvalet eğitiminde çocukla inatlaşmak büyük hatadır.
  • 2-3 yaş çocuğu sorgulama dönemindedir. “Bu ne?” “Niye?”, “Neden?” sorularını bıkıp usanmadan size soracaktır. Ne kadar yorgun olursanız olun çocuğun sorularını yanıtsız bırakmayın, terslemeyin. Bunun yerine, çok yorgun olduğunuzu ve sorularını biraz dinlendikten sonra yanıtlayabileceğinizi anlatın ve ondan dinlenmek için biraz zaman isteyin.
  • 2 yaş dönemindeki çocuklar gelişim dönemi özelliği olarak karanlık, köpek, yılan, gök gürültüsü gibi şeylerden korkarlar. Onların korkularını küçümsemeden anlamaya çalışın. “Korkacak bir şey yok” yerine “Ben senin yanındayım” mesajını verin.
  • Çocuğa karşı kullandığınız hayırları mümkün olduğunca azaltın. Hayır demek yerine çocuğunuza mutlaka alternatifler sunun (Örneğin, dışarı oyun oynamak için çok karanlık oldu parka gidemeyiz ama odanda oyuncaklarınla oynayabiliriz).

Çocuk Psikolojisinde Anne Baba Tutumları

Ebeveynlerin çocuk üzerindeki bilişsel ve zihinsel etkileri büyüktür. Karakter, mizaç ve kişiliğin oluşmasında çevresel etmenlerin etkileri olsa da temel eğitim ve oluşum ailede başlıyor. Gelişimdeki doğru iletişim, tutarlı davranış, özsaygı bilişsel ve duygusal etkenler rol oynamaktadır.

Anne baba tutumu nedir? Çocuk üzerindeki etkileri nedir?

Kişiliğin temeli ilk ayda aile içinde oluşmaya başlar. Gözlem taklit ve model alma yoluyla süreğenlik yaratarak karakteri oluşturur. Mizaç daha çok kalıtımla gelse de ahlaki boyutlu karakter ise anne baba tutumları ile şekillenir. Çocuğum hep böyleydi benim katacağım ne olabilirdi? Dediğinizi duyar gibiyiz evet bir takım özelliğin kalıtımla oluştuğu bilinen bir gerçek ancak anne ve baba olarak aşırılıklara engel olmak var olan kötü dediğimiz davranışlar bile sizlerin tutumlarınızla törpülenebilir.

Baskıcı Anne Baba Tutumu: En çok özsaygıyı zedeleyen bir tutumdur. Baskıcı kuralcı ben merkezli fikirlere değer vermeyen ve aşırı eleştirel yaklaşım söz konusudur.Çocuğa verilen ceza suça göre orantısızdır.Dövme küfür etme bağırma belirgin ceza yöntemleridir.Bu tutumda yetiştirilen çocuk ya içe kapanır ya da sağlayamadığı iletişimi çevrede aramaya başlar. Aşağılık duygusu ya da isyankârlık belirgin görülür.

İlgisiz Anne Baba Tutumu: Çocuğun maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamayan anne babadır. Disiplin yok denecek kadar azdır. Çocuk kendi başına bırakıldığı için yönlendirme eksikliği hissederler boşluğa düşme sık görülür. Bu başıboşluk ilerde suç işleme oranını arttırıcı bir etkendir.

Aşırı Koruyucu Anne Baba Tutumu: Çocuğuna büyük bir sevgiyle bağlanmış görünmesine rağmen aşırı kontrol anne ve babayı çocuğun her istediğini yapma davranışına iter. Her istediği yapılmış hayır denmeyen çocuk bağımlı bir kişilik geliştirerek bağımsız hareket etmez daima onay isteme davranışları geliştirir. Ayrıca her ihtiyacı anne ve baba tarafından yerine getirildiğinden özgüven problemine sıkça rastlanır.

Demokratik Anne Baba Tutumu: Eşitlikçi, çocuğun birey olduğunun bilincinin aşılandığı, benlik algısı gelişmesine yardımcı anne ve babayı temsil eder. Her şeyi hoşgörülü karşılayan değil belli kuralları olan ancak katı bir tutumla kurallara uyma zorunluluğunu getirmeyen bir yaklaşım söz konusudur. Sağlıklı ve dengeli bir kişilik gelişimi ancak demokratik tutumla mümkündür.

Öfkeli Çocuğa Nasıl Davranılmalıdır?

Anne babaların en çaresiz kaldıkları dönemlerden biri de çocuklarının öfkeleri ile başa çıkamadıkları zamanlardır. İstediği yapılmayan her çocuk, bağırma, ısırma, vurma ve kendini yere atma yöntemlerine başvurabilir. Çünkü hiçbir çocuk “hayır” cevabını sevmez. Hatta bu onun öfkesini daha da artırabilmektedir. Bu durumda “çivi çiviyi söker” deyip aynı ölçüde çocuğa tepki göstermek ise yapılan en büyük yanlıştır.

