Ev Ödevlerini Yaptırmanın Kolay Yolları

Okul çağındaki çocukların en büyük sorunu; eve geldikten sonra ödevlerini yapmaları için ebeveynlerinin verdiği mücadeledir.

Okulun en büyük gerekliliklerinden biri de ev ödevidir. Özellikle 6-9 yaş arasındaki çocuklar günde en az bir, bir buçuk saat ev ödevi yapmalıdır.

İşte çocuğunuza ev ödevlerini yaptırmanın 6 kolay yolu;

1. Çocuğunuzun ödevlerine bakıp hangisi için kaç dakika ayıracağına siz karar verebilirsiniz. Böylelikle onun da bu zaman limitine uymasını sağlayabilirsiniz.

2. Ev ödevinin ne zaman yapılacağına dair birtakım kurallar belirleyebilirsiniz. Örneğin; Fayda sağlaması için ev ödevini okuldan gelir gelmez yapması için yönlendirebilirsiniz.

3. Okuldan geldikten sonra biraz ara verip, başka aktiviteler yaptıktan sonra da ödeve başlatabilirsiniz. Ancak hangi zaman aralığını seçerseniz seçin, ev ödevi söz konusu olduğunda bunu düzenli olarak uygulamaya çalışın.

4. Bir okuma günlüğü tutabilir, çocuğunuzla birlikte kitap okurken yaşadıklarınızı bu günlüğe yazabilirsiniz.

5. Her gece aynı saatte çocuğunuzla birlikte bir kitap okuyabilirsiniz.

6. Çocuğunuzun okul sonrası yaptığı spor, resim veya müzik gibi aktivitelerin saatlerini de çocuğunuzun ev ödevlerine göre ayarlamaya dikkat edin.

7. Kuralları belirleme ile birlikte takip edilmeli ve tutarlı davranış sergilenmelidir.

8. Çocuğunuzla birlikte özel oyun saatleri ihmal edilmemeli hep ders odaklı düşünülmemelidir.

9. Çocuğa önce sorumlulukları yerine getirmeyi sonrasında eğlence ve oyun olacağı düşüncesi aşılanmalıdır.

Ergenlik Döneminde Hangi Durumda Psikolojik Destek Alınmalıdır

Ergenlik dönemi hem ergen için ve hem de ergenin ailesi için zor dönemdir. Aile, ergeni anlamakta güçlük çekerken, ergen anlaşılma duygusunu tam olarak yaşayamadığını düşünür. Ebeveyn bu dönem, çocuğunu ne kadar iyi tanır ve hangi davranış, tutum ve tepkilerin ergenlikle ilişkili olduğunu ayırt edebilirse,  ebeveyn-ergen çatışmaları o denli az olur.

Ergenler, bağımsızlık istekleri doğrultusunda anne-baba ve ailenin diğer üyeleri ile tartışmalar yaşayabilirler. Bu çatışmalar genellikle kiminle arkadaşlık edileceği, eve dönme saatleri, sigara ve madde kullanımları, ders çalışma, telefon, bilgisayar kullanımı, kıyafet ve yemek gibi konulardır. Bazı durumlarda bu gibi sorunlar aile ve ergen arasında ciddi sorunlar çıkmasına neden olabilir. Çözüm için destek gereksinimi duyulan durumlarda, sorunlar büyümeden ve kişiler ve ilişkiler örselenmeden, çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında çalışanlardan destek almak gerekir.

Ergenlik döneminde psikolojik destek alınmasını gerektiren durum ve sorunlar şunlardır;

  • Sınav kaygısı (LGS, TYT, YKS, AYT )
  • Anksiyete bozuklukları
  • Depresif belirtiler ve depresyon
  • Öfke ve dürtü kontrol problemleri
  • Davranış bozuklukları
  • Takıntı ve tekrarlar
  • Fobiler,
  • Tikler,
  • Arkadaş ilişkilerinde sorunlar ve yalnızlık
  • Aile içi çatışmalar
  • Dikkat eksikliği, hiperaktivite sorunları
  • Okulda uyum sorunları, derslerde başarısızlık, ilgisizlik okula gitmeme
  • Bağımlılık sorunları (cep telefonu, internet, oyun, madde vs. )
  • Cinsel kimlik bozuklukları
  • Uyku ve yeme bozuklukları

Çocuğunuzu Pedagog Rehberliğinde Bilinçli Büyütün

Çocuğunuzun sağlıklı ve mutlu büyümesini desteklemek, ileride oluşabilecek problemlerinin önüne geçmek için çocuğunuzu uzman pedagog danışmanlığında büyütebilir, gelişimini takip ettirebilir ve çocuğunuz büyürken sağlıklı iletişim kurma yollarını öğrenebilirsiniz.

Bir pedagoga sadece sorunlar oluştuğunda değil, çocuğunuzu uzman rehberliğinde bilinçli büyütmek için de gidebilirsiniz. Bu süreç anne-baba olmaya karar verme ile başlar. Yani hamilelik öncesi, hamilelik ve doğum sonrası, bebeklik ilk aylar ilk yıllar, okul öncesi dönem ve orta öğretim dönemi şeklinde devam eder.

Çocuğun ve ailenin hayatını zorlaştırarak tüm ailede mutsuzluk yaratan psikolojik problemleri çözmek amaçlı;

Çocuğunuzun ve sizin yaşamınızı zorlaştırdığını gördüğünüz psikolojik sorunlar mutlaka çocuk psikolojisi konusunda eğitimli ve deneyimli bir pedagog desteğiyle çözülmelidir.

Bu tür sorunlara ilaveten, çocuğunuzun hayatını olumsuz etkileyeceğini düşündüğünüz bazı değişiklikler ve olaylarda çocuğun etkilenmesini en aza indirmek ve durumlara uyumunu kolaylaştırmak amacıyla da pedagog’dan psikolojik destek alabilirsiniz.

Tüm bu durumlar aşağıdaki gibi sıralanabilir;

  • Boşanma ve ayrılıklar,
  • Kardeş kıskançlıkları, aileye yeni bir bebeğin gelişi,
  • Aile içi ciddi problemler (işsizlik, kumar, alkol, çatışma ve kavgalar ),
  • Gelişimsel bozukluklar,
  • Kreşe, anaokuluna ve ilkokula başlamada zorluklar,
  • Okul değişiklikleri ve arkadaş dışlanmaları,
  • Okul başarısızlıkları ve ödev yapmada güçlükler,
  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozuklukları,
  • Konuşma bozuklukları ve kekemelik,
  • Korku ve kaygı bozuklukları,
  • Yalnız kalmaktan korkma, yalnız yatamama,
  • Uyku ve beslenme bozuklukları,
  • Takıntı ve zorlayıcı tekrarlar,
  • İçine kapanıklık, ilişki kurmada güçlükler,
  • Anne veya babada psikiyatrik, psikolojik sorunlar,
  • Ailede yaşanan travmatik olaylar, kayıplar vs.,
  • Anneye aşırı düşkünlük, anneden ayrılma kaygısı,
  • Anne ve babayla yatmakta ısrar,
  • Gece kabusları, gece ağlayarak uykudan uyanmalar,
  • Gece diş gıcırdatmaları, uyku bozuklukları,
  • Gece ya da gündüz alt ıslatma, dışkı kaçırma,

Anne Baba Eğitimi, Ebeveyn Danışmanlığı, Gaziantep

Hiç kimse mükemmel anne-baba olarak dünyaya gelmez. İyi anne-baba olmak sabırla, sevgiyle, tecrübeyle ve öğrenerek olur.

Her yıl binlerce yeni anne-baba çok zor bir görev üstleniyor. Doğduğu andan itibaren tamamen savunmasız yardıma muhtaç olan bir bebeğin, fiziksel ve psikolojik sağlığını korumanın ve onu her konuda iyi bir evlat olarak yetiştirmenin sorumluluğunu da üstleniyor. Bundan daha zor bir görev var mı?

Yeni Anne Baba Olarak çocuğunuzun hem fiziksel hemd epsikolojik olrak sağlıklı büyümesi için neler yapacağınız konusunda kafanızda soru işaretleri olabilmektedir. Sağlıklı bir çocuk sağlıklı bir anne babanın yetiştirmesi ile olacaktır. Anne baba olarak zorlandığınızın zamanlarda ve çocuğunuzla iletişim kurmakta güçlük çektiğiniz ve çocuğunuzda beklediğiniz davranış ve tutumları gerçekleştiremediğininizde bir uzman pedagog desteği almanız hem sizi hemde çocuğunuzla olan ilişkinizi düzenleyecek ve sağlıklı hale getirecektir.

 

Pedagog İle Başlayacağınız Anne Baba Eğitim Sürecinde;

  • Sağlıklı Anne Baba Tutumu Geliştirmeyi,
  • Anne Baba Rollerinin Nasıl Olacağını,
  • Ebeveyn rolleri ile Karı-Koca Rolleri Arasındaki Farklerı,
  • Çocuklarınızı dinlemeyi,
  • Çocuklarınızın gelişimini etkileyen faktörleri,
  • Çocuklarınızı yetiştirme tarzlarını,
  • Çocuklarınıza nasıl olumlu alışkanlıklar kazandıracağınızı,
  • Onların diliyle konuşmayı,
  • Doğru zamanda ve doğru yerde hayır demeyi,
  • Çocuklarınızın anlama ve kavrama yeteneklerini geliştirmeyi,
  • Kötümser anne-baba olmaktan kurtulmayı,
  • Çocuklarınızla kaliteli zaman geçirmeyi,
  • Hangi yaşta hangi sorumlulukları vereceğinizi,
  • Ergen psikolojisini ve ergenlik döneminde yaşanan değişimleri,
  • Ergenlikteki davranış değişikliklerin nedenlerini,
  • Çocuklarınızın söyledikleri kelimelerin ardında yatan gerçek mesajları fark edebilmeyi,
  • Ev ortamı nasıl bir öğrenme ortamıdır ve nasıl kullanılması gerektiğini,
  • Ödül-ceza mekanizmasını nasıl kullanacağınızı,
  • Çocuğunuza duygusal ve sosyal zekanın tohumlarını nasıl atacağınızı,
  • Çocuklarınızın zihnine yerleşen virüslerin nasıl oluştuğunu,
  • Çocuklarınızı doğru teşviklerle yönlendirmeyi,
  • Çocuklarınızın gerçek ihtiyaçlarını fark etmeyi,
  • Karşı çıkmadan önce her zaman çocuğunun isteklerini dinleyen anne-babalar olabileceksiniz.
  • Çocuğunuzun Gelişimine Katkı Sağlayacak Bu Eğitim Sürecine Katılmanızı Öneririz.
  • Eğitim Süreci Anne Baba İle İlk Seansta Belirlenen Yol Haritası İle İlerler ve Uzman Pedagog Desteği Takibi İle Devam Eden Anne Babanın Yeterli Beceri Kazanımı İle Sonlanan Bir Süreçtir.

