Otizm Belirtileri Nelerdir?

Otizmin Belirtileri

Eğer çocuğunuz:

  • Başkalarıyla göz teması kurmuyorsa,
  • İsmini söylediğinizde bakmıyorsa,
  • Söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,
  • Parmağıyla ile istediği şeyi göstermiyorsa,
  • Oyuncaklarla oynamayı bilmiyorsa,
  • Akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,
  • Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz ortamlarda söylüyorsa,
  • Konuşmada akranlarının gerisinde kalmışsa,
  • Sallanmak, çırpınmak gibi garip hareketleri varsa,
  • aşırı hareketli, hep kendi bildiğince davranıyorsa,
  • Gözleri bir şeye takılıp kalıyorsa,
  • Bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapıyorsa,
  • Günlük yaşamındaki düzen değişikliklerine aşırı tepki veriyorsa,
  • otizm açısından değerlendirme yapmak gerekir.

Otizmin belirtileri nelerdir?

Otizm, üç alanda sorunlarla kendini gösterir. Bu alanlar ve bu alanların her birinde gözlenebilecek belirtiler aşağıda yer almaktadır.

A. Sosyal Etkileşim Sorunları

1. Sosyal etkileşim için gerekli sözel olmayan davranışlarda yetersizlik:
Sıra dışı göz kontağı özellikleri: Göz kontağı hiç kurmamak, çok kısa süreli kurmak ya da alışılmadık biçimde kurmak. Örneğin, birden bire gözlerini karşısındakinin gözlerine dikmek ve kaçırmak.
Jest ve mimik kullanımında sınırlılık: Konuşurken çok az jest ve mimik kullanmak.
Başkalarına ne kadar yakın ya da uzak duracağını ayarlayamamak: Sosyal ortamların gerektirdiği uzaklıkları ayarlayamamak; başkalarına fazla yakın ya da uzak durmak.
Ses kullanımında sıra dışılık: Konuşurken alışılmadık ses kalitesi ve vurgu özellikleri göstermek.

2. Yaşa uygun akran ilişkileri geliştirememek:
Arkadaşlık kurmakta zorlanmak: Çok az sayıda arkadaşa sahip olmak ya da hiç arkadaş edinememek.
Akranlarla etkileşimde bulunmamak: Kendi yaşıtlarıyla oynamada, konuşmada vb. çok isteksiz davranmak; örneğin, yalnızca kendisinden çok küçük ya da büyük kişilerle etkileşmek.
Yalnızca özel ilgilere dayalı ilişkiler geliştirmek: Belli kişilerle, yalnızca belli ilgilere dayalı olarak (örneğin, favori konularda) etkileşimde bulunmak.
Grup içinde etkileşimde bulunurken zorlanmak: Örneğin, işbirliğine dayalı oyunların kurallarına uymakta zorlanmak.

3. Başkalarıyla zevk, başarı ya da ilgi paylaşımında sınırlılık:
Yalnızlığı yeğlemek: Başkalarının genellikle aile üyeleriyle ya da arkadaşlarıyla birlikte yaptığı pek çok şeyi (örneğin; TV izlemek, yemek yemek, oyun oynamak vb.) yalnız başına yapmayı yeğlemek.
Belli olay ya da durumlara başkalarının dikkatini çekme çabası göstermemek: Örneğin; şaşırtıcı bir durum karşısında başkalarına işaret etmemek, bir şey başardığında başkalarıyla paylaşmamak vb.
Sözel övgü karşısında tepki vermemek: Başkalarının kendisine yönelttiği övgü sözleri ya da sözel onaylamalar karşısında çok az tepki vermek ya da hiç tepki vermemek. Örneğin, hoşnutluk belirtisi göstermemek.

4. Sosyal-duygusal davranışlarda sınırlılık:
Başkalarının ilgisi karşısında tepkisiz kalmak: Birileri kendisine seslendiğinde ya da kendisiyle etkileşmek istediğinde tepki vermemek, duymuyormuş ya da fark etmiyormuş gibi davranmak.
Başkalarının yaptıklarına karşı ilgisizlik: Ortama birinin girmesi, ortamdan birinin çıkması, birinin konuşmaya başlaması gibi, başka çocukların çok ilgisini çeken bazı olaylar karşısında ilgisiz kalmak; böyle durumlarda, gülümseme gibi hoşnutluk ifadeleri ya da ağlama gibi hoşnutsuzluk ifadeleri göstermemek.
Başkalarının duygularını anlamada yetersizlik: Üzülen, ağlayan, kızan, sevinen vb. kişiler karşısında duyarsız davranmak; örneğin, üzgün birini rahatlatma çabası göstermemek.

B. İletişim Sorunları

5. Dil gelişiminde gecikme:
İki yaşından büyük olup da tek bir sözcük bile söylememek.
Üç yaşından büyük olup da iki sözcüklük basit ifadeler (örneğin, ‘baba git’) kullanmamak.
Konuşmaya başladıktan sonra basit bir dilbilgisi yapısı kullanmak ya da belli yanlışları tekrarlamaya devam etmek.

6. Karşılıklı konuşmada zorluk:
Karşılıklı konuşma başlatmada, sürdürmede ve sonlandırmada önemli sorunlar göstermek: Örneğin, bir kez konuşmaya başlayınca, konuşmayı uzun bir monolog şeklinde sürdürmek ve karşısındakilerin yorumlarını göz ardı etmek.
Konuşma konularında seçicilik: Kendi favori konuları dışındaki konularda çok zor ve isteksiz olarak konuşmak.

7. Sıra dışı ya da yinelenen dil kullanmak:
Başkalarının kendisine söylediklerini yinelemek.
Televizyondan duyduklarını ya da kitaplardan okuduklarını, ilişkisiz zamanlarda ve bağlam dışı olarak yinelemek.
Kendisinin uydurduğu ya da yalnızca kendisine anlam ifade eden sözleri yinelemek.
Aşırı resmilik ve didaktiklik gibi konuşma özellikleri göstermek.

8. Gelişimsel düzeye uygun olmayan oyun:
Senaryolu oyunlarda sınırlılık: Oyuncaklarla evcilik, okulculuk, doktorculuk vb. hayali oyunlar oynamamak.
Sembolik oyunlarda sınırlılık: Bir nesneyi başka bir nesne olarak (örneğin, küpü mikrofon olarak) kullanarak oyun oynamamak.

Oyuncaklarla alışılmadık biçimlerde oynamak: Örneğin; topu zıplatmak yerine sürekli olarak bir eliyle vurmak, Legoları birbirine takıp bir şeyler yapmak yerine sıraya dizmek vb.
Sosyal oyunlara karşı ilgisizlik: Küçük yaşlardayken, ‘ce-e’ vb. sosyal oyunlara karşı ilgi göstermemek.

C. Sınırlı/Yinelenen İlgi ve Davranışlar

9. Sınırlı alanda, yoğun ve sıra dışı ilgilere sahip olmak:
İlgi takıntıları: Bazı konulara karşı aşırı ilgi duymak ve başka konuları dışlayarak sürekli o konularla ilgili konuşmak, okumak, ilgilenmek vb. istemek.
Bazı sıra dışı konulara aşırı ilgi duymak: Örneğin; astrofizik, uçak kazaları ya da sulama sistemleri.
İlgi duyduğu konularla ilgili ince ayrıntıları anımsamak: Kendi favori konularındaki en ince ayrıntıları bile ezbere bilmek.

10. Belli düzen ve rutinlere ilişkin aşırı ısrarcılık:
Belli etkinlikleri her zaman belli bir sırayla yapmak istemek: Örneğin, arabanın kapılarını hep aynı sırayla kapatmak.
Günlük rutinlerde değişiklik olmamasını istemek: Örneğin, eve gelirken hep aynı güzergâhı izlemek ya da eve geldiğinde önce televizyonu açıp sonra tuvalete gitmek.
Günlük yaşamdaki değişiklikler karşısında aşırı tepki göstermek: En ufak bir değişiklik karşısında aşırı kaygılanmak ya da öfke nöbeti yaşamak.
Değişiklikleri daha kolay kabullenebilmek için, meydana gelecek değişikliklerle ilgili önceden bilgi sahibi olmaya gereksinim duymak.

11. Yinelenen (kendini uyarıcı) davranışlar:
Sıra dışı beden hareketleri: Örneğin; parmak ucunda yürümek, çok yavaş yürümek, kendi ekseni etrafında dönmek, durduğu yerde sallanmak, farklı bir beden duruşuna sahip olmak vb.
Sıra dışı el hareketleri: Örneğin; ellerini sallamak, parmaklarını gözlerinin önünde hareket ettirmek, ellerini farklı biçimlerde tutmak vb.

12. Nesnelerle ilgili sıra dışı ilgiler ve takıntılar:
Nesneleri sıra dışı amaçlarla kullanmak: Örneğin, oyuncak arabanın tekerleklerini çevirmek ya da oyuncak bebeğin gözlerini-açıp kapamak vb. davranışları tekrar tekrar yapmak.
Nesnelerin duyusal özellikleriyle aşırı ilgilenmek: Örneğin, eline aldığı her nesneyi koklamak ya da gözlerinin önünde tutarak ve evirip-çevirerek incelemek.

Hareket eden nesnelere aşırı ilgi göstermek: Örneğin; tekerlek ya da pervane gibi dönen nesnelere, akan su ya da yanıp sönen ışık gibi hızlı hareket eden görüntülere uzun sürelerle bakmak.
Nesne takıntıları: Bazı sıra dışı nesneleri (örneğin, bir silgi ya da küçük bir zincir parçası) elinden bırakmak ya da gözünün önünden ayırmak istememek.

Otistik Bozukluk Tanısına İlişkin Ölçütler

Amerikan Psikiyatri Birliği, otistik spektrum bozuklukları içinde yer alan otizm tanısı için:

Çocuğun yukarıda sıralanan 12 belirtiden en az altısına sahip olmasını;
Bu belirtilerden en az ikisinin sosyal etkileşim sorunları kategorisinden, en az birer tanesinin ise diğer iki kategoriden (iletişim sorunları ve sınırlı/yinelenen ilgi ve davranışlar) gelmesini kabul etmektedir.
Ayrıca, bu belirtilerden en az birinin 36 aydan önce varlığı da aranmaktadır.
Otistik spektrum bozukluğu şemsiyesi altında yer alan diğer kategoriler için daha farklı ölçütler söz konusudur. Örneğin, Asperger sendromu tanısı için, iletişim sorunları alanında herhangi bir belirti görülmemesi gerekmektedir.

