Denver II Çocuk Gelişim Tarama Testi

Küçük çocuklarda varolan gelişimsel sorunları tespit etmek amacıyla geliştirilmiş bir ölçme aracıdır. Çocuğun yaşına uygun birtakım becerilerini değerlendirmek, gelişimsel olarak şüpheli durumları objektif olarak ölçmek ve risk altındaki çocukları izleyebilmek için 116 madde ve 4 alt bölümden oluşan bir ölçektir.

Zeka testi değil, gelişim testidir.

0-6 yaş arasındaki çocuklara uygulanan bir testtir. Çocuğun yaşının küçük olduğu durumlarda anne,baba ve çocukla birlikte uygulama yapılmaktadır.

Anne babadan çocukla ilgili bazı bilgiler alınır ve uygulamaya geçilir. Test formunda yer alan maddelerden anneye yöneltilmesi gereken sorular anneye yöneltilir ve çocuğun yapması beklenen maddeler ise çocuğa yöneltilir. Testin verilişinde standart yönergeye uyulması gerekmektedir.

Denver II sağlıklı görünümdeki çocuklarda olası gelişimsel sorunları saptamak amacı ile kullanılır. Üç temel alanda değerlidir:

a) Sağlıklı gözüken çocukları olası sorunları yönünden taraması,

b) Gelişimsel gerilik olduğundan kuşkulanılan işlevleri nesnel şekilde saptama olanağı vermesi,

c) Riskli bebekleri (örneğin doğum öncesi sorunlar, düşük doğum ağırlıklı ya da erken doğmuş, çoğul gebelikler, ailede gelişimsel sorunu olanlar, yardımcı üreme teknikleri ile doğan bebekler v.b.) izlemede kullanılabilmesi.

Kapsadığı kişisel-sosyal, ince motor, dil ve kaba motor alanlarda çocuğun kendi yaş grubundaki diğer çocuklarla karşılaştırılarak hangi yüzdelik diliminde olduğunu göstermesi açısından diğer birçok gelişimsel tarama testine göre daha kolay uygulanma özelliği taşımaktadır.

Çocuk Gelişim Testi Nasıl Yapılır?

İster sağlıklı olsun isterse gelişim sorunu olsun, çocukları gelişimsel olarak izlemlemek ve değerlendirmek önemlidir. Anne babaların gözünden kaçan detaylar, bazen gelişimsel olarak önemli olabiliyor. Çocuğun gelişimsel olarak yaşıtlarından geride ya da ileride olma durumunda, çocuk kadar anne babanın da yönlendirilmesi ve onlara doğru rehberlik yapılması gerekmektedir.

Bu amaçla uygulanan gelişim testleri bulunmaktadır. Bir çocuğa gelişim testi uygulamak için, gelişimsel olarak risk altında olma zorunluluğu yoktur. Genel gelişim durumunu takip etmek, kazanmış olduğu bilgi ve beceri düzeyini belirlemek adına da gelişim testi yapılabilir.

Ancak gelişim testi ile zeka testi birbirine karıştırılmamalıdır. Gelişim testi doğum sonrasında ve onu izleyen süreçlerde uygulanabilir, ancak zeka testinin yapılabilmesi için çocuğun 6 yaşını doldurmuş olması gerekmektedir.

Gelişim testinde çocuklar 5 ana gelişim alanında değerlendirilir.

  1. Zihinsel gelişim
  2. Sosyal- duygusal gelişim
  3. Motor gelişim
  4. Dil gelişimi
  5. Özbakım gelişimi

Özbakım gelişimi ile ilgili maddeler çocuğun anne ya da babasına sorularak doldurulmaya çalışılır, ancak diğer gelişim alanlarında çocukla birebir uygulama yapılır.

Bu uygulama sırasında önce çocuğun takvim yaşı gün/ay/yıl olarak hesaplanır ve bu aralıkta ondan beklenen becerileri yapıp yapamadığı test edilir.

Uygulama sırasında testi yapan kişi çocuğa tardım etmez, onu yönlendirmez. Sadece soruları sorar ya da yönergeleri vererek çocuğun bu yönergeler uygun davranıp davranmadığını gözlemler.

Gelişim testi sonucunda eğer çocukta bir ya da birkaç gelişim alanında yaşıtlarında geride olma durumu tespit edilirse, detaylı bir gelişim taraması için farklı alanlara da yönlendirilebilir.

Örneğin, tüm gelişim alanlarında yaşıtlarının düzeyinde fakat dil gelişim alanında geride çıkan bir çocuk, dil gelişimine yönelik çalışmalar planlanır.

Gelişim testi 6 ayda bir tekrarlanabilir. Test sonucuna göre çocuk gelişim takibine alınmışsa, her ay test tekrarlanmaz ama her ay kontrol sırasında hangi becerileri kazandığı, gelişim hızı takip edilir. Gerekli görülürse aileye ev destek programı hazırlanır ve Ebeveyn danışmanlık hizmeti sağlanır.

Çalışan Annelerin Çocuk Psikolojisinde Dikkat Etmesi Gereken Konular

Hayat şartlarının zorlaşmasıyla birlikte artık erkekler kadar kadınlarında iş hayatında olması gerekmekte. Yaşam standartlarını yükseltmek ve çocukları için daha iyi bir gelecek hazırlamak isteyen ailelerde bu durum ön plandadır. Hem kadınların çalışma hayatında olmak istemeleri hem de yaşam koşulları en çok çocukları etkilemekte. Çocuklar doğdukları andan itibaren annelerine muhtaçtırlar. Bu hem fiziksel hem de psikolojik olarak annelerinin çocuklarının yanında olması gerekmektedir. Ancak çalışma şartları anneler için bu süreyi çok kısa tutmaktadır. Anneler bu nedenle işe döndükleri andan itibaren suçluluk psikolojisi ile başa çıkmak zorunda kalırlar. Hayat şartları diyor ve çalışan anne olarak çocuğunuzla aranızdaki iletişimi sağlamlaştırmak için yapmanız gerekenleri sizinle paylaşmak istiyoruz.

Çalışan Annelerin Dikkat Etmesi Gereken Konular

Çocuğunuzla beraber geçirilen zamanın kaliteli olması

Çocuğunuzla geçirilen vaktin uzunluğundan çok, birlikte geçirilen vaktin kalitesi önemlidir. Çocuğunuzun isteklerine cevap verebileceğiniz, onunla beraber oyunlar oynayacağınız ve onun rol modeli olarak bu sürede elinizden geldiğince bilinçli davranmanız çocuğunuz için çok önemlidir. Çocuğunuzla geçirdiğiniz kaliteli zaman, onun yanında olamadığınız için hissedeceğiniz suçluluk duygusunu da azaltacaktır.

Çocuğunuza pahalı hediye almayın

Çocuğunuzun yanında çalıştığınız için çok fazla olamayabilirsiniz ancak çocuğunuza göstereceğiniz sevgiyi veya kaybettiğiniz zamanı ona pahalı hediyeler alarak telafi etmeye çalışmayın. Bu tutumunuz hem çocuğunuzun sevgisiz büyümesine hem de doyumsuz bir çocuk olmasına neden olacaktır. Bir süre sonra aldığınız şeylerden de memnun olmayacağına emin olabilirsiniz.

Çocuğa bakacak kişinin önemi

Çalışan annelerin en büyük sorunlarından biri olan “çocuğuma kim bakacak” sorusu ile kendi kendinizi yiyor olabilirsiniz. Anne ile çocuk arasında oluşması gereken ilk bağlar için çocuğun ilk birkaç ay annenin çocuğunun yanında olması gerekmektedir. Çocuğunu emzirmesi ve arasında fiziksel temas olması gerekmektedir. Çocuğa kimin bakacağı konusunda ise öncelik aile bireylerinde olmalıdır. Bu konuda akla gelen ilk isimler anneanne ve babaanne olmaktadır. Bu konuda önemli olan şeylerden biri çocuğun 3 yaşına kadar bakıcısının değiştirilmemesidir. Çocuğun güven duygusunun oluşması için ilk 1-1,5 yıl kendi evinde bakılması gerekmektedir. Bu konular çocuğa bakacak kişiler konusunda en önemli noktalardır.

Suçluluk duygusu

Annelerin çocuklarının yanında olamadıkları için suçluluk duygusuna kapılmaları çok normaldir. Çünkü anne olarak çocuğunun yanında yeterince olamamak ve onun bakımına çok katkısı olmak anneyi yetersiz hissettirecektir. Suçluluk duygusunu bastırmaya çalışan anne çocuğu için sürekli hediye almaya çalışacak ve bir süre sonra bu durum çocuk ve anne arasında rutine dönüşecektir.

Her şeyin mükemmel olması inancı

Öncelikle çalıştığınız için suçluluk duygusu hissetmekten vazgeçmelisiniz. Kadınlar evde çocuklarıyla ilgilenerek çocuklarının gelişimine daha çok katkısı olacağını düşünselerde bu doğru bir düşünce değildir. Çocuklarla geçirilen vaktin uzunluğundan çok kalitesi önemlidir. Siz çocuğunuzla yeterince ilgileniyorsanız, sizin çalışıyor olmanızla birlikte çocuğunuzun daha sorumluluk sahibi ve kendi ayakları üzerinde yer aldığını göreceksiniz.

Çocukluk Döneminde Karşılaşılan Psikolojik Sorunlar

Dikat Eksikliği / Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
DEHB’nin dikkat eksikliği ve hiperaktivite yönlerinin farklı çocuklarda farklı ağırlıklarda görülmesine bağlı olarak bozukluğun alt tipleri tanımlanmıştır. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite (DEHB) çoğu kez öğrenme güçlüğü ile birlikte seyreder. DEHB olan çocuklarda görülebilecek çeşitli öğrenme bozuklukları arasında okuma bozukluğu ve dille ilgili yetersizlikler en sık görülenlerdir.
a) Dikkat Eksikliği yapılan ince, sıkıcı ve uzun işlere dikkati ve çabayı yoğunlaştırmakta zorlanma anlamındadır. Dikkat eksikliği olan çocuklar, odaklanmada, yaptıkları işleri tamamlamada zorluk çekerler; bir işi yarıda bırakarak başka işe geçerler; daha yavaştırlar ve sıkıcı bir işle uğraşırlarken daha çok hata yaparlar. Talimatları kavrayıp ödevlerini yerine getiremez. Önceliklerini belirleyip organize olamaz; ince ve ayrıntılı zihinsel / bedensel çaba gerektiren işlerden kaçınır. Sık sık eşyalarını unutup, kaybeder; yapacaklarını unutur; hemen dağılır ve kendisiyle doğrudan konuşulduğunda bile dinlemiyormuş gibi görünür.

b) Hiperaktivite ve dürtüsellik ise uygunsuz tepkileri kontrol etmede ve durumun gereklerine göre aktivite düzeyini düşürmekte zorlanma anlamına gelir. Hiperaktivitesi olan çocuklar yerinde duramazlar; el ve ayakları sürekli hareket halindedir; hareket halindeyken durmakta zorlanırlar; daha fazla konuşup sık sık söz keserler; anlık dürtülerini kontrol etmekte, beklemekte ve kurallara göre hareket etmekte zorlanır ve sonuçlarını düşünmeden kendilerini sık sık tehlikeli durumlara sokarlar.

 

Karşı Gelme Davranış Bozukluğu
Karşı gelmede uyumsuzluk öne çıkan bir özelliktir. Karşı Gelme Davranış Bozukluğu gösteren çocuklar otorite figürlerine yönelik düşmanca, olumsuz ve karşıt bir tavır sergilerler. Küçük çocuklar için bu durum daha çok ebeveynlerine yönelikken daha büyük çocuklarda ebeveynlerine, öğretmenlerine ve diğer yetişkinlere yöneliktir.

