Şükretmek için 60 neden

Şükret! İstediğini elde edince, şükretmek kolaydır. Sufi; dilediği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir. 
Şems-i Tebrizi …

Şükür ve Şükretmek bu hayatta en önemli güzelliklerden biridir. Azına da çoğuna da şükreden kişi için hayat mutlu ve huzurlu geçer.
Hayatında olduğu için Şükretmen gereken 60 şey

1. Ebebeynlerin (Annen ve Baban) onlar olmasa bu yazıyı okuyamazdın.Çünkü şu anda sende olmazdın

2 Akrabaların bakma, çoğu zaman onların sorunlarıyla boğuştuğuna. Bu dünyada seni anlayabilecek en yakın kişiler onlar

3 Arkadaşların sana bu hayatta eşlik eden insanlar

4 Görme duyusu hayatının renklerini görmeni sağlayan yegane duyu

5 Duyma duyusu Seni seviyorum, sonsuza kadar kelimelerini duymanı sağlayan

6 Dokunma duyusu elbiselerin dokusu, sıcak bir elin hissi.

7 Koku alma duyusu yağmurlu bir gün, hafif bir yağmur kokusu ve bir yudum çay, bahçeden gelen harika çiçek kokuları

8 Tat alma duyusu denize atladığında tuzlu suyun tadı. Nefis bir kahve ve yanında çikolata

9 Konuşma yeteneği Seni dış dünyaya anlatan şey.

10 Kalbin damarlarına kan pompalayan ve sana hislerini veren organ

11 Akciğerlerin Nefes almanı sağlayan ve gerektiğinde derin bir nefes çektiğin organ

12 Ümmi sistemin seni viruslerden, hastalıklardan ve diğer pek çok mikrobik durumdan koruyan sistem.

13 Ellerin bu sayede bilgisayara bu yazıyı yazabiliyor ve sayfaları çeviriyorsun.Ellerinle sevgini ifade edebiliyorsun.

14 Ayakların yüzebiliyor, koşabiliyor ve rahatça oturup, uzanabiliyorsun

15 Aklın düşünmeni sağlayan yetenek, anılarını saklayan zorluklarla başa çıkman için fikirler üreten sistem.

16 Sağlığın bence mutlu olmak için en önemli şeylerden biri

17 Okulun (hayat okulu) okulda öğrendiğin sadece dersler değildi. Hayatla ilgili şeylerinde başlangıcıydı. Hababam sınıfında Mahmut hoca diyor ya “Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde dam olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında dağ başı. Öğrenmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur.”

18 Gözyaşların onlar olmasaydı. depresyon acılar ve diğer her şey için çaresiz kalırdık. Bazen bir gözyaşı tüm acıları siler atar

19 Hayal kırıklığı hatalarından ders çıkarmanı sağlar. Olmamasının sebebi daha iyisi olacağı içindir.

20 Korkuların aslında nasıl gelişmen ve yol çizmen gerektiği ile ilgili yol gösterir.

21 Acı seni öldürmeyen şey, seni güçlendirir

22 Öğretmenlerin hayatını yönlendirmede, sana çok yol göstermişlerdir.

23 Keder hayatın değerini anlamak ve insanlığı anlamak için bir yoldur.

24 Mutluluk hayatın özüdür.

25 Güneş dünyanın ve senin yaşam kaynağın

26 Gün batımı her şeyin sonu gün batımı gibi güzel bitse keşke

27 Yıldızlar ve Ay uçsuz bucaksız bir evren ve gecelerimizi aydınlatan ışıklar

28 Yağmur kim yağmur yağarken uyumayı sevmez. Her şeye yaşam sunan su.

29 Gün doğumu her şey için bir gün daha verildi

30 Kar saf ve güzel.

31 Gökkuşağı gördüğümüz zaman bizi mutlu eden doğa harikalarından

32 Oksijen yaşamı mümkün kılan molekül.

33 Dünya bize yaşama şansı veren yer.

34 Doğa ana dünyayı saran güzellik

35 Hayvanlar hayatta sadece biz olmadığımızı hatırlatan denge

36 İnternet tüm dünyayı birbirine bağlayan sistem

37 Ulaşım gezmek görmek ve öğrenmek için en güzel yol

38 Cep telefonu herkese artık çok daha yakınsın  🙂

39 Bilgisayarlar tüm her şey için bir çözüm bulabileceğin yegane makina

40 Teknoloji mümkün olmayan şeyleri bir süre sonra mümkün kılabilir.

41 Filmler eğlenmek ve öğrenmek için,

42 Kitaplar yaşamın bilgeliği için,

43 Bloglar insanları başka düşüncelere bağlayan yol.

44 Zaman hayatını organize etmeni sağlayan şey.

45 İşin seni bu hayatta tanımlayan şeylerden biri.

46 Ayakkabılar ayağını korur. Tabii bir de bayanlara sorun 🙂

47 Müzik Ruhunu dinlendiren harekete geçiren ve seni anlatan sanat.

48 Yatağın yorgun bir gün geçirdikten sonra anlamı,

49 Düşmanların seni hayatta başarıya zorlayan ve doğru kişileri bulmanı sağlayan şey.

50 Evin hayatını yaşayacağın mekan anıların çocukların torunların.

51 Çocukların hayatın gayesi diyebiliriz

52 Torunların Gayenin hediyeleri. Harika şeyler, Allah herkese nasip etsin 🙂

53 Yaptığın yanlışlar yanlış yapmaz isen doğruyu nasıl bulabilirsin ki

54 Dostların öyle 100 lerce değil bir veya bilemedin iki tane

55 Aşk yaraların hayatında en az bir kere aşık olmuş ve tekmeyi yemişsindir. Bunun sayesinde doğru kişiyi bulursun

56 Eşin Hayattaki yoldaşın, dostun, arkadaşın, ailen, sırrın ve diğer her şeyin

57 Kahkahalar Bence hayatta yapılabilecek en güzel şeylerden biri

58 İnancın Sığındığın tek kapı

59 YAŞAM sana bahşedildiği için her gün şükretmen gereken en önemli şey

60 SEN evet şükretmen için en güzel sebeplerden biri

Tabii ki bu kadar değil, şükretmene sebep olan şeyler. Her gün sende listene, bir şeyler ekleyebilirsin
Unutma şükretmek, huzura ermenin en iyi yoludur.

Matematiği Küçük Yaşlarda Sevdirin

Matematik küçük yaşlardan itibaren edinilmesi gereken bir beceridir. Çünkü çocuklar ilerleyen zamanlarda hep bu derse maruz kalacak, belki en çok sıkıntıyı bu derste çekecek. Ama küçük yaşlardan itibaren matematik konusunda çocuğa destek verilirse, çocuk sadece matematikte değil, diğer derslerde de başarıyı yakalayacaktır.

 

Çocuğa matematik becerisini erken yaşlarda kazandırabilmek için evde yapabilecekleriniz:

*Merdiven çıkarken, sallanırken, bir yere top atarken gibi çocuğunuzla yaptığınız günlük aktivitelerinizde bu şeyleri sayarak yapmayı ihmal etmeyin. Çocuklarınız sayılarla ne kadar erken tanışırsa o kadar yararını görür.

*Mutfakta bir şey yaparken size yardım etmesine fırsat vermeniz de matematik konusunda katkı sağlar. Özellikle ölçme tartma gibi minik işler matematik eğitimi konusunda önemli adımlar olacaktır.

*Dışarıda ya da televizyonda gördüğünüz basit şekilleri onlara tanıtmanız da matematik gelişimine katkıda bulunacaktır.

 

*Problem çözme özellikle okul öncesi dönemde matematik becerisi konusunda oldukça önemlidir. Çocuğunuzun seviyesine uygun problem durumları yaratarak, onların çözmesini sağlayabilirsiniz.

*Gün içerisinde gördükleriniz arasında bir karşılaştırma yapabilirsiniz. Hangisi daha uzun, hangisi daha büyük, hangisi daha ağır gibi karşılaştırma isteyen sorular da çocuğunuzun matematik becerisine katkıda bulunacaktır.

*Şekil eşleştirme gibi eğitsel oyunlar da matematik gelişimi için önemlidir.

 

*Çocuğunuzun sofrayı hazırlamasına fırsat verin. Her kişi için bir tabak konulması, her tabak için bir çatal, bıçak, kaşık, bardak konulması çocuklar için çok zevkli bir aktivitedir. Hem de matematik eğitimine dair güzel bir etkinlik olur.

Çocuklar Boşanmadan Nasıl Etkileniyor?

Evlilik kadar boşanma da doğal bir şey. Ancak boşanma bazen karı koca kadar çocukları da ilgilendiriyor. Hatta çocukları daha çok ilgilendiriyor diyebiliriz. Çünkü eğer anne baba yeterince dikkatli olmazsa çocukta ciddi travmalara yol açabilir bu boşanma durumu.