Şükretmek için 60 neden

Şükret! İstediğini elde edince, şükretmek kolaydır. Sufi; dilediği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir. 
Şems-i Tebrizi …

Şükür ve Şükretmek bu hayatta en önemli güzelliklerden biridir. Azına da çoğuna da şükreden kişi için hayat mutlu ve huzurlu geçer.
Hayatında olduğu için Şükretmen gereken 60 şey

1. Ebebeynlerin (Annen ve Baban) onlar olmasa bu yazıyı okuyamazdın.Çünkü şu anda sende olmazdın

2 Akrabaların bakma, çoğu zaman onların sorunlarıyla boğuştuğuna. Bu dünyada seni anlayabilecek en yakın kişiler onlar

3 Arkadaşların sana bu hayatta eşlik eden insanlar

4 Görme duyusu hayatının renklerini görmeni sağlayan yegane duyu

5 Duyma duyusu Seni seviyorum, sonsuza kadar kelimelerini duymanı sağlayan

6 Dokunma duyusu elbiselerin dokusu, sıcak bir elin hissi.

7 Koku alma duyusu yağmurlu bir gün, hafif bir yağmur kokusu ve bir yudum çay, bahçeden gelen harika çiçek kokuları

8 Tat alma duyusu denize atladığında tuzlu suyun tadı. Nefis bir kahve ve yanında çikolata

9 Konuşma yeteneği Seni dış dünyaya anlatan şey.

10 Kalbin damarlarına kan pompalayan ve sana hislerini veren organ

11 Akciğerlerin Nefes almanı sağlayan ve gerektiğinde derin bir nefes çektiğin organ

12 Ümmi sistemin seni viruslerden, hastalıklardan ve diğer pek çok mikrobik durumdan koruyan sistem.

13 Ellerin bu sayede bilgisayara bu yazıyı yazabiliyor ve sayfaları çeviriyorsun.Ellerinle sevgini ifade edebiliyorsun.

14 Ayakların yüzebiliyor, koşabiliyor ve rahatça oturup, uzanabiliyorsun

15 Aklın düşünmeni sağlayan yetenek, anılarını saklayan zorluklarla başa çıkman için fikirler üreten sistem.

16 Sağlığın bence mutlu olmak için en önemli şeylerden biri

17 Okulun (hayat okulu) okulda öğrendiğin sadece dersler değildi. Hayatla ilgili şeylerinde başlangıcıydı. Hababam sınıfında Mahmut hoca diyor ya “Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde dam olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında dağ başı. Öğrenmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur.”

18 Gözyaşların onlar olmasaydı. depresyon acılar ve diğer her şey için çaresiz kalırdık. Bazen bir gözyaşı tüm acıları siler atar

19 Hayal kırıklığı hatalarından ders çıkarmanı sağlar. Olmamasının sebebi daha iyisi olacağı içindir.

20 Korkuların aslında nasıl gelişmen ve yol çizmen gerektiği ile ilgili yol gösterir.

21 Acı seni öldürmeyen şey, seni güçlendirir

22 Öğretmenlerin hayatını yönlendirmede, sana çok yol göstermişlerdir.

23 Keder hayatın değerini anlamak ve insanlığı anlamak için bir yoldur.

24 Mutluluk hayatın özüdür.

25 Güneş dünyanın ve senin yaşam kaynağın

26 Gün batımı her şeyin sonu gün batımı gibi güzel bitse keşke

27 Yıldızlar ve Ay uçsuz bucaksız bir evren ve gecelerimizi aydınlatan ışıklar

28 Yağmur kim yağmur yağarken uyumayı sevmez. Her şeye yaşam sunan su.

29 Gün doğumu her şey için bir gün daha verildi

30 Kar saf ve güzel.

31 Gökkuşağı gördüğümüz zaman bizi mutlu eden doğa harikalarından

32 Oksijen yaşamı mümkün kılan molekül.

33 Dünya bize yaşama şansı veren yer.

34 Doğa ana dünyayı saran güzellik

35 Hayvanlar hayatta sadece biz olmadığımızı hatırlatan denge

36 İnternet tüm dünyayı birbirine bağlayan sistem

37 Ulaşım gezmek görmek ve öğrenmek için en güzel yol

38 Cep telefonu herkese artık çok daha yakınsın  🙂

39 Bilgisayarlar tüm her şey için bir çözüm bulabileceğin yegane makina

40 Teknoloji mümkün olmayan şeyleri bir süre sonra mümkün kılabilir.

41 Filmler eğlenmek ve öğrenmek için,

42 Kitaplar yaşamın bilgeliği için,

43 Bloglar insanları başka düşüncelere bağlayan yol.

44 Zaman hayatını organize etmeni sağlayan şey.

45 İşin seni bu hayatta tanımlayan şeylerden biri.

46 Ayakkabılar ayağını korur. Tabii bir de bayanlara sorun 🙂

47 Müzik Ruhunu dinlendiren harekete geçiren ve seni anlatan sanat.

48 Yatağın yorgun bir gün geçirdikten sonra anlamı,

49 Düşmanların seni hayatta başarıya zorlayan ve doğru kişileri bulmanı sağlayan şey.

50 Evin hayatını yaşayacağın mekan anıların çocukların torunların.

51 Çocukların hayatın gayesi diyebiliriz

52 Torunların Gayenin hediyeleri. Harika şeyler, Allah herkese nasip etsin 🙂

53 Yaptığın yanlışlar yanlış yapmaz isen doğruyu nasıl bulabilirsin ki

54 Dostların öyle 100 lerce değil bir veya bilemedin iki tane

55 Aşk yaraların hayatında en az bir kere aşık olmuş ve tekmeyi yemişsindir. Bunun sayesinde doğru kişiyi bulursun

56 Eşin Hayattaki yoldaşın, dostun, arkadaşın, ailen, sırrın ve diğer her şeyin

57 Kahkahalar Bence hayatta yapılabilecek en güzel şeylerden biri

58 İnancın Sığındığın tek kapı

59 YAŞAM sana bahşedildiği için her gün şükretmen gereken en önemli şey

60 SEN evet şükretmen için en güzel sebeplerden biri

Tabii ki bu kadar değil, şükretmene sebep olan şeyler. Her gün sende listene, bir şeyler ekleyebilirsin
Unutma şükretmek, huzura ermenin en iyi yoludur.

Ergenlikte Olan Çocuğunuzu Daha İyi Anlamak için İpuçları

Ergenlikte olan çocuğunuz ile iletişim kurmak size zor geliyor olabilir. Ergen çocuğunuzun hiç duymadığınız ilgi alanları, kullandığı ‘garip’ kelimeler olabilir.Ergenlikteki çocuğunuzu daha iyi anlamak ve ilişkinizi kuvvetlendirmek için önerileri:

1. Sorular sorun ve dinleyin.

İlk adım olarak ergen çocuğunuzu anlayabilmek için çocuğunuza sorular yönetmeniz gerekir. Ancak sorularınızın ‘Evet/Hayır’ cevapları olmamasına özen gösterin.Çocuğunuzla sohbet başlatmak için uygun zamanı kollayın. Çocuğunuz arkadaşlarıyla vakit geçirirken sohbet başlatmak için uygun bir zaman değilken araba yolculuğunuz uygun bir zaman olabilir.Çocuğunuza bir soru yönelttiğinizde mutlaka onu dinlemeye çalışın. Size bir şeyler anlatırken bilmediğiniz terimler kullanıyor ise ona anlamını sormaktan çekinmeyin.

2. Araştırın.
Çocuğunuz size popüler olan bir nesneden, aplikasyondan, siteden bahsetti ise bunu aklınızda tutun ve araştırın. Çocuğunuzun ilgi duyduğu konulardan genel bir bilgiye sahip olmanız önemli, sohbetiniz sırasında konuyla alakalı olduğunuzu duymak çocuğunuza iyi gelecektir.

3.Dahil olun/edin.
Çocuğunuzu eve arkadaşlarını çağırması için cesaretlendirebilir, onu bir mekana bırakmak için teklifte bulunabilir veya gideceğiniz etkinliğe onu davet edebilirsiniz.Çocuğunuzun kimlerle ve ne yaparak zaman geçirmeyi tercih ettiğini gözlemleyin.Ergen çocuğunuza bazı etkinlikler için dahil olmak/olmamak seçimini yapmasına izin verin. Çocuğunuzla birlikte yapmaktan keyif aldığınız bir aktiviteyi rutin haline getirebilirsiniz (örn, pazar günü kahvaltısı, dondurma yemeye çıkmak, sinemaya gitmek, ortak dizi izlemek vb.)

4.Rahatlayın.
Her kuşağın kendine özgü trendleri, dili ve ilgi alanları vardır.Tamamen ergen çocuğunuzun yaptığı şeyleri anlamamanız çok normal. Çocuğunuzun ilgili olduğu konulara sizin de ilgili olmanız veya onun en yakın arkadaşı gibi davranmanız gerekmiyor. Önemli olan çocuğunuzun önem verdiği şeyleri biliyor olmanız ve verdiği öneme saygı duyduğunuz hissettirmenizdir.

5.Alan tanıyın.
Çocuğunuzun yaşamının her alanına dahil olmaktan kaçının. Arkadaşları ile geçirdiği ve odasında tek başına geçirmek istediği zamanlarda ona alan bırakın.Ergen çocuğunuzun hayatına dahil olmak adına onu sürekli kontrol etmekten kaçının. Çocuğunuzun ihtiyaç duyduğu zamanlarda size gelebileceğini ve sizinle konuşabileceğini bilmesi önemlidir.

Çocuklara Tuvalet Eğitimi Nasıl Verilir?

Çocuklarda tuvalet eğitimine ne zaman başlanmalı?

Tuvalet alışkanlığının kazandırılması için çocuğun hazır oluşu çok önemlidir. Eğer;

  • Yürüyor ve kısa süreli oturabiliyor,
  • Yönerge alabiliyor,
  • 2 saat kadar altı kuru kalıyor,
  • Tuvaletinin geldiğini gösterebiliyor ve/veya ifade edebiliyor,
  • Bez giymekten rahatsız oluyor,
  • Kas kontrolü geliştiyse (tuvaletini tutma/bırakma),
  • Kendi kendine basit giysileri çıkarabiliyorsa, tuvalet eğitimine hazır olduğu düşünülebilir.

Bu hazır oluş genel olarak çocuklarda 22 ay itibari ile görülmektedir. Bu dönemde çocuk yukarıdaki becerilerini kazanmış olduğu varsayılarak artık yavaş yavaş tuvaletle tanıştırılmaya başlanabilir.

