İlk Buluşmada Konuşulabilecek Konular

Sizce de ilk buluşma çiftler için en önemli randevu mudur? Peki ilk buluşmanın iyi geçmesi neye bağlıdır? Bu sorunun cevaplarından biri ilk buluşmada ne konuşulduğudur. Peki böylesi heyecanlı ve önemli bir ilk buluşmada ne konuşulur ne konuşulmaz?

Sizce de ilk buluşma çiftler için en önemli randevu mudur? Gerçek olan bir şey var ki ilk buluşma anı her iki taraf için de biraz heyecanlı ve garip olur. Diğer yandan çok da risklidir aslında! Çünkü çok eğlenceli de geçebilir, son derece durağan ve sıkıcı da! Peki ilk buluşmanın iyi geçmesi neye bağlıdır? Öncelikle elbette her iki tarafında heyecanını biraz olsun bastırıp, kendi olabilmesidir ilk kriter. İkinci önemli konuda ilk buluşmada ne konuştuğunuz veya ne konuşmadığınızdır. Karşılıklı frekans öyle tutar ve sohbete öylesine dalarsınız ki zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız ki böylesi en muhteşemi bana kalırsa. Peki böylesi heyecanlı ve önemli bir ilk buluşmada ne konuşulur ne konuşulmaz?

Aslında böylesi buluşmalar öncesi çok kurgu yapmamakta fayda var. Çünkü genellikle çiftler akıllarında bir sürü konu geçirirler, ancak durumun heyecanından çoğu şeyi konuşamazlar bile. Bu demek değildir ki unutulmaz bir ilk buluşma yaşamak için hazırlıklı yapmayın. Bu noktada ilk aşama sohbeti başlatabilmektir, sonrasında da gerisi bir şekilde gelir. İlk buluşmada ne konuştuğunuz kadar neyi konuşmamanız gerektiği de önemlidir. Peki ilk buluşmada hangi konular üzerine konuşmak iyi bir yoldur ve hangi konulara hiç girilmemesi gerekir. İşte başlıyoruz,

İlk Buluşmada Konuşulabilecek Konular

1- Kendinizle ilgili temel bilgiler ile başlayabilirsiniz.

Bu elbette birbirinizi öncesinde ne kadar tanıyıp tanımadığınıza göre değişecek bir maddedir. Örneğin arkadaşlarınız vasıtasıyla tanıştırıldıysanız ve birbirinizi fazla tanımıyorsanız, kendiniz hakkında bazı temel bilgiler vermek ile başlayabilirsiniz. Nereli olduğunuz, ne iş yaptığınız gibi sizi biraz daha yakından anlatan bilgiler olabilir. Belki bunlar içinde ortak bir takım noktaları yakalamayı başarıp konuşmayı daha da ilerletebilirsiniz.

2- İlgi alanlarınız ile beğendiğiniz – beğenmediğiniz şeyler

Birbirinizi tanıyor olsanız bile konuşabileceğiniz muhteşem konulardır, ilgi alanları. İlla ortak ilgi alanlarınız da olmak zorunda değil tabii. Beğendiğiniz kitaplar, filmler hakkında konu açabilirsiniz. Bu sırada ortak bir nokta yakalayıp sohbetin daha da derinleşmesini sağlayabilirsiniz. Hem bu tarz konular aradaki buzları eritip daha rahat olmanızı da sağlayacak,ilişkiler için kapı açacaktır.

3- Başınızdan geçen eğlenceli hikayeler

Elbette pat diye böylesi konulara giremezsiniz. Ancak etraftaki bir şeylerden, oturduğunuz cafe veya restorandan esinlenerek başınızdan geçen eğlenceli bir hikayeyi paylaşabilirsiniz. Çünkü eğlenceli bir hikaye her zaman konuşmayı başlatmak veya derinleştirmek için güçlü bir argümandır. Diğer yandan özellikle ilk buluşmada karşınızdakini güldürebilirseniz partnerinizin size olan bakışıda daha pozitif olur.

4- Günün nasıl geçti?

Özellikle bir süredir tanıdığınız biri ile randevuya çıkıyorsanız birbiriniz hakkındaki bazı temek bilgileri, neyi sevip sevmediğiniz gibi detayları biliyorsunuzdur. Dolayısıyla konuşmaya temel bilgilerden başlamak biraz garip olabilir. Dolayısıyla konuşmaya “Günün nasıl geçti?” sorusu ile başlamak konuşmayı başlatmak için iyi bir konu olabilir.

İlk Buluşmada Konuşulmaması Gereken Konular

1- Eski ilişkiler!

Çok büyük hata! Eski ilişkinizden konuşmak ilk buluşma için hiç iyi bir konu olmayacaktır. İlk buluşmanın romantik havasından sizi anında uzaklaştıracak bir şey arıyorsanız başta tabii. Onun için ilk buluşmada konuşmayı mümkün oldukça buraya getirmemeye çalışın. Özellikle erkekler kendilerini fazla baskı altında hissederler. Zamana bırakmak ve mümkünse geride kalmış konuları gerçekten geride bırakmak en iyisi olacaktır.

2- Havalardan

Çok gerginim, ne yapacağımı bilmiyorum durumunu yansıtmanın en iyi yolu, “havada son zamanlarda çok sıcak” gibi bir konudan girmek olacaktır. O gergin hava bir anda daha da gerilebilecek ve ikinize de rahatsızlık verecek bir durum oluşmasına neden olacaktır. İnsanlar genellikle çok sıkıştıklarında kurtarıcı olarak hava durumuna baş vurular ama siz ilk buluşmada bunu yapmamaya çalışın

3- Cinsellik

İlk buluşmada cinsel konulara girmek hem taraflar arasında bir ön yargı oluşturabilir hem de istenmeyen bir durum ortaya çıkartabilir. Onun için ilk buluşmada uzak durulması gereken konulardan biridir.

Uzun ve mutlu ilişkiler için tavsiyeler

Uzun ilişkiler için aşk dolu tavsiyeler

Kısa süreli ilişkilerden yoruldunuz mu? Uzun ilişkinizde heyecan kalmadı mı? 14 Şubat Sevgililer Günü yaklaşırken, duygusal hayatınızı yenilemeye ne dersiniz? 

“Sevdiği insanla birlikte yaşlanmayı ve ömür boyu mutlu olmayı kim istemez ki? Yine de sevgi, uzun süreli ve mutlu bir ilişki için tek başına yeterli değildir. İlk başlarda yaşanan yoğun aşk duyguları, cinsellik ve tutku zamanla azalır. Hiç şüphesiz, uzun vadeli ortak bir mutluluk için aşk ilişkisi çok iyi bir başlangıçtır ama devamlılığı sağlamak için ilişkiye emek vermek gerekir”

  • Güven, destek, takdir olmalıdır

Mutlu çiftler birbirlerine güvenirler, birbirlerinin hayallerini ve umutlarını desteklerler, başarılarını kutlarlar. İlişki için sorumluluk alırlar, birbirlerinin hislerini ve isteklerini anlarlar. Beklentilerini ve ihtiyaçlarını açıkça dile getirerek birbirlerini gözetirler. Yapılan hataları yeri geldiğinde hoşgörü ve mizahla karşılarlar.

  • Kişiye özel alanlar olmalıdır

Aşk ve ilişkiler üzerine düşünürken göz önünde bulundurmamız gereken önemli bir nokta var: Uzun süreli ortak bir mutluluğun yaşanması için, çiftlerin ilişkide birbirine bağlı olması kadar önemli olan diğer bir faktör ise, birbirlerini kısıtlamamalarıdır. Birbirlerine bireysel özgürlük alanı tanıyan çiftler, ilişkilerinde daha istikrarlı ilerlerler. Her zaman için, her şeyi partneriyle yaşamak isteyen çiftler uzun vadede mutsuz olurlar. Burada çiftler birbirlerine aynı anda birden fazla rol yüklerler. Partner; hem anne, hem baba, hem en iyi dost hem de sevgili olmalıdır! Böylece partnerimizden insanüstü bir performans beklemeye başlarız. Bu da hayal kırıklıklarını beraberinde getirir. Eşlerin birbirlerine yükledikleri roller ve aşırı beklentiler yüzünden ilişki zorlanabilir. Kişi kendini köşeye sıkışmış hissedebilir.

  • Zıtlıklar ilişkiyi güçlendirir

Her ne kadar halk arasında “farklı kutuplar birbirlerini çeker” dense de kişiler arasındaki zıtlıklar, belki de sadece ilişkinin başlarında yani aşkın yoğun yaşandığı sırada çiftleri rahatsız etmez. Ama uzun vadede zıtlıklar daha çok göze çarpar. Burada, çiftlerin birbirlerini değiştirebileceklerine dair yanlış inançları da söz konusudur. Çoğunlukla kadınlar, evlenince sevdikleri adamları değiştirebileceklerine inanırlarken, erkekler de kadınların hiç değişmeyeceklerine ve hep ilişkinin başlarındaki gibi kalacaklarına inanmak isterler. Karşımdakini değiştirebilirim inancı, uzun süreli cinsel ilişkide mutluluk yaşanan bir yanılsamadır aslında.

 

  • Ortak hayat planı yapılmalıdır

Kişisel değerlerin benzer olması, dünyaya bakış açılarının ortak olması ve ortak planlar çift ilişkisini güçlendirir. Özellikle araştırmalar, çiftlerin ortak bir hayat planlarının, gelecek hayallerinin olmasının ilişkilerinin istikrarlı olması açısından çok önemli olduğunu göstermiştir. Birlikte seyahat etmek, yeniliklere açık olmak, çocuk sahibi olmayı istemek, hobiler gibi ortak ilgi alanlarının olması, iki insanı birbirine daha sıkı bağlar. Çatışmaların daha az yaşanması için bunlar önemli ortak yanlardır. Örneğin, çiftlerden biri, tatillerde dünyayı keşfetmek, diğeri de her yıl yazlık eve gitmek istiyorsa çatışma yaşama potansiyeli artar.