Dikkati çekmek için öfkesi kullanır

Üzüntü, korku, şaşırma, sevinme gibi temel bir duygu olan öfke, spontan ve doğal olarak yüzde kızarma, kalbin çarpması ve küçük çocuklarda ağlama krizlerine varan tepkiler olarak ortaya çıkabilmektedir. Bebek, doğumundan sonraki dönemde ihtiyaçlarının ağlama ile giderildiğini ve çevreyi harekete geçirebildiğini yavaş yavaş öğrenir. İhtiyaçları giderilmediğinde hayal kırıklığı ile tanışır ve tek çaresinin ağlamak olduğunun farkına varmaktadır. Bir yaşından itibaren çocuklar büyüdükçe öfkelenme ve bunu gösterme davranışına başlamaktadır. Öfkeli davranışlar genellikle yapmak istediğini yapamama, istemediği bir şeyi yapma, çok yorulma, acıkma, kendini ifade edememe ve ebeveynlerin dikkatini çekmek amacıyla kullanılan bir yöntemdir.

Krizin başladığı nokta

Çocuklarda davranışlar bu dönemde ben merkezli ve dürtüsel olmaktadır. Çocuklar davranışlarını engellemek istemezler ve bunun karşısında da onu yönlendirmeye çalışan ebeveynler ile zıtlaşmaktadırlar. İşte tam da bu noktada kriz başlamaktadır. Bu noktada çocuk bağırabilir, ısırabilir, vurabilir ve kendini yere atabilmektedir.

2 yaş en kritik dönem

İki yaş dönemi çoğunlukla “korkunç iki yaş (terrible two)” olarak adlandırılmaktadır. Çocuk bu yaşta yürümeye ve konuşmaya başlar, çevre üzerinde hâkimiyeti artar. Kendini dünyanın merkezindeymiş gibi hisseden çocuk, yapmak istediğinin engellenmesinden hoşlanmaz ve ‘hayır’lar başlamaktadır. Karşılıklı gerginlik arttıkça çocukta tutturmalar, negatif tavırlar öfke krizlerine dönüşebilmektedir.

Aynı ölçüde tepki vermeyin

Çocuğun öfkeli tutumlarına karşılıklı tepki vermek onun gerginliğini daha da artırmaktadır. Sakin kalmalı ve kriz anı geçince çocukla konuşarak durumu değerlendirerek duyguların dışa vurulmasını sağlamak her iki tarafı da rahatlatacaktır. Herhangi bir vurma davranışında çocuğu sadece tutmak ve onunla göz kontağı kurarak bunu bir daha yapmaması söylemek doğru olacaktır.

Çocuğunuza vurmak yerine göz kontağı sağlamayı deneyin

Çocuğa vurmanın bir sınırsızlık göstergesi olduğu düşünüldüğünde anne-baba-çocuk çerçevesinde ebeveynin konumu vurgulanarak sınırların çizilmesi gerekmektedir. Çocuğu odaya kapatarak cezalandırmak gibi öfkeyi artırıcı ve anlamsız davranışlardan uzak durmak gerekir. Çünkü çocuğa öfkeli şekilde davranmak onun da aynı şekilde davranmasına model oluşturmaktadır.

Krizi önlemek için doğru cümleler seçin

İstediğini yaptırmak için öfkelenen çocuğun bu davranışlarına son vermek isteyen ebeveynler çocukların isteğini anında yerine getirme davranışını seçebiliyorlar. Hızlı bir çözümmüş gibi görünse de aslında bu durum çocuğun öfkelenmek ve istediğinin olması arasında ilişki kurmasını ve bu davranışını pekiştirmesini sağlamaktadır. Yapılması gereken davranışlarda net olmaktır. Örneğin yatma saati gelmiş ise ‘Yatağa gitmek ister misin?’ gibi açık uçlu bir soru yerine “Yatağa gitme saati’ demek ve krizleri önlemekte daha faydalı olacaktır.

Oyun terapisi ile öfkesine çözüm bulun

Sorun çözülmez ise ilerleyen yaşlarda dikkat eksikliği, hiperaktivite, kaygı, depresyon gibi psikiyatrik tabloların da eşlik ettiği öfke kontrol sorunları yaşanabilmektedir. Bu tür durumlarda ailelerin danışmanlık hizmeti alması yararı olacaktır. Oyun terapisi teknikleri ile uygulanan psikoterapi süreci bu konuda faydalı yöntemler arasında yer almaktadır.

Çocuğa Bir Pedagoga Gideceğini Nasıl Açıklanır?

Çocuk ve Ergen Psikoterapisi, terapist ve çocuk, ergen ya da aile arasında geçen terapötik görüşmeyi ve etkileşimi içeren bir psikolojik tedavi biçimidir. Çocuk/Genç ve ailelerin problemlerini anlamalarına ve çözmelerine, problemli davranışı değiştirmelerine ve hayatlarında olumlu değişiklikler yapmalarına yardımcı olur. Psikoterapi sürecinde, çocuk ve gencin bireysel ihtiyaçlarına ve içerisinde bulunduğu duruma göre Bilişsel Davranışçı Terapi, Psikanalitik Terapi, Oyun Terapisi, Aile Terapisi gibi birçok terapi yönteminden yararlanılabilir.