 

Gaziantep Pedagog Çocuk Ergen ve Aile Psikolojisi

Gaziantep Pedagog bebeklikten ergenliğe, çocuk psikolojisi ve gelişimi alanında uzman pedagog yardımı ile ailelere destek sağlamaktadır. Anne baba eğitimi, desteği ile çocukların daha sağlıklı yetişmelerine katkı sağlamaktadır. Gaziantep Pedagog özel anne, baba, çocuk kliniğidir. Verdiğimiz hizmetler: çocuk psikolojisi, çocuk gelişimi, ergenlik sorunları, okul uyum sorunları, konuşma bozuklukları, geç konuşma, davranış bozuklukları, anne ve baba eğitimi, dikkat dağınıklığı, öğrenci koçluğu, tırnak yeme sorunu, parmak emme sorunu, kardeş kıskançlığı, hırçın ve öfkeli çocuk, oyun ve internet bağımlılığı, boşanma ve aile danışmanlığıdır.

Randevu & İletişim

Randevu Almak İçin İster Whatsapp Üzerinden Mesaj Olarak İsterseniz Telefonla Ulaşabilirsiniz.

 

Sınav Kaygısı İçin Psikolojik Destek

Sınav Kaygısı Nedir?

Sınav öncesi ve/veya sınav sırasında yaşanan ve öğrenilen bilginin etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan başarıyı düşüren yoğun kaygıya sınav kaygısı denir. Sınav kaygısı, sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentilerden kaynaklanan endişe ve bu endişeye bağlı olarak bedenin olağan işleyiş dengesinin bozulmasına yol açan fizyolojik/bedensel tepkilerle ortaya çıkan yoğun duygulanım boyutlarından oluşur.

Sınav kaygısına yönelik danışmanlık ile endişeye yol açan olumsuz düşünce, inanç ve beklentilerin belirlenerek daha gerçekçi düşüncelerin geliştirilmesinin sağlanması, sınav öncesi ve sırasında ortaya çıkan heyecansal tepkilerin kontrol edilmesinde yeni davranış ve becerilerin kazandırılması yoluyla sınav kaygısıyla başa çıkılmasını sağlayan bir süreçtir.

Sınav Kaygısı Belirtileri Nelerdir?

Kaygının belirtileri; fiziksel, zihinsel, duygusal, davranışsal ve sosyal olmak üzere beş alanda ele alınabilir:

  • Kaygının Fiziksel Belirtileri: Kalp atışında hızlanma; nefes almada güçlük çekme; nefes alış verişinin hızlanması; mide bulantısı, ishal, sık sık idrara çıkma; ellerde ve ayakta titreme, uyuşma, karıncalanma; terleme, üşüme, yüz kızarması, kaslarda gerginlik; göz kararması, baş dönmesi, baş ağrısı; uykusuzluk, halsizlik vb. gibi haller. Ayrıca yalnızca sınav esnasında burun akıntısına, mide bulantısına, tuvaletin gelmesi vs. de sınav kaygısına işaret olabilir.
  • Kaygının Zihinsel Belirtileri: Dikkati toplamada güçlük; unutkanlık; düşüncelerini organize etmede zorlanma; odaklanma problemleri; okuduğunu anlamada güçlük; felaket yorumları içeren düşünce ve inançlar.
  • Kaygının Duygusal Belirtileri: Huzursuzluk, sinirlilik, gerginlik, korku, endişe, panik, heyecan, güvensizlik gibi duygular.
  • Kaygının Davranışsal Belirtileri: Kaçma (Ders çalışmayı bırakma), kaçınma ( Ders çalışmayı erteleme) şeklinde örnek gösterilebilir.
  • Kaygının Sosyal Belirtileri: Aile ve arkadaşlardan uzaklaşmak, yalnız kalmayı istemek, sosyal geri çekilme, aşırı sosyalleşerek ders çalışmayı ertelemek olabilir.

Sınav Kaygısının Nedenleri?

  • Mükemmeliyetçi yaklaşım,
  • Baskıcı, otoriter anne –baba tutumları,
  • Reddedici, küçük düşürücü anne –baba tutumları,
  • Kaygı düzeyi yüksek anne –baba,
  • Beklenti düzeyi yüksek anne –baba,
  • Tutarsız anne –baba davranışları,
  • Baskıcı- otoriter öğretmen tutumları,
  • Reddedici, küçük düşürücü öğretmen tutumları,
  • Beklenti düzeyi yüksek öğretmen,
  • Tutarsız öğretmen davranışları,
  • Sınanma, değerlendirilme korkusu,
  • Reddedilme korkusu,
  • Öğrenilmiş çaresizlik yaşanması,
  • Görev ve sorumlulukları erteleme,
  • Çalışma alışkanlıklarında yetersizlik,
  • Zamanı iyi kullanmama,

Çocuğunuz Yalan Söylüyorsa

Yalan masum değildir. Ama bu yalanı dünyadaki en masum varlık olan çocuklarımız söylüyorsa, bunu bazen gülerek karşılayabiliriz. Hatta çocuk zeki, ondan yalan söylüyor; zeki olmasa söyleyemez diye övünebiliriz bile. Ancak yalan aslında göründüğü kadar masum olmayabilir. Çocuğunuz gerçekle gerçek olmayanı ayırt etmeye başlamasına rağmen hala yalan söylemeye devam ediyorsa dikkat etmelisiniz.

Yalanın basit bir uydurmadan çıkıp ciddi bir davranış bozukluğuna nasıl dönüşür.

Çocukların zengin hayal güçlerini kullanarak gerçek olmayan olayları abartılı bir şekilde anlatabileceğinin altını çizen Pedagoglar, ‘Çocuklar gerçeği yetişkinler gibi değerlendiremedikleri için görüp duyduklarını uydurabilirler. Kimi anne baba, çocuğunun olmamış şeyleri olmuş gibi anlatmasını yalan sayar. Çocuklar, kendisinden ve ailesinden bahsederken dinozor gördüğünü, babasının 5 arabası, uçağı, gemisi vs. olduğu gibi gerçek dışı şeyler söyleyebilirler. Bu gibi gerçek olmayan abartılı söylemleri, çocukta bir davranış bozukluğu olan yalancılıkla karıştırmamak çok önemlidir. Çocuğu eleştirmek ve ona kızmak yerine söylediği şeylerin içeriği, bunları kimlere ve ne sıklıkta söylediği etraflıca değerlendirilmeli ve çocuğun hangi ihtiyacına yönelik bu davranışları kullandığı anlaşılmaya çalışılmalıdır. Çocukların gelişim sürecinde gerçeklik duygusu zamanla oturur. Dolayısıyla çocuğun gerçekçilik duygusu gelişinceye kadar, davranışlarını ve söylediklerini yalan olarak değerlendirmemek gerekir. Çocuklar anne-babayı örnek alırlar ve herhangi bir duruma karşı yalan söylenmesine şahit oldukları andan itibaren yalan söylemeye başlayabilirler. Örneğin; kapıya gelenlere kendisinin evde olmadığını söyleten bir baba, çocuğunu doktora götürürken ‘hadi parka gidiyoruz’ diyen anne çocuğunu yalana yönlendiriyor demektir. Ailenin çeşitli zamanlarda yalana başvurması çocuğun gözünden kaçmaz. Çocuklar hızlı öğrenirler. Anne babasından gördüğü bu davranış kalıbını hayal gücüyle süsleyip sergilediği zaman ailesi tarafından sert tepki gören çocuk ise tam bir çelişki yaşar. Ailesinin tutarsızlığı karşısında en temel gereksinimi olan güven duygusu sarsılır. Ayrıca çeşitli nedenlere bağlı olarak, anne-baba ile çocuk arasındaki güven sarsılmış ve çocuk anne-babasının beklentilerini karşılamakta güçlük çekiyorsa, alacağı ceza, eleştirileceği, küçük düşeceği, sevilmeyeceği gibi korkularla yalana sığınabilir.

Ünlü psikolog A.S. Neill’ın “Çocuğunuz Yalan Söylüyorsa Ya Sizden Korkuyordur Ya da Sizin Yaptığınızı Yapıyordur” sözleriyle anlatmak istediği; çocuklarda masum abartıların ötesinde bir uyum ve davranış bozukluğu olarak görülen yalan söyleme huyunun, yetiştirilme ve sosyal ortamına bağlı olarak gelişebildiğidir. Bu huyun altında yatan sebeplerin başında ise erişkinlerin gerçek karşısında takındıkları çelişkili tutumlar gelir.’ diye konuştu.

Bebeklerde Gelişim Sorunları Nelerdir?

Bebeğin gelişimsel problemleri incelenirken fizyolojik gelişiminin önemi üzerinde durulur.

Fizyolojik gelişim; belirli bir sırayı takip eder hiç bir şey zamanından önce ya da sonra olmaz. Hazır bulunuşluk ilkesi bunu gerektirir.

Gelişim baştan ayağa; içten dışa doğru uzanır. Önce iç organlar,sonra dış organlar gelişir. Başını tutamayan bebek oturamaz.

Genel normlara göre bebeklerden beklediğimiz sağlıklı gelişim göstergeleri şöyledir;

0-12 ay:

-Yüz yüze bakışıp gülüşüyor mu?
-Çıngırağı kavramak için uzanıyor mu?
-Renkli nesneleri gözüyle takip ediyor ve arkanıza sakladığınızda yok olmadığının orada olduğunun farkında mı?
-Kahkaha atabiliyor mu?
-Tıkırtı gürültü gibi duyduğu seslere doğru dönüp bakar mı?
-Yüz üstü yatırdığınızda göğsünü kollarından destek alarak kaldırabilir mi?
-Yattığı yerde tam tur dönebilir mi?
-Kendi başına bisküvi ekmek yiyebilir mi?
-Heceleme biçiminde değil de bilinçli olarak anne-baba kelimelerini kullanabilir mi?
-Hiçbir yere tutunmadan 5-6 sn ye kadar ayakta durabilir mi?
Eğer bebeğiniz 1 yaşını doldurmuşsa bu becerilere sahip olmuş olması beklenir.

24-36 ay:

Bardaktan tek başına su içebiliyor mu?
Evde işlere yardım edebilir mi? (Artık sofra kurarken ondan yardım alabilirsiniz)
Kendisi hem çatal hem kaşığı kullanarak tamamen kendi başına yemek yiyebilir mi?
Kıyafetlerinin alt parçalarını (pijama vs) giyebilir mi?
Adını soyadını söyleye bilir mi?
Aile dışındaki bireyler tarafından konuşmaları net şekilde anlaşılabiliyor mu?
Ayağını yerden keserek zıplayabilir mi?
Ayaklarını yere sürümeden, pedal çevirerek bisiklete binebilir mi?
Bebeğiniz 3 yaşını doldurmuşsa bu becerilere sahip olmuş olması beklenir.