  • Çatışmalardan korkmamak gerekir

Mutlu çiftler de elbette çatışırlar. Çiftler arasındaki çatışma davranışı, diğer önemli bir püf noktadır. İyi bir ilişkide çatışmalar yaşanır. Bu sayede çiftler sınırlarını tanırlar. Önemli olan nasıl tartışıldığıdır. Karşılıklı suçlamalardan ve hakaretlerden, kişisel saldırılardan oluşan bir tartışma kültürü ilişkiyi yıpratır. Bu noktada öfkeyi biriktirmek de ilişkiye zarar verir.

  • Problemleri konuşmak sağlıklıdır

Mutlu çiftler ender olarak birbirlerine soğuk ya da agresif davranırlar. Olumsuz ruh hallerini partnerlerine yüklemezler ve problemleri konuşmak için uygun bir zamanı beklerler. Partnerleri tarafından eleştirildiklerinde şiddetli ve yıkıcı tepki göstermezler. Çift ilişkisi alanında yapılan araştırma sonuçlarına göre; uzun soluklu ilişkide yaşanacak mutluğun temelini karşılıklı saygı ve güven oluşturuyor. Karşılıklı güvenin olduğu bir ilişkide, çiftler kendilerini açıkça ortaya koyabilirler, zayıf yanlarını birbirlerine gösterebilirler ve çok önemli meseleleri birbirleriyle paylaşabilirler.

  • Birlikte gülebilmek gerekir

Çiftlerin güven duygusu içinde birbirlerine karşı açık olmaları kadar önemli olan diğer bir nokta da birlikte gülebilmektir. Birlikte gülen çiftler, ilişkilerini daha fazla güçlendirirler, çünkü gülme sırasında salgılanan mutluluk hormonu (endorfin) sayesinde insanlar mutlu olurlar.

Özetle; uzun vadeli ve mutlu bir ilişki için sevgi tek başına yeterli değildir. Bu dengeyi yakalayabilmek için çiftlerin her birinin ayrı ayrı emek ve anlayış göstermesi gerekiyor.

Çiftleri birbirine bağlayan önemli detaylar

Nikah memurunun karşısında şöyle bir söz vermiştiniz değil mi? Hastalıkta, sağlıkta birlikte olacağınıza… Oysa bazen işler düşündüğünüz gibi gitmeyebilir. Ancak ilişkilerde bağlılık, ilişkinin geleceğini belirlemeye yardımcıdır.

Bazen bir ömür birliktesinizdir ancak sizi birleştiren derin bağlar yoktur. İşte o bağlar;

Birlikte zaman geçirmek

İki insanı birbirine bağlayan en derin şeylerden biri, birlikte nitelikli zaman geçirebilmeyi başarmalarıdır. Sürekliliği olan bir aktivite zamanı, ilişkilerin güçlenmesi için gereklidir. Siz de eşinizle bir kursa kayıt olabilirsiniz.

Veya her hafta bir geceyi ikiniz için sevdiğiniz bir şeyi yapmak üzerine planlayabilirsiniz. Yemek pişirme, çikolata veya resim kursu seçebilir. Her Perşembe sinema gecesi yapabilirsiniz. Eğer bunu bir alışkanlık haline getirirseniz, ilişkinizdeki bağın güçlendiğini fark edeceksiniz.

Kapıdan girince farkındalık başlasın

Her akşam eve gelen birine alışacağınızı biliyor musunuz? Üstelik hayatın içinde çiftler, yaşamın stresi ve yükünden o kadar boğuluyorlar ki; artık aynı evin içinde birbirlerini fark etmiyorlar bile. Oysa her akşam bir araya geldiğinizde, gününüzün nasıl geçtiğini sormanız, yani birbirinizin farkında olmanız büyük önem taşıyor.

Cevabı ne kadar önemsiz olursa olsun, ne kadar sıradan bir gün olursa olsun, çiftlerin kendilerini önemli ve değerli hissetmelerini sağlayan bu sohbeti her gün ihmal etmeden tekrarlamalısınız.

Kendi lisanını oluşturmak

Çiftlerin kendi aralarında oluşan dil, o ilişkiye kuvvet katar. Birbirlerine hitap ettikleri takma isimlerden tutun da, olayları anlatırken kendi aralarında oluşturdukları terimler ve özel anlatım şekli, o ikilinin bağını güçlendirir. Bunu geçmiş ilişkilerinizden hatırlayabilirsiniz.

Ayrılığın ardından oluşan bir olay, belki bir film veya bir komik durum, sadece o kişiye anlattığınızda anlam kazanır çünkü başkaları için onun bir anlamı yoktur. İşte bu ve benzer duygusal bağların kurulması, çiftler arasında bu lisanın gelişmesiyle güçlenir.

Tartışmayı bilmek

Çiftler arasında en önemli konulardan biri de tartışma üslubudur. Eğer bir tartışmanın sonucunu nasıl bağlayacağınızı bilmiyorsanız, kısa süreli kırgınlıklar veya kızgınlıklar karşısında doğru tavrı göstermeyi öğrenemediyseniz, aranızdaki bağın zayıf olduğunu fark edebilirsiniz.

Eşinizle fikirlerinizi rahat biçimde paylaşabilme özgürlüğüne sahip olabilmeniz, aranızdaki iletişimin güçlenmesi için önemlidir. Onunla fikirleriniz veya tepkileriniz konusunda rahatlıkla fikir tartışmasına girebileceğinize güvenirseniz, bu ilişkinin sağlam bağları olduğu anlamına gelir.

Sorun çözme yöntemleri

Eğer ortada bir sorun varsa, eşinizle baş başa verip bu konuya bir çözüm getirebileceğinize güvenmeniz çok önemlidir. Her insan hata yapabilir. Siz veya eşiniz bir hata sonucu zor bir durum yaşamanıza neden olmuş olabilir ancak içinizdeki ses bunu da aşacağınızı söyleyebilecek kadar eşinize güvenmenizi sağlıyorsa, bu ilişkideki bağlar güçlü demektir. Tüm olaylar karşısında el ele verebileceğiniz güvenini mutlaka birbirinize sağlamalısınız.

İyileri de paylaşmak

Eğer eşiniz iş hayatında veya hobilerinde veya sosyal ortamda bir başarıya imza attıysa, bunu mutlaka kutlamanız, onu yüreklendirmeniz ve desteklemeniz gerekecektir.

Onun heyecanını, mutluluğunu paylaşmanız, en az kötü zamanları paylaşmanız kadar önemlidir.  İnsan iyi gününde onu destekleyen ve tebrik eden, gurur duyan bir eşe sahip olduğunu bildiğinde, onunla arasındaki bağ güçlenir.

Egzersiz

Yapılan araştırmalar, birlikte egzersiz yapan çiftlerin duygusal bağlarının güçlendiğini gösteriyor. Yani siz kilo verecekseniz, eşiniz de sağlık için spor yapar.

Birlikte fiziksel egzersiz yapmak, tıpkı seks gibi, ilişkide farklı hormonların aktivite olmasını ve bilinçaltında eşinizle büyük bir iletişimsel bağlanma yaşanmasını sağlar.

Empati

Eşe karşı empati kurabilme yeteneğinizin gelişmesi çok önemlidir. Onu gerçekten dinlemek, çoğu zaman çözüm bulmaktan daha önemlidir. Aslında bu durum tüm ilişkiler için geçerlidir. Bazen sadece anlatmak ve dinlenmek istersiniz

Boşanmadan Önce Şu 4 Soruyu Çiftler Sormalılar

Boşanmadan Önce Şu 4 Soruyu Kendilerine Sormalılar

Boşanma kararı kişilerin hayatında bir kırılma noktası olduğu için, bir anlık heyecanla evliliği sonlandırma hemen düşünülmemelidir. Boşanmadan önce taraflar şu soruları kendilerine sormalıdır.

  • 1- Evliliğimi kurtarmak için elimden geleni yaptım mı?
  • Daha sonradan ”keşke” dememek için, sorulması gereken çok önemli bir sorudur. Ki elinizden geleni yaptığınıza yeterince inanmıyorsanız, evliliğinize bir şans daha verin ve durumu kurtarmaya çalışın.
  • 2- Mutsuzluğumun sebebi gerçekten evliliğim mi, yoksa kendimden kaynaklanan sebeplerde var mı?
  • Kimi zaman yaşam şartları yüzünden kişiler mutsuz ve depresif olabiliyorlar. Evliliği değil de bambaşka sebeplerle yaşamdan zevk alamayan insanlar zaman zaman ”Evliliğim biterse mutlu olurum” diye düşünebilirler. Bu nedenle boşanma kararı almadan önce kişilerin mutsuzluğunun sebebini iyi analiz etmesi gerekir.
  • 3- Ayrıldıktan sonra ortaya çıkacak sorunlarla baş edebilir miyim?
  • Boşanma evliliğin bitimi ve her iki taraf içinde yeni bir başlangıç demektir. Bir oyun değil, alınan çok ciddi bir karardır. O yüzden eşlerin boşandıktan sonra tek başına hayatın üstesinden gelip gelemeyeceklerini iyi düşünmeleri lazım. Özellikle uzun yıllar süren evliliklerde boşanma kararı almadan tekrar tekrar bu soruyu kendilerine sormalıdır. Yıllardır birbirine alışmış olan çiftler boşandıktan sonra yalnız kalabilirler.
  • 4- Boşanma kararı çocukları nasıl etkileyecek?
  • Çocuklar boşanmanın kendisinden çok, boşanma sürecindeki tartışmalar ve arada kalmalardan etkilenir. Bu durum ise çocuğun ruhsal gelişimine zarar verir. Özellikle çocukların yaşları küçük ise anne babanın ayrı olduğu evlerde yaşayan çocukların sağlıklı gelişim göstermesi için daha dikkatli davranmak gerekmektedir.

Evet sorunlarını çözmeye çalıştınız ve hiçbir çabanız fayda vermiyor ve bu sorulara da gönül rahatlığı ile cevap verebiliyorsanız boşanma doğru bir karar olabilir. Ancak bilinmelidir ki boşanma geri dönülmeyecek bir karardır ve keşke dememek için iyi düşünülmelidir.

