İLK İZLENİMİN ETKİSİ SİZE BAĞLI

İnsanlar dış görünüşleriyle karşılanır, şahsiyetleriyle uğurlanırlar. Hayatımızdaki ilk izlenim hemen her konuda çok önemlidir. Karşımızdaki kişi hakkında yargılara varmaya başladığımız ilk an karşılaşma anımızdır. İşte doğru ilk izlenim oluşturmanın püf noktaları…

İLK İZLENİM GERÇEKTE SON İZLENİMSE NE YAPMALI?

İnsanlar dış görünüşleriyle karşılanır, şahsiyetleriyle uğurlanırlar. Fransızların bu sözü günümüz dünyasında bize ayna tutar. Hayatımızdaki ilk izlenim hemen her konuda çok önemlidir. Karşımızdaki kişi hakkında yargılara varmaya başladığımız ilk an karşılaşma anımızdır. Dört çeşit izlenim vardır:

1. Kendiniz hakkında ne düşündüğünüz
2. Başkaları hakkında ne düşündüğünüz
3. Başkalarının sizin hakkında ne düşündüğü
4. Başkalarının kendileri hakkında ne düşündüğü

Karşınızdaki kişiye göz attığınız o birkaç saniyede dış görünüşü, vücut dili ve tavırları bize doneler verir. Negatif olan ilk izlenimi geriye döndürmek çok zordur.
İlk izlenim aslında son izlenimdir. Bundan dolayı kendimiz üzerine kafa yormalı ve dış görünüşümüzle nasıl bir etki bırakmak istediğimizi iyi düşünmeliyiz.
Nasreddin Hoca fıkrasında ye kürküm ye demiş, bu o zamanlar için bile dış görünüşün önemini bize çok iyi anlatmaktadır.

Günümüzde dış görünüşümüz ve vermek istediğimiz imaj, biz daha konuşmaya baslamadan fikir verir. İş dünyasında abartılı renkler, dekolte veya çok spor kıyafetlerden kaçınmak gerekir. Fiziksel olarak rahat hissedeceğiniz, ortama uygun ve size yakışan kıyafetler tercih edilmelidir. Giyiminiz, sizi ve işinizi yansıtan bir imaj olusturmalıdır.

Kim olduğunuz ve ne yaptığınız arasında çizgi vardır; biri sizi tanımlar diğeri sizi tamamlar.

Yeni tanıştığımız kişilerle nasıl diyaloglar kurmalıyız?

1. Tanıştığınız kişiyle saygılı sekilde sohbet edin
2. Göz teması kurun
3. Önce dinleyin
4. Samimi ve nazik olun
5. Teknik dille konuşmayın
6. Güvenli ama ukala olmayan bir durusta olun
7. Esprili olun
8. Soru sorup karsınızdakiyle ilgilenin
9. Konusurken mimik kullanın
10. Gülümseyin
11.Konuşmalar esnasında, hiç bir konuyu kişisel almayın.
12. Kollarınızı çapraz yapmayın.
13. Seçtiğiniz sözcüklere dikkat edin
14. Kendinize odaklanmayın
15. Sessizliği bozun
16. Karşınızdakine deneyim aktarın
17. Karışınzdakinin konuşmasını bitirmesine izin verin
18. Duyarlı olun
19. Esprileri komik bulmasanız bile gülümseyin
20. Kendiniz olun

Zihnimizdeki Düşmanları Alt Etmeden, Gerçek Sorunlarla Mücadele Etmek İmkansız

Sorunların çoğunluğu gerçeklikten kaçmak veya gerçekliğin yanlış algılanması ile ortaya çıkar. Zihnimizdeki düşmanları alt etmeden, gerçek sorunlarla mücadele etmek imkansızdır.

Gerçekliği ne kadar acı olsa da tam olarak algıladığımız takdirde; çözüm yollarını da daha berrak olarak görebiliriz.

 Bireyler ve özellikle gençler hep başarıyı sağlayacak önerilerin ve reçetelerin peşindedir. Oysa ilk atılacak adım bireysel ve toplumsal başarının önündeki engelleri kaldırmaktır.

Bu engellerin çoğu da kendi içimizde ve zihnimizdedir. Kendimizin ürettiği bu “sözde” engellerle, hareket alanımızı daraltır, beyin tembelliğine ve atalete teslim oluruz.

Ruhsal sorunların aslan gibi delikanlıların ve dinamik genç kızların enerjilerini yiyip bitirmesine seyirci kalırız. Bu sorunların çoğunluğu gerçeklikten kaçmak veya gerçekliğin yanlış algılanması ile ortaya çıkar.
Zihnimizdeki düşmanları alt etmeden, gerçek sorunlarla mücadele etmek imkansızdır. Gerçekliği ne kadar acı olsa da tam olarak algıladığımız takdirde; çözüm yollarını da daha berrak olarak görebiliriz.

Aşağıdaki rahatsızlıkların bilincinde olduğumuz ve bunlarla mücadele ettiğimiz takdirde kişisel ve toplumsal alanda başarıya ulaşmak kolaylaşabilir:

 Kimlik sorunları:

Otobüsle seyahat eden bir kişi, mola verilen bir otogarda indikten sonra bindiği aracı bulamamış. Paniğe düşen yolcu diğer otobüslere çıkıp hep şu soruyu sorarmış ” Ben bu otobüsün yolcusu muyum?

Kendi konumunu başkalarına doğrulatmaya çabalayan bu yolcu gibi bizler de kimliğimize sahip çıkamıyoruz. Özgüvenimiz eksik olduğu için hep başkalarının referanslarına ihtiyaç duyuyoruz.

Naiflik:

 Acı gerçekliği kabullenemeyen bazı kişiler ya bir gerçekleştirilmesi zor bir ütopyaya sığınır ya da abartılmış tepkiler gösterir ancak olumsuzluklara karşı mücadeleleri havada kalır. Çünkü hareket noktaları gerçeklik değildir.

“Adam etme” tutkusu:

Kendisini çok mükemmel gördüğü için hayatını çevresindekileri “adam etmeye” adayanlar, diğer insanların kişiliklerini, özlem ve istemlerini yok sayar. Kendi kişisel gelişimini ihmal eden bu kişiler topluma ve ekonomiye olumlu bir katkıda bulunamaz.

Travma sonrası stres:

Kişisel ve toplumsal hayatta yaşanan felaketlerin, şokların ve örselenmelerin ardından gelen bu gerilim hali, insanların endişeli ve titrek olmasına yol açar. 1994-2001 döneminde yaşanan üç krizin yol açtığı traumanın etkileri halâ canlı insanların sağlıklı ve soğukkanlı düşünmelerini zorlaştırır.
 

Atalet:

William Glasser’ın tanımladığı “aşırı rasyonalizasyon” rahatsızlığına yakınanlar toplumdaki aksaklıklar üzerine sürekli konuşur, fikir yürütür, fırsat bulduğunda tartışır. Ancak iş eyleme, bir şeyler yapmaya geldiğinde frene basar. Bu tip, hayattan korkusunu konuşarak gizlemeye gayret eder.

Bağımlılık sendromu:

Bu kişilik bozukluğunda kişi, kendi kişisel gelişim ve başarısı için hep başkalarının desteğini arar. Kendi potansiyelini geliştirmekten ve var gücüyle çalışmaktan kaçan bu kişi, işler kötü gittiğinde ve başarısız olduğunda başkalarını suçlar.

Komplo teorileri:

 Kişiliğindeki yanlışlıkları, başka yerlere ve kimselere yansıtanlar, neredeyse her olayı bir komplo, entrika ve kumpas çerçevesinde açıklar. Karşı tarafı olduğundan daha güçlü gören bu kişiler gerçeklikten koptuğu için , yalnız teşhis ile yetinir, olumsuzluğu tedavi için bir şey yapmaz.

Kuralsızlık (Anomi) :

Yaşadığı ortamı değiştirenlerde, örneğin köyden kente veya Türkiye’den diğer bir ülkeye göçenlerde görülür. . Göç eden kişi, ardında bıraktığı kırsal kesimin yüzyıllar boyu oluşmuş zengin kültürü ile köprüleri atmıştır ama kent kültürünü de henüz özümseyecek zamanı bulamamıştır. Kuralsız kişilere otosunu emniyet şeridinde sürerken, kuyruklara yandan kaynamaya çalışırken rastlarsınız.

Sınır kişilik rahatsızlığı:

İngilizcede “borderline” denen bu rahatsızlık son zamanlarda moda oldu. Özellikle hayata atılmak üzere olan gençleri etkisi altına alır. Bu rahatsızlık, aktif istikrarsızlık, dengesizlik, çevredeki olay ve insanlara aşırı duyarlılık, kendine güvensizlik, kronik bir “boşluk duygusu” ve bir uçtan diğer uca savrulma gibi belirtilerle kendini gösterir.

Geleceksizlik:

Forum İstanbul Gençlik Platformu’nun üniversiteli gençler arasında yaptığı bir ankete katılanların sadece yüzde 37.5’i, 2023 Türkiye’si için iyimser olduğunu belirtti. Gelecekten iyi şeyler beklemeyen ve umutsuz olan gençlerin bilgi çağına hazırlanmaları çok zor.

Depresyon:

 Bu terim hem ekonomide hem de psikolojide çöküntü, hareketin yavaşlaması anlamına geliyor. Durgunluk kelimesi de her iki alanda benzer anlamlar taşıyor. Kriz korkusu, girişimcilerin ruhsal çöküntü yaşamalarına ve iş tempolarını düşürmelerine yol açıyor.

Sosyal mazohizm:

 Bu olguyu ünlü beyin cerrahımız Gazi Yaşargil şöyle anlatıyor: ” Bazı hastalar vardır, daima kendisine vurur. Bakın dersiniz, gençsiniz, güzelsiniz, zekisiniz, her şeyiniz yerinde.

Neden kendinizi yıpratıyorsunuz. Ama elinde değil… Türkiye de aynı vaziyette. Her millet kendini yerer ama Türkler kendini suçluyor.”

Mazeret kültürü: Kendi eylemsizliğini haklı göstermek isteyen kişiler, hep başkalarının hata ve eksikliklerini sayıp döker. Varacağı nokta, “Herkes bu kadar kötüyse, benim parmağımı taşın altına sokmama gerek yok” düşüncesidir.

Hafızayı Güçlendirmek İçin Neler Yapılmalı

Hafızayı Güçlendirmek için neler yapmalı?

Hafızayı kuvvetlendirmek için ve hayat aynı rutininde devam ediyor ve sıkılıyorsanız, yaşamı farklılaştırmanız ve beyninizi alışkanlıklarını bırakmaya zorlamanız gerekiyor. Uzmanlara göre, cep telefonu, internet, televizyon gibi uyaranlar yüzünden insanlar hiçbir şeye tam olarak konsantre olamamaktalar. Sağlıklı beslenmek, spor yapmak, kitap okumak, müzikle uğraşmak, bulmaca çözmek hafızayı güçlendirdiği konusunda tüm uzmanlar hem fikir.

Ağır diyetler hafızayı zayıflattığı gibi, genç yaşta ortaya çıkan kronik unutkanlık durumu aynı zamanda psikiyatrik hastalık sebebi de olabiliyor. Hipertansiyonu ve kolesterol yüksekliği sorununu önleyin ya da kontrol altına alın. Çünkü kalbimiz için zararlı olan her şey beynimiz için de aynı ölçüde zarar vericidir. Diğer yandan yi ve kaliteli bir uyku düzeni beynin yeni öğrenilenleri pekiştirmesini sağlar. Sağlıklı bir yetişkinin ihiyacı olan ortalama uyku 8 saat kadardır. O gün öğrenilen bir şeyi yatmadan önce tekrar etmek, akılda kalmasını yüzde 20-30 oranında artırır. Eğer bir düşünce uykunuzu kaçırıyorsa, bu düşünceyi ya da sorunu bir kağıda yazmaksa onu kafanızdan atmanıza yardımcı olur.