5 yaş itibariyle;

  • Kendisi düğmelerini iliklemek dahil tamamen giyinebilir.
  • İnsan resmi çizebilir (Baş gövde bacak olan resim yeterli kabul edilir)
  • Tek ayağının üstünde (hem sağ hem sol)  hiçbir yere tutunmadan 6-7 saniye kadar durabilir
  • Genelde 1 yaşına kadar normal gelişim göstermiş, gelişim görevlerini zamanında tamamlamış çocuklar da sonradan gelişim geriliği ortaya çıkmaz. (Gelişimi sekteye uğrayabilme ihtimalini ortaya çıkaran sıklıkla 6 aydan 5 yaşa kadar karşılaşılan ; febril/afebril konvülsiyon gibi kontrol dışı olgular haricinde)
  • Çocukların ebeveyn tarafından deneyimsiz bırakılması halinde  gelişim gecikmiş gibi değerlendirilebilir. Bu yalancı bir gecikme durumudur. Ebeveynin kendi kaygılarından  arınarak çocuğunun deneyimler yaşamasına fırsat vermesi normal gelişim düzeyine yaklaşması için çocuğa destek olması yerinde bir tutum olacaktır.
  • Tüm alanlarda gelişim normal seyrinde ilerlerken, yalnızca konuşma alanındaki gecikmeler, alıcı dilin gelişmişlik düzeyine göre ve çocuğun dünya ile ilişkisine göre değerlendirilir.
  • Çocuğunuzun duymuyor gibi davranması, anlamsız kelimeleri kendi kendine tekrarlaması ya da anlamlı kelimeyi uygun yerde kullanmaması ise farklı bir gelişimsel problem açısından değerlendirilir.
  • Bu durumda şu davranışların varlığı gözlemlenmelidir;
  • Çevresindekilere ilgisiz bir görünümde midir?
  • İnsanlarla dolu bir odaya girse boş bir odaya girmiş gibi davranır mı?
  • Motor hareketleri amaca yönelik ve koordine değil midir?
  • Ellerini göz hizasında yıkamaya benzer biçimde ovuşturma ve yalama biçiminde yineleyici davranışlar gözlemleniyor mu?Konuşmaları tekdüze, ilgi alanları dar mıdır?
  • Spesifik konularda takıntı biçiminde basmakalıp yenileyici davranışlara sahip midir?
  • Yaygın gelişimsel bozukluk olarak değerlendirilebilecek bu davranışların erken dönem de fark edinilip müdahale edilmesi çocuğunuzun sağlıklı gelişimi için büyük önem arz eder.
  • Gaziantep Pedagog’da gelişim değerlendirme ve takip hizmetimizde; yukarıda sayılan maddelerden bir ya da bir kaçını yaşına uygun dönem içinde yerine getiremeyen çocuklarda gelişimsel gecikmeler tespit edilerek, çocuğa özel destek programı planlanmaktadır.

Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği (Wisc-R), Gaziantep Zeka Testi

6–16 yaş grubuna yönelik olarak bireylerin zihinsel performanslarını belirlemek amacıyla uygulanan bireysel bir zeka testidir. Bu test bireysel olarak uygulanan bir testtir. Uygulaması 1 – 1,5 saat sürmektedir.

Her alt testin soruları test yönergesine uygun bir şekilde çocuğa yöneltilir ve çocuktan sorulan soruları yanıtlaması istenir.

Wisc-r Testi Uygulanacak Kişi Sayısı: Bireysel bir test olup bir oturumda bir kişiye uygulanır.

Wisc-r Testi Uygulama Şekli: Her alt testin sorularını yönergeye uygun bir şekilde çocuğa yöneltilir ve çocuktan bu soruları yanıtlaması istenir.

Wisc-r testi, sözel ve performans olmak üzere iki bölümden, her bölümde bir yedek, 5 ana test olmak üzere altı alt testten oluşmaktadır. Herhangi bir alt testin bozulması durumunda bozulan alt testin bulunduğu bölüme ait yedek test uygulanır.

Wisc-r testi sonucunda bireye ait sözel, performans ve genel olmak üzere üç zeka bölümü elde edilir. Wisc-r testinin bazı alt testleri süreye dayalı olarak uygulanır.

Wisc-r zeka testi ülkemizde kullanılan yetenek ve zeka testleri arasında geçerlik ve güvenirliği en yüksek olanıdır. Alt testlerinde değişik yetenek alanlarından örnekler bulunması, yorum ve puanlama kriterlerinin netliği, sonuçlarının açık, anlaşılır ve tatmin edici olması bu zeka testinin daha fazla tercih edilmesine neden olmaktadır.

Wisc-r testi zekayı çeşitli boyutlardan oluşan bir genel yetenek olarak kabul etmektedir. Wisc-r zeka testinde her alt test farklı bir yeteneği ölçebilmek amacıyla geliştirilmiştir. Bütün alt testlerde kendini gösteren bir genel zekanın varlığı kabul edildiği için alt testler arasında anlamlı ilişkiler bulunması beklenmektedir. Alt testlerden alınan standart puanlar arasındaki belirgin sapmalar klinik veri niteliği taşır ve deneyimli bir wisc-r uygulayıcısı öğrenme güçlüğü, disleksi gibi olası problem alanlarını bu testin yorumlanması esnasında tespit edebilir.

Üstün yetenekli çocuklara yönelik akademik çalışmalar yürüten tüm kurumlar ve okullar Wisc-r zeka testi sonuçlarına göre değerlendirme yapmaktadırlar.

Çocuklarda Davranış Bozuklukları

Davranış kişinin dışardaki insanlar tarafından doğrudan doğruya gözlemlenilebilen eylemleridir;uyum ise çocuğun kendi sahip olduğu özellikleri ile çevresi arasında dengeli bir ilişki kurabilmesi ve bunu sürdürebilmesidir. Bazen çocuğun kendi içsel çatışmaları, bazen uygunsuz ebeveyn tutumları; aşırıbeklenti yada beklentisizlik (çocuktan bir şey bekleyememek,güvenmemek), çocuğun tölere edebileceğinden fazla engelleme çocukta davranış ve uyum bozukluklarına yol açabilir.

Her gelişim döneminin çocuk ve anne açısından ayrı bir görevi;aynı zamanda da (davranış ve uyum bozuklukları ile karıştırılabilen) beklenilen bir sorunu vardır. Bu dönemleri tanımak bu dönemlerin hazırlıklı olmak ve en uygun nasıl davranacağını bilmek ebeveynler için hayati önem taşır.

  • Çekingenlik /utangaçlık
  • Saldırgan davranışlar
  • Yalan söyleme
  • İzinsiz eşya alma
  • Okuldan evden kaçma
  • Ders başarısızlığı
  • Huysuzluk nöbetleri
  • İnatçılık
  • Enürezis(Alt ıslatma)
  • Enkoprezis(Dışkı kaçırma)
  • Akran ilişkilerinde bozukluk

Davranış bozukluklarına örnek teşkil edebileceği gibi,çocuğun duygulanım biçimi (yoğun öfke) ve çözüm becerileri geliştirme çalıştığımız alanlardır.

Bebeklerde Dil Gelişimi

İletişim halindeyken kullandığınız kelimeleri düşünün… Kelimeleri nasıl telaffuz ettiğinizi, onların ne anlama geldiğini ya da onları hangi sıraya koyduğunuzu anımsayın… Özneye uygun doğru fiil zamanlarını ve cümle yapılarını kullanıyorsunuz ve konuşurken uygun tonlama ve vurgulamaya sahipsiniz. Aynı kelimeleri kullandığınızda bile farklı kelime sırasıyla, takılarla, tonlama ve vurgulamayla anlamın nasıl değiştiğini biliyorsunuz. Dahası bütün bu karmaşık şeyleri görünüşte çok az çaba ile yapıyorsunuz. Peki, bir bebek bütün bu karmaşık işlevleri ilk üç yıl boyunca hangi aşamalardan geçerek öğreniyor?

 

Dil öncesi gelişimi:

Bebeklerin ilk anlaşılır kelimelerini konuşmadan önceki dönemdir. Bu dönem ağlamayla başlar. Doğumdan ilk iki hafta boyunca bebekler ağlama dışında çok az ses çıkarırlar. Bebek ilk olarak sesleri işitir ve sesleri birbirinden ayırt edebilmeye başlar. Özellikle bebeklerin ilk aylarda insan seslerine karşı ilgisi yapılan çalışmalarla desteklenmiştir. İnsan sesi ile obje seslerine yönelik farklı tepkiler verebilirler.

İkinci aşama agulamadır. İkinci ayın başlamasıyla birlikte bebekler agulama diye nitelendirilen sesler çıkarmaya başlar. Bu sesler daha çok “ooo”, “aaah” gibi açık ünlülerden oluşur. İlk olarak bu sesleri çıkarmaya başlamasının nedeni dil, dudak ve dişle daha az eklemleme gerektirmeleridir. Sağır bebekler bile hiçbir insan sesi duymasalar bile aguladıkları için bu eğilimin doğuştan olduğunu düşünebiliriz.

Üçüncü aşama cıvıldamadır. Bebekler altı aylık olduklarında ünsüzlerinde içinde olduğu çeşitli sesler için dudaklarını, dillerini, dişlerini ve gırtlaklarını çok fazla kullanırlar. Bu süreçte bebek duyduğu sesleri taklit eder. Özellikle  “da da da” “ba ba ba ” gibi tekrarlı hecelere dönüşürler. Büyüklerin dilinin tonlama, ritim ve vurgulama örüntülerini kullanmaya başlarlar.

Sağır bebekler her ne kadar kendilerini ve başkalarını duymuyorlarsa da aynı başlangıç evrelerinden geçerler. Ancak destek verilmezlerse cıvıldama aşamasından öteye gidemez; tonlama ve vurgulama örüntülerini kazanamazlar.

 

Dilsel gelişim

Çocukların ilk sözcüklerini konuşmalarından sonraki dönemdir. Bu dönem de üç aşamadan oluşur. Tek sözcük aşaması bir yaş civarında ilk anlaşılır sözcüklerin ortaya çıkmasıyla başlar. Anlamlı sözcük ve kelime ifadesinden önce bebekler başkalarının söylediklerini anlamaya başlar. Buna alıcı dil denir. Daha sonra ifade edici dil gelişir. Yaklaşık 15 aylık dönemlerde sözcük dağarcığı 10’a, 19 aylık dönemde ise 30 kelimeye kadar çıkar. Diğer aşama telgraf aşamasıdır. Yaklaşık iki yaş civarında çocuklar 2-3 kelimeyi yan yana koymaya başlar. Telgraf olarak isimlendirilmesinin nedeni kelimelerin etkin bir şekilde bağlanmasındaki güçlüktür. “Baba ev” “babam evde” anlamına gelir, ancak ekler ve bağlayıcılar etkin bir şekilde kullanılamamaktadır.

Tam cümleler aşamasında fiil çekimleri kazanılır ve cümle içinde kullanılır. Daha sonra soru cümleleri eklenerek cümleler zenginleşmeye, sözcük dağarcığı genişlemeye başlar. Yaklaşık 3 yaşında bu aşamaya geçilir.

