Çocuklarda Yalan Söyleme Davranışı

Çocuklar bazen öyle şeyler anlatırlar ki karşısındakileri şaşırtabilir veya kaygılandırabilirler. Özellikle de anlatılan şeyin okul öncesi kurumunda yaşananlarla ilgili olması ebeveynlerin kaygı düzeyini arttırabilir. Ebeveynler normal olarak tereddütler yaşayabilirler. Çünkü çok kıymet verdiklerini başkalarına emanet etmektedirler.

Ebeveynlerin bu kaygılı durumları da bazen çocukların ilginç olaylar aktarmasını tetikleyici olabilir. Bunun en önemli sebebi çocuğun anlattıklarıyla anne ve babasının dikkatini çektiğini farketmesidir.2-6 yaş döneminde çocuklar sürekli gelişim (fiziksel, duygusal, dil-bilişsel ve sosyal ) içerisindedirler. Bilişsel açıdan değerlendirildiğinde çocuklarda kavramların birçoğu tam anlamıyla yerleşmemiştir. Bu kavramlardan biri de gerçek ve hayal kavramlarıdır. Bu dönemde çocuklar hayalle gerçeği birbirinden ayırt edemeyebilirler. Bazen bu durumlarda çocukların yalan söylediği düşüncesine kapılabiliriz. Oysaki bu durumda yalandan söz etmek doğru olmayacaktır. Çünkü bu yaş aralığındaki çocuklar algısal bazı hatalar yapabilirler. Çocukların söz gelimi söylemiş olduğu yalanlarda aldatma amacı güdülmez. Çocuklar gerçeği henüz tam anlamıyla değerlendiremediğinden ötürü çevresindeki kişilere uydurarak veya eklemeler yaparak durumu aktarabilirler. Özellikle bu dönemde ki çocuklarda abartma ve uydurma davranışı çok sık görülür. Arkadaşlarıyla iletişimlerinde de bu tarz durumlar sıklıkla yaşanabilir. Örneğin, “Benim babamın iki tane arabası var diyen bir çocuğun arkadaşı, “Benim annemin de üç tane arabası var cevabını verdiği görülmektedir.

Bazense yalan söyleme davranışı çocukların geçmişe dönük olayları hatırlamada zorlanması veya dikkat azlığı nedeniyle de ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda vardır ki çocuğunuz çok hayal kurmakta ve hayali olay ve kahramanları gerçekmiş gibi aktarmaktadır. Taklit yoluyla edinilen yalanlarda vardır. Bunlar daha çok etrafındakileri güldürmek ve dikkat çekmeye yöneliktir.

Çocukların kullandığı yalanlardan en yaygın olanı ise sosyal yalanlardır. Adından anlaşıldığı üzere bu yalan çeşidi çocuğunuzun çevreden görerek, duyarak edindiğidir. Örneğin; kapıya gelen misafire evde olmadığını söyleten anne ya da baba çocuklarına yalan söylemeyi öğretmiş olabilir.

Çocuklar kendilerini fazlasıyla baskı altında hissettiklerinde de yalan söyleyebilmektedirler. Bu bahsettiğimiz savunma yalanları daha çok aşırı otoriter ve mükemmeliyetçi ailelerde yetişen çocuklarda görülmektedir. Bunun sebebi çocuğun yalanı bir kaçış yolu olarak görmesidir. Tüm bu durumların dışında çocuğunuz gerekli bilişsel düzeye ulaşmasına rağmen gerçekdışı ifadelerini sürdürüyorsa, bu davranışın alışkanlık haline geldiğinin göstergesidir.

Peki bu durumlarda ebeveynler nasıl davranmalıdırlar?

Öncelikle çocuğunuzu yalana yönelten sebebi bulmanızda fayda var. Bunu bilmeniz çocuğunuza ilgi ve ihtiyaçları ölçüsünde yaklaşmanızı kolaylaştırır. Yalan kavramını kullanmamanızda fayda var. Çocuğunuza yalan söylüyorsun şeklinde ithamda bulunmak yerine “Tekrar düşün bakalım, acaba anlattığından farklı olabilir mi? ” şeklinde sorular yöneltmeniz de çocuğunuzun doğruyu bulmasına yardımcı olabilir. Buna rağmen o konudaki ısrarını sürdürüyorsa konuyu üstelememenizde fayda var. Aradan biraz zaman geçtiğinde doğruyu söylemekle ilgili örneklendirmeler yapabilirsiniz. Ancak unutmamalısınız ki çocuğunuz için en iyi örnek sizsiniz.

3, 4, 5,Yaş Grubuna Göre Oyuncaklar Nelerdir?

3 Yaş Çocuk ve Oyuncak : 2 yaş çocuğunun hırçınlığı ve inatçılığı yerini anne babasını memnun etmek isteyen çocuğa bıraktığından, bu dönemde çocukların davranışlarında ve  oyunlarında uyumu ve sakinliği görebiliriz. Tek başına oynanan oyunlar ikili üçlü gruplar şeklinde oynanmaya başlanır ,bu nedenle bu dönem  anaokulu veya oyun gruplarına katılım için uygun bir  dönemdir. Çocuğun gözlem yeteneği oyununa yansır. Rol model aldığı anne babasını oyunlarında taklit ederek dramatik oyunlar oynayabilir, örneği anne olmak, baba olmak, polis olmak vb. Çocuk yaşadığı topluma ait farklı sosyal kimlikleri öğrenir, kendini tanır ve diğerlerinden ayrıştırabilir. Arkadaşlarıyla beraber oynamaya başlayan çocuk, paylaşmayı ,kuralları ve işbirliği yapmayı öğrenir. Bu dönemde büyük-küçük, az-çok gibi  zıt kavramlar çocuk tarafından ayırt edilebilir ve  anne baba bu tür eğitici oyunlara dahil olabilir, örneğin hangi kalem daha kısa, farklı rengi bul vb.

4 Yaş Çocuk ve Oyuncak : İki yaştaki inatlaşma ve uyumsuzluk bu yaşta geri gelir. Anne-baba için tekrar zorlu bir döneme girilmiştir. Bu dönemin sancılı olması çocuğun oyun sırasındaki uyumunu da etkiler. Arkadaşlarıyla beraber oynamaya devam etse de oyun sırasında arkadaşlarıyla çatışma yaşayabilir, kurduğu oyunu yarım bırakabilir. Çocuk bu dönemde  hareketlidir. Çok fazla konuşabilir ve soru sorabilir.
Yaratıcılığının yüksek olduğu bu dönemde çocuğu enerjisini boşaltabileceği oyun ve aktivitelere yönlendirmek faydalı olacaktır.

5 Yaş Çocuk ve Oyuncak : “Altın çağ” olarak nitelendirilen 5 yaş çocukları dengeli ve olgun bir birey görüntüsüne bürünürler. Artık belli kurallar çerçevesinde oyun oynayabilir, arkadaşlarıyla uyumu iyidir. Kas hakimiyeti geliştiğinden fiziksel aktiviteleri  fazlaca içeren oyunları oynayabilir. Üç tekerlekli bisiklete binebilir. Küplerle, legolarla oynayabilir, şekilleri ayırt edebilir. Renk ve sayı kavramlarını geliştiren  eğitici oyunlar oynanabilir.

Çocuklarda Davranış Bozukluğu Nedir?

Çocuklarda davranış bozukluğu çoğu zaman ebeveynlerin hatalı tutumları ile birlikte pekişe bilen bir rahatsızlıktır. Ebeveynlerin aşırı kontrolcü, sert davranışların yoğunlukta olduğu, aşırı otoriter davranışların sonucunda ortaya çıkabilecek bir problem olmasının yanı sıra aşırı verici ailelerde de görebildiğimiz bir rahatsızlıktır.

Çocuk gerçekten içinde bulunduğu  depresif sürecin bir yansıması olarak bu davranış problemlerini ortaya koymaktadır. Yada sınırını koymamış olan ebeveynlerine karşı onları test edebileceğine dair zorlayıcı davranışlar içerisindedir.

Bu noktada bakılması gereken unsur; çocuğun bu davranışları sadece aile içerisinde mi sergiliyor olduğu yoksa okul gibi daha genel hayatın diğer alanlarında da bu davranışları gerçekleştirip gerçekleştirmediğidir.

Genelde davranış bozukluğunun var olduğuna dair görmeye çalıştığımız ip uçları şunlardır; çocuğun argo veya küfürlü konuşmalara çok fazla yer veriyor olması, alkol ve madde kullanıyor olması, kendisine veya çevresindekilere zarar verici davranışlarda bulunması, ebeveynlerine karşı şiddet içerikli davranışlarda bulunup bulunmadığı, hayvanlara zarar verici davranışların olması, başkalarının eşyalarına zarar vermesi bir yana izinsiz alıp kullanmaya çalışması, okuldan veya evden kaçma davranışlarının gerçekleştirilmesi bunlar bir araya geldiğinde davranış bozukluğu probleminin varlığından söz edilebilir.

6 Yaş Çocuk Özellikleri Nedir?

6 Yaş çocuk, çocuğun ruhsal, zihinsel ve bedensel olarak ilkokul için hazır olduğu bir dönemdir.

6 yaş çocuk açısından bu dönem, bazı gelişimsel dönem çatışmalarının tamamlandığı ve çocuğun o döneme kadar kendine dönük olan ilgisinin dış dünyaya yönelmeye başladığı, böylece, akademik öğrenmeye açık olmaya başladığı bir dönemdir.

6 Yaş Çocuk genel gelişim özellikleri :

– Somut düşünce hakimdir.
– Çevresini toptan algılar.
– Duyguları ile düşünür denilebilir.
– Sayıları kavrar, basit toplama çıkarma yapabilir.
– Dili zengindir.
– Drama etkinlikleri ile ilgilidir.
– İyi-kötü kavramlarını genel olarak anlar.
– Sevilmek beğenilmek çok önemlidir.
– Başarılı olma ihtiyacı kuvvetlidir.
– Grup oyunlarına yatkındır.
– Kendi cinsinden arkadaş seçer genellikle
– Rekabete girer.
– Giyim, konuşma bakımından başkalarını taklit eder.
– Öğretmenlerine hayranlık duyar. Öğretmen onun için her şeyin doğrusunu bilendir.
– Öz bakım becerilerini kazanmıştır.
– Kurallı oyun oynayabilir.
– Yaşına uygun sorumluluklar alabilir.
– Olayları oluş sırasına göre anlatabilir.
– Tekil ve çoğul ifadeleri bilir.
– Nesneleri özelliklerine göre gruplandırabilir.
– Kaleme hakimdir. Adını yazabilir.
– Şekilleri kopyalayabilir.
– Eksik çizilmiş resimleri tamamlayabilir.

6 yaş çocuk için Okul olgunluğu, zihinsel gelişim, dil gelişimi, sosyal ve duygusal gelişim ve motor gelişim  alanlarında, yaş düzeyinde gelişim göstermesi ile belirlenir.

Gelişimsel alanlarda belli olgunluğa erişmiş olan 6 yaş çocuk, okul olgunluğunu kazanmıştır. Okul olgunluğuna erişen çocuk, okula başladığında kendinden beklenenleri yerine getirebileceği için, okul ve öğrenmeye karşı olumlu duygular geliştirecektir. Ancak bu alanların tümünde eş düzey bir olgunluk beklenir. Bir alan çok ileride diğerleri geride ise tam bir okul olgunluğundan söz etmek mümkün değildir.

Çocuğun okul olgunluğunu kazanıp kazanmaması konusunda bir tereddüt söz konusu ise bir uzman görüşü alınması, çocuğun sağlıklı gelişimi açısından çok önemlidir.

