Çocuk Terapisi ve Danışmanlık – Gaziantep Pedagog

Çocuklarda yaşanan psikolojik sorunlar, davranış sorunları, okul problemleri, etkili çocuk – ebeveyn iletişimi vb. konularda, Gaziantep’te bulunan merkezimizde Uzman Pedagog tarafından terapi ve danışmanlık verilmektedir.

Zeka testi, dikkat ve gelişim testleri uygulanmaktadır.

Çocuklara yönelik terapi ve danışmanlık konularımızdan bazıları aşağıdadır:

• Hiperaktivite
• Dikkat Eksikliği
• Davranım Bozukluğu
• Öğrenme Güçlüğü
• Okula Uyum Sorunları
• Okul korkusu (okul fobisi)
• Ayrılma Kaygısı (anneden, evden)
• Okul Öncesi Dönemi Sorunları
• Altını Islatma
• Tırnak Yeme
• Okul Dönemi Sorunları
• Çocuk ve korku
• Ergenlik Dönemi Sorunları
• Yeme Bozuklukları
• Sınav Kaygısı
• Sınavda Heyecanı Kontrol Etme
• Boşanmış Aile Çocukları için Danışmanlık
• Ders Çalışmaya Karşı İsteksizlik
• Özsaygı (Özgüven) Sorunları
• Çekingenlik
• İçe Kapanıklık
• Öfke Kontrolü
• Diğer psikolojik sorunlar
• Çocuklara zeka, dikkat, gelişim vb. testler uygulanmaktadır.

 

ÇOCUĞUNUZDAKİ BELİRTİLERE DİKKAT!

Çocuğunuz dikkatini toparlayamıyorsa,

Sürekli gergin, huzursuz ve sinirliyse

Uyku düzensizlikleri yaşıyorsa

Aşırı halsizlik ya da hareketlilik varsa

Sürekli suçluluk duygusu çekiyorsa

Tüm bunlar problemin sinyalleri olabilir…

 

PEDAGOGA BAŞVURMAK  İÇİN  ÇOCUĞUNUZDA SORUN ÇIKMASINI  BEKLEMEYİN!

Büyük çoğunlukla anne babalar çocuklarında gözle görülecek bazı davranış problemleri ortaya çıktığında yardım almayı seçmektedirler. Bu durumda psikolog, problem iyice kökleşmiş ve derinleşmiş bir haldeyken aile ve çocukla karşılaşır. Ailelerin  ‘büyüyünce geçer’ şeklindeki önyargısı tedaviyi geciktirmektedir. Oysa sorunlar ‘büyüyünce geçmez, daha da güçleşir.’ Çocuğun psikolojik gelişiminde gözle görülür herhangi bir aksama olmadan da çocuğun psikolojik gelişimini anlamak ve bilgilenmek için uzmana başvurulmalıdır. Özellikle okul öncesinde çocuğun hemen her yaşında anne baba olarak; bilgilenmek, varsa soru işaretlerine cevap bulmak için gidilir. Psikologa, bebeğe hazırlanmak, bebekle ilişki kurmanın psikolojik yönlerini keşfetmek, varsa ilk çocuğu kardeş doğumuna hazırlamak, kreşe veya anaokuluna hazır olup olmadığını, ilkokula hazır olup olmadığını anlamak vb. konularda sağlıklı gelişimle ilgili bilgiler almak için gidilebilir.

Fazla Kilolar Psikolojinizi Bozmasın

Bazen psikolojik problemler yeme isteğini artırıp beraberinde fazla kiloları getirebilirken, bazı durumlarda da fazla kilolar kişiye stres ve depresyon belirtileri ile geri dönebilir. Kilo problemlerinde diyet ve egzersizin yanında psikolojik destek alınması da önemlidir.

Mutsuzluk çikolata ve hamur işine itebiliyor

Depresyon ve kilo arasında her zaman yakın bir ilişki vardır. Depresyondaki kişiler keyifsizlik ve mutsuzluk problemi yaşar, sosyal hayata katılmak istemez ve enerjisini toplayamaz. Bu durumda kişi hiçbir şeyden zevk alamadığından daha çok yemek yemeye yatırım yapabilir. Bu yatırımda tercihler genellikle mutluluk veren yiyecekler olan çikolata, şekerli ürünler ya da hamur işleridir. Ancak burada geçici bir haz duygusu yaşanır ve tekrar bu yiyeceklere yönelme ve kilo artışı gündeme gelir. Depresyona bir de kilo problemi eklenmiştir. Daha çok depresyon kilo alımına sebep olur ancak kısa sürede kilo kaybı da depresyonda görülebilen bir durumdur.

Görünümünden memnun olmamak da depresyon nedeni olabilir

Beslenmeyi düzenleyememe, tiroit, diyabet, kronik hastalıklar, uzun süre yatak istirahati, genetik yatkınlık, düzensiz yaşam, düzensiz yemek yemeler, hareketsizlik gibi pek çok sebeple alınan kilolar da depresyona sebep olabilir. Beden imajından hoşnut olmama, kendini beğenmeme, kilolu olma sebebiyle etraftan gelen bakışlar, eleştirilere maruz kalma, flört ilişkilerine başlayamama, kendine güvenin azalması durumları ve hayal edilen beden imajında olamama mutsuzluk getirebilir.

Stresten yemeyin

Kendine değer veren kişi bedeni ve ruhsal durumu ile yeterince ilgilenen, kendine iyi bakabilmek için mesai harcayan bir yapıdadır. Duygusal eksiklikler yemekle doldurulmaya çalışıldığında probleme problem eklemekten başka bir sonuca götürmeyecektir. Her streste yemek yemekten geçici haz almalar, uzun vadede daha derin mutsuzluklara yol açabilir. Mutsuzlukların ve duygusal boşlukların çözümü yemek yemek ile gelmeyecektir.

Diyet ve spor kadar psikolojik yardım da önemli

Sürekli diyete başlama, sürdürememe, bırakma, başarısızlık ve hayal kırıklığı döngüsünün tekrar tekrar yaşanması ve vücuda besin alımının ayarlanamaması psikolojik sorunların varlığı ve stres yönetiminin iyi yapılmadığına işarettir. Burada psikolojik destek almak, sorunun kaynağına yönelme, içsel farkındalık kazanma, kısırdöngüyü içsel olarak kırma ve problem davranıştan uzaklaşma için etkili olacaktır. Kilo probleminde, psikolojik destek ile aynı zamanda yapılan, kişiye özel beslenme programının depresyon ve anksiyete bozukluğunda azalmaya yol açtığını ve kilo verme programında daha başarılı olunduğuna dair çalışmalar vardır. Kilo kontrolünde altta yatan bir psikolojik stres varsa sadece beslenme programı almak başarı oranını düşürür, eş zamanlı terapi görmek fiziksel ve ruhsal sağlığa kavuşmada etkilidir.

Çocuğunuz İnternet Bağımlısı mı?

İnternet, bir bilgi ve iletişim kaynağı olmanın ötesinde günümüzde çocuk, genç ve yetişkinler için bağımlılığa dönüşmüş ve kişiler gerçek dünyada karşılığını bulamadığı tutkuları ve tutsaklığı internet vesilesiyle sanal dünyada yaşamaya başlamıştır..

Aşağıda internet bağımlılığının bazı belirtileri listelenmiştir, sizler de bu belirtilere göz atıp, çocuğunuzda gözlemleyerek durumunu değerlendirebilir ve bir uzman desteği alabilirsiniz.

– Online (internete bağlı) değilken, internette yapılan aktivitelerin hayalinin kuruyor mu?

– İnternet kullanımının artan oranlarda devam etmesi. Günlük İşlerini aksatma derecesinde.

– İnternette planlanandan daha fazla zaman geçirilmesi. İşlerini erteleme, geç kalma, tembelleşme ve isteksizlik artışı

– İşteki ya da okuldaki başarıda düşme görülmesi.

– Sosyal ilişkilerde kopma yaşanması. Arkadaşlarının sanal ortamda artmasına karşın gerçek ortamda arkadaşlık kuramaması

– İnternet kullanımı hakkında aile ya da arkadaşlara yalan söylenmesi.

– İnternetin günlük hayattaki problemlerden kaçmak için bir araç olarak kullanılması.

 

Kendini Küçük Görme Rahatsızlığı

Birçok insan kendisini diğer insanların gözü önünde aşağılar. Bunun en önemli nedenlerinden biri de kendisini küçük görmek, değersiz olduğunu görme psikolojisidir.

Günümüzde sayıyı hergün artan bu tip insanlar vardır. Değerli olduğunu düşünmüyorlar ve kendilerini dışlanmaya boyun eğiyorlar. Akıllarından geçen şeyler ise insanlar, beni aşağılamaya değer görüyorlar ya da kendilerini utanç kaynağı olarak görüyorlar. Aslına bakılırsa kendisini hep hor gören insanlar, kendini beğenmiş insanlardır. Sahip oldukları gururunu aşağılayıp öyle yenebileceklerini düşünürler ancak bu yanlıştır. Bu psikolojiye dair Spinoza çok güzel söylemiştir: “Kendini hep küçük gören, kibirli olmaya en yakın insandır.” Birgün Antik çağ zamanında Atina kentinde güzel kıyafetlerle o zamanın politikacısı işçi sınıfının içine girmiş ve onlardan oy almaya çalışmış Sokrat’da o zamanda bu politikacının psikolojisini şöyle yorumlamıştır: “İçindeki kibir, paltondaki her delikten dışarı fışkırıyor”

Günümüzde böyle kendini küçük görme vakaları çok rastlanmaktadır. Böylesine bir düşünceye sahip olan insanlar genelde ailesinden sevgi görmemiştir. Ailesinin küçükken onu pek umursamadığı çocuk tipleridir. Genelde böyle rahatsızlıklar duyan insanlarda çocukluğu sorulduğu zaman :” Eğer iyi bir çocuk olsaydım, beni severlerdi” gibi cümleler kurdukları gözlerden kaçmamaktadır. Kendini aşağılayanlar her zaman kendilerini savunacak teselli cümleleri bulurlar. Bunlar işte şöyle kötü huyum olmasaydı kesin beni severdi, bunu demeseydim kesin benimle konuşmayı kesmezdi gibi teselli cümleleri ile kendilerini avuturlar. Kendilerini boşlukta hisseden insanlar, kendilerini küçük görmeyi, hasta bir atı kırbaçlamaya benzetilebilir. At önce kısa süreli bir hareket eder ancak bu onun çökmesini daha çabuk hızlandırır. Ancak kendisini dışlayan ve küçük gören insanlar genelde kendilerinin ne kadar değerli olduklarını ve onların değersiz olmadıkları kanısına varmaları biraz zordur.