Psikoterapi süreci hızlı ilerleyen, sorunları bir anda çözen bir süreç değildir. Bu süreç, karmaşık ve zengin bir şekilde ilerleyen, çocuk ve ergenlerin problemlerini azaltan, onlara iç görü kazandıran ve hayat kalitelerini, işlevselliklerini arttıran uzun bir süreçtir.

Çocuğun yardım alması gerektiğine karar verildiğinde bunun çocuğa açıklanması gerekmektedir. Çocuk ve gencin içerisinde bulunduğu yaş dönemine göre bu sorunun cevabı değişmektedir.  Bu açıklama yapılırken temel olarak bu noktalara dikkat edilmelidir:

  • Açıklamak için sakin bir zamanı bekleyin. Çocuğunuz sizi kızdırdığında, üzdüğünde veya çocuğunuzla bir tartışma sonrasında pedagoga götüreceğinizi söylemeyin.
  • Neden psikoloğa gitmesi gerektiği konusunda dürüst ve açık olun. Sizi endişelendiren durumu çocuğunuza söyleyin. Örneğin; “Son zamanlarda, arkadaşlarınla sorunlar yaşadığının farkındayım. Bu konuda bir uzmandan yardım almanın iyi olacağını düşünüyorum.” diye bir açıklama yapılabilir.
  • Problem hakkında kimden yardım alınacağını çocuğa doğru bir şekilde aktarın.” Bir doktora/öğretmene/ablaya/abiye gideceğiz” yerine bir “uzman” ya da “pedagog” yardımı alacağınızı açıklayın. Bu kişiyi, çocuğun içinde bulunduğu durum hakkında konuşacağı ve bu durumla başa çıkma konusunda ona yardım edecek biri olarak tanımlamalısınız.
  • Gençlerde;  terapiye gitmenin onların kötü davranışından kaynaklanmadığının üzerinde durun ve terapide konuşulanların terapist ve genç arasında gizli tutulacağını anlatın.
  • Çocuğunuza, pedagog ile çalışmanın bütün aileye olumlu bir katkısı olacağını belirtin. Böylece çocuk, problemli bir birey olarak ailede dışlanmamış olacaktır.

Çocuğum ne zaman psikolojik desteğe ihtiyaç duyar?

Çocuğunuzun aile, eğitim ve sosyal hayatını aksatan davranış ve tutumları varsa hiç vakit kaybetmeden uzmandan danışmanlık yardımı almalısınız. Anne-babalar, çocuklarında gördükleri sorunlu bir davranış hakkında uzmana danışmadan önce şu soruların cevaplarını da değerlendirmelidir:

  • Ne kadar sıklıkla bu davranışı çocuğumda görüyorum? Her gün? Haftada bir?
  • Çocuğum bu davranışı ne kadar şiddetli yaşıyor? Farkında mı? Kontrol edebiliyor mu?
  • Çocuğumun yaşıtları da böyle davranıyor mu?
  • Eğer çocuğumun bu davranışı hakkında yardım almazsam ileride ne olur?

Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde çözümlenemeyen psikolojik sorunların ihmal edilmesi yetişkinlikte birçok problemin kaynağı olabilmektedir.

Geç Algılama ve Anlama Durumu İçin Ne Yapılmalı?

Günümüzde öğrenme çocukluk döneminden başlar. Bir insanın öğrenmesi hiçbir zaman bitmez, yaşı ilerledikçe çeşitli konularda bilgi sahibi olmaya devam eder. Bilgi dediğimiz kavramın tabiri caizse sonu yoktur, dolaylı olarak öğrenmenin de bir sonu yoktur. Bu beynimizin normal durumdayken yaptığı bir aktivitedir. Fakat bazı durumlarda algılama konusunda sıkıntı yaşanabilir, anlamakta sıkıntı çekebiliriz. Bu durum doğuştan olabileceği gibi sonradan da ortaya çıkabilir. Çeşitli nedenler etki olarak kişide algılama ve anlama konusunda yavaşlama yapabilir.

Geç Algılama ve Anlama Durumu Nedir?

Beynimiz yukarıda bahsedildiği gibi normal aktivitelerinde öğrenmeye açık bir organımızdır. Tabii ki her kişinin bir algılama kapasitesi vardır fakat bu farklar bir sorun niteliğinde değildir. Geç algılama ve anlama durumu, adı üstünde kişinin normal bir insana göre algılama ve anlama durumlarında yaşadığı sıkıntılardır. Fakat başta da örnek verildiği gibi bu durum normal insandakine göre fazla bir farklar barındırır. Bu yüzden her geç algılama durumunu sorun olarak görmek doğru değildir.

Geç Algılama ve Anlama Durumuna Neler Sebep Olur?

Bu sorun doğuştan olabileceği gibi sonradan da olabilir. Doğuştan olabilen durumlar bebeklerin kafasının üst kısmında bulunan bıngıldak bölgesinden ve doğuştan zeka seviyesinin daha az olmasıdır. Sonradan olabilen durumları ise yüksek ateş, sinir sisteminin yıpranması, hamilelikte kullanılan sigara ve rastgele ilaçlar, uyku bozukluğu şeklinde sıralamak mümkündür.