Çocuklarda Oyunun Önemi

Oyun, çocuğun kendini var ettiği bir eylemdir. Çocuğun duygularının en açık, en sansürsüz, doğal haliyle sergilendiği bir ortamdır.

Oyun, asla boşa geçen bir zaman olarak düşünülmemelidir. Çocuğun yeteneklerini ve motor becerilerini sergileyebildiği, bilişsel ve duygusal yönünü zenginleştirdiği en önemli fırsattır oyun.

Oyun, bir sosyalleşme ve öğrenme aracıdır. Ebeveyn olarak öğretemeyeceğimiz birçok konuyu, çocuk oyun sırasında kendi deneyimleriyle öğrenecektir.

Oyun sırasında çocuk üzerindeki tüm baskılardan sıyrılmıştır, başarısızlık endişesi duymadan yeni ve değişik rolleri üstlenebilir. Oyun, birikmiş enerjiyi boşaltma yoludur. Bilinçdışı bastırılmış duygular oyun sırasında toplumsal açıdan kabul edilen yollarla boşalma imkânı bulur. Oyun, çocukları mutlu eder. O esnada hevesli ve dikkatlidirler, birçok beceriyi rahatlıkla kazanırlar.

Oyunda hatalar her zaman rahatlıkla düzeltilme şansına sahiptir. Bu çocuğun hata yapma korkusunu azaltır, yeni deneyimlere açıklık ve fırsat yaratır. Yaratıcılık gelişiminde oyunun rolü büyüktür.

Oyun içinde çocuğun arkadaşlarıyla olan tartışma ve çekişmeleri, sorun çözme yeteneğini geliştiren ilk basamaktır. Oyunun lideri olmak, oyun sırasında dışlanmak gibi farklı tutumlar çocuk için ileriye dönük büyük deneyimlerdir.

Oyun oynamak özellikle de hayali oyunlar çocuğun korkularından kurtulmasında önemli rol oynarlar.

Oyun, çocuğun kişilik gelişiminde, kendi kişiliğini ortaya koymasında, olumlu özellikleri kazanmasında, doğru davranışların pekiştirilmesinde büyük fayda sağlar. Özellikle arkadaşlarla oynanan oyunlarda çocuk, empati yeteneğini geliştirir, başkalarına saygı göstermeyi öğrenir. Dürtüsel davranımlar oyun sırasında törpülenir.

Oyun sırasında nesnesel kavramlar, sayılar öğrenilir, uzaysal yetenekler gelişir.

Ebeveyn olarak çocuğunuzun yanınızda oynamasına izin verin ve onunla oynayın. Çocuğunuzla oynarken ve onu oyun oynarken izlerken onları keşfetme fırsatını yakalar, ebeveyn-çocuk ilişkisini daha olumlu bir hale getirirsiniz.

Oyun oynarken bebeğine zorla mama yediren bir çocuk büyük olasılıkla aynı davranışa maruz kalıyordur. Kardeşi rolündeki çocuğu hayali olarak ormana gönderip orada yaşamasını isteyen çocuk büyük olasılıkla kardeşini kıskanıyordur. Bu gibi ip uçları terapi sırasında biz terapistlere, evde de sizlere yol göstericidir. Bu bakımdan oyunu, çocuğun ruhsal dünyasının bir aynası olarak kabul edebiliriz.

Oyun, ebeveyn olarak çocuğunuzla ilişkinizin en önemli kısmıdır. Onunla oyundan zevk alarak oynamayı öğrenin, aynı zamanda oyun arkadaşları bulmasına yardımcı olup, uygun ortamlar sağlayın. Çocuğun yaşına uygun oyuncak seçimi önemlidir.

Oyun hamuru, lego ve yap-bozlar, kova, kürek, tamir setleri, mutfak setleri, doktor muayene setleri gibi pek çok oyuncak tercih edilebilir. Farklı oyuncaklarla oynamak farklı deneyimler kazandıracak ve gizli yetenekleri ortaya çıkaracaktır. Bu bakımdan erkeklere top, araba, kızlara bebek, mutfak gereçleri dışında oyuncak almamak hatadır. Her çocuk her oyuncakla oynamalıdır.

Çocuğa aşırı oyuncak almak, pahalı ve gösterişli oyuncakları tercih etmek, sürekli elektronik oyuncak almak belli bir zaman sonra çocuklarda doyumsuzluğa yol açabilir. Çocuğun her istediği oyuncağı almak da doğru değildir. Yaratıcılığı ve hayal gücünü geliştirici, yeterli miktarda oyuncak tercih sebebidir. Zaman zaman sıkıldığı oyuncakları kaldırıp, unuttuğu ya da az tercih ettiklerini ortaya çıkarabilirsiniz.

Oyuncağı çocukla birlikte seçmek daha olumlu sonuçlar doğurur. Çocuğun kendisinin yaptığı veya onunla birlikte ürettiğiniz oyuncaklar daha değerlidir, çocuk onlarla daha uzun süre ve zevkle oynayabilir. Bazen bir mandal parçası, çorba kepçesinin kopan sapı en pahalı oyuncaktan daha işlevsel olabilir. Anne babalık çocuğa sadece oyuncak almak değil, asıl olan onunla oynamaktır.

Çocuklarda Oyunun Önemi, Oyuncak Seçimi, Oyun Terapisi

Her çocuk kendi oyununda başroldedir, oyunun hükmedicisidir. Oyun dünyasında ebeveyn olarak bir hükmünüz olamaz. Kuralları siz koymayacak, çocuğun kurallarına uyacaksınız.

Çocuk, oyuna herhangi bir plan yapmadan, herhangi bir amaç gütmeden başlar. Her şey spontane gelişir. Uygulamaya konan senaryo çocuğun hayal dünyasını geliştirirken, sorun çözme kapasitesini de arttırır.

Pedagog muayene ve pedagojik gözlemlerimizde çocuğu oyun oynarken izlemek, çocuğun ruhsal yapısını anlamak yönünden önemli fikirler verir.

Çocuğa uygun oyuncak seçmek bilgi ve beceri ister. Birçok ebeveyn çocuğa oyuncak seçiminde teknolojinin ve reklamların büyüsüne kapılmakta, hatta çocukluk yıllarından içlerinde kalan özlemleri gidermeye yönelik oyuncakları çocuklarına almaktadırlar.

Oyuncak seçiminde ana unsur çocuğun zihinsel, motor ve duygusal gelişimini desteklemektir. Oyuncak reyonlarının en altında kalmış, dikkatinizi çekmeyen bir oyuncak, çocuk için en güzel ve uygun oyuncak olabilir.

6 aylıktan küçük bebeklere renk, ışık ve ses veren oyuncaklar seçerek, beş duyusuna da hitap etmek ve motor ve zihinsel gelişimi hızlandırmak temel amaçtır. Zararlı boya içermeyen, çocuğun yutamayacağı kadar büyük ve elinde tutabileceği boyutlarda oyuncaklar idealdir.

6 ay ile 2 yaş arasında basit yapboz oyuncakları, bütünü parçalara ayırma, basit kule ve köprü yapımı, büyüklüklerine göre iç içe geçebilen oyuncaklar, kutu veya kovayı boşaltıp doldurmaya yönelik oyuncaklar seçilebilir. Amaç zihinsel ve motor gelişmeyi hızlandırmaktır. Kendiliğinden hareket eden, ses ve ışık veren robot, otomobil, hayvan, bebek gibi oyuncaklar dikkat çekicidir.

3 yaşından sonra, motor gelişimi belli bir safhaya gelmiş çocuk için üç tekerlekli bisiklet gibi araçlar alınabilir. Tahta bloklardan bütünü oluşturmak, kumda oynamak ve oyun hamuruyla çeşitli şekiller yapmak çocuğun zihinsel gelişimini ve fantezi dünyasını derinleştirecek oyun ve oyuncaklardır.

3-5 yaş arası çocuklar evcilik, doktorculuk, okulculuk gibi oyunlara yönelirler. Çocuğu aritmetiğe hazırlayarak abaküs, resim ve sayıları eşleştirme, oyuncak müzik aletleri, domino, kızmabirader gibi oyunlar tercih edilebilir. Çocuğa kısa şarkılar öğretilebilir. Resimli öykü ve masal kitapları okunabilir.

6-8 yaş arasında sosyalleşmeye yönelik grup oyunları ön plana çıkar. Top oyunları, ip atlama, sek sek, sessiz sinema, isim- hayvan –bitki oyunu gibi oyunlar çocuğu bireysellikten uzaklaştırarak işbirliği kapasitesini arttıracaktır. Maketler, legolar, puzzle gibi yap-boz oyunları zihin ve algısal becerileri güçlendirecektir.

9-11 yaşlarında daha karmaşık yap-boz oyunları, üç boyutlu model uçaklar, model arabalar yapma, uzaktan kumandalı oyuncaklar, hafıza oyunları, video oyunları, akvaryum bakımı, kuş besleme, ağaç oyma, kumaş boyama gibi hobiler edinme, monopoli gibi oyunlar, tenis, masa tenisi gibi oyunlar idealdir.

12 yaş üzerinde ise soyut düşünme ve muhakemeye yönelik oyun, oyuncak ve aktivitelere yönlenilmelidir. Elektronik setler, mikroskop, teleskop gibi gereçler, grup halinde doğa gezileri, bisiklet turları, piknikte ailece ve grupça oynanan oyunlar bu dönemin gözde aktiviteleridir.

Özellikle ilk 8 yaşta çocuklar oyuncak seçiminde bilinçli olamazlar, oyuncağın sesi, görüntüsü, rengi yanlış tercihlere sebep olabilir. Anne babalar çocuğa sınırsız tercih sunmak yerine, çocuğun yaş ve gelişim sürecine uygun alternatifler yaratmalıdır. Oyuncak seçimi ebeveynlerin yaşanmamış çocukluklarını tatmin ettikleri bir ruh haline dönmemelidir. İyi oyuncak pahalı oyuncak demek değildir. Bir kibrit kutusunun dört kenarına düğmeden yapılmış tekerleklerden oluşan bir otomobil, çocuk için uzaktan kumandalı pahalı bir oyuncaktan daha değerli olabilir.

Biz pedagoglar, oyun ve oyuncağı çocuk gelişiminde en büyük destek olarak görüyor ve pedagog muayenemiz sırasında çocuğu oyun oynarken izlemeye özel önem veriyoruz. Bir çocuğun iç dünyasına en kolay oyun ortamında girebilirsiniz.

Çocukta 2 Yaş Sendromu, Gaziantep Pedagog

Psikososyal gelişimde önemli yer tutan 2-3 yaş dönemi, bebeklikten çocukluğa geçiş dönemidir.

16-42 ay arasında görülen, “2 yaş sendromu” olarak da isimlendirilen bu dönem, çocuk psikolojisinde çok önemli olup, anne babalar ve çocuk için zorlu bir süreçtir.

Yürümeye ve konuşmaya başlayan çocuk için bireyselleşmenin ilk adımlarıdır 2 yaş dönemi. Motor gelişimi arttıkça hareketlenen bebek, bağımsızlığının farkına varmıştır. Kendisini, çevresini keşfedecek, sınırlarını zorlayacaktır. O döneme kadar anne ve babasına tamamen bağımlı olan bebek, kendi başına hareket ettiğini görmüştür. Artık kendini ifade etmek durumundadır. Son derece meraklı, enerjik ve yeni keşifler peşindedir.

Anne ve çocuk arasında çekişmenin başladığı dönemdir 2 yaş dönemi. Bağımsız davranabildiğini keşfeden bebek gemileri yakmış, kırılma noktasını aşmıştır. Bireyselleşme çabası içinde, anne babaya ait olmak yerine onlardan uzaklaşmak isterken, annenin yardımına muhtaç olduğunun da farkındadır. Bundan dolayı başkaldırma, isyan ile boyun eğme arasında bocalar durur.

