Boşanan Ebeveynlere Ebeveyn Danışmanlığı

Boşanmanın bir geçiş dönemi olduğu ve boşanmadan ziyade boşanma sonrası beliren tüm değişim ve uyum sürecinin çocuğu ve beraberinde ebeveynleri etkilediği görülmektedir.  Boşanmada anne baba arasındaki süre gelen ve devam eden çatışma ve anlaşmazlık kritik öneme sahiptir.  Öyle ki çatışmalı bir ebeveyn ilişkisinden boşanma ile uzaklaşan bir çocuk ebeveyn kaybına karşın bu çatışmadan daha fazla olumsuz yönde etkilenmektedir.  Değişim ve uyum sürecindeki olumsuzluklar, çocuğa almak isteyebileceğinden fazla yetişkinlik rollerinin dayatılmasını, ebeveyn kaybına yönelik yas ve özlemi, çökkünlüğü, mutsuzluğu ve farklı ortamlarda kendini gösterebilen uyum ve davranış sorunlarını getirebilir.  Burada boşanma sonrası ebeveyn çatışmasının nasıl yönetildiği, çoğunlukla babayı içeren ebeveyn kaybının nasıl giderildiği ve değişebilecek sosyo ekonomik şartları nasıl idare edebilecekleri belirleyicidir.

Boşanan anne-babalara ve çocuklarına yönelik bu aile terapisi içerikli çalışma seanslarında hedeflenen ebeveynleri süregelen çatışmalarını yönetmede ve boşanma kararını çocuklarına açıklamada yönlendirici olurken ebeveyn ve çocuklarını boşanma sonrası yeni ilişki dinamiklerine hazırlamaktır.

Çalışma sürecinde ele alınacak alanlar şunlardır:

  • Boşanma ve sonrasında ebeveyn ilişkileri
  • Boşanmanın çocuklara etkileri üzerine bilgilendirme
  • Boşanmanın çocuğa anlatılması ve değişime hazırlık
  • Çocukla anne baba ayrılığı ve değişen ebeveyn çocuk ilişkisinin çalışılması
  • Değişim sürecinde çocuk ve ebeveynin toplumsal yaşama uyumu ve olası destek kaynakları
  • Olası yeniden evliliklerde değişecek ilişki dinamiklerine hazırlanma

Akran Zorbalığı Önleme

Akran zorbalığı bir veya çok sayıda çocuğun, kendilerinden daha zayıf olanları bilerek ve devamlı olarak rahatsız etmesi ve karşısındakinin kendini koruyamayacak halde olduğu bir saldırganlık çeşididir.

Zorbalık ile saldırganlık arasında ki farklılığın iyi anlaşılması gerekmektedir. Çünkü saldırganlık ve şiddet içeren eylemler birbirine denk çocuklar arasında yaşanırken zorbalık, kurbanın korkmasına, acı çekmesine neden olur ve güçlerde orantısızlık görülür. Kurban tarafından herhangi bir kışkırtma tahrik söz konusu değildir. Güçlü olan, zayıf olan çocuğa baskı yapar, fiziksel, sözel ve psikolojik sadırı eylemlerini gerçekleştirir.

AKRAN ZORBALIĞI HANGİ ÇOCUKLARDA GÖRÜLÜR

Genel olarak 7-16 yaş aralığındaki çocuklarda karşılaşılan zorbalık, 9-15 yaşları arasında maksimum seviyeye çıkıyor. Zorbalar ve kurbanlar genelde aynı sınıfta bulunuyorlar ve aynı yaşta oluyorlar. Toplumsal yeteneklerin gelişmesi nedeniyle kurbanların yaşları yükseldikçe zorbalığa uğrama düzeyleri azalıyor.

Hangi Çocuklar daha çok zorbalığa maruz kalır

Okulda ve sınıfta yalnız hisseden, aktivitelere iştirak etmeyen, arkadaş edinemeyen, iletişim kurmada problem yaşayan ve kendini ispatlama yeteneklerinden yoksun çocukların akran zorbalığına maruz kalma ihtimali daha fazla. Kurban olan çocuklar diğer çocuklara kıykatiyen daha kaygılı, güvensiz, mutsuz, çekingen ve daha duyarlı olabilirler.

Çocukların Saldırgan Yetiştirilmesi

Akran zorbalığını gerçekleştiren çocukların en baskın talepleri, diğer çocuklar üstünde baskınlık kurmak ve denetimi elinde tutmaktır. Bu çocuklar genelde saldırgan davranışlar takınarak bir gruba lider olabileceğini küçük yaşta farketmiştir. Zorbalık uygulayan çocuklar, saldırganlığın gücünü genelde evlerinde öğrenir veya benzer disiplin biçimlerine maruz kalarak büyütülmüşlerdir. Ayrıca bu çocuklar, genelde dışa dönük kişilik özellikleri sergilerler. Arkadaş edinmeyi ve sürdürmeyi seven, sosyal ilişkilerden haz duyan, arkadaşları içerisinde tanınmış olan çocuklardır.

Çocukların Zorbalığa Maruz Kalmaması İçin Aileler Ne Yapmalıdır

Akran zorbalığının nedenlerini incelerken okul ve aile ortamı, içinde bulunulan toplumun özellikleri beraber değerlendirilmeli. Zorbalığın başlıca nedenleri arasında sınıflarda yükselen öğrenci sayısı, öğrenciler arasında rekabetin aşırı pekiştirilmesi, problemlerin şiddetle halledilebileceğine olan inanç ve tutumlar, kurbanın düşük benlik saygısı sayılabilir.

Anne Babalara Düşenler:

• Çocuklarınızın saldırgan davranışlarla istedikleri şeyleri yapmayın.
• Çocuklarıza sosyal yetişkinliğne uyan görevler verilerek kendine güvenin oluşması yönünde destekleyin.
• Çocuklar kızgın ve sinirliyken onlarla tartışmamalı, çocuğun sakinleşleşmesinin ardından bu durumu beraber konuşularak değerlendirin.
• Ebeveynler çocuğun izlediği televizyon kanalları, filmler ve oynadığı oyunları, konusu ile ilgili seçici ve dikkatli olmalıdır.
• Aileler çocuklarının diğer arkadaşlarının yanısıra tanınmış olması yönündeki isteklerini, çocuklarına yansıtmaktan kaçınmalıdır
• Anne babalar, çocuklarının hareketleri hakkında sık sık öğretmenlerinden bilgi almalı ve şayet bir alanda problem belirtilirse, çocuğuna nasıl yardım edebileceği konusu ile ilgili öğretmenler ve uzmanlar ile işbirliği yapmalıdır

Boşanma sonrası kadın psikolojisi

Boşanma sonrası kadın ne yapmalıdır?

Evlilik, kadın ve erkek için güzel umutlarla başlar, masallardaki gibi sonsuza kadar mutlu olma inancı kalplerde çarpar. Ama bazen beklenmedik sorunlarla başlayan süreç, boşanmayla son bulur. Boşanma, herkes için yaralayıcı olsa bile kadınları daha çok etkiler. ‘Yüksek Topuklar’ ekibi olarak, bu zor durumda yanınızda olmak istedik ve boşanan kadın nasıl mutlu olur, hayata nasıl yeniden başlar gibi sorular için Nörolog Dr. Mehmet Yavuz’a danıştık. “Boşanma bir son değil, bir başlangıçtır” sözüyle ilk adımınızı atın ve mutlu olma yolunu aydınlatmak için önerileri uygulayın.

Boşanma ardından zaman yeni bir başlangıç yapma zamanıdır. Ancak bu her zaman düşünüldüğü kadar kolay olmaz. Genellikle erkekler bu süreci daha kolay atlatırken kadınlar evlilik sürecinde aldıkları derin yaralarla yaşamaya çalışırlar. İç varlıklarında acı, öfke, kin, pişmanlık gibi pek çok farklı duyguyu bir arada hissederler. Kişi kendini her anlamda dibe vurmuş gibi hisseder.

Boşanan kadın nasıl hisseder?

Hiçbir çift boşanmak için evlenmez. Ancak şunu unutmamak gerekir ki evlenmek kadar boşanmakta hayatın gerçeklerinden bir tanesidir. Boşanma sadece eski eşinizi ile aranızda yaşadığınız bir durumda değildir. Genellikle bu sürece ailenizden tutan da arkadaşlarınıza kadar pek çok kişi katılır. Boşanma sonrasında çevrenizdeki insanların kendinizi iyi hissetmeniz için verdikleri tavsiyeler tam tersi bir etki yaratıp bu süreci atlatmanızı zorlaştırabilir. Boşanma sonrasında yaşanan duygusal dalgalanmalardan en az zararla kurtulabilmek için bazı öneriler.

Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden Nörolog Dr. Mehmet Yavuz’a sorduk: Peki boşanma sonrasında ayrılık acısını nasıl hafifletilir? Bu durumun bir travmaya ya da boşanma depresyona dönüşmemesi için neler yapılabilir?

Arkadaşlarınızı seçin

Boşandıktan sonra ister istemez arkadaş çevrenizde bazı değişikler olacaktır. Ortak arkadaşlarınızın bazılarını kaybedeceksiniz. Ama bunun moralinizi düşürmesine izin vermeyin. Özellikle boşanma sonrasında siz siz olduğunuz için seven yanındayken kendinizi iyi ve huzurlu hissedeceğiniz insanları çevrenizde bulundurun, ayrılık acısı atlamanın en iyi yollarından biri budur.

Aile desteği alın

Bu süreçte aile desteği çok önemli. Ailenizden uzaklaşmak yerine onlarla dertleşin, sohbet edin. Bu zor süreci onlarla paylaşmak size kendinizi iyi hissettirecektir.

Onu hatırlatan her şeyi atın

Eşyaları atarak işe başlayabilirsiniz. Tabii ki eşyaları atmak kolay ama anıları silmek zaman alacaktır. Anıların en az hatırlaması için eğer imkanınız varsa yaşadığınız evi değiştirin mümkün olduğunca onunla birlikte gittiğiniz yerlere gitmeyin. Bunun yerine yeni yerler keşfedin. Yani, bu yaranın kabuk tutması için kaşıyıp kanatmayın, bırakın kendi kendine iyileşsin.