1. Doğuştan Kaynaklı Sorunlar

Bebekler doğduklarında bıngıldak bölgeleri açık olur ve bu bölge zamanla kapanır. Bebeğin bu bölgesinin kapalı olarak doğması veya normal zamandan daha geç kapanması durumları zeka seviyesini olumsuz etkileyebilir. Bu konuda bir doktora gitmek en doğru tercih olacaktır. Ayrıca bir bebek doğuştan zeka seviyesi düşük olarak doğabilir. Bu durum da geç algılama ve anlama konusunda sıkıntı yaşanmasına nedendir.

2. Yüksek Ateş

Yüksek ateş hemen hemen herkesin başına gelebilen fakat bebekler ve çocuklarda daha fazla görülen bir durumdur. Vücudumuzun normal sıcaklığı 36 derece civarındadır. Bu sıcaklığın artması ve yüksek ateş olarak tanımlanır. Uzun süre yüksek ateş durumda kalan bir kişinin havale geçirmesi sonucu beyin hücrelerinde sorunlar meydana gelebilir.

3. Sinir Sisteminin Yıpranması

Sinir sistemlerinin yıpranması durumu algılama ve anlama konusunda sorunlar çıkarabilir. Aşırı yorgunluk gibi durumlar sinir sistemini olumsuz etkileyebilir.

4. Hamilelikte Kullanılan Sigara ve Rastgele İlaçlar

Sigara kullanımı kişinin kendi sağlına dahi zarar vermekle beraber hamile olan bir kadının sigara kullanması bebeği için olumsuz bir durumdur. Hamilelik döneminde sigara kullanımının etkilerinden bir tanesi de bebekte oluşabilen zeka geriliğidir. Hamilelik döneminde yapılan bir başka yanlış da doktorun önermediği ilaçları kullanmaktır. Bazı ilaçlar özellikle hamilelik döneminde kullanılmaz.

5. Uyku Bozukluğu

Uyku düzeni bir insanın sağlığı için önemli bir konudur. Uyku zamanında vücut toparlanır ve yeni güne kendini hazırlar. Uyku düzenin bozulması çeşitli sorunlara yol açabilir. Bu sorunlardan bir tanesi kişinin gün içinde algı ve anlama konularında sıkıntı yaşamasıdır.

Geç Algılama ve Anlama Durumunda Ne Yapılmalıdır?

Bahsi geçen durumların sebepleri yukarıda görüldüğü gibi çeşitli konulardan olabilir. Doğuştan kaynaklı sorunların belli başlı kesin çözümleri yoktur. Tabii ki bir doktora görünmeli ve neler yapılabileceği konusunda danışılmalıdır. Ayriyeten yüksek ateş ve sinir sisteminde kalıcı sorunlar için de bilindik kesin bir çözüm yoktur. Aynı şekilde bu gibi yaşanılan durumlar bir doktora görünmekte fayda vardır. Bunlar dışında hamilelik döneminde kullanılan sigara ve rastgele ilaçlar bebeğin zekası konusunda sorun yaratabileceği için dikkat edilmelidir. Uyku düzeni konusunda ise kişinin en uygun düzeni kendisine belirlemesi ve buna uyması gerekir.

Her kişinin kendine has uyku ihtiyacı vardır. Bunun dışına çıkmaz ve uyku düzeninizi korursanız gün içinde uykudan kaynaklı algılama ve anlama konusunda sıkıntı yaşamazsınız. Vitamin eksikliği gibi durumlar da algı ve anlama konusunda sıkıntı yaratabilir. Bu sebeple kan değerleri ve vitaminleri ölçtürmek için test yaptırılıp doktora danışılmasında fayda vardır. Son olarak olabildiği kadar stresten ve sıkıntıdan uzak durulmalıdır. Kafanızın yoğun olduğu zamanlarda algılama ve anlama konularında sıkıntı yaşamak doğal bir sonuçtur. Bu yüzden bu konuya dikkat etmekte fayda vardır.

Bebeklerin rahat bir uykuya dalması için öneriler

Çocukların uykuya olan ihtiyacı ve uyku süreleri büyüme dönemlerine göre farklılık gösteriyor. Çocuğun yeterli büyüyüp gelişmesi için geceleri düzenli uyuması gerekiyor.  Sağlıklı uyku alışkanlığını kazandırmak için bebeklikten itibaren belirli bir saatte, bebeğin uyuması ve uyanmasını sağlamak büyük önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Erkan Uçlar, bebeklerin sağlıklı ve kaliteli uykusu için neler yapılması gerektiği hakkında bilgi verdi.

Bebeğinizin aşırı yorgun olmamasına dikkat edin

Bebeklerin uyku saatleri biyolojik ritme göre düzenlenmelidir. Bebeğin geç uyutulması, uyku süresinin daha uzun olacağı anlamına gelmez. Hatta bebek bu nedenle yorgun düşerse uyku düzeni etkilenir, uykuya dalmakta ve uykuda kalmakta zorluk çeker, bir süre sonra da kronik uykusuzluk gelişebilir. Bu nedenle bebeğin yorgunluğunun belirtileri iyi gözlemlenmelidir. Bebeğin yorgun olduğu ancak bu yorgunluğun aşırı olmadığı an çok önemlidir.