 

Çocukta boşanmanın ortaya çıkardığı ilk düşünce ‘Ben şimdi ne olacağım?’ dır. İlk olarak gelecek kaygısı baş gösteriyor yani çocukta.  Ben nerede kalacağım? Babamı görebilecek miyim? Annem evlenirse ne olacak? Bunlar ve bunlar gibi sorular çocukların kafasını meşgul etmeye başlar.

 

Burada çocuğun psikolojisinin korunması için yapılması gereken tek şey, çocuğun olabildiğince boşanmadan uzak tutulmasıdır. Boşanmadan önce çiftler arasında çeşitli tartışmalar yaşanabilir, sürtüşmeler yaşanabilir ama çocuğun bunlardan haberi olmaması gerekir. Çocuğa boşanmayla ilgili açıklanması gereken tek şey, standartlarının değişmeyeceği, annesini de babasını da istediği zaman görebileceği, sadece artık aynı evde yaşamayacaklarıdır. Eğer bu şekilde bir açıklama yapılır ve çocuk gergin ortamdan uzak tutulursa çocuk travmayı en kısa sürede, en kolay şekilde atlatacaktır. Bu aşamada çocuğun öğretmeniyle iletişim içerisinde olmanız yararlı olacaktır. Bazen çocuğun bu dönemden daha az etkilenebilmesi için bir psikolog yardımı gerekebilir.

 

Boşanmanın çocuklar üzerinde bir etkiye yol açacağı aşikar. Ancak sadece bir çocuğun mutluluğu için bir evliliğin devam ettirilmesi sağlıklı bir yöntem değildir. Sevgi, saygı ortamının olmadığı, huzursuzlukların yaşandığı bir evde yaşamak da çocuk için olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

Neden cesaretiniz kolayca kırılıyor?

Bazen cesaretimiz kolayca kırılır, başka insanların bizden daha başarılı olduğunu düşünürüz, elimizdeki işi bitirmeden başkasına geçeriz, kilo vermek isteriz ancak diyeti sürdüremeyiz. Peki, bu sorunları kökünden çözmek için neler yapabiliriz?

Şu düşünceler size tanıdık geliyor mu? Bir işi yapmak için çok hevesleniyorum ama tek bir kişi bile bunun iyi bir fikir olmadığını söylediğinde hemen cesaretim kırılıyor. Heyecanla bir projeye veya diyete başlıyorum ama sonuçlar umduğum gibi olmadığında hevesim kaçıyor, yarıda bırakıyorum. Diğer insanlar kadar azimli ve başarılı olmadığımı düşünüyorum. Başladığım işlerin çoğunu bitiremiyorum. Neden cesaretim kolayca kırılıyor?

Eksik kalmış bir benlik algısı size, egonuzu korumanın benlik imajınızı olumlu yönde geliştirmekten daha önemli olduğunu dayatıyor. Egonuza zarar gelebileceği korkusuyla, başarısından emin olamadığınız hiçbir şey için riske giremiyorsunuz. Neler kazanabileceğinizden daha çok, başarısız olmanız halinde neler kaybedebileceğinizle ilgileniyorsunuz. Bir işin riski ne kadar küçükse o işe başlıyor fakat risk atarsa kaçmak için bir yol arıyorsunuz. Kendinizi daha iyi bir proje için ikna ederek üzerinde çalıştığınız projeleri yarım bırakıyorsunuz. Bir projeden başkasına atladıkça bu kısır döngü devam ediyor. Cesaretinizin kolayca kırılması kilo verme, para biriktime, iş hayatında başarılı olma, kişisel gelişim gibi sizin için önemli durumlara başlayıp yarıda bırakmanıza sebep oluyor.

Hedefe giden yolda enerjiniz uzun sürmüyor. Davranışlarınızın doğruluğundan şüphe edince, kendinizle ilgili şüpheye düşünce hedefinizden uzaklaşıyor; korku ve endişeler içinde boğuluyorsunuz. Dikkatinizi, sonuca veremediğiniz için cesaretiniz kolayca kırılıyor. Zorluklar karşısında hemen vazgeçiyorsunuz. Zorlukları, üstesinden gelinmesi gereken engeller olarak değil, kaçınılması gereken tehlikeler olarak görüyorsunuz. Oysaki, her zorluğun içinde bir fırsat vardır ve insanın büyüyüp gelişmesine yardım eder. Siz, sadece sonucundan emin olduğunuz, zorlanmayacağınız işlere girişiyorsunuz. Daha odunu koymadan sobanın yanmasını istiyorsunuz.

 

Hayatta hiçbir şeyin garantisi yoktur ama siz bunu kabul etmek istemiyorsunuz. Her an, her şey olabilir ve bunu bilmek sizi rahatsız ediyor. Ancak, gerçekleri kabullenmemek onları değiştirmez.

Eğer geçmişte hayal kırıklığına uğramışsanız, sorumluluklarınızı yerine getirmemek için bunu mazeret olarak kullanırsınız. Bir iş için çok enerji harcamazsanız, sonucu hakkında endişelenmezsiniz. Bu durum tıpkı, kumar oynarken 50 lira kaybeden birinin ‘500 lira da kaybedilirdim, şanslıyım!’ deyip kendini kandırmasına benzer.

Peki, bu durumun üstesinden nasıl gelecek, cesaretinizi nasıl güçlendireceksiniz? Öncelikle, cesaretinizin kolayca kırıldığını ve konuda çalışmaya ihtiyacınız olduğunu kabul etmelisiniz. Bu yüzleşme sayesinde ulaşmak istediğiniz hedeflerinize, hayallerinize doğru emin adımlarla gideceksiniz.

Karşınıza çıkan engelleri güçlendirici unsurlar olarak görün

Karşınıza çıkan engelleri niyetinizi zayıflatmakta değil pekiştirmekte kullanın. Karşılaştığınız engelleri, ardında daima elde etmek istediğiniz bir şey bulunan kapılar olarak değerlendirin. Yani, şu andaki engeli değil onun arkasındaki büyük ödülü görün, ona doğru gidin. Bütün yapmanız gereken doğru anahtarı bulmak ve kendine saygı, mutluluk, başarı ve huzura giden kapıyı açmaktır. YAPABİLİRSİNİZ. Karşınıza engeller çıktığı için memnun olmalısınız, yoksa nasıl gelişebilirdiniz?

Thomas Edison gibi zorluklar karşısında asla yılmayan insanların hayatlarını hatırlayın. Insanların çağlar boyunca baş etmek zorunda kaldıkları güçlüklerin bilincine varmak, kendi zorluklarınıza daha geniş bir çerçeveden bakmanızı ve onları aşmanızı sağlar. Örneğin, eskiden insanlar bilgiye erişebilmek için saatlerce ansiklopedi karıştırmak zorundaydı, şimdi ise saniyeler içinde internetten bilgiye erişebilirsiniz. Eskiden, insanlar soğuk ve konforsuz otobüslerde seyahat ederdi şimdi ise ülkenin her bir yanına uçaklar var.

Eğer bu örnekler size yetmezse, Shakespeare’in şu sözleri size cesaret versin:

“Şüphelerimizdir bize ihanet eden ve sonunda kazançlı çıkacağımız işlere başlamaktan bizi alıkoyan…”

Belki şunu da eklerdi sözlerine, “… işleri bitirmekten bizi alıkoyan.” Şüphelerinizi silip atın, hayalinize doğru yürüyün.

Küçük başarılarınızın tadını çıkarın

Sizi amacınıza ulaştıracak yol boyunca elde ettiğiniz küçük kazanımların tadını çıkarırken amacınıza da odaklanmış halde kalın. Hayal kırıklığının sizi engellenmesine bir daha izin vermeyin. Tespit edilmeye değer bütün dönüm noktalarını belirleyin ve hedefe giden yolda direnciniz kırılmadığı için kendinizi ödüllendirin. Bu dönüm noktalarını, ana hedefe ulaşırken dilediğinizce kutlamalar yapabileceğiniz küçük festivaller olarak görün. Örneğin, 15 gün boyunca diyetinize sadık kalarak ilerlemişseniz, küçük bir paket bitter çikolata yiyerek veya yeni kilonuza uygun bir kıyafet alarak doğru yolda gittiğiniz için kendinizi kutlayın. Bunu, işle ilgili bir projenizle ilgili ara hedeflerinize varmışsanız, masaj yaptırarak veya açık havada yürüyerek kendinizi ödüllendirin, çünkü bunu hak ediyorsunuz!