Çocuk için bocalama ve kararsızlığın doruğa çıktığı dönemdir 2-3 yaş arası. İnatlaşma, ısrarcı davranma, huysuzlaşma, isteklerini zorla kabul ettirme gayreti öne çıkmaktadır.

Ebeveynler 2 yaş dönemi çocuk psikolojisi özelliklerini iyi bilmeli, bu süreci doğru yönetmelidirler. Tersi durumda çocuk derinden etkilenecek, anne babanın sinirleri alt üst olacaktır.

2-3 yaş dönemine özgü karşıt duygular arasında gidiş geliş, tipik olarak tuvalet eğitimi ve beslenmede kendini gösterir. Çişini ve kakasını istediği zaman tutup, istediği zaman bırakabilmeyi keşfeden bebek, hem bir güç elde etmiştir hem de bundan büyük haz duymaktadır. Dışkı çocuk için değerli bir nesne, kendinden bir parçadır. Kirli bez ona rahatsızlık vermez. Çişin, kakanın sıcaklığı, kokusu hoşuna bile gidebilir. Bundan dolayı tuvalet eğitiminde çocukla inatlaşmamalıdır. Tuvalet eğitimine hazır olmayan çocuğa, temiz ve titiz bir anne tarafından baskı ve zorlama uygulanması, çocuk psikolojisi açısından en kritik durumdur. Bu durumda çocuk iyice inatlaşarak anneye direnecek ve olmadık yer ve zamanda altını kirletecek ya da ona boyun eğerek anneyi memnun etme yoluna gidecektir. Her iki durumda ileri dönemlerde psikopatolojilere zemin hazırlar. Çünkü çocuğun bağımsızlığına ket vurulmuştur.

2 yaş sendromunun en büyük çatışmalarından biri de beslenme konusudur. Yemek konusunda ısrarcı olmak, döküp saçacak endişesiyle çocuğun kendi yemesine izin vermemek, zorla ağzını açtırıp yedirmek çocuğun bağımsızlaşma çabalarına darbedir. Bu durumda çocuklar inatlaşarak, tepki olarak yemeyi reddedebilir. Yemeği ağzında tutma, tükürme sık gözlenen durumlardır. Çocuk açken tabağı önüne koyup, ellemesine, ağzına götürmesine izin vererek kendini doyurma başarısını tatmasına izin vermek, hevesini alınca da sizin beslemeniz en iyi yöntemdir. Beslenmesi için ihtiyacı olan fakat tadını beğenmediği yiyecekleri de sevebileceği yiyeceklerin arasında ve farklı şekillerde sunmak gıda reddini önleyebilir.

Çocuklarda 2 yaş döneminin tipik davranış değişiklikleri şunlardır.

  • Aşırı inatçılık.
  • Ağlama, isteklerini ağlayarak, tepinerek yaptırmaya çalışma, öfke nöbetleri.
  • İştah azalması, uyku düzeninde değişme.
  • Huysuzluk.
  • Elindeki oyuncak veya ev eşyalarını yere atma, fırlatma.
  • Hayır kelimesini sıklıkla kullanma.
  • Anne babaya ya da çevresindeki kişilere vurma, saldırma.
  • Kendi saçını çekme, yüzünü tırmalama gibi kendine zarar verici davranışlar.

Çocuk gün içinde enerjisini boşaltacak aktivitelerde bulunmuyorsa, kardeş kıskançlığı söz konusuysa, beslenme, temizlik ve tuvalet eğitimi konusunda baskı uygulanıyorsa, anne baba sürekli “kırarsın”, “dökersin”, “kirletirsin”, “düşersin” gibi söylemlerle aşırı koruyucu ve engelleyici tutum sergiliyorsa, aile içi huzursuzluk ve şiddet varsa, anne baba çocuğa karşı ilgisiz ise 2-3 yaş dönemi oldukça sıkıntılı geçer.

Ebeveynlar 2-3 yaş çocuk psikolojisi özelliklerini ve çocukla nasıl mücadele edeceklerini bilirlerse sorunlar kısa sürede çözülecek, krizler büyümeden önlenecektir. Bağımsızlaşma çabaları engellenmemiş, sağlıklı nesiller yetişmesine zemin hazırlanacaktır.

2 yaş dönemi çocuğuna yaklaşım tarzı şöyle olmalıdır.

  • Anne baba olarak bu dönemin psikososyal gelişimde önemli bir basamak ve doğal bir süreç olduğunu bilin, çocuğun davranışlarını normal karşılayın.
  • Çocuğunuz ahlaki ve toplumsal kuralları öğrenmeye henüz hazır değildir. Çok katı kurallarla eğitim ve terbiyeden kaçının.
  • Çocukla inatlaşmayın.
  • Çocuk ısrarla bir şeyi almak ya da yapmak için tutturursa, işin kolayına kaçarak istediğini yapıp, krizi önlemeye çalışmayın. İlginizi ona yoğunlaştırmadan, sakince bekleyin. Olumsuz davranışı bittiğinde ilginizi gösterin, anlayacağı dille neden istediğini yapmadığınızı belirtin. Ağlayarak ya da tepinerek istediği şeyi almasına ya da yaptırmasına asla izin vermeyin.
  • Çocuğa bağırmak, cezalandırmak ya da şiddet uygulamaktan kesinlikle kaçının.
  • İnatlaşan, tutturan, huysuzluk yapan çocuğa temel yaklaşım ilgisini, dikkatini başka yöne çekmektir. 2-3 yaş çocuğunun dikkatini başka yöne çekmek çok kolaydır.
  • Çocuğun tuvalet eğitimi için en uygun zamanı kollayın. Çocuk bunu sözel olarak ve hareketleriyle ifade ediyorsa tuvalet eğitimine başlanabilir. Sırf zamanı geldi diyerek çocuğun hazır olmadığı bir dönemde eğitime başlamak ve tuvalet eğitiminde çocukla inatlaşmak büyük hatadır.
  • 2-3 yaş çocuğu sorgulama dönemindedir. “Bu ne?” “Niye?”, “Neden?” sorularını bıkıp usanmadan size soracaktır. Ne kadar yorgun olursanız olun çocuğun sorularını yanıtsız bırakmayın, terslemeyin. Çok daralırsanız, çok yorgun olduğunuzu, dinlenmeye ihtiyacınız olduğunu, sorularını sonra cevaplayacağınızı söyleyin.
  • 2 yaş dönemindeki çocuklar karanlık, köpek, yılan, gök gürültüsü gibi şeylerden korkarlar. Onların korkularına saygı duyun, gerekli önlemleri alın. “Korkacak bir şey yok” yerine “Ben senin yanındayım, seni korurum” mesajını verin.
  • “Düşersin”, “ Canını acıtırsın”, “Hastalanırsın” gibi uyarılarla çocuğu fazla korkutmanız, cesaretsiz ve güvensiz olmasına yol açabilir.
  • Çocuğa karşı kullandığınız “hayır” ları mümkün olduğunca azaltın. Onun yerine alternatifler sunun. “Dışarısı çok soğuk, dışarıda salıncakta sallanamayız ama odanda oyuncaklarınla oynayabiliriz” gibi.

İşin özeti bu dönemin geçici olduğunu bilmeniz, çocuğunuzdaki olumsuz davranışların nedeninin çocuktaki gelişme dönemine bağlı olduğunu kabul etmenizdir. Anne baba olarak bu süreçteki sorunlarla baş edemezseniz profesyonel yardım almak gerekir.

Tuvalet Eğitimi Ne Zaman Başlanmalı?

Her çocuğun gelişimsel hızı farklıdır. Bu nedenle her çocuk için farklı zamanlarda tuvalet eğitimi başlayabilir.  Bir çok anne- baba çocuklarının bir an önce tuvalet eğitimi konusuna geçmesi için acele etmekte ya da bu konuda geç kaldığını düşünmektedir.

Tuvalet eğitimi ne zaman başlanmalıdır? Ne zaman geç kalınmış olur?

Tuvalet eğitimi için bazı çocuklar 3-3.5 yaşa kadar fiziksel ve zihinsel anlamda hazır olmazken bazı çocuklar 18- 24. aylarda hazırım sinyalleri vermekte ve kısa bir sürede tuvalet eğitimini tamamlamaktadır. Öncelikli olarak çocuğunuzun çiş eğitimi alabilmesi için, fiziksel ve zihinsel  anlamda buna hazır olması gerekir. Eğer çocuğunuz 3 saatten fazla idrarını tutabiliyor hale gelebiliyorsa bu sürece hazır hale gelebildiğini gösteriyordur.. Çünkü çocuğunuz artık fiziksel ve zihinsel anlamda gerekli olan mesane kontrolünü sağlayabilmiştir. Tuvaletinin geldiğini size davranışsal ya da sözel anlamda  işaret  veriyorsa hemen bu uyarıları fark etmeli ve onu eğlenceli bir şekilde tuvalete götürmelisiniz. Çocuğunuzu tuvalet eğitimine olan motivasyonu da oldukça önemlidir. Tuvalete giderken sizi taklit etmeye başlamışsa ve bağımsız olarak hareketlerini kontrol etme ihtiyacı duyuyorsa ( ben yapacağım gibi) işiniz daha da kolaylaşır. Fakat tuvalet eğitimi için bu motivasyonu sağlaması için sabırlı olmalı ve onu beklemelisiniz. Önemli olan sizin eğitime başlama kararınız değildir onun hazır olduğu andır. Siz ne kadar çok isteseniz de, çok çabalar gösterseniz de bu eğitim süreci başarısız olabilir, o hazır olduğunda size olumlu tepkiler verecektir.  Tuvalet eğitimi başlarken sizin de çocuğunuzun da içinde bulunduğu ortamın huzurlu olması çok önemlidir.

Stresli bir dönemde ise bu eğitime hazır olamayacak, siz de bu süreçte gerekli sabrı gösteremeyeceksinizdir. Bazı çocuklar tuvalet eğitimi sürecini kısa bir zamanda tamamlarken,  bazı çocuklarda bu süreç ayları alabilir. Bunun için acele etmemeli, çocuğa baskı yapmamalı ve endişenizi çocuğunuza hissettirmemelisiniz. Bunu hisseden çocuğunuzun tuvalet eğitimi gecikecek ve çocuğunuz beklediğiniz tepkileri veremeyecektir.

Tuvalet eğitimi ve çocuğun öğrenmesi

Tuvalet eğitimi için hazır olduğunu hissettiğiniz çocuğunuzla önce bir alışverişe çıkın ve ona kendi seçtiği ve beğendiği ( tercihen eğlenceli)  bir tuvalet oturağı almalısınız. Eve bunu getirdiğinizde tuvalette istediği bir köşeye birlikte yerleştirin, oyuncaklarını ya da bebeklerini yanına getirin ve oturağında oturtmalı oyunlar oynayın.Eğer yetişkin tuvaletine yerleştirilen bir oturak almış iseniz çocuğunuzun kendisini güvende hissetmesi ve korkmaması için ayaklarını koyabileceği bir zemin hazırlayın. Daha sonra kendisinin oturup oturmak istemediğini sorun ( eğer istemiyorsa onu zorlamayın) , başlangıç olarak hemen kıyafetlerini soymayın, bu onu tedirgin edebilir. Ama bunu sözel olarak ifade edebilirsiniz.( çişimizi yaparken altımızda pantolonumuz varsa çıkarırız, çünkü çişimiz üstümüze gelir gibi)  Sonrasında aslında bunun bir oyuncak olmadığını , kakası ya da çişi geldiğinde kullanması gereken bir materyal olduğunu ona anlatın. Kendinizden – babasından örnekler verebilirsiniz.