Dolabınızı baştan yaratın!

Eşyalar gibi dolabınızı da baştan yaratın. Onunla birlikte aldığınız kıyafetleri atın, yerine yenisini alın. Eşya, kıyafet derken eski eşinizi size hatırlatacak eşyalardan yavaş yavaş kurtulmuş olacaksınız.

Sporu hayatınıza dahil etmek için özen gösterin

Kendinizi dört duvar arasına kapamayın. Daha önce egzersiz yapmadıysanız yavaş yavaş sporu hayatınıza dahil edin. Evde egzersizler ve hobiler, stres ve üzüntüden arınmaya yardımcı yöntemlerdir. Derin nefes alarak, psikolojik ve fizyolojik olarak gevşeyip rahatlayabilirsiniz. Açık havada yürüyüşler yapın ve oksijenin yoğun olduğu yerleri tercih edin. Her gün mutlaka duş alın. Suyun terapi etkisini unutmayın. Belki size basit gelebilir ama her gün 15 bardak su içmek, ruh halinizin iyileşmesine yardımcı olacaktır. Bu denemeye ne dersiniz?

Tatile çıkın

İlk olarak kısa süreliğine de olsa bulunduğunuz ortamdan uzaklaşıp kısa bir tatile çıkmak bir süreliğine her şeyden uzaklaşmak sizi rahatlatacaktır. Yalnız tatile çıkıp yaşadıklarınızın muhasebesini yapabilir, kendi durumunuzu değerlendirebilir, yaşamınızda nereleri değiştirmeniz gerektiğiyle ilgili tespitlerde bulunabilirsiniz. Tatile çıkarken kendinizi dış dünyaya kapatmayın, yeni insanlarla tanışmaya açık olun.

Aşırı Kıskançlık Evlilikleri Sarsabilir

Kıskançlığa bağlı sorunlar eşler arası sorunlar arasında ciddi bir öneme sahiptir. Bu anlaşmazlıklarda bazen eşlerden birinin, bazen de her ikisinin ölçüyü kaçırdığını, eşlerin günlük hayatta maruz kaldıkları streslerle başa çıkamamalarının ve buna eklenen üslup hatalarının da sorunları daha da büyüttüğünü görmekteyiz.

Bazıları, “Eşim evlendiğimizden beri kıskanç yapılı bir insandı. Fakat son zamanlarda sürekli beni izliyor ve her davranışımı eleştiriyor.” diye şikayet ediyor. Diğer eş kıskançlığının aşırı olduğunu kabul ettiğini fakat eşine güveninin sarsılmasında bazı olayların etkili olduğunu ifade ediyor. Bazı eşler de ortak manevi değerlere sahip olarak evlendiklerini fakat eşinin zamanla değiştiğini, karşı cinsle iletişimde güvenini sarsmasa da bazı davranışlarının kendisini rahatsız ettiğini anlatarak anlaşılmak istiyor. Diğer taraftan kariyer sahibi bazı hanımlar eşleriyle çalışma şartları hususunda anlaştıkları halde sürekli kıskançlık ifade eden sözleri karşısında kendilerini çok kötü ve aşağılanmış hissettiklerini ifade ediyor.

Eşler arasındaki kıskançlık ölçülü olduğu takdirde eşlerin birbirine önem verdiğini gösteren, sevgisini artıran birbirini yanlış davranışlardan koruyan tabii bir duyguyken aşırı olduğu taktirde kişinin hem ruh sağlığına hem de evlilikteki uyuma zarar veriyor. Eşler arasında kıskançlığın kontrolden çıkmasında kişisel özellikler ve özgüven sorunları kadar günlük hayat şartları da etkili oluyor. İş hayatının getirdiği mesai şartlarına bağlı olarak karşı cinsle sık görüşülmesi gerektiğinde güven duygusunu sarsacak davranışlardan kaçınmak gerekiyor. Eşler bazen yardım almak ya da yardımcı olmak gibi nedenlerle karşı cinsten bir kişiyle normalden sık veya mesai saati dışında görüşüp bu kişi hakkında eşlerine normalden daha sık bahsediyor. Aynı şekilde internet ve cep telefonlarının bilinçsiz kullanımı da karşı cinsle konuşmayı ve iletişimi kolaylaştırıyor. Başlangıçta iş görüşmesi, insani duygularla yardım etme ya da bilgi alışverişi şeklinde başlayan bir konuşma bile kolaylıkla farklı şekillere dönüşebiliyor. Günlük hayatta karşı cinsle iletişim konusunda dikkatli davranan kişiler bile bazen böyle durumlarda kontrolü kısmen de olsa kaybediyor. Bilinçli kişilerde böyle iken psikolojik sorunları olanlarda durum daha da vahim bir hal alıyor.

Kendisini rahatsız eden bir davranış gören taraf, daha sonra eşini sürekli takip etmeye, sorgulamaya başlıyor. Bu da evliliğin devamını zorlaştırıyor. Evlilikte bağlılık ve vefa kadar güven de önemli olduğundan; küçük hataların sürekli hatırlatılması kişinin kendine güvenini ve kendisini geliştirmesini engelliyor. Eşler kendileri ne kadar ölçülü olsalar da yakın çevrelerinde yaşanan olumsuz olaylar aşırı kıskançlığı tetikliyor.

Öncelikle kıskançlık duygusunun doğru ifade edilmesi gerekiyor. Kişi kendisini rahatsız eden durum ne ise bunu aşırı ifadelerden ve şiddetten kaçınarak net olarak ifade etmelidir. Davranışlarının kendisi fark etmeden eşinin kıskançlık duygularını artırdığını anlayan kişi de eşini suçlamak, aşırı suçluluk duygusuna kapılmak veya savunmaya geçmek yerine onu anladığını ifade etmelidir. Kıskançlık aslında tabii ve yararlı bir duygu iken aşırı olduğunda patolojik bir hal alıyor. Bazen eşler ortada geçerli bir neden yokken de aşırı kıskanç olabiliyor. Gündüz perdeleri sürekli kapatan, eşinin ailesini ya da bir arkadaşını ziyaret etmesine bile izin vermeyen kişiler de var. Bu gibi durumlarda kişi kendisindeki sorunu fark eder psikolojik destek almayı kabul ederse olumlu netice alınıyor. Bazen sadece terapi bazen de ilaç tedavisi ile patalojik hal almış kıskançlık sorunları çözüme kavuşabiliyor.

Kıskançlık duygusunun artmasında eşlerin birbirine yeteri kadar zaman ayırmaması, sevgi ve bağlılık ihtiyaçlarını yeteri kadar karşılamaması da önemli bir etkendir. Kıskançlığın aralarında ciddi şekilde rahatsızlığa yol açtığını düşünen eşler evliliklerini bir kere daha gözden geçirmeli, sorunlarına birlikte çözüm bulmalıdır. Birbirine yeteri kadar zaman ayıran, sohbet etmeye önem veren, günlük hayatını paylaşan, yakın çevresindeki kişiler hakkında bilgi veren ve sınırlara dikkat eden sağlıklı kişilerde aşırı bir kıskançlık görülmüyor. Eşler evliliklerine bakım yapmayı ve küçük sürprizlerle de olsa heyecanı canlı tutmayı ihmal etmemeliler.

Evlilik hayatında erkekler kadınlardan ne bekler?

Evlilik hayatında çoğu şey müşterek, ancak beklentiler farklı olabiliyor. Yıllar geçse de eşler birbirlerine önceliklerinin ne olduğunu net bir şekilde dile getiremeyebiliyor. Özellikle erkekler ne istediklerini anlatmakta, kendilerini ifade etmekte çok sıkıntı çekiyor.

Evlilikte erkeğin kadından beklentileri genelde kadının beklentilerinden daha fazladır. İkisi de aynı işyerinde çalışıp yorulsa da erkek, eve girer girmez “çok yoruldum” diye uzanır. Kadının böyle bir lüksü olmadığı gibi üstelik erkek, ondan bir de güzel “yemek” bekleyebilir.

Evin düzenli-tertipli, elbiselerinin temiz ve ütülü olmasını, hatta kimi erkek, içeceği bir bardak suyu bile eşinin getirmesini bekler. Cep telefonunun nerede olduğunu, gözlüklerini, çoraplarını nereye koyduğunu, arabanın anahtarının nereye bırakılmış olabileceğini hülasa buna benzer birçok şeyi kadından hep “hizmet” olarak bekler.

En önemlisi ise, erkekler, annelerinden gördükleri karşılıksız “şefkat”, “sevgi” ve “ilgi”yi eşlerinden de beklemektedir.

Fakat annesinin “Aa! Burnun akmış gel sileyim” dediği gibi; “Mendilini aldın mı? Anahtarın, telefonun cebinde mi?” vb. sorularla çocuk gibi idare edilmek yerine, ayrıca fizikî gücünü göstermek için eşinin kendisini bir “kahraman” gibi görmesini de bekler.

Yaratılış itibarıyla şiddet, saldırganlık, sinirlilik, kabadayılık, özgürlük ve kural tanımazlık özelliklerine yatkın olduğu için erkekler, eşlerinin bu duygularını kontrol altına almasına yardımcı olacak “sakin, itidalli, hoşgörülü, anlayışlı, idareci” olmasını bekler.

Aileyi idare ettikleri için ülke idare eden kral gibi “saygı” görmek ve asla “tenkit edilmemek” ister.

Bu hay huy içinde kadınların en çok yakındıkları şey, “Eşim ne yaş günümü ne de evlilik yıldönümümüzü hatırlıyor. Demek artık beni sevmiyor!” vehmine kapılmalarıdır. Bu yüzden erkekler eşlerinin pek kolay anlaşılamayan “sevgi dillerinin” kolayca anlaşılmasını bekler.

Eşinin “Sen bana ne hayat yaşatıyorsun?” diye nankörlük etmek yerine, kendisinin mükemmel bir baba ve eş olduğunu ifade eden “takdir” sözcükleri bekler.

