Boşanan Ebeveynlere Ebeveyn Danışmanlığı

Boşanmanın bir geçiş dönemi olduğu ve boşanmadan ziyade boşanma sonrası beliren tüm değişim ve uyum sürecinin çocuğu ve beraberinde ebeveynleri etkilediği görülmektedir.  Boşanmada anne baba arasındaki süre gelen ve devam eden çatışma ve anlaşmazlık kritik öneme sahiptir.  Öyle ki çatışmalı bir ebeveyn ilişkisinden boşanma ile uzaklaşan bir çocuk ebeveyn kaybına karşın bu çatışmadan daha fazla olumsuz yönde etkilenmektedir.  Değişim ve uyum sürecindeki olumsuzluklar, çocuğa almak isteyebileceğinden fazla yetişkinlik rollerinin dayatılmasını, ebeveyn kaybına yönelik yas ve özlemi, çökkünlüğü, mutsuzluğu ve farklı ortamlarda kendini gösterebilen uyum ve davranış sorunlarını getirebilir.  Burada boşanma sonrası ebeveyn çatışmasının nasıl yönetildiği, çoğunlukla babayı içeren ebeveyn kaybının nasıl giderildiği ve değişebilecek sosyo ekonomik şartları nasıl idare edebilecekleri belirleyicidir.

Boşanan anne-babalara ve çocuklarına yönelik bu aile terapisi içerikli çalışma seanslarında hedeflenen ebeveynleri süregelen çatışmalarını yönetmede ve boşanma kararını çocuklarına açıklamada yönlendirici olurken ebeveyn ve çocuklarını boşanma sonrası yeni ilişki dinamiklerine hazırlamaktır.

Çalışma sürecinde ele alınacak alanlar şunlardır:

  • Boşanma ve sonrasında ebeveyn ilişkileri
  • Boşanmanın çocuklara etkileri üzerine bilgilendirme
  • Boşanmanın çocuğa anlatılması ve değişime hazırlık
  • Çocukla anne baba ayrılığı ve değişen ebeveyn çocuk ilişkisinin çalışılması
  • Değişim sürecinde çocuk ve ebeveynin toplumsal yaşama uyumu ve olası destek kaynakları
  • Olası yeniden evliliklerde değişecek ilişki dinamiklerine hazırlanma

Ön Ergenlik Nedir? Anne Babaya Öneriler

Günümüzde yeni bir kavramla karşı karşıyayız: Ön Ergenlik. Beslenme değişiklikleri ve sosyal uyaranların ergenlik yaşını öne çekmesiyle ortaya çıkan bir kavramdır.

Pek çok araştırmacı, hekim ve eğitimci tarafından ergenlik dönemi kız çocuklar için 11 -13 yaş arası, erkek çocuklar için ise 13 – 15 yaş olarak belirtilmişse de son yıllarda gerek beslenme şekillerindeki değişiklikler, gerekse sosyal ve duygusal uyaranlar ergenlik yaşının daha aşağılara inmesine neden olmuştur. Günümüzde kız çocuklarında 9 -11 yaş, erkek çocuklarında ise 11 -13 yaş aralığında ergenlik belirtileri görülmektedir.

Ön ergenlik dediğimiz bu devrede ortaya çıkan fiziksel değişiklikler, boy uzaması, hormonsal değişiklikler, tüylenme vb. değişimlerin yanı sıra çocuk duygusal değişiklikler de yaşar ki çocuğu ve ebeveyni en çok zorlayan aslında duygusal ve sosyal alandaki değişikliklerdir. Bu değişimlerin ortaya çıkışıyla birlikte hem çocuk, hem de yetişkin hemen hemen aynı soruyu sorar: “Çocuğuma ne oluyor?” ya da “bana ne oluyor?” Bu değişikliklerin ortaya çıkardığı birincil duygu ise kaygı ve endişedir. Oysa bütün sorunları çözümlemekte olduğu gibi burada da öncelikli olarak yapılacak şey, sakin ve soğukkanlı olmaktır. Bu süreçte duyguları iyice karmaşıklaşan çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey, anne babasından alacağı destektir.

Nasıl davranmalı?

Ön ergenlik dediğimiz dönemdeki belirtiler çocuktan çocuğa farklılık gösterir (Göğüslerin büyümeye başlaması, adet görme zamanı, tüylenme, sesteki değişiklik, hormonsal değişiklikler dolayısıyla terlemedeki artış, yüzde sivilcelenme, öz bakımda isteksizlik ve yetersizlik vb.) Bu dönemi yaşayan çocukların mümkünse önceden bilgilendirilmeleri gerekir.
Ergenlik özellikleri benzer hatta aynı olsa da her bireyin ergenlik dönemini yaşayışı, aile yapısına, ailede gördüğü kabul ya da davranışa göre değişebilir. Bu dönemde kemik ve kas koordinasyonu henüz sağlanmamıştır, yani kaslar ve kemikler hızla değiştiği için, birey el kol hareketlerini koordine etmekte zorluk yaşayabilir. Sakarlıklar yapabilir, beceriksiz davranabilir.

Çocuk bu değişiklikleri yaşarken anne – babalar ne yapmalı?

  • Bu dönem hakkında detaylı bilgi edinmeli, çocuğun duygusal ve fiziksel olarak ne gibi değişiklikler yaşayacağı hakkında bilgi sahibi olmalı.
  • Bu dönemin çok kısa sürmeyeceğinin, öğrendiği bilgilerin hemen her şeyi çözmeye yetmeyeceğinin bilincinde olmalı.
  • Bu dönemde çocuğun sergileyebileceği olumsuz tutumlar ya da isyankâr davranışlar karşısında soğukkanlılığını kaybetmemeli.
  • Bu dönemde güven temelli iletişimin çok önemli olduğu unutulmamalı,
  • Kabul, anlayış, olumsuz eleştirilerden kaçınma, duyguları anlama ve kabul etmenin çok önemli olduğunun bilincinde olunmalı.
  • Ergenlik döneminde aile, okul ya da sosyal çevrenin aşırı denetimi ve kontrolü, çocuğu, genci isyana, olumsuz düşünce ve davranışlara yöneltebilir. Bu yüzden kontrol mekanizmaları çocuğun üzerinde yoğunlaştırılmamalıdır.
  • Ergenlik döneminde çocuğun öz bakım konusunda şikayetçi olduğunu duyarız. Yüzündeki sivilcelere, vücudundaki değişikliklere ayak uydurmakta zorlanan genç, zaman zaman temizlik ve öz bakım konusunda isteksiz davranabilir. Sivilcelerin yarattığı görüntü, terleme ve buna çözüm arayışı sonrasında yaşadığı moral bozukluğu ve kendinden memnun olmama duygusu, bazılarında mutsuzluk ve içe dönüklük yaratırken, bazıları da bu konuda çok daha gayretli, öz bakım konusunda da daha dikkatli olabilirler.
  • Genellikle çok küçük yaşlarda çocuklarının yetenek ve ilgilerini geliştirmek için çabalayan ebeveynler, ön ergenlik döneminde akademik kaygılar nedeniyle çocuğun yetenek ve ilgilerini ihmal edebilirler. Oysa gerçekte ön ergenlik döneminde ihtiyaç duyulan bu gibi faaliyetlerin ciddiyetle sürdürülmesinde yarar vardır. Çocuk ya da gencin bu dönemde katılacağı faaliyetlerin hem uygun sosyal ortam yaratmada, duygusal olarak iyi hissettirmede, hedef oluşturmada, mücadele etme ve sosyal beceri geliştirmede son derece yararlı ve geliştirici olacağı açıktır. Özellikle de sağlıklı arkadaş seçimi için yetenek ve becerileri doğrultusunda yönlendireceği çalışmaların faydası ilerleyen yaşlarda ortaya çıkacaktır.
  • Sanat, spor, kültür, yetenek vb. yönlendirmelerin en önemli olduğu dönemler, ilk çocukluk ve ergenlik dönemleridir. İlk çocukluk döneminde çocuğun yeteneğini keşfetmek, sosyal çevresini genişletmek açısından önemli olan bu faaliyetler, ergenlik döneminde ise iletişim becerileri geliştirmek, kendisini herhangi bir alanda yeterli ve değerli hissetmesini, sağlıklı bir sosyal çevre oluşturmasını sağlamak açısından çok önemlidir. Ergenlik döneminde çocuğun yetenek ve hobilerini izleyerek bu konuda teşvik etmek ve desteklemek de bu dönemin sağlıklı geçişi açısından son derece önemlidir.

Doğru İletişim Çocuğun Yanlış Davranışını Engeller

Anne ve Baba evde çocuğun ilk iletişimi kurduğu bireylerdir. İletişim, çocuğun özgüvenli yetişmesi, kendisini doğru ifade edebilmesi ve yanlış olan bir davranışı ortadan kaldırma açısından çok önemlidir. Çocuğunuzun hatalı davranışlarını durdurmanın en temel kuralı doğru iletişimdir.

Doğru iletişim kurmanın yolları;

1. Ben Dili: Çocuğunuz, onaylamadığınız bir davranış yaptığında, ” ben dili ” kullanırsanız onun kişiliğini hedef almadan, ona suçluluk duygusu vermemiş olursunuz. Onaylamadığınız davranışın, kısa ve somut tanımını yaparak, bu davranışın sizde hangi duygu ve etkiyi yaşattığını açıklayın. Örneğin; “SEN” beni üzüyorsun, “SEN” beni kızdırıyorsun`un yerine “BEN” üzülüyorum, “BEN” kızıyorum gibi cümlelerle duygularınızı ifade etmek çok daha doğru bir iletişim şekli olacaktır.

2. Beden Dili: Beden dili, çocuğu konuşmaya ve işbirliğine açık hale getirir. Çocuğunuzla bir şey konuşacağınız zaman; yakın mesafede, onun göz hizasına denk gelecek şekide boyunuzu ayarlayarak ve yüz yüze durarak konuşun. Çocuğunuzun dikkatini toplaması için dokunarak konuşmayı başlatmanız yardımcı olacaktır. Çocuğunuzla aynı hizada olarak konuşmanız, bedensel eşitliği sağlar ve çocuklarımıza kendilerini değerli hisettirir.