Çocuğun tuvalet eğitimi hazır oluş becerilerinin kazanmış olması ile başlar. Hazır oluş becerilerine buradan ulaşabilirsiniz.Ebeveynlerin ise tuvalet eğitimine ne zaman, nasıl başlanacağına dair ortak ve tutarlı      fikirlerinin olması bu süreci kolaylaştıracaktır. Ebeveynlerin yapıcı, olumlu, anlayışlı ve sabırlı olmaları çok önemlidir.

Çocuğun hayatında büyük değişikliklerin olduğu bir dönem ise (kardeş doğumu, ev taşınma, ölüm vb.), tuvalet eğitimini verecek ebeveyn yeterli zaman ayıramayacaksa  veya eğitim süreci kesintiye uğrama riski var ise eğitime başlanmamalı ve daha uygun bir zaman beklenmelidir.

Öncelikle çocuğun tuvalet eğitimine başlanırken çocuğun tuvalet kullanımı hakkında bilgilendirilmesi önemlidir. Ona ‘’ Sen artık büyüdün, büyükler gibi külot giyebilirsin. Bez yerine bundan sonra bizim gibi tuvalete gidebilirsin. Tuvalete kolay ulaşabilmen için basamak koyduk. Rahat oturabilmen için üstünde küçük çocuk adaptörü var. Onu kullanarak sende bizim gibi tuvaletini yapabileceksin.’’ gibi bir açıklama yapabilirsiniz. Daha sonra bezleri ortadan kaldırın ve deneme külotuna geçiş yapın. Çocuğunuz ile birlikte alışverişe çıkarak onunda beğendiği külotları almanız onun motivasyonunun yükseltecektir. Bu süreçte çocuğunuzun üzerine kolay çıkarılabilir kıyafetler seçin.

Çocuğunuzun kullanacağı adaptörü ve basamağı yerleştirin ve her zaman ulaşılabilir olmasına dikkat edin. Yetişkinlerin tuvaleti kullandıktan sonra mutlaka adaptörü yerine takmalıdır. Genelde tuvaletini yaptığı zamanları belirleyin ve o zamanlarda çocuğunuzu adaptörüne oturtun. Gün içinde tuvaletinin geldiğine dair ipuçlarını yakalayın ve hemen onu tuvalete götürün. Tuvaletinin azda olsa bir kısmını tuvalete yapması önemlidir. Tuvalete gittiğinde onu yalnız bırakmaktan çekinin, ona eşlik edin.

Tuvalete gitme için çiş/kaka yapma gibi kelimeler kullanın ve bu davranışları ifade edin (‘’Çiş mi yapacaksın?’’ vb.).

Bir önemli diğer nokta ise çocuğunuzu istemediği halde lazımlıkta/tuvalete oturtmaktan çekinin. Çocuğun tuvalet yapma ile olumsuz duyguları eşleştirmesine yol açabilir, bu durumda tuvalet eğitiminin verilmesini güçleştirir. Asla ceza olarak lazımlık/tuvalette oturmayı kullanmayın.

Eğer lazımlık kullanarak eğitime başlama ihtiyacı duyuyorsanız (çocuğunuzda klozeti kullanmada telkin ile geçmeyen bir endişe duyuyorsa) veya tercih ediyorsanız; çocuğunuz ile birlikte seçtiğiniz bir lazımlık ile başlayın. Lazımlığın ulaşılabilir olması ve esas evdeki tuvaletin bulunduğu odada olması önemlidir. Salonda, odasında veya televizyonun karşısında olması uygun olmayacaktır. Çocuğunuzun genellikle tuvaletini yaptığı zamanlarını belirleyin ve o zamanlarda çocuğunuzu lazımlığa oturtun. Gün içinde çocuğunuzun tuvalete gitme ihtiyacını belirten hareket ve sözlerine dikkat edin. Bu söz ve hareketleri gözlemlediğinizde çocuğunuzu lazımlığa oturtun. Böylece tuvalete oturma rutini geliştirmiş olacaksınız. Belli zamanlarda çocuğunuza tuvalete gitme ihtiyacının olup olmadığını sorun. Lazımlığını ve tuvalet kullanımda yanında olmaya özen gösterin.

Çocuğunuz lazımlığa alıştığından bir süre sonra yetişkinlerin kullandığı tuvalete geçişinde ona uygun aparat alınması ve tuvalete ulaşabilmesi için basamak alınması gerekir. Çocuğunuzun tuvaletini yaparken ayağının basamağa basması, bağırsak hareketleri için gereklidir.

Tuvaletini yaptıktan sonra sifonu çekme ve el yıkama rutini ile öz bakım becerilerini kazandırabilirsiniz. Kız çocuklarının tuvaletlerini yaptıktan sonra önden arkaya altını silmesini öğretilmesi sağlığı açısından çok önemlidir.

Zaman zaman kazalar olması çok normaldir. Bu tür kazalarda hiç tepki verilmemesi, ceza verilmemesi gerekir.

Ev içinde olan, çocuğunuz ile ilgilenen her kişinin (bakıcı, anneanne, babaanne vb.) tuvalet rutinini aynı olarak uygulamaya devam etmesi süreci hızlandırır ve kolaylaştırır.

Erkek çocuklarda tuvalet eğitimi, kız çocuklarından biraz daha farklıdır. Kız çocuklarının erkek çocuklara göre daha çabuk olgunlaştığına dair bilgiler olmasına rağmen her çocuğun kendi gelişimi olduğu unutulmamalıdır. Erkek çocukları da kızlar gibi öncelikle oturarak tuvalet eğitimini alırlar daha sonra bunu babasında, okulda arkadaşlarında gördüğü gibi ayakta denemek isteyebilir. Deneme isteğini reddetmeyin. Tuvalete, tuvaleti tıkamayacak şekilde küçük kağıt toplar yapıp, tuvalete atabilir ve onları hedef olarak kullanarak hedef denemeleri yaptırabilirisniz. Hemen başarmazsa ona kızmayın ve denemesi, öğrenmesi için fırsat ve zaman tanıyın.

Gerektiğinde tuvaletini yaptığında olumlu pekiştireçler (ödül) kullanın. Ödülün maddi değeri yüksek olmayan, çocuğunuzun sevdiği bir şey olması (renkli yapıştırmalar vb.) yararlı olacaktır. Ödülü istikrarlı olarak önce her tuvalete oturduğunda daha sonra her tuvaletini yaptığında kazanması, davranışının pekişmesine yardımcı olacaktır. İhtiyacınız olursa tuvalet eğitimi çizelgesi kullanabilir, yıldızları oraya yapıştırabilirsiniz (dilerseniz yıldızları çocuğunuz ile istediği renklere boyayabilirsiniz). Böylece çocuğunuz yıldızlarını görür ve isteği, motivasyonu artabilir.

Kaygı Bozukluğu Nedir Belirtileri Nelerdir

Kaygı Bozukluğu Nasıl Bir Hastalıktır?

“Anksiyete, kaynağı belirsiz, içten gelen sıkıntı, endişe, kötü bir şey olacakmış duygusuyla yaşanan bunaltı durumudur. Vücudun herhangi bir tehlikeye karşı gösterdiği alarm halidir ve bu durum neticesinde tehlike beklentisine karşı bedenin verdiği bir reaksiyondir. İnsan da bu endişe durumu çok hafif düzeyden, çok ağır düzeylere kadar çıkabiliyor.

Temelde belirtiler aynı olmasına karşı hasta değişik tepkiler verebilir:

Davranışsal belirtiler: Kişi sık sık kaygı yaratan durumlardan kaçınır.

Bilişsel belirtiler; Kişi çevreyi dünyayı değişiyor gibi algılar, dikkatte dağınıklık, kontrolü yitirme ile ilgili endişeler yaşar, gerçeklik duygusunda değişmeler meydana gelir.

Duygu durum; Kişi fazla korku, huzursuzluk, panik hali ve çaresizlik yaşar. Bazı zamanlar çevresindekiler buna anlam veremezler.

Fizyolojik belirtiler; Hasta bu durum karşısında çarpıntı ve kan basıncında farklılıklar yaşar, nefes darlığı, boğazda düğümlenme ve boğulma hissi yaşayabilir. Terleme, sıcak basma, bunaltı, baş dönmesi, kas gerginliği görünen, gözlenen bir başka etkileridir.

Kişide bu belirtilerin gözlenmesi halinde destek alması gereklidir. Endişenin tedavisinde kullanılan teknikler ise bilişsel davranışçı terapi, ilaç tedavisi ve diğer psikoterapilerdir. İlaç ve terapinin beraber kullanılması tedavi sürecini hızlandıracaktır. Daha iyi bir hayat yaşamak hepimizin hakkı, bu hayata ulaşabilmek için ise ruh sağlığımıza gerekli önemi vermeliyiz.

Akran Zorbalığı Önleme

Akran zorbalığı bir veya çok sayıda çocuğun, kendilerinden daha zayıf olanları bilerek ve devamlı olarak rahatsız etmesi ve karşısındakinin kendini koruyamayacak halde olduğu bir saldırganlık çeşididir.

Zorbalık ile saldırganlık arasında ki farklılığın iyi anlaşılması gerekmektedir. Çünkü saldırganlık ve şiddet içeren eylemler birbirine denk çocuklar arasında yaşanırken zorbalık, kurbanın korkmasına, acı çekmesine neden olur ve güçlerde orantısızlık görülür. Kurban tarafından herhangi bir kışkırtma tahrik söz konusu değildir. Güçlü olan, zayıf olan çocuğa baskı yapar, fiziksel, sözel ve psikolojik sadırı eylemlerini gerçekleştirir.

AKRAN ZORBALIĞI HANGİ ÇOCUKLARDA GÖRÜLÜR

Genel olarak 7-16 yaş aralığındaki çocuklarda karşılaşılan zorbalık, 9-15 yaşları arasında maksimum seviyeye çıkıyor. Zorbalar ve kurbanlar genelde aynı sınıfta bulunuyorlar ve aynı yaşta oluyorlar. Toplumsal yeteneklerin gelişmesi nedeniyle kurbanların yaşları yükseldikçe zorbalığa uğrama düzeyleri azalıyor.