Bebeğin rahat bir uykuya dalması için 8 altın kural;

  1. Ilık banyo yaptırmak
  2. Badem, papatya ya da lavanta yağı ile masaj yapmak
  3. Kitap veya masal okumak
  4. Şarkı söylemek
  5. Hafif müzik dinletmek
  6. Beslemek
  7. Memede uyuma alışkanlığı kazandırmamak
  8. Odasının karanlık olmasına özen gösterin

Emerek uykuya dalmasını engelleyin

Bebekler için yatma vakti rutini geliştirilmelidir. Uyku vaktinden bir saat önce gerçekleştirilen bu rutin, bebeğe uyku vaktinin geldiğini işaret eder ve uykuya hazırlanmasında yardımcı olur. Eğer bir bebek uykuya sürekli emzirilerek ya da biberonla beslenerek dalıyorsa, emzirme ile uykuyu ilişkilendirebilir. Bu durum zamanla uykuya başka yollarla dalmasına engel olur. Bebeğin herhangi bir yardım olmadan uykuya dalması isteniyorsa, uykulu hale gelene kadar emzirilmeli fakat bu şekilde uyuyakalması engellenmelidir.

Uyanırken nasıl sesler çıkardığına dikkat edin

Bebeğin daha uzun uyuyabilmesine yardım etmek için ilk adım onun uykuda çıkardığı seslerle, uyanmış olduğu zamanlarda çıkardığı sesleri belirleyebilmektir. Bu durumda bebeğin gerçekten uyanmaya başlarken onu beslemeye başlamanız ya da uykuya dalması için kullandığınız sözcüklerle onu nazikçe okşamanız, uykusunu bölmeden tekrar uyumasına yardımcı olabilir. Aksi takdirde bebek en ufak kıpırdanışında kucaklanıp beslenir, bakımı yapılır veya sallanırsa, zamanla uykuya dalabilmek için bu rutine ihtiyacı olduğunu düşünür.

Sağlıklı bir uyku alışkanlığı kazandırmak için bunlara dikkat edin;

  • Gece bebeğin uyuduğu odayı olabildiğince karartın
  • Geceleri yanındayken sakin ve yavaş hareket edin
  • Gece çok gerekli olmadıkça alt değiştirmemeye çalışın ve bezini nazikçe kontrol edin
  • Gece uyandığında kendini oyun zamanında hissetmemesi için hareketli oyuncakları bebeğin yatağından uzak tutun
  • Bebeği yatırırken kullandığınız “pış pış, uyku zamanı” gibi bazı anahtar kelimeleri birkaç hafta boyunca tekrara edin
  • Bebeğin akşam uyuyacağı odada gün boyunca kitap okuma, şarkı söyleme ve oyun oynama gibi sakin zamanlar geçirin. Bu odada onu gün boyunca 2 ya da 3 kez gündüz uykusuna yatırın. Bu bebeğin kendi yatağının güvenli ve çok rahat bir yer olduğunu öğrenmesinde yardımcı olacaktır
  • Kendi başına oynaması için yatağında bırakıp o oynarken arkasına geçip onu izleyebilirsiniz
  • Bebeğe uykuyu anımsatacak oyuncak ya da battaniye gibi bir uyku oyuncağı alabilirsiniz
  • Uyuyan bir bebek beslenmemelidir.
  • Eğer bebek on sekiz aylıktan büyükse ve onunla uyumayı isteyecek ondan daha büyük bir kardeşi varsa birlikte uyumalarını sağlayın
  • Düzenli bir öğle uykusu, beslenme ve aktivite programı takip ederek, bebeğin iç saatinin ayarlanmasını sağlayın

Ev ödevlerini yaptırmanın kolay yolları

Okul çağındaki çocukların en büyük sorunu; eve geldikten sonra ödevlerini yapmaları için ebeveynlerinin verdiği mücadeledir.

Okulun en büyük gerekliliklerinden biri de ev ödevidir. Özellikle 5-7 yaş arasındaki çocuklar günde en az bir saat ev ödevi yapmalıdır.

İşte çocuğunuza ev ödevlerini yaptırmanın 6 kolay yolu;

1. Çocuğunuzun ödevlerine bakıp hangisi için kaç dakika ayıracağına siz karar verebilirsiniz. Böylelikle onun da bu zaman limitine uymasını sağlayabilirsiniz.

2. Ev ödevinin ne zaman yapılacağına dair birtakım kurallar belirleyebilirsiniz. Örneğin; Fayda sağlaması için ev ödevini okuldan gelir gelmez yapması için yönlendirebilirsiniz.

3. Okuldan geldikten sonra biraz ara verip, başka aktiviteler yaptıktan sonra da ödeve başlatabilirsiniz. Ancak hangi zaman aralığını seçerseniz seçin, ev ödevi söz konusu olduğunda bunu düzenli olarak uygulamaya çalışın.