3. Net Olun: Çocuklarınıza duygularınızı yansıtırken net olun. Örneğin; ”Ben üzülüyorum”, “Ben kızıyorum” derken sebebini net olarak açıklayın. Eğer net bir açıklama yapmazsanız, çocuğunuz sizin aklınıza bile gelmeyecek bir şeyler düşünüp bu durumdan çok farklı sonuçlar çıkarabilirler.

4. Koşulsuz kabul edin: Çocuğunuzu, her yönüyle yani güçlü-zayıf, yeterli-yetersiz bütün yönleriyle kabul edin. Başka bir çocukla çocuğunuzu kıyaslamak onu reddetmek anlamına gelir. Anne ve Baba`nın ne anlatmak istediği kadar çocuğunda ne anlayacağı önemlidir. ”Bak Ayşe`ye ne güzel yüksek not almış, sen neden düşük aldın” demek Ayşe`yi onaylamak, çocuğunuzu da onaylamadığınız anlamını taşır. Bu da çocuğunuzun hırçınlaşmasına, sizinle daha çok inatlaşmasına neden olacaktır.

5. Dinleyin ve Anlamaya çalışın: Çocuğunuzu dinlemeniz daha doğrusu anlamaya çalışarak “aktif” dinlemeniz, onun anlattıklarının altında yatan gerçek duygu ve düşüncelerini anlamanızı sağlayacaktır.

 Aile içi sık sık yapılan iletişim hataları:

– Anne ve Baba`nın tutarsız olması

– Şikayet

– Taktir etmeme

– Tartışma

– Tekrarlama

– Yanlış davranışı görmezden gelme

Çocuğunuzla Evde Kaliteli Zaman Geçirin!

Kaliteli Zaman Nedir?

Kaliteli zaman kavramı, çocuğunuzla aranızdaki ilişkiyi besleyen, birlikte olmaktan öncelikle keyif aldığınız zaman dilimidir. Hem siz hem de çocuğunuz, birlikte olmaktan keyif alırsınız ve bu sayede de ilişkinizi beslemiş olursunuz.

Evde kaliteli zaman geçirmek

Aşağıda yer alan öneriler size evde kaliteli zaman diliminde yapılabilecek etkinlikler konusunda küçük ipuçları verebilir. Ancak unutmamalısınız ki kaliteli zaman geçirmek, sadece oyun oynamak veya etkinlik yapmak anlamına gelmemektedir. Birlikte yapacağınız sohbetler de “çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun” onun gelişimini besleyecektir.

Gazete, dergi, kitap: Gazete ve dergileri okumak kadar çocuğunuzla değişik etkinlikler yapmanız da oldukça keyiflidir. Resimler hakkında konuşmanız, resimlerdeki insanlara konuşma balonları yazmanız, kendi gazetenizi yaratmanız, evinizin gazetesini çıkarmanız, dergilerde yer alan ilginç fotoğraflara yeni başlıklar yaratmanız çok keyifli olabilir.

Yemek saati: Yemek yemek bazen çocuğunuz için çok zevkli olmayabilir ama her çocuk yemek yapmayı sever. Sandviç malzemeleri hazırlayıp, bunlardan enfes bir sandviç yapmak, meyve salatası hazırlamak, puding yapmak, minik bir tost partisi hazırlamak oldukça keyiflidir. Bunu yaparken malzemeleri hazırlayabilir, işin yaratıcı kısmı için, havuç, zeytin, ketçap gibi malzemeleri kullanarak değişik şekiller yaratabilirsiniz.

Alışveriş: Alışveriş etkinliğinin ilk bölümü bir alışveriş listesi hazırlamakla başlar. Birlikte evde neyin eksik olduğu belirleyip, listenize not edin. Belli bir miktar para ile markete gidin ve işbölümü yapın. Mesela çocuğunuzdan süt ürünlerini almasını isteyebilirsiniz.

Tamir zamanı: Evde bulunan her nesne çocuğunuz için oyuncak olabilir. Çocuğunuz da genelde nesnelerin içinde ne olduğunu çok merak eder. Bunun için yaşına ve becerisine uygun olarak kendi tamir çantası çocuğunuza hediye edebilir, evde bulunan minik tamirleri birlikte yapabilirsiniz.

Uydurmaca–yaratmaca: Atmayıp da sakladığınız her şey bu oyuna katılabilir. Boncuklar, düğmeler, alüminyum folyo, küçük kumaş parçaları çocuğunuzla yaratma gücünüzü ateşleyecektir. Dilerseniz bir şehir inşa edebilir, dilerseniz bir eğlence parkı oluşturabilir veya bir uzay üssü planlayabilirsiniz. Sizin de eğleneceğiniz kesin.

Kendi filmini çek: Film için kameraya her zaman gerek yok. Kartondan yapacağınız bir kamera ile etrafında gördüğü her şeyin filmini çekebilir, hayal gücünüzün sizi götürdüğü yerlere gidebilirsiniz.

Bahçedeki bilim adamı: Artık bahçe bulmak zorlaştı belki ama küçük bir park da işinizi görebilir. Küçük bir deftere toplanmış numuneleri yapıştırarak, yanına nerede nasıl bulduğunuzu yazarak veya çizerek bir bilim adamının araştırmacı gözüne sahip olabilirsiniz.

Kutuda ne var?: Kutuya koyacağınız bir nesneyi 10 soru sorarak çocuğunuzun bulmasını isteyebilirsiniz. Kim bilir belki sadece 3. soruda doğru cevabı verecek. Nesneyi bulmak için ilk seferde sizden çok bilgi alması gerekecek. Oyunu, ikinci kez oynadığınızda, inanın çok daha az soruya ihtiyaçları olacak.

“Bu olmasa ne olurdu?”: Evinizden topladığınız 8-10 tane objeyi bir kutuya koyun. Mum, ataç, bant, kalem kapağı gibi birçok nesne olabilir. Şimdi sıra şu soruyu sormakta: “bu ….. olmasa ne olurdu?” Yaratıcılığınızı kullanın ve nesnelere ikinci bir rol biçin.

Tüm bu oyunları oynarken unutmayın ki esas olan;

  • Çocuğunuzla birlikte paylaşımda bulunabilmektir.
  • Sizin de eğlenmeye çaba göstermenizdir.
  • Duygularınızdan konuşmanız, nelerden keyif alıp almadığınıza dair birbirinize geri bildirim vermenizdir.
  • Hepsinden önemlisi çocuğunuzla birlikte zaman geçirmenin keyfini çıkarmanızdır.

Çocuklara İyi Masal Nasıl Anlatılır

Çocukların hayatında masallar önemlidir.

Masallar; çocuklar ve yetişkinler arasındaki dilsel ve düşünsel engelleri aşmak için çok uygundur.

Çocuklar kendilerini öykülerin kahramanları ile özdeşleştirerek, büyük bir hevesle sorunun çözümü olarak sunulan fikir ve önerileri benimsiyorlar.

Çocuğunuzun ilgi ve ihtiyaçlarını, olaylar dünyasına özel öyküler uydurun.

Öykülerinizin içine çocuğunuzun takip edebileceği çözüm stratejileri katın ki, çocuğunuz sizin desteğinizle oyuna benzeyen bu yeniden öğrenme proğramına yeniden katılsın.

Örn. Kardeşini kıskanan bir çocuğa, harika kardeşler hikayesi bu sorunu yenmede yardımcı olabilir.

Çocuk ve ergen pedagogu olarak oyun, masallar çocukla sorunları konuşmak iletişim kurmak ve çocuğun terapisinde oldukça sık kullandığız yöntemlerdendir.

Bir çocuğun dikkatini verebilmesini istiyorsanız hikâye’yi 5 ya da 10 dakika uzunluğunda tutun. Eğer kendilerini hikâye’nin bir parçası olarak hissederlerse, daha çok odaklanacaklardır.

Karakterlerinize farklı sesler verin. Hikâyeniz de aksiyon varsa, sesinizi ve temponuzu yükseltmek heyecan oluşturur.

Mutlu evliliklerin için 10 altın öneri

İletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlık ciddi sorunlara neden oluyor

Birlikteliklerin ve evliliklerin yenilenmeye ve gelişmeye ihtiyaç duyan bir dinamiğe sahiptir. Mutlu ilişkilerin, yenilenmeye ve gelişmeye açık bireyler tarafından yürütüldüğünü, evlilikteki veya birlikteliklerdeki iletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlığın ciddi sorunların yaşanmasına neden olmaktadır. Aile yapılarının, karakter özelliklerinin, eğitim seviyelerinin ve zevklerin birbirine uyumunun, ilişkilerde ortaya çıkan problemlerle başa çıkılmasını kolaylaştıran unsurlardır.

Güçlü bağlara sahip mutlu evliliklerin için 10 altın öneri

1. Farklılıklar, erkeği kadına kadını erkeğe üstün kılmayan özelliklerdir. Bunun bir üstünlük değil bir özgünlük olarak kabul edilmesi gereklidir. Unutulmamalıdır ki farklılıklar, rutini bozan heyecanlara zemin hazırlar.

2. Çiftlerin yaşamdan beklentileri ve amaçları uyumluluk göstermeli, çift ruhsal uyuma sahip olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, birbirlerini seven ve paylaşma duygusuna sahip çiftler birbirlerini mutlu eder.

3. Fiziksel, sözel ve davranışsal ve psikolojik şiddet, mutlu bir evlilikte olmaması gerekenlerin başında gelir.

4. İlişkide çatışma yaşandığında çiftler sakinliğini koruyarak sorunu çözme yoluna gitmelidirler. Davranışsal ve yapıcı eleştirilerle çözüm için uğraşmalıdır.

5. İlişkide ortaya çıkan herhangi bir sorun, asla çiftlerden birine mal edilmemelidir; çünkü evlilik iki kişiliktir. Var olan bir sorunda, kadın ve erkeğin değişen oranlarda sorumlulukları bulunmaktadır.