 

Yeme Sorunları

a) Kolit: Erken bebeklik döneminde emzirmeye dayalı yaşanan bir problemdir. Emzirme sonrası başlayan ve 3 saat kadar sürebilen dindirilemez bir ağlama ile birlikte yüzün acı ile buruşturulması, gergin bir karın ve bacakların gerilerek uzatıldığı görülür. Kolikin neden olduğu bilinmiyor ancak bazı vakalarda süte karşı alerjik bir tepki olduğu düşünülür. Tıbbi sorunların bulunmadığı durumlarda bu tanı konurken belirgin bir çözüm getirilememektedir. Kolik yaklaşık 13-16 hafta kadar devam ettikten sonra kendiliğinden geçmektedir.

b) Pika: Besin değeri olmayan yenmeyecek nesnelerin en az 1 ay boyunca tekrarlı yenmesi durumudur. Pika çocuğun gelişimsel döneminde nesneleri tanımak için ağza alması ve çiğnemesi durumundan farklı olup yutmalı yeme davranışını içerir. Pika özellikle 18 aydan sonra devam etmesi durumunda bir problem olarak görülür.

c) Geviş getirme: Tıbbi bir nedene bağlı olmaksızın yiyeceğin istemli ve tekrarlı şekilde ağza geri getirilmesidir. Geviş getirme neredeyse tüm bebeklerde 6 ay civarında belirir ve kendiliğinden kaybolur. Bu durum 1 ay ya da daha fazla sürerse bir problem olarak görülür.

d) Yetersiz büyüme ve kilo alamama: Bilinen tıbbi bir nedene bağlı olmaksızın bebeğin büyüme ve kilo alımında yetersizlik ve ortalamanın belirgin şekilde altında olduğunda belirlenen bir durumdur. Bu durum 8 aydan ufak bebeklerde anne – bebek ilişkisindeki olumsuzluktan ya da daha büyük bebeklerde kendi başına beslenme becerilerini geliştirememelerinden kaynaklanabilir.

e) Aşırı şişmanlık: Aşırı şişmanlık çocuğun yaşıtları içinde kilo açısından üst %15 lik dilime girmesi durumunda belirlenir. Vücut kitle endeksi bu durumun belirlenmesinde kullanılır. Aşırı şişmanlığın tedavisinde bir perhize ve aktivite düzenlemesine gitmeden önce detaylı bir tıbbi değerlendirmenin yapılmış olması ve olası fizyolojik nedenlerin belirlenmiş olası gerekir.

f) Yemeği Reddetme: Bu sorun genel olarak yemek verildiğinde kafayı çevirme, lokmayı tükürme, kusma ya da öfke nöbetleriyle, ağlayarak ve kaçarak yemeği reddetme ile kendini gösterir. ‘Yemek Seçme’ ya da ‘Seçerek Yeme’ olduğunda çocuk belirli yiyecekler dışındaki yiyecekler verildiğinde bu davranışı gösterir. ‘Yiyecek Fobisi’ ise yeme durumlarında görülen korku ve kaygı durumunu içerir. Bunların hepsi genel olarak ‘Yemeği Reddetme’ altında ele alınır.

Enuresis ve Enkopresis
a) Enuresis: Belirli bir organik sebebe bağlı olmaksızın istemsiz işeme durumu olarak açıklanabilecek bu durum çoğu kez çocuk ve ebeveyn için önemli bir sorun oluşturur. Enuresis için belirleyici özellikler en az 5 yaş ve daha üzeri yaştaki çocuğun haftada en az 2 kez ve en az 3 ay boyunca tekrarlı olarak giysilerini ya da yatağını ıslatmasıdır. Alt ıslatma çoğunlukla istemsizdir ancak bazen bilerek ve isteyerek de gerçekleşebilir.
b) Enkopresis: İç çamaşıra ya da uygunsuz yerlere dışkılama olarak tanımlanan bu durum kabızlık dışındaki tıbbi ya da organik bir duruma bağlı olmamalıdır. Enkopresis kabızlıkla birlikte görülebilir. Bu durumun tanımlanmasında çocuğun en az 4 yaşında olup en az 3 aydır ayda en az bir kez uygunsuz yere dışkılamış olması belirleyicidir.

Olumsuz Alışkanlıklar
a) Parmak emme: Parmak emme çocuklarda oldukça sık karşılaşılan bir durum olup 3-5 aylık bebeklerde görülmeğe başlanır ve yaş ilerledikçe görülme sıklığı azalır. 2 yaşındaki bir çocuğun parmak emmesi açlık, yorgunluk ya da hayal kırıklığı ile ilişkiliyken 5 yaşındaki bir çocuğun parmak emmesi genelde uyurken görülür. Parmak emme 4 ila 6 yaş döneminde ağızda diş ya da damak gelişimini olumsuz yönde etkilemediği sürece bir problem olarak görülmez. Parmak emmenin kronik olduğu durumlarda çocuk yaşıtları arasında alay konusu olabilir.

b) Tırnak yeme: Tırnak yeme 3 ila 6 yaşlarındaki çocuklarda oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Bu davranış kaygıyı ve gerginliği azaltmada öğrenilen bir davranış olarak özellikle çocuk bir şeye odaklandığında ya da baskı altındayken görülür. Bu alışkanlık ellerdeki estetik sorunlar yanında diş gelişimine olumsuz etkileri nedeniyle bir sorun olarak ele alınır.

c) Diş Gıcırdatma: Diş gıcırdatma geceleri ya da gün içinde farkında olmadan gerçekleşir. Stres dışında beslenme eksikliği ya da farklı fizyolojik nedenlere bağlı olarak gelişen bu alışkanlık davranışsal ya da duygusal sorunlarla ilgili değildir. Diş gıcırdatma düzesiz ya da olgulaşmamış diş gelişimine ya da çene eklemlerinde yaratabileceği sorunlar nedeniyle bir sorun olarak görülür.

e) Trikotilomani: Kafada kellik oluşturabilecek şekilde kronik saç koparma davranışıdır. Saç derisinden saç koparma şeklinde görüldüğü gibi kaşlardan, kirpiklerden, kol ve bacaklardan tüy koparma olarak da görülebilir. Bu değerlendirmenin yapılabilmesi için saç kaybına neden olabilecek diğer fizyolojik, tıbbi olasılıkların değerlendirilmiş olması gerekir.

Tikler ve Tourette Bozukluğu
a) Tikler istemsiz gelen, hızlı, ani, aralıklı tekrarlayan, ritimsiz, tipik motor hareketler ya da seslerdir. Vücutta herhangi bir hareket ya da ses olarak görülebilirler. Tikler, sıklığı, içeriği, yoğunluğu, yeri ve süresi açısından zamana bağlı değişkenlik gösterebilir. Tikler günde birkaç dakika ya da kesintisiz sürekli devam edebilir. İçerdikleri ses ya da hareket itibariyle basit ya da karmaşık olabilirler.

b) Tourette Bozukluğu: Oldukça seyrek karşılaşılan bir tik bozukluğu olmasına karşın ömür boyu devam eden etkileri nedeniyle yakından ilgilenilen bir durumdur. Basit, amaçsız, hızlı hareketler ve sesler bu bozukluğun başlıca özellikleridir. Bu bozuklukta hem çoklu motor hem de vokal tikler aynı zamanda olmasa da birbirini takip ederek seyreder. Belirtilerin ilk 8 yaş civarında görüldüğü tespit edilse de bir kaç yıl sonrasına kadar teşhisin konulamadığı olur.

Uyku Bozuklukları
Dissomnia: Dissomnia, uykuya dalma ve uykunun sürekliliği ile ilgili sorunları ve gün içi aşırı uyuma sorunlarını kapsar.
Parasomnia: Bu kategoride uykuya daldıktan sonra uykunun bölünmesi, uyanma, yarı uyanıklık hali ve uykudan uyanıklığa geçme sorunları ele alınır.

Cinsellik ve Cinsel Sorunlar
a) Erken / Gecikmiş Ergenlik: Ergenliğe geçiş dönemi kızlar için 10 ila 16 yaşlarında gerçekleşirken erkekler için bu dönem 11 – 16 yaşlarıdır. Ergenliğe geçişin bu dönemler dışında gerçekleşmesi durumunda erken ya da gecikmiş ergenlikten bahsedilir. Bu da çocukların akranlarıyla ilişkilerini ve sosyal uyum süreçlerini olumsuz etkileyebilir.

b) Cinsel Kimlik Uyumsuzluğu: Cinsel kimlik algısı, yani çocuğun kendini erkek ya da kız olarak algılaması ve ait olduğu cinsiyete verdiği önem yaşamın çok erken döneminde başlar. 3 yaş civarında çocuklar cinsel kimlik algılarını kısmen geliştirmişlerdir. Çocukların çoğunluğu okul öncesi dönemde fiziksel cinsiyetlerine uygun tutum ve tercihlerde bulunurken bazı çocuklar için biyolojik cinsiyetleriyle tercih ettikleri cinsiyet arasında belirgin bir uyumsuzluk göze çarpar. Bu noktada cinsel kimlik uyumsuzluğundan bahsedilir.

Korkular ve Kaygılar
a) Ayrılık Kaygısı Bozukluğu: 18 yaş öncesi dönemde görülen ve çocuğun evinden ve birlikte yaşadığı kişilerden geçici ya da daimi olarak ayrılmasına ilişkin tekrarlı ve aşırı olarak kaygı durumudur. Ayrılma sırasında ağlama ya da aşırı huzursuzluk görülür. Ayrı kalınan dönemde çocuk sürekli yakınlarıyla temasta olmak ister ve kendisinin ya da yakınlarının başına kötü bir şey geleceğinden endişe eder.
Sosyal Fobi: Sosyal fobi kişinin başkalarınca değerlendirileceği sosyal ya da performans gerektiren ortamlarda hissettiği çok güçlü, rasyonel olmayan bir korku ve yanlış bir şey yapacağına ya da küçük düşürüleceğine ilişkin endişedir. Sosyal fobi yetişkinlerde de görülen bir kaygı bozukluğu olarak çocuklarda da görülür.

b) Özgül Fobi: Özgül Fobi belirli bir durumun ya da nesnenin varlığında ya da öngörüldüğü durumlarda yaşanan aşırı korkudur. Yaşanan korku tekrarlı, zorlayıcı ve kontrol edilemezdir. Bir çocukta bu teşhisin konulabilmesi için korkunun yaşına özgü olmamasına, günlük yaşantısını olumsuz ve belirgin şekilde etkiliyor ve uzu bir süre devam ediyor olmasına bakılır.

c) Okulu Reddetme: Okulu reddetme, 5 ila 17 yaşlarındaki çocukların okula gitmemeleri, gidip gün içinde kaçmaları, okula gitmeden önce tepkili davrandıkları ya da aşırı huzursuzlukla gittikleri okula gitmemek için yalvardıkları durumunda ele alınan bir sorundur. Okulu reddetme okula gitmenin hukuken gerekliliği çerçevesinde çocuğu ve aileyi sıkıntıya ve aile içi çatışmalara sürüklemesi nedeniyle önemle ele alınır.

Depresyon
Çocuklarda en sık karşılaşılan haliyle depresyonda çökkün bir ruh haliyle birlikte huysuzluk, birçok aktiviteden keyif alamama yanında kilo kaybı ya da kilo alamama, uyku sorunları, hareketlerde yavaşlık, yorgunluk, enerjisizlik, odaklanma ve düşünme becerilerinde azalma, değersizlik ve suçluluk algısıyla kendine zarar verme düşünceleri görülebilir. Depresyonun diğer psikolojik bozukluklarla birlikte seyretme oranı çok yüksek olduğundan her zaman çok yönlü bir değerlendirmeyi gerektirir.

Davranım Bozukluğu
Bu durum Karşı Gelme Davranış Bozukluğunun tüm özelliklerini içermenin yanında çocuğun insanlara ve hayvanlara yönelik saldırganlık göstermesini, mala zarar vermeyi, hırsızlığı, aldatmayı ve kuralların ihlalini de içerir. Davranım Bozukluğu erken çocukluk dönemlerinde görülse de tipik görüntüsü ileri çocukluk dönemine kadar görülmez.

 

Anne Baba Eğitimi, Ebeveyn Danışmanlığı, Gaziantep

Hiç kimse mükemmel anne-baba olarak dünyaya gelmez. İyi anne-baba olmak sabırla, sevgiyle, tecrübeyle ve öğrenerek olur.

Her yıl binlerce yeni anne-baba çok zor bir görev üstleniyor. Doğduğu andan itibaren tamamen savunmasız yardıma muhtaç olan bir bebeğin, fiziksel ve psikolojik sağlığını korumanın ve onu her konuda iyi bir evlat olarak yetiştirmenin sorumluluğunu da üstleniyor. Bundan daha zor bir görev var mı?