Stres ise bir çok hastalığa kapı açtığı gibi hafıza konusunda da sizin aleyhinize çalışan bir unsur. Stresinizi iyi yönetin. Ölçülü ve kontrollü stres dikkati yoğunlaştırmakta, odaklanmayı arttırmaktadır. Kontrolsüz, uzun süreli ve aşırı stres ise dikkati sürdürme kapasitesini yok etmekte, unutkanlığı tetiklemekte, kortizol hormonunu yükselterek beynin bellek için önemli bölümlerinde hasar geliştirmektedir.

Yeni Şeyler Öğrenmek:

Yeni şeyler öğrenmekten asla vaz geçmeyin. Hatta bunu alışkanlık haline getirin. Her yeni bilgi ve beceri birer bellek egzersizidir. Yeni sporlar, hobiler, araştırma alanları, heyecanlı ve zevkli problemler, ezberlenen yeni şiirler ve yeni diller beyniniz için en güçlü vitaminlerdir. Tembelliği bırakın. Zihinsel faaliyetlerinizi sınırlamayın. Özellikle televizyon seyretmek gibi pasif faaliyetleri azaltın. Televizyon karşısında geçirdiğiniz saatler sadece bedensel değil, ruhsal sağlığınızı da kötü yönde etkiler.

Bilinciniz gün içinde alçalıp yükselen bir seyir izler. Çoğu kişi için 90 dakikalık bir döngünün 30 dakikasını düşük düzeyde bilinç oluşturur. Bu döngüyü keşfetmek için kendi kendinizi izleyin. Eğer hangi dönemde bilincinizin doruk noktasına varıp ne zaman performans kaybettiğini fark ederseniz, konsantrasyon gerektiren işlerinizi bilincinizin yüksek düzeyde olduğu zaman yapmaya çalışın.

Egzersizin Önemi:

Her gün egzersiz yapın. Günde 30-45 dakika, haftada en az 4 gün yürümeye, iş saatlerinde daha çok aktif olmaya, kısa mesafelerde taşıt kullanmamaya çalışın. Özellikle yürümenin beyin sağlığı ve yeniden yapılanma sürecini olumlu yönde etkilediğini gösteren çok sayıda kanıt var. Beynin yeni yetenekler kazanabilmesi beyin hücreleri arasında güçlü ve yoğun yeni bağlantılar oluşturabilmesinin başlıca desteklerinden biri de düzenli ve ılımlı egzersizlerdir. Bizim önerimiz fırsat buldukça yürümenizdir. Yürüyüş yaparken çözmek zorunda olduğunuz bir problem üzerine konuşun. Yürüyüşle birlikte rahatlayan bedeninizde kan dolaşımı artar; bu da daha açık, net ve doğru düşünmenizi sağlar. Ritmik ve düzenli hareketler de beyninizi sakinleştirir.

 

İlaç Kullanımı:

Kullandığınız ilaçları yeniden gözden geçirin. Özellikle beyni etkileyen ilaçları doktor önerisi olmadan kullanmayın. Depresyon giderici, uyku verici, ruhsal gevşetici ilaçlara komşu, eş dost tavsiyeleri ile başlamayın.

Reçetesiz satılan ilaçları rastgele yutmayın. Doğal ya da zararsız diye kullanabileceğiniz bitkisel ürünlerin, besin desteklerinin ve diğerlerinin beyin hücrelerinizi üzebileceğini, zihinsel fonksiyonları bozabileceğini unutmayın. Antihistamik- antialerjik ilaçları özellikle alüminyum içeren antiasitleri ve uyku kolaylaştırıcıları doktorunuzla konuşmadan uzun süre kullanmayın. Vitaminlerden yararlanın. E ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerin, selenyum gibi serbest radikal avcısı minerallerin hücreleri oksitlenmekten koruyan güçlerinden faydalanabilirsiniz. Yeteri kadar B vitamini, özellikle B12 vitamini aldığınızdan emin olun. Dengeli bir beslenmenin de yaşlılıkta vitamin eksikliğine yol açabileceğini unutmayın.

Hayata bağlı kalın. Hayatınıza önem katan bağları iyice sıkılaştırın. Huzurunuzu koruma ve güçlendirmeye bakın. Aileniz, dostlarınız, işiniz, hemşerilik ve vatandaşlık bağlarınıza, inançlarınıza daha sıkı sarılın. İnsanlarla daha sık birlikte olmaya, aileniz ve arkadaşlarınızla olumlu ilişkiler kurmaya ve sosyal aktivitenizi çoğaltmaya çalışın. İyi sosyal ilişkileri olan yaşlılarda bellek fonksiyonları bozulmuyor. Sosyal ilişkiler bir taraftan zihinsel egzersizleri yoğunlaştırıyor, diğer taraftan çeşitli olayların ruhsal travmalarını hafifletmeye yardımcı oluyor.

Hafıza Kuvvetlendirici Birkaç Öneri:

* Vücudunuzu yeni davranışlara alıştırın. Saçınızı tararken, dişlerinizi fırçalarken, kahvenizi karıştırırken ya da diğer günlük basit işleri yaparken sürekli kullandığınız elinizi değil diğer elinizi kullanın.
* Gözlerinizi kapatın ve odada yolunuzu duygularınızla bulmaya çalışın. Bilinçli olarak sesleri dinlemeye ve kokuları almaya çalışın. Bazen yerden bir şey almanız gerektiğinde, ayaklarınızı kullanın mesela kapıyı ayağınızla kapatmak gibi.
* Buzdolabınızın içine dikkatlice bakın. Daha sonra kapağını kapatın. İçindekileri teker teker sıralamaya çalışın. Eviniz için de aynı şeyi yapabilirsiniz, pencerenin önündekileri ya da duvardaki resmin ayrıntılarını inceleyebilirsiniz.
* Her zaman üzüntü ya da şüpheye yakalanıyorsanız ve kendinizi başkalarından daha aşağı görüyorsanız, bunun yerine en çok istediğiniz şeyi ayrıntılı olarak tasarlayın ve elde ettiğinizdeki yaşamınızı düşünün. Negatif düşünceleriniz olduğunda pozitife çevirmek için gün boyunca bunu uygulayın.
* Her günün sonunda o ana kadar ne yaptığınızı 60 dakikada gözden geçirin. Bu gününüzü daha önemli hale getirmek için iyi yardımcı yoldur. O ana kadar olan tüm aktivitelerini zihinsel olarak gözden geçirin. Hafızanız gününüz hakkındaki boşlukları, anları kasıtsız olarak açığa vuracaktır.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Ayrıldıktan sonra yapılan hatalar

Ayrılıklar hayatın bir gerçeği ve eşinizden yahut sevgilinizden ayrıldığınız zaman yaptığınız hataların telafisi bazen çoğu zaman mümkün bile olmayabiliyor. Dolayısıyla ayrıldıktan sonra yapılan hatalar konusunda bilgili olmak, bu hatalardan uzak durmak ve onların etkilerinden sakınabilmek için çok önemli. Aksi taktirde ayrılığın üzerine bir de davranışlarınızın sonuçlarına katlanmak zorunda kalmanız işten bile değil.

Ayrıldıktan sonra yapılan hataların en büyüğü, belki de ayrıldığınız kişinin arkasından kötü konuşmak. Zira birlikte güzel vakitler geçirdiğiniz bu insanın ardından kötü konuşmak, hem yaşadıklarınızın anısına bir ihanet olacaktır hem de bir daha o kişinin hayatta ne zaman karşınıza çıkacağını bilme ihtimaliniz yok. Bunun yanında, özel hayata dair bilgilerinizi paylaşmak, diğer insanlar üzerinde kötü bir izlenim bırakacaktır.

Pek çok kadın ve erkeğin yaptığı bir diğer hata ise, gereksiz yere güçlü görünmeye çalışmak olmaktadır. Ayrılıkların ardından güçlü görünmeye çalışmak, maalesef üzüntünüzü yaşama ihtimalinizi ortadan kaldıracaktır ve bu durum da psikolojik olarak ayrılığın etkilerinden kurtulma sürenizi uzatacaktır. Korku ve üzüntülerinizle yüzleşmek, bu konuda çok daha faydalı olacaktır. Yapılan araştırmalar, yüzleşilmeyen korku ve üzüntülerin, ilerleyen zamanlarda ciddi ruhsal bunalımlara sebep olabildiğini gösteriyor.

Ayrılığın ardından intikam almaya çalışmakda maalesef size üzüntü getirmekten başka bir işe yaramayacaktır. İntikam için başka birisiyle birlikte olmak, ayrıldığınız kişinin işlerini zorlaştırmak, onun yeni ilişkisini sabote etmeye çalışmak gibi durumlar, maalesef hem sizi hem de karşı tarafı sinir edecektir ve ayrılığın etkilerinden kurtulmanızı imkansız hale getirecektir. Kendi yolunuza bakmanız her iki taraf için de daha faydalı olacaktır.

Ayrılığı kaldıramayıp barışmak için yalvarmak ise sizi küçük düşürdüğü kadar, sizi artık sevmeyen birisine karşı gereksiz duygular beslemenize neden olacaktır. Karşı taraf zaten sizinle barışmak istemiyorsa sizi gözden çıkarmış demektir ve bu nedenle kendinizi yormanın da bir anlamı yok. Barışsanız bile ilişkinizin çok uzun süreler devam edeceğini düşünmeyin.

Ayrılıktan sonra kendinizi değiştirmeye çalışmak, saçları kestirmek, kıyafetler almak, ekstrem işlere girişmek gibi davranışlar, o an sizi mutlu etse de ayrılıkla yüzleşmenizi engelleyecektir. Yaptığınız değişikliklerden hoşnut kalmama ihtimaliniz de her zaman mevcut.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Güçlü bağlara sahip mutlu evliliklerin için 10 altın öneri

Birbirlerinin kişisel özelliklerine ve farklılıklarına saygı duyan çiftlerin ilişkilerini uyum içerisinde sürdürmektedir. Bu unsurların yanında daha da önemli olan faktörlerin, ilişkiyi sürdürmeye dair duyulan inanç ve arzudur. Evlilikte, istek ve çabanın diri tutulmasıda önemlidir. Çabanın ve isteğin istikrarsızlığı, ilişkiyi çıkmaza sokan önemli unsurların başında geliyor.

İletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlık ciddi sorunlara neden oluyor

Birlikteliklerin ve evliliklerin yenilenmeye ve gelişmeye ihtiyaç duyan bir dinamiğe sahiptir. Mutlu ilişkilerin, yenilenmeye ve gelişmeye açık bireyler tarafından yürütüldüğünü, evlilikteki veya birlikteliklerdeki iletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlığın ciddi sorunların yaşanmasına neden olmaktadır. Aile yapılarının, karakter özelliklerinin, eğitim seviyelerinin ve zevklerin birbirine uyumunun, ilişkilerde ortaya çıkan problemlerle başa çıkılmasını kolaylaştıran unsurlardır.

Güçlü bağlara sahip mutlu evliliklerin için 10 altın öneri;

1. Farklılıklar, erkeği kadına kadını erkeğe üstün kılmayan özelliklerdir. Bunun bir üstünlük değil bir özgünlük olarak kabul edilmesi gereklidir. Unutulmamalıdır ki farklılıklar, rutini bozan heyecanlara zemin hazırlar.

2. Çiftlerin yaşamdan beklentileri ve amaçları uyumluluk göstermeli, çift ruhsal ve cinsel uyuma sahip olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, birbirlerini seven ve paylaşma duygusuna sahip çiftler birbirlerini mutlu eder.