Yaklaşık 3 yaşından itibaren hiçbir kelimesi olmayan, ses çıkarmayan, taklit etmeyen, söylenileni anlamayan ya da anlamıyormuş gibi görünen, şarkı ya da tekerlemelere mırıldanarak eşlik edemeyen çocuklarda bir konuşma gecikmesinden bahsedilebilir. Bu durum çocukların sosyal ilişki kurmakta ve devam ettirmekte zorluk yaşamasına neden olur. Bu çocuklar yalnız kalır ve dışlanırlar. Konuşmada gecikme öğrenme güçlüğünden otizme kadar birçok durumun habercisi olabilir. Bu nedenle bir çocuk psikoloğu tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Bebekler dili öncelikle taklit ederek öğrenmeye başlar. Annenin bebeğinin tepkilerine karşı geliştirdiği tutumu bebeğin sözel davranışını ve gelişimini etkiler. Bebek çıkardığı seslerle annesinin dikkatini, gülümsemesini ve konuşmasını sağlar. Annenin tutumu ses çıkarması için bir pekiştireç görevi görür. Annesinden daha fazla dikkat ve ilgi beklediğinde daha fazla ses çıkarır.

Çocuklarda İdrar Kaçırma Hastalığı

İdrar kaçırma organik veya organik olmayan yani ruhsal sebeplerle iki şekilde ortaya çıkar. Çocuk polikliniklerine aileler genellikle müracaat ederler. İdrar yapma ortalama iki yaştan sonra istediğimiz kontrolündediler. Beyindeki merkezler bunu sağlarlar. Beyinden gelen impulslar mesane ucu (idrar torbası) kapakları kontrol ederler.

Çocukların gece idrar kaçırmaları genellikle psikolojik sebeplerle ortaya çıkar. İdrar tutamama özellikle azarlanan, güve duygusu verilmeyen, aşağılaan, sevgi noksanlığı çocuklarda sık görülür. Hastalığın kesin genetik bir geçişi yoktur ama anne veya babası çocukken idrar kaçırmıışsa bu ailelerde idrar kaçırma çocuklarında da olabiliyor.

İdrar kaçırma tedavisinde neler yapılıyor?
Doktor Önerilerinde Önce organik bir böbrek ve yolları hastalığını ekarte etmek için rutin idrar tahlili yapılır. Eğer normal ise beyine, mesaneye etki eden antikolinerjik, antidiüretik ilaçlar iki veya üç ay kullanılır, tedavide sadece ilaç tedavisi yeterli değildir.

Muhakkak uzmandan destek almak gerekir. Çocukla, anne ve babayla çocuk uzmanının görüşmesi gerekir.

Küçük yaşlarda gerekli tedbir alınmazsa ve tedavi yapılmazsa idrar kaçırma uzun yıllar, hatta ömürboyu sürebilir.

Çocuklarda Cinsel Kimlik Gelişimi

Çocuk 2,5 – 3 yaşlarında cinsel kimliğinin farkına varmaya başlar. Bu yaşlar, tuvalet eğitimini kazanmaya başladığı dönemdir ve kendi cinsel organının farkına varır, ona dokunmaya başlar. Dokunduğunda da haz aldığını keşfeder. Ailelerin bu durum karşısında paniklemeden, cinsel kimliği keşif sırasında ona yardımcı olması gerekir.

Çocuk kendi cinsel kimliğinin farkına varmaya başladığı andan itibaren yardıma ihtiyaç duyar. Örneğin erkek çocuk, kendini keşfettiğinde annesini görür. Ama kendinde, annesinde olmayan bir şey olduğunu fark eder. Kendinde var, annesinde neden yok diye düşünür. Aynı şekilde, kendinde olan şeyin kız arkadaşlarında olmadığını görünce de kafası karışır. Burada ailelerin devreye girip açıklama yapması önemlidir. Çocuk gördükleri ve duyduklarından yola çıkarak, soru sormaya başladığında cinsel eğitimin de başlaması gerekir. Ancak çocuğa detaylı bilgi aktarmak doğru değildir. Yaş büyüdükçe daha fazla detaya girilebilir. Cinsel kimliği keşif sırasında ailelerin çocuğu yanlış yönlendirmesinin ileri ki yaşlardaki cinselliğine de olumsuz yansıyacaktır.

Kız çocuk erkek çocuk farklı mıdır?

Emme dürtüsü ile doğan bebekler, anne sütünü emmenin dışında parmak emme davranışı ile stresli olduğu durumlarda rahatlamaya çalışır. Tuvalet eğitiminin başlamasıyla birlikte de çocuk cinsel organını daha net görür, eller, keşfeder ve cinsel organına dokunduğunda haz aldığını fark eder. Ancak bu haz cinsel bir uyaran şeklinde değildir. Daha çok parmak emmenin verdiği rahatlatıcı zevke eşdeğer bir durum gibidir.

Erkek çocuklar genelde pipilerini çekiştirerek haz duygusu elde eder. Kız çocukları ise sürtünerek haz alırlar. İlerleyen dönemde ise; çocukların belirli objelerle, oyuncaklarla ya da doğrudan ellerini kullanarak genital bölgelerini uyarmaları ve beraberinde kalp atışında hızlanma, sık nefes alıp verme, kızarma, terleme gibi fiziksel belirtilerin gözlendiği durumlar, ‘çocukluk mastürbasyonu’ olarak tanımlanır. Anne babaların mastürbasyon yapan çocuğa yanlış yaklaşımları ve hatalı davranışları onun gelecekti cinsel yaşamını derinden etkileyebilir. Çocuğun merak ettiği konuların, onun anlayabileceği bir dilde anlatılması gerekir. Genelde kız çocuklarına anneler, erkek çocuklarına babalar anlatmalı. Çünkü burada bir özdeşim söz konusudur. Kız çocuk kendini anneye, erkek çocuk da babaya daha yakın hissedecektir.

Çocuğun karşı cinsle olan ilişkisinin belirli sınırlar içinde olması gerekmektedir. Örneğin, çocuklar birbirlerinin cinsel organlarını açıp kontrol etme isteği duyarlar. Bunu bir ya da iki kere yapabilirler. Ama devamlı hale gelmesi sakıncalıdır ve aile tarafından bunun yanlış olduğu çocuğa anlatılmalı. Cinsel kimlik karmaşası özellikle kız çocuklarında ortaya çıkar. Kız çocukları erkek çocukların pipilerini gördüklerinde kendilerinde olmadığını fark ederek bir yoksunluk içine girebilir. Ama ileriki zamanlarda bu karmaşıklık ortadan kalkar ve kendilerini kadın olarak nitelendirmeye devam eder. Erkek çocuklarda da benzer bir durum olabilir. Çok fazla anneleriyle bir arada olurlarsa, onu taklit etmeye kalkarlarsa ya da en yakın arkadaşları bir kızsa ve onun gibi davranmaya çalışırlarsa bir cinsel kimlik karmaşası yaşanabilir.

Anne-baba nasıl davranmalı?

Çocuk kendi cinsel kimliklerinin farkına vardıktan sonra anne babanın dikkatli olması, çocuğun yanında giyinip soyunmamaları, birlikte banyo yapmamaları veya çocuğun onlarla beraber yatmaması gerekiyor. Böyle durumlarda çocuk, cinsel kimliğinde sapma gösterebilir. Örneğin erkek çocuk, annesi giyinip soyunurken annesine özenebilir ve kendi cinsel kimliğinin farkına varmayabilir. Bu tip cinsel kaymalar çoğunlukla çocuğun ilk cinsellik deneyiminde karşımıza çıkar. Eğer erkek çocuğu çok fazla feminen tavırlar sergiliyorsa veya kız çocuğu rahatsız edici düzeyde maskülen tavırlar takınıyorsa, mutlaka bir uzmandan yardım alınması gerekmektedir.

Çocukta utanma duygusunu aile geliştirir. Eğer aile cinsellik kötü bir şeymiş gibi davranırsa veya bu konuda tamamen sessiz kalırlarsa, çocuk kendi içinde bunun konuşulmayacak, kötü bir şey olduğu düşünür. Gizli gizli kendi bulmaya çalışır. Bu yolla da yanlış bilgiler edinebilir. Örneğin; cinsel organıyla oynayan çocuğa sık sık uyarıda bulunmak yerine, “hadi gel birlikte bir faaliyet yapalım” diyerek, çocuk fark etmeden ilgisini başka bir şeye odaklamak da daha yararlı olur.

Çocukların sağlıklı bir cinsel yaşam sürebilmeleri için, ailelerin onları doğru bilgiler ile yönlendirmeleri gerekiyor…

Çocuklarda Ev Kazalarını Önleme Yolları

Kazalar her an ve her yerde çocuğunuzun başına gelebilir. Elbette büyürken böyle kazaların yaşanması olağan olsa da bazı önemler alarak bir çok kazanın önüne geçebilirsiniz.
Düşme:
Düşmeler, çoğu kazanın başlıca nedenidir. Evinizde bulunan pencereler, balkonlar, mobilyalar, açık alanlar, dışarıda bulunan merdivenler, oyun bahçelerindeki yapılar çocuğunuzun düşmesine yol açabilecek yerlerdir. Çocuğunuzun düşüşünü engellemek ya da hiç olmazda bu düşüşün derecesini azaltmak için bi kaç şeye dikkat etmeniz gerekir:
• Evde merdiven bulunuyorsa güvenlik kilidi olan kapıyla kapatın.
• Çocuk alışveriş arabasına oturtulmuşsa yanından ayrılmayın.
• Yürüteç kullanmanız bebeklerin çeşitli objelerin üstüne düşmesine sebebiyet verebilir, kullanmayın.
• Oyun alanlarının zeminlerinin güvenli olup olmadığına dikkat edin.
• Pencerelerin kenarında sandalye ya da pencereye ulaşmasını sağlayacak herhangi bir eşyanın bulunmamasına dikkat edin.
• Eğer yaşadığınız bina yüksekse, pencereleri kafesle kapattırın, bunu yapamıyorsanız çocuğunuzun oralarda bulunduğu zamanlarda pencereleri mutlaka kapatın ve kilitleyin.
Zehirlenme:
Kazaların önemli bir kısmını da zehirlenmeler oluşturmaktadır. Bu zehirlenmelere ilaçlar, alkol, temizlik ürünleri, kozmetik ürünleri ve daha bir çok zehirli madde içeren ürün sebep olabilir. Zehirlenmenin önüne geçebilmek için:
• İlaçlar ve temizlik ürünlerinin bulunduğu yer çocukların ulaşamayacağı yerler olmalıdır.
• Kullandığınız ilaçları bıraktığınız yer çocuğunuzun ulaşabileceği bi yer olmamalı. Çocuğunuz sizi taklit edip ilacı içmek isteyebilir.
• Çocuğunuza ilacın ‘şeker’ olduğuyla ilgili sözler asla söylemeyin.
• Meyve suyu, süt şişesi gibi ürünlerin içine temizlik malzemesi gibi ürünler koymayın.
• Evinizde fare öldürücü gibi ilaçlar kullanmayın.
• Eğer çocuğunuz zehirlenmişse onu kendi başınıza kusturmaya çalışmayın, hemen doktorunuza haber verin.