Boşanmamak İçin Evlilik Değerleri Geliştirilmeli

Günümüzde sosyal hayatın hızla değişimi, beraberinde bir çok aileyi boşanma noktasına getirmiştir. Hatta bu değişimler kişilerin, ilişkileri ile ilgili almak istediği yardımın dahi şeklini değiştirmiştir. Çiftler artık sağlıklı bir evlilik ya da ilişkinin yollarından daha fazla, sancısız boşanmayı nasıl gerçekleştirebilir onu araştırmaya başladılar.

Çoğu sorunlu ve boşanma aşamasına gelmiş aileye bakıldığında, değişen sosyal hayatın aile hayatını bütünüyle etkilediğini görmekteyiz. Aile fertleri birbirinden uzaklaşıp, o eskiden yapılan aile içi eğlenceler, tatiller neredeyse kaybolup, onun yerine bireysel yaşantılar almaya başladı. Boşanma aşamasına gelen ailelerde, fertler birbiri ile hiç konuşmuyor hatta pek çok ev, aile fertlerinin yemek ve uyku için kullandıkları mekanlara dönüşmüş durumda… Öncelerde aile birliğinden söz edilen evliliklerde şimdi ‘Herkes kendi işine baksın, herkes kendi hayatını kursun.’ şeklinde düşünce yapısı yerleşmeye başladı. Ve tabi ki böyle bir ortamda evlilikler olumsuz yönde etkileniyor.

 

Evliliklerin Bir Çoğu Bencilce İhtiyaçlara Dayalı

Bir evlilikte doğru insan olmak, doğru insanla evlenmekten çok daha önemlidir.‘ Doğru insanlardan oluşan sağlıklı bir aile, aile üyelerinin hepsinin ihtiyaçlarını karşılar. Böyle evliliklerde fertler daima bir gelişim içindedirler. Hem kendi içlerinde hem de ailelerinde tamdırlar. Mutludurlar ve mutluluklarını sevgi ile paylaşırlar.

Fakat bugün evliliklerin bir çoğu kişilerin ruhunun ihtiyaçlarına değil, bencilce duygulara dayanıyor. Sorunlu fakat evliliği devam eden çiftleri bir arada tutan artık sevgi, bağlılık, sadakat gibi sebepler değil de, yaşam şartlarıdır. Bazı insanlar çocuğu babasız kalmasın diye bazıları ekonomik sebeplerle bazıları da yalnızlıktan korktukları için evliliklerini sürdürüyor. Maalesef egolarının bencilce ihtiyaçlarıyla yaşayan kişiler sevgiyi de tadamıyor. Hayatlarına sevgiyi katamayan çiftler boşluktan kurtulamıyor ve daima bir arayış içinde oluyorlar. Evlilikleri bencillik üzerine kurulu ya da devam eden çiftler, sevgilerini birleştirip yepyeni bir sevgi enerjisi üretemiyorlar. Hayatlarına daha önce yaşadıklarından daha fazla zenginlik katamıyorlar. Böyle bir sürecin devamında en küçük sorunlarına bile çözüm getiremez hale geliyor ve hatta artık çözüm dahi bulmak istemeyip bu evliliği en zararsız nasıl devam ettiririm ya da sonlandırırım diye düşünüyorlar.

Unutmayın ki her sorunun bir çözümü vardır. Her insan hata yapabilir. Kimse kusursuzda değildir tıpkı sizinde olmadığınız gibi… Her şeyin bir sonu vardır, ağlayan insan ömrünün sonuna kadar elbette ağlamayacaktır, her türlü acı geçer. İnanın bu inanç bile sorunlarınızın çözümünde size büyük güç sağlayacaktır. En sağlıklı kişi herhangi bir davranış konusunda en fazla seçeneği olan kişidir. Ellerinde bir seçenek listesi olan kimseler çok güçlü evlilik kurabilir ve sürdürebilirler. Evliliğimizi sürdürmek için bencilce ihtiyaçlara değil sevgi ve karşılıklı paylaşımlar üzerene inşa etmeliyiz.

 

Boşanmamak İçin Evlilik Değerleri Geliştirilmeli

Evliliklerdeki tartışmalarda eşlerden her biri hem haklı hem haksız olabilir. Çünkü eşlerin değerleri ve ihtiyaçları farklı olabilir. Değer, neyin önemli neyin önemsiz olduğunu gösteren kişiye ait inançlardır. Değer, kişilerin hangi yöne gideceklerini gösteren bir pusula gibidir.

Değerler her zaman evliliklerde büyük kavgalara sebep olmuştur. İşte bu sebepten eşlerin kendilerini kavga tuzağından korumaları ve yanlış çözüm yöntemlerine başvurmamaları için karşılıklı olarak neye önem verdiklerini bilmeleri gerekir. Eşlerin değerleri birbirinden ne kadar farklı ise o kadar birbirlerinden rahatsızlık duyar ve birbirlerine şüpheci davranırlar.

Oysaki, evliliğin ana gaye ve hedefini Kur’an-ı Kerim şöyle ifade ediyor;

“İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet var etmesi, O’nun varlığının belgelerindendir.”

(Rum/21)

Bu ayete göre evliliğin gayesi, eşlerin birbirinde karşılıklı sevgi huzur ve güven bulabilecekleri bir ortam hazırlamaktır. Bunun için ise eşler kendi iç dünyalarında ve evliliklerinde sürekli gelişme halinde olmalıdırlar. Yani hem kendi değerlerini doğru bir şekilde eşine aktarmalı hem de onun değerlerini iyi okumalıdırlar. Ve zamanla evliliklerine ait ortak değerler edinmelidirler.

 

Boşanma Kararından Geri Dönülebilir mi?

Unutmayın ki, ‘Bir kimsenin mutluluğu eşinin onun için yapabildiklerine değil, onun eşi için yapabildiklerine bağlı olarak artar‘. Bu sebeple arzu eden herkes kendi çabasıyla boşanma aşamasından geri dönebilir. Altından kalkamadıklarında ise bir uzmandan yardım alabilirler.

Evlilikte eşlerden yalnızca birinin mutlu olması mümkün değildir. Her zaman ya iki tarafta mutlu ya da iki tarafta mutsuzdur. Bunun için eşlerin güçlü evliliğin nasıl kurulacağını ve yaşatılacağını bilmesi gerekir. Çiftler bu konuda devamlı eğitim ve gelişme içinde olmalıdır.

Evlilikte ne zaman sorun çıkacağını baştan anlamak mümkündür. Eşler birbirine saygı duymuyorlarsa uzlaşmayı bilmiyorlarsa ve aralarında olup biteni açık açık konuşmuyorlarsa bir sorunla karşılaşacaklardır. En önemlisi aralarında ortak bir değerler gurubu yoksa mutlaka sorunlarla karşılaşacaklardır. Ayrıca bu değer yargılarını ve düşünce tarzını her eşin kendi seçmelidir. Bir başka kişinin ya da çevrenin seçtiği değerler evlilikte esas alınamaz. Sağlıklı evlilik için eşlerin değerlerinin benzer olması gerekmektedir.

Boşanmanın önüne geçmek için eşlerin; ‘en önemli ortak değerin, evliliğin önemine inanmak‘ olduğunu unutmaması gerekir. Sonradan pişman olmamak için, evliliğinizi zamanında önemseyin. Boşanmayı sorunsuz nasıl gerçekleştirmekten önce, sağlıklı ilişkiler nasıl kurarız? Nasıl evliliğimizi ilk günkü heyecanına taşırız? İletişim problemlerimizi nasıl çözeriz? gibi sorulara yönelmeli ve kendi değerlerinize uygun çözümler üreterek boşanmanın önüne geçmek için bir başlangıç yapabilirsiniz.

Siz mi Yoksa Aileniz mi Evleniyor?

Şunu hiç unutmamalısın; sadece sevdiğin kişiyle değil, onun ailesiyle de evleniyorsun! Şu anda sana karşı tutumları neyse, muhtemelen çok çok uzun yıllar bu tutumları devam edecek.

Onların derdi nedir, bunu öğrenmek için her ikisini de karşına alıp konuşabilirsin ama anlattığın modeldeki kişiler buna da muhtemelen çok sıcak bakmayacaktır.

Burada maalesef işin en ağır ve zor kısmı nişanlına düşüyor. Onun çok iyi bir köprü olması gerekiyor. Sen onun ailesini sevmek zorunda değilsin ama elbette saygı göstermek zorundasın.

İşin zor kısmı şu: Eğer nişanlın ailesiyle senin aranda doğru, akılcı ve olgun bir tavır sergileyemezse, bu ilişki bir gün parçalanır. Sen tüm iyi niyetinle davranmaya devam et ama bil ki, ipin ucu sende değil, nişanlısın elinde.

Sizden önce evlenen büyüklerinden benzer sıkıntılar yaşayan ama durumu çözmüş olanları araştır. Aklı başında, nişanlının sevdiği kişiler varsa, birlikte gidin ve onların geçtiği yolu öğrenin. Deneyimlerinden yararlanın. Size başka bir çıkış yolu gösterebilirler. Bunun haricinde evlilik öncesi eğitim ve danışmanlık almanız da çok iyi bir yol gösterici olacaktır.

İlişkiyi Sağlamlaştırma ve Güven Arttırma Yolları

İki kişi arasında kurulan güven, sevgi bağının kuvvetlenmesini sağlar. Bu konuya ne kadar özen ve emek gösterirseniz o kadar uzun soluklu bir ilişkiniz olur. Çiftlerin birbirini anlayabildiği bir ilişki içinde olmaları en sağlıklı olandır. Üstü kapanan tartışmalar, ertelenen problemler ilişkinizin daha uzun sürmesine yardım etmez. Aksine içten içe sizi çürütür. Bu nedenle her ne sorun yaşanırsa yaşansın etkin iletişim yöntemleriyle bunu çözümlemekte yarar var.

