Çocuk ve Ergenlerde Görülen Psikolojik Rahatsızlıklar

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Gelişiminde nörobiyolojik etmenlerin ön planda olduğu bir bozukluktur. Prefrontal kortekste norepinefrin ve dopamin nörotransmitterlerinin işlevlerinde aksamadan kaynaklandığı düşünülmektedir. Özellikle ilkokul döneminde derslere dikkatini verememe, aşırı hareketlilik, ders başarısızlığı, aile ve arkadaş ilişkilerinde bozulmalar şeklinde kendini gösterir.

Tedavi edilmeyen dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ilerde davranım bozuklukları, depresyon, alkol ve madde kullanım bozuklukları gibi ek ruhsal bozukluklara yol açabilmektedir. Bozukluk metilfenidat ve atomoksetin etken maddeli ilaçlar ile etkin bir şekilde tedavi edilebilmektedir

Sosyal Kaygı Bozukluğu

Gelişiminde nörobiyolojik ve çevresel etmenlerin birlikte rol oynadıkları bir bozukluktur. Kişi yeni alıştığı ortamlarda, topluluğa karşı sunum yaparken, sosyal ortamlara dahil olma durumlarında sürekli olarak eleştirilme, beğenilmeme ve rezil olma şeklinde endişeler yaşamaktadır.

Çocuk bu endişeleri nedeniyle arkadaş edinmekte zorlanmakta, derslerde kendini gösterememekte ve bunlarla ilişkili olarak sosyal ve akademik alanda zorlanmaktadır. Zaman içinde kişinin benlik saygısı daha da bozulabilir, depresyon ve diğer kaygı bozuklukları duruma eşlik edebilir. Bozukluğun sağaltımı psikoterapi ve ilaç tedavisi ile yapılabilmektedir.

Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

Çocuklarda ayrılma kaygısı bozukluğu, çocuğun gelişim dönemine uygunsuz şekilde bakım vereninden (sıklıkla anneden) ayrı kalmaya aşırı hassasiyet göstermesidir.  Ayrı kalma durumlarında çocukta ruhsal ve fiziksel belirtiler (çarpıntı, el titremesi, karın ağrısı vb.) ortaya çıkmaktadır. Bozukluk sıklıkla çocukların ilkokula başlamalarından sonra kendini göstermekte ve çocuk okula gitmeye direnç gösterebilmektedir. Gece yatağında ayrı yatamama, ebeveyn olmadan sosyalleşememe, yemek yeme, üstünü giyinme gibi otonomi davranışlarında yaşından daha küçük özellikler gösterme gibi özellikler tabloya eşlik edebilir.

Bozukluk çocuğun bireysel özellikleri kadar ailenin yetiştirme tutumlarından da kaynaklanabilmektedir. Özerkliklerine müsaade edilmeyen, aşırı korumacı tutumla yetiştirilen çocuklar, mizaçları da yatkınsa, bozukluk açısından risk altında olurlar. Çocuk okulundan ve arkadaş ortamından geri kalabilir. Tedavi programında bireysel psikoterapi ve aile danışmanlığı yer almaktadır. Ciddi durumlarda kaygı giderici ilaç tedavileri tedaviye eklenebilmektedir.

Obsesif Kompulsif Bozukluk

Zihne zorlayıcı şekilde giren düşünce, dürtü, görüntüler(obsesyon) ve buna eşlik eden gerginliği azaltıcı davranışlar (kompulsiyon) ile karakterizedir. Çocukluk döneminde, erişkinliğe benzer şekilde, en sık olarak kirlenme, bulaşma obsesyonları ve temizleme kompulsiyonları görülmektedir.

Bunun dışında simetri, zarar görme, emin olamama, dini içerikli ve cinsellik temalı obsesyonlar ve bunlara eşlik eden kompulsiyonlarda görülebilir. Genetik, kalıtımsal ve nörobiyolojik faktörler bozukluk gelişiminde önemlidir. Bilişsel davranışçı psikoterapi ve ilaç tedavisi sağaltımda fayda sağlar.