6. Araştırmalar, evliliğin ilk yıllarında ve ilk çocuk doğduktan sonra çiftlerin birbirlerine ayırdıkları zamanın azaldığını ortaya koymaktadır. Bu dönemlerde eşler, birlikte düzenli vakit geçirecekleri programlar yapmayı ihmal etmemelidir.

7. Eşlerden biri ya da her ikisinin sorun yaşamaları durumunda yardım almaya açık olmaları önemli bir diğer husustur.

8. Eşlerden birinin iletişim ya da öfke kontrol problemleri varsa yine bahsi geçen konularda profesyonel yardım alınması, ilişki açısından oldukça önem taşımaktadır.

9. Evlilikte dostluğun devamı, konuşmak, dertleşmek ve destek olmak vazgeçilmez bir özelliktedir. İlişkiye zarar verdiği düşünülen üçüncü şahıslara sınır koyma, ilişkiye dahil etmeme de önemli ve gereklidir.

10. Çiftler evlilik süresince yaşanabilecek krizlere direnebilme ve ilişkiyi ayakta tutabilme becerilerini geliştirebilir ve gerektiğinde profesyonel yardım alarak yaşanan çatışmalara dışarıdan bakabilmelidir.

İlişki Evlilik Değerlendirme Testi

Eşinizi değerlendirme testi sorularını cevaplayarak ilişki durumunuz hakkında daha fazla bilgi sahibi olacak ve eşinizi değerlendirmiş olacaksınız. Eşinizi değerlendirme testini yaparken aldığınız puanları not edin ve aldığınız puan aralığına göre ilişkinizde ki durumu öğrenin.

Sorulan sorulara en dürüst cevapları verirseniz sonucuna siz de şaşıracaksınız.

Puanlama sistemi

Hiç – 0 puan

Nadiren – 1 puan

Kesinlikle Doğru – 2 puan

Eşinizi değerlendirme testi

1. Eşiniz boş vaktinin çoğunu arkadaşlarıyla geçirir veya sizin dahil olmadığınız çeşitli aktivitelerle geçirir.

2. Sizin yapmak istediklerinizi yapmak istemez çünkü “çocuklar yalnız kalacak” bahanesi vardır.

3. Zamanınızın çoğunu evde geçirirsiniz çünkü eşinizin bir şey yapmaktan veya birlikte yapabileceklerinizin planlarını yapmaktan hoşlanmaz.

4. Sizinle konuşurken çoğu zaman ya işten ya da çocuklardan söz eder. Ailecek vakit geçirdiğinizde ilgisinin tamamı neredeyse çocuklardadır ve size pek ilgi göstermez

5. Sizinle yalnız kalabilmek ve romantik vakit geçirebilmek için herhangi bir efor sarf etmez.

6. Duygularını açığa çıkartmaktan pek fazla hoşlanmaz.

7. Yakın arkadaşlarınızla paylaştığınız duygularınızı eşinizle konuşmaktan kaçınırsınız çünkü onun anlamayacağını düşünürsünüz.

8. Sizinle konuşmak için çaba harcamaz ve siz onunla konuşmaya çalıştığınızda da sizi gerçekten dinlemeyip, dinler gibi yapar.

9. Eşinizle yalnız kalmamak için elinizden geleni yaparsınız.

10. Eşinizin gözünde, ne yaparsanız yapın, hiçbir zaman yaptığınız onun için iyi veya yeterli değildir.

11.Hassas konuları konuştuğunuzda, konuşmanın sonunda genelde siz üzülürsünüz.

12. Eşinizin size kızgın olduğunda, kızgınlığının geçmesi uzun zaman alır.

12. Eşinizle sık sık tartışırsınız ve bu tartışmalardan çok çabuk sıkıldığını anlarsınız.

13. Eşiniz sizi sık sık eleştirir.

14. Beraber olduğunuz zamanlarda eşinizin söylediklerinden size saygı duymadığı anlamını çıkarırsınız.

15. Eşinizin kendisine bakmamasında ve size olan davranışlarından başka bir kişiyle ilişkiye girmeyi düşündüğünüz zamanlar olur.

16. Yemeğe veya tatile gittiğinizde eşinizin çok çabuk irite olduğunu görürsünüz.

17. Eşiniz görünüşüne önem vermez; aşırı kilo alma, giyim, temizlik gibi.

18. Eşiniz sizinle seks yapmak için herhangi bir girişimde bulunmaz. Bu girişimi sizin yapmanızı bekler.

19. Eşiniz sizi bir eşya parçasıymış gibi görür.

20. Eşinizden ev işleriyle yardım görebilmeniz için sürekli ondan bir şeyleri yapmasını istemeniz gerekir.

Cevap Anahtarı

0-15 Puan

Tebrikler. Çoğu yönden takdir edilecek bir eşe sahipsiniz. Sadece birkaç yönünün gelişmesi gerekiyor.

16-30 Puan

Büyük bir ihtimalle şu anda ilk 6 aylık “canım cicim” dönemini yaşıyorsunuzdur. Bu ilişkinin devam etmesini istiyorsanız eşiniz “2” puan aldığı sorunları ortadan kaldırmaya çalışın. İlişkinize çekin düzen vermeniz gerekecektir aksi takdirde başarılı bir ilişki olmama ihtimali yüksektir.

31-44 Puan

İlişkiniz gerçekten de problemlerle dolu. Belki profesyonel açıdan yardım almanız bile gerekmektedir. Bu ilişkiyi kurtarabilmeniz için her iki tarafında büyük çaba ve fedakarlık yapması gerekecektir.

Uzun ve mutlu ilişkiler için tavsiyeler

Uzun ilişkiler için aşk dolu tavsiyeler

Kısa süreli ilişkilerden yoruldunuz mu? Uzun ilişkinizde heyecan kalmadı mı? 14 Şubat Sevgililer Günü yaklaşırken, duygusal hayatınızı yenilemeye ne dersiniz? 

“Sevdiği insanla birlikte yaşlanmayı ve ömür boyu mutlu olmayı kim istemez ki? Yine de sevgi, uzun süreli ve mutlu bir ilişki için tek başına yeterli değildir. İlk başlarda yaşanan yoğun aşk duyguları, cinsellik ve tutku zamanla azalır. Hiç şüphesiz, uzun vadeli ortak bir mutluluk için aşk ilişkisi çok iyi bir başlangıçtır ama devamlılığı sağlamak için ilişkiye emek vermek gerekir”

  • Güven, destek, takdir olmalıdır

Mutlu çiftler birbirlerine güvenirler, birbirlerinin hayallerini ve umutlarını desteklerler, başarılarını kutlarlar. İlişki için sorumluluk alırlar, birbirlerinin hislerini ve isteklerini anlarlar. Beklentilerini ve ihtiyaçlarını açıkça dile getirerek birbirlerini gözetirler. Yapılan hataları yeri geldiğinde hoşgörü ve mizahla karşılarlar.

  • Kişiye özel alanlar olmalıdır

Aşk ve ilişkiler üzerine düşünürken göz önünde bulundurmamız gereken önemli bir nokta var: Uzun süreli ortak bir mutluluğun yaşanması için, çiftlerin ilişkide birbirine bağlı olması kadar önemli olan diğer bir faktör ise, birbirlerini kısıtlamamalarıdır. Birbirlerine bireysel özgürlük alanı tanıyan çiftler, ilişkilerinde daha istikrarlı ilerlerler. Her zaman için, her şeyi partneriyle yaşamak isteyen çiftler uzun vadede mutsuz olurlar. Burada çiftler birbirlerine aynı anda birden fazla rol yüklerler. Partner; hem anne, hem baba, hem en iyi dost hem de sevgili olmalıdır! Böylece partnerimizden insanüstü bir performans beklemeye başlarız. Bu da hayal kırıklıklarını beraberinde getirir. Eşlerin birbirlerine yükledikleri roller ve aşırı beklentiler yüzünden ilişki zorlanabilir. Kişi kendini köşeye sıkışmış hissedebilir.

  • Zıtlıklar ilişkiyi güçlendirir

Her ne kadar halk arasında “farklı kutuplar birbirlerini çeker” dense de kişiler arasındaki zıtlıklar, belki de sadece ilişkinin başlarında yani aşkın yoğun yaşandığı sırada çiftleri rahatsız etmez. Ama uzun vadede zıtlıklar daha çok göze çarpar. Burada, çiftlerin birbirlerini değiştirebileceklerine dair yanlış inançları da söz konusudur. Çoğunlukla kadınlar, evlenince sevdikleri adamları değiştirebileceklerine inanırlarken, erkekler de kadınların hiç değişmeyeceklerine ve hep ilişkinin başlarındaki gibi kalacaklarına inanmak isterler. Karşımdakini değiştirebilirim inancı, uzun süreli cinsel ilişkide mutluluk yaşanan bir yanılsamadır aslında.

 

  • Ortak hayat planı yapılmalıdır

Kişisel değerlerin benzer olması, dünyaya bakış açılarının ortak olması ve ortak planlar çift ilişkisini güçlendirir. Özellikle araştırmalar, çiftlerin ortak bir hayat planlarının, gelecek hayallerinin olmasının ilişkilerinin istikrarlı olması açısından çok önemli olduğunu göstermiştir. Birlikte seyahat etmek, yeniliklere açık olmak, çocuk sahibi olmayı istemek, hobiler gibi ortak ilgi alanlarının olması, iki insanı birbirine daha sıkı bağlar. Çatışmaların daha az yaşanması için bunlar önemli ortak yanlardır. Örneğin, çiftlerden biri, tatillerde dünyayı keşfetmek, diğeri de her yıl yazlık eve gitmek istiyorsa çatışma yaşama potansiyeli artar.

  • Çatışmalardan korkmamak gerekir

Mutlu çiftler de elbette çatışırlar. Çiftler arasındaki çatışma davranışı, diğer önemli bir püf noktadır. İyi bir ilişkide çatışmalar yaşanır. Bu sayede çiftler sınırlarını tanırlar. Önemli olan nasıl tartışıldığıdır. Karşılıklı suçlamalardan ve hakaretlerden, kişisel saldırılardan oluşan bir tartışma kültürü ilişkiyi yıpratır. Bu noktada öfkeyi biriktirmek de ilişkiye zarar verir.