Maddi konuda kendisini sıkıntıya sokmayıp, gücünü aşan aşırı isteklerde bulunmayarak “ayağını yorganına göre uzatarak”, “iktisatlı” olmasını bekler.

Eşlerinin soru kitabı değil “cevap anahtarı” olmasını, “dırdırlarıyla” kafasını “şişirmemesini” özellikle de “gözyaşlarını silah” olarak kullanmamasını bekler.

Bir şeye canı sıkıldığında durgunlaşıp düşünmeyi tercih eder. Şayet eşi tepesine dikilip: “Ne düşünüyorsun! Yoksa başka biri mi var? Yoksa, bir yerlere para mı kaptırdın?” gibi aşağılayıcı ve “güven” zedeleyici davranışlardan kaçınmasını bekler.

İhtiyacını en fazla tatmin eden, aşkını, sevgisini ve şevkini paylaşacağı neş’ede ortak, elem ve kederde yardımcı, sûri güzelliğinin yanında zahiri arkadaşlığını samimileştirecek “iffet” ve kötü ahlaktan arınmış, “ünsiyet” edeceği, iyi geçineceği, ruhi imtizacı sağlayacak “mûnislik, itaat” ve “güzel ahlâk” bekler.

Kısacası erkek kadından, annesi kadar “şefkatli eş”, güveneceği sadık bir “dost”, her şeyi paylaşabilecek “arkadaş”, sohbet edebileceği kalbine karşılık mükemmel bir “kalp” bekler.

Güllerin Efendisi, hayırlı kadının kocasına iyilik yapan olduğunu ve böyle bir kadının bu hareketinin bin şehitlik makamıyla eşitlendiğini söyler. Tabii ki, o da ayrı bir yazının konusu olsa da madalyonun bir de “kadınlar erkeklerden ne bekler?” yüzü var.

Evlilikte İletişim Sorunları ve Çözümü

Eşinizin iç dünyasına dair bilgilerinizi nasıl arttırabilirsiniz? Eşinizi gerçekten nasıl tanıyabilirsiniz? Her ne kadar eşimizi tanımak noktasında derinleşmek istiyorsak da aslında ilk önce etkili bir şekilde iletişim kurmak için kendimizi eğitmeliyiz. İletişimde neden sorunlar yaşarız sorusu bizi çözüme de götürecektir.

1-Her Kişinin Kendine Ait İletişim Sözlüğü Vardır: İletişim hatalarının başında eşiniz ve siz aynı dili konuşmanıza rağmen, her biriniz yaratılıştan kaynaklanan farklı özelliklere sahip olmanızdır. Hepimiz farklı ortamlarda, farklı ailelerde, farklı deneyimlerle büyüyüp farkında olmadan kendi kullandığımız dilin dışında kendimize ait söze dökülmeyen, sözlükler oluştururuz. Örneğin; farklı ailelerde yetişen iki kişi ‘Hadi gel basket oynayalım’ gibi basit bir cümleyi kendi sözlükleriyle nasıl algılarlar? 1. aile için bu cümlenin söze dökülmeyen anlamı şudur. Basket topumuzu alalım, yakın bir parkta ki kotaya kadar yürüyelim ve ikimizden biri yorulana kadar basket oynayalımdır. 2. aile için ise; kendi sözsüz sözlüklerinde, haydi gel basket oynayalım demek, gel özel bir spor salonuna gidip, kapalı bir salonda, pahalı bir topla basket maçı yapalım ve ikimizden biri yenene kadar devam edelim demektir. Birinci ailede büyümüş olan kişinin, ikinci ailede büyümüş olan eşinin oyuna taşıdığı kararlılık ve saldırganlıktan dolayı şaşkındır.

Eşler arası büyük çatışmalara götürecek farklılıklar aslında sadece farklı sözsüz sözlük kullanmalarıdır. Eşler birbirlerinin sözlüklerinin kullanımını öğrenmeliler.

2- Beklentilerle Gerçekler Çatışabilir: Kişiye özel bir dil kullanılmasının yanı sıra başka unsurlarda vardır. Belkide en yaygın mekanizma yadsımadır. Eşinizin söylemek zorunda olduğu şeye inanmayabilirsiniz.

Hepimiz ilişkilerimiz içinde, hassas noktalara eşlerimizin beklentileriyle gerçeklerin çatıştığı alanlara sahibiz. Eşlerimiz kişisel çıkarlarımıza ters düşen bir şekilde davrandığında, yanılsamalar başvurabileceğimiz bir kaçıştır. ‘Böyle hissettiğin için sen kötü/ bencil/ cahil/ kaba/ aptal vb. diyerek kınayabilirsiniz. ‘Aslında gerçekten hissetmiyorsun senin asıl hissettiğin şey…..’ diyerek eğitebilir. ‘Bu kanudaki düşüncelerini değiştirmezsen, bende….yaparım’ sözleriyle tehdit edebilir. ‘Hı-hı çok ilginç. benimde söylediğim gibi…’ deyip görmezden gelebilir. Ve bu yorumların altında yatan ise, eşinizin ne hissettiğini azaltmaya çalışarak yerine kendi bencil yanılsanızı yerleştirmeye çalışmaktır.Bu durumda sizin aranıza mesafe koyan ciddi bir sorun haline gelebilir.

 

Peki Sağlıklı İletişim İçin Nelere Dikkat Edilmeli?

Sağlıklı evlilik için çiftler arası diyaloğunda sağlıklı olması gerekir. Sağlıklı bir diyalogda 3 adımdan oluşan evlilik hayatı için önemli bir egzersizdir.

1- Dikkatinizi Eşinize Verin

Sağlıklı ve etkin bir diyalog için ilk yapmanız gereken dikkatinizi eşinizin gerçekte ne söylediğine odaklamanızdır. Çoğumuz farkında olmasak da başkalarının ne söylediğini nadiren dinleriz. Dinlemememiz gereken zamanı, duyduklarımızın oluşturduğu etkiye cevap veriyoruz. Başka bir deyişle bizler aslında kendi verdiğimiz tepkileri dinliyoruz. Eşimizin söylediği sözlere odaklanmayı başarabilirsek, bu sözcüklerin gerçekte ne anlama geldiğinide anlama şansımız olacaktır.

Bu egzersize ikizleme egzersizide denilebilir. Eşler birbirlerinin görüşlerine dair iç mantıklarını doğrulamayı öğrenirler. İşin özü yaptıkları şey birbirlerine, ‘Söylediğin sözler bana anlamlı geliyor. Neden böyle düşündüğünü anlayabiliyorum’ demektir. Dikkatinizi verdiğinizde eşiniz hakkında onu ve içinde bulunduğu durumu çok iyi anlatan sözcükler seçtiğini fark edeceksiniz. Eşinize hatta tüm çevrenize farkındalıkla bakın ve sözcüklerin altındaki gerçek manaları yakalayın.

2- Eşinizle Aynı Kişi Değilsiniz

Eşinizle belli bir diyalog kurduktan sonra, sözledikleri sözcükleri gerçek anlamada dinleyerek taşıdıkları manaları bulmaya çalıştığınızda, çoğu zaman içsel deneyimleri sizinkinden farklı bir kişi ile yaşadığınızı keşfedersiniz. Artık ben ve o ilişkisinden sen ve ben ilişkisine terfi edersiniz. Birlikte yaşadığınız insanın sizin bir uzantınız olmadığını anlamanız buradaki başlıca gerekliliktir. Eşler arası çatışmaların en büyük sebeplerinden biride aynı kişi olduğunuzu düşünmek, sizin gibi davranmasını arzu etmektir. Fakat eşiniz sizden ayrı bir birey ve ayrı deneyimlere sahip ortamlarda yetiştiğinizi unutmamanız en doğru olandır.

 

3- Eşler Arası Empati

Eşlerin birbirleri arasındaki diyalogda, çatışmalar yaşansa da, küsmek ya da kendi kabuğuna çekilmek yerine, düzenli bir şekilde diyalog kurmaya gayret etmelidirler. Küsmek ya da kendini geri çekmek yerine iletişim kurmak, eşler arasında çok güçlü duygusal bağ oluşturur. Birlikte konuşarak bu duygusal bağlılığı yakalayabilen çiftler huzuru da yakalayabilmiş olur.

Diyalog aşamasının bu üçüncü adımında, eşinizi dikkatle dinleyip, söylediklerinin tamamını anlayarak kendi bakış açınızı eşinin söylediklerin ardındaki mantığı onaylamak için esnete bildiğinizde bir adım daha ileri giderek eşinizle empati kurmaya hazırsınız demektir. Bu bakış açısı tam olarak ‘olayları bu biçimde gördüğünü anladıktan sonra, nelere kırılacağını da anlıyorum’ buluşmasına bizi getirir.

Bazı insanlar için düşünce biçimlerinin onaylanması, duygularının onaylanmasından daha önemlidir. Fakat bazıları için ise empati iyileşmenin anahtarı olabilir. Bu kişiler bazen saçma heyecanları bile birileri tarafından onaylandığında sevildiğini anlarlar. Eşler arası ilişkilerde empati kurabilmek diyaloğun sadece sözde değil, daha derinlere hislerine de indiği noktadır.

Boşanma Nasıl Daha Kolay Atlatılır?

Boşanma veya uzun bir ilişkinin bitmesiyle yaşanan ayrılık sonrası travma…Her ikisi de kadını yaralıyor,tamiri çok zor hasarlara neden olabiliyor…

Boşanma sonrası yaşanan travmayı aşmak için neler yapılmalı?Ayrılık acısını nasıl hafifletebiliriz?Boşanma depresyonunu nasıl önleriz?gibi soruların cevabını bulmanıza yardımcı olmak için bu yazıyı hazırladım.İşte yapılması ve yapılmaması gerekenler;

1-Öfke veya intikam duygusuyla hareket etmeyin :Kadın- erkek farketmeksizin,herkesin en büyük kabuslarından birisidir terk edilmek…Hele de seviyorsak,terk edilme bize ağır bir hakaret gibi gelir.O anlarda derin bir öfke ve ardından intikam duygusu yaşarız.Boşanma veya ayrılık sonrasında yaşanan bu duygularla yapılan hatalar,ömür boyu kendimizi kötü hissettirir.Her ne kadar zor olsa da,sakinliğinizi koruyun.Hayatınızda onun gidişiyle yaşanacak boşluğu gereksiz insanlarla doldurmayın.

