Evliliği Boşanmaya Götüren Sebepler

Bir evlilikte eşler arasında olumlu ve mutluluk verici, sevildiğini, önemsendiğini hissettiren deneyimler ve anlar ne kadar çok yaşanırsa o evlilikler uzun süre devam etmektedir. Bir evlilikte çeşitli sebeplerle hayal kırıklığı ne kadar çok yaşanırsa eşlerin birbirine tahammülü azalmaya başlar.

Evlilikte aşağıda sıralanan durumlar ne kadar çok yaşanıyorsa o evlilik risk altına girmiş olabilir.

  • Eşler birbirleriyle konuşamaz hale gelmişlerse,
  • Birbirleriyle konuşup, konuştukları sorunlarla ilgili çözüm üretemiyorlarsa,
  • Defalarca kez aynı konuyu konuşup her defasında bir değişiklik olmuyorsa,
  • Bir ilişkide iki taraf da çok sık bir şekilde eşi için önemsiz ve değersiz olduğunu hissediyorsa,
  • Eşlerin arasındaki duyarlılık ve hassasiyet kaybolmuşsa, örneğin; eşinin ağlamasına, eşinin yüzündeki üzüntü ifadesine ya da eşinin karşısında sıkıntı yaşamasına diğer eş hissiz bir şekilde karşılık veriyorsa,
  • Eşler birbirleriyle konuşurken, sıklıkla sıkışma, boğulma ve bunalma hissi yaşıyorlarsa,
  • Eşi tarafından acısı, derdi duyulmuyor hissi varsa,
  • Günlük hayatın bir parçası olan ufak sorunlar bile çok büyük kavgalara dönüşüyorsa,
  • Eşler arasında savaş bayrakları çekilmişse,
  • Eşlerin kendi öfkeleri, ilişkinin ve çocuklarla ilgili hassasiyetlerinin önüne geçmişse,
  • Eşlerin arasındaki saygı kaybolmaya başlamışsa ya da hiç yoksa,
  • Eşler aksi giden her durum için birbirlerini suçluyorlarsa,
  • Cinsellik azalmışsa,
  • Eşe duyulan kırgınlık hissedilen sevginin ve hoşgörünün önüne geçmişse,
  • Haksızlık duygusu çok yoğun hissediliyorsa;
  • Eşlerin aileleri, arkadaşları, işleri ya da çocukları birbirlerinden ve ilişkilerinden öncelikli hale gelmişse,
  • Eşlerin aileleriyle ilgili yıllardır bir mutabakata varılamamış eşlerin rahatsız oldukları ve çözümsüz kalmış konular varsa,
  • Eşlerin birbirlerine güvenleri azalmışsa ve birbirlerinin yanında sıklıkla tetikte hissetmeye başlamışlarsa ve birbirlerinden çok basit günlük durumları bile saklar hale gelmişlerse, vb.

Evlilikte sorunlar nasıl çözülür?

Yukarıda sayılan durumlar çok sık yaşanmaya ve hissedilmeye başlamışsa; o evlilikte tehlike çanları çalmaya başlamıştır. Eşlerin çoğu zaman eşlerinin yaptığı olumsuz davranışlarla ilgili yorumları sevilmeme, önemsenmeme, istenmeme, beğenilmeme olarak yorumlanabilmektedir. Bu şekilde yorumlandığında istenmediğini hisseden eşin verdiği tepki ve bu tepkiye karşılık diğer eşin kendini savunma çabası; olumsuz davranışın sebebinin ve çözümünün konuşulmasına imkân bırakmamaktadır. Bu durumda, kendilerini savunmak ve yanlış anlaşılmaları düzeltmekle uğraşmak daha öncelikli olur ve bu şekilde gitgide eşler çözümsüz kısır döngülere girer ve defalarca kez aynı çaresizlik, öfke ve üzüntüyle bu tıkanıklığı yaşarlar. Bu tekrar tekrar duvara toslamak ve o acı daha geçmeden yeniden ve yine aynı duvara toslamak gibidir. Bu gerçekten çok yorucu ve acı vericidir. Yorgunluk ve hayal kırıklığı birbirimize yaklaşmamızı, birbirimize adım atmamızı ve birbirimizi anlamamızı giderek zorlaştırır. Eşler öncelikle şunun bilincinde olmalıdır. Genellikle bir ilişkide bir eş acı çekiyorsa diğer eş de acı çekiyordur. Birbirlerini suçlamak asla çözüm getirmez. Haklı olmak da acıyı dindirmez. Eşler haklı bulunduklarında tüm acıları dinecek sanırlar fakat acıları gerçekten eşi tarafından duyulduğunda ve anlaşıldığında azalır.