Yapıcı çözümler üretmek böyle hastalarda biraz zordur ancak imkansız değildir. Küçük görmek insanın kendisinden nefret etmeyi perçinler ve bu nefret hissini rasyonalize etmeyi sağlar. Kendisinden nefret eden insanlar başkalarına karşı daha kolay nefret duygusu besler. Kendisini sevmeyen insanlar başkasını da sevemez demiştim. Böyle insanlar bir başkalarıyla pek ilişki içerisine giremezler. Kendisini sevmeyen insan bir başka varlığı zaten sevemez. İlk iş kendimizi sevmekle başlar. Vücudumuzu, duruşumuzu, gülüşümüzü gibi bir çok özelliğimizi sevmemiz gerekmektedir. Eğer kulaklarımız kepçe bir görüntüde olsa bile onu aldırmayıp ben böyleyim böyle de çok güzelim diyebilmeyi başarmalıyız. Ancak böyle yaparsak birisi bizi sevebilir ve biz başkalarına değer verebiliriz. Sizce de öyle değil mi ? Siz kendinizi değersiz iğrenç bir varlık olarak görüyorsunuz ve başkasının sizi sevmesini bekliyorsunuz ? Siz ancak kendinizi sevdiğiniz zaman başkaları sizi sevebilir. Bunun üzerine Bencillik ve Kendini Sevme adında bir kitap yazan Erich Fromm, aslında bencilliğin ve kendini çok beğenme gibi duyguların altında hep kendini küçük görmek gibi duyguların yattığını açık ve net bir şekilde belirtmiştir.

 

Kendini küçük gören insanlar kendilerini yüceltme gibi bir ihtiyaç içerisine girerler. Ancak kendisini seven insanlar ise nazik ve cömert olan insanlardır. Kendilerini aşağılama ve küçük görme aslında Calvin’e göre endüstri çağından kalan bir güven eksikliği artığıdır. Psikoloji ile ilgili olarak İyi bir isim olan Kierkegaard şu sözleri söylemiştir: “Birey kendini sevmeyi beceremezse, komşusunu da sevemez. Kendini tamamen sevmek dostunu da sevmek ile aynı örtü altındadır. Asıl kural şudur, komşuyu severken kendisini seveceksin, ona değer verirken asıl kendine değer katmış olursun” Diye çok güzel söylemiştir. Evet arkadaşlar herşeyden önce kendimizi sevmemiz gereklidir, önce bunu başarırsak herşeyi başarmış oluruz.

Neden kendime güvenim yok?

Bir topluluk içindeyim ve harika bir fikrim var ama içimdeki bir şey fikrimi söylememi engelliyor. Bir an dışa dönük ve heyecanlıyken hemen ardından içedönük ve utangaç oluyorum. Bazen riske girebilirken bazen çok tedbirli davranıyorum; bazen bir lider konumundayken bazen sadece birilerini takip edebiliyorum. Bir bukalemun gibi ortama ayak uyduruyor, çevremdeki insanlara göre davranıyorum. Kendim olamıyorum. Kendime güvenim yok. Bazen, kim olduğumu bile bilmediğimi düşünüyorum.”

Davranış biçiminde ısrarlı ve sürekli değişiklik yapmak, eksik benlik imajının göstergesidir. Bu durum sizi kolayca çekingenliğe götürür. Gerçekten tanıdıklarında, insanların sizi sevmeyeceklerinden korkuyorsunuz. Olduğunuzdan farklı davranarak insanların sizi tanımasını engelliyorsunuz. Övülmeyi ve takdir edilmeyi isteyerek, bunları elde edecek şekilde davranıyorsunuz. Yine de insanlarla aranıza mesafe koymak istiyorsunuz. Başkaları tarafından sevilmeyi istemekle beraber ilgi odağı olmayı istemiyorsunuz. Çok fazla ilgi sizi rahatsız ediyor; sizin istediğiniz şey insanların arasına karışmak ancak en tutarlı insanlar kendilerine güvenen kişilerdir. Davranışlarımızın temelinde başkalarının onayını almak olmamalıdır. Kendinize güvenmediğiniz için karşılaştığınız her kişinin övgü ve takdirini kazanmayı istiyorsunuz.

 

Tartışma becerilerinizi geliştirin ve düşüncelerinize sahip çıkın. Başkalarının karşı olduğu bir fikri savunmak ilk bakışta korkutucu gelebilir ama bu en gerekli becerilerden biridir; size çok şey kazandırır. İki insanın birbirleriyle ne kadar uyumlu olduklarının bir önemi yoktur, her konuda anlaşacak değiller; şayet her konuda anlaşıyorlarsa ortada bir sorun var demektir. Hepimiz birbirimizden farklıyız ve bunun için sevinmeliyiz. Hepimiz aynı olsaydık hayat çok sıkıcı olurdu. Bir konuda farklı fikirlerde olmak, birbirini sevmemek değildir. İnsanlar farklı fikirlerde olup yine de iyi arkadaş olabilirler, birbirlerini sevebilir ve saygı duyabilirler. Kimse bir konuda en iyiyi bildiğini söyleyemez. Kendi görüşünüzü bildirmeye, en az diğer diğer insanlar kadar hakkınız var.

O halde fikrinizi etkili bir şekilde ifade etmenin yollarını öğrenin. Toplum içinde konuşma becerilerinizi geliştirmek için kurs ve seminerlere katılın. Samimi bir ortamda tartışabilir, fikirlerinizi savunabilir ve değerli tavsiyeler alabilirsiniz. Evde, işte veya sosyal ortamda birinin düşüncelerini, kendi düşüncenizmiş gibi savunabilirsiniz. Bir toplantıda söylemeye çekindiğiniz fikri not alın ve ilgili birimin müdürüne verin. Fikirlerinize sahip çıkın ki insanların içinde gururla yürüyebilesiniz.

 

Kendine güveninizi geliştirmek için bir oyunculuk kursuna veya tiyatro grubuna katılın. Eğer ilgi odağı olmaktan kaçınıyorsanız; kendinize güvenmek için ihtiyaç duyduğunuz şey, belki de budur. Yetişkinler için oyunculuk eğitimi veren bir kursa veya tiyatro grubuna katılın. Bu, gerçek kişiliğinizi bulmak için benzersiz bir fırsattır. Farklı karakterleri canlandırarak kendinizi ve oynadığınız karaktere ne kattığınızı daha iyi anlayabilirsiniz.

Yine aynı bağlamda yararlanabileceğiniz başka bir alıştırma, bir ergen gibi davranmaktır. Ergenlik yılları hepimizin asi olduğu zamanlardır. Belki hırçın biriydiniz, belki değildiniz. Başkalarından farklı olmanın, en azından otorite sahiplerinden farklı davranmanın nasıl bir şey olduğunu görün. Bir yetişkin olarak bu duyguların sizi güçlendirmesini sağlayın.

Sevilmediğinizi mi Düşünüyorsunuz?

Bazen umutsuzluğa kapıldığımız olur ve bizi kimsenin sevmediğini düşünürüz. Bu gibi durumlarda mutsuz olur ve yaşam kalitemizi farkında olmadan aşağılara çekeriz. Peki bunun nedeni nedir?

“Etrafımdaki herkes hatta ailem ve arkadaşlarım bile bana karşı uzak ve soğuk görünüyorlar. Her geçen gün dünya daha soğuk, daha samimiyetsiz bir yer gibi görünüyor. İçimde hep, doldurulması gereken bir boşluk var. Bazen bütün dünyanın beni reddettiğini ve terk edildiğimi düşünüyorum. “ Bu düşüncelerden bazıları ya da tamamı size tanıdık geliyorsa;

Sevilmediğinizi düşünüyorsanız, bunu düzeltmek için David Lieberman’ın sözlerine kulak verin: “Aslında sevilmek için ümitsizce çırpınıyorsunuz ama reddedilmek, acı çekmek ve incinmekten korktuğunuz için dış dünyayla aranıza bir duvar örüyorsunuz. Sizin için en önemli şey, imajınızı korumak. Çok istediğiniz sevgi ve ilgi için bile imajınıza bir zarar gelmesini göze alamıyorsunuz. Eğer başkalarının hayatınıza girmesine izin vermezseniz, gitmek istediklerinde sizden bir parça alıp götüremezler diye düşünüyorsunuz. Birisi sizin hayatınıza girmeyi başarırsa, ümitsiz bir şekilde aradığınız sevgiyi hak etmediğinizi düşünerek o kişiyi hayatınızdan uzaklaştırıyorsunuz.”