2-Kendinizle yüzleşin :Ayrılığın en zor kısmı bu yüzleşme aşamasıdır.Kendinizle baş başa kalın ve şu soruları sorun:

-Bu ayrılıkta benim hatalarım var mı?

-Ayrılık için öne sürdüğü mazeretlerde haklılık payı var mı?

-Bu ilişkiyi kurtarabilir miydik?

-Ben ilişkide nasıl biriyim?(öfkeli,kıskanç,kontrolcü,özgürlükçü v.b)

Bu soruları,ayrıldığınız erkek suçlu olsa bile(örneğin suçüstü yapılan bir aldatma durumu) kendinize sorun.Tarafsız cevaplar verin.Bu soruları sorma nedenimiz o insanla tekrar barışmak değil.Amacımız;Yeni başlayacak bir ilişkide neleri yapıp,neleri yapmayacağımızı bulmak.

3-Onu hatırlatan her şeyi atın!:Şimdi diyeceksiniz ki,’eşyalar atılır ama ya anılar?’ Haklısınız…Anıları silmek kolay olmuyor.Ama ,işe eşyalardan başlayın.Ona dair ne varsa hepsini atın veya ihtiyacı olan birisine verin.Gelelim anılar konusuna;Anılar kolay silinmeyecektir.Bu acıyı yaşamanız ve bu acıyla pişmeniz kaçınılmaz.Anıların, en az hatırlanması için,mümkün olduğunca onunla birlikte gittiğiniz yerlere gitmeyin.Birlikte yaptığınız şeyleri yapmayın.Bu konuda size verilen tavsiyeleri de (bu yazdıklarım dahil)pek ciddiye almayın.O anıların acısını yaşayarak olgunlaşacaksınız.

4-Onunla yaptığınız şeylere değil,o kızdığı yada üzüldüğü için yapamadığınız şeylere odaklanın:Gezmeyi sevmiyordu ve siz de o sevmediği için saatlerce sokaklarda gezemiyordunuz.O zaman bol bol gezin.Sinemaya gitmeyi sevmiyordu ve siz de o sevmiyor diye gitmiyordunuz.İşte size güzel filmleri izlemek için fırsat!O kıskandığı için giymediğiniz mini eteğe ne demeli? Artık güzel miniler giyme zamanı…Bir kaç örnekle ne demek istediğimi anlatabildim sanırım.Bu yöntem ayrılık sonrası alınan desteklerde çok uygulanmıyor ancak oldukça yararı olan bir yöntem.

5-Yapmayın!:Medya veya internette artık klasik haline gelen’’Ayrıldıktan sonra kendinizi yenileyin’’haberlerine kulak asmayın.Şaşırmış olabilirsiniz ama,bu tür görünüm değişiklikleri gözlemlerimle sabittir ki,bir süre sonra daha büyük bunalımlara neden oluyor.Ayrılık sonrasında yaptığı absürt tarz değişikliklerine hayret eden hatta utanan bir sürü danışanım oldu diyebilirim.

6-Aile desteği : Eğer hayatta iseler,anne ve babanızın desteğini alın.Onlarla dertleşin,sohbet edin.En zor zamanlarınızda elinizi bırakmayan bu değerli insanlar,o anlarda da yanınızda olacaklardır.Anne babanız hayatta değilse,kardeş,abla,abi…Birinci derece akrabalarla bırakın yüz yüze konuşmayı,telefonda yapılan sohbet bile sizi güçlü hissettirecektir.

7-Sosyal sorumluluk faaliyetlerine zaman ayırın : Mutlu ettiğiniz bir çocuk,elinizi uzattığınız bir sokak hayvanı…Onların gözlerinde gördüğünüz müteşekkirlik,size hayatta başka mutluluklarda olduğunu anımsatacaktır.Diğer yandan,yaptığınız bu gönüllü aktiviteleri,boşanma sonrası yaşayacağınız ‘değersizlik’hissini de kolayca atlatmanıza yardımcı olacaktır.

8-Son çare:Tüm bu önerilere rağmen hala ayrılık sonrası travmayı atlatamıyorsanız ve ayrılık acısı yaşıyorsanız,bir uzmandan destek alın.Yine hiçbir yerde bulamayacağınız bir öneriyi paylaşmak isterim;Destek alacağınız danışman veya koç erkek olsun.Kadınların kadınlara yaptığı danışmanlıkta bazı konular gözden kaçabiliyor ve kadınca bir bakış açısıyla sorunlara çözüm aranıyor.Bir erkekten alacağınız profesyonel destek,kendi durumunuzu daha sağlıklı görmenize ve farklı çözüm yolları bulmanıza yardımcı olacaktır.

9-En önemlisi: Ne yaşamış veya yaşatılmış olursanız olun, Siz Değerli Birisiniz Kendinizi sevmekten vazgeçmeyin.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Erkeklerin Hoşlandığı Kadın Tipleri

Erkeklerin hoşlandığı, etkilendiği kadın tipleri için bazı özellikler vardır olmazsa olmazdır. Bu özelliklere sahip bayanlar erkeklerin daha fazla ilgisini çeker. Aslında bayanlar için bu özelliklere sahip olup da erkeklerin gözdesi bir bayan olmak o kadar da zor değildir. Pekierkekler hangi tip kadınlardan hoşlanır?

Temiz aile kızları

Türk erkeklerin genelinde evlilik düşündüğü kızların geçmişi çok önemlidir. Fazla ilişkisi olmamış, temiz geçmişi olan ve aile yapısı olarak kendi aile yapısına benzeyen kızlarla ömrünü geçirmek ister. Hatta evlenme düşüncesi olduğu kızın geçmişini ayrıntılı olarak araştırma gereği duyar. Bu sebeple kızların en baştan çıkmaya başladığı andan itibaren ne olursa olsun dürüst olmalıdır. Dürüst olan kız bu konularda her zaman kazanır. Çünkü geçmişi gizleyen yalan söyleyerek ilişkisini devam ettirmeye çalışan kızlar için erkeklerin ileride kızın geçmişinden öğrendiği herhangi bir yalan ve gizleme ilişki ne olursa olsun bitirme noktasına gelebilir. Kızlar şunu unutmamalıdır ki erkeği kaybetmemek için baştan gizledikleri konuları dürüst olup yüz yüze erkeğe açıklamalıdır. Bu şekilde davranan kızlar her zaman kazanmıştır.

Özgür ruhlu kadınlar

Bayanlar erkekler için ne kadar zor olsa da belli bir aşamadan sonra bayanların erkek arkadaşıyla ilişkileri ilerledikçe onlara bağımlılığı artar. Bu noktada erkekler bunu hissettiklerinde vazgeçme eğilimine girerler. Bayanlar erkeği sevmeli, ona sadık olmalı fakat bunun fazlasına kaçmamalıdır. Bayanlarında kendisine has bir hayatı olmalıdır ki erkeklere bağımsızlık hakkı tanımalıdır. Ayrıca hobileri, zevkleri ve arkadaşlarına düşkün olan bayanlar erkeklerin gözünde bir adım öndedir.

Mütevazi kadınlar

Eğer bir erkeği etkilemek istiyorsanız daha ilk baştan para konusuna girmeyin. Özellikle ilk buluşmalarda direk bayanlar maaşını veya günlük harcamasını öğrenmeye çalışır. Eğer böyle bir durum varsa erkekler bu sorgulamaları yapan kızları reddeder. Çünkü erkekler para takıntısı olan bayanlardan pek hoşlanmazlar. Parayı arka planda tutan zengin bir bayan da olsa bu konuda mütevazi olan ve harcamalarını bütçesine göre dengeli yapan kadın tipleri erkeklerin her zaman göz bebeğidir.

Kendiyle barışık kadınlar

Bayanların yanlış yaptığı noktalardan biridir. İlişki başlangıcında dert dinleyenler erkekler oldukça fazladır. Fakat bu konuda erkekler şikayetçidir. Erkekler somurtkan ve sürekli dertli bayanlar ile yaşamasının zor olduğunu düşünürler. Erkekler hayat dolu, esprili ve ne yaptığını bilen bayanlardan hoşlanırlar. Şunu da bayanlar unutmasınlar neşeli olacağım diyerek bunu abartan bayanlarda erkeklerin gözünde düşebilir.

İçi dışı bir dengeli kadınlar

Erkekler karşısındaki bayanın davranışlarından anlam çıkaramadıkları zaman yani kafası karışık veya bilmece gibi bayanlardan hoşlanmazlar. Bu sebeple açık sözlü ve ne istediğini bir bayan olmak erkeklerin gözünde daha farklıdır. İlişkilerde yaşam tarzınıza yakın erkekleri tercih etmelisiniz. Çünkü hayat tarzları birbirinine benzemeyen ilişkiler iki tarafı da zamanla yıpratır. Çünkü birbirlerine uyum sağmaya çalışmaya başladığınız an kendinizden taviz verirsiniz, taviz verdikçe de bu durumdan rahatsız olmaya başlarsınız.

İlk görüşmede nelere dikkat edilmeli?

Sanal ortamda yapılan araştırmaya göre erkekler ve kadınlar ilk görüşmede aşka inanıyorlar! İlk görüşmede erkekler aceleci davranırken, bayanlar ise konuşkan oluyorlar.

“Sanal ortamda tanıştığınız bir kişi ilk görüşmeniz ne kadar sürede olmalı?” sorusuna erkekler tanıştıktan 1 haftadan daha az bir sürede görüşmek isterlerken bayanlar ise 1 aydan fazla zaman geçirdikten görüşmeyi kabul ettikleri ortaya çıktı.