Hangi Çocuklar daha çok zorbalığa maruz kalır

Okulda ve sınıfta yalnız hisseden, aktivitelere iştirak etmeyen, arkadaş edinemeyen, iletişim kurmada problem yaşayan ve kendini ispatlama yeteneklerinden yoksun çocukların akran zorbalığına maruz kalma ihtimali daha fazla. Kurban olan çocuklar diğer çocuklara kıykatiyen daha kaygılı, güvensiz, mutsuz, çekingen ve daha duyarlı olabilirler.

Çocukların Saldırgan Yetiştirilmesi

Akran zorbalığını gerçekleştiren çocukların en baskın talepleri, diğer çocuklar üstünde baskınlık kurmak ve denetimi elinde tutmaktır. Bu çocuklar genelde saldırgan davranışlar takınarak bir gruba lider olabileceğini küçük yaşta farketmiştir. Zorbalık uygulayan çocuklar, saldırganlığın gücünü genelde evlerinde öğrenir veya benzer disiplin biçimlerine maruz kalarak büyütülmüşlerdir. Ayrıca bu çocuklar, genelde dışa dönük kişilik özellikleri sergilerler. Arkadaş edinmeyi ve sürdürmeyi seven, sosyal ilişkilerden haz duyan, arkadaşları içerisinde tanınmış olan çocuklardır.

Çocukların Zorbalığa Maruz Kalmaması İçin Aileler Ne Yapmalıdır

Akran zorbalığının nedenlerini incelerken okul ve aile ortamı, içinde bulunulan toplumun özellikleri beraber değerlendirilmeli. Zorbalığın başlıca nedenleri arasında sınıflarda yükselen öğrenci sayısı, öğrenciler arasında rekabetin aşırı pekiştirilmesi, problemlerin şiddetle halledilebileceğine olan inanç ve tutumlar, kurbanın düşük benlik saygısı sayılabilir.

Anne Babalara Düşenler:

• Çocuklarınızın saldırgan davranışlarla istedikleri şeyleri yapmayın.
• Çocuklarıza sosyal yetişkinliğne uyan görevler verilerek kendine güvenin oluşması yönünde destekleyin.
• Çocuklar kızgın ve sinirliyken onlarla tartışmamalı, çocuğun sakinleşleşmesinin ardından bu durumu beraber konuşularak değerlendirin.
• Ebeveynler çocuğun izlediği televizyon kanalları, filmler ve oynadığı oyunları, konusu ile ilgili seçici ve dikkatli olmalıdır.
• Aileler çocuklarının diğer arkadaşlarının yanısıra tanınmış olması yönündeki isteklerini, çocuklarına yansıtmaktan kaçınmalıdır
• Anne babalar, çocuklarının hareketleri hakkında sık sık öğretmenlerinden bilgi almalı ve şayet bir alanda problem belirtilirse, çocuğuna nasıl yardım edebileceği konusu ile ilgili öğretmenler ve uzmanlar ile işbirliği yapmalıdır

Yeme Bozukluğu ve Çeşitleri Nelerdir

Günümüzde görülen yeme bozuklukları arasında anoreksiya nervoza, bulimia nervoza ve atipik yeme bozukluğu (kontrolsüz yeme ve binge-eating disorder) olmak üzere 3 rahatsızlık bulunmaktadır.

Daha çok genç kızlarda görülmekle birlikte aktör, manken, hostes gibi dış görüntüsü ön planda olan mesleklerde de ve son zamanlarda erkeklerde de görülebilmektedir. Yeme bozukluğu olan kişilerde homoseksüellik, aseksüellik, depresyon, anksiyete , kişilik bozuklukları ya da uyuşturucu madde kullanımı daha sık görülmektedir.

Genellikle yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerde görülmektedir. Şişmanlıktan korkulması, genç kızlarda mankenlere özenti, gelişim sorunları,psikolojik etmenler nedenler arasındadır.Yeme bozuklukları, yediğinden suçluluk duyarak kusma, tiksinerek yememe veya bir daha yiyemeyecekmiş gibi aşırı yemeden dolayı açığa çıkmaktadır.

Zayıflık hastalığı olarak bilinen anoreksia ve bulimia gibi yeme bozuklukları beyinde kalıcı hasarlar bırakabilmekte ve kilo kaybıyla birlikte beyin kütlesinde de azalma ve beyindeki kimyasal reaksiyonlarda değişiklik olabilmektedir.

Vejetaryenler, atletler ve ölümcül kronik hastalığı olanlarda da yeme bozukluklarına sık rastlanır. Kalıtsal faktörler, yetiştirilme özellikleri, kültürel ve biyolojik özellikler kişinin yeme bozukluğu geliştirmesine önemli katkılarda bulunur.

Çocuğunuz İnternet Bağımlısı mı?

İnternet, bir bilgi ve iletişim kaynağı olmanın ötesinde günümüzde çocuk, genç ve yetişkinler için bağımlılığa dönüşmüş ve kişiler gerçek dünyada karşılığını bulamadığı tutkuları ve tutsaklığı internet vesilesiyle sanal dünyada yaşamaya başlamıştır..

Aşağıda internet bağımlılığının bazı belirtileri listelenmiştir, sizler de bu belirtilere göz atıp, çocuğunuzda gözlemleyerek durumunu değerlendirebilir ve bir uzman desteği alabilirsiniz.

– Online (internete bağlı) değilken, internette yapılan aktivitelerin hayalinin kuruyor mu?

– İnternet kullanımının artan oranlarda devam etmesi. Günlük İşlerini aksatma derecesinde.

– İnternette planlanandan daha fazla zaman geçirilmesi. İşlerini erteleme, geç kalma, tembelleşme ve isteksizlik artışı

– İşteki ya da okuldaki başarıda düşme görülmesi.

– Sosyal ilişkilerde kopma yaşanması. Arkadaşlarının sanal ortamda artmasına karşın gerçek ortamda arkadaşlık kuramaması

– İnternet kullanımı hakkında aile ya da arkadaşlara yalan söylenmesi.

– İnternetin günlük hayattaki problemlerden kaçmak için bir araç olarak kullanılması.

 

Tırnak Yeme Alışkanlığının Sebepleri Ve Çözümü

Genellikle çocuklarda 3-4 yaşlarından itibaren görülebilen tırnak yeme davranışı, ergenlik dönemine sosyal onay arayışının bir sonucu olarak ortaya çıkmakta, ayrıca yetişkinlerde de görülebilmektedir.

Başlıca sebepleri:

-Ebeveynlerin aşırı kontrolcü, baskıcı ve otoriter eğitim anlayışı,

-Çocuğun sürekli eleştirilip azarlanması,

-Yeni bir kardeşin gelmesi ve kardeş kıskançlığı,

-Anne babaların çocukları arasında kabul edilemeyecek ölçüde ayrım yapması,

-Çocuğun hak ettiği ilgi ve sevgiden mahrum kalması ve onaylanmaması,

-Çocuğun kendini güvende hissetmemesi ve özgüven problemi yaşaması,

-Aile içi çatışmalar ve anne baba kavgaları,

-Ailede tırnaklarını yiyen bir yetişkinin varlığı.

-Çocuğun kaygı ve endişe verici bir çevrede yaşaması.

Ne yapmalı?

-Başlarda bu davranış görmezden gelinmeli ve üzerine gidilip baskı yapılmamalı,

-Çocukta gerginliğe sebep olan her neyse bulunup ortadan kaldırılmalı,

-Çocuktan gücünün üstünde beklentiye girilmemeli,

-Çocuk eleştirilmemeli ve ceza ile korkutulup azarlanmamalı,

-Korku ve endişe verici ortamlardan uzak tutulmalı,

-Çocuklara heyecan verici korku ve şiddet içerikli filmler izletilmemeli,

-Tırnaklarını yediği esnada dikkati başka bir alana çekilmeli,

-Ağzını meşgul edecek sakız, çerez gibi yiyecekler verilmeli,

-Tırnak bakımı öğretilmeli, uzamadan kesilmeli,

-İlgi ve sevgiyle benlik saygısı artırılmalı,

-Duygularını ifade etme yeteneği geliştirilmeli,

-Sakin ve uygun bir zamanda konu hakkında çocukla konuşulmalı,

-Her şeye rağmen üstesinden gelinemiyorsa bir uzman desteği alınmalı.

Unutmayın!

Tırnaklarını yiyen çocuk, kendisini duygusal olarak baskı altında hissediyordur.

Negatif kişilerle başa çıkma yolları

Enerjilerin insanlar arası geçiş yaptığını biliyor musunuz? Yani bu demek oluyor ki, negatif ya da nefret yüklü kişilerin yanında psikolojik olarak kendinizi çökmüş, sinirli ve yorgun hissedersiniz. Bu negatif enerjiden kurtulmak için öğrenmeniz gereken şey, bu tarz insanlarla başa çıkmayı bilmek.

Sakin olmaya çalışın

Negatif insanlarla baş etmenin birinci kuralı her zaman sakinliğinizi korumanızdır. Nefret yüklü kişiler sizin kendileri gibi tepki vermenizi beklerler. Bu fırsatı onlara vermeyin ve onların bakış açılarının size uygun olmadığını sakin kalarak anlatmaya çalışın.

Cevap vermeyin

Nefret dolu kişilerle tartıştığınız zaman cevap vererek rahatlayacağınızı düşünmeyin. Onun seviyesine inmeyin ve bu durumdan kurtulmanın daha iyi bir yolunu bulun.

Problem onda!

Negatif birisi size saldırıyor ve hakkınızda gerçek olmayan ithamlarda bulunuyorsa, bu onun karakterinin bozuk olduğunu gösterir. Negatif tavır ve bardağın boş tarafından bakmak tamamen onun problemidir. Bu nedenle o kişinin söylediği sözlere aldırmayın ve canınızı sıkmayın.

Neden yaptığını sorun

Negatif yüklü kişiler genellikle karşısındaki insanın itibarını sarsacak sözler söylerler. Böyle bir durumda kaldığınız zaman öncelikle neden bu davranış içinde olduğunu ona sorun ve bundan büyük bir rahatsızlık duyduğunuzu dile getirin. Sonrasında duruma onun penceresinden bakarak problemin kaynağını bulmaya odaklanın.

Uzaklaşın

Etrafınızdaki negatif ve nefret yüklü kişilerden bir an önce uzaklaşın. Bu tarz insanların yaşam enerjinizi çalmalarına izin vermeyin. Size zarardan başka bir şey vermeyen ilişkiler hiçbir zaman çabaya değmez bunu unutmayın. Size destek veren ve hayatınızı kolaylaştıran insanlarla ilişki içinde olmaya özen gösterin.

Mükemmel Kadın Olmak mı?

