Doğru Eş Seçiminde Nelere Dikkat Edilmeli?

Evlilik düşüncesi pek çok tereddütü ve soru işaretini beraberinde getiriyor. Karşınızdaki kişinin doğru kişi olup olmadığından emin olamamak oldukça yorucu. Eş seçiminde sevgi son derece önemli ve gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Bu nedenle eş seçimine karar verirken kişi hem kendini hem eş adayını iyice tanımaya çalışmalı ve değerlendirmelidir. Konu hem duygusal açıdan hem mantıksal açıdan enine boyuna iyice tartıp biçilmelidir.

Evlilik terapisi seanslarında eşler daima ötekinin değişmesini talep ederler. Çünkü her şey ona göre eşinin başının altından çıkıyordur. Tabi öteki de berikinin düşündüğü gibi düşünüyor. Oysa kişinin iyi bir evlilik ilişkisine sahip olabilmesi için önce kendini iyi tanıması sonra da eş adayını tanıma safhasına geçmesi gerekir.

Peki eş seçimine karar vermeden önce kişi neler yapmalı

Öncelikle evliliğe karar vermeden önce kişi kendini iyice tanımalıdır. Çünkü “ben kiminle evleniyorum onunla anlaşabilecek miyim?” şeklindeki sorulara vereceği cevaplar kişinin kendini tanımasına bağlıdır. Genelde kişinin evleneceği kişi üzerinde durması eş seçiminde yapılan hatalardan biridir. Kişi kendini tanıyıp tahlil etmediği için evleneceği eş adayı ile anlaşıp anlaşamayacağının cevabını sağlıklı bir şekilde veremez. Dolayısı ile kişi önce kendini tanımakla işe başlamalı gerçekten kendini tanımalıdır. Gelgelelim işin en can alıcı noktası da burasıdır. Can alıcıdır çünkü kişinin kendini tanıması karşısındaki eş adayını tanımaktan çok daha zordur.

Kendini tanımak farkındalıktır

En genel anlamı ile kişinin kendini tanıması farkındalıktır. Aile ortamında, iş yaşamında, ikili ilişkilerde kendimle olan ilişkilerimde nasıl biriyim sorusuna cevap bulunmasıdır. Bu soruya cevap bulunması kesinlikle kişinin kendi içinde zaman zaman yüreğinin burkulacağı, zaman zaman sevinç ve coşku duyacağı uzun ve yorucu bir iç yolculuğa çıkması demektir. Bu yolculukta kişinin anne karnından başlayarak çocukluk döneminde şekillenen kendi duygusal kalıplarını fark etmesi, hissetmesi ve ayırt etmesi gerekir. Bu kalıplara örnek olarak korku, nefret, öfke, sevinç, coşku vb. duyguları verebiliriz. Kişi ancak bu şekilde zayıf ve güçlü yönlerini görebilir.

Kişinin kendini tanıma yolculuğunda şu iki yanlışı yapma potansiyeli daima vardır. Kendi benliğini olduğu gibi göremeyip şişirme. Bu durumda kişi en iyi evliliği en iyi kariyeri ister. Bununda hayal kırıklığı ile sonuçlanma olasılığı oldukça yüksektir. Diğer taraftan kendini olduğundan değersiz görebilir ki bu da kendine güvenmemesine ikili ilişkilerde olumsuz yaşantısal deneyimlere zemin hazırlar. Kısacası kişi önce kendini tanımalı ve benim önceliklerim neler diyebilmeli ve önceliklerini belirlemelidir. Bu konularda farkındalık geliştirmelidir. Kişi kendini tanıma sürecini tamamladıktan sonra ikinci olarak eş adayını tanıma sürecine girmelidir.

Eş adayını tanımanın yolları:

Onun geçmiş yaşantısına bakmak, geçmiş yaşantısını tanımak ve öğrenmektir.

Eş adayının arkasında neler bıraktığına bakmaktır. Çevresinde nasıl bir izlenim bıraktı. Şimdiye kadar neler ortaya koymuş, onun alışkanlıkları nelerdir? Alışkanlık deyip geçmeyin alışkanlıklar hayatımızdır.

Etkileşim halinde kişi hakkında izlenimler edinilmelidir. Kişi ben bu kişiyi seviyorum deyip ilk iki nedeni atlar ve etkileşim sırasındaki izlenimlerini baz alarak karar verirse yanılma payı hatırı sayılır derecede artar. Çünkü genellikle evlenecek kişiler olaya duygusal yaklaştıkları için birbirlerinin sadece olumlu taraflarını görürler. Olumsuz taraflarını ise evlendikten sonra bir arada yaşamaya başlayınca görürler. Bu da evlilikte yaşanan hayal kırıklıklarının en önemli nedenlerinden biridir. Aynı şekilde evlilikte yaşanan hayal kırıklıkları da evlilik sorunlarının en önemli nedenlerinden biridir.