İlk görüşmede karşı cinsin olumsuz algı oluşturmasını sağlayan etkenler nelerdir? diye sorulduğunda;

1)Telefonla ilgilenilmesi,

2)Yapmacık ve ukala haller içerisine girmesi,

3)Soğuk ve çekingen tavırlar sergilemesi,

4)Kaprisli bir kişiliğe sahip olması, diye belirttiler.

Bunun yanına sıra az bir dilim de fazla samimiyet, yemek yeme şekli ve olumsuz konuşma üslubu da görüşmeyi etkileyen durumlardan olduğunu belirttiler.

“İlk görüşmenizde sizi olumlu yönde etkileyen 3 şey nedir?” diye soru sorulduğunda, araştırmaya katılanların çoğunluğu; gülümseme tarzı, kendi olan bakımı ve konuşma tarzı diye cevap verdiler.

İlk görüşmede oturulan cafede hesabın paylaşılması konuşunda araştırmaya katılanların çoğunluğu erkeğin ödemesi konusunda hemfikirler.

Erkekler için ise bayanları evden alma konusunda temkinli yaklaştıkları, çoğunluğun evde almayı uygun görmediklerini az bir çoğunluğun ise karşı tarafın isteğine bağlı olduğunu belirtmiştir.

“İlk görüşmede nerede buluşmak istersiniz?” sorusuna çoğunluk restoran, cafe ve pastane diye cevap verirken, az bir kısmı ise sakin ve huzurlu bir sahil görüşmesini doğru tercih olarak görmektedir.

Buluşma ortamınını ayarlarken bayanlar ve erkekler pek baskın davranmayıp ortak fikirler hareket etmek istediklerini belirtmişlerdir.

İlk görüşmede aşık olabileceğini söyleyen çoğunluktayken çok az bir kısmı ise ilk buluşma için uygun hissin yakalanamadığını belirtmişlerdir.

İlk buluşmalarda erkeklerin çoğunluğu konuşmak yerine karşıdakini dinlemeyi tercih etmekteler.

İleri ki görüşmelerde erkeklerin ve kadınların ortak fikirleri ise teklifin erkekten gelmesini beklemekteler.

Kıskançlık Krizlerinden Kurtulma Yolları

Kıskançlık krizlerinden kurtulma yöntemleri hakkında bir şeyler öğrenmek isteyen okusun.

Kıskançlık krizlerinden kurtulma yolları

Kıskançlık hem erkekler hem de kadınlar tarafından birbirlerinden beklenen bir duygu ve hoşa giden bir duygu olsa da bazen mantıksız boyutlara ulaştığı zaman ilişkilerde tartışmalara ve hatta ilişkilerin bitmesine dahi neden olabilmektedir.

Özellikle erkeklerde sıkça rastladığımız saçma ve manasız kıskançlıklar kadınların yaşam haklarını kısıtladığı gibi bazen de kadınların aşırı kıskançlıkları erkeklerin kadınlardan soğumasına neden olmaktadır.

Bu nedenle sağlıklı bir ilişki yaşamak istiyorsanız kıskançlıklarınızı baskılamanız ve daha rahat olmanız gerekmektedir.

Özgüvenli davranın

Öncelikle kadının kıskanç olmasının nedenleri arasında özgüven problemi yatmaktadır.

Aşırı kıskanç olan kadınların özgüvensiz olduğu görülmektedir ve bu da kadınların daha güçsüz ve aciz görünmesine neden olmaktadır. Erkekler her zaman özgüvenli kadınları çekici bulmasıyla da kıskanç kadınları itici bulması beraberinde gelmektedir.

Öncelikle aşırı güven probleminiz varsa ve felaket senaryoları kuruyorsanız daha gerçekçi ve sakin düşünmeye çalışın. Örneğin erkek arkadaşınız sadece arkadaşlarıyla muhabbet ederken sizin geceyi başka bir kızla geçiriyor zannetmeniz psikolojik sorunlara yol açmaktadır.

Kendi hayatınıza özen gösterin

Kıskançlık krizlerinin başlıca sebeplerinden biri de hayatınızın merkezine sevgilinizi oturtmanızdır. Sevgilinizden başka uğraşınız ve yaşam alanınız yoksa kıskançlık seviyeleri de bu oranda artmaktadır. Bu kıskançlık krizlerinden kurtulmanın yolları ise kendi mesleğinize, işinize odaklanmanız ve kendinize yeni hobiler bulmanızdan geçmektedir. Kıskançlıklarınızı yüksek oranda azaltacak bu yöntem ile özgüveniniz de daha çok yerine gelecektir.

İlişkinizi renklendirecek 3 öneri

Uzun süreli ilişkiler, bir süre sonra rutine dönüp monoton bir şekilde ilerleyebiliyor. Bu durumun önüne geçmek ise çiftleri biraz zorlayabiliyor.

İlişkinizi sıkıcı bir hâlden kurtarıp daha canlı ve renkli bir düzene sokmak istiyorsanız, önerilerimize mutlaka göz gezdirin. İşte ilişkiyi canlandırmanın 3 muhteşem yolu…

Yavaş adımlarla ilerleyin

İlişkiye başlar başlamaz içinizdeki her şeyi partnerinize dökmek yerine durup biraz bekleyin. Yavaş adımlarla ilerleyin ve her zaman size dair birkaç gizemli şeyi içinizde tutun. Partnerinizi sevdiğinizden emin olsanız bile gizemli yönlerinizi keşfetmesine ve sizinle daha fazla yakınlık kurmasına yardımcı olacak fırsatlar tanıyın. İlişkinizi bir solukta yaşayıp monotona sokmak istemiyorsanız, bu kuralı görmezden gelmeyin!

Daha çok “Seni seviyorum” demelisiniz!

“Seni seviyorum” cümlesini duymaktan daha güzel ne olabilir? Bu iki kelimenin mucizevi gücünden mutlaka yararlanın ve partnerinizi sevdiğinizi sıklıkla dile getirin. Uzun soluklu ilişkilerde alışkanlığın beraberinde getirdiği rutin durumdan dolayı sevgi sözcükleri daha az dile getiriliyor. Siz, “Yıllardır birlikteyiz, söylemesem de onu sevdiğimi biliyor” demeyin! Ne kadar zaman geçerse geçsin sevgilinize bol bol “seni seviyorum” deyin.

Değişmekten ve gelişmekten korkmayın

İlişkinizi rutine sokmadan keyifli bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız, değişimden ve gelişmekten korkmayın. “Ruh eşim” diye adlandırdığınız partneriniz yıllar içinde değişebilir. Aynı şekilde siz de eskiden olduğunuz gibi bir insan olmayabilirsiniz. Ancak önemli olan bu değişimleri kabullenip, kendinizi geliştirerek ilişkide yol almanız. Daha renkli bir ilişki için değişmekten asla korkmayın, sıkıcılıktan ve aynı şeyleri yapmaktan da uzak durun.

Cinsel Terapi Nedir ?, Cinsel Sorunlarla Başetme

Cinsel terapi ülkemizde son yıllarda artarak yayılan ve çiftlerin cinsel yaşamda yaşadıkları sorunları ve hastalıkları yenmeleri için psikolojik olarak destek veren bir hadisedir. Cinsel yaşam terapistleri genellikle psikoloji uzmanıdır. Bu sebepten ötürü bir psikolog havasında geçer terapiler. Buna karşın konuşulan konular cinsellikte yaşanılan sorunlara dayalıdır.

Cinsel terapi öncelikle gizlilik temel alınarak yapılır. Sizin isminiz, anlattıklarınız tamamen terapistin kendisinde saklı tutulur. Bu konuda oldukça rahat olmanız gerekmektedir ki terapi olumlu sonuç versin. Kimi zaman bir cinsel hastalıktan başvurabileceğiniz gibi, cinsel birliktelikte zorluk yaşamaktan, erken orgazmdan ya da cinsel bir soğukluktan dahi başvurabilirsiniz bu tür bir tedaviye. Terapist sizi tam anlamıyla tanıyana ve anlayana kadar açık bir şekilde samimi demeçlerle kendinizi ifade etmeniz gerekmektedir.

Sorunun ne olduğunu tam anlamıyla neden olduğunu düşündüğünüzü, daha önce yaşadığınız tecrübeleri ve bu tecrübelerde yaşadığınız problemleri bizzat anlatmalısınız. Bunun üzerine terapist size belli bir seans boyunca bir takım önerilerde bulunacak.

Bu önerileri uyguladıktan sonra değişiklikleri gözlemleyerek duruma göre partnerinizle beraber seanslara devam etmeyi teklif edecek. Terapinin gerçek anlamda işe yarayabilmesi için oldukça önemli bir adımdır. Ancak bazı adaylar partneriyle devam etmek istemeyerek kendileri de devam edebilirler. Bununda imkanı sunuluyor.

Seanslar hastalıklar dahilinde bir takım testlere tabi tutulabilir. Tamamen psikolojik bir orgazm, birleşme, korku ya da yetersizlik problemi varsa karşılıklı konuşulmak kaydıyla sürdürülür. Cinsel terapistler ilişkiler üzerine uzmanlaşmış kişilerdir. Ancak ülkemizde seçilirken dikkat edilmesi gereken bir konumdadırlar. Çünkü ülkemizde cinsel terapist olabilmek için bir bölüm ya da hüküm mevcut değil. Bu yüzden gerçekten uzman birini bularak gitmeniz sizin için son derece iyi olacaktır.

Cinsel terapistin faydalı olup olmayacağı sizin anlattıklarınızda samimi olduğunuz kadardır. Ne kadar gerçek ve doğruları yansıtırsanız o kadar sağlıklı önerilerle karşılaşırsınız. Bu önerileri evinizde pratiğe dökerek cinsel yaşamınızda değişiklikler yapmaya başlarsınız. Bu değişikliklerin olumlu sonuçları kişilerin psikolojik ve sosyolojik özelliklerine göre değişiklik gösterebilir. Her danışan mutlaka cinsel yaşamı için olumlu sonuçlarla karşılaşır demek yanlıştır. Ancak yaşanabilecek bir problemde başvurulması yapılacaklar arasından en doğrusudur.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Evliliği kurtarma yöntemleri #evlilikterapisi

Evliliğinizin o ilk romantik ve tutku dolu halleri zamanla yerini sıkıcı bir rutine mi bıraktı? İlişkinizi yeniden canlandırmak ve eşinizle ilk günkü gibi yeniden mutlu olmak istiyorsanız, bu kuralları asla atlamayın!