  • Kendinizi Kabul Etmelisiniz

Yaşanan en büyük sorun, tarafların asla kendilerine toz kondurmamalarından kaynaklanmaktadır. Hatalarınızı, kabullenmiş olmanız kaybettiğiniz anlamına gelmez. Aksine kendinize verdiğiniz değeri arttırır. Yaptıklarınızın sorumluluğunu alıp,  kabul etmeniz karşınızdakinin size daha çok güvenmesini sağlayacaktır. Devamlı inkâr yoluna giden, asla burnundan kıl aldırmayan biri olmanız ilişkinizin bir süre sonra mücadeleye dönüşmesine neden olur. Herkesten önce hatalarınızı kabul etmelisiniz ki zamanı geldiğinde eşinizi de sevgilinizi de affedebilesiniz. Kendinizi sevmez, değer vermezseniz en önemlisi de kendinize karşı dürüst olmazsanız güven beklememelisiniz.

  • Hoşgörülü ve Dürüst Olmalısınız

 

Sizi sevdiğinden emin olduğunuz biri varsa bunun kıymetini bilmelisiniz. Karşınızdakine sizi tanıması için zaman vermelisiniz. Çünkü ne kadar dile getirilirse getirilsin bazı şeyler yaşanarak öğrenilir. Ne olduğunun önemi olmaksızın eşinize karşı anlayışlı olmanız, hoşgörülü yaklaşmanız sizi bir sıfır öne geçirecektir. Sorun yaşadığınızda da mutlu olduğunuzda da dürüstçe bunu ona söyleyebilmelisiniz. Yaptığı hataları çekinmeden güzel bir tavırla anlattığınızda size saygı duyacaktır. Her şeyi açık açık konuşabildiğinizi gördüğünde rahatlıkla güvenecektir.

  • Takdir ve Teşekkür Etmeyi Bilmelisiniz

Eşinize yalnızca size değer verdiği için bile teşekkür edebilirsiniz. Bu sizin basit bir kişiliğiniz olduğunu göstermez. Ya da gururunuzdan taviz verdiğiniz anlamına gelmez aksine karşınızdakinin sizi daha çok sevmesine, daha çok güvenmesine sebep olur. Devamlı beklentilerinizi yükselterek, romantizm dolu sözler duymadığınızdan şikâyet etmek yerine duyduklarınızın sizi ne kadar mutlu ettiğinden bahsedin. Karşınızda devamlı şikâyet eden bir insan varsa asla ilişkinizi devam ettiremezsiniz. Ancak her davranışınız gülümseme ile teşekkür ile karşılanırsa karşınızdakinin güven duyabileceğiniz, sevebileceğiniz biri olduğunu anlarsınız.

Evlilikte sen ben sözlerinden vazgeçmek

Beklentiler, kadın ve erkeklerin duygusal ve psikolojik kapasitelerini aştığı zaman evlilikte stres ve hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor. Bunlara adapte olamama, kişisel ve seksüel tatminde eksiklik gibi yeni nedenler eklendiğinde ise boşanmalar artıyor.

Evlilik ve ailenin, eşlerin cinsel ve kişisel ihtiyaçlarını tatmin etmesinin yanı sıra arkadaşlık, aşk, koruma, sırdaşlık ve duygusal destek sağlayarak toplum desteğinin çökmesini ve sosyal yabancılaşmayı da tamamen telafi etmesi bekleniyordu ve sanki tüm bunlar yeterli değilmiş gibi bireysel olarak da eşlerin kendilerini sürekli olarak geliştirmeleri isteniyordu.

Hali hazırdaki yüksek boşanma oranları, çiftlerin basitçe kendilerinden istenilenlerin hepsini yerine getiremediklerini gösterir. Ödevler çok yorucudur. Çiftlerin evliliklerinin ilk birkaç yılının ardından duygusal banka hesaplarının boşalmasına ve birey olarak kendilerini tükenmiş hissetmelerine şaşmamak gerekir.

Eşlerin rolü ne olmalı

Tenis maçlarında, tekler arasındaki her oyuncu kazanmayı, dolayısıyla karşısındakinin kaybetmesini ister. Benzer şekilde karşı taraf da kazananın kendisi, kaybedenin diğer taraf olmasını ister. İki taraf da karşısındakinin zaaflarından kendi çıkarları doğrultusunda yararlanmaya odaklanır.

Oysa aynı oyuncular çiftler arasındaki bir karşılaşmada eş olsalar, birbirlerinin zaaflarını yine görürler ancak bu onlara birbirlerini kollayarak nasıl işbirliği yapacaklarını gösterir. Bu kez amaç tek başına değil, birlikte kazanmaktır.

Bir ilişkide de eşler buna benzer bir takım oyunu oynamalıdır. Güven duygusu, eşimizin aramızdaki bağa zarar verebilecek engellere karşı ortak çıkarımız doğrultusunda birlikte hareket etmeye kararlı olduğunu fark ettiğimiz zaman gelişir. Bu kez aradaki ağ birlikte olmayı simgeler. Bu oyunu birbirimizi kollayarak ve karşılıklı özen göstererek oynarız. Böyle oynayabilmek için gerçek sevgi uğruna benmerkezcilikten vazgeçmek gerekir.

Evlenmeye karar vermeden önce

İnsan aşık olduğunda her şey gözüne toz pembe görünür, fakat zaman ilerledikçe arasındaki farklar ortaya çıkmaya başlar. Evlenmeye karar vermeden önce bunları mutlaka kendinize sormanız gerek…

 

Bazı konuları başından bilmek, muhtemel hayal kırıklıklarını önleyebilir. Evliliğiniz boyunca aşkınızı ilk günkü gibi koruyabilmek için önemli konuları mutlaka masaya yatırın!

 

Benim görevlerim / senin görevlerin meselesi

Aşık insanlar her şeyi birlikte yapmak ister. Fakat bir süre sonra her iki taraf da hoşlanmadığı işlerden kaçmaya başlar. Oysa her beraberlikte eşler arasındaki görev dağılımının tanımlanması, ilişkinin uyumlu ve mutlu devam etmesi açısından çok önemlidir. Bu sorunun çözümünü kendi haline bırakırsanız, “Her şeyi ben yapıyorum”, “Evin yükü benim omuzlarımda” gibi cümleleri duymanız kaçınılmaz olur.

Günlük hayatta sizi rahatsız eden davranışları var mı?

Düne kadar size sevimli gelen her davranışı ilk sihrini yitirdi mi yoksa? Her gece horluyor, siz de uyuyamıyorsunuz. O ise sizin sabah aynanın önünde uzun süre oyalanmanızdan şikayetçi… İyisi mi siz, bazı alışkanlıklarınızı ilişkinin başında birbirinize anlatın ve gelecekte büyük sürprizlere maruz kalmayın.

Çocuk istiyor musunuz?

Erkekler ve kadınlar çocuk meselesine farklı yaklaşır. Erkeklerin bu konuda pek acelesi yokken, kadınlar biraz daha sabırsız davranır. Sonuç olarak çocuk olayı sık sık ertelenir. Taa ki kadının ‘biyolojik saati’ alarm çalmaya başlayana kadar. Bu kadar önemli bir meseleyi zamanında, yani ilişkinin başında konuşmak en doğrusu.

Evlendikten sonra da çalışmaya devam edecek misiniz?

Bu konuyu önceden konuşmakta fayda var. Eğer birlikte olduğunuz kişi sizi çalıştırmak istemiyor ancak siz bunu istiyorsanız onunla ‘savaşmak’ yerine aile bütçesi ve kendinizi geliştirmenin önemi açısından çalışmanın faydalarını anlatın.

Aşk uğruna hangi fedakarlıklara hazırsınız?

Müzik zevkleriniz farklı, onun sinemada görmeye bayıldığı filmler sizin için çok sıkıcı. Bu liste daha sonsuza dek uzayabilir. Birlikte olan iki kişi bazen sevdiğini kırmamak için yıllarca hoşlanmadığı şeylere katlanır. Fakat fedakarlıklarda bulunan kişi, bir süre sonra ister istemez birlikte olduğu insanı bunlar için suçlamaya başlar. Belki de en doğru davranış; sevdiğiniz kişiye güzel bir dille, ona olan sevginizin sadece onun hoşlandığı şeyleri yapmaktan ibaret olmadığını anlatmaktır.

Geçmişi saklamayın

Genelde çiftler eskide kalan beraberliklerinden bahsetmeyi sevmez. Belki beraber olduğunuz kişi geçmişinizi tüm ince ayrıntısına kadar bilmek zorunda değil. Fakat geçmiş hiç beklemediğiniz bir anda karşınıza çıkabilir ve o zaman her şeyi izah etmek daha zor olabilir. Geçmişinizle ilgili bilinmesi gereken konular varsa, sevdiğiniz kişiye bunları anlatmanın ilişkinizin karşılıklı güven üzerine gelişmesi açısından çok önemli olduğunu asla unutmayın.

Hayallerinize ne oldu?

Aşık çiftler, gelecekle ilgili planlar yapmaya ve ortak hayaller kurmaya bayılır. Yine de her şeyi paylaşmak uğruna sadece size ait hedef ve hayallerden vazgeçmeyin. Sadece bir ikilinin parçası değil, tek başınıza da bir birey olduğunuzu unutmayın. Yaşam isteğinizi ve coşkunuzu artıracak, hayatınızı daha da güzelleştirecek plan ve rüyalarınızdan asla vazgeçmeyin.

Gelin Kaynana İlişkileri Nasıl Olmalı

 

Bu konuda her ne kadar çok yazılmış, üzerine filmler ve diziler yapılmış olsa da, her çağın gündemden düşmeyen baş konusu gelin-kayınvalide ilişkisidir. Hatta belki hatırlarsınız, birkaç yıl önce gazetede çıkan bir haberde; M.Ö. bilmem kaç yılına ait bir tablet bulunmuştu ve üzerinde bir kadının kocasına çiviyle yazdığı tablet mektubun sebebi kayınvalidesinden şikâyet etmekti. Belli ki bu konu, yüzyıllar öncesinden gelen ve muhtemelen önümüzdeki çağlarda da devam edecek bir sorun…

 

Gelin-kayınvalide arasında problem yaşandığında arada kalan hep erkek olur ve pek çok erkek de bu paylaşılamadığını sandığı durumdan, silahlar kendisine çevrilinceye kadar gizliden gizliye zevk alır. Ama işin aslı iki kadının iktidar mücadelesidir. Erkek sadece bir araç ve savaşın sonunda aslında çok da değeri kalmayan savaş ganimetidir. Değeri azalır çünkü problem sürecinde her iki kadın da erkeğin her hareketini izler, hangi tarafı tuttuğunu anlamaya çalışır ve hiçbir koşulda erkeğin uzlaştırma çabalarının doğru adımlar olduğunu düşünmez. Dolayısıyla her adımda erkek biraz daha arayı bulamayan, idare edemeyen ve hep diğer tarafın etkisinde kalan aciz bir varlık olarak görülür.