 

Bu yeni alışkanlık, özellikle bir işi bitirmeden diğerine geçmek gibi kötü bir huyunuz varsa, onu değiştirmede yardımcı olacaktır. Her dönüm noktasını, bir sonraki aşamaya geçmeden önce size yenilenme duygusu verecek küçük bir proje olarak değerlendirin. Diyet örneğinden gidecek olursak, toplamda hedefiniz 20 kilo vermekse, bunu 5 kiloluk dönüm noktalarına ayırın. İlk olarak hedefiniz birinci 5 kiloyu vermek olsun, tamamladıktan sonra bir kutlama yapın: Masaj, yeni kıyafet, küçük paket çikolata, hamam keyfi gibi… Şimdi yola yeniden koyulun ve ikinci 5 kiloyu verin. Bu sizin cesaretinizi ve disiplininizi güçlendirecektir. Unutmayın: Hiçbir insan, annesinin karnında disiplin ve cesur doğmaz; kendini eğiterek, tekrar ederek disiplin kazanır. Yani, üzerinizde çalışırsanız siz de yapabilirsiniz.

Kendinize anne babalık yapın

Kişisel gelişim, insanın kendine anne-babalık yapmasını sağlar. Üstelik, çocukluğunuzda ailenizden yeterli ilgi ve bakımı alamadığınızı düşünüyorsanız, kişisel gelişim kitapları ve makaleleri eksik kalan yönlerinizi tamamlamak için size yardım edecektir.

Anne Babanın Tavrı Çocuğun Kişiliğini Etkiler

Ebeveynler kadın erkek ilişkisindeki iniş çıkışların anne-baba olarak rollerini etkilemediğini düşünse de çocuklar ilişkilerdeki gerginlikten etkileniyor.

Çocuklar anne babalarını hayatın her anında gördükleri şekilde rol model alırlar. Bu yüzden anne baba arasındaki her duygu ve her bir olay, çocukta irili ufaklı izler bırakarak duygularını, düşünce yapısını, davranışlarını çeşitli farklı şiddetlerde etkiler.

Ebeveynler kadın-erkek ilişkilerinde yaşanan iniş çıkışların, çoğu zaman anne-baba rollerini etkilemediği düşünülebiliyor. Anne baba rolünün çocukla ilgilenilen zamanlarla sınırlı değildir. Çocukların ebeveynlerin arasındaki özel ilişkiyi de örnek aldıklarını ve bu ilişkiden etkilenirler. Gün içindeki olaylara bağlı olarak anne ya da babanın veya her ikisinin sinirli, gergin, sabırsız oluşu çocuklarıyla olan ilişkiye yansır.

Mesela iş yerinden yorgun ve sinirli gelen ebeveynin çocuk ile oynamak istememesi ya da bağırıp çağırması çocuğun tüm olanı biteni kendi üstüne almasına, kendini reddedilmiş ve değersiz hissetmesine neden olur. İflas, işsizlik, borç, gelir düşüklüğü gibi durumlarda lüks sayılabilecek ihtiyaçlar ve hatta temel ihtiyaçlar karşılanamayabilir, çocuk okulundan ayrılmak zorunda kalabilir, sosyal çevre dengeleri değişebilir. Bu da çocukları derinden etkileyeceği için en doğru şey bir uzman desteği almaktır.

Çocuk her türlü davranışı kaydeder ve kopyalar

Ebeveynler farkında olmadan öğrettiklerini unutmamalı.

Çocukların ebeveynden etkilenerek geliştirdiği kişilik özelliklerine örnekler:

* Depresif olma eğilimli annenin sahip olduğu karamsar duygular (değersizlik, yetersizlik, başarısızlık, hayatın ve insanların kötü oluşu) anneden diğer kişilere ve çocuğa sergilendiğinde çocuk bunu alabilir ve benzer duyguları benzer durumlarda geliştirebilir.

* “Yalan söylemek kötüdür” gibi düşüncelere sahip olan ebeveynle yetişen çocuk temelde bu düşünceleri alacaktır. Ancak zaman içerisinde bu düşünceleri benimseyip benimsemeyişine bağlı olarak yaşamına yansıtabilir veya yansıtmayabilir.

* Fırından ekmek aldıktan sonra “Teşekkür ederim, hayırlı işler” diyen, yemekten sonra ellerini yıkayan, eşiyle saygılı ve sevecen tonda konuşan ebeveynin bu olumlu davranışları çocuğa model olacak, çocuk da benzer davranışları sergileyecektir.

* İstenmedik bir durum karşısında bağırıp küfreden babayı gören çocuk babayı model alacak, kendisi de böylesi durumlarda benzer tepkileri verecektir.

* Sigara içmek, namaz kılmak, meyve yemek, tatile gitmek, kitap okumak gibi alışkanlıklara sahip olan ebeveyn, bu eylemleri yerine getirdiğinde çocuğa model olur. Çocuk farkında olmadan öğrenir ve ileride benzer alışkanlıklara sahip olabilir.

* Köpekten korkan anne köpek gördüğünde tedirgin olacak, çocuğunu köpekten uzak tutmaya çalışacak, “Aman yaklaşma ısırır” diyecektir. Böylece köpek korkusu anneden çocuğa geçecektir.

Kaygı Bozukluğu Nedir Belirtileri Nelerdir

Kaygı Bozukluğu Nasıl Bir Hastalıktır?

“Anksiyete, kaynağı belirsiz, içten gelen sıkıntı, endişe, kötü bir şey olacakmış duygusuyla yaşanan bunaltı durumudur. Vücudun herhangi bir tehlikeye karşı gösterdiği alarm halidir ve bu durum neticesinde tehlike beklentisine karşı bedenin verdiği bir reaksiyondir. İnsan da bu endişe durumu çok hafif düzeyden, çok ağır düzeylere kadar çıkabiliyor.

Temelde belirtiler aynı olmasına karşı hasta değişik tepkiler verebilir:

Davranışsal belirtiler: Kişi sık sık kaygı yaratan durumlardan kaçınır.

Bilişsel belirtiler; Kişi çevreyi dünyayı değişiyor gibi algılar, dikkatte dağınıklık, kontrolü yitirme ile ilgili endişeler yaşar, gerçeklik duygusunda değişmeler meydana gelir.

Duygu durum; Kişi fazla korku, huzursuzluk, panik hali ve çaresizlik yaşar. Bazı zamanlar çevresindekiler buna anlam veremezler.

Fizyolojik belirtiler; Hasta bu durum karşısında çarpıntı ve kan basıncında farklılıklar yaşar, nefes darlığı, boğazda düğümlenme ve boğulma hissi yaşayabilir. Terleme, sıcak basma, bunaltı, baş dönmesi, kas gerginliği görünen, gözlenen bir başka etkileridir.

Kişide bu belirtilerin gözlenmesi halinde destek alması gereklidir. Endişenin tedavisinde kullanılan teknikler ise bilişsel davranışçı terapi, ilaç tedavisi ve diğer psikoterapilerdir. İlaç ve terapinin beraber kullanılması tedavi sürecini hızlandıracaktır. Daha iyi bir hayat yaşamak hepimizin hakkı, bu hayata ulaşabilmek için ise ruh sağlığımıza gerekli önemi vermeliyiz.

Yeme Bozukluğu ve Çeşitleri Nelerdir

Günümüzde görülen yeme bozuklukları arasında anoreksiya nervoza, bulimia nervoza ve atipik yeme bozukluğu (kontrolsüz yeme ve binge-eating disorder) olmak üzere 3 rahatsızlık bulunmaktadır.

Daha çok genç kızlarda görülmekle birlikte aktör, manken, hostes gibi dış görüntüsü ön planda olan mesleklerde de ve son zamanlarda erkeklerde de görülebilmektedir. Yeme bozukluğu olan kişilerde homoseksüellik, aseksüellik, depresyon, anksiyete , kişilik bozuklukları ya da uyuşturucu madde kullanımı daha sık görülmektedir.

Genellikle yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerde görülmektedir. Şişmanlıktan korkulması, genç kızlarda mankenlere özenti, gelişim sorunları,psikolojik etmenler nedenler arasındadır.Yeme bozuklukları, yediğinden suçluluk duyarak kusma, tiksinerek yememe veya bir daha yiyemeyecekmiş gibi aşırı yemeden dolayı açığa çıkmaktadır.

Zayıflık hastalığı olarak bilinen anoreksia ve bulimia gibi yeme bozuklukları beyinde kalıcı hasarlar bırakabilmekte ve kilo kaybıyla birlikte beyin kütlesinde de azalma ve beyindeki kimyasal reaksiyonlarda değişiklik olabilmektedir.

Vejetaryenler, atletler ve ölümcül kronik hastalığı olanlarda da yeme bozukluklarına sık rastlanır. Kalıtsal faktörler, yetiştirilme özellikleri, kültürel ve biyolojik özellikler kişinin yeme bozukluğu geliştirmesine önemli katkılarda bulunur.

