Çocuklardan öğrenmemiz gereken 7 kariyer tüyosu

Çocukları çok severiz, yapamadığımızı yapar, söyleyemediğimizi söylerler. Engelleri ve sınırları yoktur. Özgürdürler ve çok mutludurlar. Bazen bize nedensiz gelen bir mutlulukları vardır, küçük bir göz kırpmayla bile kahkahayı basarlar. Mutlu olmak için bizim gibi büyük beklentileri yoktur. Mutlu olmak onlar için çok kolaydır, bizim içinse çok zordur. Onlar hep başarılıdır biz ise arada başarılı. Peki çocuklardan kariyerimiz için ne öğrenebiliriz?

1) Keşfet
Çocuklar daha yürümeden ellerini uzatmaya ve her şeye dokunmaya başlarlar. Araştırırlar, merak ederler, izlerler ve öğrenirler. Risk alırlar, yuvarlanırlar, düşerler, yaralanırlar ama keşfetmeyi ve araştırmayı asla kesmezler. Öğrenmek başarılı bir kariyer için başlangıç noktasıdır. Araştırmayan, merak etmeyen biri asla öğrenemez. Öğrenemeyen ise kariyerinde başarıya ilerleyemez. Keşfetmek bazen risklidir ama konfor alanını terk etmeden de başarılı bir kariyer olmaz.

2) Ağla
Bebekler ağlayarak kendilerini haber verirler. Ağlamak haber vermektir. Bir sıkıntıları olduğunu, karınlarının aç olduğunu ağlayarak bildirirler. İstedikleri bir şey yapılmadığında ısrar eder, yapılmazsa ağlarlar. Bu yüzden sen istemeden kariyerinde hiçbir şey gerçekleşmez. Bu yüzden iste, ısrarcı ol ve haber ver (ağla)!

3) Gülümse
Bebekler bir oyuncak, bir çikolata veya eve gelen bir misafir karşısında bile gülümserler. Gülümsemek onlara çok kapı açar. Mutlu olmak için bizim kadar büyük olaylara ihtiyacı yoktur. Bir göz kırpması bile onları mutlu eder. Kariyerin boyunca çok sayıda problem yaşayabilirsin ama çok sayıda küçük ve büyük başarı da yakalayacaksın. İnsanın temel problemlerinden birisi korunma dürtüsü sonucu negatif olayları daha çok görüp, pozitif olayları pek yakalayamamasıdır. Bunun sonucunda da gülümsemeyi unutur ve güçsüz görür gülümseyeni. Oysa en büyük güç gülümsemektir. Hiçbir gücü olmayan çocuklar en çok gülümseyerek başarılı olurlar.

4) Hareket et
Bebekler yerinde durmaz. Evin içinde bile kilometreler kat edebilir. Bir çocuğu oturtmak dünyanın en zor işidir. Günümüz beyaz yakalılarının en büyük problemi tamamen hareketsiz hale gelmeleridir. Ofiste oturulan saatleri, arabada oturulan saatler ve ardından evde oturulan saatler takip eder. Oysa insan vücudu sabit kalmak üzerine değil, hareket etmek üzerine yaratılmıştır. Hareketsiz kalmak ölmek demektir. Bu yüzden ofiste arada hareket et, arabayı daha az kullan ve en azından hafta sonlarını yeşil çimlerin üzerinde geçir.

5) Soru Sor
Çocuklar durmadan soru sorar. Bu ne? Ne işe yarıyor? Neden? Niye? Nasıl? gibi sorular bitmek bilmez. Her zaman soracakları bir soruları vardır hatta sorulara bile soruyla cevap verebilirler. Sen ise büyüdüğünde soru sormayı unutursun. Hatta her soru bir dert açacakmış gibi bile davranırsın. Oysa hep sorgulamalısın. Neden diyebilmelisin, cevapsız kalmamalı soruların.

6) Hayal Kur
Sınırsızdır hayalleri çocukların. Bir kahve cezvesini bile kamyon yapabilirler, ceplerinden olmayan parayı çıkarır, bir çamaşır mandalını uçak yapabilirler. Bilirler ki görünen değil, algılanan mutlu eder. Çocuklar hayal eder ve mutlu olurlar. Büyüdüğünde ise hayal kurman yasaklanır. Ayakların yere basmalı ve uçmamalısın. Oysa sağ beyin hep uçmak ister. Ayakların yere bastığı bir kariyer hep durağan bir kariyerdir. Yaratıcı olmadan başarılı bir kariyer asla olmaz. Hayal kuramamak seni kısıtlar ve hep yapamayacağını sanırsın, hep imkansızların olur. Oysa çocuklar hayal kurar ve hayalleri hep gerçek olur.

7) Oyun oyna
Çocuklar hep oyun oynar. Oyun ve çocuk kelimesi yan yanadır. Otobüste dans edip şarkı söyler çocuk, evde arabalarıyla oynar. Oyun oynamakta özgürdür ve oyunla hayatı öğrenir. Oyun çocuğa öğretir ve sen oyun oynamayı bıraktığın için öğrenmeyi de unutursun. Kariyer de bir oyundur, büyüdüğün için oyun demezsin de kariyer dersin. Oysa sen oynamayı ve eğlenmeyi unutmuşsundur. Yapman gereken yine oyuna devam etmek ve kariyerin boyunca eğlenmeyi asla unutmamak.

İnsan Kaynakları Uzmanı Cengiz Çatalkaya’nın “Çocuklardan büyüklere 7 kariyer tavsiyesi” yazısından uyarlanmıştır.

Karmaşık Durumların içinden çıkma sanatı

Bazen içinden çıkılamayan karmakarışık durumlar yaşarız. Umut, özgüven, inanç ve yaşama sevinci dünyamızı terk eder. Karmaşık durumun içerisinden bir şekilde çıktığımız anda ise çok yoğun duygu geçişleri yaşarız. Bunun bir sanat olduğunu düşünür, sıradışı bir yeteneğimizi keşfetmiş gibi oluruz. Bunlar günlük hayatta ya da iş hayatında sıkça yaşanılan bir durumlardır. Aslında çok genel bir algı olmasına rağmen karışık durumların da bazı kilit ortak noktaları vardır. Bu ortak noktalar üzerinden bazı çözümler ve başlangıçlar üretmek de mümkün. Böyle bir durum içerisinde kalındığında sakin ve soğukkanlı olun. Daha sonra derin bir nefes alıp aşağıda sizler için bir araya getirdiğimiz yöntemleri hatırlayın.

1) Parçalara ayırın.
Genellikle karmaşık bir durumun içinden çıkmak için karmaşık düşünmek gerekmez. Bazen basit ve temel düşünmemiz gerekebilir. Parçalara ayırmak da en basit yöntemlerden biridir. İçinde bulunduğunuz durumu gelişim aşamalarına ayırın. Ya da kategorize edin. Adım adım ilerlemeyi deneyin.

2) Zihninizi berraklaştırın.
Biraz ara verin. Çıkın, dolaşın, bir şeyler atıştırın ya da televizyon izleyin. Uzun süreli bir düşünme sürecinde sürekli aynı yere yoğunlaştığınız için başka noktaları gözden kaçırıyor olabilirsiniz. Bırakın biraz zihniniz tazelensin, berraklaşsın.

3) Farklı insanlar, farklı bakış açıları…
Güvendiğiniz birilerine içinden çıkamadığınız durumu tüm detaylarıyla anlatın. Durumu paylaştığınız kişi dahice bir çözüm üretememiş olsa bile size yeni bakış açıları kazandırabilir. Aynı zamanda durumu anlattığınızda sesli düşünmüş gibi olacaksınız. Bunu yapıyor olmanız da olaylara, ayrıntılara, çözüm alternatiflerine daha somut bir yaklaşım getirmenizi sağlayacaktır.

4) Önemseyin.
Acaba biraz erken pes ediyor olabilir misiniz? Ya da kaçmaya mı çalışıyorsunuz? Çözüm üretme konusunda yeterli ciddiyete sahip misiniz? Bunu ne kadar önemsiyorsunuz?

Belki de problem buradadır. Bu sorulara vereceğiniz dürüst cevaplar sizi doğru çıkışa götürebilir.

Öfkenize hakim olmak için ne yapmalısınız

Öfkemizin sevdiklerimize zarar vermemesi için kontrol altına alınması gerekiyor. Peki ama nasıl?

Öfkeyi kontrol etmek için neler yapılabilir?

Öfkenin sağlıklı ve normal bir duygudur. Öfkeye verilen tepkiler de birbirinden farklılaşmaktadır. Öfkeye verilen tepkileri kontrol etmek ve öfkeyi sağlıklı ifade edebilmek mümkün. Öfkenizi kontrol etmek için aşağıdaki yöntemleri kullanabiliriz.