3. Fiziksel, sözel ve davranışsal ve psikolojik şiddet, mutlu bir evlilikte olmaması gerekenlerin başında gelir.

4. İlişkide çatışma yaşandığında çiftler sakinliğini koruyarak sorunu çözme yoluna gitmelidirler. Davranışsal ve yapıcı eleştirilerle çözüm için uğraşmalıdır.

5. İlişkide ortaya çıkan herhangi bir sorun, asla çiftlerden birine mal edilmemelidir; çünkü evlilik iki kişiliktir. Var olan bir sorunda, kadın ve erkeğin değişen oranlarda sorumlulukları bulunmaktadır.

6. Araştırmalar, evliliğin ilk yıllarında ve ilk çocuk doğduktan sonra çiftlerin birbirlerine ayırdıkları zamanın azaldığını ortaya koymaktadır. Bu dönemlerde eşler, birlikte düzenli vakit geçirecekleri programlar yapmayı ihmal etmemelidir.

7. Eşlerden biri ya da her ikisinin cinsel sorunlar yaşamaları durumunda yardım almaya açık olmaları önemli bir diğer husustur.

8. Eşlerden birinin iletişim ya da öfke kontrol problemleri varsa yine bahsi geçen konularda profesyonel yardım alınması, ilişki açısından oldukça önem taşımaktadır.

9. Evlilikte dostluğun devamı, konuşmak, dertleşmek ve destek olmak vazgeçilmez bir özelliktedir. İlişkiye zarar verdiği düşünülen üçüncü şahıslara sınır koyma, ilişkiye dahil etmeme de önemli ve gereklidir.

10. Çiftler evlilik süresince yaşanabilecek krizlere direnebilme ve ilişkiyi ayakta tutabilme becerilerini geliştirebilir ve gerektiğinde profesyonel yardım alarak yaşanan çatışmalara dışarıdan bakabilmelidir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Çocuk ve gençler internet bağımlılığı tehdidi altında

Gençlerinin önemli bir kısmı hastalık derecesinde internet bağımlılığı tehlikesi ile karşı karşıya.

Araştırmayı Alman Bağımlılık Meseleleri Enstitüsü gerçekleştirmiş. 

Yaşları 12 ila 17 arasında değişen çocuk ve gençlerin yüzde 4,7’si yüksek derecede risk altında.

Araştırma, anne-babaların görüşleri alınarak gerçekleştirilmiş. Buna göre her çocuk ve gençten biri internet kullanımı sınırlandırıldığında veya tamamen engellendiğinde huzursuz, somurtkan, üzgün ve sinirli hale geliyor.

Çocuk ve gençlerin yüzde 12’si interneti problemlerinden bir kaçış yeri olarak görürken, yüzde 11’i internet başında geçirdiği zamanı azaltmak için çok uğraşmış ama başarılı olamamış.

Çocuk ve gençlerin internete olan ilgisi insanlarla ilişki kurma, iş ve eğitim şanslarını da riske sokuyor. Araştırmaya katılan anne-babaların yüzde yedisi bu riskin varlığından şikâyetçi.

Erkek çocuk ve gençler internet bağımlılığında daha çok risk altında. Araştırmaya göre erkeklerin yüzde 5,6’sı, kızların ise 3,9’u bağımlılık tehdidi altında.

Araştırma, çocuk ve gençlerin internet bağımlısı olmasında anne-babaların önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Velilerin yüzde 51’i internet kullanımının süresi ile ilgili kural koymadıklarından bahsediyor. Yüzde 32’si ise çocuklarının hangi sitelere giremeyeceği ile ilgili herhangi bir talepte bulunmuyor, Kural koyanların ise ancak yüzde 42’si bunu uyguluyor.

Bunun bir sonucu olarak çocuklar günde 2,5 saatini internette geçiriyor. Hafta sonunda ise bu süre dört saati buluyor. Erkek çocuklar genelde oyunları tercih ederken, kız çocuklar internet üzerinden sohbet ederek bu süreyi dolduruyor. Bu durum her üç aileden birinde sık sık kavgaya sebep oluyor.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Bebeğimin zeka gelişimini desteklemek için neler yapabilirim?

İnsan beyninin gelişimi hamileliğin 3. haftasından itibaren başlar, anne karnında ve doğumdan sonraki ilk yıllarda çok hızlı ilerler.

Uzmanlar, 0-1 yaş arası dönemin bebeklerin zekâ gelişiminin desteklenmesinde önemli olduğunu belirtiyorlar. Bu dönemde anne – babalara önemli görevler düşüyor.

Bebeğinizin 1 yaşına kadar zekâ gelişimi için bebeğinizle birlikte gerçekleştirebileceğiniz birçok aktivite vardır.

 

 

 

Doğumundan 4. ay’a kadar yapılabilecek aktiviteler

 

-Kollarını ve bacaklarını yavaşça doğrultarak gerinme hareketleri yapın. Başlarda çok fazla esnetmeyin, bu bebeğiniz için acı verici olabilir. Bu hareketler hem sizin için‚ hem de bebeğiniz için eğlenceli olacaktır.

-Bebeğinizle konuşun. Konuştuğunuz dili ve nasıl konuştuğunuzu bu yolla öğrenecektir.

-Bebeğinize 2-3 objenin bulunduğu basit parlak renkli kitaplar gösterin.

-Ce-e oyunları oynayın. Bu bebeğinize nesnelerin sürekliliğini öğretecektir.

-Yüz ifadelerini, bebek seslerini taklit edin. Bu şekilde çevresini etkileyebileceğini öğrenecektir.

-Uyanık olduğu zamanlarda en az yarım saatte bir pozisyonunu değiştirmeniz, çevresindeki farklı alanları keşfetmesini sağlamakla birlikte canının sıkılmasını da engelleyecektir.

-Duyma alıştırmaları yapmak için bir çıngırak alın ve yanında, arkasında sallayın. Bebeğiniz nesnenin nerede olduğunu bulmak için odaklanmaya başlayacaktır.

-Çevrenizdeki hayvanları işaret ederek isimlerini söyleyin. Bebeğiniz isimlerini söyleyemese bile seslerini çıkarmaya başlar.

-Bebeğinize bazen bunlar fazla gelebilir. Her gün bebeğinizle birlikte kendinize sessiz bir zaman ayırmak ikinize de iyi gelecektir.

-Temiz hava almak için bebeğinizle dışarı çıkın ve onu yeni ortamlarla tanıştırın.

-Bebeğinize tekerlemeler, ninniler, şarkılar söyleyin. Aynı şarkıların tekrar edilmesi sayesinde tahmin edebilmeyi öğrenir.

-Bebeğinize onu sevdiğinizi söyleyin. Henüz ne anlama geldiğini bilmiyor olsa da yakında öğrenecek ve size karşılık vermesi uzun sürmeyecektir.

 

 

 

4-6 ay arası aktiviteler
-Bebeğinizle gözlerine bakarak sık sık konuşun.

-Bebeğinizi ismi ile çağırın.

-Görme duyusunun gelişmesi için obje resimleri gösterin.

-El ve ayak parmakları ile sayı sayarak oynayın.

-Yüzünüze elleriyle dokunup araştırmasına izin verin.

-Tekerlemeler, ninniler söyleyin. Tekrarlar bebeğinizin hoşuna gidecektir.

-Birlikte aynaya bakarak ona yüzündeki değişik bölgeleri gösterin.

-Abartılı mimikler yaparak eğlenceli sesler çıkarın. Bebeğinizin oyuncakları, objeleri eline almasına izin verin. Bu onun farklı sesleri tanımasını ve düşme kavramını öğrenmesi sağlar.

-Tahta kaşıklar veya basit aletlerle ritmik sesler çıkararak bebeğinizin de yapması için cesaretlendirin.

 

 

 

6-12 ay arası aktiviteler

 

-Evde yaptığınız işler ile ilgili onunla konuşun ve ne yaptığını, neden yaptığınızı anlatın.

-Ninni ve tekerlemeler söyleyin. Müzik matematik, dil ve diğer beceriler ile ilgili alanları uyarır.

-Küp oyuncakları üst üste dizerek devirin. Bu alt ve üst kavramlarını anlamasını sağlar.

-Birlikte aynaya bakarak ona yüzündeki değişik bölgeleri gösterin.

-Neden sonuç ilişkisini anlatın. Örneğin; musluğu açınca su akar, elektrik düğmesini basınca ışık yanar… 9-12 aylık olduğunda ve gözetim altında olduğunda bunları denemesini sağlayın.

-Başka çocuklarla bir araya gelmesini sağlayın.

-Ses çıkarın‚ objeleri buruşturun, sesler bebeğinizin hoşuna gidecektir.

-Dergi ve gazetelerden insan ve obje resimleri gösterin. Böylece resimlerin gerçek objeleri temsil ettiğini ve hepsinin birer adı olduğunu öğrenir.

-Beraber top ile ileri geri yuvarlayarak oyunlar oynayın.

-Bir objeyi bir şeyin altına saklayarak altında kavramını öğrenmesini sağlayın.

-İsmini söyleyerek eline bir obje verin ve size geri vermesini sağlayın.

-Bebeğinize kâğıt ve kalem verip, neler yapabileceğini gösterin.

-Elinizi çırpın ve onunda taklit etmesini sağlayın.

 

 

Profesyonel Eğitim ve Öğrenci Danışmanlığı Desteği Almak İçin Randevu Alınız.

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Bırakın Çocuklar Kitaplarla Oyun Oynasın

Çocukların kitap okumasına dair çokça araştırmalar yapılıyor. Çocukların okuma alışkanlığı kazanması için bir o kadar da teşvik kampanyaları veya sosyal sorumluluk projeleri var. eskort girl Kimisi çocuklara ücretsiz kitap dağıtıyor, kimisi zorunlu okuma saatleri koyuyor, kimi öğretmenler de okunan kitaplardan not veriyor. Hedefinin merkezinde KİTAP olan her proje ve araştırmanın çocuklara elbet bir katkısı var. Ama eskilerin dediği gibi gör öğren dünyası denilen bir de gerçek var.

 

Henüz konuşmayı öğrenemeden akıllı telefonun ekranını kaydıran bebekler elbet bu yeteneklerini anne karnında edinmiyorlar.

Çevrelerinde en çok maruz kaldıkları mesajı hemen kabiliyet loblarına yazıyorlar ve sevdikleri çizgi filmin veya şarkının o cihazda olduğunu öğrenmekte gecikmiyorlar. Henüz anne demeden telefonu kulağına götürüp ALO diyen bebekler aslında anne babaya ilk mesajını veriyor. “Faydalı şeyleri bana şimdiden ver, anne…” Çocukların kitapları sevmesi için okul sıralarını beklemek işte bu yüzden büyük kayıp. Çocuk önceleri işlevini bilmese bile kendine faydalı olacak her nesne ile bağ kurmalı, onunla erken yaşta tanışmalı ki hayatının bir parçası olsun.

Bebeklerin veya çocukların kitapla tanışması oyuncak kitap da denilen, sadece kendi yaşlarına uygun kitaplarla da olmamalı. Kitaplıklarda ulaşılmaz olan, eline geçtiğinde ise aman yırtarsın diye kollanan kitapların çocuklar için ne ifade edeceğini, bilinçaltına nasıl bir mesaj yerleştireceğini iyi düşünmek lazım. Kapağı kırılmış, iç sayfaları yırtılmış, köşesi kopmuş kitaplar yine de okunabilir. Bunu akılda tutup, kitapları çocukların ulaşacağı yerlerde bulundurmak bu bağı erken kurmak için çok önemli.