Sık sık mutsuz hissedilen, iki eşin de birbirlerini suçlamaktan başka bir şey yapmadığı, hayal kırıklığının yoğun olduğu, eşlerin birbirlerine birçok konuda güvenmediği bir evlilikte ne kadar birbirinizi sevseniz de o sevgi ilişkiyi yürütmenize bir noktadan sonra yardımcı olamaz. Sevgi eşlerin birbirlerine yönelik hassas çabalarıyla büyüyebilir ve eşler ancak o zaman güvende ve korunmuş hissedebilirler. Evlilik, eşlerin birbirlerinin sorumluluğunu karşılıklı olarak almaları demektir. Eşler iyi ve güvenli bir ilişki niyetindelerse ve bu niyete yönelik davranıyorlarsa, bu sorumluluğun ve çabanın karşılığı çok büyük ve değerli olacaktır. İlişkide eşler ilişkinin sorumluluğunu alamazlar ve birbirlerini iyi hissettirme çabasına sahip çıkamazlarsa evlilikte oluşan yaralar gitgide daha da derinleşecektir. Genellikle eşler ilişki içindeyken yapılması gerekenleri çok geç fark ederler. Genellikle çift terapisine de çok geç başvurulmaktadır. İlişki çok yıpranmış ve eşler çok kırgın bir halde geldiğinde eşlerin arasındaki ilişkiyi yeniden inşa etmeleri çok zor olmaktadır, hatta bazen yapılacak bir şey olmadığını birlikte görürler ve bununla yüzleşebilmek de acı vericidir. Gidenleri yeniden geri getirmek bazen mümkün olmaz. Bu nedenlerle çok geç olmadan ilişkideki sorumluluğunuzu ve niyetinizi alın ve davranışlarınızla bunu birbirinize gösterin.

Depresyon Nasıl Ortaya Çıkar?

Depresyon temelde, mutsuzluk, hayattan zevk alamama ve enerji yoksunluğu ile karakterize bir tablodur. Duygusal, bedensel ve düşünsel anlamda bir tür yavaşlama halidir. Genel olarak bir çökkünlük durumu diye düşünebileceğimiz depresyonda ayrıca uyku bozuklukları, iştah değişiklikleri, dikkati toplamada güçlük, kendine güven kaybı, suçluluk duymak, huzursuzluk da diğer belirtiler arasındadır. Bu tablo toplumda sık görülmektedir ancak her mutsuzluk depresyon değildir. Bununla birlikte depresyon tedavisi olduğunu bilmeli ve kendimizi tamamen çıkmazda hissetmemeliyiz.

Depresyonda geleceğe karşı da bir umutsuzluk hali ile beraber geçmişle ilgili pişmanlıklar ve suçluluk duyguları vardır. Kişi kendisini beceriksiz, eksik ve yetersiz hisseder. Toplumda yaygın olarak insanlar yaşadıkları belli üzüntüler ve mutsuzlukları depresyon olarak tanımlarlar. Depresyon denebilmesi için bu belirti kümelerinin önemli bir kısmının belli bir süre devam etmesi gerekmektedir. En önemlisi de bu problemlerin kişinin günlük hayattaki işlevselliğini etkiliyor olması gerekmektedir.

Depresyon Nasıl Ortaya Çıkar?

Depresyonun en sık karıştığı durumlardan birisi kayıp ve yas durumlarıdır. Kişi bir kaybın ardından yoğun bir üzüntü yaşayabilir ancak bu depresyon demek değildir. Yas durumları kişide değersizlik, benlik saygısında azalma, yetersizlik duyguları yaratmaz. Yine bazı tıbbi hastalıkların ve daha nadir olarak kullanılan bazı ilaçların ardından da depresyon gelişebilir. Başlangıcı bazen ani olabilir yani günlük hayat normal bir seyirde görünüyorken fakat bazen de bir takım sosyal stresler, kişisel zorlukların ardından gelişebilmektedir. Özellikle ağır düzeyde değilse, başlangıcında kişi ve çevresi bu değişikliği anlayamayabiliyor. Kişi olağan günlük hayatını sürdürmekte güçlük çekmeye başlayınca yardım arayışına girmekte. Daha ağır durumlarda intihar düşünceleri de görülebilmekte ve bu durum tedavinin elzem olduğu noktalardan biridir.

Bu tablo ruhsal sorunlar arasında toplumda en sık görülen durumlardan biridir ve kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Bazen ağırlıklı olarak bedensel belirtilerle (vücutta yaygın ağrılar, mide-barsak şikayetleri, baş ağrısı..vb) ortaya çıktığı için tanı konması güç olabilmektedir. Depresyonda olan kişiler bir çok zaman ruh sağlığı uzmanı dışındaki hekimlere gittikleri için zamanında depresyon tedavisi alamamaktadırlar. Depresyon bazen hayat boyu yalnızca bir kez görülmekle beraber bazı durumlarda bir çok kez tekrarlayabilir.