“Çevrenizdeki duvarı yükseltmek, kendi içinize kapanmanın bir sonucu olabilir. Eğer kendi istek ve amaçlarınız sizi tüketirse, hayatınızda sevgiye yer kalmaz. Diğer bütün duygular gibi sevgi de bir yansımadır. İçinizde barındırmadığınız bir duyguyu, başkalarından alamazsınız. Kibir ve nefret dolu insanlar, etraflarındaki insanlardan sadece kibir ve nefret alırlar. İçinizde sevgi olmadıkça, bu susuzluğunuzu kimse gideremez; ne kadar ararsanız arayın bunun bir önemi yoktur. Yani, sizin içinizde sevgi olmadıkça, kimseden sevgi göremezsiniz. ”

Çözüm 1: Koşulsuz sevilmeye izin verin

Ruhsal ve duygusal sağlığınız için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri evcil bir hayvana bakmaktır. Araştırmalara göre, kedi veya köpek sahibi kişiler daha sevgi doludur. Neden mi? Çünkü sizi koşulsuz severler. Özellikle köpeklerin tek istediği size yakın olmak ve sizi sevmektir.

Size ihtiyacı olan bir kedi ya da bir köpeğe bir karşılıksız sevgi vermeyi başarabildiğinizde, artık başka insanlar da sizin sevginizi fark etmeye ve sizi sevmeye başlar.

Çözüm 2: Sevgi dolu işler yapın

Reddedilmekten korkmadan, sadece sevgi ve şefkat duyarak, hiçbir bencilce istek duymadan, karşılık beklemeden vermenin nasıl bir duygu olduğunu yaşayın. Şiddete maruz kalmış kadınların barındığı sığınma evine kitap ya da giysi bağışlayın. Yoksul çocuklara yardım edin. Sokak çocuklarını koruyan derneklere üye olun. Bir arkadaşınızın ev temizliğine, yemek hazırlığına yardım edin.

Emin olun, yardım etmek istedikleriniz size sevgiyle kucak açacaklardır.

Çözüm 3: Seversen, sevilirsin

Kendilerini seven insanlar, bunu bencil bir şekilde değil de kendilerine ve hayata değer vererek yapanlar, başkaları tarafından da sevilirler. Bu, bankaların ihtiyacı olmayan insanlara kredi vermesi gibidir. Bankalar bilir ki, bu kişi kredi çekerse taksitlerini düzenli ödeyecek. Siz de o insanlardan biri olun ve etrafınızdaki kişilere, kendinizi sevdiğinizi yansıtın.

Kendinizi sevin ve kendinize iyi davranın. Örneğin, son üç yıldır rahatlamak için bir hamama gitmeyi ya da yaz tatilinde deniz kenarına gitmeyi düşünüyor ancak gitmiyorsanız; bu kendinizi ödüllendirme amacı olarak belirleyin ve en kısa zamanda gerçekleştirin. Kendinizde kusur aramaktan vazgeçin ve olduğu gibi kucaklayın.

 

Neden küçük şeyleri bile kafama takıyorum?

“Herhangi bir şey olabilir: park yerini görmemem, arkadaşımın mesajıma geç cevap vermesi, koltuğa kahve dökülmesi, makinedeki çamaşırları asmayı unutmak, verdiğim basit bir sözü tutmamak, yolda yürürken birinin omzuma çarpması… Sanki başıma bir felaket gelmiş gibi üzülürüm veya öfkelenirim. Küçük şeyleri bile kafama takıyorum ve bazen etrafımdaki insanlara karşı kırıcı olabiliyorum. Acaba neden böyle yapıyorum?”

Belki de hayatınızda enerjinizi yönlendirebileceğiniz hiçbir şey yoktur. Tutkularınızı ve enerjinizi aktarabileceğiniz bir şey olmadığında demir atabileceğiniz bir limanınız da olmaz; bu da sağlıklı bir bakış açısına sahip olmanızı güçleştirir. Bu yüzden hayatta neyin önemli, neyin önemsiz olduğunu ayırt edemezsiniz. İnsana bakış açısını amaçları ve odaklandığı konular verir. Halbuki siz, bunlara sahip değilsiniz.

 

Dikkatinizi vereceğiniz bir şey yoksa bakış açınızı kaybedersiniz ve küçük, önemsiz şeyler de hayatınızda olması gerekenden daha fazla yer kaplar. Hayatı, gerçek anlamıyla dolu dolu yaşayanlar ufak tefek meselelere takılıp kalmazlar. İşte bu yüzden ölümden dönen insanların hayatında büyük değişiklikler olur. Böyle bir olay, insanlara farklı bir bakış açısı kazandırır. Ölümden kıl payı kurtulan biri için park yerini görüp görmemenin ya da evin kitap gibi düzenli olup olmamasının bir önemi yoktur. Dünyayı nasıl gördüğümüz, tamamen bakış açımıza bağlıdır. Dikkatinizi tümüyle yoğunlaştıracağınız, sizi ileriye götürecek bir konunuz yoksa bakış açınızı tamamen yitirirsiniz. Küçücük olaylar hayatınızın bir parçası olarak kalmaz, hayatınızın kendisi haline gelir.

Küçük şeyleri kafanıza taktığınızda, enerjinizi ve dikkatinizi büyük şeylere veremezsiniz. Zihninizi küçük olaylarla meşgul etmek gerçekten önemli olaylarla ilgilenmenize engel olur. Küçük şeyler yolunuzdan çekilmediğinde daha fazla üzülür veya öfkelenirsiniz çünkü bu şekilde devam edemeyeceğini bilirsiniz. Küçük meseleler iyice kötüye gittiğinde siz de hiçbir şeyin yolunda gitmediğini düşünmeye başlarsınız. Sık sık ‘benim başıma hiç mi iyi bir şey gelmez?’ diye söylersiniz. Her şeyde ve herkeste bir kusur bulur, sinirlendiğinizde hiçbir şeye ve hiç kimseye tahammül edemezsiniz.

Ruhsal açıdan güvenli bir limana demir atmadığınız için kafanıza bir şey takıldığında duygusal olarak çok çabuk felce uğrarsınız. İşte bu yüzden de stresle başa çıkamaz, hemen pes edersiniz. Küçücük şeyleri bile sorun ettiğiniz için günlük hayatın sorunlarıyla baş etmekte bile zorlanırsınız. Önemsiz meselelerin bile sizi rahatsız etmesine izin verdiğiniz için kolay kolay mutlu olduğunuzu hissedemezsiniz.

Peki, bu sorunun üstesinden nasıl geleceksiniz?

Her sabah hayatınızda gerçekten önemli olan şeyleri kendinize hatırlatın.Sağlıklı bir bakış açısı kazanmak için bundan daha hızlı bir yol olamaz. Hala hayatta mısınız?  Nefes alabiliyor musunuz? Sahip olduklarınız için şükredin.

Ne kadar şanslı olduğunuzu anlamanızı sağlayacak filmler izleyin. İkinci dünya savaşında büyük bir dram yaşayan aileyi anlatan ‘Bir genç kızın günlüğü’ romanını okuyun. Bu kitabı okuyan herkes, insanın zor şartlarda bile hayatta kalmak için verdiği mücadeleden etkilenecektir. Keza ‘Hayat güzeldir‘ filmini izlemek de size çok katkı sağlayacaktır.

 

Önceliklerinizi belirlemenizi sağlayacak bir görsel araç kullanın. Biri büyük biri küçük olmak üzere iki adet kavanoz alın. Büyük olana ‘küçük işler’ etiketi yapıştırın. Küçük, beyaz kağıda yatakta ıslak havlu bulmak, kırmızı ışığın tam siz karşıya geçecekken yanması, yemeğin dökülmesi gibi sizi delirten küçük şeyleri yazın. Küçük bir şeye gereğinden fazla tepki verdiğinizde her seferinde bunu kağıda yazıp kavanoza koyun. Her gün kavanoza bakın: bunlar aslında sorun etmemeniz gereken şeylerdir.

Küçük kavanoza ise ‘önemli olaylar’ etiketi yapıştırın. Bu kavanoza koyacaklarınız konusunda titiz davranın. Örneğin bundan sonraki beş yıl içinde kariyerinizin hangi noktada olmasını istediğinizi veya çocuk sahibi olup olmamak konusundaki düşüncelerinizi yazın. Dikkatinizi ve enerjinizi vermeniz gereken asıl konular bunlardır.

İki ya da üç ayda bir kavanozları boşaltın: Bakın bakalım, bunlar hala küçük kavanozda tutulacak kadar önemli mi? Eğer değilse atın ve yerine yenilerini koyun. Büyük kavanozdakileri ise çöpe atın. Yeni aya yeni bir ‘küçük işler’ kavanozuyla başlayın ve kavanozun dolmasının bu sefer ne kadar süreceğini görün.

Hayatınızı güzelleştirecek 10 tavsiye

Daha iyi bir hayat sürmeniz için yapabileceğiniz küçük, kolay ama etkili yöntemleri sizinle paylaşıyoruz.

Güne hemen başlayın

Uyandıktan sonra sizi mutlu edecek şeyler yapmaya başlayın. Bu, güne pozitif başlamak için şahane bir yöntemdir ve gün boyunca mutlu kalmanızı sağlar.

Fazlalıklardan kurtulun

İhtiyacınız olmayan şeylerden kurtulmanız zihinsel olarak rahatlamanızı sağlar. Koleksiyonculuk ve arşivcilik gibi hobi edindiğiniz şeyler hariç, kaybetmekten üzülmeyeceğiniz şeyleri atın ya da ihtiyacı olanlara verin.

Geçmiş geçmiştir!

Geçmişinizi değiştiremezsiniz. Daha önce yaptığınız hataları düşünüp kendinizi üzmektense, geçmişe bir sünger çekin ve ilerlemeye devam edin. Çünkü geçmişte kalırsanız, asla ilerleyemezsiniz.

