Pedagog Terapi Çalışma Alanları

ÇALIŞMA ALANLARI

  • Bebek,çocuk ve ergen psikolojik değerlendirme
  • Çocuk Psikoterapisi
  • Ergen Psikoterapisi
  • Bilişsel Davranışçı Terapi
  • Oyun Terapisi
  • Aile Danışmanlığı

UYGULANAN TESTLER

  • WECHSLER ÇOCUKLAR İÇİN ZEKA ÖLÇEĞİ (WISC-R): 6-16 yaş arası çocuklara ve ergenlere uygulanan  zeka testidir. 
  • GELİŞİM TESTLERİ(DENVER II ve ANKARA GELİŞİM TARAMA ENVANTERİ): 0-6 yaş çocukların gelişimlerinin değerlendirilmesinde kullanılan tarama testleridir.  
  • BENDER- GESTALT GÖRSEL MOTOR ALGILAMA TESTİ: 5 – 11 yaş arası çocuklara uygulanan görsel motor algılama işlevini değerlendiren bir testtir.
  • BENTON KOGNİTİF FONKSİYONLAR VE GÖRSEL HAFIZA TESTİ: 8 yaş üzeri çocuklara uygulanabilen, çocuğun görsel bellek, dikkat ve algısını değerlendiren dikkat ve algı testidir.
  • PORTEUS LABİRENTLERİ:Çocuklara zeka değerlendirmesinde kullanılan genel yetenek testidir.
  • GESSEL GELİŞİM FİGÜRLERİ TESTİ: 2- 6 yaş arası çocukların görsel algı gelişiminin değerlendirildiği bir gelişim testidir.
  • METROPOLİTAN OKUL OLGUNLUGU TESTİ: 5 ile 6 yaş arasındaki çocuklara uygulanabilen, çocuğun okulun gerektirdiği kurallara ve öğrenmeye hazır olup olmadığını değerlendiren bir testtir.
  • PEABODY KELİME ANLAMA TESTİ: 3-10 yaş arası çocukların alıcı dil gelişimini ölçmek için uygulanan bir testtir.
  • BURDON DİKKAT TESTİ: Dikkat gücünü ölçen bir testtir. Dikkat eksikliği tanısında yardımcı olarak kullanılır.
  • ÖZGÜL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ BELİRTİ TARAMA TESTİ: Okuma, yazma ve matematik alanlarında öğrenme güçlüğü belirtilerini tarayan bir testtir.
  • NÖROPSİKOLOJİK TEST BATARYASI: Dikkat, bellek ve yürütücü işlevleri değerlendiren 10  testten oluşan bir bataryadır.

• Ebeveyn Çocuk Ergen Danışmanlığı
• Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu
• Özgül Öğrenme Güçlükleri
• Okul Başarısızlığı ve Okula Uyum Sorunları
• Sınav Kaygısı
• Otizm ve Diğer Yaygın Gelişimsel Bozukluklar
• Alkol, Sigara ve Uyuşturucu Madde Kullanım Bozuklukları
• İnternet ve Oyun Bağımlılığı
• Ergenlik Sorunları
• Cinsel Kimlik Bozuklukları
• Karşıt Olma – Karşı Gelme Bozukluğu
• Davranım Bozukluğu
• Dürtü Kontrol Bozuklukları
• Tırnak Yeme
• Tik Bozuklukları
• Uyum Bozuklukları
• Ayrılma Kaygısı 
• Yaygın Kaygı Bozukluğu

• Sosyal Fobi
• Özgül Fobiler
• Duygu Durum Bozuklukları
◦ Depresyon
◦ Bipolar Bozukluk
• Obsesif-Kompulsif Bozukluk
• Travma Sonrası Stres Bozukluğu
• Disosiyatif Bozukluklar
• Bağlanma Bozuklukları
• Yineleyici Hareket Bozuklukları
• Konuşma Bozuklukları
• Enürezis (İdrar Kaçırma)
• Enkoprezis (Kaka Kaçırma) 
• Uyku Bozuklukları
• Yeme Bozuklukları
◦ Bebek ve Küçük Çocukların Beslenme ve Yeme Bozuklukları
◦ Ergenlerde Yeme Bozuklukları 
• Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar

Depresyon Nasıl Ortaya Çıkar?