Farkına varın

Öfkelendiğiniz zaman düşünceleriniz, gerçeği yansıtmaktan çok abartılı ve çarpıtılmış şekilde algıladığından bahsetmiştik. Bu tür düşünceleri fark etmek ve yerine daha mantıklı düşünceler yerleştirmek öfke kontrolünde yardımcı olacaktır. Örneğin kendi kendinize ‘Eyvah, şimdi her şey mahvoldu’ yerine ‘Çok can sıkıcı bir durum, neden öfkelendiğimi de anlıyorum, ama dünyanın sonu değil’ gibi cümleler kurmayı deneyebilirsiniz.

Öfkelendiğimiz zaman farkında olamadan ‘asla, her zaman’ gibi kelimeleri çok sık kullanabilirsiniz. Bu kelimeleri yakalamaya çalışın.

Seçenekler oluşturun

Öfkelendiğiniz zaman aklınıza gelen ve çözmede yararlı olacak tüm seçenekleri mutlaka not edin. Öfkelendiğimiz zamanlarda görmezden gelme de tercih edebilir, bu çok doğal hakkınız, mutlaka listenizde bulundurun. Bazı sorunlar sizden kaynaklanmayabilir ve çözülmeyebilir, bu sizin kontrolünüzde olan bir durum değildir bu noktada kabullenmek de seçeneklerinizden biri olmalı.

Plan yapın

Oluşturduğunuz seçeneklerinizi inceleyin ve size mantıklı ve uygulanabilir gelen seçeneklerinizi seçin. Karar verdiğiniz seçenek için uygulama ile ilgili kendinize bir yol belirleyin.Yaptığınız planlarınızın ve işe yarayan ve yaramayan yanlarını gözden geçirmeyi unutmayın. Listenizde kendiniz için belirlediğiniz birçok seçenekten uygun olanları deneyin.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Kilo Vermeye Hazırsınız Ya Psikolojiniz Hazırmı?, Psikolojik Destek

‘Her pazartesi diyete başlamaya karar veriyorum ama en geç çarşamba günü bozuyorum.

Ne yapmam gerektiğini çok iyi biliyorum fakat tek başıma kontrolsüz başaramıyorum.

Diyet yaparken sevdiğim besinlere dayanamıyor, ikramlara hayır diyemiyorum.

Diyet yapmak istiyorum fakat diyet yaparken kendimi baskı altında hissediyor, mutsuz oluyorum.’

Bu ve bunun gibi kurulabilecek bir sürü cümle…

Sağlık kaygısı, estetik görüntü ya da çevre baskısı… Sebebi her ne olursa olsun diyete başlamak başlı başına bir motivasyon işidir. Psikolojik yaklaşım bu nedenle kilo verme sürecinin en önemli unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır.

Daha önce diyet yapan biri için başarısızlık söz konusuysa, bu durum moral bozukluğu ve ‘başaramayacağım’ algısını ortaya çıkarmaktadır. Ya da ilk kez diyet yapmaya karar veren biri için çevreden sıklıkla duyacağı ‘bir lokmadan bir şey olmaz’ gibi cümleler caydırıcı rol oynamaktadır.

 

İşte tam da bu noktada diyete başlamadan önce kendimizi gözden geçirmeli, psikolojik hazırlığımızı gerçekleştirmeliyiz. Peki nasıl?

1. Neden Kilo Vermeliyim?

Başarmanın yarısı istemektir. Kilo vermeyi neden istiyoruz sorusuna cevap bulmamız gerekiyor öncelikle. Daha sağlıklı olmak, daha fit olmak, eskiden olmayan kıyafetin içine girmek, çevrenin rahatsız edici bakışlarından kurtulmak gibi nedenler bularak duruma odaklanmamız gerekmektedir.

 

2. Aceleci Davranmamak

Diyete başladığımız andan itibaren sihirli bir değneğin bize değeceği hissine kapılır ve vereceğimiz kilonun hemen uzaklaşmasını isteriz bizden. İlk birkaç gün, birkaç hafta var olan hevesimizle motivasyonumuz yüksektir. Ancak genellikle 2. haftanın sonunda diyetle oluşturmaya çalıştığımız yeni yeme alışkanlıklarımız ve tartıda görmek istediğimiz rakamın altında kilo kaybımız bizi rahatsız etmeye başlar. Bu da motivasyonumuzun bozulmasına, diyeti zoraki yaptığımız bir yük durumuna dönüştürür. Bu nedenle aceleci davranmamak en önemli kurallardan biridir.

3. Doğru Hedefler ve Gerçekçi Yaklaşım

Diyetin altın kurallarından biri doğru hedefler koymaktır. 120 kişi olan biri için ilk hedef 60 kilo olamayacağı gibi, bu kiloya 2-3 ayda inmek de mümkün olmayacaktır. Yanlış hedefler koymak, hızlı kilo kaybı beklentisi içinde olmak bedenin bu isteklerini karşılayamayacağına dair psikolojik olarak hazırlıksız olmaktır aslında.
Bu durumu yönetmek için diyet uzmanınız eşliğinde doğru hedefler belirleyin, bunu keyifli hale getirerek yeni yeme alışkanlıklarınızın tadını çıkarmayı öğrenin.

 

4. Kusursuz Olma Çabası ve Suçluluk Hissi

Her şeyin kusursuz olması için verilen büyük mücadele, yapılan basit bir hata ve engel olunamayan suçluluk hissi. Yaşamın her alanında olduğu gibi diyet yaparken kilo verme sürecinizde de kusursuz olmak sanıldığı kadar kolay değildir aslında.

Kusursuz olmayı planlamak yapılan bir besin kaçamağında suçluluk hissi ile hatayı arttırmakta ve diyetten kopmaları tetiklemektedir. Bunun yerine, hata yapacağınızı kabul edin ve hata yaptığınızda da bunu nasıl telafi edebileceğinizi öğrenin. Böylelikle kilo verme sürecinizin bitiminde geçiş yapacağınız koruma döneminiz daha eğlenceli ve keyifli bir hale gelecektir.

 

İradenizin güçlendirilmesi ve olumsuz alışkanlıklardan kurtulmak içinde psikolojik destek alabilirsiniz. Böylelikle diyet programınızın daha sağlıklı yapmanıza faydası olacaktır.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Pazartesi sendromu yaşıyormusunuz

Pazartesi sendromu cümleleri

Bacaklarınızı uzatıp keyif yaptığınız veya sevdiklerinizle buluştuğunuz bir hafta sonundan sonra Pazartesi günü çalışmak zorluyor, değil mi? Haklısınız ama kelimelerin sihirli gücüne izin verirseniz, Pazartesi sendromundan kurtaracak cümlelerle hayatınızın rengini değiştirebilirsiniz.

Şimdi, gününüzü güzelleştirmek ve mutlu olmak istiyorsunuz, öyle değil mi? Anlaştık! Size yardımcı olabiliriz. Pazartesi sendromuna karşı bu cümleleri şevkle ve pozitif enerjiyle defalarca tekrarlayın. Kelimeleri hissedin ve sizi ateşlemelerine izin verin! Ama hepsiden önce şunu söyleyin:

HAYATI SEVİYORUM ♥ KENDİMİ SEVİYORUM. PAZARTESİYİ SEVİYORUM 🙂

Bugün pozitifim. Pozitif enerjinin kuvvetli bir gücüyüm.

Bugün rahatım. Sakin enerjiyi hissediyorum ve bu harika bir duygu.

Bugün mutluyum. Bugün, mutluluğu yaşamak için kendime izin verdim.

Bugün iyimserim. Muhteşem şeylerin olacağına inanıyorum.

Bugün odaklandım. Bir lazer gibi, bugün başarılı olmam için ne yapmam gerekiyorsa, ona odaklandım.

Bugün, tanıştığım tüm harika insanları kabul ediyorum.

 

Bugün hayatımdaki tüm sağlık, zenginlik, başarı, neşe ve bolluğu kabul ediyorum.

Günün devamını merakla bekliyorum.

Bugün öğreneceğim şeyleri merakla bekliyorum.

Bugün, yaptığım harika konuşmaları kabul ediyorum.

Elbette, isterseniz bir fincan sütlü kahve içerek gününüzü güzelleştirmeye devam edebilirsiniz. Ama biz sizin yerinizde olsak, günde 15 bardak su içerek hem kilo verir hem enerjimizi yükseltiriz. Bu konuda daha fazla tavsiyeye mi ihtiyacınız var?