Bu yaş dönemleri taklit davranışların en çok gözlemlendiği dönemdir. Bu nedenle tuvalet eğitimi için sizi taklit etmesini sağlayabilirsiniz. Bezine kakasını yaptığında bezdeki kakayı tuvalet boşaltın ki oturağının ne işe yaradığını ona daha net bir şekilde gösterebilesiniz. Çocuğunuz tuvalet eğitimi için oturağına oturmayı kabul ettiğinde, bu davranışın onun yaşamının rutin bir parçası olduğunu ona gösterin.Yani kahvaltıdan sonra, banyodan önce, sokağa çıkmadan önce, uyumadan önce uygulayın. Bunu yaparken önce az sayıda yapın zamanla bu sayıyı arttırın. Tuvalet eğitimi,çocuğunuza başlangıçta sık sık hatırlatır ve onu sürekli olarak tuvalete götürürseniz onu bu durumda sıkarsınız ve sizinle  inatlaşmaya başlar. Tuvalete gidemediğinde  ya da yetişemediğinde altına kaçırabilir, bunu olağan karşılayın ve hemen eskisi gibi rutin temizliğini yapın, başarılarını övün , kazaları görmezden gelin. Kendisini suçlu hissetmemesine özen gösterin.

Başardığını gören çocuk kakasını ya da çişini yaptığında  görmek isteyebilir, bu nedenle hemen sifonu çekmeyin. Bu onu mutsuz edebilir. Gündüzleri  bez kullanmayın, bu dönemde alıştırma kilotunu kullanabilirsiniz. Önce gündüz sonra gece kaçırmaları sona erecektir. Çocuğunuz yukarıda anlattığımız tepkileri vermediğinde sinirlenmeyin, hemen çiş eğitimine ara verin, sonrasında yeniden başlayabilirsiniz, bunu onsuz başaramazsınız bu nedenle onun hazır olmasını beklemek zorundasınız. Kız çocukları tuvalet  eğitimine erkek çocuklarından daha önce hazır hale gelebilirler.Kız çocuklarında tuvalet temizliğinin önden arkaya doğru yapılması gerektiğini unutmayın.

Kızınız kendi kendine bunu yapabilecek duruma geldiğinde, tuvalet eğitimi açısından ona bunu öğretin ve sonrasında 2. bir tuvalet kağıdı ile kurulamasını öğretin. ( hafif vuruşlar şeklinde – hızlı yapmamasına dikkat edin) Tuvalet eğitiminde idrar yolu enfeksiyonları gözlemlenebilir. Sık idrara çıkma, altına kaçırma, çiş yaparken acıma , karın ağrısı ile karşılaştığında çocuk doktorunuzla iletişim kurmalı ve eğitime bir süreliğine ara vermelisiniz. Kız çocukları ve erkek çocuklarının tuvalete oturma şekli birbirinden farklıdır. Bazen kız çocukları erkekler çocukları gibi, erkek çocukları da  kız çocukları gibi oturmak isteyebilir.

Bunu başlangıçta çok fazla engellemeyin, birkaç kere deneyebilir, zamanla bu pozisyona vücut parçalarının uygun olmadığını anlayacak ve doğru oturma pozisyonuna geçebilecektir.  Fakat erkek çocukları kız çocuklarına göre iki pozisyonu birlikte öğrendiklerinden  bu süreç kız çocuklarına göre daha uzun sürebilir. Çünkü çişini yaparken ayakta, kakasını yaparken oturuyor olacaktır , bu nedenle tuvalet eğitimi sırasında kız çocukları ile oğlunuzu asla karşılaştırmayın. Oğlunuz önce oturarak yapmayı öğrenebilir, ayakta yaparak öğrenmesini sağlamak için baba, amca ya da dayısını  izlemesini sağlayabilirsiniz, onu örnek alabilir. Bu çalışmalar yapılırken ayakta çiş yapmayı eğlenceli hale getirebilirsiniz, ( hedefe ulaşma oyunu: peçeteyi tuvaletin içinde bir köşeye düşürün ve onu ıslatma oyunu oynayın, ıslatınca mutlu olun ve takdir edin) ) Bu geçiş süreci  için de onu zorlamamaya özen gösterin.

İnatçı Çocuk Psikolojisi

Çocuk yetiştirmek bir sanattır. Çocuklar doğuştan şaheser olmuyorlar. Bir heykeltıraşın harcı nasıl şekillendirdiği elbette ki zaman, emek ve detaylarda gizlidir. Kabataslak zaman harcamadan yapılan bir heykel de, çok detaylı her şeyi katmaya çalıştığı bir heykel de bir şeye benzemeyebilir. Çocuklarımız da bizim harcımız ve hamurumuz; nasıl şekil vereceğimiz bizim elimizde. Bu, bütün zamanımızı ona vererek de, her istediğini yaparak da olmaz. Çocuklar da doğuştan inatçı olmazlar. Birçok anne babanın en büyük hatası, problemi çocuklarda görmeleri, kendilerine dönememeleridir. İnatçı çocuklar, laf dinlemez, şımarık hareketlerle ya da devamlı ağlayarak çevresindekileri usandırabilirler. Ancak bu kabus neden başlar, niye çocuklar her şeye ters cevap vermeye ve inatlaşmaya başlarlar? Her çocuk acaba uygun davranılsa da inatçı olabilir mi? Tüm bu soruların cevabını bilmek ne kadar önemli?

Bağırmak Hırçınlaştırır!

Çocuklar, 2.5 yaşlarından itibaren yavaş yavaş bağımsızlaşmaya ve kendi başlarına bir şeyler yapabildiklerini anne babalarına göstermek isterler. Bu yüzden her sorulan ve söylenilene ‘hayır’ diye yanıt vermeye başlarlar. Eğer onların bu gelişim sürecini bilirsek, onlara nasıl davranacağımızı da iyi belirleyebiliriz. Yani onların sadece ‘çocuk’ olduğunu düşünürsek, çocukça yaklaşılmayı hak ettiklerini de biliriz. ‘Hayır’ diyen bir çocuğa yüksek sesle bağıran bir anne babadan, çocuk sadece istenilen yapılmadığında bağırılması gerektiğini öğrenebilir ve daha fazla hırçınlaşabilir. Çocuklarla devamlı bir rekabet halindeyiz. Bir yetişkin gibi davranmalarını, ‘sus’ dediğimizde susmalarını, ‘yapma’ dediğimizde yapmamaları gerektiğini de nereden çıkarıyoruz! Sanki futbol sahasındayız ve gol atmaya çalışıyoruz. Gol attıkça da süper çocuk yetiştireceğimizi sanıyoruz. Ya pervasızca her dediğini yapıyor, istediklerini yapmadıklarında kötü çocuk olacakları gibi bir çarpıtma yapıyoruz. Ya da bağırıp çağırıp kural koymaktan öte geçemiyoruz. Onların çocuk olduklarını unutuyoruz. Sizce sizin her dediğiniz yapılsaydı daha fazlasını istemez miydiniz? Eşiniz devamlı hediye alsaydı da yıldönümünü unutsaydı hiç bir şey demeden durabilir miydiniz?

“Hayır” Derken Seçenek Sunun

Çocukların her istediğini yapmanız çocuğunuza bir şey kazandırmazken, üstelik çok şey kaybettirebilir. Memnuniyetsiz ve sorumsuz çocuklar yetiştirmiş oluruz. Bu özelliklerinden vazgeçmeleri ve ‘hayır’ demelerini engellemek içinse, onlara seçenekler sunabiliriz. Küçük bir soru: Israrla oyuncağı almak için tepinen, yemek yemeye direnen çocuğa ne desek de karşı karşıya gelmesek acaba? “Ya oyuncağı alırsın ya da lunaparka gidersin?” olabilir. ‘Ya yemeği yersin ya da iki gün boyunca bilgisayar oynamazsın. Hangisi?’ diye sorabiliriz. Üstelik çocuk hangisini seçerse seçsin bizim istediğimiz olacaktır.

Tutarsızlık Göstermeyin!

Ayrıca söylediğimiz şeylerin gerçekçi ve tutarlı olmasına dikkat etmeliyiz. Yani söylediysek mutlaka uygulamaya geçirmeliyiz. Aksi halde ne olacağını tahmin ediyor olmalısınız; hem yemeğini yemeyen hem de bilgisayarın başından kalkmayan biri! Onların yaptığı normal. İsteklerini yaptırmak için sonuna kadar tüm sınırları zorluyorlar, yaptırdıklarını fark ederlerse de artık dur durak bilmiyorlar. Çocuklarınızın hırçın olmasını istiyorsanız, onlara tutarsız davranabilirsiniz. Mesela ne söyleseniz yapmıyor mu? Hadi ona bir ceza verin; ‘bir daha seni parka götürmeyeceğim mi, yoksa bir daha çizgi film izlemek, bilgisayarda oyun oynamak yok’ diyerek mi vermek istersiniz? Bunları dersiniz ama mutlaka o çocuk o parka gider, o çizgi filmi izler. Peki artık sizi dinler mi? Maalesef bazen kızgınlıkla söylediğimiz şeylerin, verdiğimiz cezaların sonucunu unuturuz. Ancak çocuklarınız unutmaz, o tutarsızlığı yakaladılar mı bırakmaz.

Çocuğunuz her şeye hayır diyor, istediği yapılmadığında hırçınlaşıyor, kendini yerlere atıyorsa, siz de abartılı bir şekilde onu taklit edebilir, yerlere yatabilir, ağlama numarası yapabilirsiniz. Baktınız abartıyor, aldırmıyor ‘tamam ağlayabilirsin’ deyip çekilebilirsiniz. Özellikle küçük çocuklarda dikkatini dağıtıcı farklı şeylere yönlendirebilirsiniz. Örneğin; çocuğunuz inatla aynalı gardırobun içine saklanmak istiyor, cam sehpanın etrafında fır dönüyorsa, ‘aa bak burada kimse görmez seni’ deyip yatağın arkasını gösterebilirsiniz.

Her şeyden ziyade ara ara soruyor musunuz kendinize, ‘ben iyi örnek oluyor muyum’ diye? Ona yanlış yaptığında üzüldüğünüzü söylemeniz, onun ne hissettiğini sormanız oldukça önemli rol oynar ve empati kurmasını sağlar. Yani belki de bazen biz inatçı oluyoruzdur. Dışarı çıkmak için ısrar ederken, biz de çıkmasın diye ‘hayır’ deyip kestirip atıyoruzdur. Çocuğunuzun odanıza kapıyı vurmadan girmesini istemiyorsanız, siz de kapıyı vurarak girmeli, ona saygı duyduğunuzu, onun da hakları olabileceğini göstermelisiniz. Tüm bunların yanında, çocuğa istenmeyen şey çok iyi açıklanmış olmalı. Çocuk neden o davranışı yapmaması gerektiğini bilmeli, kendi dünyasına göre yorumlayabilmeli.

Başkasına Onu Şikayet Etmeyin!

Çocuklarınıza başkalarının yanında ya da birileri olmaksızın olumsuz yakıştırmalar yapmanız oldukça tehlikeli. “Çocuğum çok yaramaz ne desem boşa. Dışarı çıkma diyorum yok, ders çalış diyorum nafile. Öyle dağınık ki hareket etmesem kendimi kaybedeceğim” gibi cümleleri kullanmanız, çocukların da bu özellikleri kabul etmesini sağlar ve değişimi engeller. Anne baba tarafından duyulmadığını ve anlaşılmadığını hisseden her çocuk isteklerini duyurabilmek ve anlaşılmak için ya daha çok ağlar ya da farklı şekillerde saldırganlaşıp zarar vermek ister. Bir şekilde dikkat çekmek için her türlü yolu dener. Hiçbir şey için geç değil ama onlar için çoğu şey erken.