İşte evliliğinizi kurtarmanın 10 yolu

Doğru iletişim kurun

Yoğun iş temposu ve günlük koşuşturmaca esnasında eşinizle birbirinizi ihmal ediyor olabilirsiniz. Gün içinde yalnıca “Nasılsın?” ya da “Eve gelirken bir şey istiyor musun?” gibi mesajlar atmak yerine, onu ne kadar özlediğinizi ya da sevdiğinizi gösteren mesajlar atın. Hatta mesajlaşmak yerine kısa da olsa sesinizi duyması için fırsatlar yaratın. 2 dakikalık da olsa romantik bir konuşma kalplerinizi ısıtmaya yetecektir.

Özür dilemekten çekinmeyin

“Özür dilerim” cümlesi, ilişkide en az “seni seviyorum” kadar etkilidir. Kimse yaptığı hataları kabullenmek istemez; ancak bazı anlarda özür dilemeyi bilmek tüm sorunları ortadan kaldırmaya yeter. Evliliğinizin ve aranızdaki ilişkinin her şeyden önemli olduğunu unutmayın ve özür dilemeyi bir gurur meselesi haline getirmeyin. Bir tartışmada haklı çıkmaya çalışmak ve “Evet, her şey senin yüzünden oldu!” gibi suçlayıcı cümleler kurmak yerine, “Aramızda anlaşmazlıklar olsa da bizim ilişkimiz her şeyden önemli” demelisiniz.

Kavgaları uzatmayın

Eşinizle şiddetli bir kavga etmiş bile olsanız, bir köşeye çekilip ilk adımın ondan gelmesini beklemek ya da sinirlerinize hakim olamayıp tartışmaya devam etmek, ilişkinizi oldukça yıpratır. Bu sebeple kavga sonraları kendinize ve eşinize düşünmek için biraz zaman tanıyın. Kavganın ardından bir süre bekleyin ve eşinize “Bu tartışmaya sebep olacak yanlış bir şey mi yaptım?” ya da “Son zamanlarda seni üzecek bir hareketim mi oldu?” gibi soruları sorabilirsiniz. Eşiniz, sorduğunuz sorulara sizin kadar sakin cevaplar veremiyorsa, ona biraz daha zaman tanıyın. Ona karşı olan nazik yaklaşımınız eşinizin yumuşamasına ve aranızdaki soğukluğun hızla düzelmesine zemin hazırlayacaktır.

Görünüşünüzü değiştirin

Erkekler dış görünüşe oldukça önem verirler. Her ne kadar “Seni her halinle seviyorum ve beğeniyorum” deseler de, sizi her zaman bakımlı görmek isterler. Evliliğiniz boyunca sizi pijamalar içinden rahat ve salaş kıyafetlere kadar her halinizle gören eşiniz, bir süre sonra ilişkinin ilk evrelerindeki o seksi kadını özlemeye başlar. Bu durumu fark ettiğinizde eşinize küçük bir oyun oynayarak onun sizi eskisi gibi arzulamasına fırsat verebilirsiniz. Örneğin, iç çamaşırlarınız arasından en seksi olanlardan birkaç tane seçin ve eşinize “Yarın bunlardan birini giymek istiyorum ama karar veremedim” gibi bir şeyler söyleyin. Eşiniz tüm gün boyunca sizi bu iç çamaşırlarının içinde yeniden seksi bir kadın olarak hayal edecek ve eve gelmek için sabırsızlanacaktır.

İlk sürprizi siz yapın

Tüm gün ofisteki iş yoğunluğu, evde yapacağınız işler, sorumluluklar derken, eşinizi ve ilişkinizi ihmal edebilirsiniz. Aranızdaki ilişkinin üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, romantik sürprizlerin etkisi hiçbir zaman değişmez. İlk adımı eşinizden beklemek yerine, siz ahrekete geçin ve eve küçük sürprizlerle dönün. Onu tutkulu bir öpücükle karşılayın ve ne kadar özlediğinizi dile getirin. En sevdiği tatlıyı satın alın veya spontane bir şekilde eşinizi siz yemeğe çıkarın. Bunun gibi küçük sürprizler, eşinize onunla ilgilendiğinizi hissettirecek ve oldukça mutlu edecektir.

 

 

Sevginizi gösterin

Hayatın akışına kapılıp çoğu zaman sevgimizi göstermeyi unutuyoruz. Sevgiyi yalnızca bir duygu olarak hissetmek yerine, onu partnerimize ve etrafımızdakilere göstermemiz gerekiyor. Evliliğiniz ilerledikçe “Bugün eşime ne kadar sevgi gösterdim? Ya da ” Onunla gerçekten ilgilendim mi?” gibi soruları kendinize sormanız gerekiyor. Onu önemsediğinizi ve saygı duyduğunuzu hem sözlerinizle hem de davranışlarınızla belli edin. Onunla ne kadar mutlu olduğuzu dile getirmeyi ve en önemlisi “seni seviyorum” cümlesinin sihrini kullanmayı ihmal etmeyin.

Yatağa birlikte gidin

İlişkinizin ilk dönemlerinde birlikte yatağa girmenin size ne kadar heyecan verdiğini hatırlıyor musunuz? Evlilikte yıllar geçtikçe yatağa birlikte girme rutini yerini koltukta sızıp kalmaya ve sabahı orada geçirmeye ya da ayrı yataklarda uyumaya bırakabiliyor. Yatağa eşinizle birlikte girmek, yalnızca onunla yapabileceğiniz kutsal ve özel bir şeydir. İlişki uzmanları, yatağa girdiğinizde sevişmeseniz bile kısa süre de olsa bir şeyler paylaşmak, ilişkinize güç katmaya yeteceğini vurguluyor.

 

Planlarınızı gözden geçirin

Eşinizle kahvaltı yaptığınız sırada gün içinde ofiste neler yapacağını, kaç toplantıya gireceğini ya da önemli bir sunumu olup olmadığını sorun. Hiç de romantik olmayan bu sorular kulağa tuhaf gelse de, aslında sağlıklı bir ilişki için oldukça önemli. Eşiniz ofiste yoğun bir tempoda çalışırken, sizinle bunları paylaştığı için ona önem verdiğinizi görecek ve sabah konuştuğunuz şeyler ona iş yerinde destek olacaktır.

‘Biz’ fikrini unutmayın

Dengeli bir ilişki yürütmeye çalışırken farkında olmadan eşinizle aranızda bir yarışa girmiş olabilirsiniz. Örneğin, kim daha çok çalışıyor, sosyal çevresine fazladan vakit ayırıyor ya da daha fazla para hacıyor gibi düşünceler, ilişkinizi bir rekabete sokmaya başlayabilir. Bu konuları yüksek sesle dile getirmeseniz bile içinizde eşinize karşı bir kızgınlık duyabilir ve ilişkinize zarar verebilirsiniz. Bu düşünceleri bir kenara bırakıp evliliğin bir takım işi olduğunu unutmamanız gerekiyor. Eğer ‘biz’ düşüncesi yerini sadece ‘ben’e bırakıyorsa, ilişkinizde yavaş yavaş sorunlar baş gösterecektir.

Birbirinizin özel vakitlerine saygı duyun

İlişkinizde birbirinizden ayrı geçirdiğiniz ya da hobilerinizle uğraştığınız zamanlara karşılıklı olarak saygı duymalısınız. Eşiniz kendine vakit ayırdığı ve dinlendiği bir anda, ona musluğu tamir etmesini ya da yapması gereken bir işi hemen o anda kalkıp bitirmesini istemeyin. Onun da kendine özel anları oması gerektiğini ve buna gerçekten ihtiyaç duyduğunu unutmayın. Hafta sonu güzellik bakımınızı yaptığınız anda eşiniz elinde ütülenmesi gereken bir gömleği ile yanınıza gelse ve yapmanız için diretse hiç hoş olmaz, değil mi?

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile-Evlilik Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Eşinize Karşı Cinsel İsteksizlik Neye İşaret?

Cinsellikte isteksizlik en yaygın ve en karmaşık cinsel sorunlardan biri. Bunu etkileyen çok sayıda faktör bulunuyor.

Cinsel isteği sağlayan hormon kadında da erkekte de aynıdır. Bu hormon testesterondur ve cinsel isteği yönlendirir.

Cinsel dürtüler doğuştan vardır ancak cinsel davranışlar bu konudaki tutum ve deneyimlerle belirlenir.

Cinsel isteği belirleyen çok sayıda faktör bulunuyor.

İşte nedenlerden en önemlileri:

Az Uyumak. Çok erken kalkıyor ve geç yatağa girmek etkendir. Yeterli uyumazsanız vücudunuzda hem fiziksel hemde duygusal olmusuz etkilenir.

Obezite. Uzmanlara göre fazla kilolu veya obez olmak, cinsel performans konusunda sorun yaratabilir. Bu neden tam olarak bilinmese de birçok doktor, bunu kilo nedeniyle kendine güven eksikliğinede bağlıyor.

Stres. Stres altındayken bir sürü şeyi iyi yapan nadir insanlardan biri olabilirsiniz. Ancak buna cinsel hayatınız dahi değil. İş stresi, para sorunları, ailede hasta olan biri için duyulan endişe gibi nedenler, libidonuzu düşürür. Stres düzeyinizi kontrol altında tutmak ve stres yönetim teknizlerini öğrenmek için mutlaka bir uzmandan yardım alın.

Vücunuzun Şekli. Vücunuzun şekli ve kilonuzdan ötürü kendinizi seksi bulmayabilirsiniz. Çok kilolu olmasanız bile kendi alğınız sizin duygularınızı etkileyebilir. Algınız üzerinde çalışmak yada kilo vermek yararlı olur. Spor , fiziksel olarak vücunuzu şekillendiren hormonlar açısından yardımcıdır.