Depresyon

Çocukluk dönemi depresyonunun, çocuğun gelişim düzeyi dikkate alındığında erişkinlerden daha farklı belirtilerle kendini gösterebileceği anlaşılabilir. İlk olarak depresyon çocuklarda keyifsizlik ve hayattan zevk alamama belirtilerinden çok, “kolay öfkelenme” ile kendini gösterebilir. Buna ek olarak karın ağrısı, baş ağrısı gibi bedensel yakınmalar çocukluk depresyonun da karşımıza sık olarak çıkabilir.  Erişkin depresyonunda sıklıkla görülen psikomotor hareketlerde yavaşlama belirtisinin tam zıttı şekilde,  çocukluk depresyonuna aşırı aktivite ve ajitasyonun eşlik etmesi dikkat çekicidir.

Ergenlik döneminde depresyon kendine zarar verme düşünceleri, okuldan kaçma, alkol ve madde kullanımı, saldırganlık gibi risk içeren davranışlar, aile ve arkadaş ilişkilerinde ciddi bozulmalar ve okul başarısının düşmesi gibi sorunlara yol açabilir. Burada dikkat edilmesi gereken durum, ergenliğin doğal sürecinde de ruhsal dalgalanmalar, aile ve arkadaş ilişkilerinde sorunlar, öfke kontrol problemleri gibi depresyonu andıran belirtilerin görülebilecek olmasıdır.

Çocuk ve ergende depresyonun tedavisi çok boyutludur. Günümüzde antidepresan ilaçlar gerek etkinlikleri gerekse yan etki profillerinin düşük olması nedeni ile depresyon tedavisinde çocuk ve ergen yaş grubunda sıklıkla kullanılmaktadır. En sık olarak serotonin geri alım inhibitörleri tercih edilmektedir. Bununla birlikte bilişsel-davranışçı psikoterapi, psikodinamik yönelimli psikoterapi ve aile danışmanlığı depresyonun sağaltımında başarı ile uygulanmaktadır. 6 yaş altı çocuklarda depresyon tanısı konulursa oyun terapisi, resim terapisi ve aile danışmanlığı öncelikli olarak tercih edilir.

Tuvalet alışkanlığı problemleri (Enurezis, enkoprezis)

Enurezis 4-5 yaşlarından sonra alt ıslatma sorunun devam etmesi sorunudur. Organik nedenler dışlandıktan sonra bozukluğun gelişimsel-ruhsal faktörlerden kaynaklandığı düşünülür. Birincil enurezis alt ıslatmanın doğuştan itibaren devam ettiği durumlar için, ikincil enurezis ise çocuğun altının bir dönem kuru kaldığı ve sorunun tekrar başladığı durumlar için kullanılır.

Birincil enurezis sıklıkla gelişimsel faktörler ile ilişkiliyken, ikincil enurezis ise sıklıkla depresyon, kaygı, stresli yaşam olayları gibi ruhsal etmenlere bağlıdır. Enurezis tedavi edilmezse benlik saygısı düşüklüğü, depresyon, kaygı bozuklukları gibi sorunlara yol açabilir. Tedavide bilişsel davranışçı psikoterapi ve ilaçlar faydalıdır.

Otizm ve Yaygın Gelişimsel Bozukluklar

Yaygın gelişimsel bozukluklar bireyin sosyal gelişimini, iletişim becerilerini ciddi oranda etkileyen nörogelişimsel bozukluklardır. Çocukluk otizmi spektrumun en bilinen bozukluğudur. Farkedilme ve klinik başvuru sıklıkla 2-4 yaşları arasındadır. Sık belirtileri konuşmanın gecikmesi/yokluğu, beden dili ve mimikleri kullanamama, göz temasının kısıtlılığı, ismi çağırılınca yanıt vermeme, yaşıtları ile iletişim kuramama ve yaşına uygun senaryolu oyun ve taklit becerilerinin yokluğudur.