Yeni Anne Baba Olarak çocuğunuzun hem fiziksel hemd epsikolojik olrak sağlıklı büyümesi için neler yapacağınız konusunda kafanızda soru işaretleri olabilmektedir. Sağlıklı bir çocuk sağlıklı bir anne babanın yetiştirmesi ile olacaktır. Anne baba olarak zorlandığınızın zamanlarda ve çocuğunuzla iletişim kurmakta güçlük çektiğiniz ve çocuğunuzda beklediğiniz davranış ve tutumları gerçekleştiremediğininizde bir uzman pedagog desteği almanız hem sizi hemde çocuğunuzla olan ilişkinizi düzenleyecek ve sağlıklı hale getirecektir.

 

Pedagog İle Başlayacağınız Anne Baba Eğitim Sürecinde;

  • Sağlıklı Anne Baba Tutumu Geliştirmeyi,
  • Anne Baba Rollerinin Nasıl Olacağını,
  • Ebeveyn rolleri ile Karı-Koca Rolleri Arasındaki Farklerı,
  • Çocuklarınızı dinlemeyi,
  • Çocuklarınızın gelişimini etkileyen faktörleri,
  • Çocuklarınızı yetiştirme tarzlarını,
  • Çocuklarınıza nasıl olumlu alışkanlıklar kazandıracağınızı,
  • Onların diliyle konuşmayı,
  • Doğru zamanda ve doğru yerde hayır demeyi,
  • Çocuklarınızın anlama ve kavrama yeteneklerini geliştirmeyi,
  • Kötümser anne-baba olmaktan kurtulmayı,
  • Çocuklarınızla kaliteli zaman geçirmeyi,
  • Hangi yaşta hangi sorumlulukları vereceğinizi,
  • Ergen psikolojisini ve ergenlik döneminde yaşanan değişimleri,
  • Ergenlikteki davranış değişikliklerin nedenlerini,
  • Çocuklarınızın söyledikleri kelimelerin ardında yatan gerçek mesajları fark edebilmeyi,
  • Ev ortamı nasıl bir öğrenme ortamıdır ve nasıl kullanılması gerektiğini,
  • Ödül-ceza mekanizmasını nasıl kullanacağınızı,
  • Çocuğunuza duygusal ve sosyal zekanın tohumlarını nasıl atacağınızı,
  • Çocuklarınızın zihnine yerleşen virüslerin nasıl oluştuğunu,
  • Çocuklarınızı doğru teşviklerle yönlendirmeyi,
  • Çocuklarınızın gerçek ihtiyaçlarını fark etmeyi,
  • Karşı çıkmadan önce her zaman çocuğunun isteklerini dinleyen anne-babalar olabileceksiniz.
  • Çocuğunuzun Gelişimine Katkı Sağlayacak Bu Eğitim Sürecine Katılmanızı Öneririz.
  • Eğitim Süreci Anne Baba İle İlk Seansta Belirlenen Yol Haritası İle İlerler ve Uzman Pedagog Desteği Takibi İle Devam Eden Anne Babanın Yeterli Beceri Kazanımı İle Sonlanan Bir Süreçtir.

 

Gaziantep Pedagog Çocuk Ergen ve Aile Psikolojisi

Gaziantep Pedagog bebeklikten ergenliğe, çocuk psikolojisi ve gelişimi alanında uzman pedagog yardımı ile ailelere destek sağlamaktadır. Anne baba eğitimi, desteği ile çocukların daha sağlıklı yetişmelerine katkı sağlamaktadır. Gaziantep Pedagog özel anne, baba, çocuk kliniğidir. Verdiğimiz hizmetler: çocuk psikolojisi, çocuk gelişimi, ergenlik sorunları, okul uyum sorunları, konuşma bozuklukları, geç konuşma, davranış bozuklukları, anne ve baba eğitimi, dikkat dağınıklığı, öğrenci koçluğu, tırnak yeme sorunu, parmak emme sorunu, kardeş kıskançlığı, hırçın ve öfkeli çocuk, oyun ve internet bağımlılığı, boşanma ve aile danışmanlığıdır.

Randevu & İletişim

Randevu Almak İçin İster Whatsapp Üzerinden Mesaj Olarak İsterseniz Telefonla Ulaşabilirsiniz.

 

Çocukların zekasını nasıl geliştirirsiniz?

Çocuklarda zeka gelişimi; bebeklerin zekalarını geliştirmek ya da çocukların zekalarında katkı sahibi olmak mümkün mü? Bazıları zekanın genetik olduğunu düşünebilir ama sizin hamile ilen ve sonrasında da bebek çocuk zekasında katkınız oldukça fazla olacak.

Hamilelik dönemi

Çocukların zeka gelişimi için hamilelik döneminde kullanacağınız folik asit beynine etki edecek ve bebeğinizin ilerleyen zamanlarda çok daha akıllı olmasına katkı sağlıyor olacak. Dolayısı ile doktorunuz ilk 3 ay sizlere folik asit katkısı sağlıyor olacaktır. Hamilelik sırasında yaptıracağınız kontroller ve adımlarda da sizlere birçok ip ucu verecek

Beslenme

Gerek hamilelik döneminde gerekse çocuğunuzun gelişiminde beslenme faktörü çok önemlidir. Elbette doğal ve sağlıklı beslenen bir beden çok daha zinde ve akıllı olacaktır.

Oyuncak seçimi

Çocuklarınız için yapacağınız oyuncak seçimleri bebeğinizin ve çocuğunuzun zekasını artırmaya yönelik olmalıdır. Takmalı, çıkarmalı oyuncaklar ya da onun dikkatini çekip aktiviteye yönelten birçok oyuncak onun zekasının üzerine katkı saplayacaktır.

Televizyon ve teknolojiden uzak tutunuz

Çocuklarınızın tabletle içli dışlı olması ay da tüm gün televizyon izlemesi ona zeka takviyesi yapmayacak tam tersi beyninin bir robot gibi çalışmasına neden olacaktır. Dolayısı ile çocuklarınız için bunları sınırlandırmayı ihmal etmeyiniz.

Ona zaman ayırma

Çocuklarınıza ve bebeklerinize özel zaman ayırmanız onların daha güçlü olmasına ve duygularını yönetmesine neden olur. Ona masal anlatmanız hayal dünyasını geliştirecek ve zekaya katkısını arttırıyor olacak. Dolayısı ile bebeğiniz sadece doğuştan gelen zekası ile değil, sizin üstüne koyduğunuz katkılar ile de şekilleniyor olacak.

Çocuk Psikolojisinde Anne Baba Tutumları

Ebeveynlerin çocuk üzerindeki bilişsel ve zihinsel etkileri büyüktür. Karakter, mizaç ve kişiliğin oluşmasında çevresel etmenlerin etkileri olsa da temel eğitim ve oluşum ailede başlıyor. Gelişimdeki doğru iletişim, tutarlı davranış, özsaygı bilişsel ve duygusal etkenler rol oynamaktadır.

Anne baba tutumu nedir? Çocuk üzerindeki etkileri nedir?

Kişiliğin temeli ilk ayda aile içinde oluşmaya başlar. Gözlem taklit ve model alma yoluyla süreğenlik yaratarak karakteri oluşturur. Mizaç daha çok kalıtımla gelse de ahlaki boyutlu karakter ise anne baba tutumları ile şekillenir. Çocuğum hep böyleydi benim katacağım ne olabilirdi? Dediğinizi duyar gibiyiz evet bir takım özelliğin kalıtımla oluştuğu bilinen bir gerçek ancak anne ve baba olarak aşırılıklara engel olmak var olan kötü dediğimiz davranışlar bile sizlerin tutumlarınızla törpülenebilir.

Baskıcı Anne Baba Tutumu: En çok özsaygıyı zedeleyen bir tutumdur. Baskıcı kuralcı ben merkezli fikirlere değer vermeyen ve aşırı eleştirel yaklaşım söz konusudur.Çocuğa verilen ceza suça göre orantısızdır.Dövme küfür etme bağırma belirgin ceza yöntemleridir.Bu tutumda yetiştirilen çocuk ya içe kapanır ya da sağlayamadığı iletişimi çevrede aramaya başlar. Aşağılık duygusu ya da isyankârlık belirgin görülür.

İlgisiz Anne Baba Tutumu: Çocuğun maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamayan anne babadır. Disiplin yok denecek kadar azdır. Çocuk kendi başına bırakıldığı için yönlendirme eksikliği hissederler boşluğa düşme sık görülür. Bu başıboşluk ilerde suç işleme oranını arttırıcı bir etkendir.

Aşırı Koruyucu Anne Baba Tutumu: Çocuğuna büyük bir sevgiyle bağlanmış görünmesine rağmen aşırı kontrol anne ve babayı çocuğun her istediğini yapma davranışına iter. Her istediği yapılmış hayır denmeyen çocuk bağımlı bir kişilik geliştirerek bağımsız hareket etmez daima onay isteme davranışları geliştirir. Ayrıca her ihtiyacı anne ve baba tarafından yerine getirildiğinden özgüven problemine sıkça rastlanır.

Demokratik Anne Baba Tutumu: Eşitlikçi, çocuğun birey olduğunun bilincinin aşılandığı, benlik algısı gelişmesine yardımcı anne ve babayı temsil eder. Her şeyi hoşgörülü karşılayan değil belli kuralları olan ancak katı bir tutumla kurallara uyma zorunluluğunu getirmeyen bir yaklaşım söz konusudur. Sağlıklı ve dengeli bir kişilik gelişimi ancak demokratik tutumla mümkündür.

Bebeklerde Boy-Kilo Cetveli

Bebeklerde Kilo Alımı Nasıl Olmalı?

Herhangi bir rahatsızlığı ve hastalığı olmayan bebeğin ortalama bir gelişim tablosu hazırlanmıştır. Bu tablodaki veriler ortalama değerlerdir ve bebeğin genetik yapısına, çevresel faktörlere göre değişiklikler gösterebilmektedir.

Zamanında doğmuş olan bir bebek ortalama olarak 3 – 4 kg ağırlığındadır. Bebek, doğumdan sonra ağırlığının bir kısmını kaybeder. Bu oran ortalama olarak %6 – 10 arasında bir değerdir. Bu da yaklaşık olarak 180 – 300 grama tekabül eder. Doğumdan 10 gün sonra bebek, ilk doğduğu kiloya ulaşabilmektedir. Bu süreçten sonra bebeğin sahip olduğu kilo değeri beslenmesiyle doğru orantılı olarak şekil alacaktır. Bu durumun net bir şekilde anlaşılabilmesi için bebeğin periyodik olarak kilo ve boy ölçümlerinin yapılması gerekmektedir.

Bebek doğduktan sonraki ilk 6 aylık süre içerisinde günde 20 ila 30 gram kadar kilo alır. Bu değer haftalık olarak 150 ila 250 gram arasında bulunmaktadır. Yani bebek ayda 600 ila 900 gram kadar kilo almalıdır. Bebek 5 aylıkken doğum kilosunun neredeyse 2 katına ulaşmış olmalıdır.

İlk 6 ayda bebeğin ulaşmış olduğu ağırlık ikinci 6 aylık süreçte yavaşlama gösterir. İkinci 6 ayda bebek günde 15 ila 20 gram kilo alır. Bu değer haftalık olarak 100 ila 150 gram arasında bulunmaktadır. Yani bebek ayda 400 ila 600 gram kadar kilo almaya devam eder. 1 yaşına ulaşmış olan bebeğin kilosu, doğum tartısının 3 katı kadar (ortalama 9 – 10,5 kg) olmalıdır.

Vaktinde doğmuş olan bebeğin boyu ise ortalama olarak 48 – 52 cm kadardır. Bu değer ailenin genetik yapısına göre çeşitlilik gösterecektir. Bebek ilk 3 aylık süre içerisinde 10 cm kadar uzar. İkinci 3 aylık süre içerisinde 7 cm, üçüncü 3 aylık süre içerisinde 5 cm, dördüncü 3 aylık süre içerisinde ise 3 cm kadar uzar. 1 yaşına ulaşmış olan bebeğin boyu, doğum boyunun yarısı kadar fazla olmalıdır. Bu değer ortalama olarak 75 cm alınır.

Erkek bebeklerle kız bebeklerin gelişimlerinde farklılıklar olacaktır. Ayrıca ailelerin genetik özellikleri de bebeğin boy ve kilosunu doğrudan etkileyen bir faktördür. Ancak ülkemizde erkek ve kız bebekler için ortalama bir boy ve kilo çizelgesi mevcuttur. Bu çizelgeler aşağıdaki gibidir.