Seneler önce bir kitap fuarında stanttaki kitabı almaya çalışan üç-dört yaşlarındaki bir çocuğu azarlayan anneye itiraz eden bir yayıncı tanıyorum. Kitabı stanttan alıp çocuğun eline tutuşturarak, “Al bunu, şimdi dokun ki ileride okuyabilesin” demişti.

Bırakın çocuklar kitaplarla oyun oynasın, ilk faydasını onları üst üste koyarak dolaplara yetişmek için görsün ki zamanı geldiğinde tüm faydalarını tadsın…

 

Profesyonel Eğitim ve Öğrenci Danışmanlığı Desteği Almak İçin Randevu Alınız.

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Çocuğunuz Nasıl Öğreniyor, Öğrenme Stilini Biliyor Musunuz?

Çocuğunuzun akademik başarısı düştü mü? Ne yaparsanız yapın derslere ilgi göstermedi, hatta okuldan uzaklaştı mı?

Eğer böyle ise sorun çocuğunuzda değil öğrenme stilini bilmemenizden kaynaklanıyor olabilir!

Her bireyin öğrenme stilinin birbirinden farklıdır. Uygun öğrenme tekniğiyle eğitim alamayan çocukların akademik başarılarının düşük olacaktır.

İnsanların Öğrenme Şekilleri

  • – Görsel öğrenme stiline sahip bireyler
  • – İşitsel öğrenme stiline sahip bireyler
  • – Dokunsal/Kinesteik öğrenme stiline sahip bireyler

olarak 3 gruba ayrılmaktadır. Her gruptaki bireyin farklı yöntemlerle eğitilmesi gerekmektedir.

Çocuklar gerek oyunlarında, gerekse günlük yaşamlarında öğrenme stillerini belli eden davranışlarda bulunurlar. Aileler ve eğitimciler çocukların hangi öğrenme stiline sahip olduğunu gözlemleyerek kolayla belirleyebilir, çocuğa özel yöntemlerle akademik başarıyı ve okula olan ilgiyi yükseltebilirler.

Bireylerin öğrenme stillerinden yalnızca birine sahip olması gerekmez, bazen iki hatta üç gruba birden dahil olabilirler.

Görsel Öğrenme Stiline Sahip Bireyler

Bu gruptaki çocuklar özellikle resim yapmaya meraklıdırlar. Resimli kitaplara ilgi gösterirler. En büyük özellikleri tertipli ve düzenli olmalarıdır. Küçük yaşlardan itibaren düzen konusunda yaşıtlarından ayrılırlar. Genellikle sessiz çocuklardır. Yaşadıkları olaylardaki görsel detayları unutmazlar. Bu gruptaki çocuklar öğretmenleriyle ilgili her detayı incelerler. Öğretmenin kıyafeti, saçları, hareketleri bu gruptaki çocuklar için çok dikkat çekicidir. Duyarak değil, görerek öğrendikleri için genelde bu gruptaki çocuklar öğretmenleri tarafından ‘dersi çok iyi dinliyor’ şeklinde yorumlanır. Okuyarak çalışılması gereken konularda zayıftırlar. Ders çalışırken okumak yerine dersin anlatılmasını tercih ederler. Bu nedenle bireysel olarak ders çalışmakta zorluk çekebilirler.

İşitsel Öğrenme Stiline Sahip Bireyler

Bu gruptaki çocukları diğerlerinden ayıran en önemli özellik konuşkan olmalarıdır. İşitsel öğrenme stiline sahip çocuklar küçük yaşlardan itibaren sanki yanlarında biri varmış gibi kendi kendilerine konuşurlar. Yaşlarına göre kelime dağarcıkları, dil hakimiyetleri yüksektir. Şarkıları kolayca öğrenebilirler, şiirleri ezberlerler. Bu gruptaki çocukların okulda yaşadıkları en yaygın sorun sınıfta kendi kendilerine konuşmaya devam etmeleridir. Yeni bir bilgiyi ancak sesli olarak duyduklarında öğrenebilen bu çocuklar, sınıf ortamında sessiz kalmakta zorlanırlar. Kitaplarıyüksek sesle okumak isterler. Eğitimciler ve aileler bu gruptaki çocukları sessiz okumaya zorlamamalıdır. Yabancı dil ve müzik eğitimine çok yatkındırlar.

Dokunsal/Kinesteik Öğrenme Stiline Sahip Bireyler

Bu gruptaki çocuklar için dokunmak öğrenmenin olmazsa olmaz koşuludur. Çok hareketli bir yapıya sahip olan bu çocukların en belirgin özelliği sınıf ortamında sabit duramamalarıdır. Bu çocuklar etraflarındaki her şeye dokunmak isterler. Düzenli yaşama adapte olmakta zorluk çekerler. Otoriteye karşı sürekli karşı çıkan özellikler gösterebilirler. Bu gruptaki çocukların öğrenme sırasında hareket etmeleri kesinlikle engellenmemelidir. Çalışırken yerinde sallanma, yürüyerek kitap okuma, yüksek sesle tekrar yapma öğrenmelerini etkin kılan özellikleridir. Akademik başarılarının yükselmesi için bu gruptaki çocuklar için deney, aktivite panoları gibi özel eğitim araçları kullanılmalıdır. En belirgin özellikleri taklit ederek ve deneyerek öğrenmeleridir.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Depresyonu Önlemenin Doğal Yöntemleri

Mutluluk hormonu olarak bilinen “serotonin” yediğimiz besinleri yakından ilgilendirir. Beyin serotonin üretmek için triptofan (insan vücudu tarafından sentezlenemeyen bir amino asit) kullanır. Eğer triptofan bakımından zayıf olan beslenme düzeniniz varsa bu sizi depresyona sürükler.

Serotonin nedir?

Serotonin, sinir hücreleri arasında elektrik sinyallerini taşımakla görevlidir ve böylece beynin çalışmasında hayati rol oynar. Serotonin beyinde salgılanmakla birlikte vücudun çeşitli yerlerinde de üretilir; merkezi sinir sisteminde ve mide-bağırsak kanalında bulunur. Merkezi sinir sistemindeki serotonin ruh hâlini, uykuyu, iştahı, öğrenmeyi, hafızayı, cinsel ve sosyal davranışları düzenlemeye yardım eder. Mide-bağırsak kanalındaki serotonin ise sindirimi düzenlemekle görevlidir.
Birçok araştırmacı serotonin seviyesindeki dengesizliklerin ruh hâlini etkileyip depresyona neden olduğuna inanmaktadır. Serotonin eksikliği şu üç nedenle oluşabilir: beyin hücrelerinde üretimin az olması, reseptör bölgelerinin yetersiz olması ya da serotonin yapımında kullanılan triptofan maddesindeki eksiklik. Bu üç biyokimyasal bozukluktan biri meydana geldiğinde depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete bozukluğu, panik ve hatta aşırı asabiyet ortaya çıkabilir.

Serotonin ve depresyon ilişkisi

Serotonin eksikliğinin depresyonda önemli bir rol oynadığı genel olarak kabul edilse de yaşayan bir beyinde serotonin düzeyini ölçmek mümkün değildir. Bu yüzden depresyon gibi ruhsal bir bozukluğun serotonin veya diğer nörotransmitterlerin eksikliğinden olduğunu kanıtlayacak bir çalışma bulunmamaktadır. Ama kandaki serotonin düzeyi ölçülebilir ve depresyon hastalarında bu oran ölçüldüğünde serotonin seviyesinin diğer insanlara göre daha az olduğu saptanmıştır (tabi kandaki ve beyindeki serotonin düzeyleri farklı olabilir).

Ayrıca serotonin eksikliğinin mi depresyona yoksa depresyonun mu serotonin eksikliğine neden olduğu bilinmemektedir. Yine de depresyon ve diğer mental bozuklukların tedavisinde kullanılan ilaçların birçoğu beyinde serotonin düzeyini yükseltmeyi esas almaktadır.

Serotonini doğal yollarla alma yöntemleri:

– Triptofan açısından zengin yiyeceklerle beslenin.
Temel aminoasitlerden biri olan triptofan serotonin yapımında kullanılan tek besin maddesidir. Triptofan açısından zengin gıdalar şunlar: hindi eti, süt, peynir, yoğurt, kırmızı et, yumurta gibi protein açısından zengin besinler, soya fasulyesi, badem gibi kuru yemişler.

Acı biber: Sivri yeşil biber, kırmızı pul biber gibi acı gelen besinler ağızda yanma hissi oluşturur ve mutluluk sağlayan endorfin maddesinin salgılanmasını sağlar.

Çikolata: Çikolata mutluluk hormonu olarak da bilinen serotonin bakımından yüksek bir besin. Bu yüzden mutluluk verir, ruh halinin iyileşmesini sağlar.

Papatya çayı: Melatonin bağışıklık sistemini güçlendirmesinin yanında ruh halinin düzeltmesinde etkili olur. Karanlık ortamı seven melatonin papatyanın içinde bol miktarda bulunur. Papatya çayının içine bir çay kaşığı bal eklemek oreksin düzeyini azaltarak gevşemenize ve ruh halinizin iyileşmesine yardımcı olur.

Domates: Antioksidanlar vücudun stres döneminde ortaya çıkan serbest radikalleri etkiler ve durumunu iyileştirir. Sabah yorgun ve mutsuz uyanmanızı engellemeye yardımcıdır. Bu yüzden antioksidan bakımından zengin olan domatesin tüketilmesi gerekir.

Balık: Omega 3 bakımından zengin besinlerin başında balık gelir. Yapılan birçok çalışmada Omega 3’ün ruh halini iyileştimede ve depresyonu azaltmada etkili olduğu görülmüştür.

Esmer ekmek: Esmer ekmek ve farklı türlerdeki bitkilerden elde edilen tahıllı ürünler kan şekerini dengeler, serotonin seviyesini yükseltir böylece depresyondan korur.

– B6, B9 ve B12 vitaminlerini almaya dikkat edin.
B6 vitamini serotonin üretiminde ve diğer aminoasit nörotransmitterlerin üretiminde kullanılmaktadır. B6 vitamini açısından zengin yiyecekler tam tahıl ürünleri, ay çiçek çekirdeği, ceviz, bezelye, patates, brüksel lahanası, kahverengi pirinç, muz ve avokadodur.

B12 vitamini ve B9 vitamini (folik asit) serotonin üretiminde birlikte çalışmaktadır. B12 açısından en zengin yiyecekler karaciğer ve kırmızı ettir. Bunlar dışında yumurta, peynir ve keten tohumunda da bulunmaktadır. Folik asit açısından zengin besinler ise şunlardır: yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıl ürünleri,bezelye, brokoli ve lahanadır.

– Egzersiz yapın.
Günlük egzersiz serotonin miktarını artırır, stresi azaltır ve sindirime yardımcı olur. Birçok araştırmayla egzersizin serotonin üretimini ve salgılanmasını yükselttiği tespit edilmiştir. Özellikle koşmak ve bisiklet sürmek gibi aerobik egzersizler serotoninde artış sağlayacaktır.

Egzersizi günlük rutininizin temel bir parçası yapın. En büyük problem, insanlar egzersiz yapmak istemediklerinde, yapmamaları. Oysa ki, bazen egzersiz yapmak istememenizin nedeni serotonin düzeyinin düşük olması olabilir. Böyle olunca, çoğu kişi televizyon başında çerez yemeyi tercih ediyor. Bu yüzden, o andaki hissinize rağmen spora gitmeniz önemli. Kendinize neyin önemli olduğunu hatırlatın.

– Güneş ışığında bol zaman geçirin.
İnsanlar birkaç yüzyıl öncesine kadar zamanlarının çoğunu dışarıda geçirmekteydi. Günümüz insanı ise ofislerin içine hapsolmuş durumda. Güneş ışığının D vitamini üretimini artırdığı herkesçe bilinmekte. Ama bilinmeyen D vitamininin serotonin üretiminde rol alması. Bu açıdan düşünülünce, depresyonun modern zaman hastalığı olması mantıklı görünüyor.