Tırnak Yeme Alışkanlığının Sebepleri Ve Çözümü

Genellikle çocuklarda 3-4 yaşlarından itibaren görülebilen tırnak yeme davranışı, ergenlik dönemine sosyal onay arayışının bir sonucu olarak ortaya çıkmakta, ayrıca yetişkinlerde de görülebilmektedir.

Başlıca sebepleri:

-Ebeveynlerin aşırı kontrolcü, baskıcı ve otoriter eğitim anlayışı,

-Çocuğun sürekli eleştirilip azarlanması,

-Yeni bir kardeşin gelmesi ve kardeş kıskançlığı,

-Anne babaların çocukları arasında kabul edilemeyecek ölçüde ayrım yapması,

-Çocuğun hak ettiği ilgi ve sevgiden mahrum kalması ve onaylanmaması,

-Çocuğun kendini güvende hissetmemesi ve özgüven problemi yaşaması,

-Aile içi çatışmalar ve anne baba kavgaları,

-Ailede tırnaklarını yiyen bir yetişkinin varlığı.

-Çocuğun kaygı ve endişe verici bir çevrede yaşaması.

Ne yapmalı?

-Başlarda bu davranış görmezden gelinmeli ve üzerine gidilip baskı yapılmamalı,

-Çocukta gerginliğe sebep olan her neyse bulunup ortadan kaldırılmalı,

-Çocuktan gücünün üstünde beklentiye girilmemeli,

-Çocuk eleştirilmemeli ve ceza ile korkutulup azarlanmamalı,

-Korku ve endişe verici ortamlardan uzak tutulmalı,

-Çocuklara heyecan verici korku ve şiddet içerikli filmler izletilmemeli,

-Tırnaklarını yediği esnada dikkati başka bir alana çekilmeli,

-Ağzını meşgul edecek sakız, çerez gibi yiyecekler verilmeli,

-Tırnak bakımı öğretilmeli, uzamadan kesilmeli,

-İlgi ve sevgiyle benlik saygısı artırılmalı,

-Duygularını ifade etme yeteneği geliştirilmeli,

-Sakin ve uygun bir zamanda konu hakkında çocukla konuşulmalı,

-Her şeye rağmen üstesinden gelinemiyorsa bir uzman desteği alınmalı.

Unutmayın!

Tırnaklarını yiyen çocuk, kendisini duygusal olarak baskı altında hissediyordur.

Stresten Kurtulmanın Yolları

Her olumsuzluğun başlangıcı stres.Stresle başlayan her şeyden kurtulmanın kimi zaman psikolojik kimi zaman da tedavi yoluyla mümkün-attı vardır.Şimdi ise hepsinden kurtulmak için yazıyorum bu yazıyı.Yaşadığımız şehir hayatı stres çorbasında kaynayıp duruyor, şehir bizi de bu çorbaya tuz biber diye atıyor.Şimdi kaşık elimizde.Stresten kurtulmak için 10 basit yol ve mükemmel lezzet.

Öncelikle stres çevremizdeki dış etkenlerden oluşan ruhen bir sıkıntı veya zorluktur.Hayatımızdaki stres unsurlarından (trafik,insanlar,iş,okul vs.) kurtulmak için ancak onları yakmamız gerekmektedir.Stresi biz en aza indirmek için ancak basit çözümler deneyebiliriz.İşe yaraması için her şey psikolojide biter. Mükemmel ikili mum ve hayal…

Sinirli olduğunuzda gevşemek için birkaç tane mum yakın.Mumun ışında büyü gibi rahatlama etkisi vardır.Yaktığınız mumun titrek ışında hayal dünyasına dalacaksınız ve sinirlerinizin ne kadarda ufak olduğunun farkına varacaksınız.

 

Sinirlerinizi gevşetmek stresten arınmak için yapacaklarınızdan biri de şarkı söylemek.Ses tonları,vurguları ve şarkı seçiminiz o anki durumunuzu yansıtabilir.Fakat kendi sesiniz sizi gevşetecek,sinirlerinizi alacak ve şarkıdaki sözleri kendinize uydurup stres oluşturan unsuru o anlık yok edeceksiniz.Unutmayın sadece o anlık mühim bir sorunsa mutlaka karşı karşıya gelmelisiniz. Yaşlandığınız için gülmeyi bırakmazsınız, gülmeyi bıraktığınız için yaşlanırsınız.Bu özlü sözün üzerinde fazlaca durun çünkü yapılan araştırmalarda bu sonuçta.Ayrıca yaşlanmanın strese bağlı olarak daha hızlı geliştiğimi söylememe gerek yoktur sanırım.

Kahkahanızı atın ve rahatlayın ! Mutluluğa dokunduğunuz izlemi yaratacaktır bu rahatlama size. Eğer ki ben durduk yere kahkaha atamam diyorsanız komedi videolarını izlemelisiniz.Anannelerimiz de hep söyle toprağa basmanın ne kadar rahatlattığını ek bir şey söylememe gerek var mı ama şunu bilin ki toprakla buluşmak içinizdeki negatifliği ve olumsuzluğu alıyor.O rahat zemine bastığınızda göğe çıkar gibi olursunuz.

İşte en kolayı eğer söylediklerime veya söyleyeceklerime vaktiniz yoksa derin nefes egzersizleriyle de stresten uzaklaşabileceğinizi unutmayınız.Yapacağınız kolay bir egzersiz, oldukça basit bit şey yapacaksınız. Burnunuzdan derin bir nefes alın. Sonra sağ başparmağınızla sağ burun deliğinizi kapatın. Sol burun deliğinizden nefes verin. Sonra tam tersini yapın. Özellikle kadınlar bu duruma çok sıcak yaklaşacaktır.Örgü örmek stresi tamamen uzaklaştırır.Bilmeyenler denemeli mi bilmiyorum ama bir o ilmek bir bu ilmek ortaya çıkan hiç sinir bozabilir.

Başka bir yöntem ise hobi edinmek.Uğraştığınız hobi sayesinde kendinizi özgür ve rahat hissedeceksiniz.Hiç dikkatinizi çekti mi bilmem ama cık cık sesi ve şır şır sesi hep rahatlatır.İnternet üzerinden dinleyeceğiniz kuş sesi veya su sesi stresten tamamen uzaklaştırır.Özel bir büyü gibi içinizdeki ruh bile akıp gider.

Meditasyon mükemmel çözümdür. Bir sandalyeye oturun. Bacaklarınız hafif aralık, gözleriniz kapalı olsun. Kendinizle baş başa kaldığınızda şu soruyu sorun: kendimi nasıl hissediyorum? Düşüncelerin vücudunuzda dolaşmasına izin verin.

Masaj yaptırmaya da özen gösterin.Stres kadar kaslarınızı da gevşetir.Stres uçar gider iyi bir masörün kollarında. Tüm sıkıntıları içinize atıp dert küpü olmak yerine, hiç kimsenin duyamayacağı bir yere gidip avazınız çıktığı kadar bağırın. Bu sırada ne istiyorsanız söyleyin. Kime kızdıysanız saydırın gitsin. Nasıl rahatlayacağınızı göreceksiniz.

Meditasyon,çığlıklar,şarkılar ve sesler bakın stresten kurtulmak hiçte olmayacak bir durum değilmiş, öyle değil mi ?
Stres sizden korsun artık.

Konsantrasyon Bozukluğunun Nedenleri Nelerdir?

Günümüzün en sık görülebilen sağlık sorunlarından biri de konsantrasyon bozukluğudur. Çeşitli nedenlere bağlı olarak meydana gelebilen konsantrasyon bozukluğu hakkında uzmanlar uyarılarda bulunmakta ve bu sorunun özellikle de bireylerin günlük aktivitelerini zorlaştıracağı oranda görülmesi durumunda hemen ilgili doktora başvurulması gerektiğinin altını çizmektedirler.

Çeşitli belirtileri de bulunan konsantrasyon bozukluğu sorunu günümüzde genç yaşlı hemen her yaş grubu bireylerde ortaya çıkmakta ve çoğu zaman etkilerini uzun süreler boyunca devam ettirmektedir. Peki günlük yaşantımızı olumsuz etkileyebilen konsantrasyon bozukluğu nedir başlıca belirtileri ve nedenleri nelerdir dilerseniz makalemizde bu konu hakkında uzmanlardan derlediğimiz bilgiler doğrultusunda sizlere bilgiler sunarken ayrıca konsantrasyon bozukluğu hakkında merak edilen diğer ayrıntılar hakkında da bilgiler sunalım.İlk olarak konsantrasyon bozukluğunun genel tanımlaması hakkında sizlere bilgiler sunalım.

Konsantrasyon Bozukluğu Nedir?

Konsantrasyon bozukluğu; süresi bireyden bireye farklılık gösterebilen yapılan işlere göre değişiklik gösterebilen ve bireyin bir konu üzerinde zihinsel olarak belli bir süre odaklanması durumudur. Tamamen zihinsel odaklanma ile ilgili olan konsantrasyon belirli aralıklarda doğal olarak dağılabildiği gibi özellikle de sıkça dağılmasının ciddi bir sorun teşkil edebildiği uzmanlar tarafından belirtilmektedir.