Yanıklar:

Yanık çocuklarda büyüklerden daha çok rastlanan bir durumdur. Bunun nedeni sıcak bir su olabileceği gibi, evde çıkan yangınlar da olabilir.
• Ocağınızın elektrikli olmasına dikkat edin.
• Yemek yaparken çocuğunuzu kucağınıza almayın, tencere ve ya tavanın sapını ocağın arka yüzüne gelecek şekilde çevirin.
• Masa örtülerinin yerlere kadar uzanmamasına dikkat edin. Çocuğunuz bu örtüyü çekmeye kalktığında masa üzerinde bulunan herhangi sıcak bir şeyi üzerine dökebilir.
• Çocuklarınızı kibrit ve çakmak konusunda uyarıp, bunları ulaşamayacağı yerlerde saklayın.

 

Bebeğim Otizmli Mi?, Otizm Belirtileri

Otizm Nedir Ne Değildir?

Otizm esasında bir iletişim bozukluğudur. Yani beynin “sen, ben, o” kısmının yeterince çalışmamasıdır. İletişim kurabildiğiniz her şeyi düşünün. Otizm de bunun tam tersi. İletişimsizlik. Patolojik olarak beynin merkezi sinir sitemi hastalığıdır. Otizm zeka geriliği değildir. Toplumumuzda ilk akla gelen “çocuğumun zekası mı geri?” Tam olarak söylenemez.. Çünkü bu bir iletişim kuramama problemi.

Nedenlerine gelince halen şundadır denebilecek bir neden bulunamadı. En çok üzerinde durulan nedenler,

• Genetik olduğu ve bazı genlerin bozularak çocuğa taşınması,
• Annenin hamileliğinde hastalık geçirmesi özellikle kızamıkçık,
• Özellikle annenin ilk 8 haftalık hamileliği sırasında bebeğin ağır metallere maruz kalması ( bulaşıcı hastalık, egsoz gazı, GDO lu ürünler, alkol, sigara gibi..)
• Çocuğa yapılan aşılarla ağır metal yüklenmesi,

Ancak kesinlikle bu nedenden kaynaklanıyor diyerek sebep göstermek zor. Ancak benim gözlemim genelde genetik etmenlerin ağır olması. Genelde genetik denince ilk akla gelen anne, baba, hala, amca da var mı yok muyu araştırmak.. Ancak soy ağacında daha aşağılara inildiğinde farklı sonuçlar çıkabilmekte..

Bebeğimiz daha doğmadan aslında bizimle iletişime geçer. Hareketleriyle, hıçkırıklarıyla, konuştuğunuzda size tepki vermesiyle kendini bize hissettirir. Otistik bebeğin anne karnında daha az tepkisel olduğu söylenmekte.. Kesin bir bulgu değil ama olası.. Bebek doğduktan sonra sesleri, ışığı, karşıdan gelen tepkileri anlamaya çalışır. Özellikle ilk 3 aydan sonra bu bakışlar ve tepkiler daha da netleşir.

Eğer;

3 – 6 ay arası bebeğiniz,

– Yüzünüze bakmıyorsa,
– Kapı, telefon sesine tepki veriyor ama ona seslendiğinizde tepki vermiyorsa,
– Sürekli huzursuz ve ağlamaları fazla ise,
– Ellerini izlemiyorsa,
– Müziksel ritimlere, ninnide susuyor ama konuşmaya başladığınızda ağlamalar tekrarlıyor ve artıyorsa,

İlk otistik belirtileri vermeye başladığını düşünülmektedir. Diğer otizm belirtileri :

Özellikle oturma ile emekleme dönemleri arasında ( 6-12 ay içerisinde )

– Yine yüzünüze bakma tepkileri zayıfsa,
– Anne baba nerede dediğinizde anlamıyor gibi görünüyor ise,
– İsmiyle seslendiğinizde bakmıyor ama telefon, kapı çaldığında pür dikkat ise,
– Yemek konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyorsanız ( her şeyi püre yemek istemesi ya da tek tip gıdaları yemesi farklı gıdalara aşırı tepki vermesi )
– Araba tekerliği çeviriyor ya da yuvarlak nesneleri çeviriyor, kapı açılışlarına kapanışlarına fazla odaklanıyor, özellikle tavanda köşelere açılı yerlere keskin bakışlar yapıyorsa,
– Aşırı heyecan ya da üzüntüde elleriyle kuş kanadı çırpışına benzer hareketler gösteriyorsa,
– Reklam, müzik, müzik aleti duyduğunda elindeki her şeyi bırakıp oraya fiks oluyorsa,
– Nesneleri eşyaları istediği şeyleri parmağıyla ya da gözleriyle göstermiyorsa,
– “Cee- Ee oyununa” tepkisiz ise,
– İsteklerini ağlayarak, başını yere sert vurarak, kusarak, oyuncakları nesneleri atarak davranış sorunu olarak size göstermeye çalışıyorsa,
– Attığı oyuncağın nereye düştüğünü araştırmıyorsa,
– Sarılmaktan sevilmekten huzursuz oluyorsa,
– Belli kıyafetlerde huzursuzluğu ve tepkileri artıyorsa ( yünlü kıyafet, çorap giymek, battaniye, saçına toka taktırmak istememe gibi… )
– Kalabalık mekanlarda huzursuz oluyor, ağlıyor, öfke nöbetlerine giriyorsa,
– Parmak ucunda yürüme ağırlıktaysa,
– En önemlisi de çocuğunuzla hem sizin hem de diğer kişilerin yeterince iletişime giremediğini düşünüyorsanız

Bu belirtiler ciddi sıkıntılar olabileceğinin işaretidir.

Bu bahsedilen belirtiler “nasıl olsa geçer”, “bugün yarın bekleyeyim” gibi telkinlerle 18 aylığa kadar sürmekte. Çocuk 1.5-2 yaşına geldiğinde araştırmaya başlanmakta.. Aslında bu belirtileri çok keskin anne ya da yetişkin gözüyle 6 ay ile 12 ay arası fark edebilirsiniz.

Elbette ki fark ettikten sonraki süreç çok önemli.. Çünkü bu problemin çözülebilme şansı  erken tedavi ve eğitimden geçiyor.

Özellikle 6 aylıktan takip edilen ve otizm belirtileri olan bebek doğru yönlendirme ve tedavilerle 2 yaşında normal yaşıtlarını yakalama durumu olabilir. Bu nedenle erken teşhis iyileşmede ciddi faktör.. Ancak bugün hem çocuk doktorları hem de çocuk psikiyatrları 18 aylıktan küçük bebeklere böyle bir tanılama yapmıyor. Otizm konusunda araştırmalar yoğunlaştıkça ve yeteri kadar gözlem sonuç verisi toplandıkça ve bunun yanı sıra nörolojide elektronik  beyin tarama inceleme aygıtları daha da geliştikçe , daha çocuk anne karnındayken bile genetik nedenli otizm teşhis edilebilecektir.

Çocukta Kekemelik Varsa Ne Yapmalı

Çocuklar 2 ila 4 yaşları arasında iken çok hızlı bir dil gelişimi gösterirler bu yüzden bu dönemlerde konuşma sırasında akıcılık problemleri yaşamaları gayet doğaldır. Bu duruma çocukluk çağı kekemeliği adı verilir. Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken nokta ise kekemeliğin ilerlemesi ve form değiştirmesidir.

Böyle bir durumda ebeveynlerin vakit kaybetmeden bir konuşma terapisti ile iletişime geçmeleri gerekir. Konuşma terapisti kekemeliğin kalıcı olmasına sebep olabilecek unsurlar var mı diye çocuğu değerlendirmeye almalıdır. Ardından terapistin takibinde 6 ay ila 1 yıl arasında bekleme süresi geçmelidir. Eğer bu süreç içinde konuşma kendiliğinden düzelmezse terapiye başlanabilir.

Beklenmesi gereken bu 6-1 yıllık süreçte ebeveynlere büyük rol düşmektedir. Çocuğa ters giden bir şeyler olduğu fark ettirilmemeli, konuşmasını düzelmesi için uğraşılmamalıdır. Çocuk konuşamadığını fark ederse kendini düzeltmeye çalışabilir. Çocuk yanlış bir şeyler olduğunun farkına varmaz ve kendini düzeltmeye çalışmazsa kekemelik kendiliğinden düzelebilir. Beklenen sürenin sonunda düzelme sağlayamamış ve terapiye başlayan çocukların ebeveynleri ise artık kekemelik yokmuş gibi davranmamalıdırlar. Çocuğun takılmalarının olduğunu fark etmesini sağlamaya çalışmalıdırlar. Bu sayede çocuk kendi konuşmasındaki yanlışları fark edebilir ve akıcı ve akıcı olmayan konuşmaları ayırt edebilir.

Ebeveynlerin terapi sırasında çocuğun kekemeliğini fark etmiyor, önemsemiyor gibi davranması ise, çocukta anne ve babasının sorunuyla ilgilenmediği gibi bir algı oluşturur. Çocuk kendini ilgisiz hisseder, güveni sarsılır ve zamanla içe kapanık bir hal alır.

Anne ve babaların bu süreçte kendi konuşmalarına da dikkat etmeleri gerekiyor. Özellikle hızlı konuşan anne ve babalar daha yavaş ve sakin konuşmaya çalışmalı, uzun cümlelerde arada nefes almak için duraksamalılar. Aynı hareketleri çocuktan beklememeliler. Çocuğa ‘yavaş konuş, sakin ol, nefes al’ gibi öğütler vermek yalnızca daha fazla panik yapmasına sebep olur.

Çocuğa karşı her zaman anlayışlı olmak, ‘kekemelik’ kelimesi yerine bazı sözcükleri zor söyleyebildiğini ifade etmek, bunun bir süreç olduğunu ve en önemli şeyin sabır olduğunu unutmamak gerekir. Çocuğa gerekli güven verilerek okulda veya kreşte kekemeliği ile alakalı yaşadığı problemleri rahatlıkla evde ebeveynlerine anlatması sağlanmalıdır. Kekemeliğin çocuk üzerindeki psikolojik etkilerini unutmamalı ve bu etkileri olabildiğince aza indirgemeye çalışılmalıdır. Bunun için de en etkili yol çocukla sürekli iletişim halinde olmak ve tabi ki bunun için çocuğa ihtiyacının olduğu güveni vermek gerekmektedir.

Yaşa Göre Oyun ve Oyuncak Seçenekleri

Oyunlar ve oyuncaklar yaşa göre değişiklik gösterir. Çocuğun yaşı büyüyüp algısal ve bilişsel süreçleri geliştikçe daha anlamlı, amaçlı oyunlar ortaya çıkar, motor becerilerin kazanılması, oyuna farklı bir boyut katar.