“Mükemmel kadın” denildiğinde aklınıza ne gelir? Toplumun ve yaşamın üstüne yapıştırdığı tüm sıfatları eksiksiz yerine getiren kadın!

İyi bir eş, anne, dişi, seksi, ev hanımı, iş kadını, dost, evlat, sevgili ve daha birçok şey olan mükemmel kadın, neden mutsuz olur? Çünkü bu kadınlar başkaları için yaşarlar!

Bir ilişkide kadın, eşinin hayatını gereğinden fazla kolaylaştırdığında, iyi bir iş yapmış olmaz. Her sorunu çözebilen, sorumlulukları üstünde taşıyan, düzeni koruyan ve bunun için insanüstü çaba gösteren kadın, karşısındaki erkeğin genetiğini bozar.

İnsan doğası almaya, tüketmeye eğilimlidir ve rahata çabuk alışır. Mükemmel kadın, her konuda başarılı olduğundan, karşısındakine yapacak bir şey bırakmaz. Armut piş, ağzıma düş! İlişkiler, paylaşım olmadan büyümez. Kadın ve erkeğin gelişimi, yaşamın getirdiği sorumluluklar, dersler ve çaba ile doğru orantılıdır.

Çocuğunun okul ödevlerini kendisi yapan bir anne, evladının öğrenmesini ve yeteneklerini geliştirmesini engellediğinin farkında değildir. Aynı durum ilişkilerde de geçerlidir. Eşinin işlerini üstlenen, yapması gerekenleri onun yerine yapan, beceremediklerini bir şekilde halleden mükemmel kadın, mutsuz olmaya mahkumdur.

İşin garip tarafı, bu yapıdaki kadınların ilişkileri genellikle hayal kırıklığı ile biter. En çok aldatılan, terk edilen kadınlar, kusursuz kadınlardır. Neden aldatıldıklarını anlayamazlar. Üstelik eşlerinin seçtikleri kadınlar, kendilerinden çok daha vasıfsız olanlardır. “Benim neyim eksikti?” Bu cümlenin cevabı havada kalacaktır, hatta şok etkisi bile yaratabilir ama eksik olan kusurdur.

İlişkiler paylaşım üzerine kuruludur. Mükemmel kadın, eşinin yapacaklarını üstüne aldığında, zaferlerini de elinden almış olur. Çaba göstermek, uğraşmak için ortada sebep bırakmaz. Heyecanı, hevesi kalmayan bir eş, doğal olarak gidip, kendini göstereceği, yaratacağı başka ortamlar arar.
Çevrenizdeki insanları bir düşünün. İçlerinde, mükemmel olduğuna inandığınız ama hala neden evlenemediğini ya da mutsuz bir ilişkisi olduğunu anlayamadığınız kişiler yok mu? Dışarıdan bakıp, dört dörtlük kadın dediklerinizle birlikte yaşadığınızı hayal edin. Hazır bir hayat. İlk başlarda çok keyifli gelse de, zaman içinde son derece sıkıcı, tek düze ve boş bir yaşam şeklini alır. İnsani egonuz zarar görür.

Mükemmellik, kendinden vazgeçmek demektir. Sürekli başkaları için yaşamak, onların ihtiyaçlarını gidermek, onların sevdiklerini seçmek ve hazırlamak, hep başkalarını düşünmek, mükemmel kadını kişiliksiz kılar. Kendi hayatından vazgeçmek, saçının her telini süpürge etmek, gereksiz özveri ve fedakarlık göstermek, karşı taraftan alkış ve takdir almaz. Düzenli olarak bunlar yapıldığı için, görevmiş gibi algılanır ve kıymet bilinmez.

Kusursuz ve mükemmel olmak, sadece zarar verir. Eşini, çocuğunu, kendini hatta dostlarını bile zor bir psikolojik sürece sokar. İlişkiler paylaştıkça değer kazanır ve keyif verir. Mükemmel kadın mutlu olamaz. Başkalarının hayatını düzenlerken, kendine ait bir yaşamı unutur.

İnsan dediğin kusurlu olur. Hataları, yanlışları ile var olur. Mükemmellik, insana ait değildir. Kusursuz veya mükemmel kadın olmayın. Bu sizi ancak, ruhsal köle ve yaşam hizmetçisi yapar.

Neden kendime güvenim yok?

Bir topluluk içindeyim ve harika bir fikrim var ama içimdeki bir şey fikrimi söylememi engelliyor. Bir an dışa dönük ve heyecanlıyken hemen ardından içedönük ve utangaç oluyorum. Bazen riske girebilirken bazen çok tedbirli davranıyorum; bazen bir lider konumundayken bazen sadece birilerini takip edebiliyorum. Bir bukalemun gibi ortama ayak uyduruyor, çevremdeki insanlara göre davranıyorum. Kendim olamıyorum. Kendime güvenim yok. Bazen, kim olduğumu bile bilmediğimi düşünüyorum.”

Davranış biçiminde ısrarlı ve sürekli değişiklik yapmak, eksik benlik imajının göstergesidir. Bu durum sizi kolayca çekingenliğe götürür. Gerçekten tanıdıklarında, insanların sizi sevmeyeceklerinden korkuyorsunuz. Olduğunuzdan farklı davranarak insanların sizi tanımasını engelliyorsunuz. Övülmeyi ve takdir edilmeyi isteyerek, bunları elde edecek şekilde davranıyorsunuz. Yine de insanlarla aranıza mesafe koymak istiyorsunuz. Başkaları tarafından sevilmeyi istemekle beraber ilgi odağı olmayı istemiyorsunuz. Çok fazla ilgi sizi rahatsız ediyor; sizin istediğiniz şey insanların arasına karışmak ancak en tutarlı insanlar kendilerine güvenen kişilerdir. Davranışlarımızın temelinde başkalarının onayını almak olmamalıdır. Kendinize güvenmediğiniz için karşılaştığınız her kişinin övgü ve takdirini kazanmayı istiyorsunuz.

 

Tartışma becerilerinizi geliştirin ve düşüncelerinize sahip çıkın. Başkalarının karşı olduğu bir fikri savunmak ilk bakışta korkutucu gelebilir ama bu en gerekli becerilerden biridir; size çok şey kazandırır. İki insanın birbirleriyle ne kadar uyumlu olduklarının bir önemi yoktur, her konuda anlaşacak değiller; şayet her konuda anlaşıyorlarsa ortada bir sorun var demektir. Hepimiz birbirimizden farklıyız ve bunun için sevinmeliyiz. Hepimiz aynı olsaydık hayat çok sıkıcı olurdu. Bir konuda farklı fikirlerde olmak, birbirini sevmemek değildir. İnsanlar farklı fikirlerde olup yine de iyi arkadaş olabilirler, birbirlerini sevebilir ve saygı duyabilirler. Kimse bir konuda en iyiyi bildiğini söyleyemez. Kendi görüşünüzü bildirmeye, en az diğer diğer insanlar kadar hakkınız var.

O halde fikrinizi etkili bir şekilde ifade etmenin yollarını öğrenin. Toplum içinde konuşma becerilerinizi geliştirmek için kurs ve seminerlere katılın. Samimi bir ortamda tartışabilir, fikirlerinizi savunabilir ve değerli tavsiyeler alabilirsiniz. Evde, işte veya sosyal ortamda birinin düşüncelerini, kendi düşüncenizmiş gibi savunabilirsiniz. Bir toplantıda söylemeye çekindiğiniz fikri not alın ve ilgili birimin müdürüne verin. Fikirlerinize sahip çıkın ki insanların içinde gururla yürüyebilesiniz.

 

Kendine güveninizi geliştirmek için bir oyunculuk kursuna veya tiyatro grubuna katılın. Eğer ilgi odağı olmaktan kaçınıyorsanız; kendinize güvenmek için ihtiyaç duyduğunuz şey, belki de budur. Yetişkinler için oyunculuk eğitimi veren bir kursa veya tiyatro grubuna katılın. Bu, gerçek kişiliğinizi bulmak için benzersiz bir fırsattır. Farklı karakterleri canlandırarak kendinizi ve oynadığınız karaktere ne kattığınızı daha iyi anlayabilirsiniz.

Yine aynı bağlamda yararlanabileceğiniz başka bir alıştırma, bir ergen gibi davranmaktır. Ergenlik yılları hepimizin asi olduğu zamanlardır. Belki hırçın biriydiniz, belki değildiniz. Başkalarından farklı olmanın, en azından otorite sahiplerinden farklı davranmanın nasıl bir şey olduğunu görün. Bir yetişkin olarak bu duyguların sizi güçlendirmesini sağlayın.

Çocuğunuza nasıl özgüven kazandırırsınız?

Çocuğun özgüvenini geliştirmek için anneye düşen görevler vardır. Yeterlilik ve değerlilik duygusunu hisseden çocuk, hayatı boyunca daha başarılı ve mutlu olacaktır. Peki, çocuğa özgüven kazandırma yolları nelerdir? Profesyonel Koç Neslihan Erdoğdu, “çocuğuma nasıl özgüven kazandırabilirim?” diyen anneler için altın değerinde bilgiler sunuyor.

Annelik dünyadaki en kutsal mertebelerden birisi. Nesillerin devamı için annelerin çocuklarına “doğru” yaklaşımlarda bulunması, onları iyi bir şekilde yönlendirmesi şart. Anneler kimi zaman aşırı sevgiden çocuklarına zarar da verebiliyorlar. Anne-çocuk arasındaki ilişkiyi doğru tesis etmek için kimi noktalara dikkat etmek gerekiyor.

Çocuğa özgüven kazandırmanın yolları var!

Annelerin hepsi çocuklarını seviyor. Çocukları için yapamayacakları şey nerdeyse yok. Millton Ericson bir çalışmasında 48 kilogram ağırlığındaki bir annenin bir arabayı nasıl kaldırdığından bahseder. Çok sevmek çocuğun her istediğini almak, onu ağlatmamak, her işine koşmak, bir dediğini iki etmemek, zorlandığı her anda yanında olmak çözüm bulmaksa eğer, burada durmak ve bir düşünmek gerekir.

Bir annenin temel görevinin çocuğunu hayata hazırlamaktır. Hayata hazırlanırken zorlanmayan, üzülmeyen, ağlamayan hatta kendi sınırlarını aşmayan çocuk, birey olamaz.

Çocuğun başarması için izin verin!