Bulunduğunuz anda kalın

Zamanın geri dönüşü olmadığının farkına varın ve her zaman anı yaşamaya odaklanın. Böylece günün tamamını olarak yaşamış olursunuz.

Gülümsemekten çekinmeyin

Bol bol gülün ve kahkaha atın. Beynin mutluluk hormonu olarak salgıladığı serotonin, kendinizi iyi hissetmeniz için en önemli ilaçlardan biridir. Güne başlarken, gün içinde ve günü bitirirken mutlaka gülümseyin.

Yaşamı çok ciddiye almayın

Her zaman küçük şeylerle mutlu olmasını bilin ve dünyaya bir kez geldiğinizi her zaman kendinize hatırlatın. Küçük ayrıntılara canınızı sıkmayın ve başarısızlıklarınızdan mutlaka bir ders çıkarın.

Pozitif şeyler düşünün

Kendinizi ferahlatmak ve mutlu bir hayat sürmek için her olayın pozitif yönüne odaklanın. Negatif şeyleri, kötü düşünceleri ve felaket senaryolarını kafanızdan atın.

Kitap okumayı unutmayın

Hayat görüşünüzün genişlemesi, hayal dünyanızın büyümesi ve yeni şeyler öğrenmek için her zaman kitap okuyun. Kendinize ilginizi çekecek kitaplar hediye edin ve günün en az 1 saatini buna ayırın.

Su için

Birçok insanın ihmal ettiği su, daha iyi bir hayat için gerekli olan en önemli şey. Vücudunuzun ihtiyacı kadar su için ve bu sayede cildinizi nemlendirin. Günde içmeniz gereken su miktarını kilonuzu 36’ya bölerek bulabilirsiniz.

Fit olun

Sağlıklı bir yaşam sürmek için vücudunuzun sağlıklı olması çok önemli. Bu yüzden her zaman egzersiz yapın ve fit kalmaya çalışın. Araştırmalara göre egzersiz yapan insanlar kendine güvenli ve başarılı oluyor.

En iyi zihin geliştirme teknikleri

Zihninizi geliştirerek birçok işi aynı anda yapabilir, daha kolay ve sağlıklı kararlar verebilirsiniz.

Kahvaltı etmek

Kahvaltı etmenin zihin geliştirmekle ne alakası olabilir dediğinizi duyar gibiyiz. Fakat kahvaltı, sandığınızdan çok daha önemli. Beyninizin ve zihninizin sağlıklı olması için sabahları kahvaltı etmeniz şart. Çünkü kahvaltı etmek bedeninizin ayılmasına yardım eder ve beyninizi uyarır.

Zeka oyunları

Puzzle, bulmaca, sudoku gibi oyunlar zihninizi ve zekanızı geliştirir. Aynı zamanda hafızanızn güçlenmesine de yardım eder.

Okumak

Kitap, gazete ya da makale okumak zihninizi geliştirmek için en kolay yöntemlerden biridir. Günde 2 saat makale, kitap ya da gazete okuyarak zihninizi her zaman açık ve tetikte tutabilirsiniz.

Spor yapmak

Bedeninizin bir bütün içinde çalışması için günün akımına uyum sağlaması gerekir. Bunu en başarılı şekilde yapmanın yolu da egzersiz ya da spor yapmaktır. İster ağırlık çalışın, isterseniz yüzün vücudunuzdaki toksinlerden spor sayesinde kurtularak zihninizi geliştirebilirsiniz.

Yazmak

Hikaye, deneme ya da şiir yazmayı deneyebilirsiniz. Yazım yeteneğinizi geliştirmek, aynı zamanda zihninizi de güçlendirecektir.

Hayatınızda Bu Tür İnsanlar Sayılarını Artırın

Yaşamı boyunca insanlar, hayatlarına birçok farklı insan sokar ve bazen de çıkarır. Herkesin arkadaşı, dostu, aile bireyleri, sevdikleri vardır ve bunların hayatımızda olması; bize ayrı bir güç katar, hayatımızı kolaylaştırır. Kötü olan insanları hayatımızda bir kenara bırakalım; her insanın hayatında mutlaka olması gereken, onun hayat yolunda güvenle ilerlemesinde ona yardımcı olabilecek, varlığı gerçekten çok önemli olan, bir arkadaş ya da akraba sıfatından önce başka bir sıfata sahip olan değerli insan tipleri vardır.

İşte o insanlar…

Rol Modeli:

İnsanlar, küçüklüklerinden itibaren ailesinden, akrabalarından ya da arkadaşlarından birilerini kendine örnek alırlar. Kız çocukları annelerini ya da ablalarını, erkek çocukları babalarını ya da abilerini gibi… Rol modeli olan insanın yaptığı doğru hareketler, iş hayatı, ailesine karşı tutumu gibi birçok kod farkında olarak ya da farkında olmadan insana işler ve onun gibi olma isteği devam eder. Her insanın hayatında örnek alacağı, faydalanacağı, kendi geliştirmesini sağlayacak bir rol modeli bulunmalıdır.

Yüreklendirici İnsanlar:

Bazen anne ya da baba, bazen yakın bir dost olabilir; her zaman sizi yüreklendirecek, başarmanız için arkanızda olacak, gücünüz kalmadığında enerji verecek, desteğini hiç esirgemeyecek biri hayatınızda mutlaka olmalıdır. İnsanın kendine bile inanmadığı zamanlarda, ona koşulsuzca inanabileceği ve onun desteğiyle hareket etmeye başlayacağı o güzel insanlardan bir tane mutlaka hayatınıza sokun!

Kurtarıcı:

Hani Yeşilçam filmlerinde sık sık görürüz; fakir kız tam bir konu yüzünden azar işitecekken, esas oğlan ortaya çıkar ve “Ben yaptım!” der. İşte öyle bir şey! Hatalarınızı sürekli kapatmasa da her hatanızda arkanızda olacak, size doğru yolu ve o hatanızdan almanız gereken dersi gösterecek, bir sorununuz olduğunda ilk aklınıza gelen isim o olacak ve sorunlara çözüm bulmak konusunda harika bir yeteneği olacak! İşte o mükemmel kurtarıcı meleğiniz, hayatınızda mutlaka olması gereken insanlardan biri…

Ruh İkizi:

Bu bazen bir aşkla karşınıza çıkar, bazen büyük bir dostlukla ama ruh ikizi kavramı gerçekten vardır. Aynı şeyleri sevdiğiniz, olaylara aynı şekilde baktığınız, başınıza bir şey geldiğinde sizin gibi düşünebilecek, ona bir şey anlattığınızda sizin gibi tepki verebilecek o insanlardan biri, umarım hayatınız boyunca yanınızda olur.

 

Erdemli ve Mantıklı İnsanlar:

Sizin için içinde kötü bir düşünce olmayan, sizi kıskanmayan, aksine sürekli mantıklı ve olgun tavırlarıyla yanınızda olan ve size yardım eden birinden bahsediyoruz. Yaşı ne olursa olsun erdemli ve olgun olabilen, siz duygularınıza kapılmış bir halde saçma tavırlar sergilerken mantığıyla size doğru bir yol gösteren ve sizi toparlayabilen, kültürlü ve öğretici bu insanlardan biri hayatınızdaysa; hiçbir şeyden korkmanıza gerek yok demektir.

Bu insan tiplerinden bazıları hayatınızda bazen anne ya da baba, bazen kardeş ya da bir akraba, bazen ise sonradan edinilen bir dost sıfatıyla yer alıyor olabilir. Onların değerini bilmeniz ve onları kaybetmemeniz, hayat yolunuzu düzgün bir şekilde ilerleyebilmeniz açısından çok önemlidir. Eğer bu insanlardan birkaçına sahipseniz; çok şanslı olduğunu bilin.

İş Stresine Karşı 5 Altın Kural

Dünyanın en büyük çalışanlara yardım programları sağlayıcısı ComPsych 800 kişiyle anket yaptı. Katılımcıların yüzde 63’ü iş hayatında yaşadıkları tükenmişlik sendromunun kaynağının stres olduğunu bildirdi

Mayo Clinic’in araştırmaları ise kalp hastalıkları, depresyon, obezite gibi büyük risk taşıyan sayısız sağlık problemleri; günlük stresle ne kadar buluşulursa o kadar ciddi problem haline dönüşeceğini gösteriyor. Stres aynı zamanda verimliliği etkiliyor. Yorgunluk ve mental tükenme kişide konsantrasyon kaybı ve daha yüksek hata oranına neden oluyor.

Kısır döngü

ComPsych’a ait çalışmada incelenen işçilerin üçte birinden fazlasının stres nedeniyle, işyerindeki verimliliklerinin günde bir saat veya daha fazlasını kaybettiklerini gösteriyor. Esasen,işyerinde daha fazla stres yapanlar, daha az üretken oluyor. Bu da bir kısır döngü yaratıyor.

Ama böyle olmak zorunda değil. Dr. Fzt. Gamze Şenbursa, iş stresinizi azaltmak ve bu kısır döngüden kurtulmak için 5 etkili ipucu sunuyor.
Bu ipuçlarıyla stresi ciddi bir sorun haline gelmeden engellemek mümkün.

Ailenizle telefon görüşmesi yapın

Ne kadar yetişkin olursanız olun annenizle yapacağınız kısa bir konuşma sizi iş stresinden uzaklaştırıp, rahatlatabilir. Proceedings of the Royal Society B dergisinde yayımlanan çalışmaya göre katılımcıların stresli bir görevi tamamladıktan sonra telefonda anneleriyle konuşmaları, kortizol (stres hormonu) hormonunu düşürmüş ve oksitoksin seviyesini yükseltmiştir.