4. Bir okuma günlüğü tutabilir, çocuğunuzla birlikte kitap okurken yaşadıklarınızı bu günlüğe yazabilirsiniz.

5. Her gece aynı saatte çocuğunuzla birlikte bir kitap okuyabilirsiniz.

6. Çocuğunuzun okul sonrası yaptığı spor, resim veya müzik gibi aktivitelerin saatlerini de çocuğunuzun ev ödevlerine göre ayarlamaya dikkat edin.

Çocuğunuzla kaliteli vakit geçirmenin 10 yolu

Evimizin, hayatımızın neşesi çocuklarımızla, evde geçirilen zamanın kalitesi çok önemlidir. Çocukları oyalamak için onları gelişimine katkıda bulunmayacak teknolojik aletlere emanet etmek yerine yapmanız gereken şeyler var.

Çocukların gün içinde hayatlarını yönetmeleri ve bu yönetimden iyi sonuçlar çıkarmaları pek mümkün olmaz. Bu yüzden onları doğru yönlendirme görevi biz büyüklere düşecektir. Çocukken edinilen alışkanlıklar, tüm hayatlarında etkili olacaktır.

Hedefler belirleyin: Öncelikle çocuklarınızın her şeyi küçük adımlarla başardığını ve zamanla gelişebileceğini unutmayın. Bu yüzden onlara kendiniz kadar büyük yükler yüklemeyin.

Çocuklarla geçirilecek zaman içinde ne gibi ikramlar ve yiyecekler olacak, öncelikle bunu planlayın. Sonra onarlı bu işe dahil edin. Örneğin birlikte kurabiye pişirebilirsiniz ve yumurtaların kırılması veya çırpılması işini çocuğunuz üstlenebilir.

Günlük sorumluluklar: Gündelik işler her zaman olacak ve hiç bitmeyecektir. Yani sizin temizliğiniz, çamaşırınız ve bulaşığınız önceliğiniz olmamalı. Öncelik çocuğunuzla kurduğunuz iletişim ve onun huzuru olmalıdır.

Gündelik işlerde size yardımcı olabileceği hissini ona verebilirsiniz. Örneğin çamaşırları renklerine göre ayırırken, ondan yardım isteyin. Yaşına uygun olarak, bu çok eğlenceli ve ona da beceri kazandıracak bir oyun olabilir.

Verimli ve verimli insanlar, çocukluklarından itibaren içindeki gücü kullanmaya imkan bulmuş kişilerden çıkmıştır.

Sağlıklı yaşamın en temel şartı olan egzersiz, çocuklarınızla birlikte yapıldığın da hem daha eğlenceli olur, hem zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız, hem çocuğunuza sporalışkanlığı vermiş olursunuz.

Evde birlikte spor yapmak veya sokakta birlikte ip atlamak gibi egzersizler veya daha yaratıcı egzersizler bulabilirsiniz. Özellikle hareketli çocuklar için egzersiz, enerjilerini harcamaları için en güzel yollardan biridir.

Akşam hep beraber sofra kurulduğunda oturmak ve yemek, ailenin iletişimi, bağlarını güçlü tutması ve ilişkinin devamı için çok faydalıdır.

Peki, siz akşam yemeğini hazırlarken, çocuğunuzun yardım etmesi güzel olmaz mı? Elbette ona soğan doğratmayacaksınız! 🙂

Ancak çocuğunuza yıkanmış marul veya göbek salata yapraklarını verip, eliyle küçük parçalar koparmasını ve büyük bir salata kabının içine koymasını söyleyebilirsiniz.

Böyle bir etkinliği, dilimlenmiş salatalık, domates ve rendelenmiş havuç, turp dilimlerini ayrı tabaklarda çocuğunuzun önüne koyup, ondan ortaya şık bir salata çıkarmasını isteyerek de sağlayabilirsiniz.

Çocuklarınızla geçirilecek zamanın genişliği, kalitesi ve keyfi, sizin hayal gücünüze bağlı!

Serbest zaman: Birlikte geçirdiğiniz zamandan sonra çocuğunuza kendisi için yapmak istediği bir şey olup olmadığını sorabilirsiniz. Televizyonda çizgi film izlemek, oyuncaklarıyla odasında oynamak gibi… Sizinle birlikte zaman geçiren çocuğunuz mutlu ve tatmin olmuş olacağı için, size de nefes alacak zaman kalacaktır.

Çocuk Yetiştirmenin 10 Altın Kuralı

Makarenko’ya göre sevgi olmadan mutlu bir insan yetiştirmek imkansız. İşte çocuk yetiştirmeye dair 10 altın kural:

Çocuğunuzun eğitimindeki en önemli kısım sizin kendi davranışınız.
Çocuğunuzla birlikte olduğunuz her an aslında onu eğitiyorsunuz, o yorulmak bilmeden sizi izliyor, davranışlarınızı ve sözlerinizi kaydediyor. Yaşadığınız en ufak bir değişikliği bile fark edecek kadar iyi gözlemliyor sizi. Ve eğer siz etrafınıza karşı olumsuz davranışlar içindeyseniz çocuğunuzun aksi şekilde davranmasını beklemek tam bir hayal olur.