İlaç Kullanmak. Bazı ilaçlar cinsel isteksizlik yaratabilir. Her zaman kullandığınız ilacın dozunun artması yada azalması da etki edebilir.

Düşük Testosteron. Testosteron her iki cinsi de ilgilendiren bir konudur. Ancak kadınların hormon düzeni erkeklerden daha farklıdır ve daha karışıktır.Ve bazen cinsel isteksizliğe yol açabilir.

Depresyon. Eğer cinsel isteksizlik yeni başlıyorsa bu farkında olmadığınız deprasyonun başlangıcı olabilir.

İlişkide Sorunlar. Çiftler arasında çözüme kavuşmamış sorunlar cinsel dürtünüzün katili olabilir. Cinsel haytta duygusal yakınlık özellikle kadınlar için önemlidir. Üstü kapatılmamış sonuca varılmamaış, tartışmalar, yanlış anlaşılmalar gibi konularda nedenlerden biri olabilir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Sosyal Medya Bağımlılığınız Evliliğinizi Yıkmasın

Sosyal medyada geçirilen zamanın evlilikleri tehdit etmektedir.

Çağımızda bilgiye kolay ulaşmamızı sağlayan ve artık hemen hemen her şeyin internet üzerinden yapıldığı bir gerçek. Var olan teknolojilere son dönemde akıllı cihazların eklenmesiyle sosyal medya olgusu hayatımızın iyice içinde yer almaya başlayarak, ilişkilerimizi şekillendirmeye hatta abartıldığında o sosyal medyanın içinde sosyalleşilmeye başlandı. Bu durumun abartıldığında kişilerin hem gerçek dünyadan koptuğunun hem de ilişkilerini olumsuz etkilemektedir.

Gerçek hayattan kopup internette kendi kurguludığı karakterlere olmadıkları anlamlar yükleyerek reel dünyadan soğutan internet bazen çiftler arasında soğumaya neden oluyor.

İnternette tanıştığı kişilerle buluşan, onlarla aşk yaşayan kişilerin de sayısı her geçen gün artış göstermektedir, çok fazla kendisini internete kaptıran çiftlerin aynı ev içinde birbirine yabancılaştığı ve konuşmamaya başladığı bir gerçek haline geliyor, bu sebeple boşanmaların bile yaşanabiliyor.

İnternette tanışılan insanların reel hayatta birbirlerinin hiçbir yükünü çekmeden sadece arkadaşlık kurmaları insanları daha fazla bağımlı yapıyor ama diğer taraftan aynı ev içerisindeki eşlerinin üzerindeki sorumlulukları unutarak aynı şeyleri eşlerden bekler hale geliyoriyor ve sonuçta olumsuz ilişkiler ortaya çıkıyor.

Ayrıca değişik maceralar arayanların ve internette kendilerini farklı kimliklerle başkalarına tanıtanların kendilerini o dünyaya kaptırdıklarında normal hayattaki ilişkilerini önemsemedikleri ve internet karakterlerini daha çok önemsemektedirler.

Ev içerisinde internet cep telefonu ve sosyal medya ile ilgili eşlerin çocukların bir düzenleme yapması iletişimden uzaklaştıran bu uğraşlardan uzaklaşıp yüzyüze iletişimi artırmanın yolunu aramalıdırlar.

İleri seviyede kopuk ilişkiler haline gelen aile içi durumdalarda uzmanlardan destek alınması ve evliliğin yeniden yapılandırılmasıda başka bir çözüm önerisi olabilir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Evliliğinizde bu değişimler varsa dikkat edin

Karşılıklı sevgi ve saygıya dayanması gereken birlikteliklerde bazı durumlarda tehlike çanları çalabiliyor.

Temeli sevgi, saygı, karşılıklı anlayış, fedakarlık ve birlikteliğe dayanan evlilikte bazen öyle durumlar olabiliyor ki bu durumlarda tehlike çanları çalabiliyor, evlilik terapistine başvurma zamanı geliyor.

Şu durumlarda evlilikte çanların çaldığını ve terapiste başvurmanın faydalı olabileceğini belirtiyor.

Birbirinizi dinlememeye, zıtlaşmaya başladıysanız

Her konuda tartışmaya başladıysanız ve kimin suçlu olduğu konusuna takılıyorsanız

Birbirinizle olan iletişiminiz sıfıra düştüyse

Tartışma anında birbirinize söylememeniz gereken sözleri sarfediyorsanız

Cinsel ilişkinizde zevk alamıyorsanız ve cinsel yaşamınız azaldıysa

Ortak hiçbir noktanız kalmadığını düşünüyorsanız

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Eşinize karşı cinsel isteksizlik varsa, ne yapmalısınız?

“Eşime karşı cinsel isteksizlik var” veya “eşimle sevişmek istemiyorum” diyorsanız, evliliğiniz tehlikeye girmiş olabilir.

  • Kadınlarda cinsel isteksizlik var mıdır?

Kadınlarda cinsel isteksizlik daha yaygın görünür ancak herkesin aynı seviyede libidoya yani cinsel isteğe sahip olduğu söylenemez. Ayrıca sadece erkeklerin daha çok cinsellik istediğini iddia etmek de bir haksızlık. Kadınlar da en az erkekler kadar cinselliği yaşamaya istekli olabilir. Stres, iş yoğunluğu ve yaşam tarzıyla ilgili sorunlar kişinin libidosunu etkileyebilir ve kişinin cinsellikten uzaklaşmasına sebep olabilir ya da başka sebeplerden libido düşüklüğü söz konusu olabilir. Partneriniz ve siz böyle bir problemle karşı karşıyaysanız, durum daha kötüye gitmeden konuşmalı ve gerekirse destek almalısınız.

  • Eşler arasında cinsel uyumsuzluk neden olur?

Eşler arasında cinsel uyumsuzluk zamanla meydana gelir ve bunun farklı sebepleri vardır. Örneğin, eşiniz, siz istemediğiniz zamanlarda, seks yapma konusunda size sürekli baskı yapıyorsa ve rahatsız olduğunuz bir şeyi yapmaya zorlanıyor hissediyorsanız, aranızda cinsel bir uyumdan bahsetmek mümkün olmayabilir.

  • Orgazm olmayan kadın cinsel soğukluk yaşar mı?

Kadınlar cinsel isteksizlik veya eşe karşı soğumanın bir başka sebebi ise erkeklerin bencilce davranması olabilir. Genelleme yapmaktan kaçınsak da çoğunlukla ilk önce erkeklerin orgazma ulaştığı bir gerçek. Ama bu bir problem olmaktan çıkarılabilir. Partneriniz yine de sizi memnun edebilir. Ama o bencil davranmayı tercih ediyor ve bunun için çaba göstermiyorsa uyumsuzluğun ortasındasınız demektir. Cinsel ilişkide bencillik orta vadede ciddi bir sıkıntı meydana getirir ve bir tarafı mağdur durumuna düşürür.

  • Cinsel isteksizliği etkileyen faktörler nelerdir?

Eşinizin cinsel yönden sizi eski sevgili ya da eski eşiyle kıyaslaması hiç hoş bir şey olmadığı gibi aynı zamanda sinir bozucu da. Partneriniz sizi sürekli eskiden birlikte olduğu kadınlarla kıyaslıyorsa, bu size saygı duymadığı anlamına gelir. Rahatsız olmanıza rağmen bu rencide edici tavrından vazgeçmiyorsa, konuyu gündemin birinci sırasına almalı ve çözüm üretmelisiniz.

  • Cinsel soğukluk zaman içinde mi olur?

Evet. Yaşadığınız cinsellik sizi duygusal yönden memnun ya da mutlu etmiyor aksine pişmanlık ve suçluluk hissediyorsanız, bu ciddi bir bilinçaltı sebebe işaret edebilir. Bir şeyi yapmaya kendinizi adeta itiliyor gibi hissediyorsanız, sıkıntıya girerek ilişki yaşıyorsanız bu tablo ilişkide uyumsuzluğun ciddi göstergesidir.

  • Erkeğin yaklaşımı cinsel soğukluğu etkiler mi?

Evet, kesinlikle etkiler. Her iki tarafın da rızası olduğu sürece, yatakta biraz agresiflik normal karşılanabilir. Ama bazı erkekler, partnerlerini rahatsız edecek derecede agresif davranışlar sergilerler. Partneriniz, sizin sınırlarınızı aşacak kadar saldırgan davranıyorsa, bir orta yol bulmanın zamanı gelmiş demektir.

  • Fantaziler ilişkilere zarar verir mi?

Aslında sağlıklı ölçüde fantaziler ilişkiyi canlı tutar. Ancak, çiftlerden biri zengin fantezi dünyasına sahip olabilir. Partneriyle bu anlamda bir dengeye sahip değilse; cinsellikte geniş fanteziye sahip olanın talepleri diğer tarafa ağır, uygunsuz, ters gelebilir. Cinsel ilişkide tek tarafın beklentilerine cevap vermemek konusunda sürekli bir tartışma varsa burada zaten uyum söz konusu olamaz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Mutlu Ailelerin 5 Özelliği

Güçlü ve mutlu ailelerin bazı ortak özellikleri paylaştıkları görüldü. Eğer siz de çocuklarınızla beraber mutlu bir aile hayatı yakalamak istiyorsanız, aşağıdaki 5 mutluluk verici alışkanlığı hayatınıza dâhil edin.

Bağlılık

Psikolojinin kurucularından Alfred Adler’e göre insanların temel ihtiyaçlarından biri ait olma hissidir. Bu ihtiyaç ilk olarak güçlü bir bağlılık hissi yaratan aile içinde giderilir. Birbirine bağlı ve güvenen bir aile hayatı huzuru ve güven duygusunu beraberinde getirecektir. Böyle bir aile şartlar ne olursa olsun birlikte durur. Aile üyeleri arasında karşılıklı sevgi vardır ve her biri birbirine büyük önem gösterir.

Kutlama

Mutlu aileler kutlamaları beraber yapar. Bunun için yıldönümlerini beklemezler. Herhangi bir üyenin gösterdiği çaba mutlaka takdir edilir ve başarılar beraber kutlanarak anlamlandırılır.