Sohbet edin

Eğer çalışma arkadaşlarınızın hareketleri sizi rahatsız ediyorsa yapabileceğiniz en güzel şey deneyimlerinizi başka biriyle paylaşmanız. Journal of Personality and Social Psychology’de yayımlanan çalışmaya göre bu davranışın aynı zamanda stres seviyesini ve kalp hızını düşürdüğü gözlemlenmiştir. Sohbet etmek, arada bir masum dedikodular yapmak stresinizi önlemede oldukça etkili bir yol.

Gülme arası verin

Eğer gergin hissediyorsanız, kendinize biraz vakit ayırın ve internette komik bir video izleyin. Mayo Clinic’e göre iyi bir kahkaha önce stres tepkinizi alevlendirir ve sonra sakinleştirir, kan basıncınızı ve nabzınızı yükseltir. Sonuç? Sakinleşme hissi, işinizi ciddi bir şekilde yapmak için sizi tekrar şarj eder.

Akşamları ve hafta sonları maillerinize bakmayın

Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan çalışma, iş maillerinize biraz ara vermenin stresi azalttığını ve odaklanmayı arttırdığını göstermiştir. Hafta sonları iş telefonunuzu kapatmayı deneyin, böylelikle kendinizi maillere bakmak zorunda hissetmezsiniz veya şahsi telefonunuzun mail ayarlarını kapatın.

Çikolata atıştırın

Journal of Proteome Research’de yayımlanan bir başka çalışmaya göre, çikolata yemek rahatlamanıza yardımcı olur. Çalışmaya katılanların, 2 hafta süren deneyler boyunca her gün yarım parça siyah çikolata yediği çalışmada stres hormon seviyelerini düşürdüğü ve stresin sebep olduğu metabolik etkileri hafiflettiği sonucu bulunmuştur. Her gün küçük bir parça ile kendinizi sınırlandırmak şartıyla, çok stresli hissettiğiniz zamanlar için masanızın çekmecesinde bir acil yardım paketi bulundurun. Diyetteyseniz evde light çikolata yapabilirsiniz.

Panik Atak Belirtileri Nelerdir?

Panik Atak hastalığı tamamen psikolojik bir rahatsızlık olmakla birlikte, hastada fiziksel bir dengesizliğin olduğu hissiyatını uyandır. Bu nedenle bir çok panik atak hastası,olayın psikolojik bir rahatsızlık olduğunu kabullenmeyip, doktora başvurabilir.

Mesela hastanın panik atak geçirdiği sırada kalp atışlarının artıyor olması, hastanın doğrudan kardiyolojiye yönelmesinin sebebidir. Böylece kişinin erken teşhis görme gibi bir durumu bulunmamakla beraber, Panik Ataklarını daha sık ve dolayısıyla daha fazla yaşamış olur. Bu da hastanın sosyal hayatını derinden etkiler.

 

PANİK ATAK BELİRTİLERİ?

  1. Kalp çarpıntısı: Kişi atakları geçirirken, kalbi çok hızlı bir şekilde ve şiddetli derece çarpar.
  2. Terleme: Oda sıcaklığı normal de olsa kişi, gereksiz yere terler.
  3. Soluğun kesilmesi, nefes alamama hissiyatı: Hasta, atak sırasında nefes alamadığını zanneder.
  4. Huzursuzluk yaşar. Oysa nefes alabilmektedir fakat atak halindeki heyecan ve çarpıntıdan soluksuz kaldığını zanneder. Bunu önlemek içinde sık ve derin nefes almaya çalışır. Boğulacağı korkusunu hisseder.
  5. Baş dönmesi: Kişi bu esnada sersemdir, nefes alamama korkusu da üzerine eklendiğinde daha fazla panik yaşar. Kişi kendini kaybeder ve rüyada olduğunu bile hissedebilir.
  6. Uyuşma: Ayak ve ellerinde düzensiz uyuşmalar görülür.
  7. Ateş basması: Hasta panik halinde ve hareketli olduğu için, ateş basması yaşar.
  8. Titreme: Sıcaklığın normal olması titremeyi engellemez, panik atağın en belirgin özellikleri; titreme ve terlemenin yaşanmasıdır.
  9. Sıkıntı ve korku nöbetleri: Hasta, atak geçirirken son derece korku halindedir. Heyecan, korku ve sıkıntı bir arada yaşanır.

 

PANİK ATAK TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

Ancak psikiyatrist yardımıyla bu hastalıktan kurtulunabilinir.Güvendiğiniz bir psikiyatrist olması sizin için daha olumlu sonuçlar doğuracaktır. Çünkü zaten psikolojik bir rahatsızlık olan panik bozukluk ancak doktorunuza olan güveniniz ve inancınızla atlatılabilir. Psikiyatrist’inizin Panik Ataklarınızın türüne göre size uygulayacağı tedavi şekli ile zamanla atakların azalması ve tamamen yok olması gerçekleşecektir.Fakat burada hastanın yanında, ailesine de bir çok görev düşmektedir.Ailesinin bu rahatsızlığın belirtilerini kabullenip, hastayı rahatsız olacağı her türlü ortamdan uzak tutmaları ve anlayışlı olmaları gerekir.

Ergen Hangi Yaşta Nasıl Davranır?

Çocuklar da yaşanan bu “ ergenlik dönemi “ süresinde bir çok aile de sıkıntı gözlenmektedir. Çünkü ergenlik dönemi; çocukluk ve erişkinlik arasında kalan aynı zamanda bedensel ve psikolojik değişimlerin olduğu büyüme ve gelişme dönemidir.

Psikologlar ; çocuğunuzun yaşadığı fiziksel ve duygusal değişimin bilinmesi halinde , hem aile hem de çocuk için ergenliğin daha rahat ve huzurlu geçeceğine inanıyorlar. Ergenler bu dönemler de ailelerinin onları anlamadıklarını düşünürler. Bu konu da ailenin daha sabırlı ve biraz daha bilinçli olması gerekmektedir. Anne ve babanın çocuğunun büyüyor olmasını ve kendi kişiliğini ortaya çıkarıyor olmasını kabul etmelidirler.

 

ERGEN HANGİ YAŞTA NASIL DAVRANIR ?

11-13 yaş arası : Çocuğunuz eski arkadaşlarından ayrılır ve önceden hoşlandığı aktivitelerden artık hoşlanmaya bilir , söz dinlemesi güçleşir ve dinlemez.Kızlar da hareketsizlik , huzursuzluk ve kararsızlık dikkat edilir. Tembellik ve beğenmeme başlar. Erkek çocukların da ise aktivite artar , enerji ve kuvvet gösterme başlar. Bazen kız çocuklarında da bu tip davranışlar gözlenebilir. 11-14 yaş arasında genellikle kızlar arkadaşının yediğinin , giydiğinin , yaptığının aynısından isterler. Erkekler de ise liderlik , spor faaliyetlerinde ki üstünlük gözlenir.

14 yaş: Durgunluk hallerinden kurtularak dışa dönük bir hal alırlar. Aile için de kendilerini göstermeye başlarlar, pek çok şeyi eleştirirler.Bu yaş ergeni mutluluk psikolojisi içindedir ve kendine güveni tamdır.

15 yaş: Karmaşık bir dönemdedir.14 yaşın tam tersi olarak giderek donuklaşmakta ve pek çok şeye kayıtsız tavırlar göstermektedirler. Grup içi kendini gösterebileceği ilişkilerden hoşlanırlar. Ergen ebeveyn ve diğer büyüklerden kopma haline gelir. Ailece düzenlenen aktiviteler de , konuşmalar da bulunmak istemezler. Bir yere zorunlu gidilecekse aileden ayrı yürürler . Ben onlar ile birlikte değilim dermişçesine. Bu tavırlar kendi kişiliğini , bağımsızlığını bulma yolun da atılmış adımlardır.Bu dönemde onları ciddiye alın , bu hareketlerine büyük tepkiler göstermeyerek dönemi kolaylaştırın.

16 yaş: Çocuğunuz psikolojik karışıklıktan kurtulur. Kendini duygusal açıdan yönetebilir .İçe kapanıklık ve hırçınlık yok olur. Fazla alınganlıktan kurtulmuştur ve gereksiz endişeler bitmiştir.

Ergenlik Döneminde Aileler Nasıl Davranmalı ?

 

ERGENLİKTE NE YAPILMALI , NASIL DAVRANILMALI ?

Çocuğunuzun ergenlikteki iniş çıkışlarına saygı gösterin.

Kimlerle görüştüğüne ve arkadaşlarına dikkat edin.

Çocuğunuza zaman ayırın ve onunla ilgilenin.

Çocuğunuz kız ise anne , erkek ise baba ergenlik döneminde fiziksel olarak nelerle karşılaşılacağını anlatmalıdır.

Çocuğunuzu adet kanaması , meni gelmesi gibi durumlara hazırlayın.

Aranızda ki iletişimi koruyun. Sizden korktuğu için gizli işler çevirmesin.

Çocuk istismarına karşı bilgilendirin. Anormal bir şey yaşadığın da sizi bilgilendirsin.

Unutmayın size güvenmesi çok önemli!

Çocuğun Güvenini Arttırmak

1.Bir anne baba olarak öncelikle kendinizi düzeltmelisiniz. Eğer siz başkalarına saygı duyuyorsanız, başkaları da size saygı duyuyor ve güveniyorsa çocuğunuza en iyi örnek siz olursunuz.

2.Çocuğunuza onu sevdiğinizi gösterin. Çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin ve ona güvendiğinizi hissettirin. Bu davranışınız karşısında çocuğunuz beklentinizi gerçekleştirmek için gayret sarf edecektir.

3.Çocuğunuz herhangi birşey üzerinde çalışma yapıyorsa, yaptığı işi takdir edin, ilginç bulduğunuzu söyleyin. Sonra da onun hevesini kırmadan yapıcı eleştirilerde bulunun. İşini geliştirmesi için tüyolar verin.

