Her genç kız ve erkek belli bir yaşa geldikten sonra mutlu bir yuva kurmak ister.

Çevresindekiler de en az onun kadar heveslidir bu konuda. Bir de okul bitip eli ekmek tutmaya başladıysa her gittiği yerde “Evlilik ne zaman?” sorusuna muhatap olması işten bile değildir. Bu tepkiler bazen o kadar abartılır ki kişi, kendisini evde kalmış kız ya da erkek gibi görmeye başlar. O zamana kadar karşısına birçok kişi çıkmıştır oysa. Ancak farklı sebeplerden dolayı nikâha kadar ilerlememiştir. Zira evlilik gibi bir müessesenin kurulması çok basit bir mevzu değildir. Üzerimize giyeceğimiz elbiseyi bile alırken defalarca düşünen bizlerin bu konuda hassas davranması mühim olsa gerek. Özellikle Allah rızası istikametinde hayırlı nesillerin yetiştirilmesi için kurulacak olan yuvalarda… Nitekim uzun yıllar hastalıkta sağlıkta, gençlikte yaşlılıkta hem bu dünyada hem de ahirette beraber olmak çoğumuzun hayali. Bu hayale doğru yürürken dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri de evlenecek kişilerin birbirlerine denk olması. Çiftlerin eğitim seviyesi, ekonomik durum, dini inanç ve yaş gibi alanlarda benzer altyapılara ve denkliğe sahip olmaları sağlıklı bir evlilik için mühim. Tabii ucu fazlasıyla açık bir mesele denklik. Maddi-manevi her konuda denklik şart mıdır? Yoksa bazı önemli hususlardaki uyum evliliğin selameti için yeterli midir? Yani çiftler zamanla bazı farklılıkları tolere edebilir mi?

Meseleye önce dini açıdan bakacak olursak; inançlı bir müminin evlilikte denklik meselesinde ilk göz önünde bulundurması gereken husus, dinî hayattaki denkliktir. Yazar Ahmed Şahin, evlilikte dini denkliğin mühim olduğuna işaret ediyor. İslam hukukunda bununla ilgili ‘küfüv’ tabiri kullanılmaktadır ki tarafların terazinin iki gözü gibi birbirine eşit seviyede olmaları şeklinde düşünülebilir. Ancak böylesine denklik çok fazla görülmemekle birlikte mutlaka bir tarafta bir konuda ağırlık, diğer tarafta da başka konularda ağırlık söz konusu oluyor. Bu hususta önemli olan tarafların dindarlıkta denklik sağlamaları, hayatın temel mefhumlarında aynı anlayış ve inanış içinde olmalarıdır. Şayet dindarlıkta denklik yoksa birinin haram deyip uzak kaldığına öteki, “Bunda ne var, çağın icabıdır.” diyerek tercih etme temayülünde ise burada durup düşünmek gerek.

 

Zira bu temel konuda ayrılık ileride birçok konularda da ayrılıkların olacağına işarettir. Ahmed Şahin’e göre böylesine köklü ayrılıklar, tarafları mutlu ve bahtiyar olacakları bir hayata götürmez. Sonunda da Allah’ın en sevmediği mubah olan boşanma, kaçınılmaz hâle gelir.

Bediüzzaman Hazretleri, özellikle dinî anlayıştaki denklik mevzuunu nazara verdiği bir yerde hanımlara özetle şu tavsiyede bulunur: “Eğer, size tam muvafık ve dindar bir eş bulamamışsanız, kendinizi açık saçıklıkla satmayın. Size lâyık ebedî bir arkadaş, İslâm terbiyesini almış bir vicdan eri çıkıncaya kadar sabredin. Dünyanın geçici zevkini tatmak için ebedî hayatınızı tehlikeye atmayın. Bugünkü medeniyetin sefahati içinde boğulmayın.” Eşler arasında aranan bu eşitlik ve denkliğe dinî literatürde “kefâet” denir. Kur’an’da doğrudan kefâetin üzerinde duran bir ayet yok. Ancak bazı yorumcular ayet ve hadislerden bunun çıkarılabileceğini söylüyor. Nitekim bir hadis-i şerifte Allah Resûlü (aleyhissalatü vesselam) Hz. Ali’ye (radıyallahu anh) hitaben şöyle buyurmuştur: “Üç şeyi geciktirme: Vakti geldiğinde namazı, hazırlandığında cenazeyi, dengini bulunca kızı evlendirmeyi.” Kefâet, kadının haklarını korumak, daha doğrusu onun haksızlığa maruz kalmasının önüne geçmek için aranılan bir şarttır. Çünkü bunda esas olan erkeğin kadına eşit veya ondan daha iyi bir seviyede olmasıdır. Konuyla alâkalı olarak mezhep imamları farklı kıstaslar getirmişlerdir. Daireyi en geniş tutanlar Hanefîler olmuştur. Hanefîler evlenecek çifler arasında altı noktadan erkeğin kadına denk olmasını şart koşmuşlardır. Bunlar; dindarlık, İslâm, hürriyet, nesep, mal ve meslektir. Mâlikîler ise, sadece diyanet noktasında ve muhayyerliği gerektirecek kusurlardan salim olma hususunda kefâete itibar etmişlerdir.

