Çocuk ve Ergenlerde Görülen Psikolojik Rahatsızlıklar

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Gelişiminde nörobiyolojik etmenlerin ön planda olduğu bir bozukluktur. Prefrontal kortekste norepinefrin ve dopamin nörotransmitterlerinin işlevlerinde aksamadan kaynaklandığı düşünülmektedir. Özellikle ilkokul döneminde derslere dikkatini verememe, aşırı hareketlilik, ders başarısızlığı, aile ve arkadaş ilişkilerinde bozulmalar şeklinde kendini gösterir.

Tedavi edilmeyen dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ilerde davranım bozuklukları, depresyon, alkol ve madde kullanım bozuklukları gibi ek ruhsal bozukluklara yol açabilmektedir. Bozukluk metilfenidat ve atomoksetin etken maddeli ilaçlar ile etkin bir şekilde tedavi edilebilmektedir

Sosyal Kaygı Bozukluğu

Gelişiminde nörobiyolojik ve çevresel etmenlerin birlikte rol oynadıkları bir bozukluktur. Kişi yeni alıştığı ortamlarda, topluluğa karşı sunum yaparken, sosyal ortamlara dahil olma durumlarında sürekli olarak eleştirilme, beğenilmeme ve rezil olma şeklinde endişeler yaşamaktadır.

Çocuk bu endişeleri nedeniyle arkadaş edinmekte zorlanmakta, derslerde kendini gösterememekte ve bunlarla ilişkili olarak sosyal ve akademik alanda zorlanmaktadır. Zaman içinde kişinin benlik saygısı daha da bozulabilir, depresyon ve diğer kaygı bozuklukları duruma eşlik edebilir. Bozukluğun sağaltımı psikoterapi ve ilaç tedavisi ile yapılabilmektedir.

Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

Çocuklarda ayrılma kaygısı bozukluğu, çocuğun gelişim dönemine uygunsuz şekilde bakım vereninden (sıklıkla anneden) ayrı kalmaya aşırı hassasiyet göstermesidir.  Ayrı kalma durumlarında çocukta ruhsal ve fiziksel belirtiler (çarpıntı, el titremesi, karın ağrısı vb.) ortaya çıkmaktadır. Bozukluk sıklıkla çocukların ilkokula başlamalarından sonra kendini göstermekte ve çocuk okula gitmeye direnç gösterebilmektedir. Gece yatağında ayrı yatamama, ebeveyn olmadan sosyalleşememe, yemek yeme, üstünü giyinme gibi otonomi davranışlarında yaşından daha küçük özellikler gösterme gibi özellikler tabloya eşlik edebilir.

Bozukluk çocuğun bireysel özellikleri kadar ailenin yetiştirme tutumlarından da kaynaklanabilmektedir. Özerkliklerine müsaade edilmeyen, aşırı korumacı tutumla yetiştirilen çocuklar, mizaçları da yatkınsa, bozukluk açısından risk altında olurlar. Çocuk okulundan ve arkadaş ortamından geri kalabilir. Tedavi programında bireysel psikoterapi ve aile danışmanlığı yer almaktadır. Ciddi durumlarda kaygı giderici ilaç tedavileri tedaviye eklenebilmektedir.

Obsesif Kompulsif Bozukluk

Zihne zorlayıcı şekilde giren düşünce, dürtü, görüntüler(obsesyon) ve buna eşlik eden gerginliği azaltıcı davranışlar (kompulsiyon) ile karakterizedir. Çocukluk döneminde, erişkinliğe benzer şekilde, en sık olarak kirlenme, bulaşma obsesyonları ve temizleme kompulsiyonları görülmektedir.

Bunun dışında simetri, zarar görme, emin olamama, dini içerikli ve cinsellik temalı obsesyonlar ve bunlara eşlik eden kompulsiyonlarda görülebilir. Genetik, kalıtımsal ve nörobiyolojik faktörler bozukluk gelişiminde önemlidir. Bilişsel davranışçı psikoterapi ve ilaç tedavisi sağaltımda fayda sağlar.