 

1 – 12 Ay Arası Erkek ve Kız Çocuklarının Boy Ve Kilo Aralığı

  • 1 aylık erkek bebek en az 3000 gr 52 cm; kız bebek en az 2950 gr 50 cm
  • 2 aylık erkek bebek en az 3600 gr 53 cm; kız bebek en az 3500 gr 52,5 cm
  • 3 aylık erkek bebek en az 4150 gr 55 cm; kız bebek en az 4000 gr 54 cm
  • 4 aylık erkek bebek en az 4600 gr 57 cm; kız bebek en az 4500 gr 56 cm
  • 5 aylık erkek bebek en az 5100 gr 58 cm; kız bebek en az 5000 gr 57,5 cm
  • 6 aylık erkek bebek en az 5500 gr 60 cm; kız bebek en az 5400 gr 59 cm
  • 7 aylık erkek bebek en az 6000 gr 62 cm; kız bebek en az 5800 gr 60,5 cm
  • 8 aylık erkek bebek en az 6300 gr 63 cm; kız bebek en az 6150 gr 61,5 cm
  • 9 aylık erkek bebek en az 6700 gr 64,5 cm; kız bebek en az 6500 gr 62,5 cm
  • 10 aylık erkek bebek en az 6950 gr 66 cm; kız bebek en az 6750 gr 63,5 cm
  • 11 aylık erkek bebek en az 7200 gr 67,5 cm; kız bebek en az 7000 gr 65 cm
  • 12 aylık erkek bebek en az 7450 gr 68,5 cm; kız bebek en az 7200 gr 66 cm değerlerindedir.

Çocuklarda 0-6 Yaş Psikolojisi

Doğumdan ölüme kadar ki yıllar içerisinde, en önemli dönem olarak nitelendirilen okul öncesi yaşlar, olumlu ve olumsuz bütün davranışların kazanılmasında çok önemli bir yere sahiptir. Çünkü bu yaşlardaki davranışlar kalıcı olmakta ve kişinin ilerdeki sosyal yaşantısı başta olmak üzere, bütün yaşantıları üzerinde rol oynamaktadır.

Ergenlikten sonraki dönemlerde bireyin ilişkilerini sağlıklı olarak sürdürebilmesi, çocukluk yaşlarındaki olumlu davranışların artırılmasında veya olumsuz davranışlar görülüyorsa bunların ya en alt seviyesine düşürülmesine ya da ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Çocuklarda görülmesi muhtemel olan olumsuz davranışlar (ruhsal bozukluklar) bağımlılık, çocukluk şizofrenisi, dikkat eksikliği, enkoprezis, enürezis, hırsızlık, inat, kaçma, kaygı, kekemelik, kıskançlık, korku, otizm, öfke, parmak emme, pika, saldırganlık, tırnak yeme, tik bozuklukları, uyku bozuklukları, yalan, yeme sorunları olabilir.

Okul öncesi dönemde, çocuklarda başka ruhsal sorunlar da görülebilir. Fakat bunlar en sık görülebilecek olanlardır.

Çocuklarda görülen olumsuz davranışların en önemli nedenlerinden biri ailedeki ilgi, sevgi yoksunluğudur. Aile çocukla ilgilenmiyorsa, çocuk başka çocuklarla karşılaştırılıyorsa veya diğer kardeşleri ailede daha çok ön plandaysa böyle çocuklarda anormallikler görülmesi normaldir. Fakat bunların görülmesi normal olan zamanların dışına da sarkmışsa burada mutlaka önlem alınması gereklidir.

Örneğin; çocukta enürezis veya enkoprezisin belli dönemlerde görülmesi normaldir. Fakat çocuk 6 yaşına geldiği halde yine de bu davranışları gösteriyorsa çocuğun bir sorunu var demektir. Burada ilk görev ebeveyne düşmektedir. Anne baba bu konuda önlem almalıdır. Eğer bir sonuç elde edemiyorlarsa konu ile ilgili uzmana başvurmalıdırlar, o da faydasız kalıyorsa çocuk bir doktora götürülerek tedavi edilmelidir. Çocuklarda ki diğer sorunlarda da bu yol izlenerek, çekirdek halindeki sorunların daha sonra büyüyerek önce fidan, sonra da kocaman bir ağaç olması önlenmelidir.

Çocuk, doğduktan sonra ilk olarak ailesiyle karşılaşır. Anne babasıyla ilişki içerisine girer. Fakat aradan birkaç yıl geçtikten sonra sırasıyla; arkadaşlarıyla, okula başladığında öğretmenleriyle ve toplumdaki diğer insanlarla etkileşim içerisine girer. Çocuk için önceleri anne babası ve onların fikirleri önemliyken sonraları diğer insanlarda önem taşımaya başlar. Bu yüzden de çocukta herhangi bir sorun varsa, bu sorunun çözümlenmesinde aileye görev düştüğü kadar topluma da görev düşmektedir. Sorunlu olan çocuğa yakın olan bireylerin, ona yardımcı olabilmeleri için çocuğun sorunu hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir. Eğer hiçbir bilgileri yoksa, rastgele uygulamalar sonucunda olumlu sonuçlar yerine çocuk daha da büyük çıkmazların içine girebilir.

İşte bütün bunların önlenmesi, başta anne babalar olmak üzere bütün toplumun bilinçlendirilmesine bağlıdır. Çünkü çocuklarımız geleceğimizdir. Gelecekte daha sağlıklı anne babalar, daha sağlıklı eşler, daha sağlıklı öğretmenler, kısacası daha sağlıklı bir topluma sahip olabilmek için bireylerle birebir ilgilenip onların sorunlarına en kısa zamanda çözüm yolları bulmakla sağlanabilir.

Eşler Arası Çatışma ve Çocuk Psikolojisi

Çoğunlukla ebeveynlerin çocuklarının gelişimi konusunda odaklandıkları nokta fiziksel gelişimi olmaktadır. Bazı ebeveynler boy ve kilo gelişimini maalesef bazen zihinsel ve psikososyal gelişiminden önde tutabiliyorlar. Halbuki fiziksel gelişimden çok daha önce dikkatle takip edilmesi gereken çocuğun zihinsel ve psikososyal gelişimidir.

     Çocukların bu anlamda gelişimlerini etkileyen en önemkli hususlardan birisi de eşler arasındaki uyumdur. Klinik gözlemlerimiz göstermiştir ki, eşler arasındaki uyum arttıkça çocuğun sosyal ve sağlıklı gelişim sergileme olasılığı da artmaktadır. Anne ve baba arasındaki tartışma ve kavgalar çocuğu olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuğun yaşına göre ebeveynler arasındaki tartışmalar sonucunda çocukların verdikleri tepkiler değişiklik göstermektedir. Ortak nokta ise çocuk psikolojisinin mutlaka ev içinde yaşanan tartışmalar sonucunda yara aldığıdır.

Çocuk, yaşadığı ve karşılaştığı olay ve durumlar karşısında vereceği duygusal ve davranışsal tepkileri öncelikli olarak anne ve babasından öğrenir. Anne-baba veya çocuğun yaşadığı ortamda bulunanların sergiledikleri duygu ve davranışlar, çocuk tarafından model alınarak öğrenilir ve çocuk bunları taklit eder. Çocuğun kişilik yapısı da bu taklitsel tepkilerden etkilenerek şekillenir. Devamlı olarak ev içinde kavga ve tartışmalar yaşanıyorsa, eşler birbirlerine bağırarak hitap ediyorlarsa çocuk da doğal olarak tartışmayı, kavgayı ve bağırarak konuşmayı öğrenir. Böylesi bir ortamda yaşayan çocuğa öfkeli olmamayı öğretmek, normalden çok daha zordur. Bu sebeple eşler öncelikli olarak sorunları öfkeye kapılmadan, sakince, sağlıklı yollarla çözme becerisini gösterebilmeli, aksi taktirde tartışmalarını çocuğun bulunmadığı ortamda gerçekleştirmelidir. Tartışmalar esnasında ev içerisinde çocuğun başka bir odada olması, eşlerin yüksek sesle tartışmaları durumunda bir anlam ifade etmeyecektir. Mutlaka her eş arasında anlaşmazlıklar ve tartışmalar yaşanacaktır. Önemli olan bu tartışmaları anlaşarak sonlandırabilmek ve sürekli tekrar etmemektir. Aksi bir durumda çocuk, anne ve babasından olumsuz davranış kalıpları öğrenebileceği gibi anne ve babasının ayrılacağı korkusuna da kapılarak yıpranabilir, ruh sağlığı olumsuz yönde etkilenebilir.

Çocuğun yaşı ne olursa olsun (ister 1 yaşında, ister 15 yaşında) eşler arası çatışmalar çocuğu etkiler. Bu etkilenmeye karşılık yukarıda da belirttiğimiz gibi çocukların verecekleri tepkiler yaşa göre büyük değişiklikler göstermektedir. 5 yaşında tuvalet eğitimi almış bir çocuk bilinçli veya bilinçsizce alt ıslatma ve dışkılama tepkisi verebilirken, ergenlik dönemindeki bir çocuk, içine kapanıp hiç kimseyle konuşmama, odasına kapanma, okul başarısında düşme, evden kaçma gibi tepkiler verebilir. Çocukların verebilecekleri diğer tepkiler ise hırçınlaşma, saldırganlık, etrafına veya kendine zarar verme, yalan söyleme ve söz dinlememe şeklinde olabilir.

Unutmamalıdır ki, eşler arasındaki çatışmalar çocukların gelecek yaşantılarını da olumsuz etkileyebilmektedir. Kişiliğin şekillendiği dönemlerde sürekli olarak kavga ve tartışma ortamında bulunan çocuklar kişilik bozuklukları gösterebilirler. Bu durum da ister istemez arkadaşlık ilişkilerini, okul ve iş hayatını, hatta evlilik yaşantısını derinden etkileyecektir.

Anne ve babaların mutlaka öncelikli olarak aralarındaki çatışmaları çözmeleri, doğru tartışma yöntemlerini öğrenmeleri, öfkelerini kontrol etmeyi bilmeleri, çocuklara her zaman örnek olduklarını unutmamaları gerekmektedir. Çocuğun ruh sağlığı, eşler arasındaki uyuma derinden bağlıdır. Bu sebeplerle hem eşler arasındaki sorunlar hem de çocuğun yaşadığı sorunlar için bir psikolog desteği alınması ilişkilerin ve dolayısıyla hayatın daha uyumlu yaşanmasını destekleyecektir.

Çocuklarda Vurma Davranışını Değiştirmek için Öneriler

Çocukların öğrenmesi sebep-sonuç ve tekrar ile gerçekleşir. Vurma, ittirme, atma ilk zamanlarda çocuğun bir oyunu olabilmektedir. Ancak kendine ve başkalarına zarar verici olmaya başladığında bu davranışlar oyun olmaktan çıkar. Bu noktada ebeveynlerin tutumu çocuğun davranışını şekillendirmede büyük önem taşır.

Ebeveynlerin vurma davranışına verdikleri ilk tepkisel sonuç çocukta yararlı bir etki bırakmamaktadır. Çocuğun vurma davranışına sert bir tepki vermek , o davranışı o an için durdurabilir ancak davranışın değişmesine yardımı olmamaktadır. Çocuğunuzun davranışını yeniden şekillendirmek veya değiştirmek için çocuğunuza neleri yapması gerektiğini öğretmek, neleri yapmaması gerektiğini söylemekten daha etkilidir.

Çocuğunuzun vurduğunu gördüğünde, onun bu davranışını gözlemleyin ve vurmak yerine yapabileceği bir alternatif davranışını ona sunun, öğretin.