Çocuklar bu belirtileri gösterirse işitme testi ve tıbbi/nörolojik değerlendirmeden geçmelidir. Eğer organik bir patoloji durumu açıklamıyorsa ve çocuk ve ergen psikiyatrisi tarafından yaygın gelişimsel bozukluk tanısı konulursa çocuk vakit geçirmeden özel eğitime yönlendirilmelidir. Tanı klinik görüşme ve gözlem ile konulur. Saldırgan davranışlar görülürse sakinleştirici ilaç tedavileri kullanılmaktadır.

Konuşma Bozuklukları

Konuşma bozuklukları ifade edici dil bozukluğu, fonolojik bozukluk, alıcı dil bozukluğu ve kekemeliği içerir.  İfade edici dil bozukluğu çocuğun gelişim düzeyine göre kelime ve cümle kurma becerisinin geri olmasıdır. Fonolojik bozukluk sesleri düzgün çıkaramama, kekemelik ise konuşmanın akıcılığında bozulmadır. Alıcı dil bozukluğu konuşulanların anlaşılmasında sorun olması durumudur, ağırdır ama nadir gözükür.

Tanı öncesi işitme testi, fiziksel muayene ve gelişim testleri yapılmalıdır. Konuşma bozuklukları çocuğun sosyal ve akademik becerisini veya ruhsal iyilik halini etkiliyorsa dil ve konuşma terapistine gönderilir. Genellikle konuşma terapistine yönlendirme 3.5-4 yaşlarından sonra olmaktadır.  Kreş, çocuğu sosyal ortamlara sokma, televizyon, bilgisayar vb. teknolojik aletlerden uzak tutma küçük çocuklarda konuşma becerisini ilerletebilmektedir.

Dikkatli  olunması gereken konu otizm ve bilişsel gelişim geriliğini atlanmamasıdır, çünkü bu bozukluklarında bazen ilk göze çarpan belirtisi konuşmada gecikmedir, ayırıcı tanı dikkatli yapılmalıdır.

Öğrenme Güçlükleri

Çocuğun yaşı ve aldığı eğitim ve zeka düzeyi  ile açıklanamayan okuma, yazma ve matematik beceri noksanlığıdır. Sıklıkla okuma bozukluğu şeklinde gözükür. Frontotemporal bölge sorunları gibi nörolojik etyolojiler öğrenme bozukluğu gelişiminde ön plandadır.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanıya eşlik edebilir. İlk başvuru genellikle ilkokul 1. Sınıf sonu veya 2. Sınıf başlarında okumada gecikme ve ilerleyememe şeklindedir. WISC-R zeka testi, okul-öğretmen bilgileri tanıya yardımcıdır ama kesin tanı klinik görüşme ile konulur. Tedavide özel eğitim alınması önerilir.

Yeme Bozuklukları

Anoreksiya Nervoza ve Blumiya Nervoza sıklıkla rastlanan yeme bozukluklarındandır. Anoreksiya Nervoza kişinin yaş ve boyuna göre beklenen vücut ağırlığının ciddi oranda altında bir kiloya sahip olmasına rağmen, aşırı şişmanlama korkusu ile karakterize bir bozukluktur. Kişi yeme miktarını kısıtlayabilir, aşırı egzersiz, kusma veya ilaç kullanımı gibi kilo almayı engelleyici davranışlar geliştirebilir. Genelde ergenlikte veya genç erişkinlikte başlar ve kadınlarda erkeklere oranla daha sık gözükür. Ağır durumlarda hastaneye yatış ve dahili konsultasyonlar gerekebilir. Bozukluğun tedavisinde psikoterapi ön plandadır, psikiyatrik ilaçlar tedavide psikoterapiye ek olarak kullanılabilir.