Başlangıçta çevresindeki oyuncaklarla tek başına oynayan çocuk, biraz büyüyünce diğer çocukların oyunlarını izler, aynı malzemelerle ancak onlarla ilişki kurmadan, bağımsız olarak oynar (paralel oyun), sonraysa arkadaşlarıyla birlikte işbirliğine dayanan oyunlar ve nihayet kurallı oyunlar oynamaya başlar.

Yine başta oyuncağı çok incelemeden oynar, sonra inceler, daha sonraları “bu ne” ve “ben bununla ne yapabilirim?” sorularını sorar ve oyununa yön verir.

Hangi oyuncağın hangi yaşta uygun olduğu konusuna gelince; bazı oyuncaklar, belli yaşlarda ideal olmakla birlikte diğer yaşlarda oynanmamalı veya her yaşta sadece o yaşın oyuncağı oynanmalı diye bir durum söz konusu değildir. Zira çocuk yaş özelliklerine göre bir oyuncakla farklı biçimlerde, onu farklı işlevlerde kullanarak oynayabilir. Aynı oyuncak, bir yaşta oyunun ana malzemesiyken başka bir yaşta yardımcı öğe olabilir. Bunun yanında örneğin 2 yaşındaki bir çocuğun yapbozları tamamlaması da yaş özelliklerinden dolayı beklenemez.

Oyun, yaşamın ilk yıllarında haz duymak ve çevreyi denetlemek için yapılan bir davranıştır. Bebek, bu sayede eğlenirken bazı beceriler de kazanır. Anne ve babasıyla oynamaktan zevk alır, onların gıdıklama, zıplatma gibi yaklaşımları onun için güzel oyun alıştırmalarıdır. 1 yaşına yaklaştıkça çevresindekilerin sallanarak ve bir yere urup ses çıkartarak yaptığı oyunlara ilgi duyarken bir eşyayı saklayıp ondan bulmasını istenmesinden de hoşlanır. 9 aylık bebek yastığın ya da örtünün altına saklanan oyuncağı bulur. Alıp verme, yuvarlama gibi yer oyunlarını da sever. Yaklaşık 2 yaşına kadar yanında başka çocuklar olsa da onlarla ilgilenmeyip oyuncaklarıyla kendi başına oynar.

İlk yaşlarda ağza anılamayacak, farklı malzemelerden yapılmış, farklı şekillerde, farklı sesler çıkaran, dokunma, duyma, görme gibi birden fazla duyuya hitap eden özellikle parlak oyuncak ve nesneler uygundur. Basit birkaç oyuncak ona yeter. Bebek, küçük bir eşyayı bile oyuncak olarak kullanabilir, karton parçaları, plastik tabaklar, kutular, kaşıklar onun açısından iyi oyuncaklar olabilir. Diş kaşıma halkaları, ses çıkartan tahta ya da plastik oyuncaklar, müzik çalan oyuncaklar ve kurmalı veya elektronik müzik kutuları, büyük renkli küpler, rüzgâr çanları, renkli resim ya da posterler, yatağın üzerine asılan oyuncaklar ve çıngıraklar, onun ilgisini çeker. Hareketli oyuncakları izler. Farklı şekillerde farklı ses çıkaran, kolay taşınan çıngıraklar pek çok açıdan faydalıdır; dikkatini yoğunlaştırmasına, ona uzanmaya ve yakalamaya çalıştıkça el göz koordinasyonunun gelişmesine, bedenini hareket ettirmesine yardım eder ve neden sonuç ilişkilerini öğrenmesine temel oluşturur. Daha sonraları oyunlarda ritim aleti yerini alır.

Bebekler, yumuşak oyuncaklardan da çok hoşlanır. Kumaş veya pelüş ayıcık, kedicik, köpekçik ve tavşancıklar gibi oyuncaklara dokunduğunda ya da bunlarla karın kısmı gıdıklandığında uyarılır ve zevk alır. Bunlar yatağına koyulduğunda kendini güvende hisseder. 1 yaşına doğru küpler ve basit bloklar, tahta ya da plastikten yapılmış geçmeli oyuncaklar, takma, sökme oyuncakları, davul, zil, vb. müzik aletlerinin oyuncakları, ağır olmayan kapaklı tencerelerle oynamaya başlar. Yürümeye başladığında eline geçen şeyleri yere atmaktan zevk alan bebek, Zıplayan ve yere düşünce ses çıkaran oyuncaklarla renkli toplara büyük ilgi gösterir. Basit oyuncakları sevmeye bundan sonra da devam eder ve onlarla Uzun süre oynamak ister. Bu durum bebeğin bilişsel ve diğer özelliklerinin daha gelişmemiş olmasına bağlanmamalıdır. Bebek, o dönemde de hayal gücüne sahip olduğundan basit nesne ve oyuncakları pek çok şeye benzeterek oynayabilir; örneğin kutuları araba yerine koyabilir.

Bir şeyin içine diğerini koyarak itip çekmekten de hoşlanır. Merak ve keşfetme duygusu oyunda kendini gösterir. Biraz daha büyüyüp el hareketleri geliştikçe, rahat tutup bırakmaya başlayınca inşa edebileceği, iç içe geçirebileceği, guruplar oluşturabileceği, yan yana, üst üste dizebileceği, doldurup boşaltabileceği, birbirine vurarak ses çıkartabileceği büyük küpler ve kaplarla oynar. Çamaşır mandalları bile onlar için iyi oyuncak olabilir. Mandalları birbirine takarak farklı şekillere sokabilir, bu yolla ev, araba vb. yapabilir. Bunun yanında legoları da üst üste koyarak kuleler yapabilir. Bu dönemde çocuğun güven duygusunu artırmak ve yeteneklerini geliştirmek için basit nesnelerin yanı sıra farklı şekillere girebilen, itilip çekilebilen oyuncaklarla, tahta ve plastik hayvanlar, su, kum ve bunlarla oynayabileceği kova, kazma, kürek gibi oyuncaklar da faydalıdır.

Bebeğin yaklaşık altıncı aydan on sekizinci ay ve daha sonralarına kadar dikkatini çeken başka bir oyuncak, düğmelerden ve bu düğmelere basınca veya onları döndürünce, itip çekince farklı sesler çıkaran veya hareket eden parçalardan oluşan oyuncaklardır. Bebek, bu oyuncaklar yoluyla alıştırmalar yapma imkânı bulur.

Telefon da altıncı ayda bebeğin ilgisini çekmeye başlar. Bebek bu zamanlarda telefonun düğmelerine basmaktan, ahizeyi indirip kaldırmaktan hoşlanır. Yürümek için çabalaması ve güven kazanması için el arabası iyi bir oyuncaktır. 1,5 yaşından sonra oyuncak arabaları izlemekten, itip çekmekten de hoşlanır. Her tür araba ile oynama, onun el becerilerinin, elkolgöz koordinasyonunun, düşünüp yapacaklarına karar verme becerilerinin gelişimi açısından yararlıdır.

2 yaşından sonra, annesinin, babasının veya çevresindeki diğer kişilerin basit eylemlerini, ev süpürme, bulaşık yıkama, yemek yapma, tıraş olma gibi sürekli gördüklerini oyunlarında taklit etmeye başlayan çocuk, bunu yaparken onlardan model aldığı davranışları gösterir. Bu taklitler sırasında abartmalar da olabilir.

Kum ve su bu yaştan itibaren temel oyun malzemeleri olur. Çocuğun açık havada veya evde bu doğal malzemelerle eliyle ya da doldurup boşaltacağı kaplar aracılığıyla oynaması hem fiziksel hem de zihinsel gelişimine katkı sağlar, çevresini tanımasına, kendince tanıma çalışmaları yapmasına, güveninin artmasına, yaratıcılığının gelişmesine yardımcı olur.

Bundan sonra eskiye göre daha karmaşık, deliklerinden içine çeşitli şekillerde parçalar atılan kutularla oynayabilir. Bu kutular el becerilerinin, arama bulma faaliyetlerinin, nesneleri yerine uydurma ve nesne devamlılığının gelişmesi açısından oldukça yararlıdır. Ayrıca kâğıt, büyük fırçalar ve pastel boya, bebek ve malzemeleri, evcilik, yıkama oyuncakları ve ütü, sallanan atlar, araba, tren vb, büyük bloklar, ipe dizilen boncuklarla da oynar. Müzik çalan oyuncaklar ve müzik aletleriyle oynamayı sürdürür; Bu oyuncaklar, dinleme, müzik ve ritm bilgisini geliştirme ve taklit yeteneklerinin geliştirilmesinde ayrıca büyüdüğünde sosyal faaliyetler yapması açısından idealdir. Bu yaştan sonra hayal gücünün gelişmesiyle sembollere dayanan ve hayaller kurulan oyunlar oynar. Hayalinde bir şeyler canlandırarak, oynadığı nesneleri de bir şeylere benzeterek oyunu sürdürür. Sopayı at, bir tabak veya kapağı direksiyon olarak kullanır. Arabaya binip bir yerlere gittiğini hayal edebilir, hayvanlarla konuşur. 2,5 yaşından sonra rol ağırlıklı dramatik oyunlar da oynamaya başlar. Oyuncak bebekleri uyutma, gezmeye götürme, araba kullanma gibi bu oyunlarda sık sık kendine dostça, sevgiyle yaklaşan bir yetişkini genellikle de annesini örnek alır. Bebeğine yemek yedirirken annesinin ona yedirdiği gibi yapar. Arabasıyla bebeğini gezdirmekten veya oyuncaklarını taşımaktan zevk alır.

3 yaşından sonra bir şey yaparmış gibi oynamaktan hoşlanır. Kitap okuyormuş, uyuyormuş gibi yapar, telefonu birisiyle konuşuyormuş ve onu dinliyormuş gibi yaptığı ve taklitli oyunlarda araç olarak kullanır. Bu, iletişimin gelişmesi için yararlıdır. Artık arkadaşlarıyla da oynamaya başlar. Bu oyunlar sırasında arkadaşlarının hareketlerini izler, onlarla işbirliği yapar, fikir alış verişinde bulunur, oyuncaklarını değiştirir, onlarla birlikte bir sonuca ulaşmaya çalışır (Kollektif oyun). Bu yaştan sonra oyunlarda cinsiyet ayrımı oluşmaya başlar. Kızlar bebeklerle oynamayı ve evcilik oyununu severken, erkekler arabaları ve tabanca, tüfek gibi oyuncakların kullanıldığı oyunları tercih ederler.

Daha önce iç içe geçirip kuleler yaptığı kapları artık renklerine ayırarak oynar.

Çocuk, gözlemlediği kişi ve olayları taklit etmeyi bu yaşlarda da sürdürür, ancak oyunları karmaşıklaşır ve aldığı roller de farklılaşır. Kılıktan kılığa girmekten hoşlanır, cinsiyet rolleri de oyuna yansımaya başlar. Anne baba olmanın yanında doktorluk, öğretmenlik, polislik gibi meslekleri oyunlarında canlandırır. Kendisine öğretmen, evdeki diğer kişilere öğrenci rolünü verip öğretmencilik oynar. Artık paylaşma gelişir, oyun sırasında sıra beklemeyi öğrenir. Küçük kardeşlerine sevgi gösterir ve onlarla oynamak ister. Arkadaşlarının sıkıntıları olduğunu düşünürse onlara yardım etmeye, duygularını anlamaya ve paylaşmaya çalışır.