Evliliklerde saygıyı en çok örseleyen problemlerin başında gelin-kayınvalide arasında yaşanan, düşününce aslında karı-kocanın birebir yaşamadığı bir problem olması kulağa tuhaf gelmiyor mu?

Acaba ana neden iktidar savaşı mı?

Bu problemin iktidar savaşından kaynaklandığını kaç kadın itiraf edebilir bilmiyorum. İşin özüne bakarsanız, mazeret olarak sunulsa bile aslında gelin de kayınvalide de çoğu zaman birbirlerinin tarzını kabullenmiş oluyor. Her iki kadın için de asıl sebep birbirlerinden haz etmemeleri ya da birbirlerini asla affedemeyecek olmaları da değil. Aslında iki kadın da kimin daha güçlü olduğunu ve koca/oğulun üzerinde kimin daha etkili olduğunu ölçmeye çalışıyor. Erkek kimin yanında yer alırsa, o kadın kendisini diğerinden daha üstün hissediyor ve gözdağı vermiş oluyor. Böyle düşününce sizin de aklınıza kabarmış hindiler geliyor mu bilmem?

Bu konuda tartışma yaşayan çok çift danışanım olduğu gibi, kayınvalidesi ile yaşadığı problem nedeniyle psikolojisi bozulup da gelen çok bayan da var. Neden kayınvalidelerin bu problem nedeniyle gelinleri kadar yıpranmadıklarını düşünürsek, aslında çözümün bir parçasını da görmüş oluruz.

Çünkü her kayınvalide bir şekilde gelinini onaylamıyor ve karısına uyduğu için oğluna da kızıyor ama birkaç kayınvalide bir araya geldiğinde dertleşip, geri adım atmak zorunda kaldıkları noktayı ise “ne yapayım, çocuğumun mutluluğu için katlanıyorum” diye açıklıyorlar. “Annelik” fedakârlığı yaptıklarını vurguladıkları bu noktada da birbirlerini takdir ederek yüceltiyorlar. Üstelik onların da kendi kayınvalideleri ile zamanında yaşadıkları problemler nedenleriyle daha antrenmanlı olduklarını da unutmamak gerek.

Oysa gelinler, kilitlendiklerini hissettikleri ve kocalarına annelerine karşı istediklerini yaptıramadıkları noktada, bunu bir yenilgi olarak kabul ediyorlar. Eşlerinin annelerinin tarafını tuttuklarını düşündükleri süreçte eşleri için fedakârlık yapmaları da söz konusu olamayacağından, bu yenilgi içlerinde giderek bir öfke topuna dönüşüyor ve hem kendi hayatlarını, hem de evliliklerini cehenneme çeviriyorlar.

Her gelinin, bu noktada duygularıyla değil aklıyla davranması gerek;

1- Öncelikle kayınvalidenizle yaşadığınız sorun, onunla sizin aranızda; sizin yaşadığınız problemin çözümü eşinizde değil, yine sizde!

2- Kayınvalidenize karşı olumlu duygular beslemiyorsanız ve onun iyi niyetli davrandığını düşünmüyorsanız bile neden sizi üzen bir insan yüzünden eşinizle tartışasınız? Siz kocanızla tartışırken muhtemelen o evde huzur içinde dizisini seyrediyordur.

3- Siz her ne kadar kızgın olursanız olun, unutmayın ki o eşinizin annesi… Eşiniz asla annesini sizin gözünüzden göremeyecek, sorunu sizin gibi yorumlamayacak, yorumlasa da itiraf etmeyecektir.

4- Eşinizin sizi korumasını beklemeyin, siz kendinizi saygı ve nezaket çerçevesinde koruyabilecek kadar büyüksünüz. Eşinizse annesinin karşısına her geçtiğinde, yaramazlık yaptığı için azar işittiği kısa pantolonlu günlerinin psikolojisinde olacak.

5- Eşinize asla “ya o, ya ben” demeyin. Kendinizi, size göre hatalı davranan bir insanla aynı kefeye koymanın mantığı yok. Üstelik hiç kimse tehdit altında seçim yaparak mutlu olmaz.

6- Kayınvalidenizden şikâyet edip durmak ve evdeki huzurunuzu bozmak yerine bu sorunu nasıl çözeceğinizi düşünün. Kayınvalidenizin size olan davranışlarını değiştirmek istiyorsanız, bu konuda sizin ne yapabileceğinizi düşünün. Kimse siz istiyorsunuz diye değişmez, ancak size nasıl davranılacağını siz belirlersiniz.

Son olarak Sevgili kayınvalideler;

Birçok erkek bu durumda karısına hak veriyor, fedakârlık yapması veya davranışlarını değiştirmesi gerekenin annesi olduğunu düşünüyor. Hatta birçok erkek, annesinin evliliği üzerindeki bu olumsuz etkisinden bizzat şikâyetçi! Ancak çoğu zaman, sadece “anne” olduğunuz için, anneleri üzmemek gerektiği, cennet anaların ayakları altında olduğu veya anne bedduası alanın iflah olmayacağı için ya tepki vermiyor ya da arayı idare etmeye çalışıyor, haberiniz olsun.

İlişkilerdeki Kavganın Nedenleri

Sevmek ve sevilmek aşırı güzel bir his. Birbirini seven insanlar iyi anlaşsalar da bazen tartışmalar da kaçınılmaz oluyor. halbuki ki, iyi temas, hiç anlaşmazlığa düşülmeyen değil anlaşmazlıkların en müsait biçimde çözümlendiği ilişkidir. Peki, ilişkilerde azami görülen kavga nedenleri nelerdir? Bunları sizin için yedi başlıkta toparlamaya çalıştık.

KISKANÇLIK
ilişkilerde en çok görülen kavga nedenlerinden birisidir. çiftlerden birinin diğerini kıskanması sık sık anlaşmazlıklara hatta kavgalar sebep olabilmekte. Elbette seven insanların birbirini kıskanması doğaldır. lakin bu sevdiğiniz kişinin hayatını agu edecek boyutlara ulaşırsa kavga da kaçınılmaz olacaktır. Böyle pozisyonlarda karşınızdakinin sevdiğiniz şahıs olduğunu aklınıza getirmeniz daha makul davranmanızı sağlayacaktır.

KIRICI OLAN ELEŞTİRİLER
Birbirini seven kişiler elbette birbirlerini eleştirme hakkına da sahiptir. lakin eleştiri yapıcı olursa faydalı bir araçtır ters takdirde karşınızdaki kişinin size olan sevgisinin azalmasına sebep oluyorsunuz.

İLETİŞİMSİZLİK
Birbirini seven bireyler arasında iletişim aşırı önemli bir konu. ilişkide çiftler arasındaki iletişim kopmaya başladığı anda kavgalar da kaçınılmaz hale gelmektedir. Yapılması gereken, ilişkide uygulanan duygusal ve fiziksel iletişim kanallarını daima açık tutmaktır.

SORUMLULUKLAR
Kadın – erkek ilişkilerinde ve ya evliliklerde, her insanın üzerine düşen sorumluluklar bulunmaktadır. ilişkide çiftlerden birisi yahut her ikisi sorumluluklarını yerine getirmezlerse, bu kavga etmek için müsait bir gerekçe oluşturur. Yapılması gereken ilişkide, hepimizin üstüne düşen ve müşterek sorumlulukları kesin olarak belirlemek ve bunları tam şekilde yerine getirmektir.

BEKLENTiLER
İlişki başladığı ilk andan itibaren çiftler birbirini tanımaya ve tanıdıkça karşısındakinden bazı beklentiler oluşturmaya başlar. Beklentilerin karşılanmaması durumunda ise ilişkide kavgalar görülmekte. Bu konu hakkında yapılması gereken şey karşınızdakinden asla karşılayamayacağı ütopik beklentiler içine girmemenizdir.

ÜÇÜNCÜ KİŞİLER
İlişkilerde kavgaların sebeplerinden çoğu da üçüncü kişilerle olan ilişkilerdir. Birbirini seven insanlar için, mühim olan kendilerinin düşündükleri ve söyledikleridir. hısım, arkadaş vb. bu gibi üçüncü insanların temas içerisinde etkin olmaları çiftler arasında kavga çıkmasına sebep olacaktır.

CiNSELLiK
Birlikteliklerde çiftlerin birbirleriyle cinsel açıdan da ahenk arasında olmaları zorunludur. Cinsel yaşantıdaki sorunlar ilişkilerde kavga sebebi olabilmektedir. beraber çözülemiyorsa, profesyonel kişilerden yardım almak doğru bir tutum olacaktır.

Hem iş hem de sağlıklı bir evlilik için bazı tüyolar

İş yaşamı, özellikle geleneksel olarak ev kadınlığı ve annelik rollerini üstlenen kadınlar için bir varoluş alanıdır. Ama hem çalışmak hem de ev kadını olmak kolay değildir. Evliliğin ilk günlerinde alınabilecek birkaç önlem ile hem iş hem de sağlıklı bir evlilik hayatının gerçekleşecektir.

Kadın kendini keşfetmeye, yeteneklerini sınamaya, sosyal ilişkilerini geliştirmeye ve ekonomik özgürlüğünü kazanmaya bir işte çalışarak başlar. Bu durum kadınların sadece ev hanımı ve anne olmadıklarını göstermeleri açısından oldukça önemlidir.

Evlilik ise kadının iş yaşamındaki mevcut durumuna, pozisyonuna, eş olma, ev kadını olma ve annelik rollerinin sırasıyla dâhil olduğu bambaşka bir platformdur.