Blumiya Nervoza kontrolün kaybedildiği, dürtüsel yeme atakları ve sonrasında yaşanan pişmanlık ve telafi edici davranışlar ile karakterize bir yeme bozukluğudur. Telafi edici davranışlar arasında kusma, aşırı egzersiz vb. yer alabilir. Aşırı zayıflık görülmez. Dürtüsel kişilik özellikleri ve riskli davranışlar tabloya eşlik edebilir. Bozukluğun iyileştirmesinde psikoterapi faydalı olabilmektedir.

Depresyon Nasıl Ortaya Çıkar?

Depresyon temelde, mutsuzluk, hayattan zevk alamama ve enerji yoksunluğu ile karakterize bir tablodur. Duygusal, bedensel ve düşünsel anlamda bir tür yavaşlama halidir. Genel olarak bir çökkünlük durumu diye düşünebileceğimiz depresyonda ayrıca uyku bozuklukları, iştah değişiklikleri, dikkati toplamada güçlük, kendine güven kaybı, suçluluk duymak, huzursuzluk da diğer belirtiler arasındadır. Bu tablo toplumda sık görülmektedir ancak her mutsuzluk depresyon değildir. Bununla birlikte depresyon tedavisi olduğunu bilmeli ve kendimizi tamamen çıkmazda hissetmemeliyiz.

Depresyonda geleceğe karşı da bir umutsuzluk hali ile beraber geçmişle ilgili pişmanlıklar ve suçluluk duyguları vardır. Kişi kendisini beceriksiz, eksik ve yetersiz hisseder. Toplumda yaygın olarak insanlar yaşadıkları belli üzüntüler ve mutsuzlukları depresyon olarak tanımlarlar. Depresyon denebilmesi için bu belirti kümelerinin önemli bir kısmının belli bir süre devam etmesi gerekmektedir. En önemlisi de bu problemlerin kişinin günlük hayattaki işlevselliğini etkiliyor olması gerekmektedir.

Depresyon Nasıl Ortaya Çıkar?

Depresyonun en sık karıştığı durumlardan birisi kayıp ve yas durumlarıdır. Kişi bir kaybın ardından yoğun bir üzüntü yaşayabilir ancak bu depresyon demek değildir. Yas durumları kişide değersizlik, benlik saygısında azalma, yetersizlik duyguları yaratmaz. Yine bazı tıbbi hastalıkların ve daha nadir olarak kullanılan bazı ilaçların ardından da depresyon gelişebilir. Başlangıcı bazen ani olabilir yani günlük hayat normal bir seyirde görünüyorken fakat bazen de bir takım sosyal stresler, kişisel zorlukların ardından gelişebilmektedir. Özellikle ağır düzeyde değilse, başlangıcında kişi ve çevresi bu değişikliği anlayamayabiliyor. Kişi olağan günlük hayatını sürdürmekte güçlük çekmeye başlayınca yardım arayışına girmekte. Daha ağır durumlarda intihar düşünceleri de görülebilmekte ve bu durum tedavinin elzem olduğu noktalardan biridir.

Bu tablo ruhsal sorunlar arasında toplumda en sık görülen durumlardan biridir ve kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Bazen ağırlıklı olarak bedensel belirtilerle (vücutta yaygın ağrılar, mide-barsak şikayetleri, baş ağrısı..vb) ortaya çıktığı için tanı konması güç olabilmektedir. Depresyonda olan kişiler bir çok zaman ruh sağlığı uzmanı dışındaki hekimlere gittikleri için zamanında depresyon tedavisi alamamaktadırlar. Depresyon bazen hayat boyu yalnızca bir kez görülmekle beraber bazı durumlarda bir çok kez tekrarlayabilir.

Depresyonun Nedenleri?