4.Çocuğunuzu motive edecek sözler söyleyin. Örneğin “Ben senin başaracağına inanıyorum. Bu işin altından kalkabilirsin, sana güveniyorum” gibi. Çocuk başarısız durumlarla karşılaştığında sizin bu sözlerinizden kuvvet alır ve “Annem bana inanmıştı yapabilirsin demişti” diye düşünerek enerjisini toplar.

5.Çocuğunuz sizin istediğiniz bir etkinliği yapmak istemiyorsa ona saygı duyun, zorlamayın. Çünkü çocuk o işi yapmaya henüz hazır değildir ve bu onun güvenini zedeler. Çocuğun kendi kapasitesine göre ve yapmak istediği şeylere göre ilerlemesin destek olun.

6.Çocuğunuz risk almak istediğinde ona asla, “yapamazsın” gibi olumsuz cümlelerle durdurmayın. Sürekli bu şekilde çocuğunuzu kısıtlarsanız, çocuk sorumluluk almayı öğrenemez. Dünyanın tehlikeli bir yer olduğunu düşünür ve yeni şeyler yapmaktan korkar.

7.Çocuğunuzla başkalarının yanında alay etmeyin. Bu çocuğunuzun kendine olan saygısını yitirmesine yol açar. Gülünç duruma düşeceğinden korkan çocuk çekingen olur.

8.Çocuğunuz başarısız olduğunda ona destek olun, hayatta her zaman başarılı olamayacağımızı anlatın ve başarısızlığı hazmetmesini öğretin. Yaptığımız başarısızlıklardan ders almamız gerektiğini anlatın. Böylece aynı hataları tekrarlamayıp bir dahaki sefere daha başarılı olacağını söyleyin.

9.Çocuğunuzu bireyselliğe yönlendirin. Kendi başının çaresine bakmayı öğretin. 4 yaşından sonra odasını kendisinin düzenlemesine izin verin. Giyeceği elbiseleri kendisinin seçmesine izin verin. Kendi başına hareket etmesini öğrenen bir çocuğun kendi olan güveni ve saygısı artar.

Çocukların Gelişimi ile Ilgili Ilginç Bilgiler

Yeni bebek sahibi olmuş anneler sık sık bebeklerinin hızlı gelişimi karşısında ne kadar şaşırdıklarını dile getirirler. Gerçekten de bebeğin hayatının ilk 3 senesi, insan bünyesinin  zihinsel gelişiminin en hızlı olduğu dönemdir.

“Çok ilginç aslında bireyin zihinsel gelişiminin en hızlı olduğu dönemde, genelde, bebek ve çocukları bu konuda en az bilgilendirilmiş ve genelde de bakıcı gibi az eğitilmiş kişilere teslim ediyoruz. Ama çocuk büyüdükçe, hatta ancak üniversite zamanında, bilgili kişilere emanet ediliyor. Çocuk gelişimine baktığımızda aslında bunun tam tersi olması gerekir.”

Bu yazıda, kısaca sizlere bebeklerin / çocukların gelişimi ile ilgili 10 önemli bilgiyi paylaşacağız.

Çocukların Gelişimi Ile Ilgili Ilginç Bilgiler:

  1. Eğer bebeklerin vücudu, 1 aylıkkenki gelişim dönemlerinde, beyinleri kadar hızlı büyüseydi, 1. ayın sonunda bebekler ortalama 77 kg olurlardı.
  2. Bebeğin harcadığı enerjinin %60′ı beyinde odaklanmıştır.
  3. Bebeğin 0-3 yaş arasındaki beyin gelişimi, tüm insan hayatındaki beyin gelişiminin en hızlısıdır.
  4. Anne-babası sık sık kendisiyle konuşan bebekler, 2 yaşına gediklerinde, anne-babası kendisiyle nadiren konuşan bebeklere göre ortalama 300 kelime daha fazla bilirler.
  5. Bir çocuk 1 yaşına bastığında, ortalama 70 kelimeyi anlar, ancak bunlardan sadece birkaçını dile dökebilir. Çocuk 18. aya geldiğinde ise, kelime haznesi resmen yükselişe geçer. Bu yaştaki bir çocuk neredeyse her iki saatte bir kelime haznesine yeni bir kelime ekler.
  6.  Çocuğunuz bir oyun grubunda oynarken, kendi oyuncağına “Bu benim!” diye sarılıyorsa, bunu hemen kötü ve bencilce bir huy olarak değerlendirmeyin. Aksine, bu yaştaki çocukların bilişsel gelişiminin bir parçası olarak, kendilerini ve başkalarını ayrı olarak görmeye başlarlar ve dolayısıyla kendilerine ait olan eşyaları işreatlemek isterler.
  7. Bebek doğduğunda 300 tane ayrı kemiği vardır, ancak yetişkinliğe eriştiğinde bu sayı 206’ya iner. Neden mi? Çünkü bazı kemikler, özellikle de kafatasında, kaynaşırlar
  8. Müzik öğrenmeyi hızlandırır ve bebek zihninde yatıştırıcı etkisi vardır. Şarkı söylemek, müzik dinlemek ve müzik aleti çalmak görsel-mekansal oryantasyon ve matematiksel becerileri geliştirir. Belki bu yüzdendir ki bebeklere ninni söylemek,  anneler ve bakım verenler arasında evrensel bir davranıştır
  9. Bir bebek 6. aya kadar aynı anda hem yutup hem de nefes alabilir.

Bu bilgiyi okuyan yetişkinlerin %75’i bunu yapmayı deneyecek!

10. 4 yaşındaki bir çocuk günde ortalama 437 soru sorar. Çocuğunuz soru soruyorsa ona, “Aman, biliceksin de ne olacak!” gibisinden bir cevap verip lütfen çocuğunuzun merakını küçük yaşta köreltmeyin. Eğer size cevabını bilmediğiniz sorular soruyorsa birlikte araştırın, cevabını vermek istemediğiniz sorular soruyorsa, kendinize “Neden bunu yanıtlamak istemiyorum?” diye sorun. Merak, kediyi öldürmüş diyorlar (“Curiosity killed the cat.”) Ama aslında merak, insan olmanın temel koşuludur. Soru soran çocuk keşfe çıkmıştır. Çocuğunuzun keşiflerini yarı yolda kesmeyin.

Hangi Zeka Türü sünüz?, Farklı Zeka Türleri Nelerdir?

Son zamanlarda bilimsel olmayan sohbetlerde çevremizdeki insanlardan, “Aslında benim IQ’m değil, EQ’m yüksek.” “O kişinin IQ’su yüksek ancak hiç EQ’su yok.” tarzında konuşmaları sık sık duymaya başladık. 21. yüzyılın başından itibaren, zekanın sadece birkaç boyutunu geliştirmeye ve ölçmeye odaklı okulların ve testlerin insanların gerçek potansiyelini ortaya çıkarmada yetersiz kaldığı daha açık bir biçimde konuşulmaya başlandı. Bilimsel dünyada bu konuda en büyük katkıyı, 25 yıl önce Dr. Howard Gardner adlı Harvardlı bir psikolog ortaya attı. Howard Gardner, Zihin Çerçeveleri: Çoklu Zeka Kuramı adlı kitabında zekanın 7 farklı boyutundan bahsederek, zekanın çoklu yönünü ortaya koydu. Bu 7 farklı boyut, sözel-dilsel zeka, mantıksal-matematiksel zeka, bedensel-kinestetik zeka, görsel-uzamsal zeka, müziksel-ritmik zeka, kişilerarası sosyal zeka ve içsel zekayı kapsamaktadır.

Hatta Gardner, daha sonra bu 7 boyuta iki ekleme daha yapmıştır: Naturalistik Zeka ve Varoluşsal Zeka. Naturalist zeka, çoklu zeka kuramının bugün kabul edilir boyutlarından biridir. Ancak Gardner’ın varoluşsal zeka araştırmalarını tam olarak bitirmemesi sebebiyle henüz kurama dahil olmamıştır.

Gardner’ın Çoklu Zeka Kuramını oluşturan Farklı Zeka Türleri‘ne bir bakalım:

Sözel-Dilsel Zeka: Kelimerle arası iyi olan kişilerin genelde sözel zekası yüksektir. Geniş bir kelime hazneleri vardır ve genelde konuşmada, anlatmada ve yazmada yeteneklidirler. Sık kitap okurlar ve düşüncelerini yazıyla ifade ederler. Sözel zekası yüksek çocuklar tiyatro izlemekten, münazaralara katılmaktan ve edebi eserler takip etmekten çok hoşlanırlar. Yazarlar, avukatlar, şairler ve politikacılar gibi halk önünde sık konuşma yapan kişilerin genelde sözel zekası gelişkindir.

 

Mantıksal-Matematiksel Zeka: Bu alanda yetenekli kişiler matematik ve mantık sorularını hızlı çözmeye yatkındırlar ve bunlardan hoşlanırlar. Mantıksal-matematiksel zekası yüksek çocuklar bilimsel dergileri takip etmeyi, zihinsel oyunlar oynamayı ve mantık bulmacaları çözmeyi severler. Aritmetik sorularını çözmede iyidirler. Bilgisayar programcılarının ve mühendislik gibi teknik alanlar okuyan kişilerin genelde mantıksal-matematiksel zekaları ortalama üstüdür.

 

Görsel-Mekansal Zeka: Görsel-mekansal zekası gelişkin kişilerin resim ve şekillerle arası iyidir. Çocukken puzzle yapmayı, LEGO’larla oynamayı ve resim yapmayı severler. Yetişkinlikte sanat, mimari ve fotoğrafçılığı severler. Sık sık birşeyler çiziktirme tutkuları olabilir. Ayrıca öğrenci iken de geometriyi, aritmetiğe tercih ederler. Mimarların, ressamların ve görsel tasarımcıların görsel-mekansal zekaları ortalama bir kişiye göre daha üstündür.