– Masaj yaptırın.
Birçok araştırma masajın serotonin üretimini artırdığını göstermiştir. Masajın kendisinin mi yoksa fiziksel insan etkileşimi mi serotoninde artış sağlıyor, bilinmiyor.

– Stresi azaltmaya çalışın.
Hayatınızda strese neden olan şeyleri tanımlayın ve onları azaltmanın yollarını bulun. Çünkü stres serotonin üretimini aksatıyor.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Olumsuz Düşünceden Kurtulmak İçin Öneriler

Eğer yaşadığınız problemler karşısında kendinizi suçlamaya meyilliyseniz, düşünme tarzınızı değiştirmeye çalışın. Bu tabi ki de pratik yapmanıza ve azminize bağlı olarak değişecektir, fakat böyle yapmanız size daha iyi hissettirecektir.

Sürekli düşünerek problemlerimizi tekrar tekrar gözümüzde canlandırmak, sorunlarımızı yeniden hatırlamak ve kafamızı sürekli yaşadığımız istenmeyen olaylarla meşgul etmek sağlığımız açısından oldukça zararlıdır. Bu duruma psikolojide ruminasyon adı veriliyor.

  • Olay yaşandığında farkına varın.

Ne kadar ruminasyon yaparsanız o kadar negatif döngü içerisine girersiniz. Düşünce alışkanlıklarınızı fark edin ve negatif düşüncelerin zihninizde canlandığı zamanlara tüm dikkatinizi verin. Böyle düşündüğünüzün “farkına vardığınızda” o düşünceyi daha çabuk değiştirebileceksiniz.

  • Problemleriniz için çözümler arayın.

Problemlerinizi sadece düşünmekle kalmayın, çözüm üretmeye de çalışın. Kendinize yapabileceklerinizi sorun, hatalarınızdan öğrenin ve kendinize dersler çıkarın.

  • Düşünmek için kendinize zaman ayırın.

Beyniniz, günlük hayata devam edebilmek için bazı şeyleri belli işlemlerden geçirme gereksinimi duyar. Günde 20 dakika sadece düşünmeniz için kendinize vakit ayırın. Eğer başka vakitlerde ruminasyon yapmaya başlarsanız kendinize şunu hatırlatın: “Bunları kendime ayırdığım 20 dakika içinde düşüneceğim.” Daha sonra işinize ya da yaşantınıza devam edin. Böyle yaptığınızda olumsuz düşünceleri durdurmak için sizlere fırsat doğacağını göreceksiniz.

  • Dikkatinizi dağıtın.

Unutmayın, bir şeyi unutmak isterseniz unutamazsınız, tam tersine daha fazla hatırlarsınız. Düşüncelerinizi dağıtmanızın yolu bu değil, kendinizi başka bir işle meşgul edin.

  • Farkındalık en önemlisi.

Burada farkındalık dediğimiz şey (mindfulness) yaşadığımız anın “şu an ve şimdi” olduğunu anlayabilmektir. Böyle düşündüğünüzde tamamen içinde bulunduğunuz anı yaşarsınız. Meditasyon gibi bu da pratik ister elbette, ama zamanla ruminasyonu düşürdüğünü fark edeceksiniz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

İradenizi Kuvvetlendirmenin 5 Bilimsel Yolu

Çok şey yapmak istiyoruz. Yeni bir dil yahut enstrüman öğrenmek, sevmediğimiz bir alışkanlığımızı bırakmak yahut yeni bir alışkanlık kazanmak… Odaklana bilsek bunların çoğunu yapabileceğimizi de biliyoruz. Fakat sorun, irade dediğimiz zihinsel sürecin çok fazla kaynak tüketmesi. Bu nedenle aynı anda birden fazla irade gerektiren rutini hayatımıza sokmamız oldukça zordur. Diğer bir deyişle, her seferinde bir beceri yahut bir değişikliğe odaklanmak lazım. Peki, ya odaklanma sorunu yaşıyorsak? Beyin bilimlerinin bu konuda söyleyebileceği bir şeyler var.

İrade nedir, beyinde nasıl çalışır?

İrade Gücü Dürtüsü (The Willpower Instinct) adlı kitabın yazarı Dr. Kelly McGonigal, iradenin hem beyinden hem de bedenden gelen bir yanıt olduğunu söylüyor:

İrade, içsel bir çatışmaya verilen yanıttır. Bir şey yapmak istersiniz; mesela sigara veya kocaman bir öğle yemeğini mideye indirmek gibi… Fakat bir yandan da bunu yapmamanız gerektiğinin farkındasınızdır. Veya ödemelerinizi planlamak, yahut spor salonuna gitmek gibi şeyleri yapmanız gerektiğini bilirsiniz fakat buna rağmen yapmazsınız.

İradenin “pili” gün içinde neden bitiyor?

Araştırmaların gösterdiği temel bir gerçek, irade gücümüzün bir sınırı olduğu ve kullandıkça tükendiğidir. Öfkenizi kontrol etmeye çalışmak, dikkat dağıtıcıları göz ardı etmeye uğraşmak yahut ilave yemek yemeyi reddetmek, hep bu sistemi yoran ve pilini tüketen şeylerdir. İrade sisteminizi kaslarınız gibi düşünebilirsiniz. Çok kullanıldığında yorulur fakat düzenli olarak çalıştırılıp iyi beslendiğinde, zamanla gelişir ve kuvvetlenir. Gün içinde sürekli kullandığımız ve stres nedeniyle çoğu zaman aşırı yüklendiğimiz bu sistem, gücünü hızla kaybedebiliyor. Şimdi bilimsel verilerden yola çıkarak 6 temel madde halinde irade gücümüzü nasıl kuvvetlendirebileceğimize bakalım.

1. Stresle başa çıkma yollarını öğrenin.

Konuyla ilgili en temel bilgilerimiz, beynin karar sisteminin stres altında, özellikle şiddetli ve uzun süreli stres altında iyi çalışmadığıdır. Stres durumlarında beynimiz içgüdüsel kararlar vermeye ve kısa vadeli çıkarları gözetmeye daha eğilimlidir. Bundan dolayı kısa vadede bizi rahatlatacak rutinlere, zararlı alışkanlıklara veya faydasız çarelere başvurma ihtimalimiz artar. Çünkü stres altındaki beyin, enerjiyi daha çok bu yollarda kullanmaya programlıdır ve prefrontal korteksteki irade sistemlerimiz bu mücadelede genellikle mağlup olmaya mahkumdur.

Uzmanlar, stresli ve endişeli durumlarda özellikle biraz durup birkaç derin nefes almanın, stresle başa çıkmada önemli bir etken olduğunda birleşiyorlar.

2. Planlarınıza sadık kalmak için kendinizi cesaretlendirin.

Araştırmalar, kendinizi onaylama ve kabul etmenin stresli ve gergin durumlarla başa çıkabilmeyi ve iradenizi daha etkin kullanabilmeyi mümkün kıldığını gösteriyor. Bunun en kolay yollarından birisi “yapamıyorum” yerine “yapmıyorum” demeye alışmak. Çoğu zaman yeteneksizliğimizden yahut eksikliğimizden değil, yapmayı tercih etmediğimizden dolayı istediğimiz birçok şeyi gerçekleştiremiyoruz. Bu dil kalıbı değişikliği, en basit şekilde, irade sistemimizin kuvvetlenmesine yardımcı oluyor. Her “yapamıyorum” dediğinizde, size bilinçdışı olarak sınırlılıklarınızı hatırlatan bir kısır döngü yaratmış oluyorsunuz ve kendinizi yapmak istemediğiniz bir şeyi yapmaya zorluyorsunuz. Bu da irade gücünüzü tüketen önemli bir olumsuz davranış kalıbı oluşturuyor.

3. İyi uyuyun.

Beynimiz için uyuruz, bedenimiz için değil. İyi bir uyku, ön beynimizin sağlıklı çalışması için anahtar bir öneme sahiptir. Gece erken saatlerde uyunan derin uykunun hem beyne hem de bedene sayısız faydalarını biliyoruz. Yeteri kadar uyunmadığı takdirde ilk bozulan sistemlerden birinin de sağlıklı karar verme mekanizmaları olduğu malum. Peki, ne kadar uyuyacağız? İhtiyaç ve süre kişiden kişiye değişmekle birlikte, araştırmalar günde 6.5-7.5 saat uyuyan insanların en uzun yaşayan insanlar olduğunu ve zihinlerini en verimli kullananlar olduklarını gösteriyor. Bu miktar, kabaca bir yol gösterici olarak işe yarayabilir.

4. Hareket ve beslenme: Olmazsa olmazlar.

Beyni doğru çalıştırmanın, irade gücünü artırmanın ve stresle başa çıkmanın en kolay yolu düzenli fiziksel egzersiz yapmaktır. Hem yoga gibi zihinsel egzersizler hem de herhangi bir spor dalında bedensel idmanlar bu etkiyi gayet kolay yaratabiliyor. Düzenli egzersiz, özellikle hippokampus gibi beynimizin hafıza ve duygu merkezlerinin gelişmesini sağlıyor. Ayrıca beynin enerji harcama sistemlerini düzenleyerek çok enerji tükettiğini belirttiğimiz ön beyin sistemlerinin de daha etkin çalışmasını sağlıyor.

Beslenme de kritik öneme sahip. En basit formülüyle daha fazla bitkisel, az şeker ve tahıl içeren ve işlenmiş gıdalardan uzak bir beslenme rejimi, beynimizin çok daha verimli çalışmasını sağlıyor.

Beslenme ve egzersizin bu bahsedilen raya oturtulması aynı zamanda genel olarak kendimizi iyi hissetmemizi de sağlıyor. Mutlu ve iyi hisseden bir beyin ise irade kullanma ve karar verme konusunda kesinlikle daha avantajlı.

5. Şu anda önemli olan şeyler için bazı şeyleri “erteleyin”.

Erteleme, genellikle istenmeyen bir davranış biçimi olarak bilinir. Fakat şu anda önemli ve yapmak zorunda olduğunuz bir iş için yine o anda istediğiniz bir şeyi, mesela büyük bir dilim çikolatalı pastayı veya o sigarayı erteleyin. “Şimdi değil, sonra” dediğinizde beyniniz, “Yapmamalıyım” dediğiniz duruma göre daha az enerji harcıyor ve odaklanmanız kolaylaşıyor. Birçok kötü alışkanlık, bilinçsiz bir şekilde davranış tekrarlarına dayandığı için böyle bir erteleme aynı zamanda o istenmeyen davranışa karşı bir bilinç oluşmasına da yardımcı oluyor ve böylece bu tip davranışlardan vazgeçmeyi yahut en azından bunları asgari düzeye indirmeyi kolaylaştırıyor.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

HER GÜN BİRAZ HAREKET

Modern şehir yaşamının yeni rutinleri bedenimizin donanımıyla pek uyumlu değil. Özellikle uzun süre oturarak ve hareketsiz bir şekilde yapılan (bilgisayar başında çalışma, ders/konferans dinleme, uzun toplantılar gibi) faaliyetler, zihinsel uyanıklığımızı ve dikkatimizi toplamamızı zorlaştırıyor. Fakat artık yapılması gerekeni biliyoruz: biraz hareket edeceğiz. Günlük hayatta buna her zaman fırsat bulamasanız bile eldeki fırsatları iyi değerlendirmenin yanı sıra bu konuda yeni fırsatlar da yaratabilirsiniz. Mesela, arkadaşlarınızla bir yerlerde oturup konuşmak için ayırdığınız zamanın bir bölümünde onları sizinle birlikte yürüyüşe davet edebilirsiniz. Hafif tempolu bir yürüyüş yaparken muhabbet etmeye alıştığınızda oradaki zihinsel uyanıklık eminim epey hoşunuza gidecek ve teknoloji dünyasının efsanevi ismi Steve Jobs’un neredeyse bütün iş görüşmelerini “uzun kır yürüyüşleri” şeklinde yapmayı neden o kadar sevdiğini biraz daha iyi anlayacaksınız.