Depresyon temelde, mutsuzluk, hayattan zevk alamama ve enerji yoksunluğu ile karakterize bir tablodur. Duygusal, bedensel ve düşünsel anlamda bir tür yavaşlama halidir. Genel olarak bir çökkünlük durumu diye düşünebileceğimiz depresyonda ayrıca uyku bozuklukları, iştah değişiklikleri, dikkati toplamada güçlük, kendine güven kaybı, suçluluk duymak, huzursuzluk da diğer belirtiler arasındadır. Bu tablo toplumda sık görülmektedir ancak her mutsuzluk depresyon değildir. Bununla birlikte depresyon tedavisi olduğunu bilmeli ve kendimizi tamamen çıkmazda hissetmemeliyiz.

Depresyonda geleceğe karşı da bir umutsuzluk hali ile beraber geçmişle ilgili pişmanlıklar ve suçluluk duyguları vardır. Kişi kendisini beceriksiz, eksik ve yetersiz hisseder. Toplumda yaygın olarak insanlar yaşadıkları belli üzüntüler ve mutsuzlukları depresyon olarak tanımlarlar. Depresyon denebilmesi için bu belirti kümelerinin önemli bir kısmının belli bir süre devam etmesi gerekmektedir. En önemlisi de bu problemlerin kişinin günlük hayattaki işlevselliğini etkiliyor olması gerekmektedir.

Depresyon Nasıl Ortaya Çıkar?

Depresyonun en sık karıştığı durumlardan birisi kayıp ve yas durumlarıdır. Kişi bir kaybın ardından yoğun bir üzüntü yaşayabilir ancak bu depresyon demek değildir. Yas durumları kişide değersizlik, benlik saygısında azalma, yetersizlik duyguları yaratmaz. Yine bazı tıbbi hastalıkların ve daha nadir olarak kullanılan bazı ilaçların ardından da depresyon gelişebilir. Başlangıcı bazen ani olabilir yani günlük hayat normal bir seyirde görünüyorken fakat bazen de bir takım sosyal stresler, kişisel zorlukların ardından gelişebilmektedir. Özellikle ağır düzeyde değilse, başlangıcında kişi ve çevresi bu değişikliği anlayamayabiliyor. Kişi olağan günlük hayatını sürdürmekte güçlük çekmeye başlayınca yardım arayışına girmekte. Daha ağır durumlarda intihar düşünceleri de görülebilmekte ve bu durum tedavinin elzem olduğu noktalardan biridir.

Bu tablo ruhsal sorunlar arasında toplumda en sık görülen durumlardan biridir ve kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Bazen ağırlıklı olarak bedensel belirtilerle (vücutta yaygın ağrılar, mide-barsak şikayetleri, baş ağrısı..vb) ortaya çıktığı için tanı konması güç olabilmektedir. Depresyonda olan kişiler bir çok zaman ruh sağlığı uzmanı dışındaki hekimlere gittikleri için zamanında depresyon tedavisi alamamaktadırlar. Depresyon bazen hayat boyu yalnızca bir kez görülmekle beraber bazı durumlarda bir çok kez tekrarlayabilir.

Depresyonun Nedenleri?

Nedenleri arasında çeşitli faktörler bulunmaktadır. Genetik yatkınlık, sosyokültürel sebepler, kişilik özellikleri depresyonun gelişiminde etkili faktörlerdendir. Özellikle birinci derece yakınlarında geçirilmiş depresyon varsa bu riski arttırmaktadır. İş kaybı, ekonomik zorluklar, boşanma, sosyal destek azlığı gibi durumlar kişinin depresyon geçirme eğilimini arttırmaktadır. Bazı kişilik özelliklerne sahip olmak , küçük yaşlarda ebeveyn kaybı gibi durumlarda daha sık görülmektedir. Bu faktörlerin hiç birisi tek başına bir önem taşımamakta herkesin kendi bireysel öyküsü içinde bunları bir bütün olarak değerlendirmek gerekmektedir.

Kendini Küçük Görme Rahatsızlığı

Birçok insan kendisini diğer insanların gözü önünde aşağılar. Bunun en önemli nedenlerinden biri de kendisini küçük görmek, değersiz olduğunu görme psikolojisidir.