Çocuk Karakterinde Sınır 6 Yaş

Anne babalar; insan yaşamında ilk altı yılın ne kadar önemli olduğunu biliyor musunuz? Kişilik oluşumunun tamamlandığı bu dönemden sonra çocuğunuzun alışkanlıkları zaman içinde eğitilebilir ama kişilik üzerinde oynamalar yapılamaz.

‘Çocuğunuzun maddi ihtiyaçlarını karşılamak mı önemli, yoksa ona bu dönem içinde ihtiyacı olan sevgiyle birlikte gerekli eğitimi vermek mi?’ sorusunu şimdi kendinize sorun; çünkü çocuğunuz büyüdüğünde geç olabilir. Sorunun kaynağının aile olduğunu ve çocuğunuza gerekli  eğitimi veremediğinizi kabullenmek çok daha zor olur sizin için…

Doğumla başlayan ve ölümle sonuçlanan yaşam serüveninde kendi benliğini kabul edip bunu kabullendirmek için çabalayan insanoğlu; çocuğunda kişilik oluşumunun gerçekleştiği 0-6 yaş dönemine çok dikkat etmelidir. Çünkü bu süreçte yaşanan olumlu veya olumsuz tecrübeler bir ömür boyu etkisini sürdürür. İnsan hayatında alışkanlıklar zaman içinde eğitimle değiştirilebilir ama kişilik üzerinde oynamalar yapılamaz.

Ebeveynler toplumun yapıtaşı, geleceğin mimarları çocuklarını yetiştirirken tek taraflı isteklerde bulunurlar. Hüsrana uğradıklarında ise durup düşünmek, sorunu hissetmek, kaynağını sorgulamak yerine suçu karşı tarafta aramayı tercih ederler. Türk aile yapısına göre suçlu; karnını doyurduğu, istediği marka kıyafet, oyuncak aldığı, pahalı okullara gönderdiği minnet bilmeyen çocuktur. Gerçek anlamda özeleştiri yapmaktan korkan ebeveynin aslında kendisine yöneltmesi gereken soru;’acaba çocuğuma maddi açıdan sağladıklarımın yanısıra manevi anlamda vermem gerekenleri verebildim mi’ olmalıdır. Çözüm için kökene inerek başlangıçta yapılanları incelemek gerekir.

Anne hamile kalmadan önce bebek sahibi olmak istiyor mu? İçinde bulunduğu fiziksel şartlar ne kadar elverişli? Anne-baba arasındaki ilişki nasıl? Annenin beslenmesi bilinçli mi? Doğum uygun şartlarda, gerekli sağlık personeli ve malzemeler eşliğinde mi gerçekleşti? Doğum sonrası bebeğin fizyolojik durumu, bakımı, temel ihtiyaçlarının giderilmesi sağlandı mı?

Buradan anlaşılabileceği gibi aslında bebeğin ana rahmine düşmesiyle birlikte fizyolojik ve psikolojik gelişimi başlar. Bebek dünyaya gözlerini açtığında da ilk sosyal etkileşimini aile ortamında gerçekleştirir. Anne ve baba onun ilk modelleridir. Okul dönemine geldiğinde ise modelleri gelişmeye hatta yön değiştirmeye başlar. Aileden aldığı bireysel (kalıtsal) özelliklerin etkisiyle kişiler arasında farklılıklar gündeme gelir. Çocuğun 36-60 aylık gelişim özelliklerinin belirlenip davranışlarının değerlendirilmesi,  bu bilgiler göz önüne alınarak yapılmalıdır.

Psikomotor gelişimde;

Kare, daire, üçgen gibi şekilleri çizer Oyun hamuru gibi yumuşak materyalleri kullanarak değişik şekiller oluşturur Çeşitli şekiller çizer ve boyar Ritme uygun dans eder

Öz bakım becerileri;

Ellerini yıkar Dişlerini fırçalar Kendisine ait eşyaları toplar Tuvalet ihtiyacını giderir Yemeğini yiyebilir

Sosyal-duygusal alan;

Toplum içinde kendisinden beklenen uygun davranışları gösterir Yetişkinlerin konuşmalarına katılır Aldığı sorumluluğu yerine getirir Görgü kurallarını uygular Oyuncaklarını paylaşır Yetişkinlerin yönettiği grup oyunlarına katılır Sırasını bekler Duygularını ifade eder

Bilişsel gelişim;

Zıt kavramları bilir ( büyük- küçük, açık-kapalı, vb..) Dört sekiz parçalı yap-boz yapar 1-10’a kadar sayar Ana renkleri tanır Gruplandırma yapar Beden parçalarını gösterir

Dil gelişimi

Kendi kendine şarkı, şiir, tekerleme söyler Yaptığı günlük işlerle ilgili olarak sorulan sorulara yanıt verir Duygularını adlandırır

Çocuğun sağlıklı bir yetişkin olması için bireysel farklılıklar, yaş grubu özellikleri, gelişimsel, çevresel, psikolojik etkenler dikkate alınmalıdır.

Çocuklarda Ödev Bilinci Nasıl Geliştirilir?

Okul dışında kalan zamanda da çocuk öğrenme sürecine devam eder. Çünkü öğrenim yalnızca okulla sınırlı değildir. Bu nedenle okul dışında kalan zaman diliminde de öğrenme sürecinin planlanması ve kontrol edilmesi çocuğun öğrendiklerinin kalıcı olması açısından çok önemlidir. Çocuklarda ödev bilincini nasıl geliştirilir ve kalıcı hale getirilebilir bakalım.

Çocuğun Ödüllendirmek Motivasyonu Arttırıyor

Ödev yaparken belirli aralıklarla mola verilmesi ve bu sırada çocuğun ödüllendirilmesi onun ödev yapmaya yönelik motivasyonunu artırmaktadır.   Okuldan geldiğinde dinlenmesi için ona belli bir süre verilmeli ve ödev yapmak için ayıracağı zamana çocuk ile birlikte karar verilmelidir. Dinlenirken çocuk, anne-babasıyla sohbet edip, oyun oynayabilir ya da yemek yiyebilir.

Ödev Yaparken Çocuğun Bulunduğu Çevresel Faktörlere Dikkat Edilmeli!

Ev ödevlerinin amacı öğrencinin anne-baba, öğretmen ya da bir başka kişiden destek almadan bağımsız olarak verilen sorumluluğu yerine getirmesidir. Böylece çocuk kendi kendine sürekli artan bilgiye ulaşabilir ve o bilgileri işleyerek kendi düşünme biçimini oluşturabilir. Çocukların ödev yapma koşulları, kendi bireysel tercihleri doğrultusunda düzenlenmelidir. Bunun için ödev yaparken ses, ışık, mobilya düzeni, ısı vb. faktörlerin çocuğun rahat edebileceği şekilde belirlenmesi gerekmektedir.

Ders ve ödev programı yazılı olmalı ve görülebilecek bir yere asılmalıdır. Gerektiğinde değişiklik yapabilmeye açık olmalı ve programa uyulmadığında kararsız kalmadan hemen yeni bir düzenleme yapılmalıdır. 20-30 dakikalık çalışma zamanına 10 ya da 15′er dakikalık molalar uygun olabilir. Bu düzenleme çocuğun dikkat süresine göre arttırılır ya da azaltıla bilinir. Eğer molalar, çocuğun ödevden kopmasına neden oluyor ve mola bitiminde odaklanmada güçlük yaşıyorsa, mola vermeden çalışmaya teşvik edilmelidir. Çocuklara ders çalışacakları ya da ödevlerini yapacakları uygun ortamlar sağlanmalıdır. Çalışma odasında televizyon gibi dikkatlerini dağıtacak eşya ya da cihazlar olmamalıdır.

Çocuğa Ödevin Önemini ve Bir Çeşit Ders Olduğunu Anlatmak Başarısını Arttırır

Bununla beraber çocuğun ödev yapma alışkanlığını bilinçli bir şekilde kavrayıp, devamlılığının sağlanması için öncelikli olarak çocuğa ev ödevini neden yapması gerektiğini onun anlayabileceği bir dille açıklanması gerekir. Bu bilince sahip olmadan ödev yapmaya yönlendirilen çocuklar ödev yapmanın gerekliliğini anlamadan, sadece zorunluluktan dolayı ve özenmeden ödevlerini aceleyle bitirmeye odaklanırlar. Nitekim çocuklar, ödevlerin gereksiz ve angarya görevler olduğunu, kendilerini ders çalışmaktan alıkoyduğunu düşünebilirler. ‘’Ben bunları zaten biliyorum ödeve ne gerek var ki’’ diye yakına bilirler.
Bu nedenle ödevlerin de bir çeşit ders çalışma pozisyonu olduğu ve gereksiz bir çalışma olmadığı telkin edilmelidir. Ayrıca öğretmenler de, çocukları mental ve ruhsal yönden geliştirecek, onları olumlu anlamda eğitecek, çalışırken düşündürecek hatta yerine göre eğlendirecek ödevler tercih etmelidirler.

Ödev Yapma Sürecinde Ailelerin Çocuklarına Karşı Tutumları Oldukça Önem Taşımaktadır…

Çok ders çalışmak değil etkili çalışmak önemlidir. Bazı anne babalar çocuktan sürekli ders çalışmasını bekler ve bu konuda çocuğu sık sık uyarır. Bu da çocuğun tepkisel davranmasına sebep olabilir. Ailelerin olumsuz tutumları, çocukları ebeveynlerinden ve ödev yapma alışkanlığından uzaklaştırabilir. Öğrencilerin ev ödevleri ile ilgili olumsuz tutumları; ailelerin engellemeleri, ısrarları ve destek olmamalarından kaynaklanabilir. Her evde belli kuralların olması çocuğun içsel disiplin mekanizmasını oluşturması açısından önemlidir. Fakat bu tatlı bir disiplin olmalıdır.

Uyku Korkusu Sırasında Anne – Baba Ne Yapmalı?

Gece korkusu ve kabus (korkulu rüya) birbirine benzeyen ancak farklı iki durudur, uyku korkusu çok daha gürültülü, dramatik, aile için daha ürkütücü bir durum.

 

Çocuğunuz çığlık atarak uyanırsa paniklemeyin

Çoğunlukla uyku korkusu çocuk uykuya daldıktan 2-3 saat sonra, en derin REM dışı uyku döneminden rüyaların görüldüğü REM uyku dönemine geçerken ortaya çıkar. Normalde bu geçiş sessizce gerçekleşirken nadiren çocukta korku reaksiyonuna neden olabilir. Uyku sırasında çocuk birden yatakta oturur duruma geçer ve korku işareti olarak çığlık atar, ardından ağlamaya başlar. Çocuk hızlı hızlı soluk alıp vermektedir, kalp hızı artar, terleyebilir ve korkuyla çığlık atarak kıvranır. Bu durum birkaç dakika veya daha uzun sürer, çocuk daha sonra sakinleşir ve yeniden uykuya dalar
Uyku korkusu çoğunlukla 4-12 yaşlar arasında ve erkek çocuklarda biraz daha sıkça görülmektedir. Erişkinliğe geçişle birlikte kaybolmaktadır.

 

Uyku Korkusu Sırasında Anne – Baba Ne Yapmalıdır?