Eğitimde en açık, en içten ve ciddi tavrınızı takınmalısınız.
Bu üç özellik eğitimde mutlaka olmalıdır, çünkü bu üçlü hayatta da önemli bir yere sahiptir. Ciddi olmak sert ve kızgın olmanızı gerektirmez. Ciddi olurken samimi de olabilirsiniz. Emin olun çocuğunuz bu üçlüyü anlar ve değer verir.

Her ebeveyn çocuğunda ne görmek istediğini iyi bilmelidir.
Anne baba olarak çocuğunuzdan ne beklediğiniz konusunda açık olmalısınız. Beklentileriniz üzerine ciddi ciddi kafa yormalısınız, bu süreçte kendi hatalarınızı görebilirsiniz ancak hatalarınızın olması cesaretinizi kırmamalı.

Çocuğunuzun iyi olduğundan emin olmalısınız.
Çocuğunuza gerekli ölçüde özgürlük tanımalısınız ancak onun nerede ve kimle olduğunu bilmeniz önemlidir. Onu karşılaşabileceği iyi ve kötü tüm durumlara karşı hazırlarsanız her zaman güvende olacağından emin olursunuz.

İyi bir eğitimin anahtarı düzenli olmaktır.
Eğitimde küçük hatalar bile affedilemeyebilir. Ancak düzenli olursanız tüm ayrıntıları gözünüzün önünde tutabilirsiniz. Her gün, her an ve sürekli gerçekleşen küçük detaylar aslında hayatta büyük öneme sahiptir ve onları kontrol edebilmek ancak düzenle olur.

Çocuğunuzu yardımınızı almaya zorlamayın ama yardım etmekten de mutlu olun.
Ebeveynlerin çocuklarına yardım etmesi zorlayıcı, sıkıcı ve rahatsız edici olmak zorunda değildir. Çocuğunuz bazen zorlanabilir ama zorlukların üstesinden gelebilmeyi öğrenmek için biraz kendi başına çabalaması gerekir. Önemli olan ebeveyn olarak çocuğunuzun zorluklar arasında ne yapacağını bilmez halde kaybolmasına izin vermemenizdir.

Gerçekleştirdiği bir işin sonucuna göre onu ödüllendirmeyin veya cezalandırmayın.
Bir problemini çözebiliyor olmak çocuğunuz için kendi başına yeterli olmalıdır. Onun yaptığı işi takdir etmenizin en iyi yolu sarf ettiği çabayı, becerilerini, ve yöntemlerini takdir etmenizdir. Çocuğunuzu hem överken hem de cezalandırırken dikkatli olmalısınız. Onu arkadaşlarının yanında övmemeli ve cezalandırmamalısınız.

Bir çocuk kendi değerini bilmezse kimseyi sevemez.
Sevmek, sevgiyi anlamak ve mutlu olmak için çocuğunuzun önce kendi değerinin farkında olması lazım. Kendine değer vermeden başkaları için bunu yapmasını bekleyemezsiniz.

Çocuğunuz için kendinizi feda etmeyin.
Çoğu ebeveyn gün gelir şu şekilde yakınır: “Anne/baba olarak onun için her şeyimi feda ettim, kendi mutluluğumu bile.” Asla bunu yapmayın. Çocuğunuza iyilik yaptığınızı düşünerek yapacağınız en büyük kötülüklerden birini yapmış olursunuz çünkü. Onun için kendi mutluluğunuzdan vazgeçmeyin, beraber mutlu olmanın yollarını bulun.

Sevgi en güçlü duygu çünkü harikalar yaratabilen, insanları baştan yaratan ve insani değerleri yaratan duygu sevgi. Çocuğunuzu bu yönde, sevgiyle eğitirseniz onu mutlu edersiniz.

Anne Baba Olmadan Önce Yapılması Gerekenler

Anne baba olmadan için hayatınızda ve yaşam stilinizde bazı değişiklikler yapmanız gerekebilir. Çocuklu bir hayata uyum sağlamak için yapmanız gereken değişiklikleri derledik.

Daha toleranslı olmalısınız.
Toleranslı olmak demek çocuklarınızın isteklerini karşılamak için yeterince esnek olabilmeniz anlamına gelmektedir. Çocuğunuzun istekleri sizin gerçekleştiremeyeceğiniz şeyler olsa bile bu durumu değiştirmek için yeterince toleransınız olmalı.

Daha düzenli olmalısınız.
Bekar olmak ve çocuk sahibi olmamak boş zamanınızın ebeveyn olanlara göre daha çok olduğuna işaret eder. Ancak çocuk sahibi olduğunuz zaman sahip olduğunuz zaman artmaz ve sizin o zamanı daha düzenli ve organize bir şekilde kullanmanız gerekir.

Daha üretken olmalısınız.
Annelik ve babalık tam zamanlı işlerdir ve bu zamana kadar kazandığınız beceriler ve sahip olduğunuz para bu tam zamanlı işler için kullanılacaktır. Çocuğunuz büyüdükçe ihtiyaçları değişecek ve gelişecektir ebeveyn olarak bunları karşılamak sizin sorumluluğunuzdur.