 

Bedensel-Kinestetik Zeka: Bedensel-kinestetik zekası yüksek kişilerin spor ve hareket ile arası iyidir. Genelde vücutlarını kullanarak konuşurlar, birşeyler inşa etmeyi çok severler, ve tabii ki de sporda çok iyidirler. Bu alanda gelişkin çocuklar genelde sınıfın en hareketli çocuklarındandır, okul dışı gezileri çok severler, aktif rol alabildikleri aktiviteleri tercih ederler ve eğer spor veya dans yapmıyorlarsa kesinlikle spora veya dansa yönlendirilmelidirler.

 

Müzikal-Ritmik Zeka: Müzikal zekası gelişkin insanlar ve çocuklar ritim tutarlar, sık sık ıslık çalarlar, müzik dinlemeyi ve birşeyler çalmayı çok severler. Şarkıları sık sık mırıldanan ve şarkı ezberlemeyi seven bu çocuklar kesinlikle bir müzikal alete yönlendirilmelidirler.

 

Kişilerarası (Dış-Sosyal) Zeka: Kişilerarası zekası gelişkin insanların sosyal ilişkileri genelde çok iyidir. Çünkü bu tip insanlar başkalarının hislerini çok iyi okurlar, kişinin vücut dilinden çok şey anlarlar ve derin sohbetlerden hoşlanırlar. Empati kapasiteleri yüksektir. Eğitimcilerin, satışa odaklı çalışanların, rehberlik öğretmenlerinin, psikologların ve hatta politikacıların kişilerarası zekalarının gelişkin olması gerekir. Genelde bu alanda gelişkin çocuklar sınıflarında ve okullarında liderlik pozisyonlarına adaydırlar, çok arkadaşları olur ve oyunları yönetirler.

 

İçsel (İç-Sosyal) Zeka: İçsel dünyası gelişkin insanlar kendi içlerine dönüp kişisel güçlerini ve zayıflıklarını anlamaya çalışan, analiz yetenekleri yüksek ve içgörüsü oldukça fazla kişilerdir. Çocukluklarında sıklıkla ‘sessiz’ veya ‘utangaç’ gibi sıfatların atfetildiği bu çocuklar, günlük tutmaya, notlar almaya, yaşıtlarından daha üstün seviyede yorumlar ve analizler yapmaya yatkındırlar. Psikolog ve felsefe gibi sosyal bilimler okuyan kişilerin iç-sosyal zekaları genelde ortalamaya göre daha gelişkindir.

Naturalist Zeka (Doğa Zekası): Gardner’ın araştırmalarında, zekanın boyutlarına en son eklenen naturalist zeka, doğaya tek başlarına bırakıldıklarında belki de en iyi şekilde adapte olabilecek ve yaşayabilecek insanları tanımlar. Çocukluğunda izcilik veya çobanlık yapmış, yetişkinlerle avcılık, ata binme veya trekking gibi aktiviteler katılmış çocukların naturalist zekası ortalamaya göre daha gelişkindir. Bu çocuklar doğadan birşeyler toplamayı veya avlanmayı, bunları biriktirmeyi ve hayvanların izini sürmeyi severler. Klasik biçimde uygulanan izcilik ve kamping (çadır kurma, doğada vakit geçirme) zamanlarını değerlendirmeleri açısından onların çok hoşlanacağı aktivitelerdendir. Ayrıca bitkiler ve hayvanlarla ilgilenmekten de oldukça zevk alabilirler. Yetişkinliklerinde biyolog, antropolog veya zoolog olmaya yatkındırlar. Maalesef şu anki okul sistemimizde en çok göz ardı edilen zeka tipidir. Haftaiçi dört duvar arasında sınıflara sıkışmış ve haftasonları da vakit geçirmek için AVM’lere getirilmiş çocuklar, bu ilgi alanlarını yansıtacak fırsatı günümüzde neredeyse hiç bulamamaktadırlar.

Şu anda Türkiye’de sıkça kullanılan WISC-R zeka testi sözel-dilsel zeka, mantıksal-matematiksel zeka ve görsel-uzamsal zekayı bir nebze ölçebilmekteyken, zekanın diğer boyutlarını ölçmede oldukça yetersiz kalmaktadır. Bu da aslında çocukların zihinsel gelişimini anlama açısından hem aileler, hem de eğitimciler için birçok boşluk bırakmaktadır. Özellikle de varolan eğitim sisteminde çocuğun yönlendirilmesi de sadece ölçülebilen alanlara göre olmakta, ve bu kaidelerde çok başarılı olamayan çocukların kimisi haksız yere ‘yeteneksiz’ veya ‘yetersiz’ diye etiketlenmektedir.

Gardner’ın teorisine göre bu zeka alanlarının hepsi, tüm kişilerde bulunmaktadır. Ancak kişiler, bebekliklerinden itibaren aldıkları uyaranlara bağlı olarak, bu 8 boyutta farklı gelişkinlikler gösterebilirler. Önemli olan, daha çocuklukta kişinin güçlü ve zayıf yanlarını tespit ederek, ona doğru yönlendirmelerde bulunabilmektedir.

Siz kendinizin ve/veya çocuğunuzun hangi zeka alanında en güçlü olduğunu düşünüyorsunuz? Çocuğunuzun farklı yönlerini uzman birisindne yardım alabilirsiniz.

Eğitim Başarısını Arttırmada Ailenin Rolü

Anne babanın, gencin eğitim başarısı konusunda yapabilecekleri ,“katkı” ve “yardımla” sınırlıdır. Temel kural yardıma ihtiyacı olanın yardım istemesidir.

Bu nedenle ona yapmak istediğiniz yardımlarda onunla işbirliği içinde olmanız ve

Onun, söyledikleriniz ve yapmak istedikleriniz konusunda ikna olması ve inanması esastır.

Geçmişte başarı çok çalışmak iken, şimdi ise başarı etkili çalışmak olarak tanımlanmaktadır.

Etkili çalışmak, zamanı, belirlenmiş öncelikler doğrultusunda programlı olarak kullanmaktır. Etkili çalışmak için dinlenmeye, eğlenmeye, dostlarla vakit geçirmeye de gereksinim vardır. Eğitim başarısı ders başında ne kadar zaman geçirildiğine değil, çalışılan konudan öğrencide geriye ne kaldığına bağlıdır.

Çalışma ile ilgili önemli ilkeler vardır. Bunlar:

1)     Öğrenci problem çözerken çözüme ulaşıncaya kadar ara vermemesi,

(en fazla 40 dakika)

2)     Çalışmadan sonra 10 dakika tekrar, 10 dakika mola vermesi.

3)  Gece yatmadan öğrendiklerini 10 dakika tekrar etmesi

4)     Notların tekrar yazılması veya çalıştıktan sonra notların tekrarı ve hızla gözden geçirilmesi.

5)     Çalışma zamanının, çizelgeli çalışma programına göre planlanması.

6)     Çocuğunuza uygun çalışma ortamı hazırlamak için 18–20 derece oda ısısında derli toplu bir oda ya da köşe, sessiz ve ışığı yeterli düzeyde çalışma masası ve malzemelerin düzenli bir şekilde masanın üzerinde durmasıdır.

Çocuğunuzun Yanlış Çalışma Alışkanlıkları:

1)     TV izleyerek ya da müzik dinleyerek çalışmak,

2)     Yatarak, uzanarak çalışmak,

3)     Çalışırken atıştırmak,

4)     Posterle dolu bir oda,

5)     Çalışmayı sürekli erteleme alışkanlığı,

6)     Önemsiz işlere verimsiz saatleri harcamak,

7)     Programsız çalışmak olarak sayılabilir.

Çocuklarınızın başarıya ulaşmaları için düzenli aile hayatı, problemleri kabullenmek, sosyallik konusunda model olmak, ergeni iyi tanımak, yaratıcılığını desteklemek gerekir.

Olgun insanlar yetiştirebilmek için ebeveynlerin de olgun olması, olumlu benlik duygusuna sahip olması, yani yapıp yapmayacaklarının, sınırlarının farkında olması gereklidir.

Olgun biri diğerleriyle hem yakın hem de genel ilişkilerde sıcak bağlar kurma yeteneğine sahiptir. Dış gerçeklerle bağlantı içinde düşünür, hareket eder yani durağan değildir, değişikliklere uyum gösterir ve kendini yeniler. Değiştiremeyeceği durumu kabullenir ve soruna o noktadan yeni bir çözüm arar.

Unutmayın, “Hoşgörü, karşımızdakini istediğimiz gibi olmaya zorlamak değil, kendi istediği gibi mutlu olmasına imkân verme büyüklüğüdür.”

Psikolojik Olarak Güçlü Hissetmenin 7 Etkili Yolu

‘’Patronum beni sürekli kötü hissettiriyor, ne yapsam yaranamıyorum.’’
‘’Eşimin bencilliği ve düşüncesizliği yüzünden çok mutsuzum.’’
‘’Yüzüme gülüp arkamdan söylediklerini öğrenince delirecek gibi oldum.’’

Bu örnek durumlarda haklı da olsanız, karşınızdakinin sizi negatif etkilemesine izin vererek kendi gücünüzü teslim etmiş oluyorsunuz. Fark etmeden enerji kaybediyorsunuz. Aslında maruz kaldığınız etki ne olursa olsun, bilinçli bir seçim yapıp gücünüze sahip çıkmanız mümkün.