Diyette psikolojiye önem verin, Psikolojik Destek Alınabilir

Zaman zaman bedenimize küseriz, aynaya baktığımızda mutsuz oluruz, istediğimiz kıyafeti giyemediğimizde moralimiz bozulur. hissettiğimiz bu moral bozukluğu sonunda ise kendimizi buzdolabının önünde buluruz. Ya da bir bakmışız kucağımızda bir paket çikolata.Bu durumları genelinde yeme bozuklukları olarak adlandırabiliriz. Yeme bozukluğu kısır döngüsü, sıkıntı, tatminsizlik, öfke, üzüntü hali, suçluluk gibi olumsuz duygular ile kendini gösterir. Genelde bu olumsuz duyguların kaynağında depressif duygulanım, yüksek kaygı düzeyi, kişinin yaşamındaki sıkıntılı ve üzücü olaylar ve diğer psikolojik sorunların varlığı etkendir.

İnsanlar yemek yemeyi seviyor diye de çok yiyebilir bu durum patolojik midir ?

Öncelikle yemek yeme davranışı açlığı gidermek ya da bir lezzet denemek amaçlı mı yoksa patolojik kökenli mi buna bakmak gerekir. Kişi eğer açlık duygusu olmadığı halde dürtüsel olarak yemek yemeye yöneliyor ise bu durum psikopatolojik olarak değerlendirilebilir. Ya da fiziksel hastalığa veya hormonal sebeplere bağlı ise yine patolojik olması soz konusudur.

Bu sebeple yeme davranışı anormal ise hem dahili hem psikolojik yonden değerlendirilmeli patolojik olup olmadığına karar verilmelidir

Beslenmeyle ilgili düzenleme yapılırken nasıl bir psikolojik destek alınabilir ?

Beslenme bireylerin psikolojisini etkilediği gibi psikolojik durumları da beslenme alışkanlıklarını etkiler.

Psikolojiyi dikkate almayan diyet başarılı olamaz!

Beyin ve psikolojiden bağımsız yeme programı düşünülemez. Yemek yeme davranışımız anamızdan sütle sevgi almaya başladığımız andan itibaren şekillenmeye başlar. Yaşadıklarımız, duygularımız, düşüncelerimiz, beklentilerimiz, öfkemiz, cinsel yaşantımız, doyum ve doyumsuzluklarımız; hepsi yemek yeme davranışımızı etkiler. Ağız bölgesiyle yemek yeriz, sevişiriz, konuşuruz ya da “çiğ çiğ yemek isteriz”. Dolayısıyla zayıflama ya da kilo vermeye ilişkin diyet programı; kişinin beynini, psikolojisini, yemek yeme davranışını etkileyen derinliklerdeki psikolojiyi ve günlük yaşamın duygu-zihin etkileşimlerini dikkate almak zorundadır. Bunları dikkate almayan diyet programları başarısızlığa mahkumdur. Hatta kişide bazen daha fazla kaygı ve kısır döngü yaratır. Kişilerin Biyo-psiko-sosyal açıdan beden, beyin, ruh ve çevre etkileşimlerini inceleyen bilimsel diyet programının adı Psiko-Diyet’tir.

Psiko-Diyet programında kişiler öncelikle dahili yönden degerlendirilir. Burada kan şekerinden hormonlara kadar açlık ve yeme alışkanlığını etkileyen patolojik bir faktör olup olmadığına bakılır. Ardından diyet uzmanı ve psikolog tarafından görüşmeler gerçekleştirilir. Diyet uzmanı sağlıklı beslenme alışkanlığını kazandırırken psikolog ise bunun istikrarlı bir şekilde devam etmesini saglayabilir.

Ruhu ve beyni dikkate almadan bedeni zayıflatamayız!

Özellikle anoreksiya ve blumia gibi yeme alışkanlıklarını direk etkileyen psikolojik bozukluklar dışında depresyon , kadınlarda pms dediğimiz adet oncesi sendromlar ve bir çok psikopatolojik tabloda psikoloğun doğru beslenme alışkanlığını kazandırmak ve sürdürmekte büyük rolü vardır.

Neden beslenmeyle ilgili önlemler hedefe ulaşmak için yetmiyor ?

Beynimiz ( düşüncemiz,inançlarımız, korkularımız, beklentilerimiz, isteklerimiz) yeme bozukluğu oluşumunu engellemenin ya da tedavi etmenin başında, kişide kalıcı davranış değişikliklerinin yaratılması gelmektedir. Kişinin, yemek yeme düzenini, diyet ve egzersiz programını, geçici ve kısa dönemli olarak görmesinin engellenmesi, ve bu düzeni bir yaşam tarzı olarak görmesi amaçlanır. Aksi takdirde, diyetin sonlanması ile beraber tekrar kilo alımı da kaçınılmaz olacaktır. Bütün bu nedenlerdendir ki kilo vermek ya da sağlıklı bir bedene sahip olabilmek için çizilen yol haritasında farklı alanları da içerisinde barındıran bir ekip desteğine ihtiyaç vardır.

Kilo sorunu olanların kendilerine özgü psikolojisinden söz etmek mümkün mü ?

Kilo sorunu olanların kendine özgü psikolojileri vardır. Öncelikle mevcut durumdan rahatsız olmak ancak durumu değiştirecek güçte olamamak büyük bir problemdir. Pek çok kişi bunu iştahın açık olması ya da ne yesem yarıyor olarak da nitelendirir ancak durum zannedilenden daha derinlerde olabilir. Kişi kilo problemi yüzünden sosyalleşmekten kaçıyor, kendine olan saygısını güvenini kaybediyor bile olabilir.

Daha öncede belirtmiş olduğum gibi psikopatolojik ya da fiziksel bir nedenden kaynaklanıyor olabilir.

Son olarak;

Bedenleri zayıflatmak uğruna ruhu zedelememek en önemlisidir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile-Evlilik Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Sosyal Medya Bağımlılığınız Evliliğinizi Yıkmasın

Sosyal medyada geçirilen zamanın evlilikleri tehdit etmektedir.

Çağımızda bilgiye kolay ulaşmamızı sağlayan ve artık hemen hemen her şeyin internet üzerinden yapıldığı bir gerçek. Var olan teknolojilere son dönemde akıllı cihazların eklenmesiyle sosyal medya olgusu hayatımızın iyice içinde yer almaya başlayarak, ilişkilerimizi şekillendirmeye hatta abartıldığında o sosyal medyanın içinde sosyalleşilmeye başlandı. Bu durumun abartıldığında kişilerin hem gerçek dünyadan koptuğunun hem de ilişkilerini olumsuz etkilemektedir.

Gerçek hayattan kopup internette kendi kurguludığı karakterlere olmadıkları anlamlar yükleyerek reel dünyadan soğutan internet bazen çiftler arasında soğumaya neden oluyor.

İnternette tanıştığı kişilerle buluşan, onlarla aşk yaşayan kişilerin de sayısı her geçen gün artış göstermektedir, çok fazla kendisini internete kaptıran çiftlerin aynı ev içinde birbirine yabancılaştığı ve konuşmamaya başladığı bir gerçek haline geliyor, bu sebeple boşanmaların bile yaşanabiliyor.

İnternette tanışılan insanların reel hayatta birbirlerinin hiçbir yükünü çekmeden sadece arkadaşlık kurmaları insanları daha fazla bağımlı yapıyor ama diğer taraftan aynı ev içerisindeki eşlerinin üzerindeki sorumlulukları unutarak aynı şeyleri eşlerden bekler hale geliyoriyor ve sonuçta olumsuz ilişkiler ortaya çıkıyor.

Ayrıca değişik maceralar arayanların ve internette kendilerini farklı kimliklerle başkalarına tanıtanların kendilerini o dünyaya kaptırdıklarında normal hayattaki ilişkilerini önemsemedikleri ve internet karakterlerini daha çok önemsemektedirler.

Ev içerisinde internet cep telefonu ve sosyal medya ile ilgili eşlerin çocukların bir düzenleme yapması iletişimden uzaklaştıran bu uğraşlardan uzaklaşıp yüzyüze iletişimi artırmanın yolunu aramalıdırlar.

İleri seviyede kopuk ilişkiler haline gelen aile içi durumdalarda uzmanlardan destek alınması ve evliliğin yeniden yapılandırılmasıda başka bir çözüm önerisi olabilir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Evliliğinizde bu değişimler varsa dikkat edin

Karşılıklı sevgi ve saygıya dayanması gereken birlikteliklerde bazı durumlarda tehlike çanları çalabiliyor.

Temeli sevgi, saygı, karşılıklı anlayış, fedakarlık ve birlikteliğe dayanan evlilikte bazen öyle durumlar olabiliyor ki bu durumlarda tehlike çanları çalabiliyor, evlilik terapistine başvurma zamanı geliyor.

Şu durumlarda evlilikte çanların çaldığını ve terapiste başvurmanın faydalı olabileceğini belirtiyor.