Uyku korkusu aile içinde paniğe kapılmaya yol açan, korkutucu bir durumdur. Çocuk çığlık atmakta, elini kolunu sağa sola savurmakta ve her türlü telkine kapalı bir durumda, cevap vermemektedir. Aileye düşen bunun birkaç dakika süren bir olay olduğu ve biteceğini bilerek sabırla beklemesi, o sırada çocuğun hareketler nedeni ile kendine zarar vermesini engellemektir. Bu süreç geçtikten sonra çocuk zaten uykuya yeniden dalacaktır, bu nedenle çocuğu uyandırma gayreti içinde olunmamalıdır. Zaten uyandırılmak istense bile çocuk uyanmayacaktır, uyandırılabilse bile sersem ve kendinde olmayacaktır.

Uyku korkusu eğer çok çok sık değilse tedavisi gereken bir durum değildir. Ancak uyku korkusunu artıran faktörlerin giderilmesi yararlı olur. Bunlar, çocuğun okul stresi, doğacak olan kardeşe ait tedirginliklerinin giderilmesi, aşırı okul veya sportif yorgunluktan kaçınılması gibi basit önlemlerdir.

Çocuğunuzu Yatağınızdan Vazgeçirmenin Yolları

Yalnız uyuyamayan çocuklar ailelerinin kabusu oluyor. Uzmanlara göre bunun sebeplerinden biri, ailelerin 24 saat boyunca çocukları için var olmaları gerektiğini düşünmesi.

Günümüz annelerinin pek çoğunun aktif iş yaşamı sebebiyle çocuğuna yeterince zaman ayıramadığını düşünmesi de bu davranışın nedenleri arasında…

Çocuklar genellikle 2 yaşından itibaren sorunsuz olarak geceyi anne-babalarından ayrı geçirmeye hazır olur. Özellikle küçük yaştaki çocukların kabuslar görüp korkuyla uyanmaları, karanlıkta uyumak istememeleri ya da yalnız kalmaktan korkmaları son derece doğaldır. Bu durumlarda  anne-babanın yatağına sadece “misafir” olarak geliyorsa endişe duymak gerekmiyor. 7-8 yaşındaki çocukların yetişkinlerin kendilerine ait özel bir hayatları olduğunu; anne-babalarının sadece kendileri için var olmadıklarını ve onların yatağının sadece çok özel durumlarda paylaşılan bir yer olduğunu bilmesi gerekir.

Çocuğunuzun yatağınızdan vazgeçmesini sağlamak için:
–         Bu değişiklik sürecinde kendinize ve çocuğunuza yeterli zamanı tanıyın, sabırlı olun.

–         Çocuğun kendi yatağına alışmasının 2 hafta kadar sürebileceğini unutmayın.

–         Ona, yaşına uygun bir dille, sizin de geceleri huzurlu bir uykuya ihtiyacınız olduğunu, ama özel durumlarda her zaman yanınıza gelebileceğini anlatın.

–         Değişim sürecinde, çocuğunuza normalde olduğundan daha fazla sevgi gösterin ve bir süre için onu şımartın.

–         Uykudan önce ılık bir banyo, masal okuma, müzik dinleme ya da ninni söyleme gibi bir sırayı izleyen program belirleyin ve bu programı düzenli olarak uygulayın.

–         Yatak odanızdan çocuğunuzun hoşuna gidebilecek yumuşak yastıkları, peluş hayvanları kaldırın ve bunun yerine çocuk odasını daha sevimli bir hale getirin.

–         Çocuğunuz ısrarla sizin odanızda yatmak istiyorsa, ona bir yer yatağı ya da benzeri bir ek yatak hazırlayarak burada uyumasına izin verin. Zamanla kendi yatağının rahatlığını tercih edecektir.

–         Koridorda yakacağınız bir gece lambası sayesinde çocuğunuzun karanlık korkusunun üstesinden gelebilirsiniz. Ayrıca, çocuğun yatağını dışarıdan gelebilecek garip ışık-gölge oyunlarını görmeyeceği bir yere kurmalısınız.

–         Hem çocuk odasının, hem de kendi yatak odanızın kapısını mutlaka açık bırakın. Sizin ulaşılabilir olmanız ona huzur verecektir.

–         Sabahları uyandıktan sonra kısa bir süre için yatağınıza gelip keyif yapmasına izin verin. Bu hem onun hem de sizin için güne başlarken bir moral kaynağı olacaktır.

–         Eğer çocuğunuz geceleri sizin yatağınızda yatma konusunda ısrarlı ise siz de onun yatağında yatın. Kararının birdenbire değişeceğini göreceksiniz. Birkaç ay süren korku durumlarında mutlaka psikolojik yardım alın.

Zihnimizdeki Düşmanları Alt Etmeden, Gerçek Sorunlarla Mücadele Etmek İmkansız

Sorunların çoğunluğu gerçeklikten kaçmak veya gerçekliğin yanlış algılanması ile ortaya çıkar. Zihnimizdeki düşmanları alt etmeden, gerçek sorunlarla mücadele etmek imkansızdır.

Gerçekliği ne kadar acı olsa da tam olarak algıladığımız takdirde; çözüm yollarını da daha berrak olarak görebiliriz.

 Bireyler ve özellikle gençler hep başarıyı sağlayacak önerilerin ve reçetelerin peşindedir. Oysa ilk atılacak adım bireysel ve toplumsal başarının önündeki engelleri kaldırmaktır.

Bu engellerin çoğu da kendi içimizde ve zihnimizdedir. Kendimizin ürettiği bu “sözde” engellerle, hareket alanımızı daraltır, beyin tembelliğine ve atalete teslim oluruz.

Ruhsal sorunların aslan gibi delikanlıların ve dinamik genç kızların enerjilerini yiyip bitirmesine seyirci kalırız. Bu sorunların çoğunluğu gerçeklikten kaçmak veya gerçekliğin yanlış algılanması ile ortaya çıkar.
Zihnimizdeki düşmanları alt etmeden, gerçek sorunlarla mücadele etmek imkansızdır. Gerçekliği ne kadar acı olsa da tam olarak algıladığımız takdirde; çözüm yollarını da daha berrak olarak görebiliriz.

Aşağıdaki rahatsızlıkların bilincinde olduğumuz ve bunlarla mücadele ettiğimiz takdirde kişisel ve toplumsal alanda başarıya ulaşmak kolaylaşabilir:

 Kimlik sorunları:

Otobüsle seyahat eden bir kişi, mola verilen bir otogarda indikten sonra bindiği aracı bulamamış. Paniğe düşen yolcu diğer otobüslere çıkıp hep şu soruyu sorarmış ” Ben bu otobüsün yolcusu muyum?

Kendi konumunu başkalarına doğrulatmaya çabalayan bu yolcu gibi bizler de kimliğimize sahip çıkamıyoruz. Özgüvenimiz eksik olduğu için hep başkalarının referanslarına ihtiyaç duyuyoruz.

Naiflik:

 Acı gerçekliği kabullenemeyen bazı kişiler ya bir gerçekleştirilmesi zor bir ütopyaya sığınır ya da abartılmış tepkiler gösterir ancak olumsuzluklara karşı mücadeleleri havada kalır. Çünkü hareket noktaları gerçeklik değildir.

“Adam etme” tutkusu:

Kendisini çok mükemmel gördüğü için hayatını çevresindekileri “adam etmeye” adayanlar, diğer insanların kişiliklerini, özlem ve istemlerini yok sayar. Kendi kişisel gelişimini ihmal eden bu kişiler topluma ve ekonomiye olumlu bir katkıda bulunamaz.

Travma sonrası stres:

Kişisel ve toplumsal hayatta yaşanan felaketlerin, şokların ve örselenmelerin ardından gelen bu gerilim hali, insanların endişeli ve titrek olmasına yol açar. 1994-2001 döneminde yaşanan üç krizin yol açtığı traumanın etkileri halâ canlı insanların sağlıklı ve soğukkanlı düşünmelerini zorlaştırır.
 

Atalet:

William Glasser’ın tanımladığı “aşırı rasyonalizasyon” rahatsızlığına yakınanlar toplumdaki aksaklıklar üzerine sürekli konuşur, fikir yürütür, fırsat bulduğunda tartışır. Ancak iş eyleme, bir şeyler yapmaya geldiğinde frene basar. Bu tip, hayattan korkusunu konuşarak gizlemeye gayret eder.

Bağımlılık sendromu:

Bu kişilik bozukluğunda kişi, kendi kişisel gelişim ve başarısı için hep başkalarının desteğini arar. Kendi potansiyelini geliştirmekten ve var gücüyle çalışmaktan kaçan bu kişi, işler kötü gittiğinde ve başarısız olduğunda başkalarını suçlar.

Komplo teorileri:

 Kişiliğindeki yanlışlıkları, başka yerlere ve kimselere yansıtanlar, neredeyse her olayı bir komplo, entrika ve kumpas çerçevesinde açıklar. Karşı tarafı olduğundan daha güçlü gören bu kişiler gerçeklikten koptuğu için , yalnız teşhis ile yetinir, olumsuzluğu tedavi için bir şey yapmaz.

Kuralsızlık (Anomi) :

Yaşadığı ortamı değiştirenlerde, örneğin köyden kente veya Türkiye’den diğer bir ülkeye göçenlerde görülür. . Göç eden kişi, ardında bıraktığı kırsal kesimin yüzyıllar boyu oluşmuş zengin kültürü ile köprüleri atmıştır ama kent kültürünü de henüz özümseyecek zamanı bulamamıştır. Kuralsız kişilere otosunu emniyet şeridinde sürerken, kuyruklara yandan kaynamaya çalışırken rastlarsınız.

Sınır kişilik rahatsızlığı:

İngilizcede “borderline” denen bu rahatsızlık son zamanlarda moda oldu. Özellikle hayata atılmak üzere olan gençleri etkisi altına alır. Bu rahatsızlık, aktif istikrarsızlık, dengesizlik, çevredeki olay ve insanlara aşırı duyarlılık, kendine güvensizlik, kronik bir “boşluk duygusu” ve bir uçtan diğer uca savrulma gibi belirtilerle kendini gösterir.

Geleceksizlik:

Forum İstanbul Gençlik Platformu’nun üniversiteli gençler arasında yaptığı bir ankete katılanların sadece yüzde 37.5’i, 2023 Türkiye’si için iyimser olduğunu belirtti. Gelecekten iyi şeyler beklemeyen ve umutsuz olan gençlerin bilgi çağına hazırlanmaları çok zor.

Depresyon:

 Bu terim hem ekonomide hem de psikolojide çöküntü, hareketin yavaşlaması anlamına geliyor. Durgunluk kelimesi de her iki alanda benzer anlamlar taşıyor. Kriz korkusu, girişimcilerin ruhsal çöküntü yaşamalarına ve iş tempolarını düşürmelerine yol açıyor.

Sosyal mazohizm:

 Bu olguyu ünlü beyin cerrahımız Gazi Yaşargil şöyle anlatıyor: ” Bazı hastalar vardır, daima kendisine vurur. Bakın dersiniz, gençsiniz, güzelsiniz, zekisiniz, her şeyiniz yerinde.

Neden kendinizi yıpratıyorsunuz. Ama elinde değil… Türkiye de aynı vaziyette. Her millet kendini yerer ama Türkler kendini suçluyor.”

Mazeret kültürü: Kendi eylemsizliğini haklı göstermek isteyen kişiler, hep başkalarının hata ve eksikliklerini sayıp döker. Varacağı nokta, “Herkes bu kadar kötüyse, benim parmağımı taşın altına sokmama gerek yok” düşüncesidir.

Çocuğu Hangi Durumlarda Uzmana Götürmeli

HANGİ DURUMLARDA UZMANA BAŞVURULMALI

 

Aile içi ilişkilerde büyük krizler yaşanıyorsa ve çocuk bu durumdan derin bir şekilde etkileniyorsa.