Özellikle evliliğin ilk yıllarında kadınlar, üstlendikleri tüm rolleri kusursuz bir biçimde oynamayı hedeflemekteler. Bu konuda bazen kendilerine oldukça acımasız davranarak, mükemmel bir eş, ev kadını ve iş kadını olmaya çalışabilirler. Bir süre sonra, kadın kendine zaman ayıramamakta, kendisiyle ilgili isteklerini hep erteler duruma gelmekte.

Çalışan kadın, çevresinin ona yüklediği sorululukları tam anlamıyla yerine getiremediğinde kendisini beceriksiz, başarısız, hiç kimseye yetişemeyen biri olarak görür. Tükenmiş, mutsuz ve yalnız hisseder. Bu duygularla evine ve eşine gereken ilgiyi gösteremez, iş yerinde verimi bile düşebilir ve kendini çaresiz hissedebilir.

Çalışırken bir evliliğin gerçekleşmesi durumunda, ilk günlerde alınabilecek birkaç önlem ile bu sorunların önüne geçilebilir.

* Evli bir kadın, mutlaka kendisine zaman ayırmalıdır. Belirli aralıklarla arkadaşlarıyla bir araya gelebilir, onlarla sohbet ortamı oluşturabilirler.

* Hem iş yerinde hem de evde en iyi olmak düşüncesinden vazgeçerek onun yerine yeterince iyi olmayı öğrenmelidirler.

* Evdeki tüm sorumlulukları üstlenmek yerine, eşleriyle birlikte iş bölümü yaparak sorumlulukları dağıtabilirler.

* Gün içerisinde yaşanan olumlu ya da olumsuz tüm süreçleri eşleriyle paylaşabilmeli, fikir alışverişinde bulunabilmelidirler. Sağlıklı bir iletişim, sağlıklı bir ilişkiyi de beraberinde getirecektir.

* Evlilik içerisinde karşılaşılan herhangi bir durumun çiftler tarafından çözümlenememesi durumunda profesyonel bir yardım almayı düşünebilirler.

Eş Seçerken Nelere Dikkat Etmeliyiz

Çok güzel hayallerle , bembeyaz gelinlik ve damatlıklarla , düğünlerle , derneklerle kuruluyor evlilikler. Ancak bir çoğu hüsranla sonuçlanıyor. Aile içi yaşanılan huzursuzluklar ve boşanmalar giderek artıyor. Özellikle de evliliklerinin daha ilk yıllarında boşananlara baktığımızda , ‘ Şiddetli Geçimsizlik ‘ denilip geçiliyor.

Elbette gerek eğitim, gerek iş, gerekse sosyal ortamda yüzlerce kişi ile tesadüf eseri tanışıyor, içlerinden sadece bir tanesine ilgi duyup, bir ömür boyu geçireceğiniz kişi ile evlilik kararı alıyorsunuz.

Ancak bu önemli kararı vermeden önce , doğru eş seçiminde bulunduğunuza inanıyor musunuz? Çünkü vereceğiniz bu önemli karar;

-Bundan sonraki hayatınızın kiminle geçeceğini,
-Sizi bekleyen yeni sorumlukları veya sorunları,
-Duygusal, sosyal , cinsel yaşamınızın doyumunu,
-Çocuğunuzun nasıl bir anne ve baba ile büyüyeceğini
-En önemlisi de kiminle yaşlanacağınızı belirleyecek

Eş seçimi tesadüflere bırakılacak , rastgele bir süreç değildir. Tüm bu nedenlerle toplumun temel direği olan ailenin ilk adımıdır evlilik. Öyle tesadüflere bırakılacak bir kurum değildir; aşkla, sevgiyle, bilinçle atılmalıdır bu temeller.

İlk önce kişilik özelliklerinizi, evlilikten beklentilerinizi , eşinizden ne isteyip istemediğinizi fark etmeli ve kendinizi iyi tanımalısınız. Daha sonra karşınızdaki kişiyi tanımak için adım atmalısınız. Birbirinizi tanımak için en az 6 aylık bir süreye ihtiyacınız olacaktır.

Eş Seçerken Şunları Kendinize Sorun!

Kendimi evlenmeye hazır hissediyor muyum?
Evliliğin getirdiği sorumlukları üstlenmeye hazır mıyım?
Aşkla, severek ve isteyerek mi evleniyorum yoksa sırf ailemden veya yaşadığım sorunlardan kaçmak için sığınacak bir liman olarak mı görüyorum?
Ona karşı sevgi ve saygı besliyor muyum?
Fiziksel ve cinsel yeterince çekici buluyor muyum?
Fikirlerine saygı duyuyor muyum?
Onu “ben “ olmaya zorlamadan, boğmadan kendisi olma özgürlüğünü tanıyabilecek miyim ?
Duygu ve düşüncelerimi ona açık ve net bir şekilde ifade edebiliyor muyum?
Evliliğimizde oluşabilecek problemlerle başa çıkabileceğime inanıyor muyum?
Ailesi ve geçmişi hakkında yeterince bilgim var mı?
Aile yapımızın, örf ve adetlerimizin, dini inançlarımızın olası farklılıklarını biliyor muyum? Bu farklılıkların doğurabileceği problemlere ve çözümlerine hazır mıyım?
Yetiştireceğim evladıma anne babalık ya­pabilme potansiyeline sahip miyim?

Bu soruların en az yarısına “evet” dediyseniz evlenme­ye hazır olduğunuzu düşünebilirsiniz.

Aşk Her Şeyi Halleder mi?
Evlendikten sonra eş seçiminden dolayı pişmanlık duyan bireylerin genellikle;

• Acele ve ani evlilik kararı almaları
• Evlenememe korkusuyla fazla düşünmeden hareket etmeleri
• Birbirini yeterince tanımadan evlenmeleri
• Evliliğin sorumluluklarını taşıyabilecek kadar olgun olmamaları
•Evlenmeden önce eşlerinde var olan problemleri görmezden gelmeleri
• Eşlerinde veya ilişkilerinde var olan prob­lemleri “ nasıl olsa ben düzeltirim” diyerek evlilik sonrasına ertelemeleri
• Eşlerden birinin risk taşıyan bazı davranışlar (zararlı madde kullanımı, şiddet eğilimi vb.) içinde bulunması
• Eşlerden birinin ruh sağlığının bozuk olması
• Eşin ailesiyle anlaşamamaları
• Aşkın her türlü problemi halletmeye yeterli olduğuna inandıkları görülmüştür.

Ayrılık psikolojisinin etkileri

Biten ilişki sonrasında sevilen kişiden ayrılmak, kaybı da beraberinde getirir. Bu kayıp hissedilen duygular ve duyguların açığa çıkarttığı düşünce içerikleri açısından ölüm kaybı ile benzerlik taşımaktadır. Ayrılık durumunda ortaya çıkan kayıp, sadece değer verilen kişinin artık olmayacağı düşüncesini oluşturmaz. Bunun yanında tatmin edilen duyguların varlığını kaybetmesi, verilen emeğin boşa çıktığı düşüncesi, birlikte yapılan aktivitelerin gerçekleşemeyeceğine yönelik inançlar, paylaşımların artık olamayacağı düşüncesi, alışkanlıkların yok olması ve var olan düzenin değişmesi kişilerde depresif dönemlerin oluşmasına yol açabilir. Evlilik, eş çatışmaları ve ayrılık çoğunlukla depresyon nedeni veya bir sonucudur. Depresyon nedeniyle tedaviye başvuran kişilerin %50’sinde bu çatışma görülmektedir.

Sosyal medya kullanımı artabilir

Ayrılığın oluşturacağı depresif duygu durumları suçluluk veya değersizlik duyguları ile karakterizedir. Kendisini ilişkinin bitmesiyle birlikte suçlamaya başlayan ve bu şekilde kendini rahatlatmaya çalışan kişi, kendisini değersizleştirebilir. Bununla ilişkili olarak özgüven ve benlik saygısında azalma ortaya çıkabilir. Daha önce tatmin olduğu ve zevk aldığı aktivitelerde azalma görülebilir. Yorgunluk ve enerji kaybı ile birlikte konsantre olamama ve yapılması gereken veya zevk veren aktiviteleri yerine getirememe ve en önemlisi aktivitelere yönelik isteksizlik durumu ortaya çıkabilir. Ayrılık sürecinde kişi, partnerinin boşluğunu doldurmak için yeni bir ilişki ve/veya yeni sosyal çevre oluşturma arayışına girebilir. Sosyal medya kullanımında artış, kafa dağıtmak için anlık mutluluklar arayarak daha riskli adımlar atmak sürecin ilk tepkileri olarak ortaya çıkabilir.

Oluşan depresif durum fiziksel etki de yaratabilir. Depresif duygulanımlardan kaçmak adına kendisini uykuya verebilir veya bu düşünceler o kadar rahatsız edicidir ki uykuya dalmada güçlük ya da uykuda bölünmeler ortaya çıkabilir. Yeme durumunun düzensiz bir hal almasına bağlı olarak kilo alımı veya kilo kaybı görülebilir.

Ölümlerin ardından kendine dönük nefret oluşabilir

Yalnız kalma kapasitesi düşük olan bireylerde, ayrılık sürecinde müdahale gerektiren en önemli sorun, ‘nesne yoksa ben de ölebilirim’ düşüncesinin ortaya çıkabiliyor oluşudur. Bu kişilerde ayrışabileceği veya kendi başına varlığını sürdürebileceğine yönelik tasarım bulunmamaktadır. Giden kişiye duyulan nefret bu noktada kişinin kendisine dönebilir. Benlik ölü nesne ile iç içe geçebilir. Bu ölü nesne kaybı, terkedilme ve yok olma endişesini beraberinde getirir. Nefret kendine döner ve kendine yönelik yıkıcı davranışlar (kendine zarar verme ve intihar) depresif dönemde ortaya çıkabilir.