Depresyonun Nedenleri?

Nedenleri arasında çeşitli faktörler bulunmaktadır. Genetik yatkınlık, sosyokültürel sebepler, kişilik özellikleri depresyonun gelişiminde etkili faktörlerdendir. Özellikle birinci derece yakınlarında geçirilmiş depresyon varsa bu riski arttırmaktadır. İş kaybı, ekonomik zorluklar, boşanma, sosyal destek azlığı gibi durumlar kişinin depresyon geçirme eğilimini arttırmaktadır. Bazı kişilik özelliklerne sahip olmak , küçük yaşlarda ebeveyn kaybı gibi durumlarda daha sık görülmektedir. Bu faktörlerin hiç birisi tek başına bir önem taşımamakta herkesin kendi bireysel öyküsü içinde bunları bir bütün olarak değerlendirmek gerekmektedir.

Çocuklarda Ortaya Çıkan Asi Davranışlar Nasıl Kontrol Edilir?

Başkaldırı hem ergenlerde hem de 2 ve 6 yaş arasındaki çocuklarda oldukça normaldir. Bu tarz davranışlar gösteren çocuklarınızı anlamanız, onlara sevgi göstermeniz oldukça önemlidir. Ancak yeri geldiğinde gerekli müdahalelerde bulunmanız da gerekmektedir.

Çocukların asi davranışları yaşa bağlı olarak farklı şekillerde kendini gösterir. Çocuklar büyüdükçe onlarla ilgili birçok şey de değişir. Kim olduklarını keşfettikçe kişilik özelliklerinden gurur duymaya başlarlar.

Çocuklarda yaygın olarak görülen iki tip isyan dönemi bulunmaktadır. Bunlardan ilki 2-6 yaş arasında ortaya çıkarken, diğeri ise ergenlik döneminde kendini gösterir. Bu dönemlerde, çocuklar ya da ergenler kendi iradelerine göre hareket etmek isterler ve bu isteklerini sık sık uygulamaya koymaya çalışırlar.

Çevresel faktörlerin değişmesine bağlı ortaya çıkan isyan dönemleri de bulunmaktadır. Bu gibi periyotlarda çocuk ailesiyle bağlantı kurmakta zorlanır. Bu durumun sonucunda da aileye karşı başkaldırı kendini gösterir.

Bu bahsettiğimiz davranış oldukça normaldir ve aileleri hemen alarma geçirmemelidir. Çocuklarda ortaya çıkan bu isyan ve başkaldırı dönemleri bir dereceye kadar normal olarak kabul edilmelidir. Çünkü bu süreçlerin sonucunda çocuklar, kendi kişiliklerini ve kimliklerini oluşturmaya başlar.

Bu bilgilerin ışığında, çocuğunuzda meydana gelen bu davranışları anlamanız ve kabul etmeniz oldukça önemlidir. Ancak aynı zamanda bu tarz durumlarda ne yapmanız gerektiğini bilmeniz de hayati önem taşır. Aile olarak sizin göreviniz, bu isyankar dönemleri en iyi şekilde yönetmek olmalıdır. Çocuğunuzun kişiliği bu periyotlardan etkilendiği için herhangi kötü bir sonuca neden olmadan üzerinize düşeni yapmanız gerekir.

Asi çocuğunuzu kontrol etmeniz için stratejiler
Bu asi dönemlerde çocuğunuza disiplini sevgi ile vermeniz gerektiğini mutlaka duymuşsunuzdur. Yaşları küçük bile olsa, onlardan bir şey yapmalarını istediğinizde sizi anlayacaklardır. Bu süreçte önemli olan sabrınızı korumanız ve çocuğunuza sakin ve kontrollü bir biçimde yaklaşmanızdır.

Ayrıca, davranışlarınızı düzenlemeniz ve bazı belli stratejileri kendi üzerinizde uygulamanız da oldukça önemlidir.