Asıl denklik ‘insan olmak’ta

Evet, özetle dinimiz yuvaların selameti için dini anlamda denkliğin gözetilmesini tavsiye ediyor bizlere. Meselenin bir de sosyal ve psikolojik boyutu var. Uzman psikolog ve aile terapisti Didar Kantarcı’ya göre her ne kadar birliktelik için bazı denklikler mühim olsa da ön şart ya da mutluluk için bir koşul değil. Zira yaş farkı 12’den fazla olup çok mutlu olan çiftler olduğu gibi yaşları denk olup anlaşamayanlar da mevcut. Karakteri daha olgun bir kadının kendinden yaşça büyük bir adamla geçinebileceği gibi bunun tam tersi de geçerli. Zira Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile müminlerin annesi Hazreti Hatice validemizin evliliklerinde bu yaş farkının mutluluğu etkilemediği gayet açık. Çoğu zaman etrafımızda gördüğümüz çiftlerin yaşlarına ya da mesleklerine bakıp şaşırdığımız olabiliyor. “Nasıl anlaşıyorlar acaba?” diye sormaktan kendimizi alamıyoruz. Çünkü etrafımızda, ilkokul mezunu bir kadınla evlenmiş bir profesör ya da ortaokul terk bir adamla evlenmiş üniversite mezunu bir kadın görmek hiç de zor değil. Didar Kantarcı, üniversite mezunu olmayan bir erkeğin, doktora yapmış bir akademisyen hanım ile anlaşabileceği kanaatinde. Kendini geliştirmiş, görmüş, geçirmiş, bir insan kendini üniversite mezunu birinden daha iyi yetiştirebilir. Günümüzde böyle örnekler mevcut. Aksine iki akademisyenin evliliğinde oldukça yüksek düzeyde fiziksel şiddet ve anlaşmazlığa da rastlanıyor bazı vakalarda. Terapist Kantarcı, dünyevi denkliklerin değişken olduğu ve evliliğin buna bağlı olarak kurulmaması gerektiği konusunda kişileri uyarıyor. Zira bugün zengin diye evlendiğiniz eşiniz yarın fakir düşebilir ya da çok güzel olan hanımınız yaşlanabilir, kaza geçirip güzelliğini kaybedebilir. Asıl önemli olan insanı insan olarak, olduğu gibi sevmek, beğenmek, fikir ve hayata bakış açısı olarak anlaşabilmektir.

Her evlilikte farklı imtihanlar var. Kadın ve erkekler en çok eşleri ile imtihan olurlar. Problemler değişik değişiktir. İnsanın ve mutluluğun tek bir doğrusu ve şartı yok. Kültür, diller, yaşlar farklı olabilir ya da her şey çok denk ve benzer olabilir. Asıl olan eşinizin Allah tarafından size gönderilmiş bir nasip olduğunu bilip güzel yanlarını görebilmek, nefsinize zor gelen taraflarına ise sabırla yaklaşmaktır. İlişkilerde mutluluğun sırrı; sabır, saygı, sevgi, takdir, teşekkür, tebessüm ve tevekküldür.

Mesela evliliklerde kültür farkından kaynaklı kadın erkek rolleri, evin yönetimi, sorumlulukların paylaşımı, kadının hayat içindeki yaşayışı, çocukların yetişme tarzı gibi konularda anlaşmazlık olabilir. Kantarcı’ya göre burada, geleneklerin göreneklerin ‘insan mahsulü’ ritüeller olduğu ve esneyebileceğini unutmamak gerekli. Şahıslar birbirlerinin geldiği topluma ve kültüre saygı duyabilmeli ve ‘insan olmak’ ortak paydasında buluşabilmelidir. Çok mu zor peki tüm bunları başarması? Kayserili bir ailenin kızı olan psikoloğumuz Didar Kantarcı’nın Çin’de doğmuş büyümüş eşiyle sürdürdüğü mutlu mesut evliliği zor olmadığının belki de en güzel kanıtı…

Nasıl Aile Danışmanlığı Randevusu Alabilirsiniz..