Birbirinizi dinlememeye, zıtlaşmaya başladıysanız

Her konuda tartışmaya başladıysanız ve kimin suçlu olduğu konusuna takılıyorsanız

Birbirinizle olan iletişiminiz sıfıra düştüyse

Tartışma anında birbirinize söylememeniz gereken sözleri sarfediyorsanız

Cinsel ilişkinizde zevk alamıyorsanız ve cinsel yaşamınız azaldıysa

Ortak hiçbir noktanız kalmadığını düşünüyorsanız

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Eşinize karşı cinsel isteksizlik varsa, ne yapmalısınız?

“Eşime karşı cinsel isteksizlik var” veya “eşimle sevişmek istemiyorum” diyorsanız, evliliğiniz tehlikeye girmiş olabilir.

  • Kadınlarda cinsel isteksizlik var mıdır?

Kadınlarda cinsel isteksizlik daha yaygın görünür ancak herkesin aynı seviyede libidoya yani cinsel isteğe sahip olduğu söylenemez. Ayrıca sadece erkeklerin daha çok cinsellik istediğini iddia etmek de bir haksızlık. Kadınlar da en az erkekler kadar cinselliği yaşamaya istekli olabilir. Stres, iş yoğunluğu ve yaşam tarzıyla ilgili sorunlar kişinin libidosunu etkileyebilir ve kişinin cinsellikten uzaklaşmasına sebep olabilir ya da başka sebeplerden libido düşüklüğü söz konusu olabilir. Partneriniz ve siz böyle bir problemle karşı karşıyaysanız, durum daha kötüye gitmeden konuşmalı ve gerekirse destek almalısınız.

  • Eşler arasında cinsel uyumsuzluk neden olur?

Eşler arasında cinsel uyumsuzluk zamanla meydana gelir ve bunun farklı sebepleri vardır. Örneğin, eşiniz, siz istemediğiniz zamanlarda, seks yapma konusunda size sürekli baskı yapıyorsa ve rahatsız olduğunuz bir şeyi yapmaya zorlanıyor hissediyorsanız, aranızda cinsel bir uyumdan bahsetmek mümkün olmayabilir.

  • Orgazm olmayan kadın cinsel soğukluk yaşar mı?

Kadınlar cinsel isteksizlik veya eşe karşı soğumanın bir başka sebebi ise erkeklerin bencilce davranması olabilir. Genelleme yapmaktan kaçınsak da çoğunlukla ilk önce erkeklerin orgazma ulaştığı bir gerçek. Ama bu bir problem olmaktan çıkarılabilir. Partneriniz yine de sizi memnun edebilir. Ama o bencil davranmayı tercih ediyor ve bunun için çaba göstermiyorsa uyumsuzluğun ortasındasınız demektir. Cinsel ilişkide bencillik orta vadede ciddi bir sıkıntı meydana getirir ve bir tarafı mağdur durumuna düşürür.

  • Cinsel isteksizliği etkileyen faktörler nelerdir?

Eşinizin cinsel yönden sizi eski sevgili ya da eski eşiyle kıyaslaması hiç hoş bir şey olmadığı gibi aynı zamanda sinir bozucu da. Partneriniz sizi sürekli eskiden birlikte olduğu kadınlarla kıyaslıyorsa, bu size saygı duymadığı anlamına gelir. Rahatsız olmanıza rağmen bu rencide edici tavrından vazgeçmiyorsa, konuyu gündemin birinci sırasına almalı ve çözüm üretmelisiniz.

  • Cinsel soğukluk zaman içinde mi olur?

Evet. Yaşadığınız cinsellik sizi duygusal yönden memnun ya da mutlu etmiyor aksine pişmanlık ve suçluluk hissediyorsanız, bu ciddi bir bilinçaltı sebebe işaret edebilir. Bir şeyi yapmaya kendinizi adeta itiliyor gibi hissediyorsanız, sıkıntıya girerek ilişki yaşıyorsanız bu tablo ilişkide uyumsuzluğun ciddi göstergesidir.

  • Erkeğin yaklaşımı cinsel soğukluğu etkiler mi?

Evet, kesinlikle etkiler. Her iki tarafın da rızası olduğu sürece, yatakta biraz agresiflik normal karşılanabilir. Ama bazı erkekler, partnerlerini rahatsız edecek derecede agresif davranışlar sergilerler. Partneriniz, sizin sınırlarınızı aşacak kadar saldırgan davranıyorsa, bir orta yol bulmanın zamanı gelmiş demektir.

  • Fantaziler ilişkilere zarar verir mi?

Aslında sağlıklı ölçüde fantaziler ilişkiyi canlı tutar. Ancak, çiftlerden biri zengin fantezi dünyasına sahip olabilir. Partneriyle bu anlamda bir dengeye sahip değilse; cinsellikte geniş fanteziye sahip olanın talepleri diğer tarafa ağır, uygunsuz, ters gelebilir. Cinsel ilişkide tek tarafın beklentilerine cevap vermemek konusunda sürekli bir tartışma varsa burada zaten uyum söz konusu olamaz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Çocuk kalbi zararsız zannedilen sözleri önemsiyor

Ailelerin çoğu çocuklarını ne bedensel ne de duygusal olarak yaralamak istemez. Ancak çoğu dikkatsizce seçilen sözcük ve davranışların ne tür izler bırakabileceğini bilmiyor.

Hâlbuki ailelere ufak-tefek görünen bazı söz ve davranışlar çocuklar için büyük önem taşıyabiliyor. Çocuklar gün içinde enerjilerini tükettikleri için akşamları daha hassas oluyorlar.

Anne-babalar çocuklarını öfke nöbeti geçirdiklerinde cezalandırmamalı, onların korku ve hislerini ciddiye almalı, anne-babalar çocuklarının duyamayacağı bir yerde yüksek sesle tartışmalı, çocuğu tehdit yoluyla terbiye etmeye kalkmamalı.

Bir diğer önemli konu ise ağlayan çocuğa nasıl davranılacağı ile ilgili. Uzmanlara göre bütün dünyada uygulanan ağlamasına ve kendi kendisini teselli etmesine göz yumma metodu yanlış. Araştırmalara göre bu şekilde ağlayarak uyuyan çocuklar bedensel ve psikolojik rahatsızlıklara yakalanabiliyor.

Bir diğer araştırma bu şekilde tek başına bırakılan çocukların daha çok ağladıklarını ortaya koyuyor.

Bu sebeple de bu yöntemi uygulayan aileler çocuğunun sadece daha fazla gözyaşı dökmesine yardımcı oluyor.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Diyette Psikolojik Destek Alınmalı mı?

Kilolarıyla barışık olmayan veya sağlık sorunları yaşamamak için çoğu kişi türlü türlü diyetlere başvuruyor.

Bir an önce kilo verebilmek için çok ağır egzersiz ve diyetler yapıyor.

Ancak araştırmalar dönemsel diyetlerle kilo veren 10 kişiden 9’unun en az eskisi kadar kilo aldığını gösteriyor.

Kilo vermeye çalışmada temel sorunlardan birinin kendine sınır koyma ve kendi bedenini tanımadan zayıflamaya çalışmak olduğunu vurgulayan diyetisyenler, bu süreçten ruh sağlığının da önemine vurgu yaptı. Düzgün bir psikolojiye sahip olmak diyetinize etkisi pozitif olacaktır.

Beslenme davranışının ardında duyguların ve düşüncelerin yer aldığı, diyet sürecinde ruhun da ihtiyaçlarının karşılanması, psikolojik destek alınması, diyete odaklanmak için destek alınması, kişiye özel diyet programına danışmanlar eşliğinde başlanması öneriliyor.

İradenizin güçlendirilmesi ve olumsuz alışkanlıklardan kurtulmak içinde psikolojik destek alabilirsiniz. Böylelikle diyet programınızın daha sağlıklı yapmanıza faydası olacaktır.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Sınavlarda Başarının Anahtarı Düzgün Psikoloji

Sınavlar yaklaştıkça öğrencilerin yaşamakta olduğu stres de artıyor.

Çoğu öğrenci çalışma imkanlarını yeterince değerlendirmediğinden içine düştüğü psikolojik zorluklar ortaya çıkmaktadır. Bu zorlukları yenmek için neler yapılabilir.

Çalışmalara etki eden olumlu ve olumsuz faktörleri görüp kendiniz için yeniden bir çalışma havasına sokmanın çoğu şeyi değiştireceğini unutmamalısınız.

Uzman kişilere danışarak psikolojik yardımlar almak sınav başarısı için katkı sağlıyor. Sınav hazırlık sürecinde birçok küçük sorunlar ve zaman alıcı şeyleri danışarak daha kolay atlatabileceğinizi hatırlatmak isterim.

İNANÇ BAŞARIYI KOLAYLAŞTIRIYOR

“Bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar”

“Bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar.

Başaracağınıza inandığınız sürece yapacağınız çalışmalar size daha zevkli hale gelir, dersin başında ne kadar süre geçirdiğinizin farkına bile varmaz daha kolay amaçlarınıza ulaşırsınız.