  • Problemleri konuşmak sağlıklıdır

Mutlu çiftler ender olarak birbirlerine soğuk ya da agresif davranırlar. Olumsuz ruh hallerini partnerlerine yüklemezler ve problemleri konuşmak için uygun bir zamanı beklerler. Partnerleri tarafından eleştirildiklerinde şiddetli ve yıkıcı tepki göstermezler. Çift ilişkisi alanında yapılan araştırma sonuçlarına göre; uzun soluklu ilişkide yaşanacak mutluğun temelini karşılıklı saygı ve güven oluşturuyor. Karşılıklı güvenin olduğu bir ilişkide, çiftler kendilerini açıkça ortaya koyabilirler, zayıf yanlarını birbirlerine gösterebilirler ve çok önemli meseleleri birbirleriyle paylaşabilirler.

  • Birlikte gülebilmek gerekir

Çiftlerin güven duygusu içinde birbirlerine karşı açık olmaları kadar önemli olan diğer bir nokta da birlikte gülebilmektir. Birlikte gülen çiftler, ilişkilerini daha fazla güçlendirirler, çünkü gülme sırasında salgılanan mutluluk hormonu (endorfin) sayesinde insanlar mutlu olurlar.

Özetle; uzun vadeli ve mutlu bir ilişki için sevgi tek başına yeterli değildir. Bu dengeyi yakalayabilmek için çiftlerin her birinin ayrı ayrı emek ve anlayış göstermesi gerekiyor.

Çiftleri birbirine bağlayan önemli detaylar

Nikah memurunun karşısında şöyle bir söz vermiştiniz değil mi? Hastalıkta, sağlıkta birlikte olacağınıza… Oysa bazen işler düşündüğünüz gibi gitmeyebilir. Ancak ilişkilerde bağlılık, ilişkinin geleceğini belirlemeye yardımcıdır.

Bazen bir ömür birliktesinizdir ancak sizi birleştiren derin bağlar yoktur. İşte o bağlar;

Birlikte zaman geçirmek

İki insanı birbirine bağlayan en derin şeylerden biri, birlikte nitelikli zaman geçirebilmeyi başarmalarıdır. Sürekliliği olan bir aktivite zamanı, ilişkilerin güçlenmesi için gereklidir. Siz de eşinizle bir kursa kayıt olabilirsiniz.

Veya her hafta bir geceyi ikiniz için sevdiğiniz bir şeyi yapmak üzerine planlayabilirsiniz. Yemek pişirme, çikolata veya resim kursu seçebilir. Her Perşembe sinema gecesi yapabilirsiniz. Eğer bunu bir alışkanlık haline getirirseniz, ilişkinizdeki bağın güçlendiğini fark edeceksiniz.

Kapıdan girince farkındalık başlasın

Her akşam eve gelen birine alışacağınızı biliyor musunuz? Üstelik hayatın içinde çiftler, yaşamın stresi ve yükünden o kadar boğuluyorlar ki; artık aynı evin içinde birbirlerini fark etmiyorlar bile. Oysa her akşam bir araya geldiğinizde, gününüzün nasıl geçtiğini sormanız, yani birbirinizin farkında olmanız büyük önem taşıyor.

Cevabı ne kadar önemsiz olursa olsun, ne kadar sıradan bir gün olursa olsun, çiftlerin kendilerini önemli ve değerli hissetmelerini sağlayan bu sohbeti her gün ihmal etmeden tekrarlamalısınız.

Kendi lisanını oluşturmak

Çiftlerin kendi aralarında oluşan dil, o ilişkiye kuvvet katar. Birbirlerine hitap ettikleri takma isimlerden tutun da, olayları anlatırken kendi aralarında oluşturdukları terimler ve özel anlatım şekli, o ikilinin bağını güçlendirir. Bunu geçmiş ilişkilerinizden hatırlayabilirsiniz.

Ayrılığın ardından oluşan bir olay, belki bir film veya bir komik durum, sadece o kişiye anlattığınızda anlam kazanır çünkü başkaları için onun bir anlamı yoktur. İşte bu ve benzer duygusal bağların kurulması, çiftler arasında bu lisanın gelişmesiyle güçlenir.

Tartışmayı bilmek

Çiftler arasında en önemli konulardan biri de tartışma üslubudur. Eğer bir tartışmanın sonucunu nasıl bağlayacağınızı bilmiyorsanız, kısa süreli kırgınlıklar veya kızgınlıklar karşısında doğru tavrı göstermeyi öğrenemediyseniz, aranızdaki bağın zayıf olduğunu fark edebilirsiniz.

Eşinizle fikirlerinizi rahat biçimde paylaşabilme özgürlüğüne sahip olabilmeniz, aranızdaki iletişimin güçlenmesi için önemlidir. Onunla fikirleriniz veya tepkileriniz konusunda rahatlıkla fikir tartışmasına girebileceğinize güvenirseniz, bu ilişkinin sağlam bağları olduğu anlamına gelir.

Sorun çözme yöntemleri

Eğer ortada bir sorun varsa, eşinizle baş başa verip bu konuya bir çözüm getirebileceğinize güvenmeniz çok önemlidir. Her insan hata yapabilir. Siz veya eşiniz bir hata sonucu zor bir durum yaşamanıza neden olmuş olabilir ancak içinizdeki ses bunu da aşacağınızı söyleyebilecek kadar eşinize güvenmenizi sağlıyorsa, bu ilişkideki bağlar güçlü demektir. Tüm olaylar karşısında el ele verebileceğiniz güvenini mutlaka birbirinize sağlamalısınız.

İyileri de paylaşmak

Eğer eşiniz iş hayatında veya hobilerinde veya sosyal ortamda bir başarıya imza attıysa, bunu mutlaka kutlamanız, onu yüreklendirmeniz ve desteklemeniz gerekecektir.

Onun heyecanını, mutluluğunu paylaşmanız, en az kötü zamanları paylaşmanız kadar önemlidir.  İnsan iyi gününde onu destekleyen ve tebrik eden, gurur duyan bir eşe sahip olduğunu bildiğinde, onunla arasındaki bağ güçlenir.

Egzersiz

Yapılan araştırmalar, birlikte egzersiz yapan çiftlerin duygusal bağlarının güçlendiğini gösteriyor. Yani siz kilo verecekseniz, eşiniz de sağlık için spor yapar.

Birlikte fiziksel egzersiz yapmak, tıpkı seks gibi, ilişkide farklı hormonların aktivite olmasını ve bilinçaltında eşinizle büyük bir iletişimsel bağlanma yaşanmasını sağlar.

Empati

Eşe karşı empati kurabilme yeteneğinizin gelişmesi çok önemlidir. Onu gerçekten dinlemek, çoğu zaman çözüm bulmaktan daha önemlidir. Aslında bu durum tüm ilişkiler için geçerlidir. Bazen sadece anlatmak ve dinlenmek istersiniz

Boşanmadan Önce Şu 4 Soruyu Çiftler Sormalılar

Boşanmadan Önce Şu 4 Soruyu Kendilerine Sormalılar

Boşanma kararı kişilerin hayatında bir kırılma noktası olduğu için, bir anlık heyecanla evliliği sonlandırma hemen düşünülmemelidir. Boşanmadan önce taraflar şu soruları kendilerine sormalıdır.

  • 1- Evliliğimi kurtarmak için elimden geleni yaptım mı?
  • Daha sonradan ”keşke” dememek için, sorulması gereken çok önemli bir sorudur. Ki elinizden geleni yaptığınıza yeterince inanmıyorsanız, evliliğinize bir şans daha verin ve durumu kurtarmaya çalışın.
  • 2- Mutsuzluğumun sebebi gerçekten evliliğim mi, yoksa kendimden kaynaklanan sebeplerde var mı?
  • Kimi zaman yaşam şartları yüzünden kişiler mutsuz ve depresif olabiliyorlar. Evliliği değil de bambaşka sebeplerle yaşamdan zevk alamayan insanlar zaman zaman ”Evliliğim biterse mutlu olurum” diye düşünebilirler. Bu nedenle boşanma kararı almadan önce kişilerin mutsuzluğunun sebebini iyi analiz etmesi gerekir.
  • 3- Ayrıldıktan sonra ortaya çıkacak sorunlarla baş edebilir miyim?
  • Boşanma evliliğin bitimi ve her iki taraf içinde yeni bir başlangıç demektir. Bir oyun değil, alınan çok ciddi bir karardır. O yüzden eşlerin boşandıktan sonra tek başına hayatın üstesinden gelip gelemeyeceklerini iyi düşünmeleri lazım. Özellikle uzun yıllar süren evliliklerde boşanma kararı almadan tekrar tekrar bu soruyu kendilerine sormalıdır. Yıllardır birbirine alışmış olan çiftler boşandıktan sonra yalnız kalabilirler.
  • 4- Boşanma kararı çocukları nasıl etkileyecek?
  • Çocuklar boşanmanın kendisinden çok, boşanma sürecindeki tartışmalar ve arada kalmalardan etkilenir. Bu durum ise çocuğun ruhsal gelişimine zarar verir. Özellikle çocukların yaşları küçük ise anne babanın ayrı olduğu evlerde yaşayan çocukların sağlıklı gelişim göstermesi için daha dikkatli davranmak gerekmektedir.

Evet sorunlarını çözmeye çalıştınız ve hiçbir çabanız fayda vermiyor ve bu sorulara da gönül rahatlığı ile cevap verebiliyorsanız boşanma doğru bir karar olabilir. Ancak bilinmelidir ki boşanma geri dönülmeyecek bir karardır ve keşke dememek için iyi düşünülmelidir.

Boşanmamak İçin Evlilik Değerleri Geliştirilmeli

Günümüzde sosyal hayatın hızla değişimi, beraberinde bir çok aileyi boşanma noktasına getirmiştir. Hatta bu değişimler kişilerin, ilişkileri ile ilgili almak istediği yardımın dahi şeklini değiştirmiştir. Çiftler artık sağlıklı bir evlilik ya da ilişkinin yollarından daha fazla, sancısız boşanmayı nasıl gerçekleştirebilir onu araştırmaya başladılar.