Nedenleri arasında çeşitli faktörler bulunmaktadır. Genetik yatkınlık, sosyokültürel sebepler, kişilik özellikleri depresyonun gelişiminde etkili faktörlerdendir. Özellikle birinci derece yakınlarında geçirilmiş depresyon varsa bu riski arttırmaktadır. İş kaybı, ekonomik zorluklar, boşanma, sosyal destek azlığı gibi durumlar kişinin depresyon geçirme eğilimini arttırmaktadır. Bazı kişilik özelliklerne sahip olmak , küçük yaşlarda ebeveyn kaybı gibi durumlarda daha sık görülmektedir. Bu faktörlerin hiç birisi tek başına bir önem taşımamakta herkesin kendi bireysel öyküsü içinde bunları bir bütün olarak değerlendirmek gerekmektedir.

Çocukluk Döneminde Karşılaşılan Psikolojik Sorunlar

Dikat Eksikliği / Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
DEHB’nin dikkat eksikliği ve hiperaktivite yönlerinin farklı çocuklarda farklı ağırlıklarda görülmesine bağlı olarak bozukluğun alt tipleri tanımlanmıştır. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite (DEHB) çoğu kez öğrenme güçlüğü ile birlikte seyreder. DEHB olan çocuklarda görülebilecek çeşitli öğrenme bozuklukları arasında okuma bozukluğu ve dille ilgili yetersizlikler en sık görülenlerdir.
a) Dikkat Eksikliği yapılan ince, sıkıcı ve uzun işlere dikkati ve çabayı yoğunlaştırmakta zorlanma anlamındadır. Dikkat eksikliği olan çocuklar, odaklanmada, yaptıkları işleri tamamlamada zorluk çekerler; bir işi yarıda bırakarak başka işe geçerler; daha yavaştırlar ve sıkıcı bir işle uğraşırlarken daha çok hata yaparlar. Talimatları kavrayıp ödevlerini yerine getiremez. Önceliklerini belirleyip organize olamaz; ince ve ayrıntılı zihinsel / bedensel çaba gerektiren işlerden kaçınır. Sık sık eşyalarını unutup, kaybeder; yapacaklarını unutur; hemen dağılır ve kendisiyle doğrudan konuşulduğunda bile dinlemiyormuş gibi görünür.

b) Hiperaktivite ve dürtüsellik ise uygunsuz tepkileri kontrol etmede ve durumun gereklerine göre aktivite düzeyini düşürmekte zorlanma anlamına gelir. Hiperaktivitesi olan çocuklar yerinde duramazlar; el ve ayakları sürekli hareket halindedir; hareket halindeyken durmakta zorlanırlar; daha fazla konuşup sık sık söz keserler; anlık dürtülerini kontrol etmekte, beklemekte ve kurallara göre hareket etmekte zorlanır ve sonuçlarını düşünmeden kendilerini sık sık tehlikeli durumlara sokarlar.

 

Karşı Gelme Davranış Bozukluğu
Karşı gelmede uyumsuzluk öne çıkan bir özelliktir. Karşı Gelme Davranış Bozukluğu gösteren çocuklar otorite figürlerine yönelik düşmanca, olumsuz ve karşıt bir tavır sergilerler. Küçük çocuklar için bu durum daha çok ebeveynlerine yönelikken daha büyük çocuklarda ebeveynlerine, öğretmenlerine ve diğer yetişkinlere yöneliktir.

 

Yeme Sorunları

a) Kolit: Erken bebeklik döneminde emzirmeye dayalı yaşanan bir problemdir. Emzirme sonrası başlayan ve 3 saat kadar sürebilen dindirilemez bir ağlama ile birlikte yüzün acı ile buruşturulması, gergin bir karın ve bacakların gerilerek uzatıldığı görülür. Kolikin neden olduğu bilinmiyor ancak bazı vakalarda süte karşı alerjik bir tepki olduğu düşünülür. Tıbbi sorunların bulunmadığı durumlarda bu tanı konurken belirgin bir çözüm getirilememektedir. Kolik yaklaşık 13-16 hafta kadar devam ettikten sonra kendiliğinden geçmektedir.