Ama inanmadığınız sürece de zoraki ders çalışmalar büyük oranda size zahmet ve yorgunluk olarak yansıyacaktır.

Başarmaya inancınızı artırmak için yılmamak şarttır. Başarı biraz ketumdur. Yani hemen yüzünü göstermez. İstediğini hissettirmek çok önemlidir.

Öğrenmede, ısrarların sonunda başarı yüzünü gösterdiği zaman görülecek ki her şey değişmiş artık daha kolay sonuçlara ulaşılabiliyor olacaktır.

Yapamıyorum, olmuyor gibi değerlendirmeler işi yokuşa sürmekten başka bir şey değildir.

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

İş stresinden kurtulmanın 6 kolay yolu

İş stresi, sağlığınız ve özel hayatınızı olumsuz etkiler. Önlem almadığınız takdirde depresyon hatta kalp krizine kadar sürükleyebilir. Tavsiyelerimizi dikkatlice okuyun, en azından birkaç tanesini hemen şimdi yapmaya başlayın.

Rahatlatıcı müziklerle stresten kurtulun!

Bulunduğunuz iş ortamı oldukça gürültülü ve kalabalık oldu, siz de o an çok bunaldıysanız; müzik işe yarayabiliyor. Biyolojik açıdan bakıldığında, melodik sesler beynin ödüllendirme bölümünde dopamin hormonlarının salgılanmasını kolaylaştırıyor. Minnesota, Rochester’deki Mayo Clinic hekimi Doktor Amit Sood’a göre bu, tatlı bir şey yemek veya hoş bir koku almakla aynı kapıya çıkıyor. İnsanlarda dikkatin kolay dağıldığını aktaran Sood, “Dikkati dağılan bir kafanın mutsuz bir kafa olduğunu biliyoruz. Çünkü böyle anlarda hayattaki eksikliklere odaklanırız” diyor. 15 ila 30 dakika müzik dinlemek stresinizi azaltmaya yardımcı olacaktır.

Kokulu mumlarla ofiste rahatlayın!

Masanızda kokulu mumlar bulundurun. Kokular, zihninizin farklı bölgelerini harekete geçirir ve stresinizi üzerinizden atmanıza yardımcı olur.

Yürüyüş yaparak enerji yükleyin!

Öğle tatilini fırsat bilin ve kısa bir yürüyüşe çıkın. Yemek için uzak bir restoran seçin ve yürüyerek gidip gelin. Açık hava ve hareket hem stresinizi alır, hem farklı düşünmenizi sağlar. Bu gerçekten strese ve mutsuzluğa iyi geliyor. Yürümek, çalışmak, hayal kurmak, sağlıklı olmak gibi…

Küçük engelleri analiz edip rahatlayın!

Bir dizi küçük engeller ortaya çıktığında genellikle bunlar sizin için kötü günlerdir. O gün her şey normal halinden daha kötüye gidiyor gibi görünüyorsa, bir adım geri gidin ve neler olduğuna bakın. Küçük engellerin gününüzü mahvetmesine izin vermeyin. Eğer durumlara gerçekçi bir şekilde bakarsanız, potansiyel bir kötü günü başlamadan durdurabilirsiniz.

Olumlu olaylara odaklanıp şükredin!

Bugün tüm yaşamınızın sadece bir günüdür. Bu nedenle hayatınızda yaşadığınız olumsuzluklara değil, olumlu olaylara odaklanın. İşte de problemleri çözmenin ne kadar sıkıcı olduğunu düşünmeyin, tam tersi zamanınızı işinizin olumlu yönlerine ayırın. Hayatta karnınızı doyuracak yemeğiniz, yaşabileceğiniz bir eviniz ve yapacak bir işiniz varsa şükredin. Hele bir de sizinle ilgilenen, sizi merak eden insanlar varsa değmeyin keyfinize. Bu nedenle işyerinizdeki küçük problemleri dert etmeyin ve pozitif olun.

Sıcak bir su ile duş her sorunu çözer!

Eve gittiğinizde duşunuzu sımsıcak su ile yapınız. Duşunuza ekleyeceğiniz aromatik yağlar, stresinizi atmanızda etkili olacaktır.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Sınav kaygısı ve ailelere düşen görevler

Ailelerin sorumlulukları çok büyük
Öncelikle karıştırılmaması gereken bir konu; sınav kişiliğin değerlendirmesi değil, öğrencinin bilgi ve çalışmasının değerlendirilmesidir.
Sınav kaygısının giderilmesinde ailelere büyük sorumluluklar düşmektedir.
Aileler sınavların mutluluğun ve başarının tek ölçütü olduğu düşüncesinin oluşmasına neden olacak davranış ve beklentilerden kaçınmalıdırlar.
Ayrıca anne ve babalar her bireyin yetenek ve kapasitelerinin farklı olduğunu bilmeli ve çocuklarının kapasitelerinden fazlasını başarmalarını beklememelidirler.
Öğrenciler ders çalışırken pozitif bir bakış açısı ile hareket etmeli, başarısızlığı değil başardığını hayal etmelidirler. Sınavın sadece bildiklerini gösterebilmek için bir fırsat olduğunu düşünmelidirler.
Öğrencilerin sınava girmeden önce deneme sınavlarına girmesi ve kendilerine uygun sınav stratejilerini belirlemesi büyük önem taşımaktadır.
Adaylar sınava kadar uyku düzeni ve sağlıklı beslenmeye özen göstermelidirler.
Ev içi etkinliklerin sınav çalışmaları göz önünde bulundurularak yapılması önemlidir.
Pozitif Dil Kullanmak ve destekliyici ifadeler her zaman daha yararlı olacaktır.

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Sonbahar Yorgunluğu ve Depresyon

Yaz aylarını geride bıraktığımız bu aylarda psikolojik kökenli fiziksel rahatsızlığımızın artmaya başladığını yavaş yavaş fark ediyoruz. Kimimizde basit bir yorgunluk ve kırgınlık haliyle beliren sonbahar yorgunluğu kimimizde daha zorlayıcı bir çökkünlük haliyle başlayan ve yavaş yavaş beliren depresyon halini almaktadır.

Sonbahar yorgunluğu ya da depresyonunun gerçek nedeni henüz bilinememekte ancak bahar aylarında bazı rahatsızlıkların gerilemesi sonbaharla birlikte yinelemesi sebebiyle meşhur serotonin hipotezini akla getirmektedir. Uzmanlara göre güneş ışının azalmasıyla azalan serotonin başta yeme ve uyku bozuklukları, enerji ve istek azalması gibi yüzünü gösteriyor. Kısa sürede basit bir yorgunlukmuşçasına tolere edilebilirken uzayan şikâyetlerde muhakkak bir uzman yardımı almalarını öneriyor.

Kimler daha sonbahar depresyonuna daha yatkın?

Aşırı evhamlı, kaygılı, suçluluk duygusunu sık yaşayan hayır diyemeyen ve gereğinden fazla sorumluluk taşıyan kişilerde depresyon riski artıyor.

Depresyonda olduğumu nasıl anlarım?

Şimdi kendinizi test edin

1-Uyanınca kendimi yorgun hissediyorum, daha uzun saatler uykuya ihtiyaç duyuyorum.

2-Gece uyku düzenim bozulduğunu hissediyorum gece saatlere kadar uyuyamıyorum.

3-Gün içinde yaptığım işe konsantre olamıyorum, ilgim hemen dağılıyor.

4-Unutkanlığım had safhada.

5-Tahammülüm azaldı. Gürültü ses vs.

6-Kendimi değersiz ve suçlu hissediyorum.

7-Hayatın oldukça sıkıcı ve anlamsız olduğunu düşünüyorum.

8-Son üç haftada nedenini bilemedim şekilde aşırı kilo kaybettim.

Eğer bu soruların yarısına evet diyorsanız ve şikâyetleriniz 15 günden fazla sürüyorsa uzman yardımı almaya ihtiyacınız olabilir. İhtiyaca yönelik  psikoterapi yöntemleriyle kısa sürede eski enerjinize kavuşursunuz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Aldatma belirtileri nelerdir?

çoğu süre ilişkilerde bir devre aldatmalar, hatta sonu boşanmalara kadar varan tatsız bir süreç yaşanabiliyor. organik bunun nedenleri türlü, lakin bu süreç arasında eşlerde bazı değişiklikler görülebiliyor işte bunu yaşayan kişilerden bazılarının fark ettiği değişiklikler.

– Bir yasak münasebet yaşayan koca suçluluk duygusuyla eşine karşı daha sevecen davranıyor.

– Yasak münasebet ilerlediğinde savunma mekanizması harekete geçerek karısının tüm kusurlarını ortaya döküyor.

– Bu tür kocalar çoğunlukta aileyle ve çocuklarla zaman harcamak istemiyorlar.