Depresyon

Çocukluk dönemi depresyonunun, çocuğun gelişim düzeyi dikkate alındığında erişkinlerden daha farklı belirtilerle kendini gösterebileceği anlaşılabilir. İlk olarak depresyon çocuklarda keyifsizlik ve hayattan zevk alamama belirtilerinden çok, “kolay öfkelenme” ile kendini gösterebilir. Buna ek olarak karın ağrısı, baş ağrısı gibi bedensel yakınmalar çocukluk depresyonun da karşımıza sık olarak çıkabilir.  Erişkin depresyonunda sıklıkla görülen psikomotor hareketlerde yavaşlama belirtisinin tam zıttı şekilde,  çocukluk depresyonuna aşırı aktivite ve ajitasyonun eşlik etmesi dikkat çekicidir.

Ergenlik döneminde depresyon kendine zarar verme düşünceleri, okuldan kaçma, alkol ve madde kullanımı, saldırganlık gibi risk içeren davranışlar, aile ve arkadaş ilişkilerinde ciddi bozulmalar ve okul başarısının düşmesi gibi sorunlara yol açabilir. Burada dikkat edilmesi gereken durum, ergenliğin doğal sürecinde de ruhsal dalgalanmalar, aile ve arkadaş ilişkilerinde sorunlar, öfke kontrol problemleri gibi depresyonu andıran belirtilerin görülebilecek olmasıdır.

Çocuk ve ergende depresyonun tedavisi çok boyutludur. Günümüzde antidepresan ilaçlar gerek etkinlikleri gerekse yan etki profillerinin düşük olması nedeni ile depresyon tedavisinde çocuk ve ergen yaş grubunda sıklıkla kullanılmaktadır. En sık olarak serotonin geri alım inhibitörleri tercih edilmektedir. Bununla birlikte bilişsel-davranışçı psikoterapi, psikodinamik yönelimli psikoterapi ve aile danışmanlığı depresyonun sağaltımında başarı ile uygulanmaktadır. 6 yaş altı çocuklarda depresyon tanısı konulursa oyun terapisi, resim terapisi ve aile danışmanlığı öncelikli olarak tercih edilir.

Tuvalet alışkanlığı problemleri (Enurezis, enkoprezis)

Enurezis 4-5 yaşlarından sonra alt ıslatma sorunun devam etmesi sorunudur. Organik nedenler dışlandıktan sonra bozukluğun gelişimsel-ruhsal faktörlerden kaynaklandığı düşünülür. Birincil enurezis alt ıslatmanın doğuştan itibaren devam ettiği durumlar için, ikincil enurezis ise çocuğun altının bir dönem kuru kaldığı ve sorunun tekrar başladığı durumlar için kullanılır.

Birincil enurezis sıklıkla gelişimsel faktörler ile ilişkiliyken, ikincil enurezis ise sıklıkla depresyon, kaygı, stresli yaşam olayları gibi ruhsal etmenlere bağlıdır. Enurezis tedavi edilmezse benlik saygısı düşüklüğü, depresyon, kaygı bozuklukları gibi sorunlara yol açabilir. Tedavide bilişsel davranışçı psikoterapi ve ilaçlar faydalıdır.

Otizm ve Yaygın Gelişimsel Bozukluklar

Yaygın gelişimsel bozukluklar bireyin sosyal gelişimini, iletişim becerilerini ciddi oranda etkileyen nörogelişimsel bozukluklardır. Çocukluk otizmi spektrumun en bilinen bozukluğudur. Farkedilme ve klinik başvuru sıklıkla 2-4 yaşları arasındadır. Sık belirtileri konuşmanın gecikmesi/yokluğu, beden dili ve mimikleri kullanamama, göz temasının kısıtlılığı, ismi çağırılınca yanıt vermeme, yaşıtları ile iletişim kuramama ve yaşına uygun senaryolu oyun ve taklit becerilerinin yokluğudur.