Çoğu sorunlu ve boşanma aşamasına gelmiş aileye bakıldığında, değişen sosyal hayatın aile hayatını bütünüyle etkilediğini görmekteyiz. Aile fertleri birbirinden uzaklaşıp, o eskiden yapılan aile içi eğlenceler, tatiller neredeyse kaybolup, onun yerine bireysel yaşantılar almaya başladı. Boşanma aşamasına gelen ailelerde, fertler birbiri ile hiç konuşmuyor hatta pek çok ev, aile fertlerinin yemek ve uyku için kullandıkları mekanlara dönüşmüş durumda… Öncelerde aile birliğinden söz edilen evliliklerde şimdi ‘Herkes kendi işine baksın, herkes kendi hayatını kursun.’ şeklinde düşünce yapısı yerleşmeye başladı. Ve tabi ki böyle bir ortamda evlilikler olumsuz yönde etkileniyor.

 

Evliliklerin Bir Çoğu Bencilce İhtiyaçlara Dayalı

Bir evlilikte doğru insan olmak, doğru insanla evlenmekten çok daha önemlidir.‘ Doğru insanlardan oluşan sağlıklı bir aile, aile üyelerinin hepsinin ihtiyaçlarını karşılar. Böyle evliliklerde fertler daima bir gelişim içindedirler. Hem kendi içlerinde hem de ailelerinde tamdırlar. Mutludurlar ve mutluluklarını sevgi ile paylaşırlar.

Fakat bugün evliliklerin bir çoğu kişilerin ruhunun ihtiyaçlarına değil, bencilce duygulara dayanıyor. Sorunlu fakat evliliği devam eden çiftleri bir arada tutan artık sevgi, bağlılık, sadakat gibi sebepler değil de, yaşam şartlarıdır. Bazı insanlar çocuğu babasız kalmasın diye bazıları ekonomik sebeplerle bazıları da yalnızlıktan korktukları için evliliklerini sürdürüyor. Maalesef egolarının bencilce ihtiyaçlarıyla yaşayan kişiler sevgiyi de tadamıyor. Hayatlarına sevgiyi katamayan çiftler boşluktan kurtulamıyor ve daima bir arayış içinde oluyorlar. Evlilikleri bencillik üzerine kurulu ya da devam eden çiftler, sevgilerini birleştirip yepyeni bir sevgi enerjisi üretemiyorlar. Hayatlarına daha önce yaşadıklarından daha fazla zenginlik katamıyorlar. Böyle bir sürecin devamında en küçük sorunlarına bile çözüm getiremez hale geliyor ve hatta artık çözüm dahi bulmak istemeyip bu evliliği en zararsız nasıl devam ettiririm ya da sonlandırırım diye düşünüyorlar.

Unutmayın ki her sorunun bir çözümü vardır. Her insan hata yapabilir. Kimse kusursuzda değildir tıpkı sizinde olmadığınız gibi… Her şeyin bir sonu vardır, ağlayan insan ömrünün sonuna kadar elbette ağlamayacaktır, her türlü acı geçer. İnanın bu inanç bile sorunlarınızın çözümünde size büyük güç sağlayacaktır. En sağlıklı kişi herhangi bir davranış konusunda en fazla seçeneği olan kişidir. Ellerinde bir seçenek listesi olan kimseler çok güçlü evlilik kurabilir ve sürdürebilirler. Evliliğimizi sürdürmek için bencilce ihtiyaçlara değil sevgi ve karşılıklı paylaşımlar üzerene inşa etmeliyiz.

 

Boşanmamak İçin Evlilik Değerleri Geliştirilmeli

Evliliklerdeki tartışmalarda eşlerden her biri hem haklı hem haksız olabilir. Çünkü eşlerin değerleri ve ihtiyaçları farklı olabilir. Değer, neyin önemli neyin önemsiz olduğunu gösteren kişiye ait inançlardır. Değer, kişilerin hangi yöne gideceklerini gösteren bir pusula gibidir.

Değerler her zaman evliliklerde büyük kavgalara sebep olmuştur. İşte bu sebepten eşlerin kendilerini kavga tuzağından korumaları ve yanlış çözüm yöntemlerine başvurmamaları için karşılıklı olarak neye önem verdiklerini bilmeleri gerekir. Eşlerin değerleri birbirinden ne kadar farklı ise o kadar birbirlerinden rahatsızlık duyar ve birbirlerine şüpheci davranırlar.

Oysaki, evliliğin ana gaye ve hedefini Kur’an-ı Kerim şöyle ifade ediyor;

“İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet var etmesi, O’nun varlığının belgelerindendir.”

(Rum/21)

Bu ayete göre evliliğin gayesi, eşlerin birbirinde karşılıklı sevgi huzur ve güven bulabilecekleri bir ortam hazırlamaktır. Bunun için ise eşler kendi iç dünyalarında ve evliliklerinde sürekli gelişme halinde olmalıdırlar. Yani hem kendi değerlerini doğru bir şekilde eşine aktarmalı hem de onun değerlerini iyi okumalıdırlar. Ve zamanla evliliklerine ait ortak değerler edinmelidirler.

 

Boşanma Kararından Geri Dönülebilir mi?

Unutmayın ki, ‘Bir kimsenin mutluluğu eşinin onun için yapabildiklerine değil, onun eşi için yapabildiklerine bağlı olarak artar‘. Bu sebeple arzu eden herkes kendi çabasıyla boşanma aşamasından geri dönebilir. Altından kalkamadıklarında ise bir uzmandan yardım alabilirler.

Evlilikte eşlerden yalnızca birinin mutlu olması mümkün değildir. Her zaman ya iki tarafta mutlu ya da iki tarafta mutsuzdur. Bunun için eşlerin güçlü evliliğin nasıl kurulacağını ve yaşatılacağını bilmesi gerekir. Çiftler bu konuda devamlı eğitim ve gelişme içinde olmalıdır.

Evlilikte ne zaman sorun çıkacağını baştan anlamak mümkündür. Eşler birbirine saygı duymuyorlarsa uzlaşmayı bilmiyorlarsa ve aralarında olup biteni açık açık konuşmuyorlarsa bir sorunla karşılaşacaklardır. En önemlisi aralarında ortak bir değerler gurubu yoksa mutlaka sorunlarla karşılaşacaklardır. Ayrıca bu değer yargılarını ve düşünce tarzını her eşin kendi seçmelidir. Bir başka kişinin ya da çevrenin seçtiği değerler evlilikte esas alınamaz. Sağlıklı evlilik için eşlerin değerlerinin benzer olması gerekmektedir.

Boşanmanın önüne geçmek için eşlerin; ‘en önemli ortak değerin, evliliğin önemine inanmak‘ olduğunu unutmaması gerekir. Sonradan pişman olmamak için, evliliğinizi zamanında önemseyin. Boşanmayı sorunsuz nasıl gerçekleştirmekten önce, sağlıklı ilişkiler nasıl kurarız? Nasıl evliliğimizi ilk günkü heyecanına taşırız? İletişim problemlerimizi nasıl çözeriz? gibi sorulara yönelmeli ve kendi değerlerinize uygun çözümler üreterek boşanmanın önüne geçmek için bir başlangıç yapabilirsiniz.

Evlenince Değişir mi?, Evlenince Değişir misiniz?

İlişkinin en keyifli zamanlarında, karşımızdakini tahlil etmeye başlarız. Hoşlandığımız, sevdiğimiz, aşık olduğumuz adamın da kusurları varmış meğer!

Aşkın büyüsü etkisini azalttığında, akıl tahlillere başlar. Karşınızdakinin size göre ters gelen yanlarını, sinir bozan huylarını görürsünüz.

Bu noktada ise, aklımıza şu cümleyi düşünürüz: “Evlenince değişir!” İşte yapılan en büyük hatalardan biri budur!

İnsanların değişimi çok zordur. Alışkanlar zamanla değişebilir. Yaşam denilen öğretmen, hepimizi gelişmeye ve değişime zorlar.

Evlenene kadar kerevizden hiç hoşlanmayan ve ağzına bile sürmeyen bir adamın, eşinin pişirdiği kereviz yemeğini bayılarak yemesi, sıklıkla rastlanabilir bir durumdur. Ancak aşırı tutumlu veya eli sıkı birini, cömert bir adam haline getiremezsiniz.

Alışkanlıklar bile çok zor değişirken, kişilerin kimlikleriyle ilgili bir değişim olacağını düşünerek evliliğe girmek, sonradan hayal kırıklığı yaratabilir.

Evlenmeye karar verdiğinizde, karşınızdaki insanı iyi değerlendirin. Size göre eksilerini ve artılarını belirleyin. Doğru gözlemleyin ve tanıyın.

Ondan sonra yapılması gereken ise; sevmediğiniz yönlerini kabullenmektir. Eğer evlendikten sonra onu değiştireceğinizi düşünerek, evlenene kadar geçen sürede tahammül etmeyi denerseniz, sonunda mutsuz olursunuz.

En hoşunuza gitmeyen yanlarına rağmen ve o yönlerini de sevebildiğinizde, evliliğinizin uzun soluklu ve huzurlu olmasını sağlayabilirsiniz. Unutmayın! Evlenince değişmeye yakın olan şeyler, sadece alışkanlıklardır! Karakteriniz sizinle yol alacaktır!

Eşinizle Bağınızı Güçlendirecek Öneriler

O sizin eşiniz ve onu en iyi siz tanır ,bilirsiniz. Eşinizle iyi geçinmek ve eve bağlamak için vereceğimiz kurallar oldukça kolay yeter ki eşinizi seviyor olun , saygılı olun gerisi kolaylıkla gelebilir.

– Eşinize her daim güler yüzlü olun.İşten geldiğinde kapıyı gülümseyerek açın , sarılın .Ne kaybedersiniz ki ?

– Eşinize Seni Seviyorum demekten korkmayın. Gözlerine bakın ve sevdiğinizi söyleyin.

– Eşinize özel giyinin .Eve geldiğinde gündelik kıyafetlerinizin dışına çıkın,bakımlı olun.

– Eşinize tatlı dil ve güler yüz gösterin.