Başlıca Belirtileri Nelerdir?

Konsantrasyon bozukluğunun tanımlaması hakkında bilgiler sunduktan sonra şimdi de başlıca belirtileri hakkında bilgiler sunalım. Her sağlık sorunlarında olduğu gibi konsantrasyon bozukluğunda da belirtiler görülmektedir. Dolaysıyla bu belirtilerin haftada en az 2 gün devam etmesi durumunda doktora başvurulması gerekmektedir. İşte konsantrasyon bozukluğunun başlıca belirtileri ise şunlardır;

  • Bireylerin yaptıkları işe kendilerini verememesi
  • Dış faktörlerden çok sık olarak dikkatlerinin dağılması
  • Okunulan veya da dinlenilen konuları anlamakta zorluk çekilmesi
  • Sık sık dalıp gitme durumu
  • Eşyaların sıklıkla kaybedilmesi ve yerinin tespit edilememesi
  • Zihinin hep başka yerlerde olması
  • Karşı bireylerin anlattıklarının dinlememesi
  • Ders çalışırken veya kitap okurken uykunun gelmesi
  • O an yapılan işin dışında başka şeylerin düşünülmesi
  • Yapılan işin tamamlanması konusunda zorluk çekilmesi
  • Yapılan işin ayrınlarına dikkat verilememesi ve sık olarak hata yapılması
  • Yapmak zorunda olunan görevlerle ilgili olarak unutkanlık durumu yaşanması
  • Zihinin devamlı olarak dağınık olması
  • Zihinsel olarak durgun olunması
  • Daha çok dış etkenlere yoğunlaşılması ve çoğu zaman bu durumun fark edilmemesi konsantrasyon bozukluğunun başlıca belirtileridir.

Başlıca Nedenleri Nelerdir?

Konsantrasyon bozukluğunun başlıca belirtileri hakkında sizlere bilgiler sunduktan sonra şimdi de başlıca sebepleri hakkında bilgiler sunalım. Uzmanlar konsantrasyon bozukluğunun meydana gelmesinde bazı etkenlerin ciddi anlamda rol oynadığını belirtmektedirler. İşte konsantrasyon bozukluğunun başlıca nedenleri ise şunlardır;

Psikolojik Nedenleri;

  • Depresyon
  • Psikolojik takıntılar
  • Sinirlilik durumu
  • Kaygı bozukluğu
  • Stres ve gerginlik
  • Uyku bozukluğu

Çevresel Nedenleri;

  • Kirli hava
  • Sigara dumanı
  • Sigara
  • Alkol
  • Dış dünyada meydana gelen olumsuzluklar
  • Sosyal ilişkilerde bozukluk
  • Üzüntülü insanlardan olumsuz etkilenilmesi

Fizyolojik Nedenleri;

  • Önceki dönemlerde geçirilmiş olunan hastalıklar
  • Kullanılan ilaçların yan etkileri
  • Hiper tansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıklar
  • Yetersiz ve dengesiz beslenme durumu
  • Vitamin ve mineral eksikliği

Görüldüğü üzere konsantrasyon bozukluğunun birçok nedenleri bulunmaktadır.

Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?

Uzmanlar konsantrasyon bozukluğunun tedavi edilmediği takdirde daha ciddi sorunlara neden olabildiğini ve dolaysıyla sonuç olarak gerek bireylerin günlük aktivitelerini gerekse de genel psikolojilerini ciddi anlamda tahrip edebildiğini belirtmektedirler. Bu nedenle konsantrasyon bozukluğu sorunu yaşayan bireylerin vakit kaybetmeden uzmandan destek alması gerekmektedir. Uzmanlar konsantrasyon bozukluğunun şu durumlarda mutlak olarak tedavi gerektirdiğini belirtmektedirler.

  • Haftada en az 2 gün görüldüğü takdirde
  • Haftada veya günde sıkça tekrar ettiği takdirde
  • Etkisini uzun süreler boyunca sürdürdüğü takdirde bireylerin hemen tıbbi tedavi görmesi gerekmektedir.
  • Dolaysıyla bu durumda ilgili doktora başvurmaları gerekmektedir.
  • Konsantrasyon Bozukluğu Yaşayanları Bekleyen Sorunlar Nelerdir?

Konsantrasyon bozukluğunu yaşayan bireyleri bekleyen birçok sorunlar bulunmaktadır. İşte konsantrasyon bozukluğu yaşayanları bekleyen sorunlar şunlardır;

  • İş ve sosyal aktivitelerde başarısızlık
  • Genel psikolojinin olumsuz etkilenmesi
  • Uyku kalitesinin düşmesi ve uyku düzeninin bozulması
  • Beslenme alışkanlığının bozulmaya başlaması
  • İkili ilişkilerde sorunlar meydana gelmesi
  • İşe gitme isteğinin azalması ve bir süre sonrasında ise tamamen işe gidilememesi
  • Vücut hareketsizliğinin başlaması gibi sorunlara maruz kalınması kaçınılmaz olmaktadır.

Tedavisi Nasıldır?

Konsantrasyon bozukluğunun tedavisi psikiyatri doktoru tarafından gerçekleştirilmektedir. Dolaysıyla konsantrasyon bozukluğu başlı başına bir psikiyatri sorunudur. Konsantrasyon bozukluğunda genellikle konsantrasyonu artırıcı ilaçlar kullanılmaktadır. Beyin işlevini düzenleyen ve zihnin toparlanmasını sağlayan bu ilaçlar sayesinde konsantrasyon bozukluğu etkilerini kısa süre sonrasında kaybetmekte ve birey tekrar eski sağlığına kavuşmaktadır.

Konsantrasyon bozukluğunun tedavisi hakkında da sizlere bilgiler sunduktan sonra makalemizi burada sonlandırmaktayız. Makalemizde konsantrasyon bozukluğu nedir başlıca belirtileri ve nedenleri nelerdir hakkında bilgiler sunduk. Sizler de günlük yaşantınızda konsantrasyon bozukluğu yaşıyorsanız hemen doktorunuza başvurmalı ve gerekli tedavilere başlamalısınız. Unutulmamalıdır ki günümüzdeki başarılı insanların en belirgin özelliklerinden biri de konsantrasyon sorunu yaşamamalarıdır. Dolaysıyla uzmanlar hayatta başarılı olabilmek açısından konsantrasyonun iyi işlemesi gerektiğini belirtmektedirler. Bu ayrıntıyı da sunduktan sonra makalemizi tamamlamaktayız. Sağlıklı günler dileriz.

Not: Makale bilgilendirme içeriklidir. Reçete değildir. Konsantrasyon bozukluğu için doktorunuza başvurunuz.

Kaynak: bilgiustam

Depresyondan Kurtulma Yöntemleri

Depresyon insan hayatında var olan üzüntülü hallerin koyulaşmış halidir. Kişi düşüncelerinde sağlıksızdır. Ne düşüneceğini nasıl davranacağını tam olarak kestiremez.

Bu nedenle onda bir takım isteksizlikler meydana gelir. Bunlar neler? Örneğin yediği yemekten keyif alamama, içtiği suyu tadamama kısacası hayata dair ne kadar eğlenceli ve güzel taraflar varsa bunlardan kendini bir adım uzaklaştırma şeklidir. Depresyon basite alınacak bir durum değildir. Bu kişinin hayatını karartan en kötü ruh halidir. Kişi ölmek ister, yaşamaktan asla keyif alamaz Her şey ona göre boştur.

Hiçbir şeyin anlam ve önemi yoktur. Zaten en büyük belirtisi sağlıksız düşüncelerdir. Bunu sürekli yapıp, sitem ediyorsa bu kişinin depresyonda olduğunu gösterir. Peki depresyon nasıl geçer? Bu durumu ilaçlar dışında sağlıklı bir şekilde atlatmanın yolu var mıdır isterseniz bunu hep birlikte öğrenelim.