Çocuklar bu belirtileri gösterirse işitme testi ve tıbbi/nörolojik değerlendirmeden geçmelidir. Eğer organik bir patoloji durumu açıklamıyorsa ve çocuk ve ergen psikiyatrisi tarafından yaygın gelişimsel bozukluk tanısı konulursa çocuk vakit geçirmeden özel eğitime yönlendirilmelidir. Tanı klinik görüşme ve gözlem ile konulur. Saldırgan davranışlar görülürse sakinleştirici ilaç tedavileri kullanılmaktadır.

Konuşma Bozuklukları

Konuşma bozuklukları ifade edici dil bozukluğu, fonolojik bozukluk, alıcı dil bozukluğu ve kekemeliği içerir.  İfade edici dil bozukluğu çocuğun gelişim düzeyine göre kelime ve cümle kurma becerisinin geri olmasıdır. Fonolojik bozukluk sesleri düzgün çıkaramama, kekemelik ise konuşmanın akıcılığında bozulmadır. Alıcı dil bozukluğu konuşulanların anlaşılmasında sorun olması durumudur, ağırdır ama nadir gözükür.

Tanı öncesi işitme testi, fiziksel muayene ve gelişim testleri yapılmalıdır. Konuşma bozuklukları çocuğun sosyal ve akademik becerisini veya ruhsal iyilik halini etkiliyorsa dil ve konuşma terapistine gönderilir. Genellikle konuşma terapistine yönlendirme 3.5-4 yaşlarından sonra olmaktadır.  Kreş, çocuğu sosyal ortamlara sokma, televizyon, bilgisayar vb. teknolojik aletlerden uzak tutma küçük çocuklarda konuşma becerisini ilerletebilmektedir.

Dikkatli  olunması gereken konu otizm ve bilişsel gelişim geriliğini atlanmamasıdır, çünkü bu bozukluklarında bazen ilk göze çarpan belirtisi konuşmada gecikmedir, ayırıcı tanı dikkatli yapılmalıdır.

Öğrenme Güçlükleri

Çocuğun yaşı ve aldığı eğitim ve zeka düzeyi  ile açıklanamayan okuma, yazma ve matematik beceri noksanlığıdır. Sıklıkla okuma bozukluğu şeklinde gözükür. Frontotemporal bölge sorunları gibi nörolojik etyolojiler öğrenme bozukluğu gelişiminde ön plandadır.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanıya eşlik edebilir. İlk başvuru genellikle ilkokul 1. Sınıf sonu veya 2. Sınıf başlarında okumada gecikme ve ilerleyememe şeklindedir. WISC-R zeka testi, okul-öğretmen bilgileri tanıya yardımcıdır ama kesin tanı klinik görüşme ile konulur. Tedavide özel eğitim alınması önerilir.

Yeme Bozuklukları

Anoreksiya Nervoza ve Blumiya Nervoza sıklıkla rastlanan yeme bozukluklarındandır. Anoreksiya Nervoza kişinin yaş ve boyuna göre beklenen vücut ağırlığının ciddi oranda altında bir kiloya sahip olmasına rağmen, aşırı şişmanlama korkusu ile karakterize bir bozukluktur. Kişi yeme miktarını kısıtlayabilir, aşırı egzersiz, kusma veya ilaç kullanımı gibi kilo almayı engelleyici davranışlar geliştirebilir. Genelde ergenlikte veya genç erişkinlikte başlar ve kadınlarda erkeklere oranla daha sık gözükür. Ağır durumlarda hastaneye yatış ve dahili konsultasyonlar gerekebilir. Bozukluğun tedavisinde psikoterapi ön plandadır, psikiyatrik ilaçlar tedavide psikoterapiye ek olarak kullanılabilir.

Blumiya Nervoza kontrolün kaybedildiği, dürtüsel yeme atakları ve sonrasında yaşanan pişmanlık ve telafi edici davranışlar ile karakterize bir yeme bozukluğudur. Telafi edici davranışlar arasında kusma, aşırı egzersiz vb. yer alabilir. Aşırı zayıflık görülmez. Dürtüsel kişilik özellikleri ve riskli davranışlar tabloya eşlik edebilir. Bozukluğun iyileştirmesinde psikoterapi faydalı olabilmektedir.