Daha destekleyici olmalısınız.
Ebeveyn olmak zaman zaman çok zorlayıcı olabilir, özellikle de bu konuda tecrübeniz yoksa. Bu süreçte destekleyici olmanız çok önemlidir çünkü hem eşiniz hem de siz desteğe fazlasıyla ihtiyaç duyacaksınız.

Daha çok kıymet bilin.
Ebeveynliğin zorlukları arasında birçok şeyi kolaylıkla daha az takdir edebilir ve çevrenizdekileri kırabilirsiniz. Ancak ebeveyn olmak başlı başına bir hediyedir ve bunun kıymetini bilirseniz hem siz hem de çocuğunuz daha mutlu olur.

İlişkinizin daha güçlü olması gerekir.
İyi ebeveyn olmak eşinizle iyi bir ilişkiye sahip olarak başlar. güçlü olmayan bir ilişkiniz varsa yaşanan aksaklıkların etkisi çocuklarınız üzerinde de kendini gösterir.

Duygularınızı daha iyi kontrol edebilmelisiniz.
Kaygılı, öfkeli, huzursuz vb. bir insansanız ve bu duygularınızı kontrol edemiyorsanız ebeveyn olarak işiniz zor diyebiliriz. Her ne kadar harika olsa da ebeveyn olmaz duygusal açıdan sizi yıpratabilir. Duygularınızı kontrol altında tutabilmek size ciddi bir üstünlük sağlar.

Sorumluluk sahibi olmalısınız.
Sorumluluk sahibi olmak, bazı şeyleri üstlenmek ebeveynlikte çok önemlidir. Anne-baba olduğunuzda sorumluluklarınız artacaktır bunların farkında olmak ve yerine getirmek hiçbir zaman olmadığı kadar önemli olacaktır.

Sağlığınıza daha çok önem vermelisiniz.
Sağlık yalnızca fiziksel sağlıktan ibaret değildir. İyi bir çocuk yetiştirmek için ruhsal, duygusal sağlığınızın da yerinde olması gerekir. Ebeveynler çocukları üzerinde büyük etkiye sahiptir. Çocuğuna karşı öfke, eleştiri ve kinlilik göstermeyi hiçbir ebeveyn istemez.

Tutarlı olmalısınız.
Tutarlı bir tutumunuz olduğunda çocuğunuza güven aşılarsınız. Sizi kararlarının arkasında duran kendinden emin bir insan olarak gördüğünde kendi gelişimi için de olumlu noktaları gözlemler.

Disleksi Belirtileri Nelerdir ve Tedavisi

Disleksi bir öğrenme bozukluğudur ve dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ve matematik becerilerinin öğrenilmesinde ve uygulanmasında yaşanan güçlükleri ifade eder. Disleksi sahibi kişiler dilin işitsel parçalarını işlemede sıkıntı çektiklerinden iletişimde ve öğrenme de sıkıntılar yaşarlar.

Disleksiye Ne Sebep Olur?

Disleksi genellikle çocuklukta teşhis edilir ve kökenlerinin nörolojik olduğu düşünülmektedir. Disleksi ayrıca beyin hasarlarının sonucu da olabildiği gibi temelinde dil işleme ile ilgili sorunların yattığı öğrenme bozukluklarının da bir sonucu olabilir. Beynin sadece dili işleyen kısımlarının değil aynı zamanda hafıza ile ilgili kısımlarındaki anormalliklerin de dislekisye sebep olacağına inanılır.

Disleksi Belirtileri Nelerdir?

-Konuşma becerisinin gelişiminde yavaşlık ve güçlük
-Yazılı ve sözel dili kavramada ve ifade etmede yaşanan zorluk
-Harfleri öğrenmede ve sesleri çıkarmada yaşanan sorunlar
-Kelimenin tümünü ya da parçalarını okuyamama
-Kafiye türetmede sorun yaşama
-Heceleme becerisindeki eksiklikler
-Ritm temelli aktiviteleri yaparken zorlanma

Bunların yanı sıra görme ile ilgili ya da odaklanma, depresyon gibi çeşitli rahatsızlıklar da disleksinin belirtileri olarak görülebilir.

Disleksinin Tedavisi Var Mıdır?
Disleksinin erkenden teşhis edilmesi öğrenmede, yazmada ve konuşmada oldukça etkili olmaktadır. Disleksinin seviyesine ve diğer öğrenme bozuklarının varlığına göre tedavi değişebilmektedir. Özel dersler, okuma iyileştirici sınıflar ya da sınavlar ve dersler için ayrılan fazladan süreler bu sorunun ortadan kaldırılmasında yardımcı olmaktadır. Konuşma ve dil terapistleri de rahatsızlığın düzeltilmesinde etkin bir şekilde rol almaktadırlar.

Disleksi Başarıyı Engeller Mi?
Disleksi teşhisi almış birçok insanın hayatlarında başarılı olduğu bilinmektedir. Özellikle bazı örneklerde disleksi ve ortalama-üstü zekâ arasında ilişki bulunmaktadır.

Thomas Edison ve Albert Einstein disleksi rahatsızlığına sahip olmalarına karşı başarılı olan iki ünlü bilim insanıdır.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.