Depresyonda Doğal Yollarla Kurtulmanın Etkili Yöntemleri

• Sabahları uyandığında güçlü bir kahvaltı yapın. Daha sonra spor için ön hazırlıklara başlayın. Ön hazırlık dediğimiz spor öncesi ısınma hareketleridir. Daha sonra kendinizi hazır hissettiğinizde belli başlı spor egzersizlerini yaparak huzur bulun. Spor depresyonun geçmesine katkıda bulunmaktadır. Spor yaparak güne mutlu başlangıçlar yapabilirsiniz.
• Yeterli miktarda su için. Su sizin daha aktif olmanıza yardımcı olacak ve sizi koruyacaktır.
• İlaçlara asla sarılmayın. Çok fazla abartılı, intihar girişimi durumlar olmadıkça ilaçlar ile yaşamayın. İlaçlar insanın yaşam enerjisini elinden alır. Kişi ilaç kullandığında oldukça durgun ve boş bakar hayata. Bu şekil yaşamak yerine mutlu olmayı sağlamak en iyisidir.
• Kendinizle konuşun. Hatta kendinizi sorgulayın. Hatalarınızı pekiştirin. Aynalara küsmeyin. Sosyalleşerek, yardımlaşarak, insan olduğunuzu kendinize hatırlatın.
• Günlük kısa süreliğine ılık duş alın. Gece atarken çay içmek yerine ılık süt için.
• Duygusal kitaplar yerine eğlenceli kitaplar okuyun. Mümkün oldukça gülün.
• Sağlıklı ve yeterli beslenin.
• Planlı ve disiplinli olun.
• Meyve yiyin.
• Bitki çayları için.
• Çocukları severek zaman geçirin.
• Sevdiğiniz filmleri izleyin.
• Kendinize zaman tanıyın ve yaşamayı sevin.
• Depresyondan doğal yollarla kurtulmanın en etkili yolu güçlü olmak, yılmamak, hayattan vazgeçmemektir.

Çalışan Kadın İş ve aile hayatı arasındaki denge

Günümüzde çalışan kadınların en önemli sorunlarının başında iş ve aile hayatı arasında denge kurmak geliyor. Kariyer mi? Aile mi? Terfi etmek mi? Çocuk yetiştirmek mi? Bunlar kadınların hem akıllarını kurcalayan hem de bir kısır döngüye girmelerine neden olan sorular.

Bundan belki de elli sene öncesine kadar kadınlar arasında çalışmamak ve ev hanımı olmak, bir yandan da çocuklarının bakımlarının her aşamasını üstlenmek bir normken, son yıllarda bu durumun hızlı bir değişime girdiğini, var olan işgücünün erkekler kadar olmasa da büyük kısmının kadınlar ve daha da önemlisi anneler tarafından oluştuğunu görüyoruz.

Kimileri tarafından “süper” kadınlar olarak ilan edilen bu kadınların iş hayatlarında yaşadıkları mücadelenin yanında hepimizin bildiği gibi aynı zamanda evlerini idare etme ve çocuklarının bakımını üstlenme gibi birden çok görevleri var. Her ne kadar buna paralel olarak birçok ailede erkeklerin de ev idaresi ve çocuk bakımı konusunda eskiye kıyasla rollerinin biraz daha arttığı söylenebilse de bazen tüm bunlara ek olarak ailedeki yaşlı ve/veya hastaların bakımına destek olmak da kadınların sorumlulukları arasına girebiliyor. Hal böyle olunca da tüm bu sorumluluklar arasındaki dengeyi kurmak büyük bir maharet istiyor.

Kadınların %50’si aile ve iş arasında denge kurmakta zorlanıyor!

Kadınlar hayatlarının bir döneminde kariyer mi yoksa aile mi kendileri için daha öncelikli diye bir karar vermek durumunda hissedebiliyorlar. Özellikle çoğu kadın çocuk doğurma kararıyla bu konuda belli bir yol ayrımına gelebiliyor. Birçok araştırma ise bu dengeyi kurmanın neredeyse imkansız olduğunu gösteriyor. Araştırma sonuçları kadınların yaklaşık yarısının aileleri ve iş hayatları arasındaki dengeyi kurmakta güçlük çektiğine işaret ederken, kadınların yaklaşık üçte birinden fazlası ise bu dengeyi yaratmak ve her şeye yetişebilmek uğruna sürekli bir koşturmaca içerisinde olduklarından yakındıkları görülüyor. Bu duruma bir çözüm olarak son yıllarda batılı ülkelerde yapılan birçok bilimsel çalışma kadınların erkeklerden farklı olarak yüksek maaşlar almak yerine aile ve iş hayatları arasındaki dengeyi kurmalarına yardımcı olacak şekilde daha esnek çalışma koşullarını arzu ettiklerini gösteriyor. Elbette ki bu sonuçlar özellikle orta ve üst sosyoekonomik sınıfa mensup kadınlar için daha anlamlı; zira ekonomik koşullar bozulduğunda ya da kriz dönemlerinde kadınların da ev ve iş dengesini zora sokma pahasına daha yüksek oranlarda tam zamanlı bir işi tercih ettiklerini söylemek mümkün.

Her çocuğun mutlu, hayatından memnun bir anneye ihtiyacı var!

Aslında “denge” ile vurgulanmak istenen her yeni gün yapılacaklar listesine yenilerini eklemek değil, her gün yapılan şeylerden daha fazla tatmin sağlamak olarak algılanmalıdır. Bu noktada var olan yaygın bir yanlış kanı nedense her kadın için aile ve iş hayatı arasındaki bu dengenin aynı anlama geldiğidir. Özellikle toplumsal normlar gereği kadınların işlerine daha az, ev ve çocuklarının bakımlarına ise daha fazla zaman ayırmaları gerektiği yönünde sosyal bir baskının varlığından bahsedilebilir. Ancak bu dengenin ne yazık ki yazılı bir reçetesi bulunmamaktadır. Aile yaşantısı ve iş hayatı arasındaki dengenin nasıl kurulduğu tamamen kişisel bir meseledir. Eğer her gün zihninizde yapılacaklar listesi ile dolaşıyor ve birçok şeye yetişememekten yakınıyorsanız o zaman sizin için var olan bir dengeden bahsetmek mümkün olmayabilir. Söz konusu kişi için hangi tarafa ağırlık vermek daha az kaygı uyandıracaksa o doğrultuda hareket etmekte fayda var. Malum, her çocuğun en başta mutlu ve seçimlerinden, hayatından memnun hisseden bir anneye ihtiyacı var. Ne aklı evinde ve çocuğunda kalan bir anne iş dünyasında istediği kadar verimli ve başarılı olabilir ne de aklı işinde kalan ve içten içe bir kariyer özlemi olan bir annenin çocuğu ile kurduğu ilişki sağlıklı olabilir. Örneğin özellikle toplumsal normlar ya da “sağlıklı” çocuk yetiştirme öğretileri nedeniyle çoğu annenin çalışma ihtiyacı ya da arzusu doğrultusunda suçluluk hislerine kapıldığını görebiliyoruz. Ya da çalışan annelerin birçoğunda çocuklarla geçirilen zamanın azlığı da benzer suçluluk duygularına sebep olabiliyor. Ancak çalışmayan ve ev hanımlığını seçen birçok kadının dahi gün içerisinde çocuklarını oyun gruplarına dahil ettiklerini, kendi sosyal alışkanlıklarını devam ettirmeye çalıştıklarını (ör: bir arkadaşla kahve içme, spora gitme vb.), hobi edindiklerini biliyoruz. Tüm bunlar bize hiçbir kadından 7/24 annelik yapmasının beklenemeyeceğini, bunun hem çocuk hem de anne açısından hiç sağlıklı olmadığını gösterir niteliktedir. Çocuklarla geçirilen sürenin miktarı değil içeriği ve duygusal açıdan doyuruculuğu, annenin de bu ilişkide gönüllülük ve arzu ile kendini var etme esası önemlidir.

Önemli olan kişisel dengeyi oluşturabilmek!

Günümüz kadınları hem çok iyi bir anne, hem çok iyi bir eş, hem de kariyer sahibi bir iş kadını olmayla başa çıkmaya çalışıyorlar. Ancak, ne yazık ki aile ve iş yaşantısı arasında kurulabilecek tam bir dengeden bahsetmek, bunu elde edebilmek mümkün değil. Hiçbirimizin hayatı bu anlamda eşit parçalara ayrılabilecek bir pasta değil. Önemli olan herkesin kendine uygun, kişisel bir denge, bir uyum ve ahenk oluşturarak çocuklarına, eşine, evine, işine ve elbette kendine ayıracağı zamanı hayattan tatmin olacak şekilde ayarlayabilmesidir. Birçok bilimsel çalışmanın erkeklerin kadınlara kıyasla kendilerine daha fazla boş zaman yaratabildikleri ve bu zamanlarda kendilerine iyi gelebilecek aktivitelerle meşgul olabildikleri yönünde hemfikir olduklarından da yola çıkarak dengeyi kurma adına oluşturulan denklemin içine mutlaka günde 10–15 dakikalık dahi olsa kadınların kendilerine ait bir zamanı dahil etmeleri ve özellikle evin sorumlulukları konusunda eşlerine biraz daha rol vererek bu yükü paylaşmalarının onlara yardımcı olacağı söylenebilir.

Eleştirilerle Baş Etmenin Yolları

Eleştiriler çoğu zaman can sıkıcı olabilir fakat bu öneriler sayesinde eleştirilerle baş etmeniz kolaylaşacak.