– Her hangi bir nedenle eşinizle küstüğünüz de ilk hareketi eşinizden beklemeyin bunu sizde yapabilirsiniz.

– Öfkenize hakim olun.Öfke çok şey kaybettirir.

– Hiçbir şeyin eşinizden daha önemli olmadığını ona hissettirin.

– Eşinizin akrabaları geldiğinde güler yüzlü olun.Sevmeseniz bile saygı gösterin.

– Eskileri gündeme getirmeyin.

– Kızdığınız zamanlar da eşinize cinsel anlamda ceza vermeyin.

– Eşiniz ile yatakları asla ayırmayın.

– Çocuklarınız varsa çocuklarınıza bakın onlar size sevgiyi bir kez daha hatırlatır.

– Gereksiz konuları aranızda tartışma haline getirmeyin.

– Alttan alın .Siz eşinize 1 adım yaklaşırsanız oda buna karşılık verecektir.

– Eşinizi aşağılamayın,küfür etmeyin,olumsuz eleştirmeyin,ön yargılı davranmayın,yargısız infaz yapmayın,asık suratlı olup sürekli ağlamayın
.

Cinsel İsteksizliğin Çözümü Nedir ?

istanbul Cinsel isteksizlik cinsel soğukluk olarak tanımlanabilen bir rahatsızlıktır. Hormonların tepkimesiyle var olan bu rahatsızlık çoğu zaman psikolojik bir algıdan dolayı oluşmuştur. Uzmanların gözünde iki ana temelde incelenir cinsel isteksizlik. İlki ergenlik döneminden bu yana gelen bir isteksizlik. Diğeri ise daha sonraları oluşmuş ve devamlı azalarak bu noktaya gelen isteksizlikler. Çözüm yolu psikolog veya cinsel terapi olan bir olaydır.

Erkekte ya da kadında olmasının bir engeli bulunmayan isteksizlik herkesin bünyesinde rastlayabileceği bir durumdur. Çoğu zaman duyu algılarımızla başlayan ve arzuyla bizi kontrolü altına alan cinsel isteğimizin azalması yada bitmesi oldukça kötü bir durum elbette. %1 oranında fizyolojik sebeplere %99 oranında ise psikolojik bir sebebe bağlı olan isteksizlik kesinlikle tedavi edilmesi gereken bir hadisedir. Daha önceden yaşanmış kötü tecrübe, bu tecrübe sırasında olan bir olay, aşırı deneyimsizliğe dayalı bir korku ve ya endişe bu tarz bir soğumaya temel hazırlamış olabilir. Yine ağrılı yaşanan cinsel yaşam, kanamalar ve ya o an olan vücut tepkimeleri cinsellikten soğumak için bir başlangıç olabilmekte. Bu tedavi süreci yaklaşık 10-12 seans civarı sürmekte olup sorunu yaşayan kişinin tamamen tüm yaşantısını bilmekle çözülebilir. Bireysel bir tedavi olarak sürecek olan bu zaman dilimi kişinin haz duyduğu bölgelerin tanınması, bulunması ve uygulanması yoluyla tekrar cinsel isteğe sahip olana kadar deneme yanılma yöntemlerinden geçer. Örneğin insanın en çok haz aldığı boyun, kulak ya da göğüs gibi bölgelerin hassasiyet değerleri öğrenilerek bir sonra ki ilişki esnasında sadece bu yoğunlukta pratik yapılmalıdır. Bu sayede kişinin haz almasını sağlayarak bir adım ileri gitmesi escort sağlanabileceği gibi özgüven açısından oldukça büyük bir önem taşımaktadır.

Cinsel soğukluk çok sık rastlanabildiği için ki şu sıralarda ülkemizde yaklaşık %33 oranında görülüyor oldukça sık görülen bir olaydır. Böyle bir durumun ilerlemesi daha kötü boyutlara sıçramasını sağlar. Yani cinsel bir isteksizlik yaşıyorsanız ve bunun için bir tedaviyi istemiyorsanız zamanla cinsel tiksintiye dönüşebilir. Bu sizin için aşılması daha güç problemler çıkartabilir. O yüzden mutlaka bir psikolog ya da cinsel terapiste başvurun.

İş stresi aile huzurunu bozuyor

İş, kimine göre hayatımızı sürdürmek ve para kazanmak için katlanılan bir mecburiyet, kimine göre başarılarımız sebebiyle egomuzu besleyen  en önemli içsel doyum kaynağımız kimine göreyse faydalı bir uğraş. Bu kavram, herkese göre farklı anlamlar çağrıştırsa da günümüzün büyük bir kısmını işyerimizde geçirdiğimiz bir gerçek.

“Al, kullan, at” mantığı ile tükettiklerimizi karşılamak ve yenilemek için daha çok çalışıyoruz. Tabii bu da iş ortamında insanlar arası ilişkileri  rekabetçi kılıyor. Ofisteki çekişmeler yetmezmiş gibi bizi zora koşan ve sinsi sinsi strese yönelten olgular da mevcut.

Çalışma koşullarının uygunsuz olması, aşırı sorumluluk yüklenmesi, ücret eşitsizlikleri, fazla mesai, çalışanlar arasındaki iletişim problemleri, yöneticinin çalışanına yaklaşımı, çalışanlar arasında ayrım yapılması,  iş güvencesinin yetersizliği, ulaşımda yaşanan zorluklar bizi geriyor.

İşyerinde yaşanan bu olumsuzluklar, sadece bizi etkilemiyor, bulaşıcı bir özellik göstererek neredeyse tüm çalışanlara yansıyor.

Bu da genel  tempoyu ve iş motivasyonunu azaltıyor, çalışanlar arasındaki iletişimi olumsuz yönde etkiliyor ve  verimini düşürüyor.

Aile içi ilişkiler bozuluyor

Stres ve gerginlik sadece işyerinde kalmıyor çoğu zaman. Bizimle birlikte eve de geliyor. İşte oluşan olumsuz duygular, kadın ve erkeklerde farklı farklı şekillerde tezahür ediyor.

Psikolog/psikoterapist Banu Yaşar’a göre erkekler işyerinde stres yaşadığında genellikle iki türlü tepkide bulunuyor. Bir kısmı içe kapanıp sessizleşiyor.

Bazı erkeklerde ise öfkeli tepkiler ağırlık kazanabiliyor. Böyle kişiler, kızdığı patronu ya da mesai arkadaşlarına gösteremediği tepkiyi, eşine ve çocuklarına yansıtıyor, onlara karşı daha tahammülsüz davranıyor.

İş gerginliğini eve taşıyan kadınlar da ailesine karşı tahammülsüz olabiliyor. Çocukların bakımı, onların okul ve ödevleriyle ilgilenmek, ev işleri çoğu zaman annenin kontrolü altında.

Kadın, tüm bu sorumlulukları dışında bir de iş hayatında sorunlar yaşıyorsa iki kez güçlük çekiyor. Fıtratını zorlayacak şekilde sorumluluk yüklenmek onun psikolojisini olumsuz yönde etkiliyor. Kendini yetersiz ve değersiz hisseden kadın, eş ve çocuklarına karşı hırçınlaşıyor.

Kadın ve erkeğin tüm bu olumsuz davranışları aile içi ilişkileri ve iletişimi bozuyor haliyle. Çocuklar babanın sert çıkışlarından korktukları için zamanla babadan uzaklaşıyor.

Erkeğin eşiyle paylaşımı azalıyor. İş gerginliği yüzünden çocuklarına sert tepkiler veren kadın, daha sonra pişmanlık ve suçluluk duygusu yaşıyor.

Çocukları uyuduğunda ertesi gün onlara daha sabırlı ve iyi davranacağına dair kendine söz veriyor. Fakat işteki stres etkisiyle bu sözünü tutamıyor. İş gerginliğiyle eve gelen kadının eşinden beklentisi de artıyor.

Onu dinlemesi ve evde yardımcı olması yönünde istekleri oluyor. Eşinden bu yardımı alamadığında ise agresif tepkiler veriyor.

“Aile içi ilişkilerimizi olumsuz etkileyen iş stresine karşı evde nasıl bir yol izlemek lazım?” sorusunu yönelttiğimiz Banu Yaşar’a göre öncelikle işinden stresli gelen bir erkeğe biraz zaman tanımalı ve sakinleşmesi için ona fırsat vermeli.

Çünkü erkek, bir sorun veya stres yaşadığında hemen konuşmak istemiyor. Aynı şekilde karısının işle ilgili sıkıntılarını gören bir erkek de ona neler yaşadığını, neyin onu bu kadar incittiğini sormalı.

Ayrıca eşinin evdeki sorumluluklarına yardım eden erkek, karşısında daha mutlu bir kadın görür. İşleri gereği evde de çalışmak zorunda kalan kadın/erkek, çocukları uyuduktan sonra çalışabilir. Yahut çocuklarla bir süre oynadıktan sonra artık çalışması gerektiğini söyleyebilir.

Gazetecilik ve doktorluk gibi mesai kavramı olmayan işlerde çalışanlar, arada boşluk doğduğunda kendilerine iyi geldiğini düşündükleri aktiviteleri yaparak rahatlayabilir. Fırsat buldukça eşle birlikte zaman geçirmek için küçük planlar yapılabilir.

Mesela birlikte müzik dinlenebilir, dışarıda yürüyüş yapılabilir ya da dost ve akrabalarla görüşülebilir. Bunlardan öte en faydalı çözüm tabi ki eşlerin iş stresini eve taşımamaya karar vermeleri. Özellikle işte sorunlu bir gün geçiren kişi eve gelirken kendini rahatlatmaya çalışmalı.

Bu sorunun işle ilgili bir durum olduğunu, evin kapısından girildikten sonra hepsinin dışarıda kalacağı yönünde kendini telkin etmeli. Bu anlamda evde sevdiklerinin onu beklediğini düşünmek, akşam birlikte güzel vakit geçirileceğine odaklanmak kişiyi rahatlatabilir.