• Çocuklar, bu yaşlarda da yumuşak oyuncaklardan çok hoşlanır, onlarla sarılma ihtiyaçlarını karşılarlar. Bunlar ayrıca onun sohbet edebildiği, birşeyler anlattığı bir oyun arkadaşı olabilir. Bu iletişim ve dil gelişimine katkı sağlar.

• 4 yaşından sonra bedensel hareketlerinin gelişmesiyle birlikte top oynama, koşma, atlama, tırmanma, gibi oyunlardan da hoşlanır, kaydırak, salıncak ve tahterevalli ile çocuk parklarındaki diğer oyuncakları sever. Kesmeyapıştırma, çizimler yapma ve resim boyamayı sever, hayal gücü ve yaratıcılığı geliştiğinden kendi başına resim yapmaktan zevk alır. Tahta bloklar ve yapboz oyunları oynayabilir, bunlar, bilişsel özelliklerin ve el kaslarının daha da gelişmesini sağlar.

Okul öncesi dönemde mutfak ve piknik setleri, oda setleri, doktor muayene aletleri, dil gelişimi, hayal gücünün gelişimi, role bürünerek oynama, sosyal rolleri öğrenilmesi açılarından faydalı olabilecek oyuncaklardır. Bunların yanında tahta bloklar, kova tırmık, kürek, resim defteri, boya kalemleri, fırçaları, parmak boyaları, oyun hamuru, basit sayı ya da harf boncukları, itme, çekme oyuncakları, giydirilip çıkarılabilen bebekler, basit bilmece ve tahmin oyunları, parmak kuklaları, renkli çıkarmalar, yaşına uygun lego ve yapbozlar, el becerileri, görsel koordinasyonu, düşünmeyi, sorun çözme ve plan yaparak hareket etme becerileri ile bilişsel gelişim için gereklidir.

Yapboz oyuncakları, basitten karmaşığa doğru seçilmelidir. İlk yaşlarda boşluklara parçalar yerleştirilen basit yapbozlar uygunken, bu yaşlardaki çocuk, birleştirildiğinde resimler oluşturulan 6–8 parçadan başlayıp giderek daha çok parçalı ve daha karmaşık yapbozlar oynayabilir. Çeşitli küpler ve birleştirerek şekiller oluşturacağı lego ve diğer oyuncaklar da onun ilgisini çeker ve ona zevk verir. Çocuk bu yollarla denemesınama yöntemini, düşünüp planlayarak sonuca ulaşmayı öğrenir ve geliştirir.

Oyun hamuru da onun becerilerini ortaya koymasına, yaratıcılığının gelişmesine, bir şeyler keşfetmesine aracılık eder. Çocuk, hamuru çekip uzatarak, koparıp yapıştırarak, farklı şekillere sokarak, hünerlerini sergiler. Böylece bir şeyler ürettiği için keyiflenir, bunu tekrar tekrar yapmak ve başka şeyler denemek, daha farklı şekiller oluşturmak için çabalar, yani bir yandan da zihinsel faaliyetler yapmış olur. Çocuğun yaşına uygun her tür boya ve resim malzemesi de aynı amaçlara hizmet eder. Bu noktada elbette hamur ve boyaların çocuğa zarar vermeyecek cinslerden seçilmesine dikkat edilmelidir.

5 yaşına geldiğinde resim eşleştirme, basit harf ya da sayı oyunları, gölge oyunları da oynayabilir. Araştırmalar, okul öncesi dönemde keşfetmeye dayalı oyunlarda yetersiz olan çocukların beş yıl sonra çevreyle daha az ilgili olduğunu ve sosyal uyumda sorunlar yaşadığını, bu tür oyunlarda başarılı olan çocukların ise yaratıcılığı ölçen testlerde daha başarılı, davranışlarında daha bağımsız ve etkinliklerde daha uyumlu olduklarını ortaya koymuştur.

Çocuk altı yaşına yaklaştıkça oyunlarında, faaliyetlerinde de gelişme ve düzenlilik izlenir. Nesneleri mekân içinde daha düzgün ve planlı yerleştirebilir, resim ve yazılarında önceleri kâğıdın her tarafına dağınık olan parçalar artık bir merkez etrafında toplanmaya, düzenlenmeye başlar. Resimlerinde ayrıntılar artar. Manzara çizerken görmediği ancak zihninde canlandırdığı yönleri de çizer. Önden görünen ev çizerken evin içine eşyaları da yerleştirir. Faaliyetlerinde daha gerçekçi olur.

6 yaşında oyuncaklar arasına el kuklaları, basit fen oyuncakları, basit dikiş oyuncakları, büyük arabalar, bilyeler eklenir.

Bazı oyuncaklar, çocuklara her yaşta zevk verir. Örneğin toplar, her dönemde çocuğun hoşlandığı bir oyuncaktır. Emekleyen bir bebek topu kovalayıp o kaçtıkça peşinden gitmekten, yürüyen bir bebekse yuvarlayıp yakalamaktan zevk alır. Biraz daha büyüyünce onunla ayağıyla vuracağı, farklı şekillerde atıp tutacağı oyunlar oynar. Top oyunları sıra beklemeyi, karşısındakine hak vermeyi öğretir. Topun yanında çocuğun çeşitli hareketler yaptıracağı, çekip iteceği ve bu sayede ses çıkaran ya da hareket eden diğer oyuncaklar da koordinasyonun ve parmak ile vücut hareketlerinin gelişmesi için idealdir.

Çocukların en sevdiği oyuncaklardan biri de kuşkusuz bebeklerdir. Bebekler çocuk için bir oyun arkadaşıdır. Onunla konuşur, ona bir şeyler anlatır, duygularını paylaşır. Yaşı büyüdüğünde onunla anne çocuk ve benzeri pek çok oyun oynar. Bunun sonucunda kendini ifade etmesi, iletişim kurması ve buna bağlı becerileri gelişir. Okul dönemine gelindiğinde oynanan oyunlarda ve ilgi alanlarında değişiklikler olduğu gibi kız ve erkek çocuklar arasında da farklılıklar gözlenir. Oyunlar evden sokağa kayar. Erkekler daha çok takım oyunlarından ve yarışmalardan zevk alır, kızlarsa birlikte seksek, ip atlama, ritmik oyunlar vb. oyunlar oynarlar. Kızlar da erkekler de yeni şeyler denemek ister. Oyun oynayabileceği her şeyle sürekli bir şeyler oluşturmaya çalışır, yeni oyunlar keşfedip uygular, yaratıcılıklarını sergilerler. Grup oyunları sever, ortak, kurallı ve amaçlı oyunlar oynarlar. Oyunlarda kurallara uymak gerektiğini daha iyi anlarlar. Seksek, ip atlama, saklambaç, körebe, birdirbir, top oyunları, basketbol, futbol, dama, satranç, tombala, kızmabirader, basit kâğıt oyunları, gibi oyunlar bu oyunlar arasında yerini alır. Bu oyunlarda kuralları kendileri koyabilir ya da belirli kuralları olan oyunlar oynayabilirler.

Çocuklar bu dönemde yarışma şeklindeki oyunlardan da çok hoşlanır, sessiz sinema oyunlarının yanı sıra yapboz oyunları, mekanik oyuncaklarla ve maketlerle de oynar, bisiklete binmeyi severler.

Oynarken iş birliği yapar, hayali rollere girmekten zevk alırlar, kendinden küçük arkadaşlarına ve hayvanlara karşı sevecenlik ve koruma duygularıyla yaklaşırlar.

Oyun becerisinin kazanılması bu dönemde daha da önem kazanır. zira oyunda başarılı olamayan çocuklar, özellikle erkekler, arkadaşları tarafından dışlanır. Çocuğun oyunlarda başarılı olabilmesi, gerekli bedensel olgunluğa ulaşması kadar, kendine güvenmesine, ona fırsat tanınmasına ve deneyim edinmesine de bağlıdır.

Küçük bir çocuk ceketine asılıp aslancılık oynamak istediğinde en ciddi baba bile emekleyip gürlemekten geri durmaz.
Charıote Gray

Çocuk motor gelişimi için nelere dikkat etmeli?

Anne ve babaların çocuk yetiştirirken merak ettikleri konulardan biridir motor gelişimi… Bu yüzden birçok ebeveyn çocuğunun gelişimi nelere dikkat etmesi gerektiğini, bu süreçte hangi oyuncakları seçmesi gerektiğini araştırır. Peki nedir motor gelişimi?

Çocuklar, doğum esnasında insan sinir sisteminin olgunlaşmasının tamamlanamaması sebebi ile, özellikle yaşamlarının ilk 2 yılında sürekli büyürler. Bu dönemde hareketlenip yürümeye başlamaları ile birlikte, keşfe başlarlar. Çocukların gelişim hızı onların motor becerilerine bağlıdır. Motor gelişimi deyince sadece yürümesi akla gelmemelidir. Kendi kendine yemeğini yiyebilmesi, düzenli uyku alışkanlığı, tuvalet eğitimi de bu gelişim süreci içindedir.

Motor gelişimi kaba ve ince motor olarak ikiye ayrılır.

* Kaba motor, yürümek, dengede durmak, emeklemek gibi hareketleri gerçekleştirebilmek için  büyük kas gruplarını işlevsel kullanabilme becerisidir. Bu süreç;

2 – 3 ay          Baş kontrolü

4 – 6,5 ay      Yüzüstü – sırtüstü dönme

6 – 9 ay           Desteksiz oturma

10 – 18 ay      Yardımsız yürüme

20 – 26 ay      Merdiven çıkıp – inme (tek elle tutunarak)

3,5 – 4,5 yaş  Tek ayak üstünde zıplama

 

* İnce motor, piyano çalmak, video oyunları oynamak ve bunun gibi hareketleri gerçekleştirebilmek için küçük kas gruplarını işlevsel kullanabilme becerisidir.

3 – 4 ay        Ellerini orta hatta birleştirme

4 – 6 ay        Eşyaya uzanma

9 – 12 ay      Cımbız (baş ve işaret parmakları ile) yakalama

18 – 24 ay    Kağıt karalama

2 – 3 yaş      Dik Çizgi çizebilme

3 – 3,5 yaş  Daire kopyalayabilme

 

Erkek ile kadınlar arasında motor becerileri farklılık göstermektedir. Erkekler çoğunlukla, kaba motor becerilerine yatkınken, kadınlar ise ince motor becerilerine yatkındır.

Motor gelişimini etkileyen çevresel faktörlerde en önemli konu anne ve babanın tutumudur.

* Eğer anne ve baba, çocuğunun emekleme denemelerini fark etmez ve övmez ise, çocuk bu konu da fazla istekli olmayabilir.