Evlilikte aşk ve sevgi önemlidir. Ancak aşk ve sevginin iyi bir ilişkinin meyveleri olarak ortaya çıktığının altı iyice çizilmelidir. Bu nedenle evlenecek kişinin olumlu ve olumsuz tarafları iyice tanınıp kişinin kendi öncelikleri ile kıyaslanmalıdır. Aksi takdirde kaçınılmaz hayat dalgaları evlilik gemisine çarpmaya başladığında eşler arasındaki anlaşmazlıklar evlilik ilişkisinin gündemine oturur. Kendinize sorular sorun.

Evleneceğimiz kişiyi tanımaya çalışırken kendimize, “Evleneceğimiz kişi neyi seviyor?, Nelerden hoşlanıyor?, Nelerden nefret ediyor?, Fikirlerinde, hayat felsefesinde ve kişiliğinde benimki ile örtüşen taraflar var mı?” gibi sorularla yaklaşarak farklılıklar ve benzerlikler tahlil edilmelidir. Ayrıca sevgide test edilmelidir. Seven kişi fedakarlık eder. Birbirini sevmek ve tanımak yeterli değildir.

Kişilerin iyi bir evlilik ilişkisine sahip olmaları için karşılıklı çaba sarf etmeleri gerekir. Doğrusu evliliğin kader çizgisini çeken şey de eşlerin karşılıklı çaba göstermeleridir. Evlilik öncesinde çoğu kişi duygularının güdümünde hareket eder. Açıkçası burada bir sevgi ve duygu köprüsünün olması çok istendik bir durumdur. Ancak kişilerin aşık olma döneminde duyguları ile hareket ederken karşıdaki kişiyi yanlış değerlendirme olasılığı çok yüksektir.

Toplumda eş adaylarının flört etmeleri gerekir gibi genel bir kabul olsa da flört döneminde bazı eş adayları bazı yönlerini gizleyebiliyorlar. Bu dönemde eş adayları duygusal nedenlerle birbirlerine objektif bakamazlar. Dolayısı ile flört dönemi gerçek manada adayların birbirini tanımasını garantilemez. Evlilik terapilerinde tarafların birbirlerini bağımsız ve tarafsız gözleyemediği ya da bazı şeyleri birbirinden gizleyebildiklerini gözlemlemekteyiz.

Birinci planda ortak yönleriniz olsun

Eş seçiminde önemli yanlışlıklardan biri de karar verirken sevginin birinci plana alınmasıdır. Oysa evlilik kararı verirken birinci plana alınması gereken şey evlenecek kişilerin ortak yönlerinin, değerlerinin olup olmadığıdır. Hayat felsefesinin azami noktalarda uyuşup uyuşmadığıdır. Kişi benim gerçek önceliklerim neler diyebilmeli ve eş adayının gerçek öncelikleri ile karşılaştırarak bu gibi konularda farkındalık geliştirmelidir.

Nişanlılık sürecinde çiftler birbirlerini daha iyi tanır

Evlilik öncesi dönemde kişiler baştan aşkı yakalamış olabilirler. Ancak bu aşkın iyi bir ilişki ile korunup kollanmaması durumunda kısa zamanda yok olacağını kafalarının arka planında tutmalıdırlar. Çünkü iyi bir evlilik ilişkisi ancak emekle gün be gün ve saat be saat inşa edilebilen bir şeydir. Evlilik döneminde nişanlılık sürecine dikkat edilmelidir. Bu dönem evlilik ilişkisi için olumlu veya olumsuz sinyallerin verildiği dönemdir. Evlilik öncesi dönemde nişanlılık süreci en çekici en hoş dönemlerden biridir. Çünkü insanın kendisini düşünen birisinin olması çok hoş bir duygudur. Diğer taraftan evlilik hazırlıklarının oluşturduğu stres ve birbirlerini daha iyi tanımaya başlamaları ile aynı zamanda bazı problemlerinde yaşandığı bir dönemdir. Evlilikte ortaya çıkma ihtimali olan olası problemlerden bazıları ama asla hepsi değil bu dönemde baş gösterebilir. Ve bu aslında çiftin problemleri birlikte aşıp aşamayacakları konusunda veri veren yaşantısal bir deneyimdir. Çift nişanlılık döneminde yoğun problemler yaşaması ve bunların aralarında halledilememesi durumunda bu problemlerin evliliğe taşınarak evlilik ilişkisini zehirleme olasılığı her zaman vardır. Ama en çokta çiftlerden biri için problematik bir durum diğeri için değilse ve kişi tek başına bunu içinde yaşıyorsa. İkili aşk ilişkilerinin tölerans aşamasında kişilerin en çok yaptıkları yanlışlardan biri hoşuna gitmeyen taraflarını görmezden gelip evlenince değişir ya da ben onu değiştiririm şimdi karşı çıkarsam ilişkimi kaybederim düşüncesidir. Diğer taraftan da çiftler ilişkinin kuruluşu, nişanlılık aşamasında birbirlerini tanırken ortaya çıkacak farklılıkları büyütme eğilimine de kapılabilirler.