Güne başladınız. Okulda, işte, evde, sokakta yapmayı planladığınız pek çok şey var. Tam da bu sırada en yakından ya da uzaktakinden gelir eleştiri. Kendinizi eleştirilmiş, düzeltilmiş, başarısız, hatta suçlanmış hissedersiniz.

Sizce bu küçücük bir hata ya da önemsenmeyecek bir konu olabilir. Ama bir kere eleştirildikten sonra belki de günlerce bunun üzerine düşünürsünüz. Eleştiri ile baş etmek, onu kendi yararınıza kullanmak mümkün.

Eleştiriyi dinleyin

Aldığınız eleştiriye tepki vermeden dinlemeye ve karşı tarafın bakış açısını anlamaya çalışın. Yeni bir bakış açısı kazanabilir ve kendinizi geliştirme fırsatı yakalamış olabilirsiniz.

Savunmaya geçmeyin

Hemen savunmaya geçmek yerine karşıdaki insanın size yardım etmek isteyip istemediğini düşünün. Belki de onu reddetmek yerine bu söylediği şeyi değiştirmek veya küçük bir sorumluluk almak sizi bir adım daha ileriye götürecek.

Tepkinizi erteleyin

O sırada sert bir tepki vermek yerine bunu biraz ertelemeye çalışın. Derin bir nefes almak, bulunduğunuz ortamdan ayrılmak, kısa bir mola vermek daha sağlıklı karar almanızı ve bu eleştiriye daha sağlıklı cevap vermenizi sağlar.

Hatalarınızı kabul edin

Ortada bir hatadan kaynaklı bir eleştiri varsa bu hatayı kabul ettiğinizde ne olacağını düşünün. Reddetmek kısa süreli bir rahatlama ve sonrasında sıkıntı yaşamanızı sağlarken kabul etmek hatayı gidermeye odaklanmanızı ve bu eleştiriyi bir takdire dönüştürmenizi sağlayabilir.

Başarısızlığın tadını çıkarın

Bir konuda eleştiri alabilir hatta başarısız olabilirsiniz. Çünkü hata yapmak öğrenme sürecinizin en önemli parçası. Hata yapmadan daha iyisini yapma şansınız yok. Bunun tadını çıkarın.

İnsanları daha iyi anlamanın yolu

Hepimiz daha iyi anlaşılmayı bekliyoruz, peki karşımızdakileri anlıyor muyuz? Gelin, daha güçlü ilişkiler kurabilmek için insanları anlamanın yollarını keşfedelim.

Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Basit gibi gözüken bu tanımın gerisinde pek çok kuramsal öğe bulunmaktadır ve belki de bu yüzden söz konusu tanıma ulaşılması oldukça zaman almıştır.

Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecine “empati” adı verilir.

Empati tanımı üç temel öğeden oluşmaktadır. Bir insanın karşısındaki bir kişi ile empati kurabilmesi için gerekli olan bu öğeleri şöyle sıralayabiliriz:

1) Empati kuracak kişi kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır. Başka bir söyleyişle, empati kurmak isteyen kişinin karşısındaki kişinin fenomenolojik alanına girmesi gereklidir.

Psikolojideki fenomenolojik yaklaşıma göre her insanın bir fenomenolojik alanı vardır. Her insan gerek kendisini gerek çevresini, kendisine özgü bir biçimde algılar; bu algısal yaşantı özneldir; kişiye özgüdür. Yani her insan dünyaya, kendine özgü bir bakış tarzıyla bakar. Eğer bir insanı anlamak istiyorsak, dünyaya onun bakış tarzıyla bakmalı, gerçekleştirmek için de empati kurmak istediğimiz kişinin rolüne girmeli, onun yerine geçerek adeta olaylara onun gözlüklerinin gerisinden bakmalıyız. Karşımızdaki kişinin rolüne girerek empati kurduğumuzda, o kişinin rolünde kısa bir süre kalmalı, daha sonra da bu rolden çıkarak kendi rolümüze geçebilmeliyiz. Aksi halde empati kurmuş sayılmayız. Karşımızdaki ile özdeşim kurmak (ona benzemek) veya ona sempati duymak, empatiden farklı şeylerdir.

2) Empati kurmuş sayılmamız için, karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamamız gereklidir. Karşımızdakinin yalnızca duygularını veya yalnızca düşüncelerini anlamış olmak yeterli değildir. Empatiyi tanımlarken bu noktayı vurguladığımızda, empatinin iki temel bileşeninden söz etmiş oluyoruz.

Bunlar empatinin bilişsel ve duygusal bileşenleridir. Karşımızdakinin rolüne girerek onun ne düşündüğünü anlamamız, bilişsel nitelikli bir etkinlik (bilişsel rol alma/bilişsel perspektif alma), karşımızdakinin hissettiklerinin aynısını hissetmemiz ise duygusal nitelikli bir etkinliktir (duygusal rol alma/duygusal perspektif alma.) Bilişsel rol alma duygusal rol almanın ön şartı sayılabilir. Empatinin bileşenlerinin ne olduğu konusunda araştırmacılar arasında, bazı görüş farklılıkları vardır. Örneğin Hoffman’ a (1978) göre empatinin, bilişsel, duygusal ve güdüsel (motivasyonel) olmak üzere üç bileşeni vardır. Bazı araştırmacılar empatinin bilişsel yönünü, bazıları ise duygusal yönünü vurgulamaktadır. Fakat çoğunluğun üzerinde uzlaştığı görüş, empatinin bilişsel ve duygusal bileşenlerden oluştuğu yolundadır.

 

3) Empati tanımındaki son öğe ise, empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın, karşıdaki kişiye iletilmesi davranışıdır. Karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini tam olarak anlasak bile eğer anladığımızı ifade etmezsek empati kurma sürecini tamamlamış sayılmayız.

Araştırmacılar, insanların zihinlerinde kurdukları empatiyle, karşılarındaki kişiye ilettikleri empati arasında farklılık olduğunu belirtmektedirler. Karşımızdaki insanlara empatik tepki vermenin iki yolu vardır:

Yüzümüzü/bedenimizi kullanarak onu anladığımızı ifade etmektir.

Empatik tepki vermenin en etkili yolu herhalde bu ikisini birlikte kullanmaktır.

Bir sıkıntımız olduğunda, bizimle konuşan kişi, dostça bir gülümsemeyle kolumuza dokunup sıkıntımızı sözelleştirirse, örneğin “son günlerde çok bunalmışsın” derse, rahatladığımızı hissedebiliriz.

Dikkat: Çocuğunuz sizi taklit ediyor

Çocuğunuzun kötü huylarından şikayetçi misiniz? Sizi üzen bir davranışını ‘Babasının ailesine çekmiş!’ diye mi açıklıyorsunuz?

Acı ama gerçek: Suçu başkasına atmadan önce kendinize bakmanız gerekiyor çünkü çocuğunuz sizi taklit ediyor!

Çocuklar büyürken taklit yoluyla hayata hazırlanıyor. Uzmanlar, 3 yaşındaki taklit döneminden başlayarak yetişkin olana kadar çocukların her şeyi davranışla öğrendiklerine dikkat çekiyor. Öncelikli rol model olan ebeveynlerin de sözlerle değil, davranışlarıyla örnek olarak çocuklara doğruları gösterebileceğini belirtiyor.

Çocuklar, oyun çağından, kurallı eğitim dönemi ve sosyal çevreyle etkileşim aşamalarına kadar kişiliklerini oluştururken çevresindekilerin davranışlarını taklit etme eğilimindedirler. Hayata hazırlanırken rol modele ihtiyaç duyan çocuklar, iyi veya hatalı davranışları bu yolla kazanırlar.

Anne-babaların, kendisi ve çevresi ile barışık bireyler yetiştirebilmek için öncelikle davranışlarıyla çocuklarına doğru örnek olmaları gerekmektedir, kurallı öğrenme çağında çocukların, alışkanlıkları kurallarla kazandığını, sonraki dönemde ise okulla beraber öğretmenine, arkadaşına, televizyonda herhangi bir karaktere veya ailenin bulunduğu sosyal çevrede değer gören birine benzemeye çalıştığına dikkat çekiyor. Çocuğun önünde iyi modeller olması halinde, sağlıklı bir kişilik oluşacaktır. Eğer kötü bir rol modelle bir aradaysa çocuğun farkında olmadan olumsuz yönlerini almaya başlayacaktır.

 

Doğru rol model için aileler bilinçli olmalı

Çocuklar çevresindeki aile yakınlarını, çizgi film karakterlerini veya televizyonda izlediği ünlü kişileri rol model alabilir; onlar gibi konuşmak, giyinmek, yaşam tarzlarını kendi hayatında uygulamak isteyebilir. Bunlar çocuğun kişilik gelişiminin şekil alması yönünde etkilidir. Bir anne çocuğunu yetiştirirken sigara içilmemesi, yalan söylenmemesi gerektiğini sürekli anlatmıştır. Ama kendisi sigara içiyorsa veya yalan söylüyorsa, çocuk söyleneni değil, annenin yaptığını yapacaktır. Anne-babanın çocukların üzerindeki etkileri asla tartışılamaz. Çocukların, dış dünyadan farkında olmaksızın aldığı iyi veya kötü rol modeller konusunda ailelerin farkında olması gerekiyor.