– Aldatan kocaların ilişki yapma stillerinde ya bir değişiklik oluyor veya hiç ilişkiye girmek istemiyorlar.

– Aldatan kocanın aileyle bağları zayıflıyor ve buna neden olarak karısını görüyor.

– Para hakkında kocanın yaptığı belirsiz harcamalar ortaya çıkıyor.

– Ofiste yahut yolda ona bir türlü ulaşamıyorsunuz, akşam eve beklenmedik saatlerde geliyor, işte devamlı bir toplantı hali yaşanıyor.

– Aldatan koca kendisine daha fazla bakıyor. Yeni elbiseler, sık banyo yapmak, yeni bir parfüm, rejim veya egzersize başlamak bunun gibi değişiklikler görülebiliyor.

– Eve sürekli, karısı açtığında sessiz telefonlar geliyor. Kendisi bazan telefonda fısıldayarak konuşabiliyor.

– Cep telefonu faturalarında sürekli aranan yabancı numaralar çok fazla çok yer tutuyor.

Kadınlar aldattığında çok daha dikkatli davranıyorlar. Onlar için günü birlik bir ilişkiden çok fazla uzun süreli ve bağları kuvvetli bir ilişki yaşamak çok aşırı önemli. bununla birlikte ilişki yoluyla bulaşan hastalıklar hakkında kocalarından daha fazla duyarlılar. kadın bir yasak ilişki yaşadığında yüzünde bir parıltı beliriyor. Her bakımdan aşırı çekici olabiliyor.

Sorunlar ne olursa olsun aldatılan taraf aşırı fazla zarar görüyor ve çoğu süre da bunlar kadınlar olmakta.

Eşinizle bir sorun yaşıyorsanız bunu yüzyüze konuşup belki sonu aldatmaya varmayacak bir çözüm bulabilirsiniz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

 

Çocuğunuzla Arkadaş Olmak Sağlıklı mı?

Çocuk ile arkadaş olmak ne kadar sağlıklı?

Çocuğunuzun hayatı boyunca pek çok arkadaşı olacak. Ama sadece bir tane anne ve babası var. Eğer siz de, “Ben çocuğumla arkadaşım” diyorsanız, bu konuyu derhal gündeminize alın. Çocuğuna arkadaş gibi davranan anne babalar bu durumun çocukların ruhsal, kişilik ve kimlik gelişimde sıkıntılar oluşturabiliyor.

Unutmamalı ki çocuklar pek çok arkadaş bulabilir ama başka anne baba bulamazlar.

Son yıllarda hayat temposunun hızlı aktığı büyük şehirlerde ebeveyn-çocuk ilişkilerinde büyük bir değişim gözleniyor. Günümüzün anne ve babaları büyümekte olan çocuklarının hayatında sadece bir otorite simgesi olmak istemiyorlar. Onlarla sıcak, içten ve arkadaşça ilişkiler içinde olmak istiyorlar. Çok zaman, çok yerde, anneler, “iyi bir anne” olduklarını göstermek için, “kızları ile tıpkı bir arkadaş gibi” olduklarını vurgularlar. Babaların da “benim delikanlı oğlum” diye başladığı konuşmalarını “ben, kendi çocuklarımla tıpkı bir arkadaş gibiyim, çocuklarımla, bir baba oğul gibi değil, tıpkı iki arkadaş gibiyiz” diyerek gururlandıklarına şahit oluyoruz.

Her çocuğun korunmaya ihtiyacı vardır. Bebeklikteki koruma tabii ki çok daha aktif ama ergenlik dönemindeki koruma daha sınırları çizerek, kuralları belirleyerek olmalı. Eğer çocuk anne babasıyla eşit haklara sahip, aynı düzlemde olursa korunma ihtiyacı karşılanmamış olur. Bu çok ciddi bir sorun. Her çocuğun korunmaya ihtiyacı vardır. Bebeklikteki koruma tabii ki çok daha aktif ama ergenlik dönemindeki koruma daha sınırları çizerek, kuralları belirleyerek olmalı. Eğer çocuk anne babasıyla eşit haklara sahip, aynı düzlemde olursa korunma ihtiyacı karşılanmamış oluyor.

 

DENGENİN ÖNEMİ VE YAPILMASI GEREKENLER

Yaşam denge üzerine kuruludur. Yaşamı dengeli kuramayan anne babaların, çocuklarının üstüne çok fazla düştüklerini gözleyebilirsiniz. 80 kiloluk bir baba çocuğun üstüne düştüğünde ne olursa, aslında çocuğun üstüne fazla düşüldüğünde de yaşanan durum bunun aynısıdır aslında. Çocuğun üstüne düşmeyin, onunla ilgilenin.Hayatın her alanında dengeli yaşamak gerekir. Aksi takdirde bir başka yaşam alanında harcanmayan enerjiyi çocuğa yöneltirsiniz. İş çok önemli olabilir ama yaşamın geri kalan alanları da çok önemli. Bir bakarsınız ki çocuk 15 yaşına gelmiş. Ve siz çocuğunuzun 3 yaşını sonsuza dek kaçırmışsınız. Çocuklara sorumluluk verilmesi gerekir. Yöneticiler ne okulda yetişir ne de işte. Tüm yöneticiler evde yetişir. Yaşama ilişerek de yaşamak mümkün, yerleşerek de. Yaşama yerleşmek lazım. Bunun için de çocuklara küçük yaşta sorumluluk verin. Giyinme sorumluluğu verin, yemek yeme sorumluluğu verin. Bir kaşığı ağzına yerleştiremeyen çocuk yaşama nasıl yerleşecek? Bazı konularda da seçim özgürlüğü verin. Seçim yapmak zordur. Bazı şeyleri yaşayarak öğrenmesine izin verin.

Çocuğunuzun hayatı boyunca pek çok arkadaşı olacak, izin verin bir tane anne babası olsun.

Arkadaşlıkta eşitlik var. Oysa siz onunla eşit değil, anne babasısınız.

Çocuğunuzla arkadaş olmayın. Etkili anne baba olun. Onu dinleyin.

Nasihatçi değil, refakatçi olun.

Çocuğunuzun hayatı boyunca pek çok arkadaşı olacak. Bırakın bir tane anne babası olsun.

 

ARKADAŞ OLMAYA ÇALIŞMA HATASI

Aile ve çocuk ilişkisinde yapılabilecek en büyük hata, çocukla iyi geçinmek ve olası çatışmaları önlemek adına ebeveynlikten istifa etmek, en iyi arkadaş olmaya çalışmaktır. Çünkü ergen, hayatının hiçbir döneminde olmadığı kadar bu dönem rehberliğe ihtiyaç duyar, bunu da yaşıtlarından ya da iyi geçinmek adına ona kural koymaktan korkan bir ebeveynden yeterli ölçüde alamaz. Çocuklar, arkadaşları ile ne kadar eşit haklara sahiplerse, arkadaşlıklar o derecede derinleşir, samimileşir. Çocuklar, kendinden daha çok imkan ve güce sahip kişilerin arkadaşlıkları altında psikolojik olarak ezilirler. Samimi olamazlar. Israrla çocukları ile arkadaş gibi olmaya çalışan bir anne-babalar çocuklarını “psikolojik baskı altında tutan arkadaş” olmayı göze almalılar.

‘Anne babanın çocuğuyla arkadaş olmamasından’ kasıt ille de sert olmak, bağırmak, çağırmak ya da despot olmak anlamına gelmiyor.  Anne-babanın otorite figürünün yanında, çocuğun sıkıştığı zaman sığınabileceği, yardım, destek alabileceği bir figürdür. Anne babaların çocuğun yaşına, gelişimine izin verecek ve ihtiyaçlarına uygun sınırlar çizmesi ve kurallar koyması gerektiğini dile getiren uzmanlar, çocukların sık sık bu sınırları ve kuralları test etme çabasında olduğunu, bu durum karşısında da ailelerin net tavır göstermesi gerektiğini belirtiyorlar. Anne babaların sertliğe gerek duymaksızın sabırlı ve en önemlisi tutarlı bir tavır göstermesi Çok  büyük önem taşıyor.