Yaşa Göre Gündüz Uykusu Düzeni

Tüm ebeveynler bebeği geceleri uyutmanın zorluklarını (ve keyifli yanlarını!) iyi bilirler. Ancak, gündüz uykusu da çok önemlidir. Bu, çocuğunuzun gece nasıl uyuduğunun dışında, gün içerisindeki ruh halini de etkiler. Aşağıda bebeğinizin yaşına göre ne yapılması gerektiğini bulabilirsiniz.

Yenidoğan (0-3 ay)
Normal uyku düzeni: Başlangıçta, gündüz uykusu değişkendir – yenidoğanlar belirli bir zamanlamaya göre uyumazlar ve gece ile gündüz arasında çok az farklılık vardır. (Amerikan Pediatri Akademisi’ne göre günde yaklaşık 16-17 saat uyurlar.)

Sleeping Through the Night kitabının yazarı ve Philadelphia Çocuk Hastanesinde Uyku Merkezi Müdür Yardımcısı ve Çocuk Uyku Konseyi danışma kurulu başkanı Dr. Jodi A. Mindell’e göre, 8-12 hafta içerisinde çocuğunuz gündüzleri tahmin edilebilir saatlerde uyanıp geceleri tahmin edilebilir saatlerde uyumaya başladığında nihayet belirli bir düzen görmeye başlarsınız. Bu noktada bebeğiniz yaklaşık 1,5-2 saat kadar uyanık kaldıktan sonra uykuya tekrar hazır olacaktır. 4 ay sonunda bir uyku kalıbı gözlemleyemezseniz endişelenmeyin; bazı bebekler için biraz daha uzun zaman alabilir.

Uyku düzeni nasıl belirlenir? Bebeğinizin uyumaya hazır olup olmadığına dair işaretleri gözlemleyin – huysuzluk, göz çevresindeki kızarıklık, boşluğa bakma veya kulağını çekme. Elbette, bebeğinizin gündüz uykusuna hazır olmasına yardımcı olabilirsiniz. “Belirli bir rutin, bebeğinizin ne zaman sakinleşip uyuması gerektiğini bilmesini sağlayacaktır,” diyor Dr. Mindell. Perdeleri kapatmak, kitap okumak, ninni söylemek, sakinleştirici bir ses tonuyla konuşmak veya gece rutininizin kısa bir versiyonu gibi.

4-12 ay
Normal uyku düzeni: İlk üç aydan sonra gündüz uykusu daha tahmin edilebilir bir kalıp oluşur. 4-8 aylık bebeklerin genellikle günlük rutini şu şekilde değişir: İki saat uyanık kaldıktan sonra “belirli saatler arasında” tekrar uyurlar; veya daha kısa süreli daha sık uykular uyurlar. 9 aylık olana kadar, neredeyse tüm bebekler belirli saatler arasında uyumaya başlarlar.

Bebekler bu yaşta genellikle gündüzleri ne kadar uyurlar? The Sleepeasy Solution kitabının yazarlarından ve Sleepy Planet Parenting’in kurucularından Jennifer Waldburger, bebeğinizin 4-6 aylıkken gün içinde üç kez toplamda 3-4 saat uyurken, bir veya iki kez toplamda 2-3 saat kadar uyuduğunu söylüyor. Bebeğiniz üç kez uyuyorsa, üçüncü uykuya hazır olduğunu anlamak için ipuçlarını gözlemleyin: “Bebekler 6-9 aylıkken üç defadan daha az uyumaya başladıklarında, üçüncü uyku süreleri daha kısa olmaya başlar. Bip uykusu dediğim bu uyku sadece 20-30 dakika sürer.”