Özellikle uzunca bir süredir hareketsiz oturuyorsanız bu basit deneyin etkisini daha dramatik bir biçimde fark edeceksiniz. Basit birkaç fiziksel hareket, zihinsel uyanıklığınızı arttırmakta oldukça etkilidir ve artık bunun fizyolojik nedenini de biliyorsunuz. (Sevgili hocalar, konuşmacılar, uzun derslerden/konuşmalardan bunalan öğrencilerinizi nasıl daha uyanık ve dikkatli hale getirebileceğinizi artık biliyorsunuz. Arada bir sınıfı kısa bir süreliğine biraz hareketlendirebilirsiniz!) Elbette hareket etmenin kalp ve dolaşım sisteminiz üzerindeki etkileri de bu sonuçta önemli rol oynar.

Bu hareket ihtiyacının tek sebebi beynimizin uyuşması da değil elbette. Bedensel hareketin tüm bedenimizin ihtiyaç duyduğu temel bir biyolojik işlevimiz olduğunu da unutmamalıyız. Tüm bedenimiz hareket etmemiz için yalvarıyor, bu çağrıya kulak vermek, yaşamımızın ileri dönemlerinde sağlıklı, mutlu ve “açık zihinli” bir hayat yaşamak için en temel (ve en kolay karşılanabilecek) gereksinimlerden biri.

Bol hareketli günler diliyoruz!

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Depresyon nedir depresyondan kurtulma yöntemleri nelerdir?

Depresyon hepimizin hayatının belli dönemlerinde başımızdan geçen ruhsal sorunların başında gelir. Depresyon yaşanmasında çeşitli sebepler rol oynarken kimi zaman içerisinden çıkılmaz bir hale gelerek hayat kalitesini ve çevrede bulunan ilişkileri olumsuz etkilemektedir.

  • Depresyonla baş etme yöntemleri arasında en başta Psikolojik tedavi almak gelmektedir. Uzun süreli ve geçmek bilmeyen bir depresyon sürecinin içerisindeyseniz acilen bir uzmandan yardı almanız gerekmektedir.
  • Günü birlik bir depresyon yaşıyorsanız bir süreliğine deolsa bulunduğunuz ortamı terk edin.Yalnız kalın ve başınızı dinletin. Mümkünse açık havaya çıkmaya özen gösterin.
  • Sevdiğiniz hobilerle ilgilenmeye sevdiğiniz kişilerle sohbet etmeye çalışın. Bu şekilde kısa süren depresyon durumlarından kurtulmuş olabilirsiniz.
  • Hayatınızdan sinirinizi bozan kişileri çıkarmayı sakın ihmal etmeyin.
  • Bütçeniz doğrultusunda bir süreliğine tatile çıkı. Yeni yerler görmek size iyi gelecektir.

Farklı iş alanlarına yönelin. Uzun zamandır çalıştığınız işinizden sıkıldıysanız ve ayaklarınız her sabah geri geri geliyorsa. Kendinize iyilik yaparak depresyona sebep olan işinizin dışında farklı para kazanma yollarını arayın.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

İç Huzuru Nasıl Sağlanır?

Pek çok kadın ve erkek, maalesef iç huzurunu bulmakta sıkıntı yaşıyor çünkü günlük hayatın getirdiği stresler ve kişinin karakter yapısı, bazen huzursuzlukların sonsuza kadar sürmesine yardımcı oluyor. Dolayısıyla iç huzuru nasıl sağlanır sorusunu kendine sormaya başlayanların, bir yerden başlayarak kendilerine biraz çeki düzen vermeleri gerekiyor. Çeşitli uzmanların iç huzurunu bulma konusunda yardım niteliğindeki tavsiyelerini sizler için bir araya getirdik.

Çoğu kişinin iç huzurundan uzak kalmasının en büyük sebebi, sürekli olarak olumsuz duyguları ve olayları biriktirmek. Başınıza gelen kötü şeyler üzerinde sürekli olarak düşünmek de, onları devamlı gözardı etmek de maalesef pek huzur verici değil. Yapmanız gereken, kötü gidişatı benimsemek ve bunu hayatınızın bir parçası olarak kabul etmek. İşinizden çıkarılmış olabilirsiniz ancak ne bunu sürekli düşünün, ne de hiç olmamış gibi mutlu numarası yapın. Tek yapmanız gereken hayatınızda bunun gerçekleşmiş olmasını kabullenmek ve ileride sizi iyiye götürecek adımlar için çalışmak.

Düşüncelerinizi sadeleştirmek ve negatif duygulardan arınmak konusunda sorunlar yaşıyorsanız, günün belli saatlerinde tüm karmaşadan uzak durmaya çalışın ve nefes alıp verme egzersizleriyle kendinizi dinlendirin. Sessiz bir odada bağdaş kurup oturabilir, derin nefesler alarak düşüncelerinizi boşaltabilirsiniz. Bu oturuş hem fiziksel olarak kaslarınızı esnetmenize yardımcı olacaktır, hem de düşüncesiz bir şekilde oturarak zihninizin dinlenmesini sağlayacaktır.

Çok hareketsiz yaşamanın da iç huzurunu baltaladığı biliniyor. Bu nedenle günlük olarak yürüyüşe çıkabilir, dışarıda veya evinizde egzersizler yaparak vücudunuzu hareketlendirebilirsiniz. Spor esnasında vücutta salgılanan mutluluk hormonu, hem düşüncelerinizin daha pozitif olmasını sağlayacaktır hem de sağlığınızı koruyarak uzun vadede huzuru yakalamanıza yardımcı olacaktır.

Her insanın dünya üzerinde ilgisini çekecek bir konu mevcut. El işçiliği, müzik, resim, felsefe, okumak, sinema ve televizyon dünyası gibi onlarca farklı alanda ilginizi çeken şeylerle ilgilenebilir, hatta kendiniz bir şeyler üretebilirsiniz. Yetenekli ve meraklı olduğunuz konularda maddi beklentiler içinde olmadan üretimde bulunmak, pek çok insan için dinlendirici ve yenileyicidir. Maalesef ülkemizde hobi etkinliklerine dair bilinç oldukça düşük olduğu için herkes ev-iş kapanında sıkışmakta ve kendini keşfetmekten uzak durmaktadır.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Uykusuzluğun Nedenleri

Çoğukadın, yaşamlarının bir yerinde uyku düzensizliği yaşar; ancak, yeterince uzun bir süre uykuda kalamıyor ve uyandığınızda ken­dinizi yenilenmiş hissetmiyorsanız, doktorunu­za başvurmalısınız. Buna tıp dilinde ihsomnia denir ve iyi uyuma alışkanlıkları yerleştiren ve beynin etkinliğini azaltan ilaçlarla tedavi edilebilir. Menopoz sırasında uykusuzluk alışılmadık bir durum değildir ve migren, stres, endişe ya da depresyonun bir belirtisi de olabi­lir. Bunların tümü için doktor yardımı aran­malıdır.

En talihsiz olanlar, kronik uykusuzluk çe­ken, yani ya hiç uyuyamayan ya da başını yastığa koyar koymaz uyuyup çok geçmeden uyanan ve gecenin büyük bir bölümünü uya­nık geçiren kişilerdir. Bu, derin soluma ne­deniyle uyanık olunan saatlerde uyarılma yüzünden metabolizmayı etkileyebilir.

Bedeniniz oksijen yoksunluğu belirtileri veriyorsa (iç çekişlerle kesilen hızlı ve kısa soluk alıp verme, esneme ve solunum hızın­da düzensizlik), akciğerlerinize oksijen dol­duran derin soluk alıp verme egzersizleri du­rumunuzda iyileşme sağlayabilir. Zamanla bu tür nefes darlıkları duygusal çöküntüye ve fi­ziksel yorgunluğa yol açabilir.

İyi bir uyku için öneriler

Hafta sonunda bile belirli zamanlarda yatıp kalkmaya çalışın. Her gün yaklaşık aynı saatlerde yatmak ve kalkmak bedeninizi sizin iste­diğiniz gibi çalışmaya programlayabilir. Yatmadan birkaç saat öncesine kadar kafein ya da çay gibi uyancılardan uzak durun. Bunun yerine ılık, kafeinsiz bir içecek alın. Son yemeğinizi yatmadan birkaç saat önce yiyin ve aşırı alkol alma­yın (alkol kolay uyumanızı sağlasa da sonraları rahatsızlık verir). Yatmadan önce bazı rahatlama teknikleri deneyin. Ilık (sıcak değil) bir banyo yapın, dinlendirici müzik dinleyin ya da yoga ya da meditasyon gibi yumuşak egzersizler yapın.

Yatak odanızı dinlenme ve rahatlamaya uygun duruma getirin. Uyku için en iyi sıcaklık 15 ile 18°C arasındadır. Odayı olabildiğince karartın (ışık kapalı göz kapaklarından girebilir). Bu, özellikle gece şartları yaratılınca daha kolay uyuyan vardiyalı çalışan kişiler için önemlidir. Özellikle boyun ya da bel tutulmasıyla uyanıyorsanız, yatağınızın olabildiğince rahat olduğunu denetleyin. En iyisi, her 10 yılda bir yatağınızı değiştirmektir (Bu sürede ortalama 29000 saatinizi bu yatak­ta uyuyarak geçirirsiniz). Eşinizle yatıyorsanız, yatağınız birbirinizi ra­hatsız etmeden hareket edebileceğiniz kadar geniş olmalıdır. Yatağı alırken boyutlarını ikiniz de kontrol etmelisiniz. Uykuya dalamıyorsanız, öylesine uzanıp dert etmeyin. Kalkın ve kendinizi yorgun hissedinceye kadar başka bir şey yapın ve yeniden deneyin.

DİKKAT
iyi uyuduğunuzu ve doğal biçimde uyandı­ğınızı ancak kendinizi her zaman yorgun his­settiğinizi düşünüyorsa­nız, doktorunuza başvur­malısınız. Bunun, kan­sızlık (anemi), tiroit be­zinin iyi çalışmaması ya da menopoz başlangıcından kaynaklanan gece terlemeleri gibi birçok nedeni olabilir. Çalışma yerinizde ciddi bir aydınlatma ve temiz hava eksikliği varsa, so­runun kaynağı bu olabi­lir. Bu ortamda uzun süre kalmak, biyolojik saatinizi ve metaboliz­manızı etkileyebilir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Kişilik Bozuklukları Nelerdir?, Kişilik Bozukluk Belirtileri Nedir?

Kişilik bozuklukları, insanın davranışlarında uzun süreli bozukluklara sebep olan, çevresel veya kalıtsal faktörlere bağlı olarak ortaya çıkabilen hastalıklardır. Modern psikolojide tanımlanmış birçok farklı türü vardır. Toplumda görülme sıklığı %6-10 arasında değişir.