İlişkinin olumsuz yönlerini hatırlatacak bir liste yardımcı olur

Ayrılık gerçekleştikten sonraki sürecin oryantasyonu önem taşımaktadır. Ayrılıktan hemen sonra boşluğu doldurmak yerine ayrılığı duygusal ve mantıksal olarak kabul etmek ve en önemlisi kayıp acısının yaşanmasına izin vermesi, dönemin sağlıklı bir şekilde atlatılmasında rol oynamaktadır. Kişilerin ilişki sonrasında sadece ilişkinin olumlu yönlerini göz önünde bulundurması beklendik bir tepkidir. Bu nedenle ayrılık sonrasında ilişki ve partnerin negatif ve pozitif yönlerinin kapsamlı şekilde düşünülmesi hatta listelenerek yazılması, alınmış karardan emin olunmasına, sürecin kabullenilmesine ve acının yaşanmasına yardımcı olacaktır. Ayrıca ayrılık sonrasında kişinin kendisini, isteklerini ve bundan sonraki ilişkisinde önceliklerini sorgulaması, nasıl bir ilişki istemediğinin farkına varmasına ve sonraki ilişkilerinin daha tatmin edici olmasına olanak tanıyacaktır. Kişinin duygu ve düşüncelerini paylaşması ve kendini açması bu sayede sosyal destek alması ve en önemlisi içinden çıkılmayan durumlara yönelik psikolojik desteğe başvurması sürecin sağlıklı bir şekilde atlatılmasına imkan sağlayacaktır.

Eski sevgiliyi unutmanın yöntemleri

Ayrılıklar hayatınızda yaşadığınız en zor dönemlerden biri olabilir. Ama hayat durmuş olmuyor. Sakin bir şekilde bu ayrılık dönemini atlatabilirsiniz.

Ayrılığın ardından kadınlar umutlarını kaybetmiş hissedebilirler. Erkeklere göre daha duygusal olan kadınlar bu ayrılık dönemini kolay atlatabilirler. İşte ayrılığı kolay atlatmanın yöntemleri;

Ayrılığın ardından en yakın arkadaşınıza içinizi dökün. Konuşmak anlatmak size rahatlatacaktır. En yakın arkadaşlar size saatlerce dinleyebilirler. Bu nedenle kendinizi rahatlamış hissedene kadar konuşun.

Spor yapmak stress atmak için birebirdir. Ayrılık acısını hafifletmek isterken fit bir vücuda sahip olmak hoşunuza gidecektir ve kendinize olan güveninizi arttıracaktır.

Ayrılığın ardından eski sevgilinizi düşünerek vakit geçirmeyin. Yeni birileriyle tanışın. Bunun için fırsatlar yaratın. Kafanızı dağıtmak için iyi bir yöntem olacaktır.

En yakın arkadaşlarınızla tatile çıkın. İlişkiniz varken belkide arkadaşlarınızla hayalini kurduğunuz tatil planlarınız vardı. Bu planları gerçekleştirmek için iyi bir fırsat.

Gece gündüz aklınız da eski sevgiliniz varsa eğer ilişkiniz boyunca nelerden mutsuz olduğunuza dair bir liste çıkartın ve bunları hake dip etmediğinizi kendinize sorun.

Ayrılığın ardından ilk yapmanız gereken işlem anıları ortadan kaldırmak olacaktır. Eski fotoğraflara bakmak size daha çok yaralayabilir. Bu nedenle eski sevgilinizi hatırlatacak ne varsa ortadan kaldırın.

Yeni bir sayfa açtınız hayatınız da dış görünüşünüzü değiştirmek ruh halinize iyi gelecektir. Alış veriş stress atmak için en iyi yöntemlerden biridir. Böylelikle kafanız da dağılacak.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Aldatıldıysanız Ne Yapmalısınız?

Aldatmak konusunda iki ayrı pencereden bakmak en doğrusudur. Çünkü kadınların ve erkeklerin aldatma biçimleri, nedenleri birbirlerinden oldukça farklıdır. Her iki cinste çeşitli savunmalar hazırlar. Yapılan araştırmalarla çeşitli durumlar ve oranlar belirlenmiştir. Aldatılan tarafta ise tam bir yıkım söz konusudur. Üzgünlük olmasa bile hayal kırıklığı, güven sarsıntısı gibi nedenler kişilerin hayatlarına dönmelerini zorlaştırır.

Aldatılmamak Kader midir?

Kimi zaman kader olduğu da söylenebilir. Çünkü siz elinizden gelenin en iyisini yapsanız da bu duruma maruz kalabilirsiniz. Unutmayın, dünya güzeli ünlü isimler bile aldatılabiliyor. Yani durumun sizin fiziksel özelliklerinizle ilgili olduğu konusunda takıntı yapıp kendinizi üzmenize gerek yoktur. Ancak elbette aldatma teşvik eden unsurlar da vardır. Çiftler aldatılmamak için elinden geleni, bireylerde aldatmamak için elinden geleni yapmalıdır ama bazı kişilerde bu hastalıklı bir hal almıştır ve aldatma konusunda kendilerini engelleyemezler. Aldatılmış olmak sizin aptal ve çirkin olduğunuzu belirlememelidir. Ancak aldatan kişinin kendine güveni olmayan, kendince sorunları olduğu söylenebilir. Çiftler arasında intikam hissi de aldatmalara neden olabilir. Gereksiz inatlaşmalar ve intikam sürecine girmeden ilişkinin sonlandırılması en doğrusudur. İlişki sağlıksız yürüyeceğindense bitmesi daha doğrudur.

Aldatılmamak için Ne Yapmak Gerekir?

• Aldatılmamak için erkeklerin ve kadınların yapmaları gereken çeşitli durumlar söz konusudur. Çünkü her iki cinsin aldatma nedenleri birbirlerinden farklı olabilir. Aldatılmaktan kimi zamanlarda kaçınamayabilirsiniz ama elinizden gelenin en iyisini yapmaya özen göstermelisiniz. Kadınların ve erkeklerin aldatılmamak için dikkat etmesi gereken hususlar:

• Her iki cins içinde geçerli olan bakımlı olmaktır. Bakımlı olmak kadınlara has bir durum değildir. Özellikle de günümüzde erkeklerin bakımlı olanlarını sıklıkla görüyoruz. Bakımınızı yaparken, hijyen konusuna dikkat etmeli ve bunun yanında da görsel güzelliğe önem vermelisiniz. Partnerinizin sizi dağınık, pasaklı ve düzgün giyinmiş kuşanmış görmemesi, uzaklaşmalara neden olabilir.

• Karşılıklı güven ilişkilerde çok önemlidir. Güven duymadığınız partnerinize bunu sürekli dile getirerek huzursuzluk verirseniz; neticeleri kötü olabilir. Sürekli güven duyulmadığını teskin eden cümleler, iğnelemeler partnerinizi sizden uzaklaştırabilir. Güveni başka kişilerde arayabilir.

• Aldatmak erkekler için doyumsuzluktan ibaretken, kadınlar için ilgisizlikten kaynaklanabilir. Erkeklerin geneli, yapıları gereği hiçbir zaman elindekilerle yetinmeyi bilmeyen bir yapıya sahiptir. Aldatmaya bu nedenle yönelebilirler. Kadınlarda ise en genel problem tatminsizlik, her bakımdan partnerini yeterli görememe gibi durumlar aldatmayı tetikler. Bu nedenle partnerlerinizi istediklerini vereceğiniz konusunda temin etmelisiniz. Ancak bunu yaparken kendinizi hiçe saymamalı ve kendinizden fedakârlık etmemelisiniz. Dengeyi kurmak çok önemli.

Aldatıldıysanız Ne Yapmalısınız?

Tüm önlemlerinize rağmen karşınızdaki kişi sizi anlamadı ve kıymetini bilmedi, neticede de aldatıldınız. Bu durum dünyanın sonu değildir elbette. Bu durumu hemen atlatıp normal yaşantınıza dönmelisiniz. Hiç bir şey kaybetmiş değilsiniz. Dışarıda sizi her şeye rağmen güzel olan ve akışına devam eden bir hayat bekliyor. Bu süreci arkadaşlarınızla vakit geçirerek, işinize, derslerinize yönelerek atlatabilirsiniz. Uzunca bir süre hüzünlü müziklerden ve filmlerden uzak durup, gülmek için kendinize izin verin. Olay neticesinde güven sorunu yaşamanız çok olasıdır ama unutmamalısınız ki aldatılırken sorun sizde değil ve herkes aynı değildir. Tekrar güvenebilir ve yeni bir ilişkiye başlayabilirsiniz. Belki, kafanızı dağıtmak için çeşitli kurslara başlamak etkili olabilir.

Aldatma Konulu Araştırmalar

Araştırmalara göre erkekler, bilindiği gibi seks nedeniyle aldatmıyor. Aksine duygusal tatminsizlik erkeklerin %48’inin aldatma nedeni olarak tespit edilmiştir. Cinsellik için aldatan erkeklerin sayısı ise %8 ile sınırlı kalmış. İlginç olanı aldatan kişiler, aldatırken suçluluk hissediyorlarmış ve bu oran da %66 civarında. Aldatanların %6’sı buluşmanın ilk günü seks yapmış. Günümüzde ilişkiler oldukça tuhaf hal aldıkları için bu oranlar, gün be gün değişebilmektedir.

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

 

Nişanlılık Dönemi Aileler Arası Çatışmaya Dönerse

Nişanlılık, evlilik yolunda atılmış bir adımdır ve çoğu çift o aşamaya gelene kadar birçok zorluk çeker. Tam tüm zorluklar aşıldı derken, o yüzüklerin takılmasıyla çok farklı bir atmosfer oluşur. Anında kız tarafı, erkek tarafı muhabbeti başlar ve sonrası tam bir karmaşadır. Her kafadan bir ses çıkar; kız tarafı bunu yapacak, erkek tarafı şunu alacak…

Pazarlık yapılır tarzdaki konuşmaların ardı arkası kesilmez. Ve ne gariptir ki, bu arada evlenecek olan gençlere ne istedikleri, ne düşündükleri sorulmaz. Büyükleri onlar için en iyisini düşünüp, en doğru kararı verirler. Gençlere susmak ve alınan kararları kabullenmek düşer. İki taraf arasındaki anlaşmazlıklar, gençleri çok üzer ve yıpratır. Bazen olaylardan etkilenip, kendi aralarında gereksiz tartışmalar yaşarlar. Bu tür durumlarda, ne yazık ki gençlerin en mutlu olması gereken günler, en sorunlu dönemleri haline gelir.