Zıt görüşler ilişki de zenginliktir

Tarafların yüzde yüz uyumlu olmasını beklemek iki insan arasındaki ilişki gerçekliğine uymaz. Taraflar arasında bazı konularda farklı hatta zıt görüşlerin olması kaçınılmaz ve doğaldır. Hatta bir zenginliktir. Her iki kişi farklı bireyler olarak birbirlerinin farklı iç dünyalarının olduğunu kabullenmeli ve birbirlerinin iç dünyalarına kabul ve saygı ile yaklaşmalıdır. Aynı şeyleri yapmaktan hoşlanma, olaylar karşısında benzer tepkiler gösterme eğilimi sıklıkla beklenir ve istenir. Ancak bu partnerin özel dünyasını yok saymaya farklılıkları görmezden gelmeye neden olursa farklılıklar ortak noktalar için feda edilir. Bu da beraberinde aşırı kontrolü, en kötüsü de kişinin bireyselliğinin sönümlenmesine ve ilişkide içtenliğin ölmesine neden olur. Çünkü kişiyi var eden şey kendine has iç özellikleridir. Yani evleneceğim kişinin her şeyi benim gibi olmalı yanılgısına düşülmemelidir. Evlilik öncesi her ilişki bir tarafıyla bütün dış etkilere açık, kendi içinde zayıf bir dönemi yaşar. Henüz kök salmadığı için iklim şartlarının her türlü zararlı etkisine açıktır. Diğer taraftan evlenecek kişiler olmaz, vaz geçerim, boşanırım düşüncesi ile yola çıkmamalıdır. Evlilik yetişkin yaşamına bir yolculuktur. Tereddütlü yolculuğa çıkılmaması tercih ve tavsiye edilir.

Kadınlar Ne Söyler Erkekler Ne Anlar?

Hz. Âdem’le Hz. Havva’dan beri kadınlarla erkekler aralarındaki farklılıklara şaşırıyorlardır herhalde. Peki, bu farklılıklara rağmen tam bir çift olup birbirimize uyum sağlamak nasıl mümkün?

Bekârken müstakbel eşimizi ‘pembe’ bir pencereden gördüğümüzü inkâr edemeyiz. Evlendikten sonraki ‘Sen çok değiştin!’ sitemlerimizi de genelde bu pencereye borçluyuz. Hep mutlu olacağımız, hiç tartışmayacağımız varsayımlarıyla yaşamak, fıtratımıza ters aslında. Çünkü bazen ne yaparsak yapalım, tartışma kaçınılmazdır. Belki işyerinde canımız sıkılmıştır, belki aldığımız bir habere üzülmüşüzdür ama bunu yansıtacağımız, tabiri caizse hırsımızı alacağımız bir kurban lazımdır. Bu ‘şanslı’ kişi genelde eşimiz olur. Ama yansıtma eylemi kadınlarda ve erkeklerde farklı tezahür eder. Tabii her iki cinsin kendi içinde de çok çok farklı tepkileri, duyguları olabilir ancak biz kadınla erkeğin temelde ayrıştığı düşünce yapılarını anlatacağız. John Gray, Erkekler Mars’tan, Kadınlar Venüs’ten adlı kitabında kadın-erkek çatışmalarını irdeleyerek, genelgeçer sorunlarımıza çözüm önerileri getirmiş. Birkaçını uygularsak belki “Benimle ilgilenmiyorsun, beni önemsemiyorsun!”, “Bana karışma, beni kontrol etmekten vazgeç!” gibi klişe çıkışlardan arınabiliriz, kim bilir…

Erkeğin/kadının önce hangi duyguları gelir?