ONU ANLAMAYA ÇALIŞIN

Nasıl bir çocuk olduğunu, isteklerinin, ihtiyaçlarının ve hedeflerinin ne oluğunu keşfetmek için uğraşın. Çocuğunuzu kendi hedeflerinize yöneltmeyin, ama kendi hedefini bulma konusunda yardımcı olun. Ona, “başına ne gelirse gelsin, hayatta ne yaparsan yap ben buradayım” mesajı verin, onu dinleyin, duymak istediklerinizi değil onun sözcüklerini duyun. Çocukla ilişkide izlenecek en iyi yol onun kişiliğini, istek ve ihtiyaçlarını dikkate alan, kuralların ortak koyulduğu, çocuğa sorumluluk ve söz hakkı veren, aynı zamanda eleştiriden uzak bir yapı sergileyen etkin iletişimdir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

İş ve özel yaşamda tükenmişlik duygusu

Tükenmişlik duygusu… Bu duygunun çıkış noktalarından birisi de kişinin enerjisinin düşmesi, düşen enerjisini tazelememesi,  pozitif yükleme yapamaması olabilir. Enerjideki yükselişler ya da düşüşler dış dünyamızda yaşadığımız olayların seyrinde de etkilidir belki de…

Tükenmişlik duygusu; kritik gedik dediğimiz zamanlarda iş hayatında, özel ilişkilerde, kişinin kendi iç bünyesindeki doyumsuzluklar baş gösterdiğinde yaşanabilir. Kişi olmak istediği ile şu anda nerede olduğu arasında  bir boşluk yaşıyor olabilir.

Hayat çarkı dengeli ve sağlıklı dönmemeye başlamıştır. Hayat çarkındaki sosyal yaşam, kariyer, özel ilişkiler, bireysel gelişim, para ya da sağlık  alanlarında dengeler bozulmaya başlamıştır.

İş hayatında tükenmişlik duygusunun özellikle aynı yerde uzun bir süreci doldurmuş,  bu süreçte halen terfi alamamış veya istediği ekonomik geliri elde edememiş  insanlarda görülme potansiyeli daha yüksektir. Kişi mevcut olduğu durum ile mevcut olmak istediği durum arasında farklılıklar yaşıyor olabilir. Veya kişi çevresi ile iletişim problemleri yaşamaya veya eğer böyle bir durum yaşıyor ise; mobbing’i  tolere edememeye,  yaptığı işin hayatının bir parçası olmadığını hissetmeye başlamıştır.

Kısaca kariyerinde dalgalanmalar yaşıyordur. Ya mevcut düzenine uyum sağlamalıdır ya da yeni arayışlara yönelebileceği gücü toplamalı, kendine güvenini tazelemeli ve dış koşullar her ne kadar çok da kolay olmasa da adım atma, yer ya da iş tarzı değiştirme korku ve endişesini yenmelidir. Buradaki en önemli gerçek; kişinin atacağı adımın kendisini bulunduğu konumdan daha kötüye değil;  daha iyi bir seviyeye götürebileceği bir adım olmasıdır.

Özel yaşamda ise; yaşanan ilişki bir aşama kaydetmiyordur, evlilik isteniyor karşı tarafın engeli ile karşılaşılıyordur, istenen doyum sağlanamıyordur, taraflar birbirini eskisi gibi tolere edemiyordur. Birlikte geçirilen zamanlar sınırlıdır. Yaşanan evlilikler, ilişkiler alışkanlığa dönüşmüştür, sevgili anlamı yitirilmiş ilişki arkadaşlığa dönüşmüştür. Taraflarda başka insanlara yönelme durumu yaşanıyordur. Taraflar birbiri ile artık kaliteli zaman geçiremiyordur. Birbirini dinlemiyordur; empati kuramıyordur. Birbirini yargılamalar, birbirine karışmalar artmıştır.  Evinde yaşananlar kişiyi  huzursuz bir hayata sürüklüyordur. Alma-verme dengeleri bozulmuştur. Birbirini değiştirme çabaları tarafları olumsuz duygulara sürüklüyor, ilişkiden ya da karşıdaki kişiden soğutuyordur. Kısaca ilişkide dengeler bozulmuştur.

Parasal alanda tükenmişlik yaşayan kişi ise  yeterli geliri elde edemediğini biliyordur ve bu durumun getirilerinin stresinin yükünü taşıyamamaya, mevcut gelirinin çarkı döndürmediği endişesini yaşamaya, yaşam tarzı gelirinin üzerinde seyretmeye ve kişi bunu karşılayamamaya başlamıştır. Parayla ilgili davranış kalıplarında, parayla olan ilişkisinde sorunlar vardır. Veya parayı kazanabileceği alternatifleri oluşturabilmekte kendisi dışında gelişen  tıkanıklıklar yaşıyordur.

Tükenmişlik duygusu yaşayan birey, sabah yataktan kalkmak istemez, işe gidilecek ise kişinin ayakları geri gider, içinden hiçbir şey yapmak gelmez, insanlar üstüne   geliyordur, kimse onu anlamıyordur. Eski alışkanlıklarının gölgesinde kaybolmaya başlanmıştır. Kendi iç benliği ile ve çevresi ile uyum kaybedilmiştir. Yaşama sevinci kalmamıştır. Hatta kendi öz benliğinden bile uzaklaşmaya başlamıştır. Enerjisi negatif yönde düşmüştür.

İnsan beyni nedense olumludan çok, olumsuza daha çok odaklanabiliyor. Gün içerisinde insan beyninden geçen olumsuz düşünce oranının olumlu düşünce oranına göre daha yüksek olması gibi… İnsanın ruh halini, psikolojisini, gündelik modunu enerjisindeki negatif ya da pozitif dalgalanmalar etkileyebiliyor. Hatta bilinçaltına yerleşmiş korkular insana şu anda yaşadığı hayattaki enerjisini dengeleyebilmesine engel olabiliyor.

Bunun farkına varabilen kişiler bu korkuları ile yüzleşerek, bilinç altı kayıtlarını temizletebiliyor. Ve yerine olumlu düşünceleri koyma yöntemi ile hayatının kalan kısmında çok daha mutlu ve huzurlu bir hayat sürmeyi başarabiliyor. Hayattaki zorluklar bitiyor mu? Tabi ki hayır… Sadece kişi bu zorlukları daha kolay ve daha az hasarla, daha kısa süreçlerde, daha kolay uyum sağlayarak  atlatabilmeyi başarabiliyor.

Enerjisel dalgalanmalar kişinin ruhsal sağlığının dengesinde de bozulmalara sebep olabilir. Bu bozulmalar sonucunda da kişi kendi negatif enerjisi altında ezilebilir. Bu durum tükenmişlik duygusunu daha da tetikleyebilir.

Negatif düşünce ve duygulardan uzak, enerjileri pozitif olan veya enerjileri düşse dahi enerjisini yükseltebilen insanların üretkenlikleri, başarılarının daha fazla olabilmesi,  hayattan aldıkları hazzın tatmini ve hayatın iniş-çıkışlarına bakış açıları, iş hayatındaki performansı ve  sosyal hayattaki yaşam enerjisi  çok daha farklı olabiliyor.

Yaşadığımız hayat evet oldukça zor, yüklerimiz fazla… Bu benim kadar hepimizin yaşadığı ve mücadele etmeye uğraştığı bir gerçek… İnsanız sonuçta an geliyor bu yükler sırtımızda kambur oluşturdukça sendeleyebiliyor, gücümüzü yitirebiliyoruz ama bu bizim kurban rolünü benimsemeyi seçmemizi gerektirmeli mi? Yoksa bir üst seviyeye çıkmamız için bizi tetiklemeli mi?

Kazanan insanların ya da hayatının bir evresinde tükenmişlik duygusunu yaşayan ve bu evreyi olumlu yönde atlatabilen  insanların çoğunun başarısının sırlarından biri de olumlu düşünce gücünün, girişimci ruhunu yaşatabilmesinin, kendisinin yapabilirliklerine inanmanın ve bu inançla değişimlere yüreğini ve zihnini açabilmenin verdiği motivasyon ve olumlu enerjidir belki de…

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Renkler ve hayatımıza etkileri

Her rengin bir enerjisi ve hayatımıza etkileri olduğunu biliyor muydunuz? İşte size renkler ve hayatımıza etkileri.

Turuncu

Neşe verici bir renk olan turuncu, dışa dönüklük, canlılık ve heyecan, cinsellik duygularını harekete geçirmektedir.

Kırmızı
Aktifleştiren, canlandıran ve hayata ernerji katan kırmızı rengi, insan psikolojisini olumlu yönde etkilemektedir. Kırmızının aynı zamanda güç veren bir özelliği bulunmaktadır.

Siyah
Gücün rengi olan siyat kendisinizi daha fazla güvden hissetmenizi sağlar.

Beyaz
Beyaz arındırıcı renktir. Koruyucu etkisi olan beyaz, gelen olumsuzlukları geri yansıtır, rahatlık sağlar.

Sarı
Zihinsel işler yapan insanlar için idealdir. Ders çalışan öğrenciler için çok olumlu sonuçlar sağlamaktadır. Sarı aynı zamanda zekânın ve iletişimin rengidir.

Yeşil
Güvenin rengi olan yeşil, paylaşma, cömertlik, huzur, istikrar, sakinlik, zihinsel ve duygusal benlikte etkin rol oynamaktadır.

Mavi
Huzur, Mutluluk, sakinlik denince mavi renk akla gelmelidir. İçsel iyileşme, korunma, arınma ve güvende olmak gibi birçok faydalı etkisi bulunmaktadır.