Emeklerken ayağa kalkıp bir iki adım atan çocuğun gözündeki mutluluğu hatırlayın, en son kendinizi ne zaman o kadar mutlu hissettiniz. Biz çocuklarımızı sevdiğimiz için onların bu anlarını çalan birer hırsızız aslında. Bu kadar özel, değerli, muhteşem ve şahane yaratılmış varlıklara biz neden yetersizlik duygusu yüklüyoruz. Neden bize muhtaçlarmış gibi davranıyoruz? Bir annenin çocuğuna gösterdiği tavır aslında kendilik değeri ile de ilgilidir. Pek çok kadın çocukları üzerinden kendilerini var ediyorlar. Kendi eksikliklerini çocuklarına yaptıklarıyla gidermeye çalışıyorlar. Elbette bunu bilmeden yapıyorlar. Ancak olan çocuklara oluyor ve bunu mümkün olan en erken zamanda fark edilmesi çok önemli. Bu nedenle anneler çocuklarını severken onları yetersizlik duyguları ile tanıştırmak yerine ‘yapabilirim ve yeterliyim’ duyguları ile tanıştırmak zorundadır.

Sevilmediğinizi mi Düşünüyorsunuz?

Bazen umutsuzluğa kapıldığımız olur ve bizi kimsenin sevmediğini düşünürüz. Bu gibi durumlarda mutsuz olur ve yaşam kalitemizi farkında olmadan aşağılara çekeriz. Peki bunun nedeni nedir?

“Etrafımdaki herkes hatta ailem ve arkadaşlarım bile bana karşı uzak ve soğuk görünüyorlar. Her geçen gün dünya daha soğuk, daha samimiyetsiz bir yer gibi görünüyor. İçimde hep, doldurulması gereken bir boşluk var. Bazen bütün dünyanın beni reddettiğini ve terk edildiğimi düşünüyorum. “ Bu düşüncelerden bazıları ya da tamamı size tanıdık geliyorsa;

Sevilmediğinizi düşünüyorsanız, bunu düzeltmek için David Lieberman’ın sözlerine kulak verin: “Aslında sevilmek için ümitsizce çırpınıyorsunuz ama reddedilmek, acı çekmek ve incinmekten korktuğunuz için dış dünyayla aranıza bir duvar örüyorsunuz. Sizin için en önemli şey, imajınızı korumak. Çok istediğiniz sevgi ve ilgi için bile imajınıza bir zarar gelmesini göze alamıyorsunuz. Eğer başkalarının hayatınıza girmesine izin vermezseniz, gitmek istediklerinde sizden bir parça alıp götüremezler diye düşünüyorsunuz. Birisi sizin hayatınıza girmeyi başarırsa, ümitsiz bir şekilde aradığınız sevgiyi hak etmediğinizi düşünerek o kişiyi hayatınızdan uzaklaştırıyorsunuz.”

“Çevrenizdeki duvarı yükseltmek, kendi içinize kapanmanın bir sonucu olabilir. Eğer kendi istek ve amaçlarınız sizi tüketirse, hayatınızda sevgiye yer kalmaz. Diğer bütün duygular gibi sevgi de bir yansımadır. İçinizde barındırmadığınız bir duyguyu, başkalarından alamazsınız. Kibir ve nefret dolu insanlar, etraflarındaki insanlardan sadece kibir ve nefret alırlar. İçinizde sevgi olmadıkça, bu susuzluğunuzu kimse gideremez; ne kadar ararsanız arayın bunun bir önemi yoktur. Yani, sizin içinizde sevgi olmadıkça, kimseden sevgi göremezsiniz. ”

Çözüm 1: Koşulsuz sevilmeye izin verin

Ruhsal ve duygusal sağlığınız için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri evcil bir hayvana bakmaktır. Araştırmalara göre, kedi veya köpek sahibi kişiler daha sevgi doludur. Neden mi? Çünkü sizi koşulsuz severler. Özellikle köpeklerin tek istediği size yakın olmak ve sizi sevmektir.

Size ihtiyacı olan bir kedi ya da bir köpeğe bir karşılıksız sevgi vermeyi başarabildiğinizde, artık başka insanlar da sizin sevginizi fark etmeye ve sizi sevmeye başlar.

Çözüm 2: Sevgi dolu işler yapın

Reddedilmekten korkmadan, sadece sevgi ve şefkat duyarak, hiçbir bencilce istek duymadan, karşılık beklemeden vermenin nasıl bir duygu olduğunu yaşayın. Şiddete maruz kalmış kadınların barındığı sığınma evine kitap ya da giysi bağışlayın. Yoksul çocuklara yardım edin. Sokak çocuklarını koruyan derneklere üye olun. Bir arkadaşınızın ev temizliğine, yemek hazırlığına yardım edin.

Emin olun, yardım etmek istedikleriniz size sevgiyle kucak açacaklardır.

Çözüm 3: Seversen, sevilirsin

Kendilerini seven insanlar, bunu bencil bir şekilde değil de kendilerine ve hayata değer vererek yapanlar, başkaları tarafından da sevilirler. Bu, bankaların ihtiyacı olmayan insanlara kredi vermesi gibidir. Bankalar bilir ki, bu kişi kredi çekerse taksitlerini düzenli ödeyecek. Siz de o insanlardan biri olun ve etrafınızdaki kişilere, kendinizi sevdiğinizi yansıtın.

Kendinizi sevin ve kendinize iyi davranın. Örneğin, son üç yıldır rahatlamak için bir hamama gitmeyi ya da yaz tatilinde deniz kenarına gitmeyi düşünüyor ancak gitmiyorsanız; bu kendinizi ödüllendirme amacı olarak belirleyin ve en kısa zamanda gerçekleştirin. Kendinizde kusur aramaktan vazgeçin ve olduğu gibi kucaklayın.

 

Hayatınızı güzelleştirecek 10 tavsiye

Daha iyi bir hayat sürmeniz için yapabileceğiniz küçük, kolay ama etkili yöntemleri sizinle paylaşıyoruz.

Güne hemen başlayın

Uyandıktan sonra sizi mutlu edecek şeyler yapmaya başlayın. Bu, güne pozitif başlamak için şahane bir yöntemdir ve gün boyunca mutlu kalmanızı sağlar.

Fazlalıklardan kurtulun

İhtiyacınız olmayan şeylerden kurtulmanız zihinsel olarak rahatlamanızı sağlar. Koleksiyonculuk ve arşivcilik gibi hobi edindiğiniz şeyler hariç, kaybetmekten üzülmeyeceğiniz şeyleri atın ya da ihtiyacı olanlara verin.

Geçmiş geçmiştir!

Geçmişinizi değiştiremezsiniz. Daha önce yaptığınız hataları düşünüp kendinizi üzmektense, geçmişe bir sünger çekin ve ilerlemeye devam edin. Çünkü geçmişte kalırsanız, asla ilerleyemezsiniz.

Bulunduğunuz anda kalın

Zamanın geri dönüşü olmadığının farkına varın ve her zaman anı yaşamaya odaklanın. Böylece günün tamamını olarak yaşamış olursunuz.

Gülümsemekten çekinmeyin

Bol bol gülün ve kahkaha atın. Beynin mutluluk hormonu olarak salgıladığı serotonin, kendinizi iyi hissetmeniz için en önemli ilaçlardan biridir. Güne başlarken, gün içinde ve günü bitirirken mutlaka gülümseyin.

Yaşamı çok ciddiye almayın

Her zaman küçük şeylerle mutlu olmasını bilin ve dünyaya bir kez geldiğinizi her zaman kendinize hatırlatın. Küçük ayrıntılara canınızı sıkmayın ve başarısızlıklarınızdan mutlaka bir ders çıkarın.

Pozitif şeyler düşünün

Kendinizi ferahlatmak ve mutlu bir hayat sürmek için her olayın pozitif yönüne odaklanın. Negatif şeyleri, kötü düşünceleri ve felaket senaryolarını kafanızdan atın.

Kitap okumayı unutmayın

Hayat görüşünüzün genişlemesi, hayal dünyanızın büyümesi ve yeni şeyler öğrenmek için her zaman kitap okuyun. Kendinize ilginizi çekecek kitaplar hediye edin ve günün en az 1 saatini buna ayırın.

Su için

Birçok insanın ihmal ettiği su, daha iyi bir hayat için gerekli olan en önemli şey. Vücudunuzun ihtiyacı kadar su için ve bu sayede cildinizi nemlendirin. Günde içmeniz gereken su miktarını kilonuzu 36’ya bölerek bulabilirsiniz.

Fit olun

Sağlıklı bir yaşam sürmek için vücudunuzun sağlıklı olması çok önemli. Bu yüzden her zaman egzersiz yapın ve fit kalmaya çalışın. Araştırmalara göre egzersiz yapan insanlar kendine güvenli ve başarılı oluyor.

Evlilikte mutluluk nasıl sağlanır?

Bir insan evinde ve ailesiyle mutluysa, hayatta her zorluğun üstesinden gelir, yaşamaktan zevk alır. Bu yüzden, aile içinde birlik, ve beraberlik kavramlarının önemi yüksektir. 

Güne şükrederek başlayın

Günümüzde çoğu insan güne başlarken kendini olumsuz yönde ya da yargılayarak günlerini planlıyorlar. Güne şikayet ederek başlıyoruz ve onları çağırıyoruz. Bu yüzden güne şükrederek başlarsak, evren de bize şükredeceğimiz bir gün yaşatır.

Pozitif enerjiyle kendinizi sarın

Güne başlarken insanlar küçücük sorunları kafalarında büyüterek onların gün içerisinde patlamasını tetikliyorlar. ’’Yarım saattir traş oluyor! Çorabımı bulamıyorum’’ ve bunun gibi cümlelerle günlerini negatif bir enerji ile adeta sabote ediyorlar. Bu tarz düşünceler sizi erken yorar ve yıpratır, güne hayatınızdaki her şeye şükrederek başlamayı öğrenmeli ve bunu kendinize ilke edinmelisiniz.

Önce durumu kabullenin

Aile içi motivasyonda, hayatınızı paylaştığınız kişi ile iletişim problemi duyuyor ve davranışlarından hoşlanmıyorsanız ilk başta bu durumu kabule geçmeniz gerekir. ’’Eşimi (ya da diğer aile bireylerinden birini) olduğu gibi kabul ediyorum’’ demelisiniz. O kişinin kapasitesinin o kadar olduğunu ve onu değiştiremeyeceğinizi kabul etmelisiniz.