b) Pika: Besin değeri olmayan yenmeyecek nesnelerin en az 1 ay boyunca tekrarlı yenmesi durumudur. Pika çocuğun gelişimsel döneminde nesneleri tanımak için ağza alması ve çiğnemesi durumundan farklı olup yutmalı yeme davranışını içerir. Pika özellikle 18 aydan sonra devam etmesi durumunda bir problem olarak görülür.

c) Geviş getirme: Tıbbi bir nedene bağlı olmaksızın yiyeceğin istemli ve tekrarlı şekilde ağza geri getirilmesidir. Geviş getirme neredeyse tüm bebeklerde 6 ay civarında belirir ve kendiliğinden kaybolur. Bu durum 1 ay ya da daha fazla sürerse bir problem olarak görülür.

d) Yetersiz büyüme ve kilo alamama: Bilinen tıbbi bir nedene bağlı olmaksızın bebeğin büyüme ve kilo alımında yetersizlik ve ortalamanın belirgin şekilde altında olduğunda belirlenen bir durumdur. Bu durum 8 aydan ufak bebeklerde anne – bebek ilişkisindeki olumsuzluktan ya da daha büyük bebeklerde kendi başına beslenme becerilerini geliştirememelerinden kaynaklanabilir.

e) Aşırı şişmanlık: Aşırı şişmanlık çocuğun yaşıtları içinde kilo açısından üst %15 lik dilime girmesi durumunda belirlenir. Vücut kitle endeksi bu durumun belirlenmesinde kullanılır. Aşırı şişmanlığın tedavisinde bir perhize ve aktivite düzenlemesine gitmeden önce detaylı bir tıbbi değerlendirmenin yapılmış olması ve olası fizyolojik nedenlerin belirlenmiş olası gerekir.

f) Yemeği Reddetme: Bu sorun genel olarak yemek verildiğinde kafayı çevirme, lokmayı tükürme, kusma ya da öfke nöbetleriyle, ağlayarak ve kaçarak yemeği reddetme ile kendini gösterir. ‘Yemek Seçme’ ya da ‘Seçerek Yeme’ olduğunda çocuk belirli yiyecekler dışındaki yiyecekler verildiğinde bu davranışı gösterir. ‘Yiyecek Fobisi’ ise yeme durumlarında görülen korku ve kaygı durumunu içerir. Bunların hepsi genel olarak ‘Yemeği Reddetme’ altında ele alınır.

Enuresis ve Enkopresis
a) Enuresis: Belirli bir organik sebebe bağlı olmaksızın istemsiz işeme durumu olarak açıklanabilecek bu durum çoğu kez çocuk ve ebeveyn için önemli bir sorun oluşturur. Enuresis için belirleyici özellikler en az 5 yaş ve daha üzeri yaştaki çocuğun haftada en az 2 kez ve en az 3 ay boyunca tekrarlı olarak giysilerini ya da yatağını ıslatmasıdır. Alt ıslatma çoğunlukla istemsizdir ancak bazen bilerek ve isteyerek de gerçekleşebilir.
b) Enkopresis: İç çamaşıra ya da uygunsuz yerlere dışkılama olarak tanımlanan bu durum kabızlık dışındaki tıbbi ya da organik bir duruma bağlı olmamalıdır. Enkopresis kabızlıkla birlikte görülebilir. Bu durumun tanımlanmasında çocuğun en az 4 yaşında olup en az 3 aydır ayda en az bir kez uygunsuz yere dışkılamış olması belirleyicidir.