Uyku düzeni nasıl belirlenir? Uyku zamanından önceki 10-15 dakikalık sakinleşme rutinine sadık kalın, diyor Waldburger. Ayrıca, bebeğinizi çok fazla yorulmadan önce ve sakinleştiğinde uyutun. “Bebekler fazla yorulduklarında vücutları kortizol adı verilen bir stres hormonu salgılar. Bu, hormon bebeğin sakinleştirmesini zorlaştırır ve uyanmasına sebep olabilir,” diye ekliyor Waldburger.

Uyutmak için en ideal zaman uykulu ancak uyanık olduğu zamandır. “Bebeğinizi sallamadan veya beslemeden sakinleşmesine izin vermek hafif uyku döngüsündeyken kendini nasıl sakinleştireceğini bilmesini sağlar.”

Yürümeye Yeni Başlayan Çocuklar (2-3 yaş)
Normal uyku düzeni: Dr. Mindell “Yürümeye başlayan çocukların çoğu öğleden sonraları, özellikle öğlen yemeğinden sonra daha uzun süre uyur,” diyor. Bu genellikle 90 dakika ile 3 saat kadar sürer.

Uyku düzeni nasıl düzene sokulur? “Gündüz uykusu ikiden bire inerken, ikinci uykunun geç bir saatte olduğunu ve bunun çocuğunuzun gece sakinleşmesini etkilediğini veya ikinci kez uyumayı reddettiğini farkedeceksiniz, diyor Waldburger. O zaman, ikinci uykuyu bırakma zamanı gelmiş demektir.

“Çocuğunuz günde bir kez uyumaya başladığında, ideal olanı gün ortasında uyumasıdır.” Bu, genellikle 11:30’dan öğlen vaktine kadar sürer. “Çocuğunuz hala sabah uyumaya devam ediyorsa, 11:30’da uyumaya başlayana kadar her gün 15-20 dakika daha geç uyumasını sağlayın,” diye öneriyor Waldburger.

Okul Öncesi (4-5 yaş)
Normal uyku düzeni: Pek çok çocuk dört yaşında gündüz uyumayı bırakırken, bazıları 5 yaşına kadar gündüz uyumaya devam eder. Gündüz uyuyan çocuklar genelikle 12:00-13:30 arası uyurlar (ortalama yatağa gitme zamanı ise 20:00’dır.) Ancak, çocuğunuz artık gündüz uyumuyorsa bile, bu dinlenme zamanı ayırmamanız anlamına gelmemelidir. Dr. Mindell, çocuğunuzun büyüdükçe uyku zamanının yerini “sessizlik zamanının” aldığını söylemektedir. Ona göre, bu herkesin gün içerisinde ara vermesini sağlar ve gerektiğinde uyumasını teşvik eder.

Uyku düzeni nasıl düzene sokulur? Çocukların artık gündüz uykusuna ihtiyaç duymadıklarını anlamak genellikle kolaydır. “Çocuğunuzun artık uyku zamanında uyumadığını veya uyumadığında huzursuzlanmadığını ve iyi hissettiğini görürsünüz,” diye açıklıyor Dr. Mindell.

0-3 Yaş Sıfır Ekran

Son yıllarda ebeveynlerin çare olarak gördüğü, televizyonlar, ipadler, bilgisayarlar çocukların zeka gelişimi, dil gelişimi, göz teması kurma, sosyal iletişim ve becerileri, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ile ilişkili olduğunu gösteriyor.

Yapılan araştırmalar 3 yaşın altında çok fazla televizyon izleyen çocukların bilişsel gelişimlerinin olumsuz olarak etkilendiğini, dil gelişimlerinin geciktiğini ortaya koymaktadır.

Bu dönemde aşırı televizyon izleme ile; dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ve otizm arasında ilişki olduğunu gösteren pek çok araştırma bulunmaktadır.

Bu nedenle, önlem olarak 0-3 yaş çocuklarının televizyon, ipad ve akıllı telefon ekranlarından uzak durmaları gerekmektedir.

PedagogSoru Sor

Gaziantep Öğrenci Koçluğu

Kategoriler
Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.