Çocuğunuzun agresif davranışını değişimlemek için aşağıdaki basamaklardan yardım alabilirsiniz:

  1. Davranışı Durdurun. Çocuğunuzun vuracağını ve vurduğunu gördüğünüzde anda onu ortamdan alın veya ellerini sıkıcı tutun. Çocuğunuzla göz kontağı kurarak ‘Dur’ deyin. Buradaki ses tonunuzun kararlı ancak öfkeli olmaması önemlidir.
  2. Kontrolde ve Sakin Kalın. Çocuğunuzun olumsuz davranışına verdiğiniz tepkileri, çocuğunuza bu davranışları kullanmasında model olmaktadır. Bu sebeple sizin de tepkilerinizi kontrol ediyor olmanız, uygun şekilde olumsuz duygularınızı ifade ediyor olmanız önemlidir.
  3. Duygusunu Anlayın- İfade Edin ve Davranışının Durdurulmasını Açıklayın. Zaman zaman çocuklar oyun içerisinde vurma davranışını sergileyebilmekte ancak bir çok çocukta öfkelendiklerinde, sıkıntıda olduklarında bu tepkiye başvurmaktadırlar. Çocuğunuzun o anda hissettiği duyguyu ona ifade edin(Şuanda kızdığını görebiliyorum), ancak vurmanın kabul edilir olmadığını da iletin(Şuanda öfkelisin, öfkelenmeni anlıyorum ancak vurmak uygun değil. Vurduğunda kişinin acı acıyor).Ayrıca çocuğunuza ellerinin vurmak yada başkalarının canını acıtmak için olmadığını da anlatabilirsiniz.
  4. Ne Yapması Gerektiğini Söyleyin ve Gösterin. Çocuğunuzun vurma davranışını gözlemlediğinizde bu durumu ona yeni olumlu bir davranış öğretmek için bir fırsat olarak değerlendirin. Çocuğunuzun öfkesini, üzüntüsünü sözcükler, farklı yollar (yardım isteme, yazı yazma, sanat vb.) ile ifade etmeyi öğrenmesi gerekebilir. Çocuğunuza olumlu şeyleri nasıl takdir edildiğini de gösterebilir, “Çak” yapmayı, “Bravo”, ”Harika” gibi takdir kelimelerini öğretebilir, uygun durumları fark etmesine yardım ederek kullanımını arttırabilirsiniz.
  5. Olumluyu Hemen Takdir Edin. Çocuğunuzun taklit ederek veya kendiliğinden gerçekleştirdiği olumlu davranışlara odaklanın, onları fark etmeye çalışın. Olumlu davranışları gördüğünüz anda da hemen çocuğunuzu takdir edin. Takdir ettiğiniz davranışı da çocuğunuza söyleyin (kitaplarını çok özenli kaldırdın bu çok hoşuma gitti).

Aile üyeleri arasında vurma davranışına olan yaklaşımın benzer olması, davranışın değişimi açısından büyük bir önemi vardır.

Çocuğunuzun vurma davranışını gözlemlediğinizde önce ona bir uyarı verin ve vurmaya devam ederse ki sonucunu ona hatırladın. Devam ettiğinde oyunundan/durumdan onu çıkarın ve sakinleşene kadar bekleyin. Ona ilk uyarıyı verdiğinizde çocuğunuzun kendini kontrol edebilme becerisini geliştirmesine fırsat tanımış olursunuz. Ancak uyarınızı kesinlikle davranışın devam etmesi ile uyguladığınıza dikkat edin.Eğer uygulamalarınızın yeterli olmadığını, yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu hissediyorsanız bir psikologdan yardım almanız faydalı olacaktır.

Çocuğunuzun vurma davranışını ve duygularını-düşüncelerini uygunsuz bir şekilde ifade etmesini göz ardı ettiğinizde, kısa süre içerisinde vurma davranışı yerleşecektir. İleri ki zamanlarda bir davranış bozukluğu haline gelebilir, akranları ile olan sosyal ilişkilerinde sıkıntılara sebep olabilir.

Çocuklarda Yeme Sorunları

Sağlıklı bir bebekte hayatının erken dönemlerinden itibaren iştah belirgin olarak oluşur. Zaman içinde belli bir düzene girer ve çocuk fiziksel gelişim olarak kendi yaşıtlarına göre bir ortalama tutturdu ise sağlıklı bir profilde gelişim gösterdiği söylenebilmektedir. Bebekler yaşamlarının ilk 4-6 ayında sadece anne sütü veya anne sütüne en yakın değerde olan mama ile beslenmektedir. Daha sonra ek gıdalara geçilir ve yavaş yavaş katı gıda takviyesi yapılmaya başlanır. Fakat bazen çocuklar zaman içerisinde yemek yemeye veya kendisine sunulan gıda takviyesine farklı tepkiler verebilmektedir. Bu süreçte anne ve çocuk arasında da farklı bir iletişim şekli gelişir. Anne eğer bebeği anne sütünden yani memeden kesiyor ise zor bir dönem yaşamaktadır. Bebeğin ilk 6 ay içinde anneye tam bir bağımlılık içinde olması ve memeden zaman içinde kesilmek zorunda olması zorluklar yaşamaya neden oluşturabilmektedir.

Anne bebeğini memeden keserken genelde kendini suçlu ve bebekten ayrılmak istemeyen bir konumda bulabilmektedir. Bebeğin ek gıdaları reddediyor olması, annenin kendisini iyi hissettirmektedir. Çünkü anne bebek arasındaki tam bağımlı ilişki, bebeğin katı gıdayı reddetmesi ile devam etmektedir. Bu durumda bebeğin katı gıdalara geçmesi gecikmekte, bebek gelişimsel olarak da gerilik göstermektedir.

Bebek sürekli anne sütü almaya devam ettiği sürece, anne kendini daha iyi hisseder. Kendisini iyi anne olarak tanımlar. Çok emzirmek, çocuğu çok beslemek ve çocuğun en üst sınırda kilolu olması, anne ve annenin yakın çevresinde bulunan yakınları için çok önemsenebilmektedir. Ne yazık ki birçok kadın iyi anne olmayı, çocuklarını fazladan beslemek ile ilişkilendirebilmektedir. İyi anne olmayı, çok fazla beslemek olarak nitelendiren kültürel anlayış zaman içinde yeme bozukluğu ile ilgili birçok ruhsal rahatsızlığın temelini de oluşturmuş olur. Nasıl mı? Anne ek gıdalara geçtiği dönemde kaygılı bir yapıya sahiptir. Bebek ek gıdalara geçtiğinde annenin bu kaygılı halini hisseder ve kendini çok güvende hissettiği anne memesine daha fazla istek arzu duyar. Anne de eyvah ek gıdalara geçmek istemiyor diyerek, bebeği uzun bir süre kendi sütü ile beslemeye devam eder. Bebek sürekli anne sütü aldığı için yaşıtlarından geride kalır.

Toplum içerisinde sürekli bir mukayeseye tabi tutulur. Bebek kendi yaşıtı olan başka çocuklarla mukayese edildikçe, anne kendini suçlu ve huzursuz hisseder. Bebeğin yemesi için çeşitli vitamin ve iştah şuruplarına başvurur. Bebek annenin bu kaygılı halinden çok fazla etkilenir ve nihayetinde annen ile bebeğin diyaloğu bozulur. Bebeğin ağzı sıkıştırılarak, bağırılarak, bazen fiziksel şiddet uygulanarak yemek yedirmeye çalışılır. Bazen tv karşısında, oyunla, yardımla, birkaç kişi bir arada bir çocuğa yemek yedirirken bulur insanlar kendilerini.

Nihayetinde bu durumun sağlıklı olmadığı anlaşılmaya başlanır. Çünkü sürekli yemek yemesi için peşinden koşturulan, her dediği yapılan, sürekli vaatlerle ve ödüllerle yemek yedirilmeye çalışılan bir çocuk yorucu olmaktadır. Bu durumda aileler birçok yol yöntem aramaya başlarlar. Öncelikle çocuk doktorları, ilaçlar, vitaminler denenir. Fakat bunların hiçbiri kalıcı bir tedavi yöntemi oluşturmaz. Çocuğun hayatında ise yemek yemek  gibi eğlenceli bir aktivite işkenceye veya isteklerini yemek yemeyerek rahatlıkla elde edebileceği sıkıntılı bir sürece dönüşmektedir.

Çocukların Dikkatini Geliştirecek Oyunlar

Oyunların çocuklar için ne kadar önemli olduğunu buradan tekrar belirtmemize gerek yok. Çocuklar duygularını oyunla yaşar ve ifade edebilirler. Bazı oyunlar ise dikkati geliştirmede oldukça etkilidir.  Bunları çocuğunuzla oynamanızı ve ne kadar etkili olduklarını denemenizi öneririz.

1. Oyun

Oyunun Süreci

Anne/baba farklı tiplerdeki oyuncakları çocuğun görebileceği şekilde masa üzerine yan yana sıralar. Oyuncakların fiziksel özelliklerini genelden detaylara doğru ifade ederek söyler (Ben yuvarlağım, üzerimde kırmızı bir gömlek, sesim var vb.). Çocuk hangi oyuncak olduğunu bulur. Daha sonra bunu çocuk yapar ebeveyn cevap verir.

2. Oyun

Oyunun Süreci

Çocuğun/çocukların arkasını/arkalarını dönmesi istenir. O arkasını döndüğünde ebeveyn çeşitli sesler çıkartır (kâğıt buruşturma, cama vurma, tahtaya vurma gibi..). Bunların tahmin edilmesi istenir. Daha sonra aynı şeyi çocuk dener.

3. Oyun

Oyunun Süreci

Ebeveyn bir hikayeye giriş cümlesi söyler (çok yağmurlu bir gündü, sabah erkenden uyandım. vb). İkinci cümleyi çocuk ekler, üçüncü cümlede sıra tekrar ebeveyne geçer ve sıra ile hikayeye devam edilir.

4. Oyun

Oyunun Süreci

Çocukla birlikte yere uzanılır ve rahatsız olmuyorsa gözlerini kapatması istenir (itiraf etmeliyiz çoğu kapadık deyip yandan bakıyor). Daha sonra çevreden gelen sesleri dikkatlice dinlemeleri istenir ve duydukları sesleri (insan sesi, trafik sesi, musluktan damlayan su sesi, saat sesi…) tanımlamaları istenir.

5. Oyun

Oyunun Süreci

Çocuğunuzdan evinizdeki bazı küçük eşyaları seçip masaya koymasını isteyin. Bu işlem bitince çocuğun arkasını dönmesi istenir. Çocuk arkasını döndüğü sırada bir eşya saklanır. Çocuk saklanılan eşyayı tahmin etmeye çalışır. Minik ipuçları verilerek yardımcı olunabilir.

6. Oyun

Oyunun Süreci

Evdeki terliklerin hepsi karışık bir şekilde ortaya konarak bir dağ oluşturulur. Sonra çocuktan terlik çiftlerini bulup yerine koymaları istenir. Bu oyunu 4-6 yaş ile değiştirerek de oynayabilirsiniz. Şöyle ki, onlara bu terlik dağının içinden bir terliği anlatabilir, bulmasını isteyebilirsiniz. Örneğin; kırmızı bir terlik, mavi çizgileri var, yeşil, … var gibi..

7. Oyun

Oyunun Süreci

Çocukla karşı karşıya oturulur. Üç dakika kadar üzerimizdeki giysileri inceleyeceğimiz söylenir. Daha sonra sırt sırta dönülür ve giysilerle ilgili sorular sorulur. Örneğin: benim çoraplarımdaki çiçekler ne renkti? Benim terliğim var mıydı?

8. Oyun

Oyunun Süreci

Çocuktan bir renk düşünmesi istenir. Ebeveyn çevrelerinde bulunan nesnelerin renklerini göstererek çocuğun aklındaki rengi tahmin etmeye çalışır. Sonra roller değiştirilir. Ebeveyn bir renk tutar, çocuk bunu tahmin etmeye çalışır. Her yarışmacının üç hakkı vardır.

9. Oyun

Oyunun Süreci

Balonlar şişirildikten sonra üzerlerine dört duyguyu ifade eden çizimler yapılır (gülen yüz, ağlayan yüz, şaşkın yüz, korkmuş yüz). Sonra balonlar yan yana yerleştirilir. Anne/baba çeşitli durumlar anlatarak önce kendi duygusunu anlatan yüzü seçer. Daha sonra da çocuk kendi duygusunu dile getiren yüzü seçer. Daha sonra çocuk anlatır. Örneğin; “oyuncaklar toplanmadığı zaman ben kendimi balon gibi hissediyorum. Sen kendini nasıl hissediyorsun?”, şeklinde sorular yöneltilebilir. Aynı etkinlik okunan bir hikaye ile de yapılabilir.

10. Oyun

Oyunun Süreci

Poşetin içine çocuğun günlük hayatında gördüğü, hatta kullandığı eşyalar o görmeden konulur. Daha sonra çocuğun gözleri kapattırılır ve torbadaki eşyaları tek tek elleyip tanıması istenir.