Olumsuz Alışkanlıklar
a) Parmak emme: Parmak emme çocuklarda oldukça sık karşılaşılan bir durum olup 3-5 aylık bebeklerde görülmeğe başlanır ve yaş ilerledikçe görülme sıklığı azalır. 2 yaşındaki bir çocuğun parmak emmesi açlık, yorgunluk ya da hayal kırıklığı ile ilişkiliyken 5 yaşındaki bir çocuğun parmak emmesi genelde uyurken görülür. Parmak emme 4 ila 6 yaş döneminde ağızda diş ya da damak gelişimini olumsuz yönde etkilemediği sürece bir problem olarak görülmez. Parmak emmenin kronik olduğu durumlarda çocuk yaşıtları arasında alay konusu olabilir.

b) Tırnak yeme: Tırnak yeme 3 ila 6 yaşlarındaki çocuklarda oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Bu davranış kaygıyı ve gerginliği azaltmada öğrenilen bir davranış olarak özellikle çocuk bir şeye odaklandığında ya da baskı altındayken görülür. Bu alışkanlık ellerdeki estetik sorunlar yanında diş gelişimine olumsuz etkileri nedeniyle bir sorun olarak ele alınır.

c) Diş Gıcırdatma: Diş gıcırdatma geceleri ya da gün içinde farkında olmadan gerçekleşir. Stres dışında beslenme eksikliği ya da farklı fizyolojik nedenlere bağlı olarak gelişen bu alışkanlık davranışsal ya da duygusal sorunlarla ilgili değildir. Diş gıcırdatma düzesiz ya da olgulaşmamış diş gelişimine ya da çene eklemlerinde yaratabileceği sorunlar nedeniyle bir sorun olarak görülür.

e) Trikotilomani: Kafada kellik oluşturabilecek şekilde kronik saç koparma davranışıdır. Saç derisinden saç koparma şeklinde görüldüğü gibi kaşlardan, kirpiklerden, kol ve bacaklardan tüy koparma olarak da görülebilir. Bu değerlendirmenin yapılabilmesi için saç kaybına neden olabilecek diğer fizyolojik, tıbbi olasılıkların değerlendirilmiş olması gerekir.

Tikler ve Tourette Bozukluğu
a) Tikler istemsiz gelen, hızlı, ani, aralıklı tekrarlayan, ritimsiz, tipik motor hareketler ya da seslerdir. Vücutta herhangi bir hareket ya da ses olarak görülebilirler. Tikler, sıklığı, içeriği, yoğunluğu, yeri ve süresi açısından zamana bağlı değişkenlik gösterebilir. Tikler günde birkaç dakika ya da kesintisiz sürekli devam edebilir. İçerdikleri ses ya da hareket itibariyle basit ya da karmaşık olabilirler.

b) Tourette Bozukluğu: Oldukça seyrek karşılaşılan bir tik bozukluğu olmasına karşın ömür boyu devam eden etkileri nedeniyle yakından ilgilenilen bir durumdur. Basit, amaçsız, hızlı hareketler ve sesler bu bozukluğun başlıca özellikleridir. Bu bozuklukta hem çoklu motor hem de vokal tikler aynı zamanda olmasa da birbirini takip ederek seyreder. Belirtilerin ilk 8 yaş civarında görüldüğü tespit edilse de bir kaç yıl sonrasına kadar teşhisin konulamadığı olur.

Uyku Bozuklukları
Dissomnia: Dissomnia, uykuya dalma ve uykunun sürekliliği ile ilgili sorunları ve gün içi aşırı uyuma sorunlarını kapsar.
Parasomnia: Bu kategoride uykuya daldıktan sonra uykunun bölünmesi, uyanma, yarı uyanıklık hali ve uykudan uyanıklığa geçme sorunları ele alınır.

Cinsellik ve Cinsel Sorunlar
a) Erken / Gecikmiş Ergenlik: Ergenliğe geçiş dönemi kızlar için 10 ila 16 yaşlarında gerçekleşirken erkekler için bu dönem 11 – 16 yaşlarıdır. Ergenliğe geçişin bu dönemler dışında gerçekleşmesi durumunda erken ya da gecikmiş ergenlikten bahsedilir. Bu da çocukların akranlarıyla ilişkilerini ve sosyal uyum süreçlerini olumsuz etkileyebilir.