Yaşadığımız çağ, bizleri hızlı ve pratik olmaya mahkum ediyor. Yapılacak işler çok, bunlar için ayrılacak zaman ise aynı oranda az. Dolayısıyla yetişemediğimiz iş ve sorumluluklar, gerginliğe dönüşüyor. Bu tempo bedenimizi yorduğu kadar ruhumuzu da tahrip ediyor.

En önemlisi de aile içi iletişimimizi zedeliyor. Hâlbuki hayatımızı anlamlandıran yegane varlıklar; eşimiz, çocuklarımız, anne-babalarımız ve/veya kardeşlerimiz.

Kısaca aynı yuvayı paylaştığımız aile bireylerimiz. Kendimize sürekli olarak bunu hatırlatırsak, evde iş gerginliğinden kurtulabiliriz. Unutmayalım ki, ailemiz işimizden daha önemli.

Bir İlişkiyi Bitirmeden Önce Kendinize Sormanız Gereken 7 Soru

Bir ilişkiyi bitirmeden önce kendinize sormanız gerekenler:

İlişkinizin bir noktasında “Acaba ayrılsak mı?” sorusu bütün korkutuculuğuyla üzerinize çökebilir. Hatta ilişkiniz, kafanızda bu soruyla sürekli test edilebilir. Partnerinizle sık sık tartışabilir, ortak hiçbir şeyiniz kalmamış gibi hissedebilir, hatta birbirinizden nefret etme noktasına gelebilirsiniz. Öyle ki, mutluluk tanımınız sadece partnerinizle kavga etmediğiniz anlara gerileyebilir. İlişkinizde bir sorun olduğunu hissedersiniz. Böyle zamanlarda kendinizi geçirdiğiniz uykusuz gecelerden birinde ilişkinizi analiz ederken bulabilirsiniz. Dilerseniz analizin sonuçlarını işin uzmanlarına bırakalım ve onların bir ilişkiyi bitirmeden önce kendinize sormanız gereken 7 sorusuna göz atalım.


1- İlişkilerinize nesnel bir bakış açısıyla mı bakıyorsunuz yoksa geçmişteki deneyimlerinize göre duygusal tepki mi veriyorsunuz?

Blueprint for a Lasting Marriage: How to Create Your Happily Ever After With More Intention, Less Work kitabının yazarı, ilişki koçu Lesli Doares bize şu tavsiyeyi veriyor: “Yaşamınızı değiştirecek ciddiyetteki kararlarınızı olayın yarattığı kaostan uzaklaşıp, zihnen berrak ve sakin olduğunuz bir zamanda verin.” Uzmanımızın önerisi: “İlişkinizi geriye dönerek gözden geçirin ve ilişkinizin ihtiyaç ve beklentilerinizin ne kadarını karşıladığı üzerine iyice düşünün.”

2- Partnerinizi sadece bir boşluğu doldurmak için mi bekliyordunuz?

Psikoterapist Rhonda Richards-Smith’e göre bütün duygusal ihtiyaçlarınızı partnerinizden karşılama beklentisi son derece sağlıksız ve adil olmayan bir yaklaşımdır. Uzmanımız: “Bir ilişkiyi sonlandırmadan önce, mutsuzluğunuz için partnerinizi suçlamayı bırakın ve önce kendi kişisel mutluluk durumunuzu gözden geçirin.” diyor. Uzmanımız ayrıca son çalışmalarda elde edilen bireysel benlik saygısı ve ilişki memnuniyeti arasındaki pozitif korelasyona dikkat çekiyor.

3- Mutlu olmak için neye ihtiyacınız var? Ve bunu ilişkinize getirebilmek için neler yapabilirsiniz?

‘The Marriage Restoration Project’in kurucusu ve ilişki terapisti Rabbi Shlomo Slatkins bize şöyle söylüyor: “İnsanların genel inancı onları iyi hissettirmeyen bir şeyi bırakmaları ve başka bir şey üzerinde devam etmeleri. Bu hakikat senin mutluluğunun başkalarından bağımsız olduğunu ifade eder, şayet mutluluğun başkalarına bağlıysa bu zaten gerçek mutluluk değildir.”

4- Bu ilişkide gerçekten mutlu musunuz yoksa daha mutlu olabilir miydiniz?

Bu sorunun yanıtı için Nortwestern Üniversitesi’nde klinik psikoloji alanında öğretim üyesi olan Michele Kerulis’e kulak verelim. Uzmanımız bu soruyu sorduğumuzda kendimizi zihnimizde yalnız olarak tasvir etmemizi öneriyor. Neler daha iyi olurdu ve neler şimdikinden daha zor olurdu? Ayrıca şunu da kendinize sorun: ‘Partnerinizle ilgili özlediğiniz şeyler var mı?’ Kendinizi sürekli yalnız hayal ediyor ve kendi başınıza bir şeyler yaptığınızda normalden daha mutlu hissediyorsanız bu ilişkiyi bitirmenin zamanı gelmiş olabilir.

5- Birlikte gelişmeye devam ediyor musunuz?

The Invitation to Love: Recognizing the Gift Despite Pain, Fear and Resistance kitabının yazarı ve eğitimci Darren Pierre bu sorunun ilişkilerdeki en zorlayıcı ve sancılı soru olduğunu söylüyor. Bu soruya yanıtınız hayır ise, ilişkiniz miyadını doldurmuş olabilir.

6- Partneriniz size bir şeyler katıyor mu yoksa sizden bir şeyler mi götürüyor?

Yaşam koçu Patricia Shaw bu soruya dürüstçe yanıt vermenin sizi zehirleyen bir ilişkiden kurtulmak adına önemli olduğunu ifade ediyor. Elinize boş bir sayfa alın ve tam ortasından ikiye bölün. Bir tarafına partnerinizin size kattıklarını diğer tarafına ise partnerinizin sizden götürdüğünü düşündüğünüz şeyleri yazın. Bu egzersiz size katılan ve sizden eksiltilen değerleri daha net görmenize yardımcı olacaktır.

7- Eğer çok sevdiğiniz bir oğlunuz ya da kızınız olsaydı şu andaki partneriniz gibi biriyle bir ilişki içinde olmasını ister miydiniz?

25 yıldan fazla zamandır çiftlerle çalışan terapist Gary Brown, bu sorunun ilişkinize dair güçlü bir gerçeklik kontrolü sağladığını söylüyor ve ekliyor: “Eğer çocuğunuzun böyle bir partnerle ilişki yaşamasını istemiyorsanız o halde siz neden böyle bir partnerle hala ilişki içindesiniz?”

Nasıl Bir Anne ve Babasınız?

Bir evde ne kadar anlaşmazlık ve itaatsizlik olduğunu anne baba ve çocuklar arasındaki ilişkiyi gözleyerek tahmin edebilirsiniz. Çocuk yetiştirme tarzları çocukların davranışlarını derinden etkiler.

Yıllar içinde psikologlar, çocuğun hayatı boyunca süre giden ve diğer kardeşlere de aynen uygulanan genel anlamda dört tip çocuk yetiştirme tarzı olduğunu tespit etmişler. Bu dört temel yöntem, anne babaların çocuklarını ne kadar kontrol etmeye çalıştıklarına (buna “Anne babanın talepkarlığı” da denilebilir) ve çocukların isteklerine ne oranda kulak verdiklerine (“Anne babanın anlayışlı olması”) dayanır.

Anne babanın talepkarlığına, davranışsal kontrol de denir. İsmi kulağa biraz ürkütücü gelse de, aslında sadece çocukları denetleme, sınırlar koyma ve yanlış davranışlarda bulunduklarında disipline etmeye hazır olma anlamına gelir.

Anne babanın anlayışlı olması, çocukların ihtiyaçlarına uydurma, destekleyici olma ve çocuklar gelişimsel olarak bir aşamadan diğer aşamaya geçerlerken kuralların tekrar düzenlenmesine hazırlıklı olma anlamına gelir.  Bu dört tip anne baba, değişik düzeylerde taleplerde bulunur ve anlayış gösterir.

İşte size bu dört yöntem:

Otoriter: Muhtemelen hepimiz otoriter anne babası olan birilerini tanıyoruzdur ve duymuşuzdur. Bu tip anne babalar aşırı talepkar olur; itaate değer verirler ve emirlerine sorgusuz sualsiz itaat beklerler. Bu eski moda çocuk yetiştirme tarzı, ayrıca, çocuğun isteklerine veya bir durumun kendine özgü koşullarına anlayış göstermeyen anne babalar tarafından da uygulanır. Bu, “Sorgu sual istemiyorum; ne diyorsam onu yap” tarzı bir anne babalıktır. Otoriter anne babalar ceza olarak genellikle duygusal baskı (çocuğu suçlu hissettirir veya utandırırlar) veya tokat atma gibi fiziksel ceza kullanırlar. Çok uç bir tarz olarak gözükse de, hâlâ oldukça yaygın görülen bir çocuk yetiştirme biçimidir.

Aşırı hoşgörülü: Otoriter tip anne babaların tam tersidirler. Aşırı hoşgörülü anne babalar çocuklarının nasıl davranması gerektiğiyle ilgili çok az talepte bulunurlar; ancak çocuklarının isteklerine karşı çok anlayışlıdırlar. Bu tip anne babalar çocuklarının her kaprisine çoğu zaman göz yumarlar ve genellikle çocuklarına olan sevgilerini göstermenin en iyi yolunun, her istediklerine “evet” demek olduğuna inanırlar. Sınır ve kısıtlamalar hemen hemen yok gibidir. Bu tip anne babalar genellikle çocuk ne isterse onu yapmasına izin verirler ve onu çok seyrek cezalandırırlar. İlgisiz Bu tür anne babalar ne talep ederler, ne de anlayış gösterirler. Çocuklarından hiçbir şey istemezler ve onların tepkilerine karşı da hiçbir geri-dönüşte bulunmazlar: Ne kontrol vardır, ne da ceza…

İlgisiz: Anne babalar çocuklarına özen göstermiyor gibi görünürler ve hatta bazı uç durumlarda çocukları adeta yok bile sayabilirler.