Çocuğun Eşyaları Fırlatmasına Nasıl Engel Olunur?

Ebeveynler sık sık biberonlarını, oyuncaklarını, yemekleri veya diğer nesneleri fırlatan bebeklerine yönelik tavsiyeler isterler.

  1. Davranışının bir yardım çağrısı ya da çocuğunuzun sizinle iletişim kurma çabası olduğunu fark edin.

Farkına varmanız gereken ilk şey bebeğinizin hala bir şeyler öğrenmekte olduğu. Sizi zorlayan davranışlarının pek çoğu bebeğinizin, size bir şey anlatmaya çalışma çabasıdır aslında. Yalnızca etrafındaki malzemeleri keşfetmeye ve işlevlerini anlamaya çalışıyor da olabilir. Çocuğunuzun belirli bir davranışı neden yaptığını anladığınızda, o davranışı durdurmasına yardım etmeniz çok daha kolay olacaktır.

Örneğin, dikkat başka bir yöne çevrildiğinde ve çocuğunuzu ihmal ettiğinizde, dikkatini çekmek için bazen  oyuncaklarını fırlatabilir. Ayrıca top olduğunu düşündüğü yuvarlak nesneleri, atıp tutarak oynamak istediği için de fırlatabilir.

  1. Davranışı üzerinize alınmayın.

Bebeklerin davranışlarını kişisel algılamamak bazen gerçekten zordur. Hele bir de bebek sizi ve kardeşini incitecek bir şey yapıyorsa ve bunu tekrarlıyorsa… Üzerinize alındığınızda genellikle bir davranışa olması gerektiğinden çok daha duygusal bir tepki verirsiniz ve durumu daha da kötüleştirip çocuğunuza zarar verecek, pişman olacağınız bir şey yapma olasılığınız artar. Bu durumda da davranışı pekiştirmiş olursunuz ve daha sık tekrarlanmasına yol açarsınız. Davranışlarına aşırı tepki gösterildiğinde bebeklerin sizde uyandırabildikleri tepkiden hoşlandıkları ve durumun (ve sizin duygularınızın) üzerinde güç sahibi olduklarını hissettikleri için davranışın sıklığın artırırlar.

  1. Karşılık verirken sakin ve kendinizden emin olun (öyle hissetmiyorsanız bile öyle olduğunuza kendinizi inandırın)

Davranışa bir tepki vermek yerine, çocuğunuzun yardıma ihtiyaç duyduğunu anlatmaya çalıştığını fark edin ve mümkün olduğunca sakin ve kendinizden emin bir biçimde karşılık verin. Birkaç derin nefes alın. Eğer sakin kalamıyorsanız hemen bir karşılık vermeyin.

  1. İletişim kurun ve seçenekler sunun

Bir şeyler fırlatan çocuklara karşılık verirken onun yaşına uygun olacak basit bir dil kullanın. Çocuklara fırlatmakta oldukları nesneyle neler YAPABİLECEKLERİNİ ve ne yapmalarına izin vermeyeceğinizi net bir şekilde açıklamayı tercih edin. Örneğin, “Bloklar bir şeyler inşa etmeye yarar. Onları ablana fırlatmana izin veremem.” Çocuklarla konuşurken kullandığımız sözcükleri eylemlerle eşleştirerek çocuklara neyi kastettiğimizi göstermeye çalışmalıyız. Yani, blokları çocuğun elinden alırım ve “Bloklar bir şeyler inşa etmeye yarar. Onları fırlatmana izin veremem. Gel birlikte bir şeyler inşa edelim” derken, onun görebileceği şekilde bloklarla bir kule yapmaya başlarız.

Eğer çocuk blokları bir kaç denemeden sonra hala fırlatmaya devam ederse, blokları kısa bir süre için ortadan kaldırırız.

Eğer çocuk akşam yemeğinde yemekleri fırlatıyorsa o zaman da “Tabağındaki yemekler onları yemen için oradalar. Onları fırlatmana izin veremem. Eğer yemeğini fırlatacaksan akşam yemeğin bitmiş demektir.” Çocuklar iki yaşında bu sadelikteki konuşmaya karşılık verebiliyorler. Daha küçük çocuklarda daha az konuşulur. Sonuçlarını açık bir şekilde belirtirim ki böylece çocuklar davranışlarını değiştirmeleri ve daha iyi bir seçim yapmaları için bir şans vermiş oluruz.

  1. Davranışının yaptırımlarını yerine getirin.

Eğer çocuk oyuncaklarını ve bloklarını fırlatıyorsa ve onları daha iyi bir şekilde kullanmak gibi iyi bir seçim yapmıyorsa bu durumda oyuncakları kaldırırım ve daha sonra yeniden deneriz. Çocuğunuz ablasının yakınında oyuncuklarını fırlatıyorsa ya da ona başka nesneler atıyorsa ve onları düzgün bir şekilde kullanmayı seçmiyorsa bu durumda “Biraz zor bir durumda olduğunu görüyorum. Ablanı incitmene izin veremem. Daha güvenli bir duruma geldiğinde geri dönebiliriz” gibi bir açıklama yaparak onu oyun alanından ve ablasının yanından uzaklaştırın ve daha sonra yeniden deneyin.

  1. Duygusal bir karşılık vermelerine izin verin.

Çocuklar genellikle yaptırımlardan (onu oyun odasından uzaklaştırmamdan ya da blokları veya biberonunu almamdan) aşırı derecede rahatsız olur. Ağlayabilir ya da sinirlenebilir. Bu tepkiler sağlıklı gelişim içinde tamamıyla NORMAL, tabi güvende olduğu ve kendisini ya da başkalarını incitmediği sürece. Çocuğunuz öfkeliyken destekleyici bazı şeyler söyleyebilir ya da sadece sessizce yanında kalabilirsiniz.  Yalnızca çocuğunuzu oynamak istediği nesneden uzaklaştırıyorum ve ona yakın durabilirsiniz.

  1. Duygusal tepkileri dindikten sonra duygularını anladığınızı belli edin.

Bir duygusal tepkinin ya da öfke krizinin ardından ya da bazen devam etmekteyken bebeğimin duygularını tasdik ederim. Basit bir onaylama bebeklerin (ve daha büyük çocukların) kuvvetli duygular hissetmelerinin NORMAL olduğunu anlamalarına ve o duyguları ifade ederek daha hızlı atlatmalarına yardımcı olur.

  1. Neler YAPABİLECEKLERİNE dair onlara seçenekler sunun.

Bir öfke nöbeti sona erdiğinde çoğunlukla kısa bir eğitim yapabilirsiniz ve çocuğumun bir şeyleri nerede ve ne zaman FIRLATABİLECEĞİ (ve tabi neleri FIRLATABİLECEĞİ) hakkında konuşurum… Mesela basketbol topu (bahçede) ya da yumuşak süngerimsi topları (bir sepete) fırlatabilir. Yalnızca “Hayır” ya da “Eşyaları fırlatmıyoruz” demek yerine yapabileceği şeylere odaklanmayı tercih ediyorum. Bazen çocuklar yalnızca etraflarındaki malzemeleri keşfetmek isterler ve bazı nesnelerle ne yapabileceklerini bilemezler. Onlara ne yapamaycaklarını söylemeye odaklandığımızda hiçbir şey öğrenemezler. Çocuğunuzun FIRLATABİLECEĞİ belirli yumuşak objelerin olduğu bir sepet seçin; böylece bu eşyaları FIRLATABİLECEĞİNİZ ama blokları ya da can acıtan şeyleri fırlatamayacağımızı anlatmanız çok daha kolay olur.

Eğer çocuğunuz sizin ilginizi (ya da ablasının ilgisini) çekmek için bir şeyler fırlatıyorsa, bu durumda dikkat çekmek doğru şekilde nasıl yapılır, bunun üzerine biraz alıştırma yapabilirsiniz. Bazen daha büyük çocuklarla canlandırma da yapabiliriz. “Gel beraber oynayalım” demenin ya da birisinin omzuna dokunup “Oyun oynamak istiyorum” demenin alıştırmasını yapıyoruz. Örneğin bazen çocuk, kardeşini oynamaya çağırmak için çoğunlukla doğru kelimeleri bulamadğını fark edebilirsiniz. Fakat bir kere öğrendiğinde, eşyaları fırlatmayı bırakacaktır ve onun yerine kelimeleri kullanmaya başlayacaktır.

  1. Sabırlı olun.

Son olarak, sabırlı olmalısınız. Çoğu davranış bir gecede ortadan kalkmaz. Çocuklar sizi denerler ve söylediğiniz şeyde ciddi olup olmadığınızı görmek isterler. Bu nedenle tutarlı ve sakin kalmayı sürdürün ki kendinizden emin olduğunuzu ve kontrolün sizde olduğunu fark edebilsinler.

Ders çalışmak istemeyen çocukla nasıl başa çıkılır

Çocukların ders çalışmamaları sanıldığı kadar basit bir sorun değil. Ders çalışmamanın çocuğa göre farklılaşan nedenleri olmakla birlikte bazı ortak nedenlerden söz edilebilir. Bu sorun sadece çocuklarımızın değil aslında öğrencilik sürecini geçirmiş tüm insanların ortak noktası. Aslına bakılırsa, ders çalışmak özünde kimsenin zevk alarak yaptığı bir şey değil. Çünkü, ders adı altında sunulan konuları bizler belirlemiyoruz, dışımızdan birileri tarafından belirleniyor. Doğal olarak da bu kimseye çok heyecanlı gelmiyor. Hatta diyebiliriz ki, bir çocuğun ders çalışmayı istemesi değil, istememesi daha doğaldır.

Bir çocuğun ders çalışabilmesi için, şimdiki hazdan vazgeçip uzun vadeli sıkılmayı göze alması gerekiyor. İşte bu, çoğu zaman beynimizin tercihleri ile örtüşmeyen bir durum. Çünkü beynimiz en kısa sürede haz veren faaliyete yönelmeyi sever. Beynin, hazzı kontrol eden alın bölgesi en geç olgunlaşan (yirmili yaşlar) bölümüdür. Bu nedenle, çocukların ders çalışmayı istememesi bir suç değil, beyinlerinin tercihidir.

Çocuğunuza ders çalıştırırken şu yöntemi uygulayın

Çocukların ders çalışmasını sağlamak çok iyi yönetilmesi gereken bir süreç. Yaşa göre farklı uygulamalar söz konusu olsa da genelde bu çocuklar üzerinde uygulanan ve başarı elde edilmiş bir modelden söz etmek mümkün. Bu yöntem henüz ders çalışma alışkanlığı oturmamış çocuklarda etkili oluyor…

Psikolojik Direnci Kırma

Bu aşamada, çocuğunuzla konuşarak günde en az ne kadar ders çalışabileceğini sorun. Diyelim ki yarım saat demiş olsun. Bu sürenin yarısı olan 15 dakikayı esas alın. Çocuğunuza da, “Sen yarım saat dedin ama ben senden yarım saat çalışmanı istemiyorum, sadece 15 dakika çalışmanı istiyorum” deyin.

“Çünkü, şu an sende öncelikle ders çalışma alışkanlığını kazandırmamız gerekiyor” gibi bir açıklama, uygulamanın başlangıç mantığını çocuğun fark etmesini sağlar. Rutin oluşturun İkinci aşamadaki temel hedef, çocuğunuzun belirlenen süreyi her gün çalışmasını sağlamak olmalı. Bunun için ona, “Belirlediğimiz süre ile ilgili bazı kurallarımız var. Bu kurallarımızdan birincisi, belirlediğimiz bu 15 dakikalık çalışma süresini her gün tekrarlayacağız. Tüm sürelerimizi biriktirip hafta sonu çalışmak yok” şeklinde bir açıklama yapın. Düzeni kurun Bu aşamada, çocuğunuzun çalışma ortamı ile ilgili düzenin oturtulması gerekiyor. Çocuğa, “İkinci kuralımız, televizyon karşısında, yatarak, uzanarak çalışmak yok. Belirlediğimiz süreyi, çalışma odamızda ve masamızda tamamlıyoruz. Çünkü, senin hep aynı ortamda çalışmanı sağlayarak çalışma alışkanlığını pekiştirmek istiyoruz” demelisiniz.