Kişilik bozukluklarına maruz olanların kötü bir yanı, kendi kendilerine psikolojik bir yardım talep etmemeleridir. O, içinde bulunduğu kişilik bozukluğu ile günlük hayatı, gerçekleri çok farklı algılamakta ve sorunun kendi bakış açısında olduğunu fark etmemektedir. Burada kişilik bozukluğu hastasının yakınlarına çok iş düşmektedir. Tabi ki doktoruna da. Kişilik bozukluğu tedavi edilmediği sürece hastayı iş hayatında, aşk hayatında, sosyal yaşantısında ve günlük en basit işlerinde bile etkileyecektir. Kişilik bozukluğu olduğu bilinen veya kişilik bozukluğundan şüphelenilen kişide ilk dikkat edilmesi gereken husus kişinin çocukluğudur. Çünkü yetişkin dönemlerinde kişilik bozukluğu yaşayanlar genelde çocukluklarında türlü travmalara maruz kalmıştır. Bilinçaltlarına işleyen bu travmalar büyüyünce farklı bir kişilik geliştirmelerine sebep olmuş dolayısıyla bu da kişili bozukluklarını getirmiştir. Kişilik bozuklukları genelde 18-20’li yaşlarda başlar. Zamanla kendi kendine iyileşme ihtimali olsa da bu ihtimal zayıfıtr, kişilik bozukluğunun psikoterapiden başka bir yolla iyileşmesi zordur.
Kişilik bozukluğunun birçok çeşidi vardır. Ayrıca burada dikkat edilmesi gereken nokta; kişilik bozuklukları birbiriyle çok keskin sınırlar ile ayrılmış değildir. Her kişilik bozukluğu kısmen diğerini içinde barındırır; fakat inceleme ve teşhiste kolaylık olması açısından psikolojide kişilik bozuklukları belli kategorilere ayrılmıştır:
Depresif Kişilik Bozukluğu: Bu kişilik bozukluğunda olan kişiler sürekli melankolik bir ruh hali içindedirler. Karamsarlık, özgüven eksikliği, olaylara sürekli kötü açıdan bakma, kendine acıma eğilimi belirgin özelliklerindendir. Depresif kişil bozukluğu olan hastalar çocukken anne/baba kaybı veya anne/baba yetersizliği görmüş olabilirler. İlaçlarla hormonların kontrol edilmesi suretiyle veya psikoterapi yöntemiyle tedavi edilir.
Paranoid Kişilik Bozukluğu: Bu kişilik bozukluğunda hasta, adı üzerinde paronayaklık özellikleri gösterir. İnsanların hareketlerinde sürekli bir kötü niyet arar; hiç kimseye güvenemez, hiçbir yakın arkadaşı veya sırdaşı yoktur. İlaç ve psikoterapi birlikte kullanılır.
Pasif-Agresif Kişilk Bozukluğu: Kişilik bozuklukları arasında belki de en tehlikeli ve fark edilmesi en zor olandır. Bu kişilik bozukluğunda hasta açık açık olmasa da kolay anlaşılmayacak şekilde yapılacak işleri engelleme, erteleme, özgüvensiz gibi gözükme gibi özellikler gösterir. Öfkesini bu şekilde dile getirir. Pasif-Agresif kişilik bozukluklarında mutlaka psikoterapi gereklidir.
Saplantılı (Obsesif) Kişilik Bozukluğu: Kişilik bozuklukları arasında maruz kaldığı kişiyi epey yıpratan bir çeşittir. Bu kişilik bozukluğunda kişide aşırı bir mükemmeliyetçilik ve dedim dedik uygulamalar görülür. Esnek değildir. Gereksiz detaylarla uğraşarak işlerin bitirilmesini engeller ve kendi kendisini de sıkıntıya sıkar. Kişilik bozuklukları arasında kalıtımsal olarak en kolay geçendir. İlaç ve psikoterapi bir arada kullanılabilir.
Narsistik Kişilik Bozukluğu: Kişilik bozuklukları arasında hastanın kendisine olumlu bakmasına sebep olan tek çeşittir. Fakat bu olumluluk iyi anlamda değildir. Narsistik kişilik bozukluklarında kişide aşırı bir kendini beğenme ve aşırı bir özsaygı görülür. Kendilerini diğer bütün insanlardan üstün görürler, bir çocuk gibi sürekli takdir edilmek isterler. Psikoterapi ile tedavi edilir fakat kişilik bozuklukları arasında en zor tedavi edilendir.
Histrionik Kişilik Bozukluğu: Kişilik bozuklukları arasında kadınlarda yaygın olarak görülen bir çeşittir. Olayları abartma, aşırı hareketlerle sürekli ilgi odağı olmaya çalışma eğilimi vardır. Dikkat çekmeyi severler ve dış görünümlerine aşırı bir şekilde dikkat ederler. Psikoterapi ile tedavi edilebilir.
Bu genel çeşitleri dışında; bir nevi ara çeşitler olarak kabul edilebilecek şizoid, sadist, yenilgin, çekingen, borderline, şizotipal, megalomanlık gibi kişilik bozuklukları da mevcuttur. Hastada farklı etkiler yaratsa da kişilik bozuklukları hepsinde ortak olan başlıca iki sebebe dayanır: Çocuklukta (özellikle anne/baba ile) yaşanan travmalar ve kötü bir çevrede yetişmiş olmak. Kişilik bozuklukları tedavisi biraz zordur, süreklilik ve istikrar gerektirir. Fakat yine de imkansız değildir.

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Panik AtakNedir?, Panik Atakta Görülen Belirtiler

Panik atak genel olarak bazı psikiyatrik bozukluklarla birlikte görülen, bunun yanı sıra yine bazı fiziksel rahatsızlıklarla birlikte de görülebilen bir tür endişe nöbetidir. Günümüzde yoğun olarak yaşanabilen panik atak aslında genel anlamda günlük yaşamdaki kaygılardan kaynaklanmaktadır. Yaşanılan kaygılar ve korkular beyinde alt bilince yerleşerek nöbetler halinde ortaya çıkan bir hal almaktadır. Bu şekilde kişi benzer durumlarda panik atak şeklinde tepkiler vermektedir. Panik atak birçok kişi tarafından önemsiz veya normal bir rahatsızlık gibi görülmektedir. Ancak aşırı düzeye geldiğinde kişinin psikolojik anlamda yıpranarak kendisini bir hiçmiş gibi hissetmesine ve kendi içinde bir kısır döngü yaşamasına neden olmaktadır.

Panik atak belirli bir yaşta görülen bir rahatsızlık olmamaktadır. Ancak genel yaş düzeyi başlangıç olarak 18, maksimum yaş sınırı olarak da 40 olarak gösterilmektedir. Bu yaşlar arasında ortaya çıkabilen panik atak tam anlamıyla tedavi edilemese de kontrol altına alınabilen bir rahatsızlık olmaktadır. Panik atak nöbeti geçiren bir kişi duruma göre 5 veya 45 dakika kadar bu nöbeti yaşayabilmektedir. Panik atak özellikle günümüzde, günlük hayatı son derece olumsuz bir şekilde etkileyebilen bir rahatsızlıktır. Ölüm korkusu, kaza korkusu, dışarı çıkamama, evde tek kalamama gibi panik atak nedenleri kişinin yaşamını zor bir hale sürüklemektedir. Bu sadece günlük yaşamı değil, aynı zamanda iş yaşamını da etkilemektedir.
Panik Atak Nedenleri
 
Panik atak bir psikolojik – psikiyatrik rahatsızlık olduğundan nedenleri de bu yönde olmaktadır. Ancak bunların yanı sıra fiziksel bazı etmenler de panik atak nedeni olabilmektedir. Bunlar;
  • Kaygı bozukluğu
  • Depresyon
  • Obsesif kompulsif bozukluk
  • Sosyal fobi
  • Madde kullanımı
  • Stres bozukluğu
  • Manik depresif bozukluk
  • Şizofreni
  • Homoseksüel dürtü baskısı
  • Somotoform bozukluk
  • Hipokodriasis (hastalık hastası olmak)
  • Agorafobi
  • Çekingen olmak
  • Şüpheci olmak
  • Uçlarda düşünmek
  • Bağımlı olmak
  • Vitaminsizlik
  • Kansızlık
  • Tiroid bozukluğu
  • Hipertansiyon
  • Gizli şeker
  • Kalp ve damar hastalıkları
  • Böbrek üstü bezi rahatsızlıkları
  • Kontrolsüz ilaç kullanma
  • Beyinsel rahatsızlıklar
  • Metabolizmanın bozulması
Tüm bunlar panik atak nedenleri arasında yer almaktadır.

1. Çarpıntı, kalp atışlarını duyumsama, kalbin yerinden fırlayacakmış gibi olması, göğüste basınç bazen sol kola yayılan ağrı ve uyuşmalar…

2. Terleme(Sıcak -Soğuk boşalımlar, bazen üşüme bazen alevlerin basması hissi)

3. Titreme, sarsılma, itilme hissi

4. Boğulma ve nefes alamama hali (Boğazda düğümlenme veya bir yumru, tıkanma hissi)

5. Soluğun kesilmesi (Derin nefes alma ihtiyacı, havanın yetmemesi gibi hisler)

6. Göğüste daralma, sıkışma, ağrı duyumsama

7. Bulantı, karında ağrı, şişkinlik , gaz oluşması, geğirti.(Bazen mideden başlayıp boğaza doğru yayılan kalkışma rahatsızlık hali)

8. Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma hali

9. Derealizasyon (Gerçek dışılık duyguları panik yaşandığında olaylar bir sis perdesinin gerisinde algılanır,cisimler, küçülür her şey bulanıklaşır, ya da depersonalizasyon (Benliğinden ayrılmış olma hali; sanki bedenle ruh birbirinden ayrılıyor ve kişide kendisini hissedememe, algılayamama, kendisine yabancılaşma durumu oluşur.)

10. Panik anında kontrolünü kaybedeceği yada çıldıracağı korkusu (Kendisine, çocuklara, çevreye zarar verme korkusu)

11. O esnada “yaşamım buraya kadarmış” duygususu, ölüm korkusu

12. Ellerde, kollarda, bacaklarda, başta ve birçok yerde uyuşmalar, yanmalar, karıncalanmalar, diken diken olma halleri

13. Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları

Panik Atak Tedavisi
 
Panik atak tedavisinden önce ortaya çıkan nöbetler sırasında ne yapılacağını iyi bilmek gerekmektedir. Nöbet geldiğinde bir yere oturup beklemek ilk yapılması gerekendir. Hatta mümkünse uzanmak en doğrusu olmaktadır. Panik atak sırasında kişinin kendi kendisine teselli vermesi nöbetin geçmesine fayda sağlamaktadır. “Bu sadece bir atak, korkulacak bir şey yok” gibisinden sözler rahatlama sağlayabilmektedir. Nöbet sırasında mümkün olduğunca korku verecek, üzüntü uyandıracak durumlardan kaçınmak gerekmektedir. En önemlisi de alkol ve sigaradan kesinlikle uzak durulmalıdır. Tüm bunlarla birlikte kontrolü sağlamak mümkün olmaktadır.
Panik atak tedavisine geçildiğinde öncelikle hastanın kendisini kontrol edebilmesi için birtakım egzersizler yaptırılmaktadır. Bu egzersizler sayesinde panik atak sırasında kişi nasıl davranacağını bilerek hareket etmektedir. Hatta ilerleyen zamanlarda artık bu durumdan kurtulabilmektedir. Panik atak tedavisi genellikle atağın kaynağına göre verilmektedir. Kişinin sorunu tespit edildikten sonra psikolojik süreç başlamaktadır. Hastalığın seviyesine göre hastalara ilaç tedavisi de uygulanabilmektedir. Bu süreçte hasta ile doktor arasında kesinlikle bir güven ilişkisi olması gerekmektedir.
Panik atak tedavisinin ikinci aşamasına atağın üzerine gitme, karşı karşıya kalma ve gerginliklerden kurtulma terapileri uygulanmaktadır. Bu tür etkinlikler ve egzersizler hastanın durumuna alışarak artık panik atak olmamasını sağlamaktadır. Panik atak tedavisi olarak şunlar uygulanabilmektedir;
  • İlaç tedavi
  • Psikoterapi
  • Nefes egzersizleri
  • Spor ve egzersiz
  • Yüksek motivasyon
  • Relaksasyon teknikleri
  • Üstüne gitme
  • Grup terapisi
  • Refleksoloji
  • Biofeedback
  • İmajinasyon
Tüm bu tedavi yöntemleri ile panik atak rahatsızlığından kurtulmak mümkündür.