İlgili ve demokratik: Bu tip anne babalar hem bazı taleplerde bulunurlar, hem de çocukların istek ve arzularına karşı anlayışlıdırlar. Çocukların uyması gereken açık ve net kurallar koyarlar; ancak diğer yandan çocukların arzularına da kulak kabartırlar. İlgili ve demokratik anne babalar, gerekli olduğunda taleplerini öne sürmekten kaçınmazlar, ancak içinde bulunulan şartlara göre, kurallarda uzlaşmaya veya onları değiştirmeye de açıktırlar. Bu tip anne babalar, kurallar ihlal edildiğinde harekete geçerler; ancak duygusal baskı veya fiziksel ceza uygulamayı tercih etmezler. Çocukları iyi davranmaya yönlendirmek ve bunu pekiştirmek için ödülleri kullanırlar.

Babalar ve Kızların İyi İletişimi İçin

Babaların kızlarıyla hayatın ilk dönemlerinde hayranlıkla başlayan özel ilişkileri, kız çocuklarının babalarının hayatlarındaki ilk erkek olmaları nedeniyle yoğun bir bağlılık duygusuyla kendini gösteriyor. Koruyucu, kollayıcı bir şekilde başlayan bu özel iletişimde, ergenlik çağından itibaren çatışmalar ortaya çıkıyor. Bu fırtınalı dönemde babalar ve kızları arasında en çok görülen sorunları, iyi iletişim rehberinin 7 vazgeçilmezini şöyle sıralıyor:

Kural varsa anne de uymalı: Baba kızının giyim kuşamına, eve gidiş geliş saatlerine karışıyor. Genç kız ise, babasına ben büyüdüm, bana karışmayın, özgürüm diyor. Bu durumda baba kızına hoşlanmadığı davranışlar nedeniyle yasak koyuyor. Burada baba kural koyarken, anne babadan gizli yasağı kaldırıyor. Oysa kurallara uyumun sağlanması davranış birliğiyle mümkün.

Yasakların mantığı olmalı: Baba kızına yasak koyuyorsa, bunun gerekçelerini de onun anlayabileceği bir şekilde anlatmalı. Sınırsız bir özgürlük olmadığını, yaşamda bazı sınırlamaların olduğunu söylemeli.

Konulan tavır eşref saatine göre değişmemeli: Babalar kızlarına yaşamın herhangi bir alanıyla ilgili kısıtlama getirdiklerinde ya da kural koyduklarında, bu kural her zaman geçerli olmalı. Yani babanın eşref saatinde konulup, sakinleştikten sonra başka kural getirilmemeli.

Sen iyisin dünya kötü demek yanlış: Günümüzde babaların kızlarına en çok söylediği cümlelerin başında ‘Sana güveniyorum, ama dünya kötü bu yüzden sana kural koyuyorum’ geliyor. Oysa bu cümleyle başlayan ifadeler güvensizlik ifade ettiğinden çocuğun da çevresine güvenini zedeliyor. Genç kızın hiç evden çıkmaması, cam bir fanusta yaşaması mümkün değil. Bu nedenle çevresinden gelecek olumsuzluklara karşı neler yapabileceğini ve çözüm yollarını anlatmak daha doğru.

Erkeklerle ilgili korkutmayın, bilgilendirin: Babalar kızlarının hayatına giren erkekleri kolay kabullenemez. Eleştirel yaklaşır. Ama eleştirel ve küçümseyici tavırlarla, kızının hayatına giren erkekle ilgili olumsuz yorumlar yapmak, küstürmek ve yalana teşvik etmek gibi sonuçlar doğurur. Babalar kızlarının hayatına başka erkeklerin girebileceğini kabul etmeli.

Babalar idol olmaktan vazgeçin: Birçok kadın hayatına giren erkekleri, babasıyla kıyaslar. Bu nedenle baba kızının gözünde idol olmaktan vazgeçmeli, kendi hatalarını anlamalı, erkeklerle ilgili kızıyla sohbet etmeli. Erkeklerle ilgili bilgileri korkutmadan, gerçekçi bir şekilde kızıyla konuşmalı.

Tartışmacı değil, çözümcü olun: Kızların eve gidiş geliş saatleri, giyimleri de babalar için sorun oluyor. Geliş gidiş saatleri konusunda, yaşanılan sosyal çevreye uygun, zaman zaman esnetilen kurallar konulmalı. Anne de bu kurala uymalı. Babanın koyduğu ve mantıklı olan kurallar, annenin yumuşak kalbiyle çözülmemeli.

Boşanmada Sosyal Medya Etkisi

Boşanmalarda son dönemlerde bir artış yaşanıyor. Kişilerin henüz birbirini tanımadan evliliğe adım atmalarının boşanmaları hızlandırmaktadır. Sosyal medyanın da boşanmadaki etkisinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Sadakati zayıflatıcı çeldiriciler sosyal medyada fazladır, anne babası boşanmış çocukların ileride boşanma riskleri de yüksek olmaktadır.

Özellikle son yıllarda insanların birbiriyle tanışma ve kendi görüşleriyle eşini belirleme olanaklarında bir artış olmaktadır. Adayların duygusal davranıp, oturup düşünmeden, henüz daha birbirini tanımadan evlilik kararı alıyorlar. Hal böyle olunca da ilerleyen dönemlerde kişilik yapılarının ortaya çıkmasıyla evliliklerin boşanmalarla sonuçlanıyor. İletişim toplumunda gerek sosyal medya gerek diğer kanallar olsun evlilikte çeldirici rol oynuyor.

Sanal tanışıklıklar yanıltıcı oluyor

Çeldiriciler karşında bireylerin iradesi çok önemli. Yanlış bir şey yapacak olmaktan kişiler korkmalı. Boşanma aşamasına gelmiş evliliği kurtarmayı tartışmak yerine evlenecek adaylara nasıl davranırsak sorunsuz evlilik inşa ederiz, bunu konuşabilmemiz gerekir.

 İnternet ortamında tanışıklıklar yanıltıcı olabiliyor. Sanal ortamda o an aşk insanın aklını başından alabiliyor. Aklı bir karış havada kullanımı doğru bir kullanım. Bu kişiler bu süreçte sağlıklı analiz ve muhakeme yapamayabiliyor.

Görücü usulü ile evlilik daha mı sağlıklı?

Bizim kültürümüzde sosyal ortamın olmadığı durumlarda görücü usulü evlilikler vardı ve bunların daha sağlıklı ilerlediğini görüyoruz. Kişiler önce büyükleri aracılığıyla birbirlerini tanıma fırsatı buluyorlardı bu evliliklerde ve aile desteğiyle eşler daha mutlu oluyordu. Ama şimdi adaylar büyüklerini bir şekilde devre dışı bırakıyor. Anne baba artık müdahale edemiyor, otorite çok fazla gösteremiyor. Gösterilme olduğu durumlarda inatlaşma ve kaçmalar gözleniyor.

Boşanan anne baba çocukları da boşanıyor

Sanal ortam üzerinden gidilen evliliklerde boşanmaların sık yaşandığını klinikte de tecrübe ettiklerini vurgulayan Evrensel bu çiftlerin çocuklarına da dikkat çekiyor. Boşanmış anne babaların çocuklarının da ileriki yaşamlarında boşanma riskiyle karşı karşıya kaldığının altını çizen Evrensel, anne babaların bunu göz önünde bulundurarak bir karara varmaları gerektiğini söyledi. “

Sosyal medya sadakati zayıflatıyor

Sosyal medyanın riskli ve sabıkasının herkes tarafından bilinmektedir. Gerek evli gerek evlenmemiş kişilerin sanal ortamda iletişim halinde olma sadakati zayıflatabiliyor. Bakınca internet ortamında zayıflatıcı çok çeldirici söz konusu. Sosyal medyanın sabıkası çok açık. Kıvılcımla başlayıp yangına dönebiliyor ilişki. İnsanlar ummadıkları yerlere ilerleyebiliyorlar. Kimse kendine fazla güvenmemeli. Çok acı örnekler görüyoruz. Sosyal medyadan bu noktada oldukça uzak durmak gerekir.

Boşanmış Babalara 5 Öneri

1. Verdiğiniz sözleri tutun.

Yerine getirilen sözler, boşanma gibi belirsizlik durumlarında istikrar yaratmanızı sağlar. Yerine getirmediğiniz her söz, önemsiz de olsa, çocuğunuzun size olan güvenini git gide azaltır. Bu nedenle tutamayacağınız sözler vermeyin ve verdiğiniz sözü tutmak için elinizden geleni yapın.

2. Çocuğunuza iyi olduğunuzu gösterin.

Çocuğunuzun güvende ve huzurlu hissedebilmesi için sizin kendine güvenli ve huzurlu olduğunuzu görmesi gerekir. Sizi yıkılmış halde görürse, o da kendini güvende hissedemeyecektir. Bu, hiçbir zaman zayıflık göstermeyeceksiniz anlamına gelmiyor; dürüstlük önemlidir. Fakat, sözleriniz ve davranışlarınızla zor zamanların üstesinden gelebildiğinizi göstermelisiniz.

3. Anneyi destekleyin.

Zor olabilir ama sağlıklı aile ilişkileri için çocuğunuzun annesini desteklemek çok büyük önem taşır. Anne ile ilişkileri kesmek, sizi uzun vadede küçük düşürür. Çocuğunuzun annesi ile gurur duymasına izin verin. Anlaşmazlıkları da anne ile kendi aranızda halledin.

4.İyi bir baba olmak için elinizden geleni yapın.

Çocuklar sabır ve anlayışa, belirli sınırlara, denge ve tutarlılığa ihtiyaç duyar. Bu nedenle çocuğunuzun annesinin ebeveynlik stilini kötülemeye çalışmayın. Bu, çocuğunuza daha çok zarar verir.

5. İlginiz uzun süreli olsun.

Zaten olması gereken şey budur fakat çok sayıda baba, boşandıktan sonra yeni iş, yeni bir şehir, yeni bir ilişki, belki de yeni bir aile ile uğraşırken, çocuklarını ihmal ediyor. Çocuğunuzun yaşamında olumlu bir etkiye sahip olmanız için, her ihtiyaçları olduğunda yanında olmanız gerekir. Unutmayın, çocuğunuzdan değil, eşinizden boşanıyorsunuz!

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.