John Gray’e göre erkeklerle kadınların temel duygusal gereksinimleri birbirinden farklı. Bunları keşfedip ona göre davranmayan çiftlerin birbirini anlaması daha zor. Kadınlar öncelikli olarak şefkat, anlayış, saygı, bağlılık, haklı görülme, güvence gibi duygularını tatmin etmek isterken, buna karşılık erkekler genelde kabul, güven, takdir, beğenilme, onay ve teşviki ön planda tutuyor. Ve çiftler birbirlerine kendi duygusal önceliklerine göre davrandığında sorunlar baş gösteriyor. Mesela bir sorunu olduğunda eşinin şefkatine ihtiyaç duyan kadın, aynı durumdaki erkeğe de şefkatle yaklaşması gerektiğini düşünebilir. Oysa Gray’e göre erkekler bu durumu genelde kendine ait alana müdahale olarak yorumluyor. Başka bir örnekle, kadın kendini üzen bir konuyu eşine danıştığında erkek onun üzülmeye değer olduğuna inanmıyorsa ‘Çok saçma, buna canını sıkmamalısın.’ diyebilir. Çünkü kendi dünyasında karşılığı budur. Ancak burada kadının mevzunun üzülüp üzülmeyecek bir konu olduğunu duymaya değil, haklı görülme ve güvence gibi duygularının tatminine ihtiyacı var. Bu şekilde farklılıklarımızı destekleyememek, öfke doğurur ve tartışma başlar. Bu yüzden her iki cins de birbirlerine kendi almak istediklerini vermek yerine farklı duygusal gereksinimlerini kabul etmeli, sevgisini gösteriş biçimini muhatabına göre ayarlamalıdır. Aksi takdirde Gray’in dediği gibi “Hem erkekler hem de kadınlar hep verdiklerini ama hiç almadıklarını düşünürler.”

‘Lastik şerit’le ‘dalgalar’ın uyumu

Diyelim ki bir kadın kendini en yakın hissettiği için çok özel bir konuda eşiyle paylaşıyor. Bu olaydan sonra onunla çok daha yakın olacağını düşünürken tam tersi, erkeğin ondan uzaklaşmasıyla karşılaşıyor. Gray bu uzaklaşmayı bir lastiğin uzamasına benzetiyor. Lastik şeridin gerilmemiş hâli uçlarının birbirine en yakın olduğu hâl. İşte erkekler bu halde özerklik ihtiyacı hissediyor, içgüdüsel olarak kendilerini geri çekiyor, yani lastik uzuyor. Bu gerilmeden sonra da hızla yine en yakın hale dönüyorlar. Ancak kadın çok daha duygusal nedenlerden dolayı uzaklaştığından, bu lastik şeridin uzamasını yanlış anlayabiliyor. Yapılması gereken ise erkekleri duygusal olarak uzaklaştıkları yerden geri getirmeye çalışmak yerine lastiğin eski hâle dönmesini beklemek. Bir süre sonra adam geri gelip her şey normalmiş gibi davrandığında kadın da onu cezalandırmadan hayatına devam ederse, bu geçici durum rahatça atlatılır ve sıklığı azalır. Tabii, yine erkeğin bu gitmelerde kadına döneceğine dair güvence vermesi de yine çatışmayı önleyici bir faktör.

Erkeklerin nedensiz uzaklaşmaları gibi, kadınların da dalgalanmaları oluyor. John Gray’den okuyalım: “Kadının kendini değerlendirişi tıpkı bir dalga gibi yükselip alçalır. Dibe vurduğunda duygusal bir temizlik zamanı gelmiş demektir.” Muayyen günlerin de etkisiyle duygusal gelgitler yaşayan kadınların dibe vurduğu anlarda, genelde daha fazla ilgi ve sevgiye ihtiyacı olur. Ancak eşini mutlu ettiğinde övünen ve bunun hep sürmesini bekleyen erkekler, bu çöküşün de kendilerinden kaynaklandığını düşünürler. Ve canını sıktığı şeyleri sorup çözümler üreterek yardımcı olmaya çalışırlar. Bu durumda Gray’e göre yapılması gereken en son şey, kadına neden moralinin bozuk olmaması gerektiğini söylemek ya da onu düzeltmeye çalışıp formüllerinin hemen işe yaramasını ummak. Asıl çözüm ise ilgi ve destek verip sabırla kadının dipten çıkmasını beklemektir.

Evliliğinizde Anne-Eş Arasında Kalanlardan mısınız?