 

Hayalinizdeki sizi mutsuz etmesin

Birçoğumuzun hayalinde bir rolmodel vardır ve birlikte olduğumuz kişi o rolmodele uymadığında problemler çıkmaya başlar. Emin olun kafanızdaki rolmodel bu hayatta yok. Bu rolmodel kişi, küçüklüğümüzden itibaren çevremizde gördüğümüz ilişkilerden etkilenip yarattığımız bir modelden öteye geçemez. Önemli olan karşınızdaki kişiyi olduğu gibi kabul etmenizdir. Eşinizi olduğu gibi kabul ettiğinizde mutlu olmaya başlarsınız ve otomatikman eşiniz de sizinle birlikte olmaktan mutluluk duyacaktır.

Haklı olmaktan vazgeçin

Önce aile içindeki bireyler beyaz bayrak çekmelidir. Haklı çıkmak için şikayet etmekten vazgeçin. Çünkü bunlar maskedir, bu maskelerden kurtulmak için niyet edin. Birbirinizi suçlamak sadece olduğunuz yerde saymanıza ve durumunuzu kurtarmayı geciktirmeye sebep olur. Kendinizin hatalarını da olduğu gibi kabul edin ve bu kötü süreci sevgiyle kurtarmak için niyet edin. Eşlerin birbirlerine olan korkularını içlerinden temizlemeleri gerekmektedir.

Kendi korkularına odaklanın

Örneğin; Eşinizin sizi aldatacağını düşünmeniz bir aldatılma korkusudur. Ya da sizi terkedip gitmesini düşünmeniz ayrılık korkusudur. Ve bu korkuya kapıldığınızda sağlıklı düşünemez, hareket edemezsiniz. Karşınızdaki kişi sizin aynanızdır. Onda bulduğunuz her hata ve kusur sizde de vardır. Dışavurum olmuş ya da olmamış hiç farketmez, eleştirdiğiniz taraflarının kendi bünyenizde de olduğunu unutmayın ve sevgiyle çözüm için niyet edin.

 

Çocukluğunuzu iyileştirin

Aslında bu tür korkular bizim çocukluğumuzdan itibaren yaşadığımız durumların içe vurumlarıdır. Bu durumun gelişmesi ve korkularımızın bizde kalıcı hale gelmesi yetiştirilme tarzımızla alakalıdır. Anne babamızdan sevgi, ilgi ve şefkat görebildik mi? ilgisiz sevgisiz olan ya da aileden biri değil sizi yetiştiren birisi de olabilir .

Önce kendinizi affedip kucaklayın

Sizin kendinize yapacağınız en büyük iyilik kendinizi ve kızgınlıklarınızı affetmektir. Kızgın olan insan iticidir. Önüne gelen tüm mutluluk fırsatlarını farkında olmadan iter. Zaten öfke ve kızgınlık itici güçlerdir. Bu durumda mutluluğun ve huzurun size gelmesini engellersiniz. Eleştirmek, küçük görmek ya da kendinden büyük görmek itici güç için ortam hazırlar. Ve bunlar kötü enerjilerdir. Para rekabeti de kötü bir enerjidir. Evren size der ki: ’’Benim yeterli bolluk bereketim yok mu ki sen para için rekabet ediyorsun?’’ Sizin için evrende yeterince bolluk ve bereket var, siz sadece evrenin bolluk ve bereket kaynağını kullanın.

Değerli bir insan olduğunuzu bilin

Kendi öz güveninizi artırın. Siz değerli ve bütün bir insansınız, eğer sizde değersizlik korkusu varsa karşınızdaki kişiler de size değersiz olduğunuzu hissettirecektir. Çünkü bu sizin düşünceniz ve evrende bu düşüncenizin sürekliliği için çalışacaktır.

Siz nasılsanız etrafınız öyle olur

Unutmayın, kendine güveni yerinde olan, huzurlu ve mutlu olan insanlar kendilerine bolluk ve bereketi daha rahat çekerler ve evren bu şekilde yaşayan insanlara kendileri gibi hayırlı insanlar gönderir. Problemli, sorunlu ve içine kapanık kişiler de kendilerine bu tür insanları çeker. Kendisini o kişiler içinde görür ve onların içinde kendini güçlü göstermeye çalışır. Bu kişiler cesur gözükür fakat kendi içlerinde kendilerini yer bitirirler.

 

Şimdinin gücünü hissedin

Geçmiş çok tehlikeli bir dönemdir. Sürekli geçmişi yaşamak sizi yorar ve anı iptal eder. Örneğin iki sene önce yaşanmış bir kıskançlık olayını ele alalım. Kıskanan kişi hatasını fark etmiş ve kendini geliştirerek bu tutumundan kurtulmuş. Fakat bir tartışma anında eşi iki sene önce yaşadığı bu olayı gündeme getirerek ’’Sen iki sene önce de beni kıskanıyordun zaten senin ailen de böyle’’ dediğinde karşısındaki kişinin iki sene içinde edindiği gelişimi alıyor ve onu geçmişe götürüyor. O andaki öfkeyle eşini iki sene geçmişe götürüyor ve eşinin kendi için iki sene daha uğraşmasına neden oluyor. Tabii gelebilirse.

Dua edin ki gelsin

Açın ellerinizi ‘’Mutlu olmak için bize yardım et, huzurlu olmak için bize yardım et ‘’ diye Allah’tan yardımını dileyin. Unutmayın, her insan mutlu olmayı hak eder, her çocuk mutlu ve huzurlu ortamda büyümeyi hak eder, her şirket iyi iş yapmayı hak eder, her insan üretken olmayı hak eder.

Güzel sözler söyleyin

Hayatınızdaki insanlara güzel şeyler söyleyin. Bir gün ninemle sohbet ederken şöyle bir soru sordum: Nine rahmetli dedem seni hiç sevdiğini söyledi mi? Ninem düşündü düşündü: Söyledi ya, dedi. Ne söyledi? Dedim. Ninem; ’’Güzel kadınsın ama burnun biraz büyük’’ dedi bana.

Hastalıklar psikolojiktir

Her gün kocasına öfke duyan bir kadın o hasta olduktan sonra suçu başka bir yerde aramamalı. Kocasına öfkesini aktararak, enerjisini çaldığı için ve sevgi vermediği için kocası hastalanmış olabilir mi? Bakın; tıptaki hastalıkların %70 i psikolojiktir. Kocanızla ya da karınızla ettiğiniz kavgaların çoğu onların vücutlarında dışavuruma ulaşır. Lütfen konuştuklarınıza ve davranışlarınıza dikkat edin. Eşinize sevgili ve saygılı olun. Çocuğunuza hoşgörülü olun ve değerli olduğunu sıkça hatırlatın.

En Sık Rastlanan Evlilik Sorunları

Evli bir çift arasındaki gerginliğin asıl nedeni çok daha farklı olabilir. Klasik nedenleri ortaya atmadan önce, siz farkında olmadan evliliğinizi tehdit eden şeyleri öğrenin. İşte en sık yaşanan evlilik sorunlarının gizli nedenleri:

Çok fazla özür dilemek

Bir kavganın ardından eşinizin duymak istediği şey ”özür dilerim” olmayabilir. Özür dilemenin yerine, uzlaşmaya varmayı deneyin. Böylelikle iki taraf ta kendisi için sorun oluşturan şeyleri göz ardı etmek zorunda kalmaz ve problem gerçekten çözümlenir.

Televizyon aşkları Televizyon ve filmlerde

gördüğünüz hayali çiftlerden vazgeçemiyor musunuz? Araştırmalar, televizyon romansına ciddi ölçüde kapılan ve inanan insanların eşleriyle olan ilişkilerine kendilerini daha az adadıklarını göstermekte. Dizi ve filmlere kendini kaptıran kişiler, gerçek, inişli çıkışlı ilişkiler yerine çiçekler almayı ve heyecanlar yaşamayı bekliyorlar ve ne yazık ki gerçek hayatta ilişkiler o şekilde yürümüyor. Bu da çiftlerin mutsuz olmalarına sebep oluyor.

Dijital iletişim Birbirinize SMS, e-posta ya da Facebook’tan mesajlar göndermek yüz yüze iletişim içinde olmaktan çok daha kolay ve hızlı gelebilir ama Oxford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, dijital yollardan birbirleriyle iletişime geçmeyi tercih eden çiftlerin ilişkilerinde daha doyumsuz olduklarını gösteriyor.

 

Rüyalarınız Rüyanızda kocanızın size kötü davrandığını ya da sizi aldattığını görmeniz gerçek hayatta da kavga etmenize neden olabilir. Bu, araştırmalarca da kanıtlanmış bir gerçektir. Rüyanızda sinirlendiğiniz bir konu için eşinizle kavga etmek yerine, neden canınız sıkıldığı hakkında onunla konuşun.

Başbaşa randevuya çıkmak Normalde romantik ve rahatlatıcı olması gereken bu aktivite iki tarafın farklı istekleri nedeniyle bir kabusa dönebilir. Kadınlar, planlı aktiviteleri tercih ederken, erkekler, daha spontan aktivitelerden hoşlanırlar. Bu nedenle, iki taraftan birinin mutsuz olmaması için, randevunuzda ne yapmak istediğinizi karşılıklı konuşmak ve ortak bir karara bağlamak evliliğiniz için daha doğru olacaktır.

Az uyku

İhtiyacınız olan uykuyu almazsanız sinirli ve gergin olursunuz. Bu da ilişkinize sinir ve kavga olarak yansır.

Boşanan arkadaşlar Araştırmalar, boşanmanın bulaşıcı olduğunu göstermekte. Mesela, arkadaşınızın kocası onu aldattığında siz de ister istemez kendi kocanızın sadakatini sorgulamaya başlarsınız ve bu durum, ortada bir şey yoksa dahi, evliliğinizi kötü yönde etkiler.

Hiç kavga etmemek Kavga etmiyor olmanız birbirinize sinirlenmediğiniz anlamına gelmez. Kavga etmek, tartışmak sağlığınız için iyidir ve birbirinize karşı dürüst olmanızı sağlar. Kavgadan kaçınmak ise stres hormonlarınızı arttırır. Kavgadan kaçınmak yerine sakin bir şekilde sizi sıkan durumları konuşmayı deneyin.

Evlilikte her zaman iniş çıkışlar olabilir. Önemli olan karşılıklı olarak birbirinizi anlamaya çalışmak, orta yol bulmak ve bu güzel günlerin keyfini çıkarmaktır.

Aile Danışmanlığı Desteği İçin Randevu Alabilirsiniz

Eleştirilerle Baş Etmenin Yolları

Eleştiriler çoğu zaman can sıkıcı olabilir fakat bu öneriler sayesinde eleştirilerle baş etmeniz kolaylaşacak.