Otokontrolü sağlayın

Çocuğunuzun belirlenen sürenin altına düşmemesini sağlayın. Bu aşamada çocuğunuzla, “Senden, belirlediğimiz 15 dakikalık sürenin altına düşmemeni istiyorum. Bunun nedeni, senin ders çalışma alışkanlığını kazanabilmen için otokontrolünü güçlendirmeyi istememiz. Böylece, belirli bir öz disiplin kazanacak ve bu alışkanlığı iyice güçlendirmiş olacaksın” şeklinde konuşun. Masasına bir çalar saat koyarak kurmasını istemek ve süreyi çalar saatle kontrol altına almak mümkün.

Motivasyonu artırın

Beşinci son adımda, çocuğunuzun motivasyonunu geliştirici hamleyi yapmak son derece önemli. Çocuğunuza, belirlenen sürenin üstüne çıkmakta serbest olduğunu söyleyin. Bir başka ifadeyle, “Eğer istersen, 15 dakikadan daha fazla çalışabilirsin” anlamında bir mesajla, çocuğun çalışma isteğindeki yoğunlaşmaya bağlı olarak tercih yapması sağlayın. Özellikle bu aşamada, çocukların birçoğu, kendilerinin bile farkında olmadıkları şekilde belirledikleri sürenin üstüne çıkıyor. Böylece çocuklar, düşündükleri ve belirledikleri sürenin üstüne çıkmanın gururunu yaşıyor ve başarılı oldukları ya da başarılı olacakları inancını iyice güçleniyor. Bu hissediş, onlar açısından önemli bir kırılma aşaması. Unutulmamalı ki, her başarısızlık bir sonraki başarısızlığın, her başarı da bir sonraki başarının zeminini hazırlar.

“Ders çalışmada hırslı olmak değil, azimli olmak gerekiyor. Hırslı çocuklar, yapacakları işe değil, arkadaşlarına odaklanır. Sürekli rekabet halindedir ve arkadaşlarını geçmeye çalışırlar. Bu nedenle, çocuklarda hırsı beslememek gerekiyor. Ancak aşırı iç motivasyon ‘hırs’ olarak karşımıza çıkabiliyor. Hırs ise asla beslenmemesi gereken bir özellik. Çünkü aslolan hırs değil, azimdir. Azimli çocuklar, görev odaklı olup üzerlerine düşen görevi sonuna kadar yapar ve mutlu olurlar. Oysa hırslı çocuklar ilişki odaklıdır. Bir başka ifadeyle, üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmekten çok arkadaşlarını geçmeye çalışırlar.””

MOTİVASYON TİPİNE GÖRE ÖNLEM ALMAK GEREKİYOR!

Ders çalışmayı engelleyen en önemli şeyin motivasyontipi olduğunu söyleyen Aydın, insanda bir iç bir de dış motivasyon diye tanımlanabilecek iki yapı bulunduğunu ve bunların doğuştan gelen kişiliğin bir parçası olduğunu söylüyor.

İç motivasyonu yüksek çocuklar

1- Genelde amaçlarını bilmek isterler

2- Planlı çalışmayı severler

3- İstekli ve sabırlıdırlar

Dış motivasyonu yüksek çocuklar

1- Sürekli yönlendirilmeye ihtiyaç duyarlar

2- Sonuç odaklıdırlar ve kısa sürede işi tamamlamak isterler

3- Kısa sürede tamamlanmayan işlerden çok çabuk sıkılırlar ve enerjileri düşer

4- Başladıkları işleri çoğu zaman yarım bırakırlar ve sürekli mazeret üretirler

5- En belirgin özellikleri de ertelemedir. Sorumluluklarını sürekli erteler ve biriktirirler

Oktay Aydın’a göre, çocuğu sürekli suçlayıp eleştirmek yerine motivasyon tipini anlamak ve ona uygun önlemler almak gerekiyor: “Dış motivasyon tipine sahip çocukların iç motivasyon kaynaklarını harekete geçirecek faaliyetler yaptırılmalı. Buradaki en kritik nokta da, çocukta, başarılı olduğu ve başarılı olacağı inancının hep üst düzeyde tutulması.”

Dikkat

Temel alışkanlıkların ve yeni davranışların kazandırılması için yaklaşık olarak 21 gün tekrar edilmesi gerekiyor. Bu nedenle, çocukların ders çalışma alışkanlığını kazandırmak amacıyla yapılacak bu uygulama 2-3 hafta kadar hiç değiştirilmeden aynen devam ettirilmeli. Böylece, çocuğun beyninde ders çalışma ile ilgili nörolojik aktiviteyi iyice belirginleştirmek ve kalıcılığı sağlamak mümkün olur. Bu süre sonunda, çocukla tekrar görüşerek, çalışma süresinin üzerine 5-10 dakika eklenmesini sağlayabilirsiniz. Süreç bu şekilde adım adım ve azar azar ileriye doğru götürülerek ideal süreye kadar devam ettirilmeli.

Her Hareketli Çocuk Hiperaktif Değildir

“DEHB: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu. DEHB çocuklarda genellikle okul öncesi dönemde 3-6 yaş arasında belirtileri görülen, hem norolojik, hem de psikiyatrik bir bozukluktur. Çoğu anne baba çocuğum çok hareketli acaba hiperaktif mi? diye düşünür. DEHB bozukluğu hiperaktivite, dikkat eksikliği ve dürtüsellik olmak üzere 3 ana belirtiden meydana gelir. Hiperaktivite sürekli hareket halinde olma, kısa bir süre bile olsa yerinde duramama ve kıpır kıpır olma ile tanımlanır. Hareketli her çocuk hiperaktif değildir.

Belirtiler Nelerdir?

Hiperaktif çocukların televizyon izlemek gibi durağan bir eylemde bile hareket halindedir. Dürtüsellik ise bir işi yaparken sonunun nereye varacağını düşünmeden hareket etmek olarak tanımlanabilir. Dürtüselliğin sebepleri sabırsızlık, sırada bekleyememe, başkalarının sözünü kesmektir. Bahsedilen bu belirtiler okulda, evde veya sosyal ortamlarda görünüyorsa DEHB’in varlığından söz edilebilir. Bu belirtiler her çocukta aynı oranda görülmeyebilir.

Çocuğunuza sorumluluk almayı öğretme

Anne ve babalar çocukların kendi sorumluluklarını yerine getirmemeleri konusunda çoğu zaman dertlidir. Anne ve babaların çocuklarından beklentileri kadar kendilerine sormaları gereken bir soru vardır. “Çocuğumuza sorumluluk duygusunu verebildik mi?”. Anne-baba ve çocuk ilişkisinde sürekli bir mücadele söz konusudur. Anne-babanın çocuğuna verdiği emirler çoğu zaman çocuğun olumsuz tepkisine neden olabilir. Bu tepki “canım ne isterse onu yaparım!” şeklinde ortaya çıkar.

Çocuğunuz sorumluluk alma konusuna tedirgin yaklaşıyorsa ve bu konuda korkuları varsa, onun bu negatif duygularını ciddiye alın ve onları yenmesine yardımcı olun. Kendi çözümünü bulmasına izin verin.

Çocuklarınıza sorumluluk almayı öğretebileceğiniz bazı yöntemleri sizlere paylaşmak istedik.

1.Ebeveynler genellikle çocuklarının yapmakta zorlandığı işleri üzerlerine alarak onlara yardımcı olduklarını düşünürler. Bu yardım, “Sen bunu yapamazsın, beceremezsin. Sen bunu yapmak için yeterince iyi değilsin.” mesajlarını verebilir ki bu da çocuğun kendine olan saygısını azaltır. Çocuğunuzun sorunları olduğunda yanında olmalı fakat sorunlarını kendisi çözmesi için onu yalnızca cesaretlendirmelisiniz. “Sen bunu başarabilecek güçtesin, sana güveniyorum.” sözleri, anne babanın çocuklarına gerektiğinde söyleyebilecekleri etkili sözlerdir. Çocukların bir işi başarmak için mücadeleye davet edilmeleri, kendilerine fırsat verilmeleri Çocuğunuzun kendi başına iş yapmasına izin vermezseniz, fazla korumacı anne-babalar olursanız çocuğunuz sorumluluk alma konusunda zorluk yaşayacaktır.

2.“Sen” mesajı iletişimi engeller. Genellikle kızgınlık ifadesi için kullanılır. “Ben” mesajı gönderen bir kişi kendi hakkında yaptığı değerlendirmeyi karşısındaki kişiyle paylaşmak üzere sorumluluk yüklediğinden karşısındaki kişinin davranışını değiştirme olasılığı da yüksektir.

3.Eğer çocuk sorumluluk almaktan kaçıyorsa ve bu nedenle yanlış bir davranış sergiliyorsa bunun kendisince geçerli bir nedeni vardır. Çocuklar kötü bir şey yaptıklarında ilgi çekmek, iyi bir davranışta bulunduklarında da onaylanmak isterler. Verdiğiniz bir sorumluluğu yerine getirdiğinde bolca aferin kelimesini kullanın ve onu onaylayın.

4.Çocuğunuza bir sorumluluk verirken ya da verdiğiniz bir sorumluluğu yerine getirmediğinde, sözlerinizle beden dilinizin de birbirine uymasına dikkat etmelisiniz. Çocuğa doğru model olabilmek için ona söylediğinizi siz de yapmalısınız, çocuğa almasını istediğiniz sorumluluklar konusunda çelişkili mesajlar vermemelisiniz.

5.Sorumluluğunu almasını istediğiniz konulardaki istekleriniz ve kurallarınız açık ve net olmalı, ne hissettiğinizi ya da ne düşündüğünüzü çocuğa net ve anlaşılabilir şekilde söylemelisiniz.

6.Çocuğunuzun sorumluluk almasını istediğiniz herhangi bir konuda düşüncesini sormanız, onun duygularının, gözlemlerinin ve algılayışının değerli olduğunu düşünmesini sağlayacaktır. Anne ve babasının kendisini dinlediğini gören çocuk rahatlar ve duygularını ifade etme olanağı bulduğu için “anlaşıldım” duygusunu yaşar. Karşılıklı anlaşmak ve onları önemsemek her şeyden önemli.  Yalnızca maddi isteklerini karşılamak yetmiyor.

 

7.Çocuğunuz derslerini çalışmıyor, sürekli dersten kaçmaya yönelik davranışlarda bulunuyorsa, televizyon, müzik, telefon gibi zihin dağınıklığına sebep olabilecek faktörleri çalışma ortamından kaldırmalısınız. Çocuğunuzun okuldan eve geldikten sonra 1 saat dinlenmesine izin verin. Derse başlama konusunda bu sürenin daha fazla uzamasına izin vermeyin. Çocuklar çabuk sıkıldıklarından ders çalışma sürelerinde çok sık ara vermek, kaytarmak isteyebilir. Bu duruma bir süre belirleyerek, örneğin“45 dakika çalışırsan 15 dakika dinlenebilirsin.”şeklinde bir öneriyle sınırlama getirebilirsiniz.

8.Ödevini yapmadığı zaman çocuğunuzu cezalandırmayın. Ödevini yaptığı zamanları övmek, ödüllendirmek istenmeyen davranışı cezalandırmaktan daha etkilidir. Ödevleri bittikten sonra çocuğunuzla yarım saat eğlenceli vakit geçirin. Ödev yapmanın kendi sorumluluğu altında olduğunu çocuğunuza anlayabileceği bir dilde anlatın. Davranışı yönlendirirken yapılan ilk hata yanlış davranışı görmezlikten gelme, ikinci hata ise ilk çare olarak cezaya başvurmaktır. Tehditle, cezayla ya da bağırıp çağırarak çocuğunuzun olumsuz davranışına o an engel olabilirsiniz ama davranışı ortadan kaldıramazsınız.

9.Çocuğunuzun anlamadığı, zorlandığı ödevlerde ona yol gösterebilirsiniz fakat ödevlerini siz yapmaya kalkarsanız çocuk “Ne de olsa annem-babam ödevlerimi yapıyor.” düşüncesi ile sorumluluk almaktan uzaklaşabilir.

10.Anne ve baba çocuğun sorumluluğunu alması konusunda aynı çizgide davranmalıdır. Bir tarafın dediğine bir tarafın hayır demesi veya farklı yollar izlemesi çocuğun aklını karıştıracak, bir tarafın uygun görmediği bir durumu diğer tarafa yönlenerek elde etme çabasına sürükleyecektir.