Anne ve eş  iki önemli varlık. Her ikisi  de birey için vazgeçilmez ve vazgeçilmemesi gereken iki önemli insan. Ancak yapılan en yaygın hata bu iki insanı kendi konumunda değerlendirmemektir. Yani anneniz, size annelik duygusu ile yaklaşacaktır ve sizin bu yaklaşım karşısında vazifeniz evlat rolü ile mukabele etmektir, ancak eşinizin sizin karşınızdaki rolü eş olmaktır ve siz de buna mukabil eş olma rolünüzle karşılık vermelisiniz. Her ikisinin de size yaklaşımı bulundukları konum itibarıyladır. Mesela; annelerin genellikle daha duygusal oldukları ve sürekli evlatlarını koruma içgüdüsüyle hareket ettikleri görülür. Bu gayet fıtridir. Fakat bu koruma güdüsü her ne kadar doğru olmasa bile zaman zaman evladını eşinden bile korumak istemeyle devam eder. Aslında bu da gayet fıtridir. Ancak burada bireyin tavrı çok önemlidir. Bu koruma güdüsü karşısında birey evlat olma rolünü takınmalıdır. Fakat  eşinin yanına gittiğinde annesinin yanındaki psikolojisine devam ederse bu durum evlilik için sakınca arz eder. Yani bireylerin annelerinin bu özelliğini hesaba katmaları ve eşlerine müdahale ederken objektif değerlendirmelerde bulunmaları gerekir. Hem erkeklerin ve hem de bayanların annelerinin etkisi altında kalarak eşlerine kötü muamele edebildikleri görülür.

Genellikle kadınlar anneleri ile dertleşmek amacıyla ev içindeki hemen her türlü meseleyi anneleri ile paylaşmak isterler. Bir kadının annesiyle paylaşım yaşamak istemesi güzeldir, ancak unutulmamalıdır ki ortada annenin dahil olmadığı mahremiyeti olan bir aile yaşantısı vardır ve bazı noktalar aile sınırları içinde kalmalıdır. Paylaşım yaşanan mevzular genellikle özel  veya eşin rahatsızlık duyacağı mevzular olmamalıdır. Hiçbir anne çocuğunun üzülmesini istemez ve bu sebeple yardım amaçlı duygusallığını da işin içine katarak birtakım öneriler verebilir ve yorumlarda bulunabilir. Fakat anneler bu yaklaşımı sergilerken ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar objektif olamayabilirler. Çünkü anneler hadiseleri genellikle sadece çocuklarının zaviyesinden değerlendirirler. Bu sebeple yukarıda da belirttiğim gibi anneyle eve ait mahrem mevzular dışında paylaşım yaşanması güzeldir. Fakat anneden gelen yorumlar nedeni ile eşe farklı bir tavır sergilemek evliliğinize zarar verebilir. Bunun dışında annenizden gelen olumlu önerileri veya yapıcı olduğunu düşündüğünüz eleştirileri kendi süzgecinizden de geçirerek değerlendirebilir ve istifade edebilirsiniz.

Erkeklerin bu konudaki en büyük yanılgıları ise eşlerine değer veriyor olmanın bir basitlik göstergesi olduğu düşünüyor olmalarıdır. Evet kimi erkekler eşlerine değer veriyor olmaktan utanırlar. Özellikle annelerinin negatif görüşlerini dikkate almamak onlar için anneye karşı bir nevi vefasızlık olarak görülür. Adeta annelerinden gelen söylevleri zihinlerine yerleştirir ve eşleriyle konuşmadan ve eşlerinin fikirlerini almadan saldırıya geçeler. Unutulmamalıdır ki, kayınvalide–gelin diyaloğu problemli olabilir. Ve bu sebeple kayınvalideler gelinleri ile ilgili olumsuz görüşlerini -her ne kadar doğru olmasa bile- oğulları ile paylaşmak isteyebilirler. Erkeklerin bu durumu bir dertleşme olarak kabul etmeleri, eşlerine karşı yargısız infazda bulunmamaları gerekir. Burada hatalı olan eşin fikirleri alınmadan ve eşe beklentileri aktarmadan annenin etkisi altında kalarak düşmanca duygular içinde olmaktır. Yine erkeklerin de annelerindeki duygusal değerlendirmeleri ve kayınvalide olma psikolojisini hesaba katmaları gerekir.

Hem kadının ve hem de erkeğin düşünmesi gereken yeni bir yuvalarının olduğu ve ailelerine karşı sorumluluklarının var olduğudur. Bu sebeple “anne”-“eş” dengesi kurulabilmelidir.

PedagogSoru Sor

Kategoriler
Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.