Ayrılık, boşanma, işsizlik, aile bireylerinden birisinin yaşadığı önemli bir hastalık, kaza, ölüm ve yas gibi aileyi derinden sarsan kuvvetle ihtimal çocuğun da derinden etkileneceği olaylar varsa…

Okuldan, doktorunuzdan, bakıcınızdan ya da bir arkadaşından gelen uyarılar yoğunlaştıysa…

Çocuğunuz yaşına göre öğrenmekte güçlük çekiyor, düşünsel ve duygusal gelişiminde gecikme oluyorsa…

Akranlarına göre birtakım farklı yönlerini gözlemliyorsanız: Sürekli sızlanmak, uyumakta güçlük çekmek, sürekli

Yatağını ıslatmak, arkadaş edinememek, oyun oynamamak gibi…

Çocuğun bazı yönlerden gelişiminde dengesizlik hissediyorsanız ve bu dengesizlik onu rahatsız ediyorsa; örneğin fiziksel gelişimi mükemmel olduğu halde duygusal gelişiminde bir yavaşlık varsa (çocukça hareketler yapmak, içine kapanıklık, çevreyle iletişim kuramamak gibi…)

Tavırlarında ve ruh halinde ani değişiklikler yaşıyorsa: Örneğin uyku ve beslenme düzensizlikleri, düzgün konuşuyorken kekelemeye başlamak gibi. Okulda ders dinlerken veya ders çalışırken dikkatini toparlayamıyorsa…

Sürekli altını ıslatıyorsa ve çocuk doktorunuz bunun bir fizyolojik nedeni olmadığını iddia ediyorsa…

BELİRTİLERE DİKKAT!

–          Çocuğunuz dikkatini toparlayamıyorsa,

–          Sürekli gergin, huzursuz ve sinirliyse,

–          Uyku düzensizlikleri yaşıyorsa,

–          Aşırı halsizlik ya da hareketlilik varsa,

–          Sürekli suçluluk duygusu çekiyorsa,

–          Aniden içine kapanma ya da ortamdan bağımsız hareketli davranıyorsa,

–          Ergenlik dönemindeki çocuğunuz sürekli zamanını kendi odasında geçiriyorsa,

–          Tüm bunlar sonradan tehlikelere yol açacak sorunların sinyalleri olabilir… Bu sinyalleri dikkate alın.

Kendine Güvenen Çocuklar Yetiştirmek

Anne baba olunca çocuklarımızın kendine güven duymasını sağlamak bir yaşam biçimi haline gelmeli. İşin iyi tarafı şu ki, pratik olarak bunu yapmaya birinci günden başlayabilirsiniz. Ama önce “kendine güven”in farklı tanımlarını keşfedelim.

Kendine güven nedir?

Kendine güven kelimesi genel olarak kendine inanmak, özgüven ve güvence gibi kelimelerle birlikte anılır. Öte yandan aynı kavram, korku ve çekingenliğin tersi anlamında da kullanılır. Sözgelimi “kendinden emin” kelimesi bir bebek için kullanıldığında, o bebeğin genellikle yabancılar onunla ilgilendiğinde ağlamadığı, yeni tatları ve dokunuşları denediği, kucaktan kucağa geçmekten mutlu olduğu kastedilir. Bu kavram bir çocukla ilgili kullanıldığındaysa, kendi bedeniyle barışık, kendi yeteneklerine güvenen, dışadönük, konuşkan ve risk almaya hazır anlamlarını taşıyabilir.

Kendine güven, bebekler ve çocuklarda doğuştan gelen bir duygu değildir; öğretilmesi gereken bir şeydir. İşte bu yüzden bizlerin çocuklarımıza ta başından itibaren özgüven duygusunu nasıl aşılayacağımızı öğrenmemiz gerekir. Anne babaları tarafından gelişimlerinin ve davranışlarının olumlu yanlarına bakılmayarak ihmal edilen çocuklar, genç ve yetişkin olduklarında, genelde başkalarına muhtaç, sürekli kendini eleştiren ve duygusal anlamda bastırılmış bireyler halini alırlar. İşte çocuklara öğretilmesi gereken de budur. Sürekli övmek gerekmese de, cesaretlendirmek ya da küçük başarılarını bile fark etmek önemlidir. Bu yaklaşım, başkalarıyla olumlu ilişkiler kurabilme yeteneği olan bir çocuğun kendine güvenini doğru bir biçimde artırmasında önemli rol oynar.

Korkusunu anlayışla karşılayın

Kendine güven duygusunu çocuklarımızda erken yaşlarda oluşturmaya başlamamızın önemini kavramak için, yeni doğmuş bir bebeğin dünyaya gelirken ne kadar savunmasız olduğunu düşünmek iyi bir örnek olabilir. Örneğin, dili, âdetleri, davranış kalıpları, görgü kuralları ya da coğrafyası hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınız bir yere gönderildiğinizi hayal edin. Örneğin burası patronunuzun sizi keşif için yolladığı bir yer olabilir. Patronunuz size bir rehber vermediği halde, mekâna uyum sağlayamadığınız için ciddi bir biçimde sinirlenebilir.

Uçaktan bilinmeyen bir yere indiğiniz o anı gözünüzün önüne getirin. Düşünmesi bile ne kadar korkunç değil mi? Diğer yandan diyelim ki aynı seyahate sadece bir rehberle değil, aynı zamanda bir çevirmen, bölgeyi ve kültürünü iyi bilen bir uzmanla çıkıyorsunuz. Ayrıca o hayat biçimini yıllardır yaşayan birisi de size eşlik ediyor. Bu imkânlar size sağlandığında kendinizi ne kadar güvende hissedeceğinizi ve karşılaştığınız engellerin üstesinden gelmek için ne kadar hevesli olacağınızı bir düşünün.

Şimdi aynı senaryoyu bebeğiniz ve çocuğunuzla ilişkilendirin. Aslında çocuğunuzu algıları açık bir yolcuya, kendinizi ve eşinizi de deneyimli birer rehbere benzetebilirsiniz. Destekleyici ve cesaret verici bir yaklaşım izlendiği takdirde neler yapılabileceğinin size gösterilmesi, kendine güveninizi ve özsaygınızı geliştirir. Tüm çabalarınıza rağmen kendine güven kazanma konusunda zorlandığı gözüken bir çocukla uğraşırken bahsettiğimiz bu örneği gözünüzde canlandırmanız size yardımcı olacaktır.

Çocukların Sosyal Medya Kullanımı Nasıl Olmalı

Yetişkinlerin dahi zorlandığı internet üzerindeki tehditlere karşı çocuklarımızın güvenliğini sağlamak için ebeveynlere büyük görevler düşüyor.

Günümüzün en popüler kavramlarından olan sosyal medya, her geçen gün düşen yaş ortalamasıyla çocuk yaşta kullanıcılar ediniyor. Okulların açıldığı şu günlerde sosyal ortamlarını internete taşımak isteyecek olan çocukları ise birçok tehdit bekliyor.

Bir çok çocuk, ebeveynlerinden çok daha fazla bilgisayar bilgisine sahip. Ayrıca günümüzde en ucuz cep telefonları dahi doğrudan internete bağlanabiliyor.

1.    Basitten başlayın. Çocuğunuza nasıl bir bilgisayar, mobil cihaz, oyun konsolu, internet bağlantısı uygun olacağını düşünün. En önemlisi hangi yaşta teknoloji kullanımının ne kadar sık olması gerektiğini sorgulayın. Unutmayın, Facebook gibi sosyal medya sitelerinin birçoğu 13 yaşından küçük çocukların kullanımına açık değil.

2.  Kuralları belirleyin. Çocuğunuzun nereden, ne zaman kiminle ve ne kadar süreyle internet bağlantılı cihazlar kullanabileceğine karar verin. Örneğin, yemek masasında çocuğunuzun arkadaşlarıyla mesajlaşmasına izin veriyor musunuz? Şunu unutmayın, internet bağlantılı bir cihaz her zaman evde görünür bir yerde olmalı, çocuk odasında, kapalı kapılar ardında değil.

3.    Dijital yaşam hakkında konuşun. Çoğu insan kuralları belirledikten sonra geriye yapılacak bir şey kalmadığını sanıyor. Oysa teknoloji sürekli değişiyor ve çocukların güvenliği için ebeveynlerin bu değişimle ortaya çıkan tehditleri bilmesi gerekiyor. Güvenli ve sorumlu bir internet kullanımı için mutlaka çocuğunuzla internet üzerinde nelere dikkat etmesi gerektiği konusunda konuşun. Olası tehditlerden bahsedin.

4.  İyi bir örnek olun. Kuralların ötesinde iyi ya da kötüyü çocuğunuza gösterin. İyi bir rol model olabilmek için çabalayın. Sizin yaptığınız kötü bir davranışın ardından çocuğunuzun doğru davranması beklenemez.

5.    İlkleri birlikte yaşamaya özen gösterin. Eğer çocuğunuz ısrarla sosyal ağlara girmek istiyor ve siz de artık yaşının yeterli olduğuna inanıyorsanız, ilk deneyiminde birlikte olun. Örneğin, 13 yaşını aşmış çocuğunuzun Facebook’taki gizlilik ayarlarını birlikte düzenleyerek sadece gerçekten arkadaşlarıyla iletişime geçtiğinden emin olun. Yasaklamak yerine deneyimleyerek doğruyu ve yanlışı ayırt etmesini sağlayın.

Çocuklarda Teknoloji Bağımlılığı ve Agresif Davranışlar

Çocuklarda Teknoloji Bağımlılığı

Teknoloji ile çocuklar baş başa bırakılıyorlar. Ancak asıl sorun burada başlamıyor, günümüz çocukları anne-baba yoksunluğu yaşıyorlar. Anne babanın kendisi çocukla konuşurken kendi elinde bir telefon var. Çocukla duygusal bağ kuramıyorlar. Anne babanın çocuğa duygusal yoksunluk yaşatmasının bir sonucudur bu. Günümüz çocukları ihmale uğratılmış çocuklar. 20. ve 21. yüzyıl çocukların ihmal edildiği bir yüzyıldır.

Kardeş kıskançlığı

Kıskançlık insanın fıtratında olan bir şey. Ancak kıskançlık insanda uyandırıldığı zaman açığa çıkar. Kıskançlık iyi ki de var, böylece sosyal yaşamı düzene sokuyor.

İki çocuk birbirini kıskanmaya başladı ise; Anne kendine: “Ben hangi duygu ile bunu harekete geçirdim?” diye sormalı öncelikle.
Bi kere dürüstlük, adalet bozulur ise sinyal çocuktan geliyor.

Mesela bazı anne babalar kardeşi olan çocuğa hastaneden gelirken hediye getiriyorlar, “Bunu kardeşin getirdi!” diye. Ama çocuk orada birdenbire bir anormallik fark ediyor ve bebeğe karşı bir duygu duruşu oluyor.

O zamana kadar çocuk 3 kişilik bir ailede idi. Kardeş sonrası, anne-bana büyük çocuğa, “O’nu da seviyorum seni de seviyorum” diyorlar.

Kullandığımız kelimeler önemli.

Şöyle; neyi konuşuyoruz? Fizyolojik gelişimini konuşmuyoruz. Çocuk yetiştirme diye, ‘duygu dünyasının’ gelişimini konuşuyoruz.
Çocukların duygusal gelişimini nasıl destekliyoruz. Söz ile gerçekleştiriyoruz. O zaman; madem öyle, anne-babalar bizim söz kullanmayı bilmemiz gerek.