Bu kolay değil ama mümkün. Yazar ve psikoterapist Amy Morin, Psychology Today dergisinde gücünüze sahip çıkmanın yollarını anlatmış:

Şikâyet etmeyi bırakın

Ailenize, arkadaşlarınıza, eşinize ve iştekilere sürekli birilerini veya bir durumu şikâyet etmek sizi çözüme değil probleme odaklar. Enerjinizi problemi tekrar tekrar anlatıp sempati toplamaya değil, çözmeye verin.

Sürekli şikâyet, sadece durumu değil, durum karşısında kendi tutumunuzu da kontrol edemediğinizi gösterir.

Hislerinizin sorumluluğunu alın

Moralinizi, nasıl hissettiğinizi başka insanların davranışlarının belirlemesine izin vermeyin. Arkadaşınız sizi gittiği yere davet etmediği için kötü hissediyor ya da eşinizin annesi sizi eleştirdiğinde küplere biniyorsanız bu onların sizin üzerinizde güç sahibi olduğunu gösterir. Başkalarının düşünce ve davranışlarını kontrol edemezsiniz. Ama kendi hislerinizi kontrol ederek zarar görmemeyi başarabilirsiniz.

Sağlıklı sınırlar çizin

Yersiz suçluluk hislerine kapılmak, ne istediğinizi, neye ihtiyacınız olduğunu söylemek yerine susmak, sürekli fedakârlık yapmak ya da saldırganlaşarak kırıldığınızı saklamaya çalışmak gibi davranışların hepsi gücünüzden vazgeçtiğinizi gösterir.

Eğer bir fedakârlık yapacaksanız, bunu başkaları sizi ‘’zorladığı’, ‘’başka şans bırakmadığı’’ için değil kendi seçiminiz olduğu için yapın.

Duygusal ve fiziksel sınırlarınızı sağlıklı çizerseniz enerjinizi fazla çaba göstermeden yukarıda tutabilirsiniz.

Kurban psikolojisine girmeyin

İşim için şunu feda ettim, eşim için bunu yapmak zorunda kaldım, arkadaşlarıma ayıp olmasın diye evet demek zorunda kaldım gibi sürekli kendinizden verdiğinizi anlattığınızı fark ederseniz durun ve bir düşünün. Bu sizin sürekli dram yaşayan bir kurban rolü üstlendiğinizi işaret ediyor olabilir. Verdiğiniz kararların istemediğiniz bazı sonuçları olabilir ama kararı sahiplenerek çıkış yolları aramak da sizin elinizdedir.

Affedin

Sizi kıran veya haksızlık eden birine karşı taşıdığınız öfke diğer kişiyi değil sizi cezalandırır. Size yanlış yapan birini düşünerek harcadığınız zamanı aslında kendinizden çaldığınızı unutmayın. Gücünüzü geri almanın en iyi yolu karşınızdakini affetmektir.

Affetmek karşınızdakinin yaptıklarının kabul edilebilir olduğu anlamına gelmez. Hayatınıza tekrar girebileceği anlamına da gelmez.

Affetmek karşınızdakinin davranışlarının sizinle değil kendi kapasitesi ile ilgili olduğunu fark edip, size zarar veren öfkeyi içinizden atmaktır.

Değerinizi başkalarının ne düşündüğü değil siz belirleyin

Eğer kendi doğrularınız net değilse, başkalarının düşünceleri sizi kolayca etkiler.

Unutmayın ki herkes hayatı kendi süzgecinden geçirir ve pek çok farklı önyargı ile karşılaşabilirsiniz. Önemli olan inandığınız, doğru bildiklerinizle tutarlı yaşamanızdır.

Eğer değerinizi başkalarının sizinle ilgili olumlu izlenimleri belirliyorsa hayatınız sürekli birilerini memnun etmekle geçer. Herkesin sizi sevmesi gerekmez, yaşam tarzınızı onaylamaları da gerekmez. Tabii ki yapıcı eleştirilere kulak verin ve değerlendirin ama kendinize asla başka birinin hakkınızda düşündüklerinden değer biçmeyin.

Farklı olmaktan korkmayın

Özgüven eksikliği ve sosyal kaygılar çoğunluğa uyum sağlamak için farklılıklarınızı yok edip, başkalarına benzemeye çalışmanıza yol açabilir. Ancak çoğunluğa uyum sağlamak için kendinizi gizlemeye çalışmak aslında enerjinizi tüketir ve gizlenerek mutlu olmak zordur.

Vaktinizi ve enerjinizi sizi farklı olduğunuz için eleştiren ve dışlayanlarla değil, olduğunuz gibi kabul eden ve seven, farklılığınızla dünyaya renk kattığınız için değerinizi bilen insanlara saklayın.

En Yakın Arkadaşıma Aşık Oldum

Kimi zaman birisini sevdiğiniz zaman onu ne anlamda sevdiğinizi belirlemekte zorluk çekebilirsiniz. Bazen gönlümüz hiç farkında olmadan en yakın arkadaşımıza kayabilir. Bu durumda nasıl davranmamız gerektiğini bilmemiz gereklidir. En yakın arkadaşımızdan hoşlandığımız zaman onun bizi yanlış anlamaması gereklidir. Çünkü işin sonunda arkadaşımızdan olabiliriz.

En yakın arkadaşınızı kaybetme olasılığınız onunla bu aşk konularını konuşmanızı engelleyebilir. Çünkü yakın arkadaşınız sizin duygularınızı tam olarak anlamayabilir ya da sizin gibi hissetmeyebilir ve de bu durumda arkadaşlığınız da bitmiş, olur. Yapmanız gereken şey direkt olarak duygularınızı söylemeden önce dolaylı yönden ona bunu belli etmelisiniz.

Hiçbir şekilde size olan duygularından emin değilseniz, o zaman asla bu konuşmayı yapmamalısınız. Sizi gerçekten de yakın arkadaş olarak görüyor ise, bu durumda birbirinizi anlamanız mümkün olmayacaktır. O nedenle de yapmanız gereken şey ona olan duygularınızı bir süre belli etmeye çalışmanız, olacaktır.

Eğer onsuz zaman geçiremiyor iseniz, o zaman yapmanız gereken şey sadece bu durumu ona anlatmak, olmalıdır. Ancak ne olursa olsun yine de burada dikkat etmeniz gereken şey aşkınızın arkadaşlığınızın önüne geçip geçmeyeceğidir. Eğer onu kaybetmeyi göze alabilecek kadar aşık oldu iseniz, konuşmaktan başka şansınız kalmayacaktır.

Terapiye Başlamak İçin 7 Sebep

Kısa adıyla terapi, tam adıyla psikoterapi, kişinin kendini tanıması, keşfetmesi, yaşadığı hayata dışarıdan bakabilmesi ve o hayatı zenginleştirebilmesi için birebir bir çalışma. Bu kısa yazıda kendi terapinize başlamanız için 7 basit sebebi sizlerle paylaşıyor olacağız.

1. Haftada her gün 1 saat istediğiniz konu hakkında konuşmakta serbestsiniz.

Gündelik hayatta 1 saat boyunca aklınıza geleni anlatırsanız arkadaşlarınız bir süre sonra sizinle takılmak istemeyebilirler. Ancak terapide o 1 saat tamamen sizin. Evet, sadece sizin.

2. Terapistiniz sizin ne anlatacağınıza karışmaz.

Özellikle psikodinamik ve psikanalitik eğilimli terapilerde, terapistiniz size bir konu belirlemez. Kimi insan için her hafta terapisti karşısında konuşmak ve anlatılacakların gidişatını kişinin kendisi belirlemesi oldukça ürkütücü gelebilir. Ancak terapide sessizliğiniz de kabul edilirdir. Terapi odası bir bakıma bir yetişkinin oyun odasıdır. Kişi istediği konuyu getirir, isterse susar, isterse uyur. Üstelik siz tüm bunları yaparken başınızda o saat boyunca dikkatini size vermiş birisi bulunacak.

3. Terapide ne anlatırsanız anlatın yargılanmayacaksınız.

En yüzeysel konular, en derin fantezileriniz, hatta belki ağza alınmayacak fikirleri paylaşma alanınız terapiniz. Kimi insanlar terapistlerinin sessizce onları dinlerken onu yargıladıklarını düşünürler, ama aslında terapistiniz sizin düşüncelerinizi ve anlatımınızı engellememek için susuyordur. Yargılanmak ise aklınıza gelecek en son şey olsun. İyi bir terapist kişiyi yargılamadan tanımayı eğitim hayatı ve kendi terapisi boyunca öğrenir ve pratik eder.

4. İçinizde biriken gözyaşlarını bırakın.

Birçok kişi terapinin ilk seansında ağlar, ve bu onları çok şaşırtabilir. “Bu ağlama da nereden geldi?” “Kendime hiç yakıştıramadım.” gibi tepkiler çok doğaldır. Terapi odası içinizde biriken tüm duyguları: üzüntü, öfke, hayalkırıklığı, sevinç, sitemi sözlerinizle, mimiklerinizle ve davranışlarınızla dile getirdiğiniz yerdir.

5. Sırlarınız var ve biriyle paylaşmak zorundasınız.

Terapide gizlilik ilkesi tüm psikoterapistlerin gönülden bağlı olduğu bir prensiptir. Terapi odasına girdiğinizde bilin ki anlattıklarınız kimseyle paylaşılmayacak ve empatik bir kulakla dinlenecek. Sırlarınızın huzursuzluğu sizi ele geçirmeden onları biriyle paylaşın.

6. Üstünüzdeki kostümü, yüzünüzdeki maskeyi bir süreliğine çıkarın.

Bazen taşımak zorunda olduğumuz kimlikler, görüntüler, titrler bizi yorabilir. Terapi tüm bu yetişkin oyunlarını bir kenara bıraktığınız, kendi özünüze döndüğünüz bir alandır.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.