Elbette ki hiçbir aile evladının mutsuz olmasını istemez, amaç gençlere yardımcı olmaktır. Burada niyet iyi olmasına rağmen uygulama yanlıştır. Aileler gençlere fikir verebilir, yol gösterebilir fakat onların adına karar vermemeleri gerekir. Gelecekteki yuva iki kişi arasında kurulacağı için, kendileri hakkında karar verme sorumluluğu da onlarda olmalıdır.

Nişanlılık devresinde aileler her şeye müdahale ederse, bu evlilik sırasında da devam eder. Bu şekilde sağlıklı bir evlilik temeli atılamaz. Aileler bilmelidir ki; evlatları yuva kurmayı istediğine göre bu sorumluluğu da alabilir. İki aile birbiriyle çatışmaya girmek yerine, gençlere gerçek anlamda büyüklük gösterip destek olmalıdır.

Aşırı kıskançlık, ilişkiyi şiddet sınırlarına götürebiliyor!

Günlük sıradan sosyal ilişkilerimizde sorunlar yaşayabileceğimiz gibi duygusal ilişkiler kurduğumuz eşimizle de sorunlar yaşayabiliyoruz. Kimi zaman bu sorunları sağlıklı bir şekilde çözmek ilişkiyi daha da güçlendirirken, kimi zaman ise yıkıcı sonuçlar doğurabiliyor, hatta şiddetle bile sonuçlanabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün istatistiklerine göre dünya genelinde kadınların yüzde 30’u eşleri tarafından fiziksel ya da cinsel şiddet görüyorlar. Ayrıca düşük sosyoekonomik seviyede, şiddet davranışıyla daha sık karşılaşıyoruz.

Şiddetin ortaya çıkmasında birçok etmen söz konusu olmakla birlikte, psikoloji ve medya gibi birçok faktör şiddet uygulayan kişinin durumunu açıklamaya çalışıyor. Karmaşık bir şekilde karşımıza çıkan bu etmenler konu hakkında bilgi edinmemizi sağlıyor. Bunlardan en somut şekilde karşımıza çıkanı ise “psikoloji” başlığı altındaki “kıskançlık” kavramı.

Aşırı kıskançlık ve tedavisi

İkili ilişkilerde yıkıcı sonuçlara yol açan durumlardan biri olan kıskançlık, kimi zaman farkına varmadan ilişkiyi şiddet sınırlarına götürebiliyor. Kimi zaman ise dozunda kıskançlık ilişkinin ihtiyacı haline gelebiliyor, hatta ilişkiyi daha güçlü bir hale getirebiliyor. Günümüzün ilişkilerinde özgürlük ön planda olması sebebiyle kişilerin bir miktar kıskançlık sergilemesi o kişinin diğerlerinden ayrışmasına sağlayabiliyor. Bu dengenin sağlanması kültürden kültüre oldukça değişkenlik gösterebilirken, uç noktalarının ölümcül sonuçlara sebep olduğunu kadın cinayetlerinden görebiliyoruz.

Bu uç noktadaki kıskançlık durumuna ise patolojik kıskançlık(Otello sendromu) diyoruz. Bu noktada normal kıskançlık ile patolojik kıskançlık kimi zaman benzeşmekle birlikte, patolojik kıskançlık daha belirgin özelliklerle karşımıza çıkıyor.

Kişi bir kişiye tamamıyla sahip olma arzusu içinde oluyor ve kişinin karşısındaki insanı tehdit olarak algılaması kıskançlığın tetiklenmesine sebep olabiliyor. Kişinin önemsediği ilişkisinin tehdit altında olduğunu abartılı şekilde algılaması sonucunda kıskançlık, patolojik boyutlara ulaşabiliyor. Kıskançlık bu noktada duygular karmaşasına dönüşüyor.

Ayrıca patolojik kıskançlık kişinin kendine olan güvensizliği ve kendini yetersiz hissetmesi durumlarında daha fazla ortaya çıkıyor. Yetersizliğini ilişkiye yansıtan birey karşı tarafın psikolojisini ve ilişkinin gidişatını olumsuz etkiliyor.

Patolojik kıskançlık kültürümüzde sonuçları ortaya çıkana kadar normal algılansa da hissedildiği bir anda tedaviye başlanması gerekir. Çünkü kişinin ve çevresindekilerin günlük işlevlerini oldukça bozar. Bu noktada psikolog desteği almak bu sürecin en önemli parçasıdır.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Aynı İşte Çalışan Çiftlere Mutluluk Önerileri

Eşinizin aynı zamanda iş ortağınız olduğunu düşünün. Bu tip bir işbirliğinin avantajları kadar dezavantajları olduğunu da biliyoruz. Bu sürekli bir arada olma durumuyla baş etme yöntemleri elbette var. Rol çatışması yaşamamak için neler yapmanız gerektiğini bir araya topladık.

Birbirinizi ne kadar severseniz sevin, hem ev hem de ofisteki işleri birlikte yürütmek her zaman kolay olmayabilir. Kabus gibi bir iş günü geçirdikten sonra eve gittiğinizde yaşadığınız sıkıntıları ofiste bırakabilmeniz çok önemli. Evlilik de ciddi bir ortaklık gerektiriyor. Tavsiyelerimizi uygulayarak hayatın her alanında birlikte olmanın aslında hiç de fena olmadığını göreceksiniz.

İşlerinizi Yatağa Taşımayın

Günün sonunda en rahatladığınız an şüphesiz ki başınızı yastığa koyduğunuz anlardır. İster istemez uyumadan önce ertesi gün yapmanız gereken işleri kafanızdan geçirir, projelerin son teslim tarihleriyle ilgili endişeler yaşayabilirsiniz. Yanınızda yatan kişinin iş ortağınız dışında eşiniz olduğunu ve onun da zaten sürekli buna kafa yorduğunu unutmayın. İş konuşmak yerine, sohbet edin, eğlenceli konulardan bahsedin, birbirinizle yakınlaşın.

Profesyonel Davranın

Ofiste sürekli olarak size sorular soran ya da işle ilgili problemler çıkaran çalışma arkadaşlarınız olabilir. Daha da kötüsü onlardan birinin kocanız olması. Arkadaşlarınıza nezaket gereği sabır göstermek zorunda olabilirsiniz ama söz konusu eşiniz olduğunda tüm nezaket kuralları uçar gider. Böyle bir durumda profesyonelliğinizi devreye sokmanız ve karşınızdakinin, o an iş yaptığınız kişi olduğunu hatırlamanız şart. Aksi halde iş verimi de düşecektir. Ofis saatlerinde resmiyeti korumaya özen gösterin.

Evde Morali Yükselten Siz Olun

Ofiste kötü bir gün geçirdiğinizde eve gidip surat asmanın ve gerginlik yaratmanın kimseye bir faydası olmaz. Bu noktada iş size düşüyor. İpleri elinize almalısınız. Unutmayın sizin gün içinde yaşadığınız sıkıntıları o da yaşadı. Eve geldiğinizde moralsiz davranırsanız bu, eşinizi daha da büyük karamsarlığın içine itecek ve işle ilgili endişelerini de artıracaktır. Bu nedenle pozitif tavrınızdan ödün vermeyin.

İşe Giderken Şık Olun

Öncesinde kıyafetlerinize nasıl özeniyor, işe daima şık gitmeye, ona güzel görünmeye çalışıyorsanız bu tutumunuza evlendikten sonra da devam edin. Sizi tüm gün karşısında göz alıcı bir şekilde görmek ona motivasyon verecektir. Sabah ondan yarım saat önce uyanın ve özenle hazırlanın. Size olan sevgisi ve bağlılığı artacaktır.

İş Bölümü Yapın

Mutlaka ikinizin de ayrı ayrı uzmanlık alanları vardır. İşlerinizi de buna göre organize etmeli ve yönetmelisiniz. Böylece birbirinizi tamamlayarak başarıyı yakalamanın formülünü bulabilirsiniz. Biriniz ofis içi yazışmaları ve iş bağlantılarını denetlerken, diğeriniz müşterilerle görüşerek doğru stratejileri oluşturabilir. Aynı iş bölümünü evde sürdürmeyi de ihmal etmeyin.

Birbirinizin Menajeri Olun

Arkadaşlarınızla bir yemeğe çıktığınızda eşinizin iş hayatında ne kadar başarılı olduğundan ve doğru kararlar vererek şirketinizi büyümeye götürdüğünden bahsedebilirsiniz. Birbirinizle daima övünün! Eşinizin gururunu okşamanız sizin daha iyi bir takım olmanızı sağlayacak. Alacağınız kararlarda önce ona danışın, iş tecrübesine güvenin.

Büyük Düşünün!

Hayatın her anında birbirinizin arkadaşı olduğunuza göre hayalleriniz de aynı doğrultuda olacaktır. Risk almaktan ve büyük hayaller kurmaktan korkmayın. Birlikte tüm zorlukların üstesinden gelebileceğinizi bilin. Böylece hem başarılı bir anne-baba hem de iş ortağı olabilirsiniz. Gücünüzü birleştirin.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Eski sevgilinizi unutturacak beş yöntem

ESKİ SEVGİLİNİZİ UNUTTURACAK BEŞ YÖNTEM

1. Sevgiliniz varken ihmal ettiğiniz arkadaşlarınızla görüşün. Bu sizin kafanızı dağıtmanızı sağlayacak. Ailenize daha çok vakit ayırın. Emin olun onlar sizin iyiliğinizi isteyen yegane insanlardır.

2. Biten İlişkide mantıki çıkarımlar yapın çünkü şuan daha tarafsız düşünüyorsunuzdur.

3. Kendinize bir tatil ayarlayın. Hafta sonu kaçamağı size iyi gelecektir.

4. Zaman bulup yapamadığınız işleri yapın. Hobiler edinin yeni şeyler öğrenin etkinliklere katılın.

5. Hala atlatamıyorsanız ve bu sizin günlük hayatınızı etkiliyorsa psikolojik destek alın.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.