* Emeklerken önündeki engelleri önünden kaldırmak, çocuğun problem çözme becerisinin yeterince gelişmesini engelleyecektir.

* Çocuğu sürekli kucakta taşımak, kendi kendine oturma fırsatını engelleyeceği için oturma gelişimini geciktirecektir.

Anne ve babaların çocukları için çok şey yapmaları, endişeleri çocukların olumsuz etkilenmesine ve yeni şeyleri denemelerini engellemekte, tüm bunlarda gelişimi yavaşlatmaktadır.

Anne ve babanın bu süreçte yapması gerekenler güvenli bir ortam yaratmak, gelişimin desteklemek için kazandığı motor becerilerini övmek olmalıdır. Bunların yanında ona gereken uyarıları sunmalı, yaşına ve gelişim düzeyine uygun oyunlar oynanmalı ve oyuncaklar verilmelidir.

Hangi yaşta hangi oyun?

“Ce-eee” türü saklambaç oyunları, “buraya bir kuş konmuş” türü parmakla oynanan oyunlar heyecan ve sürpriz öğesi taşıdığından bebeklerin sevdikleri oyunlardır.

Önemli olan hayal dünyasına yönelik olmasıdır. Hayal kurmak ve hayali oyunlar yaratmak yavaş yavaş öğrenilebilir. 18. aydan küçük çocukların pahalı teknolojik oyuncaklar yerine, küpler, kutular gibi kendilerinin anlam kazandırabilecekleri oyuncaklar ile oynamaları gelişimlerini olumlu etkileyecektir. Ayrıca telefon ile konuşur veya kahve içer gibi taklit ederek oynanan oyunlar faydalıdır. Bunun için lego benzeri yapı setleri, telefon, çay takımı, yemek seti, steteskop, kamera gibi yaratıcı oyuncaklar seçilebilir. Tüm bu oyuncaklar taklide dayalı oyunlar içindir.

Bebeğiniz ile oynamak hem size hem de bebeğinize yardımcı olur.

Oyun öncesinde baş başa kalabileceğiniz sakin bir ortam yaratın… Telefonunuzu kapatın veya kısın… Oyun anında rahatsız edilmeyeceğinizden emin olun.

Çocuğunuzun oyun becerisini geliştirmek için onu izleyin. Ne ile ilgileniyor? Ne yapıyor? Ona nasıl yardım edebilir veya nasıl katılabilirsiniz? Ona şarkı söyleyin, anlamsız sesler çıkarın, komik görünmekten çekinmeyin. Bu onun hoşuna gidecektir. İzleme ve dinleme becerilerini destekleyin.. çıkardığı sesleri ve kelimeleri tekrarlayın, yeni kelimeler ekleyin.. Bunları yaparken kullandığınız dilin sade olmasına dikkat edin. Soru sormaya çalışın. İlgi gösterdiği hareketlere sizde ilgi gösterin. Sıkılır ise dikkatini başka yöne çekin. İlişkinizi kuvvetlendirmek ve onunla oynamaktan zevk aldığınızı göstermek için gülümseyin, kucaklayın.

Pozitif Çocuk Yetiştirmenin Formülü ve Öz Disiplin Oluşturma

Mutlu ve kendine güvenen çocuklar yetiştirmeyi mümkün kılan ve son yıllarda anne babaların gözdesi olan “Pozitif Disiplin”in yararları nelerdir? Ebeveynler pozitif çocuk yetiştirmek için hangi noktalara dikkat etmelidirler?

Mutlu ve kendine güvenen çocuklar yetiştirmeyi mümkün kılan ve son yıllarda anne babaların gözdesi olan in yararları nelerdir? Ebeveynler pozitif çocuk yetiştirmek için hangi noktalara dikkat etmelidirler?

Pozitif disiplin ile yetişen çocuk mutlu çocuk olur! 
Pozitif Disiplin yöntemi;

  • Çocuğun kendini daha iyi hissetmesini sağlar ve yaptığı işe olan isteğini çoğaltır,
  • Çocuğun öz güvenini ve kendine olan inancını artırır,
  • Çocuğun problem çözme becerilerini geliştirir
  • Bu yönleri ile yöntemi mutlu ve neşeli çocuk yetiştirmenin formülüdür.
  • Pozitif disiplin yöntemi ile sorumluluk alan, çözüm üreten, yaratıcı ve özgürce karar alabilen, toplum ve ahlaki kurallara uyan çocuk, gelecekte de yaşamını düzenleyen, organizasyon becerisi gelişmiş, özgüvenli ve üreten bir yetişkin olmaya adaydır.

Pozitif disiplin ile yetişen çocuk olumsuz olayların üstesinden daha kolaylıkla gelir!

  • Pozitif disiplin ile yetiştirilen bir çocuğun olumsuz ve travmatik olaylara yaklaşımı daha yapıcıdır ve çocuk negatif olayların üstesinden daha kolaylıkla gelir.
  • Pozitif disiplin ile yetiştirilen çocuğun depresyona girme, travma sonrası stres bozukluğu yaşama ihtimali daha azdır.
  • Pozitif disiplin, kendini yönlendiren yetişkinlere karşı çocuğun genellikle sergilediği pasif-saldırgan taktikleri kullanmasını engeller. Böylelikle çocuk enerjisinin çoğunu karşılaştığı güçlüğü yenmede kullanır.

Pozitif çocuk yetiştirmenin 17 formülü

Çocuğunuza seçenek sunun ve ona seçim yapacak fırsatlar verin.

-Problemi çocuğunuz adına çözmeyin veya ona çözüm önerileri sunmayın.

-Çocuğunuzun hata yapmasına fırsat verin ki hatalarından sonuç çıkarabilsin.

-Çocuğunuzun başkalarının duygularını anlayabilmesini sağlayın.

-Çocuğunuza olumlu yaklaşımı davranıştan hemen sonra gösterin. Öncelikle “aferin, çok iyi yaptın” gibi sözel destek verin, sonra sırt sıvazlama ve saçını okşama gibi fiziksel temas ve daha sonra da çocuğunuza arkadaşıyla program yapma, ve onu parka, sinemaya götürme gibi ödüller verin.

-Çocuğunuzun olumlu davranışlarını eşinize ve aile büyüklerine abartmadan aktarın ve bunları çocuğunuzun duymasını sağlayın.

-Çocuğunuza hem ev içinde hem de ev dışında sorumluluklar verin.

-Çocuğunuza onu koşulsuz sevdiğinizi hissettirin.

-Çocuğunuza tutarlı davranın. Onaylamadığınız bir davranışa sonradan izin vermeyin.

-Çocuğunuza açık, net ve anlaşıldığından emin mesajlar verin.

-Çocuğunuzun fiziksel ihtiyaçlarını karşılayın.

-Çocuğunuza güvenli bir çevre ve ortam sunun.

-Çocuğunuza zaman ayırın.

-Çocuğunuza kurallar ve sınırlar koyun.

-Çocuğunuzu, hak etmediği şekilde ya da abartılı şekilde övmeyin.

-Çocuğunuzu koruyucu yaklaşımlarınız sınırlı ve kollayıcı yaklaşımınız sınırsız olsun.

-Çocuğunuza karşı sabırlı ve hoşgörülü olun.

Otizmde en önemlisi erken teşhis!

Otizmin erken dönemde teşhisi otizmli çocukların eğitimi ve topluma kazandırılması açısından önemlidir. Erken tanı için ise en büyük görev aileye düşmektedir.

Otizmin erken dönemde teşhisi otizmli çocukların eğitimi ve topluma kazandırılması açısından önemlidir. Erken tanı için ise en büyük görev aileye düşmektedir. Bu yüzden özellikle anne-babaların bebeklerini ikinci ayından itibaren çok iyi gözlemlemeleri gerekir.

Otizmde erken tanı çok önemli!

  • Otizm ailenin duygusal, toplumsal ve ekonomik günlük yaşantısını etkileyen bir durum.
  • Otizm bir beyin hastalığı.
  • Erken tanı ile otizmli çocuk, uygun birebir eğitim ile kendi başına bazı işleri yapabilecek hale getirilebilir.
  • Hatta bazı durumlarda eğitim sayesinde çocuk neredeyse bu hastalığı yok edecek düzeye gelebilir.
  • Erken tanı ile eğitime bir an önce başlamak ve yol almak çok önemli.

Anne babalar, bebeğinizi otizm açısından gözlemleyin

  • Anne baba bebeğinin ikinci ayından itibaren çok iyi gözlemci olup bebeğinin otizm işaretleri taşıyıp taşımadığını araştırmalıdırlar.
  • Gözlemlemede en önemlisi göz temasıdır.
  • Bebeğin başta annesi olmak üzere karşısındaki kişiyle göz teması kurmaması, seslenmeye tepki vermemesi,
  • Gözleriyle bir şeyi takip etmemesi seslere tepki göstermemesi,
  • Kayıtsız olması veya duymuyormuş gibi davranması,
  • Sosyal gülümsemesinin olmaması veya sarılmaması,
  • Taklit etmemesi veya oyun oynarken bir senaryo ile oyun kurmaması,
  • Dönen bir nesneyi saatlerce takip etmesi,
  • Ayak parmakları üzerinde ve kendi etrafında dakikalarca dönebilmesi,
  • Anlamsız vücut hareketleri yapması,
  • Anlamsız sesler çıkarması ve aynı kelimeyi defalarca anlamsız şekilde tekrarlayabilmesi,
  • Konuşma becerisinin olmaması,
  • Yaşıtları ile oynamaması,
  • Annesi ayrıldığında kayıtsız olması,
  • Parmağı ile işaret etmemesi, ilgisini çeken bir eşyayı işaretle istememesi otizm belirtilerindendir.

Bebek ve Çocukların Beyin Gelişimi İçin Yabancı Dil Şart

Hızlı ve etkili öğrenmenin maksimum olduğu bebeklik dönemini, anne ve babalar olarak çok iyi değerlendirmeliyiz. Bebeklerimiz mükemmel bir zekaya sahiptir. Bu zekayı çizgi film ve reklamlarla körleştirmek yerine, geliştirici faaliyetlere yöneltmemiz gerekir. Özellikle yabancı dil öğrenme, bebekler için iyi bir faaliyettir. Bebek ve çocuklarınızın kendi ana dillerine ek olarak öğrendikleri her dil onların beyin gelişimine yardımcı olur.

Yabancı Dil Eğitiminin Çocuklara Sağladığı Faydalar

-Yabancı dil öğrenen çocuklar, hayata bir adım önde başlar.

-Çocuklar yabancı dil öğrenirken beyinlerinin her iki tarafını aktif olarak kullandığı için, onların daha zeki olmalarını sağlar.

-Çocuklarınızın daha sosyal olmasını sağlar.

-Çocuklarınızın analitik düşünme yetisini güçlendirir.

-Çocuklarınızın ileri ki yaşlarda beyin ile ilgili hastalıklara karşı yakalanma riskini azaltır. Özellikle  alzheimera  yakalanma olasılığını önemli ölçüde azaltır.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.