Pembe
Duygunun ve saf sevginin rengidir. Hayallerin, korunma duygusunun pekişmesinde etkin rol oynamaktadır.

Mor
Ruhsal dünyanın rengi olan mor, asilliği, dengeyi, kendine güveni, sakinleştirici ve dinlendirici duyguları pekiştirmektedir.

Kahverengi
Ağırbaşlılık, önderlik rengi olan kahverengi; eğitim, öğretim, kültür, sanat, emin olma ve sağlamlık duygularının pekişmesinde etkin rol oynamaktadır.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Zamanı doğru nasıl kullanırsınız?

Birçok kişi zamanın kendisine yetmediğinden yakınır. Zaman belirli bir ritimde akıp gider, onu planlayamazsınız. Planlayabileceğiniz bir tek şey kendinizsiniz.

Bazı şeyleri yapmayı alışkanlık haline getirdiğinizde ve iyi organize olduğunuzda zamanı daha verimli kullanabilirsiniz. Zamanı verimli kullanabilecek bir strateji geliştirebilirsiniz.

İşlerini zamanında bitiremeyenler, kendilerince akla yakın gelecek bir sürü mazeret bulabilirler. Zamanını verimli kullanan insanlar ise her zaman yeterli zaman bulur.

Zamanın tamamına yakınını çalışarak geçirmek zamanı etkin kullanmak anlamına gelmez. Zamanı yönetmiyorsunuzdur sadece zamanınız sizi yönetiyordur. Zaman sınırlaması konulmuş bir iş daima hızlı bitirilir. Zaman sınırlamaları mantıklı ve adil oldukları sürece iyi sonuç verir. Zamanım yok, zamanım yetmiyor gibi kavramlar kullanmayın çünkü bu sizin yetersiz olduğunuz kanaatini uyandırır.

“Zaman yönetimi” zamanı mümkün olduğunca etkin ve etkili bir biçimde kullanma ve denetleme sistemidir. Zamanı iyi yönettiğinizde önceliklerinizi kolayca belirleyebilir, erteleme hastalığından ve zaman tuzaklarından kurtulursunuz.

Zaman Tuzakları Nelerdir?

Kişinin kendi otokontrolünü geliştirmesi kişiden kaynaklanan zaman tuzaklarını ortadan kaldırabilir.

Plansızlık:

Planlama yapılmadığı takdirde, işler zamanında bitmemekte ve bunun sonucunda işleri planlamaya zaman kalmamaktadır. Planlama ve organizasyon için zaman ayırın. Etkin zaman kullanımı düşünmeyi ve planlama yapmayı gerektirir. İşlerinizi ve yapacaklarınızı size uygun olacak bir şekilde düzenlemelisiniz. Bu işi daha zevkli bir hale getirmek için takviminizde ya da not defterinizde renkli kalemler ve resimler kullanabilirsiniz. Yapılacak işler listesi bir kağıt üzerinde yapılabileceği gibi bir takvim üzerinde de oluşturulabilir ve sürekli güncellenebilir.

Öncelikleri belirleyememek ve sıralayamamak:

Öncelikleri belirleyip, işin önem sırasına göre işleri sıralayarak planlamak gerekir. Zamanı nasıl harcayacağınızı bilmezseniz zamanı yönetmekte başarılı olamazsınız. Buradaki en büyük sorun hedef ve önceliklerin ne olduğunun belirlenmiş olmamasıdır. Yapılacak işler öncelik ve önem sırasına göre gerçekleştirilmelidir. İşleri yaparken öncelik ve önem sırasına dikkat etmemek, acil işlerle önemli işleri birbirine karıştırmak plansızlığın bir sonucudur.

Ertelemek:

Tatsız işlerden uzak durma isteği doğaldır fakat ertelemek işi uzatır. Daha da kötüsü ertelediğimiz her iş bizde strese sebep olur ve psikolojik sorunlar oluşturur. Ertelenenlerin farkında olunduğu “bilinçli erteleme” ve farkında olunmadan yapılan “bilinçsiz erteleme” şeklinde ertelemeciliğin iki çeşidi vardır. Erteleme alışkanlığını yenmek için her bir işe ait son tarih saptamak, en tatsız işi en önce yapmak, işi oyun haline getirmek gerekir. Bir ödül saptamak da işi kısa sürede bitirmeye teşvik edebilir. Küçük başarılarınızı bile kutlayın.

Her iş tamamlandıktan sonra kendinize bir ödül sözü verin. İşi tamamladıktan sonra verdiğiniz sözü tutun ve kendinizi ödüllendirin. Eğer bir işi yapmaktan kaçınıyorsanız, onu parçalara bölün ve onu örneğin on beşer dakikalık küçük parçalar halinde tamamlayın. Bu şekilde tamamlayarak sıkılmadan işi bitirebilirsiniz. Erteleme sebepleri arasında; bazı işlerin hoşa gitmemesi, işin sonuçlarının beklenildiği gibi çıkmayacağına inanıyor olmak, işi nasıl yapacağını bilmemek, önceliklerin belirlenmesinde kararsızlık yaşamak, zor işlere başlama konusunda duyulan çekingenlik sayılabilir.

Kendini gereğinden fazla işe adamak:

İşleri verimli bir şekilde yapabilmek için fiziksel ve zihinsel olarak zinde olmak gerekir. Bu da ancak düzenli bir çalışma ile sağlanabilir. İnsanların, ailesine, spora, gezmeye ve diğer sosyal faaliyetlere ayıracak zamanları da yaratması gerekir.

Acelecilik:

Ana işleri önce yapın. Planlama ve değerlendirme için kendinize günlük düşünme zamanı ayırın. İşin nasıl yapılacağına karar vermeden önce, ne elde etmek istediğinizi başlangıçta açık olarak ortaya koyun.

Kırtasiyecilik ve verimsiz okuma:

Çalışma masasının üzerinde o an çalışılan konu ile ilgisi olmayan değişik şeylerin bulunması, dikkati dağıttığı gibi işin yavaşlamasına da neden olur.

Rutin ve gereksiz işler:

Açık kapı politikası, ziyaretçiler, hayır diyememek…

Her zaman görüşülebilir biri olmak randevusuz ziyaretçilere cesaret verir. Bu durum planladığınız zamanın çalınmasına neden olabilir. Çalışmaları yaparken başka birisinin müdahalesini kabul etmeyin. Önceliklerinizi ve zaman planlamanızın önemini karşınızdakine açıklayarak size gelen taleplere sınır koyabilirsiniz. Canınız her istediği zaman hayır diyemezsiniz fakat sınırlar konusunda kararlı davranırsanız bu durumda sık sık hayır demek durumunda kalmazsınız. “Hayır” küçük ama söylenmesi zor bir kelimedir. “Hayır” diyebilmek için amaçlarınıza odaklanmak size yardımcı olabilir.

Gereksiz telefonlar:

Uzun ve sık telefon görüşmeleri…

Gündemsiz ve verimsiz toplantılar:

Gündemi belirlenmeden yapılan, normal süresini aşan ve amacına ulaşmayan toplantılar verimsiz toplantılardır. Konuyla ilgisi olmayan konuşma yapanlar, amaç dışı tartışmalara girenler, hazırlıksız katılımcılar, kontrolü sağlayamayan toplantı başkanı zaman kaybına sebeplerdir. Toplantılara sadece ilgililerin katılımı sağlanarak zaman kaybına engel olunabilir.

Kararsızlık:

Zaman ve para kaybına neden olduğu gibi, moralsizliğe de yol açar.

Yetki verememek:

Sizin dışınızda başkaları tarafından da yapılabilecek işleri belirleyin. Belirlediğiniz bu işleri ilgililere devredin. İşleri devrettiğiniz kişilerin yetki ve sorumluluklarını belirleyerek kendilerine anlatın. Yardımcınızın yeteneklerini tam anlamı ile kullanması için ona yardımcı olun. Belirli işleri başkalarına vererek önemli işlere daha fazla zaman ayırmak mümkün olabilmektedir. Bu gerçeğe rağmen, pek çok birey, tüm iş yükünü tek başlarına taşımaya çalışmaktadırlar.

Dağınık masa ve büro düzeni:

Düzensizlik çoğu insanın zamanı etkin kullanmasına engeldir. Önemli dokümanların, yazışmaların ve projelerin yanlış yerlere koyulması da zaman kaybını sebep verir. Dağınık düzen; yorgunluğa, verimsizliğe, baş edememe hissine, strese ve iş üzerinde kontrol yoksunluğuna neden olur. Masanızı sürekli olarak gözden geçirin ve kullanmadığınız evrakları masanızdan uzaklaştırın. İş yaparken kullandığınız araç, gereç ve malzemeyi her zaman belirli yerlerde bulundurun.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.