İletişim

Mutlu aileler birbirlerine karşı her zaman dikkatlidir. Birbirleriyle konuşurken tamamen karşıdakine odaklanırlar. Günlük yaşantılarından, kişisel düşüncelerine kadar her türlü konuyu aile içinde rahatlıkla konuşurlar. Farklı fikirlere her zaman açıktırlar ve birbirlerine her zaman saygı gösterirler. Böyle bir ailede yetişen çocuklar kendini ifade etme konusunda başarılı yetişkinler olurlar.

Önem Verme

Mutlu bir ailenin üyeleri her zaman birbirini önemser ve bunu gösterir. Etkileşime geçtiklerinde olumlu ve yapıcıdırlar. Böyle bir ailenin üyeleri, birbirlerine olan sevgilerini değişik sözlerle veya hareketlerle tekrar tekrar sergilerler. Beraber vakit geçirmek zorunda oldukları için değil, beraber olmaktan hoşlandıkları için sürekli bir arada olurlar.

Sarılmak

İnsanların okşanmaya, sarılmaya ihtiyaçları vardır. Büyük kucaklaşmalar ve sevgi dolu okşamalar mutlu ailelerin sözsüz iletişim yöntemidir. Birbirlerine olan sıcaklıklarını fiziksel olarak göstermekten kaçınmazlar.

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Anne Baba Tutumlarının Aileye Etkisi

Bugün çocuk yetiştirme üzerine çok tartışılan bir konu haline geldi. Bundan 50 yıl öncesi için, anne babamız bizi nasıl yetiştirdiyse kendi çocuğumuzu da aynı şekilde yetiştirmek en sık kullanılan yöntemdi.

Toplum bu konularda daha fazla bilgilendikçe artık nasıl çocuk yetiştirmemiz gerektiğine çok daha dikkat ediyoruz. Bugün çok farklı yetiştirme çeşitleri mevcut. İşte size çocuk yetiştirmede en sık görülen 4 ebeveynlik tutumu.

  1. Sert Ebeveynlik

Otoriter olarak da bilinen bu ebeveynlik türünde katı kurallar vardır. Anne ve babalar evin lideri ve her türlü durumda saygı gösterilmesi gereken bir konumdadırlar.

Bu ebeveynliğin en olumlu yönü ailede herkesin rollerinin ve sınırlarının belirli olmasıdır. Olumsuz yönü ise ailede değişikliklere çok izin vermemesi ve yapının esnememesidir. Böyle bir ebeveynlik türü ile büyüyen ailelerin çocukları, ileride yalnızlaşabilir, öfke sorunları ve katı bir kişiliğe sahip olabilir.

  1. Yumuşak Ebeveynlik

Diğer ismi izin verici, hoşgörülü olan bu ebeveynlik türünde çocuklar sıkı bir disiplin içerisinde yetiştirilmezler. Kurallar aşırı esnek ve çok iyi tanımlanmamıştır. Ebeveynler çocuklarından kendi kararlarını almalarını isterler.

Bu ebeveynlik türünün olumlu yönü, çocukların ihtiyaçlarına daha doğrudan cevap verilmesidir. Olumsuz yanı ise çocukların kişisel disiplin, motivasyon konusunda sıkıntı yaşayabilmeleridir.

  1. Helikopter Ebeveynlik

Bu ebeveynler çocuklarının zerine çok fazla titrerler. Onların kendi kararlarını almalarına ve sorumluluklarını yerine getirmelerine izin vermezler. Çocuğa aşırı düşkünlük gösterirler ve onu maddi şeylerle ödüllendiriler.

Doğal olarak bu ailedeki en büyük sıkıntı, çocuğun kendi kararlarını alamamış olmasından ötürü ayrı bir birey olarak yetişemeyecek olmasıdır.

  1. Güvenli Ebeveynlik

En ideal olarak nitelendirebileceğimiz bu ebeveynlikte kurallar, roller ve beklentiler açık bir şekilde belirtilmiştir. Tüm bunlar zamana ve şartlara göre esneklik gösterebilir. Ailedeki disiplin, cezalandırıcı olmaktan çok öğrenmeye ve geliştirmeye teşvik edici bir yapıdadır.

Bu tip ailelerde çocuğun kişisel alanına saygı gösterilir. Hem bir birey olduğu hem de ailenin bir parçası olduğu hatırlatılır. Küçük yaştan itibaren kendi kararlarını alan ve gittikçe sorumluluk almaya hazır olan böyle bir çocuk, ileride kişisel anlamda çok az sorun yaşayacaktır. Kendi hedefi doğrultusunda gitmesini sağlayacak gerekli özsaygıyı ve özgüveni içinde olacaktır.

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Aile Toplantıları Yapıyor musunuz?

Aile, toplumun temel yapısıdır. Aile toplumun gelişmesini, geleceğini belirler. Sevgi, saygı, hoşgörü, birlik beraberlik, gibi değerler insanlık için çok önemlidir. Bütün insanlar bu değerlere sahip olmayı ve diğer insanlarda da bu değerlerin olmasını isterler. Bu değerlerin temelleri aile içinde oluşur. Bu nedenle bireylerin kişilik yapılarının oluşmasında aile çok etkilidir.

Ailede demokratik bir ortamın oluşmasının  yolu da aile toplantılarıdır. Aile toplantıları tüm aile üyelerini kapsayan ve aile üyelerine değerli olduklarını hissettiren düzenli toplantılardır. Ne gerek var toplantıya, zaten her an görüşüyoruz diye düşünmemek gerekir. Çünkü bu toplantılar ile her birey; kendini ifade edebilme, kaygılarını, korkularını, arzularını vs.. dile getirebilme, yapılması gerekenleri planlama, görev dağılımı yapma şansını elde eder. Bu da bireylerin ailelerini sahiplenme oranını artırır.

Çocuk gelişim uzmanları, çocukların duygu ve düşüncelerini dile getirmesi, isteklerini ifade etmesi ve aile birlikteliğinin, muhabbet ortamının oluşturulması için aile toplantılarının çok gerekli olduğunu ifade ediyor. Toplantı sayesinde çocuklarda ‘aidiyet’ duygusunun geliştiğini söylüyor. Çocuk, içinde bulunduğu aileye ve orada konuşulan konulara katkı sağladıkça kendi ailesine bağlılığı pekişiyor. Serbest ve herkesin eşit kabul edildiği bir ortamda düşüncelerini rahatça ifade edebiliyor. Problem çözme yeteneği gelişiyor. Aile fertleri, toplantılarda birbirlerini tanıyor ve birbirlerinin öncelik konularını öğreniyor. Kimin, neyi, ne kadar önemsediği su yüzüne çıkıyor.

Aİle toplantıları nasıl yapılır?

Aile toplantıları anne ve baba katılımı ile birlikte tabii ki daha etkin olur. Toplantının doğal başkanı babadır. Fakat eşlerden biri toplantıya kesinlikle katılamıyor ise tek ebeveynle de toplantı yapılabilir. Toplantıya isteyen aile üyeleri ile başlamak başarıyı artırır. 3 yaşından sonra her çocuk etkin bir biçimde toplantıya katılabilir. Toplantılarda yapılan en yaygın hata süreyi uzun tutmak ve anlaşmaları uygulamamaktır.
Çocukların toplantılara katılımını sağlamak için harçlıkların toplantı sonrası verilmesi veya annenin o güne özel bir anlam yükleyip sevilen bir yemek yapması sağlanabilir. Ayrıca farklı mekânlarda toplantı yapılabilir.

Zamanı önceden belirlemeli ve düzenli olarak belirlenen zaman diliminde mutlaka bir araya gelinmeli. (Her pazar kahvaltı sonrası, cuma akşamları saat 20.00’de, on beş günde bir pazar akşamı… gibi)

Toplantıları kaleme almalı, bir tutanak tutulmalı. Toplantı başında konuşulacak konular sıralanmalı, toplantı sonunda ise alınan kararlar yazılmalı. Çok fazla karar alınmamasına dikkat edilmeli. Uygulanabilir kararlar toplantı ciddiyetini artırır. Toplantı süresi 20-25 dakikayı geçmemelidir. Üyeler sıkılmadan toplantı bitirilmelidir. Toplantı esnasında herkesin konuşması sağlanmalıdır. Toplantılar yakınma saatlerine dönüşmemelidir. Aile üyelerine alınacak eşyalar veya aile eğlenceleri de planlanmalıdır. Üretilen her fikir kabul edilmese bile dikkate alınmalıdır. Toplantı sırasında cep telefonları, televizyon ve dikkat dağıtıcı her şey kapalı olmalıdır, toplantı sonunda eğlenceye zaman ayrılmalıdır.

Aile toplantısı, çocuğun ailesini fark ettiği yerdir.

Çocuk, aile toplantıları sayesinde bir sistem olarak ailenin nasıl işlediğini, kararların nasıl alındığını, kadın erkek rol paylaşımının nasıl yapıldığını, aile içinde “kim kimdir” kısmını yaşayarak öğrenir. Aile toplantılarının belki de en önemli işlevi, aile bireylerinin birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı elde edecek olmasıdır.

Aile toplantıları, aileyi ilgilendiren problemlerin çözümünü sağlamanın yanı sıra çocukların toplantı süreci içinde insan ilişkileri konusunda deneyim kazanmasına da fırsat sağlayan bir eğitim ortamıdır aynı zamanda. Burada anne-babanın doğru bir şekilde rehberlik yapması önem kazanıyor. Anne-babalar çocuklarına doğru bir şekilde model olabilmek için insan ilişkileri ve etkili iletişimin ilkeleri konusunda önce kendilerini bilgilendirip eğitmelidirler. İletişimin dinleme, anlama, karşıt fikirleri kabul etme ve saygı gösterme, olumsuz duygu ve düşünceleri yargılama ve eleştiri yapmaksızın ifade edebilme gibi temel ilkeleri anne baba tarafından etkili bir şekilde kullanılabilmelidir.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.