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Ölüm Korkusu Nedir? Ölüm Korkusu Nasıl Yenilir

Ölüm korkusu, insanlara has bir özelliktir. İnsanlar kendini anlamaya başladığında, bunu yaşamaya başlarlar. Fakat ölümün bilinmeyen şekilde, bilinmeyen bir tarihte ve kesinlikle gerçekleşecek olması belirsizlik içerir. Bu korkuyla özdeşleşen kişiler, zaman içinde psikolojik sorunların içine düşebilirler. Korkularının derecesine göre evden çıkmaz, toplu taşıma araçlarına binmez ve insanlardan kaçmaya başlarlar. Yaşamlarında çok sayıda şeyle karşılaşmayı istemezler. Kişinin bu korkuyu günlük yaşamını etkileyecek düzeyde yaşaması halinde, mutlaka bir uzamandan destek alması gerekir. Bu aşamada ölüm korkusu aşılması gereken bir sorun haline gelmiştir. Bunu çoğu insan yaşasa da, belli bir kesim en yüksek düzeyde yaşar. Ölüm korkusuyla evden bile dışarıya çıkamaz hale gelebilir. Dışarı çıktığında araba çarpacağından, denize girdiğinden boğulacağından çekinerek yaşamlarında engellerle yaşarlar. Bu durum sosyal yaşamlarını olumsuz düzeyde etkiler.

Ölüm korkusunun altında ne yatar?

Bu korku genellikle yaşanan bir acıdan ya da tanık olunan olumsuz bir olaydan kaynaklanır. Kişi bir yakınını trafik kazasında kaybederse, trafiğe ve araçlara karşı çekinik bir tutum sergiler. Bununla ilgili her şeyden kaçınır. Bunun kendi başına geleceğini düşünerek, ölüm korkusu yaşamaya başlar. Bu durum hastalık halini almaya başlar.

Ölüm korkusunda tedavi nasıl uygulanır?

Bu korkunun tedavisinde genellikle varoluşçu terapi kullanılmaktadır. Fakat bazı durumlarda bilişsel davranışçı yöntemlere de başvurulur. Kişinin hayatı anlaması, yaşamı tekrar yorumlamasına dair bakış açısı kazanmasını sağlayacak psikolojik destekte önemlidir. Bazı hallerde hipnoz desteğinden de faydalanılabilir. İlaç tedavisi fazla kullanılmamaktadır. Sadece kişinin korkuyu fazla yaşaması nedeniyle, fizyolojisinde el titremesi, nefes alamama gibi etkiler oluştuğunda, ilaç tedavisi destek olarak uygulanabilir.

 

Ölüm korkusu kaç türlü yaşanabilir?

Her insan değişik düzeylerde ölüm korkusu yaşayabilir. Fakat ölüm korkusundan anlaşılan farklı etkiler olabilir. Bu korku artık yaşamamak, varlığın devam ettirilmemesi şeklinde yaşanır. Bu korku diğer korkulardan daha farklıdır. Bunun bir nesnesi bulunmamaktadır. Herkesin ölüm korkusu farklı şekillerde anlatılabilir. Bazıları ölümün kendisinden korkar. Nasıl öleceğini, nasıl toprağın altına gireceğini, nasıl kontrolünü kaybederek öleceğini düşünerek korkar. Bazıları ölümünden sonra geride kalanların ne olacağından, öbür dünyada neler olacağından yani bilinmezlikten korkarlar. Bazıları da ölümün gelmesiyle birlikte var olamayacağından korkarak, patolojik bir durumun ortaya çıkmasını sağlar.

Ölüm korkusu doğal bir davranış mı?

Korku insanın yaradılışında bulunan bir özelliktir. Yerinde ve zamanında ortaya çıkarsa doğal kabul edilir ve yaşamı koruyan bir heyecan olarak görülür. İnsanlar doğumlarından itibaren yaşamı boyunca hayatta kalabilmek için uğraşır. Susuz kalmaktan, aç kalmaktan, yaralanmaktan, karanlıktan ve daha pek çok şeyden korkarlar. Bunlar için mücadele ederler. Bunlardan korkmanın sebebi ve bunlarla mücadele edilmesinin sebebi kaybetme durumunda kişinin öleceğini bilmesindendir. Bu yüzden ölüm korkusu temel bir korkudur. Diğer korkular ölüm korkusunun bir türevidir.

Ölüm korkusu kimlerde daha fazla olur?

Bu korkuya neden olan sebeplerin başında ölümün ne zaman geleceği ve nasıl olacağı hakkında belirsizliklerin olmasıdır. Yapılan araştırmalarda evlilerin bekarlardan daha fazla ölüm korkusu yaşadığını, çocukluk olanların çocuksuzlardan, zengin olanların fakirlerden, dinin emirlerini bilmesine rağmen bunları yeteri kadar uygulamayanların ölüm korkusunu daha fazla yaşadığı belirlenmiştir. Dindar olmayan kişilerde olan korkular ölümden sonra yaşayacağı sıkıntılar, cezalar, acılar gibi durumları içerir.

Ölüm korkusu yenilebilir mi?

Bu korkunun yenilmesi için biraz çaba harcanmalıdır. Ölüm korkusunun azaltılması için yapılabilecekler arasında, tatmin edici bir yaşam sürülmeli, ölümü düşünmeli, ölüm sürecindeki yakınlarla ilgilenilmeli, insana faydalı işler yapılmalı, inançlara göre yaşanmalı, ölüm hakkında bilgilenme gibi faaliyetler bulunur. Ölümü öteleyerek, bundan kaçamaya çalışmak mümkün olmadığı için, ölüm korkusunu yenmek gerekir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Yorgunluk Yapan 8 Şey ve Çözümleri

Sürekli hale gelen ya da tekrarlayan yorgunlukları dikkate alın. Özellikle, dinlenme halinde bile devam eden yorgunluklarınızın nedenini mutlaka araştırın.

Yorgunluk yaşam kalitesini düşüren, yakaladığı herkesi keyifsiz, mutsuz eden, yaygın bir sorun. Fazla uzarsa iş verimini de düşürebiliyor.

Psikolojik kökenli olanı da var, fiziksel kaynaklı olanı da. Psikolojik yorgunluk, bütün dinamizmini, enerjisini yitirmiş, bedbin ve bezgin “parmağının ucunu bile kıpırdatmak” istemeyen, “isteksiz, umutsuz, içi boşalmış, hatta pili bitmiş, uykuya eğilimli” birini anlatır.

Fiziksel yorgunluk ise kol ve bacaklarda ağırlık, bedende izahı zor bir tükenmişlik, hatta ağrılarla kendini hissettirir. Rahatsızlık veren bu his hemen “kötü bir durum” olarak algılanmamalı, “yolunda gitmeyen, uygun olmayan, koşulları zorlayan bir bozukluğa veya saldırıya karşı organizmayı uyarmaya çalışan bir tür alarm işareti” gibi düşünülmelidir. Yoğun fiziksel aktiviteler sonrası yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkması ise normaldir.

Asıl bunun hissedilmemesi anormal olur! Yorgunluğu “beden ve ruhun geri dönüşü olmayan yıkımları yaşamadan önce kendini yenilemesi konusunda kendi kendine yolladığı son uyarı” gibi de düşünebilirsiniz. İşte bu yüzden sürekli hale gelen ya da tekrarlayan yorgunlukları lütfen dikkate alın.

Özellikle, dinlenme halinde bile devam eden yorgunluklarınızın nedenini mutlaka araştırın. İşte nedenler ve çözümleri

1. Acaba vücudunuzun ihtiyaç duyduğundan az uyuyor olabilir misiniz? Bu durum genel sağlığınızı da bilişsel becerilerinizi de olumsuz etkiler.

Öneri : Düzenli bir günlük yaşantınız olsun. Uykuyu önceliğiniz haline getirin. Yatak odanızdan bilgisayar, cep telefonu ve televizyonu çıkarın. Hâlâ sorun yaşıyorsanız mutlaka doktorunuza danışın.

2. Uyku apnesi nedeniyle de verimli uyuyamıyor olabilirsiniz. Gece boyunca nefesinizin durduğu anlarda siz farkında olmadan uykunuz bölünüyordur. Sonuçta 7-8 saatinizi yatakta geçirmiş olmanıza rağmen sabah yorgun ve uykusuz kalkarsınız.

Öneri : Zayıflayın, sigarayı bırakın, alkol tüketiminize dikkat edin.

3. Gereğinden az ya da çok yemek de yorgunluğa sebep olabilir. Dengeli bir beslenme kan şekeri düzeyinizi sağlıklı sınırlarda korur. Böylece ani şeker düşüşleri yaşayıp yorgunluk, halsizlik hissetmezsiniz.

Öneri : Kahvaltıyı atlamayın. Her öğününüzde protein, doymamış yağ ve kompleks karbonhidratları yeterince tüketmeye bakın.

 

4. Yorgunluk yakınmasıyla doktora başvuranların en az yarısında yorgunluğun psikolojik olduğu belirlenmiştir. Yorgunluğun ruh sağlığını ilgilendiren nedenlerinin başında depresyon gelir. Diğer sık görülen ruhsal kökenli yorgunluk nedenleri ise kaygı bozuklukları, kronik yorgunluk sendromu, yaşam tarzı ve iş hayatı ile ilgili etkenlerdir. Depresyonu duygusal bir problem olarak nitelendirebilirsiniz ama zamanla fiziksel yakınmalara da neden olur. Yorgunluk, baş ağrısı, uykusuzluk ya da gereğinden fazla uyumak ve iştahsızlık depresyonun en belirgin göstergeleridir.

Öneri : Bir uzmana başvurup psikoterapi, ilaç tedavileri gibi yöntemleri denemenizde fayda vardır.

5. Tiroit beziniz yavaş çalışıyorsa kendinizi halsiz ve yorgun hissedebilirsiniz. Ayrıca kilo almaya da eğilimli olursunuz.

Öneri : Kan testi sonuçlarınızı bir uzmanla paylaşıp düşük seviyelerdeki hormonlarınızı ilaçla takviye ederek metabolizmanızı hızlandırabilirsiniz.

6. Kafeini abartıyor olabilir misiniz? Uygun miktarlarda alındığında kafein yoğunlaşma becerinizi ve dikkatinizi olumlu yönde etkiler. Yüksek dozlarıysa kalp ritminizi ve kan basıncınızı artırır. Hatta yorgunluğa sebep olduğunu bildiren araştırmalar vardır.

Öneri : Kahve, çay ve kafein içeren ilaçları aşamalı olarak bırakma yoluna gidin. Ani yaşanan kafein yoksunluğu daha da fazla yorgunluğa sebep olabilir

 

 

7. Yorgunluğunuz susuzluğunuzdan kaynaklanıyor olmasın? İster egzersiz yapın, ister masa başında çalışın vücudunuzun düzenli çalışabilmesi için suya ihtiyacı vardır.

Öneri : Saat başı 1 bardak su içmeye çalışın. Eğer planladığınız bir fiziksel aktiviteniz varsa daha fazlasını için.

8. Günlük aktiviteleriniz sırasında yorgunluk belirtilerine daha sık rastlıyorsanız bu durum kalp hastalığının işareti olabilir. Eğer önceden kolayca halledebildiğiniz görevleri bitirmekte zorlanıyorsanız, doktorunuza danışın.

Öneri : Yaşam tarzı değişikliği ve ilaçlar kalp hastalığınızın kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Böylece enerjinizi eski düzeyine getirebilirsiniz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.