“Kardeşini seviyorum, seni de seviyorum” daki ‘de’ kelimesi kıskançlığı tetikleyen kelimelerden bir tanesidir.
Çocuk çok iyi bir ruh okuyucusudur. Çocuk kullandığınız kelimelerdeki vurguya bakarak, yorum yapar.
Çocukları çok ciddiye almak lazım, çünkü çocuğun işi çok ciddi.

Hırçın çocuklar

Hangi çocuğa hırçın hangi çocuğa hiperatif denir?

Hiperaktivite bir nörolojik bozukluktur. Beyin kimyasında olan bir anormalliğin sonucudur ve bu bir makine ile ölçülür, beyin haritası çıkarılır. Oradaki ölçümlere göre beyin kıvrımlarındaki farklılık ortaya çıkar ve hiperaktivite teşhisi konur. Bunu nörologlar yapar.
Şiddet mağduru, anne mahsuru çocuk hareketli olur.

Eğitim çocuk merkezli değil. Çocuğun canı sıkılıyor, dikkati dağılıyor.

6 yaşındaki çocuğun ana konusu eğitim değil ki. Çocuğun dikkati dağılır.

Dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu

İyi ki çocukların dikkati dağılıyor. Böylece çocuk sürdüremediği yaşamı terk ederek ruh sağlığını koruyor. Yoksa gelecek yüzyıl akıl hastası çocuklar/yetişkinler ile dolu olur.

Ama yetişkin için şöyle bir anlam taşır: “Önlem almam lazım!“; Yetişkin: “Ne yapmam lazım!” demeli.

Argo kullanımın önüne nasıl geçebiliriz?

İster sözel argo kullanımı, isterse vücut dili ile maço bir tarz sergilemesi öğrenilen bir davranıştır. Çocuk mıknatıs gibidir. Çocuk yürümeyi nasıl öğrendi ise vücut dilini de görerek taklit eder.

Çocuğun argo kelime kullanmasını istemiyorsak; çocuğun 12 yaşına kadar bunları görmemesi gerek. Çocuk 6-12 yaşları arasında kopyalama yapar. Ondan önceki kopyalama dönemseldir, 1 hafta yapar sonra unutur vazgeçer. Ancak 6-12 arası kopyalama kemikleşmeye başlar. Televizyondaki şiddet sahnelerini seyretmek sizi yaralamaz o kadar, çünkü aklınız vardır, “Estağfurullah, ben bunu yapmam” dersiniz geçer. Ama çocuk için öyle değildir. Çocuk bunu bilmez ve kopyalar, ona eğlenceli gelir. Şiddete mahsur olan erkek çocuklarının sesleri kabalaşır. Kız çocuklarında ise incelir. Mesela bir kız çocuğu 15 yaşında ama sesi 7 yaşında kalmış. Biz bunu belli bir dönem şiddet tünelinden geçmiş olarak adlandırırız. Kaygı sese yansır. Çocuğu rahat, keyifli bir ortamda, şiddetten uzak tutmak lazım ki; çocuğun sesi de yumuşasın, vurgulu, melodili konuşabilsin.

Bir kişinin kişiliği, problem anında analiz yapılır. O zaman ortaya çıkar. Yoksa öyle keyifli ortamda bu tartılamaz.

Yemek

Anne ve baba dürüstlük açısından aynı düzlemde durmalı. Mesela babanın hayır dediği şeye anne de hayır diyecek, bu yanlış.

Meselâ; çocuk gece dondurma istiyor. Baba kararlıca “Hayır” diyor. Çocuk anneye gidiyor. Anne de “Hayır” diyor. Burada çocuk eziliyor. Anne sahip çıkıcı olup, onu kucağına alıp, sevmesi lazım, “Baban seni sevmiyor değil! Saat 11, baban o yüzden olmaması lazım diyor” demesi lâzım. Bu durumda anne bir köprü görevini üstleniyor.

Mesela baba kızıyor. Anne de kızıyor. O zaman iki yetişkinin karşısında çocuk eziliyor.

Kitap

Çocuk, kitapla yetiştirilmez. Belki bir farkındalık oluşturulur. Ezber yaparak anne babalık olmaz. Eğer kitap okunacak ise ‘kendi içini hissettirecek kitaplar’ okumak lazım.

Anne babalar sürekli şunu soruyorlar, “Ne yapacağım?” Sanki çocuğun içinde bir düğme var ve ona basınca sorun çözülecek.

Hayır!

ÇÖZÜM SİZDE…

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Mutlu çocuk yetiştirmenin 10 altın kuralı

Mutlu kendine güvenen çoçuk yetiştirmenin 10 altın kuralı. Anne ve babalar için kılavuz olacak bilgiler…

Tutarlı olun

Tutarlılık; herkesin kendisi için istediği ama çoğu zaman karşısındakine uygulayamadığı bir kavramdır. Çocukların yetiştirildiği ortamda olması gereken en önemli davranış biçimi tutarlılıktır. Doğru rol model olabilmek; sözlerimizle davranışlarımızın birbirine örtüşmesi ile mümkün olur. Sürekli paylaşmanın olmazsa olmaz olduğunu konuşan bir babanın acil bir durumda ihtiyacı olan arkadaşına arabasını vermemesi tutarsızlığın en basit örneğidir.

Sevginizi doğru gösterin

Kuşkusuz her anne-baba çocuğunu çok sever. Önemli olan bunu doğru biçimde göstermek ve sevginin koşulsuz olduğunu öğretmektir. Koşullar ve istekler üzerine kurulmuş sevgi ilişkileri, hem karşılıklı güven sorgulamasına açıktır hem de temel olarak değersizlik hissi yaşatır. Her birey koşulsuz sevildiği zaman mutludur ve koşulsuz sevmeyi öğrendiği zaman huzurludur.

Yapabileceği işleri elinden almayın

Çocuklar hangi yaş grubunda olursa olsun işe yaradığını hissetmek ister ve bu duygu var olma güdülerini güçlendirir; yeterlilik hissini pekiştirir. Merdivenden çıkmak, masa hazırlamak, kapıyı açmak ve bunun gibi her yaş grubuna uygun birtakım fiziksel eylemleri gerçekleştirmesine izin vermek, çocuğunuzun özgüvenini pekiştirir ve başarma duygusunu tatmasını sağlar. Bu duyguyu çocuğunuzun elinden almayın.

Rekabeti değil iş birliğini öğretin

Rekabetçi yaklaşım her birey için uygun değildir. Herkeste aynı etkiyi göstermez.Ama işbirliği duygusu, bütünleştirici, öğretici ve içinde saygı barındıran bir duygudur. Takım sporları, grup çalışmaları, birlikte oynadığınız oyunlar, okul projeleri gibi faaliyetlerde birleştirici ve tamamlayıcı yaklaşımda bulunmayı tercih edin.

Saygıyı öğretin

Bireyin sahip olması gereken temel duygulardan biri de; kendisine ve başkalarına saygı duymasıdır. Çocuklarımıza bu durumu ancak davranışlarımızla gösterebiliriz. Onlar bizim aynamızdır. Ne konuştuğumuza değil nasıl davrandığımıza bakarlar ve bu şekilde kendilerini yönlendirirler. Eşimize, arkadaşlarımıza gösterdiğimiz saygı onlar için yol gösterici olur.

Kimse mükemmel değildir

Mükemmel olmasını istemek çocuğa zarar verir. Kimse mükemmel değildir. Sizler de değilsiniz. Eksiklerimizi ve yapamadıklarımızı çocukların tamamlamasını istemek ve zorlamak mutsuz birey yetiştirmek için yapılan bilinçsiz davranışlardır.

Geçmişte yaşamak ve yaşatmak

Sürekli yaşanmışlıklardan bahsetmek, yaşanan olumsuzlukları durmadan dillendirmek, yaptığı hataları affetmemek ve sürekli hatırlatmak çocuklarınızın sizden uzaklaşmasına ve onları anlayacak başka birilerini aramaya iter. Bunun yerine, affedin, dinleyin ve geçmişte yaşamayı bırakın.

Önemli hissettirin

Hepimiz sevdiğimiz kişiler tarafından değerli olduğumuzu hissetmek ve bilmek isteriz. Çocuklarımıza değerli olduklarını maddi temellerle gösteremeyiz. Bu, sadece onların değerli olma algısını tamamen yanlış şekillendirmiş olmakla kalmaz;aynı zamanda mutluluğun temelini paraya dayandırmış oluruz. Önemli hissetmek için sizin güzel sözleriniz ve davranışlarınız yeterlidir.

Kıyaslamayın

Kıyaslanmaktan hoşlanan birey yoktur. Hoşunuza gitmeyen, rencide edici ve özgüven kırıcı bu davranışı çocuklarınıza uygulamayın. Herkes dünyaya farklı parmak iziyle gelirken okulda aldığı notlar, sosyal ve fiziksel becerileri yüzünden kıyaslanmayı hak etmez. Herkes özeldir. Hepimizin becerileri farklı farklıdır. Mutsuz çocuk sürekli etrafındaki yaşıtlarıyla kıyaslanan çocuktur; unutmayın!

Sorgulamayı öğretin

Çocuklarımıza isteklerini, davranışlarını, söylemlerini sorgulamayı öğretin. Bunun için sorular sorun ve cevaplar bekleyin. Asla yargılamayın. ”Ben öyle istiyorum, öyle olacak!” kalıbından uzak durarak yaklaşımda bulunun. Çocuğunuza evet veya hayır cevabını verirken mutlaka gerekçesini de sunun. Bu sayede o da sorgulamayı, her söyleneni doğru kabul etmemeyi öğrenecektir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Üstün Yetenekli Çocuğun Özellikleri Nelerdir ?

Üstün yetenekli çocuklar henüz çok küçük yaşlardayken bile kendilerini belli ederler. Bir takım özellikler taşıyan üstün yetenekli çocuklar öncelikle ilgili anne babalar tarafından fark edilir. Okul öncesinde, çocuğun üstün yetenekli olup olmadığını anlamak için bir özelliğe bakmak da doğru değildir.

Çocuklar bazen kendilerini kurtarmak için yada durumdan kıvırmak için zekice cevap verebilirler.

Fakat üstün yetenekli çocuklarda bu özellik biraz farklıdır. Yaşından beklenmeyecek bir olgunluk ile daima kendilerini belli eden üstün yetenekli çocukların mizah duyguları da gelişmiş olur.

Üstün yetenekli çocukların genel özellikleri arasında ; erken konuşma, yaşına ve yaşıtlarına göre ileri düzeyde sözel ifade yeteneği, dikkatli ve uyanık olma, hızlı öğrenme, çok soru sorma, kendinden yaşça büyükler ile birlikte vakit geçirme, meraklı olma, herhangi bir şeye uzun süre odaklanabilme, ilgi alanlarını sürekli incelemek ve bir şeyler biriktirmek, kitaplara ve okumaya karşı aşırı ilgi, güçlü hafıza, yeni ve zor yolları tercih ederek keşfetme, yaşıtlarına göre üstün planlama ve problem çözme becerisi, sorular karşısında ustalıkla ve yaşından beklenmeyecek derecede cevaplar verme, yalnız çalışmaktan hoşlanma, kendi düşünceleri doğrultusunda hareket etme, yüksek hayal gücü, sorun çözmede farklı bir kaç yol izleme, orijinal düşünceler üretme, hedefe ulaşma konusunda diğerlerine baskı yapma, müziğe karşı hassas olma ve müzik aktivitelerinden hoşlanma, kolay ritm tutabilme, nesneleri tüm ayrıntıları ile hafızasında tutabilme ve canlı varlıkların dışına çeşitli objeleri resmetme gibi belirgin özellikler taşır.

Ayrıca yaşıtlarına göre ahlak ve fiziksel gelişimleri son derece yüksektir.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.