İnatlaşan çocuklarla başa çıkmanın yolu

İnatlaşmak her insanın doğasında vardır. Kimisinde aşırı boyutta iken, kimisinde daha azdır. Ve her yaşta insanda görülebilir. Özelikle 2 ila 4 yaş arasındaki çocuklarda inatlaşmalar sıklıkla görülür. Bunun nedeni ise, bu yaş aralığındaki çocukların kendi varlıklarının farkına varmaları ve bağımsızlıklarını ortaya koyarak kendi istediklerini yaptırma çabalarıdır. Ve bunu da en iyi inatlaşma ile yürütürler. İnatlaşma sürecine giren çocuk, her şeye karşı bir tutum sergileyebilir.

Çoğu kez neyi istediğini bilmede, sadece zıtlaşmak ve inatlaşmak adına bile çatışmalara girebilirler. İnatlaşmak çocukların gelişiminde yer alan doğal bir davranıştır. Ve inatlaşma sürecinde yaşanacak olan kaoslar ebeveyn ve çocuk arasındaki iletişimsizliğin ya da çocuklarda oluşan özgüven problemlerinin başlangıcı olabilir. Çocuk aile tarafından istenmeyen bir davranışı yapmak istediğinde, ebeveynlerden biri buna karşı gelecektir. Ve böylelikle inatlaşma süreci başlayacaktır. Bu durumlarda ebeveynlerin inatlaşan çocuklar ile en uygun şekilde başa çıkabilmeleri gerekir.

İşte inatlaşan çocuklarla başa çıkmanın 6 yolu;

  1. Özellikle küçük yaşlardaki çocuğunuz inatlaştığı onun dikkatini farklı yöne çekmek ve dağıtmak en etkili yollardandır. Ona sevdiği bir hayvanı veya yiyeceği vererek inatlaştığı şeyi unutmasını sağlayabilirsiniz.
  2. Çocuğunuzun inatlaştığı konu eğer esneklik sağlayabileceğiniz bir konu ise krizler ortaya çıkmadan mevcut alternatifleri değerlendirin. Ve birebir inatlaşılan şey yerine alternatifine müsaade ettiğinizde çocuğunuz sadece inat ettiği için bir hak elde ettiğini düşünmeyecektir.
  3. İnatlaşmaların aranızda bir güç savaşına dönüşmesine izin vermeyin. Eğer çocuk inatlaşmanın sonucunda ebeveynleri pes ettirdiğiniz gözlemlerse, bir sonraki inatlaşma da bu sınırı daha da genişletecektir ve son aşamalarda dur durak dinlemeyecektir. Veya her inatlaşma sonucunda çocuklara baskı kuran ebeveynler çocukların bağımsız birer birey olmalarına engel olacaktır. Bu nedenle inatlaşmaları uzatmadan, bazen kabul ederek bazen de reddederek sona erdirmelisiniz.
  4. Çocuğunuz bir konuda sizinle inatlaştığında, ilginizi başka yöne çevirmek sizi rahatlatacaktır. Müdahale etmek yerine bazen görmezden gelmek faydalı olabilir. Eğer inatlaşma uzuyorsa ve uzlaşma sağlanamıyorsa, başka şeylerle ilgilenmeye başlayın. Bir süre sonra çocuğunuzda vazgeçecektir.
  5. İnatlaşma esnasında zor olacaktır ancak çocuğunuzu sakinleştirerek sizi dinlemesini sağlayabilirsiniz. Ve böylelikle nazik bir şekilde ona yasakladığınız şeyi hatırlatarak inadından vazgeçmesini sağlayabilirsiniz. Ancak bunun karşılığında bir alternatif göstermeniz gerekecektir.
  6. Çocuğun inatlaşmasının karşılığı kesinlikle aynı şekilde tepki vermek olmamalıdır. Neticesinde o bir çocuktur ve önemlidir. İnatlaşması yaşı gereği olan bir durumdur. Bağırmadan, sakin bir tavırla yaklaşmak ve sabırlı olmak en doğru yöntemdir.

Çocuk motor gelişimi için nelere dikkat etmeli?

Anne ve babaların çocuk yetiştirirken merak ettikleri konulardan biridir motor gelişimi… Bu yüzden birçok ebeveyn çocuğunun gelişimi nelere dikkat etmesi gerektiğini, bu süreçte hangi oyuncakları seçmesi gerektiğini araştırır. Peki nedir motor gelişimi?

Çocuklar, doğum esnasında insan sinir sisteminin olgunlaşmasının tamamlanamaması sebebi ile, özellikle yaşamlarının ilk 2 yılında sürekli büyürler. Bu dönemde hareketlenip yürümeye başlamaları ile birlikte, keşfe başlarlar. Çocukların gelişim hızı onların motor becerilerine bağlıdır. Motor gelişimi deyince sadece yürümesi akla gelmemelidir. Kendi kendine yemeğini yiyebilmesi, düzenli uyku alışkanlığı, tuvalet eğitimi de bu gelişim süreci içindedir.

Motor gelişimi kaba ve ince motor olarak ikiye ayrılır.

* Kaba motor, yürümek, dengede durmak, emeklemek gibi hareketleri gerçekleştirebilmek için  büyük kas gruplarını işlevsel kullanabilme becerisidir. Bu süreç;

2 – 3 ay          Baş kontrolü

4 – 6,5 ay      Yüzüstü – sırtüstü dönme

6 – 9 ay           Desteksiz oturma

10 – 18 ay      Yardımsız yürüme

20 – 26 ay      Merdiven çıkıp – inme (tek elle tutunarak)

3,5 – 4,5 yaş  Tek ayak üstünde zıplama

 

* İnce motor, piyano çalmak, video oyunları oynamak ve bunun gibi hareketleri gerçekleştirebilmek için küçük kas gruplarını işlevsel kullanabilme becerisidir.

3 – 4 ay        Ellerini orta hatta birleştirme

4 – 6 ay        Eşyaya uzanma

9 – 12 ay      Cımbız (baş ve işaret parmakları ile) yakalama

18 – 24 ay    Kağıt karalama

2 – 3 yaş      Dik Çizgi çizebilme

3 – 3,5 yaş  Daire kopyalayabilme

 

Erkek ile kadınlar arasında motor becerileri farklılık göstermektedir. Erkekler çoğunlukla, kaba motor becerilerine yatkınken, kadınlar ise ince motor becerilerine yatkındır.

Motor gelişimini etkileyen çevresel faktörlerde en önemli konu anne ve babanın tutumudur.

* Eğer anne ve baba, çocuğunun emekleme denemelerini fark etmez ve övmez ise, çocuk bu konu da fazla istekli olmayabilir.

* Emeklerken önündeki engelleri önünden kaldırmak, çocuğun problem çözme becerisinin yeterince gelişmesini engelleyecektir.

* Çocuğu sürekli kucakta taşımak, kendi kendine oturma fırsatını engelleyeceği için oturma gelişimini geciktirecektir.

Anne ve babaların çocukları için çok şey yapmaları, endişeleri çocukların olumsuz etkilenmesine ve yeni şeyleri denemelerini engellemekte, tüm bunlarda gelişimi yavaşlatmaktadır.

Anne ve babanın bu süreçte yapması gerekenler güvenli bir ortam yaratmak, gelişimin desteklemek için kazandığı motor becerilerini övmek olmalıdır. Bunların yanında ona gereken uyarıları sunmalı, yaşına ve gelişim düzeyine uygun oyunlar oynanmalı ve oyuncaklar verilmelidir.

Hangi yaşta hangi oyun?

“Ce-eee” türü saklambaç oyunları, “buraya bir kuş konmuş” türü parmakla oynanan oyunlar heyecan ve sürpriz öğesi taşıdığından bebeklerin sevdikleri oyunlardır.

Önemli olan hayal dünyasına yönelik olmasıdır. Hayal kurmak ve hayali oyunlar yaratmak yavaş yavaş öğrenilebilir. 18. aydan küçük çocukların pahalı teknolojik oyuncaklar yerine, küpler, kutular gibi kendilerinin anlam kazandırabilecekleri oyuncaklar ile oynamaları gelişimlerini olumlu etkileyecektir. Ayrıca telefon ile konuşur veya kahve içer gibi taklit ederek oynanan oyunlar faydalıdır. Bunun için lego benzeri yapı setleri, telefon, çay takımı, yemek seti, steteskop, kamera gibi yaratıcı oyuncaklar seçilebilir. Tüm bu oyuncaklar taklide dayalı oyunlar içindir.

Bebeğiniz ile oynamak hem size hem de bebeğinize yardımcı olur.

Oyun öncesinde baş başa kalabileceğiniz sakin bir ortam yaratın… Telefonunuzu kapatın veya kısın… Oyun anında rahatsız edilmeyeceğinizden emin olun.

Çocuğunuzun oyun becerisini geliştirmek için onu izleyin. Ne ile ilgileniyor? Ne yapıyor? Ona nasıl yardım edebilir veya nasıl katılabilirsiniz? Ona şarkı söyleyin, anlamsız sesler çıkarın, komik görünmekten çekinmeyin. Bu onun hoşuna gidecektir. İzleme ve dinleme becerilerini destekleyin.. çıkardığı sesleri ve kelimeleri tekrarlayın, yeni kelimeler ekleyin.. Bunları yaparken kullandığınız dilin sade olmasına dikkat edin. Soru sormaya çalışın. İlgi gösterdiği hareketlere sizde ilgi gösterin. Sıkılır ise dikkatini başka yöne çekin. İlişkinizi kuvvetlendirmek ve onunla oynamaktan zevk aldığınızı göstermek için gülümseyin, kucaklayın.

0-3 Yaş Arasındaki Çocuğunuzun Gelişimsel Geriliği Varsa

Gelişimi yaşıtlarından geri kalan bebeklerin ya da çocukların gelişimini desteklemek amacıyla uygulanan terapi programlarının bütününü kapsayan erken müdahale programları bilişsel, fiziksel, iletişim ve sosyal/duygusal gelişim alanlarında geriliği olan 0-3 yaş arasındaki çocuklara uygulanmaktadır.

Erken müdahale programlarına başvurmak için çocuğunuza bir hastalık tanısı konulması gerekmez. Ebeveyn olarak çocuğunuzun gelişimi konusunda şüphelerinizin olması ve bazı ön bulguların olması yeterlidir.

Beyin yaşamın ilk üç yılında çok hızlı gelişim gösterir ve çocuğunuz erken eğitim programına hızlı cevap verir. Bu da özel gereksinime ihtiyaç duyabilecek çocuğunuzun gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu sayede gelişimsel geriliği olan çocuğunuza mümkün olan en kısa sürede yardım edilerek onun en üst potansiyeline ulaşması hedeflenir.

Bebeğinizde hangi belirtiler varsa erken müdahale programlarına başvurmanız önerilir?

  • Prematüre ve gelişimsel geriliği olan riskli bebeklere,
  • Sakinleştirilmesi zor ve çok huzursuz bebeklere,
  • Emme, yutma ve çiğneme problemleri gibi beslenme sorunları yaşayan bebeklere,
  • Kucağa alındığında gergin olan, kendini bırakan ya da geriye atan bebeklere,
  • Yüzyüze iletişimden kaçınan ya da hoşlanmayan bebeklere,
  • Görme, hareket, sese ve dokunmaya tepki vermeyen ya da çok hassas olan bebeklere,
  • Tüm pozisyonlarda hep aynı tarafa bakan ve devamlı olarak tek elini kullanan bebeklere,
  • Ayrıca erken dönemde kromozomal anomaliler, metabolik ve genetik hastalıklar, cerebral palsy, tortikolis ve brakial pleksus zedelenmesi tanısı koyulan bebeklere önerilmektedir.

Çocuğa özel erken müdahale programları nasıl planlanır?

  1. Erken müdahale programına alınacak çocuğunuzun öncelikle gelişim testleri yapılır.
  2. Bu testler klinik değerlendirmerle birlikte ele alınır.
  3. Değerlendirme sonucuna göre çocuğunuza özel bir program hazırlanır.
  4. Bu program çocuğunuzun bilişsel, fiziksel, sosyal ve duygusal, uyumsal ve iletişim gelişim seviyeleri ve ihtiyaçlarına göre belirlenir.
  5. Belirlenen programda gerek ebeveynin gerekse de diğer aile üyelerinin öncelikleri ve endişeleri de göz önüne alınır.
  6. Aile rehberliği, hedefler ve takip sıklığı da programın diğer önemli unsurlarıdır.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.