Güne başladınız. Okulda, işte, evde, sokakta yapmayı planladığınız pek çok şey var. Tam da bu sırada en yakından ya da uzaktakinden gelir eleştiri. Kendinizi eleştirilmiş, düzeltilmiş, başarısız, hatta suçlanmış hissedersiniz.

Sizce bu küçücük bir hata ya da önemsenmeyecek bir konu olabilir. Ama bir kere eleştirildikten sonra belki de günlerce bunun üzerine düşünürsünüz. Eleştiri ile baş etmek, onu kendi yararınıza kullanmak mümkün.

Eleştiriyi dinleyin

Aldığınız eleştiriye tepki vermeden dinlemeye ve karşı tarafın bakış açısını anlamaya çalışın. Yeni bir bakış açısı kazanabilir ve kendinizi geliştirme fırsatı yakalamış olabilirsiniz.

Savunmaya geçmeyin

Hemen savunmaya geçmek yerine karşıdaki insanın size yardım etmek isteyip istemediğini düşünün. Belki de onu reddetmek yerine bu söylediği şeyi değiştirmek veya küçük bir sorumluluk almak sizi bir adım daha ileriye götürecek.

Tepkinizi erteleyin

O sırada sert bir tepki vermek yerine bunu biraz ertelemeye çalışın. Derin bir nefes almak, bulunduğunuz ortamdan ayrılmak, kısa bir mola vermek daha sağlıklı karar almanızı ve bu eleştiriye daha sağlıklı cevap vermenizi sağlar.

Hatalarınızı kabul edin

Ortada bir hatadan kaynaklı bir eleştiri varsa bu hatayı kabul ettiğinizde ne olacağını düşünün. Reddetmek kısa süreli bir rahatlama ve sonrasında sıkıntı yaşamanızı sağlarken kabul etmek hatayı gidermeye odaklanmanızı ve bu eleştiriyi bir takdire dönüştürmenizi sağlayabilir.

Başarısızlığın tadını çıkarın

Bir konuda eleştiri alabilir hatta başarısız olabilirsiniz. Çünkü hata yapmak öğrenme sürecinizin en önemli parçası. Hata yapmadan daha iyisini yapma şansınız yok. Bunun tadını çıkarın.

Evlilikte Ailelerin Müdahalesi Boşanmalara Neden Olabilir

Ailelerin evliliğe karışması başlangıçta işleri kolaylaştırıyormuş gibi görünse de sonradan işleri dahada zorlaştırmakta ve evliliği gençler için kabusa çevirmektedir.

Evlilikte yaşanan sorunların en büyük nedeni ailelerin, özellikle erkeğin annesinin, yani kayınvalidenin evliliğe karışması ile yaşanmaktadır.

Genellikle kız tarafının ailesi de evliliğe karışmakta hatta el altından evliliği idare etmektedir ama bunu çok belli etmeden ve tepki çekmeden yapmaktadırlar. Eşler arasında sorunlar oluşmaya başladığında ise bu durum problemlere neden olmaktadır.

Ailelerin evliliğe yardım etmesi ile karışması farklı şeyler olup bir süre sonra “ Senin ailen şunu yaptı, benim ailem bunu yaptı” şeklinde tartışmalar başlamakta ve giderek bu tartışmalar evliliği sıkıntıya sokmaktadır. Ailelerin ekonomik yönden yardım etmeleri, tartışmalarda arabulucu olarak müdahale etmeleri, evde yaşanan sıkıntıların aktarılıp her şeyden haberdar edilmeleri, farkında olmadan onları evliliğe müdahil duruma getirmekte ve tartışmalarda taraf olmalarına neden olmaktadır.

Ailelerin genelde kendi evlatlarını haklı görmeleri, onlardan yana olmaları, eşlerin birbirlerine karşı öfkelerini arttırmakta, kimi zaman aileler ile iplerin kopmasına neden olmaktadır. Bu durumdan kendisi ile sorun olmadığı halde öbür tarafın ailesi de nasibini almakta, “Sen benim ailemle görüşmüyorsan ben de senin ailen ile görüşmüyorum” diyerek her iki tarafla da sorun yaşanmaktadır.

Sonuç olarak aileleri evliliğe karıştırmak kolayımıza gelir ama daha sonra onları olaylardan uzak tutmanın mümkün olmayacağını düşünerek evlilik içinde yaşananları evlilik içinde çözmeye çalışmalıyız.

Eğer bunu yapamazsak profesyonel bir yardım almalı ama ailelere ev içinde yaşanan olumsuzlukları aktarmamalıyız. Buna dikkat etmediğimizde biz eşimizle aramızı düzeltiriz ama sonrasında ailemiz eşimize karşı cephe alır ya da onlar affetse bile ortalıkta dolaşan laflar nedeniyle bu sefer eşimiz onları affetmez. Buna asla sebebiyet vermeyelim.

Gerek ekonomik gerekçelerle, gerek çocuğumuza bakma adına, gerekse ev içinde yaşananları çözmek adına ailelerimizden yardım istemeden önce on kere daha düşünelim, mümkünse de yapmayalım.

 

Aile Danışmanlığı Desteği İçin Randevu Alabilirsiniz

Hiperaktif Çocuklara Nasıl Davranmalıyız?

Birçok aile tarafından zekâ alameti sayılıp takdir edilse de hiperaktivite, sanıldığı kadar masum değil.

Çocuğunun yaptığı her yaramazlıkta hafiften mağrur şekilde “Böyle hiperaktif canım, işte bizim oğlan.” savunmasına geçen annelere adımbaşı rastlamak mümkün. Peki, her yaramaz çocuk hiperaktif midir? Uzmanlara göre cevabı hayır. Üstelik, bırakın övünmeyi aslında bu da bir hastalık. Hiperaktivite dikkat eksikliğiyle adeta kardeş gibi.

Bu yüzden de “Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB)” olarak anılıyor çoğu zaman. Peki bu rahatsızlık, çocuğun hayatını nasıl etkiliyor? Tedavi edilmezse ne gibi sorunlara yol açıyor?

ÖDÜL VE CAZA İŞE YARAMIYOR

En sık görülen psikiyatrik sorunlardan dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) üç temel belirtiden oluşuyor: Aşırı hareketlilik (hiperaktivite), dikkat eksikliği ve dürtüsellik. Hiperaktivite kısaca yaşıtlarına göre aşırı hareketlilik, oturamama ya da oturmayı becerememe olarak tanımlanabilir.

Dikkat eksikliği çocuğun dikkat süresinin yaşına göre kısa olması ve özellikle okuma, yazma ve matematik gibi akademik alanlarda dikkatinin kolay ve çabuk dağılması şeklinde tanımlanıyor.

Sonunu düşünmeden eyleme geçme olarak tarif edilebilecek dürtüsellik, çocukların sosyal uyumlarını bozan en ciddi belirti. Yaşıtlarıyla birlikteyken olaylara aşırı tepki vermeleri, fiil ve sözle arkadaşlarını rahatsız etmeleri nedeniyle toplumda ve okulda ‘yaramaz çocuk’ damgası yerler. Diğer çocuklardan farklı olarak genellikle ceza ve ödülden anlamadıkları gibi, başlarına gelen üzücü ya da kötü bir olaydan da ders çıkarmazlar.

HİPERAKTİF ÇOCUKLAR…

– Dersleri dinlemez, ödev yapmayı sevmez, anne-baba ya da öğretmenin zoruyla ödev yaparlar. Çeşitli bahanelerle (tuvalete gitme, su içme gibi) sık sık masa başından kalkarlar. Ders çalışırken sürekli yanlarında birini isterler.

– Sorumluluklardan kaçarlar, üzerlerine aldıkları işi bitirmekte zorlanır, bir işi bitirmeden başka işe geçerler.
– Okuma ve yazma becerileri yaşıtlarından kötü, defter düzeni ve yazıları bozuk olabilir.
– Unutkan olabilirler, öğrettiğiniz ve iyi öğrendiklerini düşündüğünüz bir bilgiyi çabucak unutabilirler.

– Genellikle dağınıktırlar ve kurallardan hoşlanmazlar. Dikkat sorunu olan çocuklar sevdikleri ve zevk aldıkları etkinliklerle (bilgisayar, TV, oyunlar) uzun süre ilgilenebilirler. Daha çok kurallı öğrenmeye karşı isteksizdirler.

NASIL DAVRANMAK GEREKİR?

– Ev işlerinde görev paylaşımı vs. gibi alışkanlıklar ile kural ve takvime bağlanan işler oluşturun.

– Sabırlı olun, fevri davranmaktan kaçının, öfkenizi çocuğa yansıtmayın. Çocukla savaşmayın ve tartışmaya mümkün mertebe girmemeye çalışın.
– Çocuktaki var olan olumlu özellik ve kabiliyetlerin ortaya çıkışını teşvik edin. Hoşunuza giden bir şey yaptığında mutlaka takdir edin.
– Mutlaka bir spor etkinliğine devam etmesini sağlayın.
– Ders çalışma ortamını mümkün olduğunca sadeleştirin.
– Evdeki sorumlulukları ile ilgili olarak (odasını toplama, giysilerini düzenleme, ellerini yıkama, dişlerini fırçalama gibi) onu sık sık uyarın.

– DEHB’li çocuklara diğer çocuklara göre daha az “hayır” kelimesini kullanın. “Hayır” dediğinizde ise geri adım atmamaya çalışın.

BUNLARA DİKKAT!

– DEHB’li çocuğun davranışlarını normal kabul ederek “çocuktur, zamanla düzelir” demek çocuğa haksızlıktır.

– Tedavi edilmeyen DEHB olgularında ileriki yaşamlarında ağır davranış bozuklukları ve akademik başarısızlık gelişme riski yüksektir.
– DEHB oluşumunda suçlu, aile değildir.
– Biyolojik temeli olan bir bozukluktur.
– Terbiye edebilme sorunu değildir.
– Tanı için mutlaka bir çocuk psikyatrisine başvurun. Zira hastalığın benzer belirtiler gösteren başka psikiyatrik bozukluklar ile karışma riski mevcut.
– DEHB başka psikiyatrik bozukluklarla birlikte görülebilir.
– Tedavisinde kullanılan ilaçlar bağımlılık yapmaz. Bedensel olarak kalıcı yan etkileri yoktur. Hatta DEHB’li çocuklarda ilaç tedavisi ileride oluşabilecek alkol ve madde bağımlılığını önlediğine dair birçok çalışma mevcut.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.