  1. Kurallarınız ve yaptırımlarınız net olsun
    Eğer çocuğunuz aile içindeki kuralları biliyorsa ve belli hareketleri sonucunda karşılaşacağı sonuçlardan haberdar ise, kendisini çok daha güvende hissedecektir. Bu, asla sıkıntı yaşamayacağı anlamına gelmiyor elbette; önemli olan belli kuralların ihlali sonucu bazı yaptırımların olmasıdır. Nasıl aile içinde belli kurallar varsa, ihlaller sonucunda belli yaptırımlar da olmalıdır.
  2. Uygun olmayan davranışları onaylamayın
    Çocuğunuzun asi davranışlarına gülerek yanıt verirseniz eğer sorununuz daha da büyüyecektir. O an yaptığı şeyi komik bulsanız bile gereken mesajı vermekten çekinmemeniz gerekmektedir. Çünkü bu durumun sonucunda size olan saygılarını yitirebilirsiniz.
  3. Olumlu davranışları ödüllendirin
    Ailelerin yaptığı en yaygın hata sadece olumsuz durumlarda tepki vermeleridir. Anne-baba olarak sadece olumsuz durumlarda tepki verdiğinizde dolaylı olarak onları sadece olumsuz davranışlara itmiş oluyorsunuz. Bu durumun sonucunda, çocuğunuz olumlu bir davranış sergilediğinde kendisi bile farkına varamamış olabiliyor.

Çocuklarınızın yaptığı güzel şeyleri takdir edin ve onları övün. Bu şekilde onları olumlu davranışlara daha çok yaklaştıracaksınız.

  1. Sevginizin karşılıksız olduğunu gösterin
    Çocuğunuz arka arkaya hatalar yapsa bile onlara her zaman sevgi duyacağınızı bilmelerini sağlayın. Rahatsız olmanızın nedeninin yaptıkları yanlış davranışlar olduğunu onlara anlatın. Kendinizi onların yerine koyun ve onları anlamaya çalışın. Onları dinleyin ve sakinliğinizi korumak adına sesinizi yükseltmemeye çalışın.
    Eğer çocuğunuz ergenlik dönemindeyse ruh hallerini sorgulamamaya çalışın. Onlara ihtiyaçları olan alanı verin.
  2. Eğer çocuğunuzun asi davranışlarını daha kötü hale getiriyorsanız bu durumu fark etmeye çalışın
    Genellikle çocuklarda isyankar davranışlar aile yüzünden meydana gelir. Çocuğuna nasıl yaklaşmasını bilmeyen aile, durumu iyi bir biçimde kontrol edemeyebilir. Bu durumun sonucunda çocuk daha da asileşir. Ailenin ayrı olması ya da duygusal açıdan çocuğa uzak olmaları bu asi davranışların en genel nedenidir.

Eğer anne ve baba arasında bir tür gerginlik varsa çocuk bu durumu algılar ve dikkat çekmek adına farklı tutumlar sergileyebilir. Bunlara ek olarak, eğer birden çok çocuğa sahipseniz ve ilgi konusunda eşit bir tutum sergilemiyorsanız çocuğunuz bu durumu fark eder ve ilgi çekmek adına asi tavırlar sergileme yoluna gidebilir.

  1. Farklı alternatifler sunun
    Çocuklarınıza farklı alternatifler sunmanız, onların belli durumlarda pozitif davranışlar üretmelerini sağlayacaktır. Bu durum aynı zamanda, birer yetişkin olduklarında karar verme becerilerini de geliştirecektir.

Onlarla bazı anlaşmalar yapmak farklı alternatifler sunmaya örnek olarak verilebilir. Mesela ödevlerini yaptıkları takdirde belli bir zaman aralığında televizyon izlemelerine izin verebilirsiniz.

  1. Pozitif bir dil kullanın
    Olumlu bir dil kullanmak her zaman için en iyi yoldur. Pozitif bir dil, yasakların ve negatif tutumların meydana getirdiği savunma haline neden olmaz. Çocuklarınızın size karşı nasıl davrandığına odaklanmayın, unutmayın ki yetişkin olan sizsiniz. Bu nedenle her zaman için sakin kalın ve olaylara olumlu yaklaşın.

Sorun yaşadığınız durumlarda, onlara neyi yapamayacaklarını söylemek yerine neyi yapabileceklerini söyleyin. Mesela ”evin içinde bisiklete binemezsin” demek yerine ”bisiklete terasta binebilirsin” diyin. Ya da benzer bir şekilde ”odanda gitar çalamazsın” demek yerine ”zemin katta gitar çalabilirsin” demeyi seçin.

Sonuç
Hiçbir çocuk onu nasıl eğiteceğinizi anlatan bir kitapçıkla doğmaz. Bütün aileler çocuk sahibi olduklarında aynı sorunlarla karşılaşır. Onların üzerinde sadece otoritenizi uygulayamazsınız, tek başına bu yeterli olmayacaktır.

Her çocuk özel ve eşsizdir; farklı durumlarda farklı tepkiler verir. Bu tepkiler büyük ölçüde evde ailesinde öğrendiği, gördüğü ve gözlemlediği şeylere bağlı olarak gelişir.

PedagogSoru Sor

Kategoriler
Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.