b) Cinsel Kimlik Uyumsuzluğu: Cinsel kimlik algısı, yani çocuğun kendini erkek ya da kız olarak algılaması ve ait olduğu cinsiyete verdiği önem yaşamın çok erken döneminde başlar. 3 yaş civarında çocuklar cinsel kimlik algılarını kısmen geliştirmişlerdir. Çocukların çoğunluğu okul öncesi dönemde fiziksel cinsiyetlerine uygun tutum ve tercihlerde bulunurken bazı çocuklar için biyolojik cinsiyetleriyle tercih ettikleri cinsiyet arasında belirgin bir uyumsuzluk göze çarpar. Bu noktada cinsel kimlik uyumsuzluğundan bahsedilir.

Korkular ve Kaygılar
a) Ayrılık Kaygısı Bozukluğu: 18 yaş öncesi dönemde görülen ve çocuğun evinden ve birlikte yaşadığı kişilerden geçici ya da daimi olarak ayrılmasına ilişkin tekrarlı ve aşırı olarak kaygı durumudur. Ayrılma sırasında ağlama ya da aşırı huzursuzluk görülür. Ayrı kalınan dönemde çocuk sürekli yakınlarıyla temasta olmak ister ve kendisinin ya da yakınlarının başına kötü bir şey geleceğinden endişe eder.
Sosyal Fobi: Sosyal fobi kişinin başkalarınca değerlendirileceği sosyal ya da performans gerektiren ortamlarda hissettiği çok güçlü, rasyonel olmayan bir korku ve yanlış bir şey yapacağına ya da küçük düşürüleceğine ilişkin endişedir. Sosyal fobi yetişkinlerde de görülen bir kaygı bozukluğu olarak çocuklarda da görülür.

b) Özgül Fobi: Özgül Fobi belirli bir durumun ya da nesnenin varlığında ya da öngörüldüğü durumlarda yaşanan aşırı korkudur. Yaşanan korku tekrarlı, zorlayıcı ve kontrol edilemezdir. Bir çocukta bu teşhisin konulabilmesi için korkunun yaşına özgü olmamasına, günlük yaşantısını olumsuz ve belirgin şekilde etkiliyor ve uzu bir süre devam ediyor olmasına bakılır.

c) Okulu Reddetme: Okulu reddetme, 5 ila 17 yaşlarındaki çocukların okula gitmemeleri, gidip gün içinde kaçmaları, okula gitmeden önce tepkili davrandıkları ya da aşırı huzursuzlukla gittikleri okula gitmemek için yalvardıkları durumunda ele alınan bir sorundur. Okulu reddetme okula gitmenin hukuken gerekliliği çerçevesinde çocuğu ve aileyi sıkıntıya ve aile içi çatışmalara sürüklemesi nedeniyle önemle ele alınır.

Depresyon
Çocuklarda en sık karşılaşılan haliyle depresyonda çökkün bir ruh haliyle birlikte huysuzluk, birçok aktiviteden keyif alamama yanında kilo kaybı ya da kilo alamama, uyku sorunları, hareketlerde yavaşlık, yorgunluk, enerjisizlik, odaklanma ve düşünme becerilerinde azalma, değersizlik ve suçluluk algısıyla kendine zarar verme düşünceleri görülebilir. Depresyonun diğer psikolojik bozukluklarla birlikte seyretme oranı çok yüksek olduğundan her zaman çok yönlü bir değerlendirmeyi gerektirir.

Davranım Bozukluğu
Bu durum Karşı Gelme Davranış Bozukluğunun tüm özelliklerini içermenin yanında çocuğun insanlara ve hayvanlara yönelik saldırganlık göstermesini, mala zarar vermeyi, hırsızlığı, aldatmayı ve kuralların ihlalini de içerir. Davranım Bozukluğu erken çocukluk dönemlerinde görülse de tipik görüntüsü ileri çocukluk dönemine kadar görülmez.

 

PedagogSoru Sor

Gaziantep Öğrenci Koçluğu

Kategoriler
Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.