Günümüzde sayıyı hergün artan bu tip insanlar vardır. Değerli olduğunu düşünmüyorlar ve kendilerini dışlanmaya boyun eğiyorlar. Akıllarından geçen şeyler ise insanlar, beni aşağılamaya değer görüyorlar ya da kendilerini utanç kaynağı olarak görüyorlar. Aslına bakılırsa kendisini hep hor gören insanlar, kendini beğenmiş insanlardır. Sahip oldukları gururunu aşağılayıp öyle yenebileceklerini düşünürler ancak bu yanlıştır. Bu psikolojiye dair Spinoza çok güzel söylemiştir: “Kendini hep küçük gören, kibirli olmaya en yakın insandır.” Birgün Antik çağ zamanında Atina kentinde güzel kıyafetlerle o zamanın politikacısı işçi sınıfının içine girmiş ve onlardan oy almaya çalışmış Sokrat’da o zamanda bu politikacının psikolojisini şöyle yorumlamıştır: “İçindeki kibir, paltondaki her delikten dışarı fışkırıyor”

Günümüzde böyle kendini küçük görme vakaları çok rastlanmaktadır. Böylesine bir düşünceye sahip olan insanlar genelde ailesinden sevgi görmemiştir. Ailesinin küçükken onu pek umursamadığı çocuk tipleridir. Genelde böyle rahatsızlıklar duyan insanlarda çocukluğu sorulduğu zaman :” Eğer iyi bir çocuk olsaydım, beni severlerdi” gibi cümleler kurdukları gözlerden kaçmamaktadır. Kendini aşağılayanlar her zaman kendilerini savunacak teselli cümleleri bulurlar. Bunlar işte şöyle kötü huyum olmasaydı kesin beni severdi, bunu demeseydim kesin benimle konuşmayı kesmezdi gibi teselli cümleleri ile kendilerini avuturlar. Kendilerini boşlukta hisseden insanlar, kendilerini küçük görmeyi, hasta bir atı kırbaçlamaya benzetilebilir. At önce kısa süreli bir hareket eder ancak bu onun çökmesini daha çabuk hızlandırır. Ancak kendisini dışlayan ve küçük gören insanlar genelde kendilerinin ne kadar değerli olduklarını ve onların değersiz olmadıkları kanısına varmaları biraz zordur.

Yapıcı çözümler üretmek böyle hastalarda biraz zordur ancak imkansız değildir. Küçük görmek insanın kendisinden nefret etmeyi perçinler ve bu nefret hissini rasyonalize etmeyi sağlar. Kendisinden nefret eden insanlar başkalarına karşı daha kolay nefret duygusu besler. Kendisini sevmeyen insanlar başkasını da sevemez demiştim. Böyle insanlar bir başkalarıyla pek ilişki içerisine giremezler. Kendisini sevmeyen insan bir başka varlığı zaten sevemez. İlk iş kendimizi sevmekle başlar. Vücudumuzu, duruşumuzu, gülüşümüzü gibi bir çok özelliğimizi sevmemiz gerekmektedir. Eğer kulaklarımız kepçe bir görüntüde olsa bile onu aldırmayıp ben böyleyim böyle de çok güzelim diyebilmeyi başarmalıyız. Ancak böyle yaparsak birisi bizi sevebilir ve biz başkalarına değer verebiliriz. Sizce de öyle değil mi ? Siz kendinizi değersiz iğrenç bir varlık olarak görüyorsunuz ve başkasının sizi sevmesini bekliyorsunuz ? Siz ancak kendinizi sevdiğiniz zaman başkaları sizi sevebilir. Bunun üzerine Bencillik ve Kendini Sevme adında bir kitap yazan Erich Fromm, aslında bencilliğin ve kendini çok beğenme gibi duyguların altında hep kendini küçük görmek gibi duyguların yattığını açık ve net bir şekilde belirtmiştir.

 

Kendini küçük gören insanlar kendilerini yüceltme gibi bir ihtiyaç içerisine girerler. Ancak kendisini seven insanlar ise nazik ve cömert olan insanlardır. Kendilerini aşağılama ve küçük görme aslında Calvin’e göre endüstri çağından kalan bir güven eksikliği artığıdır. Psikoloji ile ilgili olarak İyi bir isim olan Kierkegaard şu sözleri söylemiştir: “Birey kendini sevmeyi beceremezse, komşusunu da sevemez. Kendini tamamen sevmek dostunu da sevmek ile aynı örtü altındadır. Asıl kural şudur, komşuyu severken kendisini seveceksin, ona değer verirken asıl kendine değer katmış olursun” Diye çok güzel söylemiştir. Evet arkadaşlar herşeyden önce kendimizi sevmemiz gereklidir, önce bunu başarırsak herşeyi başarmış oluruz.

PedagogSoru Sor

Gaziantep Öğrenci Koçluğu

Kategoriler
Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.