Çocuk, yetişkin olana kadar her şeyi davranışla öğrenir

Bağımlılıklar konusunda ebeveynlerin çocuklarını eğitmeye çalışırken, kendilerini de eğitmeye devam etmeleri gerekmektedir. Uzmanlar ailelerin ve öğretmenlerin bağımlılıklarla ilgili olarak çok iyi bir gözlemci olmalarını, bir sorunla karşılaştıklarında nasıl davranmaları gerektiği konusunda eğitim almalarını öneriyor. Bağımlılıkla ilgili olarak ünlülerin de güçlü birer rol model olduğunu söyleyen uzmanlar, ünlülerle ilgili haberleri verirken medyaya da büyük sorumluluk düştüğüne dikkati çekiyor.

Çocuklardan öğrenmemiz gereken 7 kariyer tüyosu

Çocukları çok severiz, yapamadığımızı yapar, söyleyemediğimizi söylerler. Engelleri ve sınırları yoktur. Özgürdürler ve çok mutludurlar. Bazen bize nedensiz gelen bir mutlulukları vardır, küçük bir göz kırpmayla bile kahkahayı basarlar. Mutlu olmak için bizim gibi büyük beklentileri yoktur. Mutlu olmak onlar için çok kolaydır, bizim içinse çok zordur. Onlar hep başarılıdır biz ise arada başarılı. Peki çocuklardan kariyerimiz için ne öğrenebiliriz?

1) Keşfet
Çocuklar daha yürümeden ellerini uzatmaya ve her şeye dokunmaya başlarlar. Araştırırlar, merak ederler, izlerler ve öğrenirler. Risk alırlar, yuvarlanırlar, düşerler, yaralanırlar ama keşfetmeyi ve araştırmayı asla kesmezler. Öğrenmek başarılı bir kariyer için başlangıç noktasıdır. Araştırmayan, merak etmeyen biri asla öğrenemez. Öğrenemeyen ise kariyerinde başarıya ilerleyemez. Keşfetmek bazen risklidir ama konfor alanını terk etmeden de başarılı bir kariyer olmaz.

2) Ağla
Bebekler ağlayarak kendilerini haber verirler. Ağlamak haber vermektir. Bir sıkıntıları olduğunu, karınlarının aç olduğunu ağlayarak bildirirler. İstedikleri bir şey yapılmadığında ısrar eder, yapılmazsa ağlarlar. Bu yüzden sen istemeden kariyerinde hiçbir şey gerçekleşmez. Bu yüzden iste, ısrarcı ol ve haber ver (ağla)!

3) Gülümse
Bebekler bir oyuncak, bir çikolata veya eve gelen bir misafir karşısında bile gülümserler. Gülümsemek onlara çok kapı açar. Mutlu olmak için bizim kadar büyük olaylara ihtiyacı yoktur. Bir göz kırpması bile onları mutlu eder. Kariyerin boyunca çok sayıda problem yaşayabilirsin ama çok sayıda küçük ve büyük başarı da yakalayacaksın. İnsanın temel problemlerinden birisi korunma dürtüsü sonucu negatif olayları daha çok görüp, pozitif olayları pek yakalayamamasıdır. Bunun sonucunda da gülümsemeyi unutur ve güçsüz görür gülümseyeni. Oysa en büyük güç gülümsemektir. Hiçbir gücü olmayan çocuklar en çok gülümseyerek başarılı olurlar.

4) Hareket et
Bebekler yerinde durmaz. Evin içinde bile kilometreler kat edebilir. Bir çocuğu oturtmak dünyanın en zor işidir. Günümüz beyaz yakalılarının en büyük problemi tamamen hareketsiz hale gelmeleridir. Ofiste oturulan saatleri, arabada oturulan saatler ve ardından evde oturulan saatler takip eder. Oysa insan vücudu sabit kalmak üzerine değil, hareket etmek üzerine yaratılmıştır. Hareketsiz kalmak ölmek demektir. Bu yüzden ofiste arada hareket et, arabayı daha az kullan ve en azından hafta sonlarını yeşil çimlerin üzerinde geçir.

5) Soru Sor
Çocuklar durmadan soru sorar. Bu ne? Ne işe yarıyor? Neden? Niye? Nasıl? gibi sorular bitmek bilmez. Her zaman soracakları bir soruları vardır hatta sorulara bile soruyla cevap verebilirler. Sen ise büyüdüğünde soru sormayı unutursun. Hatta her soru bir dert açacakmış gibi bile davranırsın. Oysa hep sorgulamalısın. Neden diyebilmelisin, cevapsız kalmamalı soruların.

6) Hayal Kur
Sınırsızdır hayalleri çocukların. Bir kahve cezvesini bile kamyon yapabilirler, ceplerinden olmayan parayı çıkarır, bir çamaşır mandalını uçak yapabilirler. Bilirler ki görünen değil, algılanan mutlu eder. Çocuklar hayal eder ve mutlu olurlar. Büyüdüğünde ise hayal kurman yasaklanır. Ayakların yere basmalı ve uçmamalısın. Oysa sağ beyin hep uçmak ister. Ayakların yere bastığı bir kariyer hep durağan bir kariyerdir. Yaratıcı olmadan başarılı bir kariyer asla olmaz. Hayal kuramamak seni kısıtlar ve hep yapamayacağını sanırsın, hep imkansızların olur. Oysa çocuklar hayal kurar ve hayalleri hep gerçek olur.

7) Oyun oyna
Çocuklar hep oyun oynar. Oyun ve çocuk kelimesi yan yanadır. Otobüste dans edip şarkı söyler çocuk, evde arabalarıyla oynar. Oyun oynamakta özgürdür ve oyunla hayatı öğrenir. Oyun çocuğa öğretir ve sen oyun oynamayı bıraktığın için öğrenmeyi de unutursun. Kariyer de bir oyundur, büyüdüğün için oyun demezsin de kariyer dersin. Oysa sen oynamayı ve eğlenmeyi unutmuşsundur. Yapman gereken yine oyuna devam etmek ve kariyerin boyunca eğlenmeyi asla unutmamak.

İnsan Kaynakları Uzmanı Cengiz Çatalkaya’nın “Çocuklardan büyüklere 7 kariyer tavsiyesi” yazısından uyarlanmıştır.

Karmaşık Durumların içinden çıkma sanatı

Bazen içinden çıkılamayan karmakarışık durumlar yaşarız. Umut, özgüven, inanç ve yaşama sevinci dünyamızı terk eder. Karmaşık durumun içerisinden bir şekilde çıktığımız anda ise çok yoğun duygu geçişleri yaşarız. Bunun bir sanat olduğunu düşünür, sıradışı bir yeteneğimizi keşfetmiş gibi oluruz. Bunlar günlük hayatta ya da iş hayatında sıkça yaşanılan bir durumlardır. Aslında çok genel bir algı olmasına rağmen karışık durumların da bazı kilit ortak noktaları vardır. Bu ortak noktalar üzerinden bazı çözümler ve başlangıçlar üretmek de mümkün. Böyle bir durum içerisinde kalındığında sakin ve soğukkanlı olun. Daha sonra derin bir nefes alıp aşağıda sizler için bir araya getirdiğimiz yöntemleri hatırlayın.

1) Parçalara ayırın.
Genellikle karmaşık bir durumun içinden çıkmak için karmaşık düşünmek gerekmez. Bazen basit ve temel düşünmemiz gerekebilir. Parçalara ayırmak da en basit yöntemlerden biridir. İçinde bulunduğunuz durumu gelişim aşamalarına ayırın. Ya da kategorize edin. Adım adım ilerlemeyi deneyin.

2) Zihninizi berraklaştırın.
Biraz ara verin. Çıkın, dolaşın, bir şeyler atıştırın ya da televizyon izleyin. Uzun süreli bir düşünme sürecinde sürekli aynı yere yoğunlaştığınız için başka noktaları gözden kaçırıyor olabilirsiniz. Bırakın biraz zihniniz tazelensin, berraklaşsın.

3) Farklı insanlar, farklı bakış açıları…
Güvendiğiniz birilerine içinden çıkamadığınız durumu tüm detaylarıyla anlatın. Durumu paylaştığınız kişi dahice bir çözüm üretememiş olsa bile size yeni bakış açıları kazandırabilir. Aynı zamanda durumu anlattığınızda sesli düşünmüş gibi olacaksınız. Bunu yapıyor olmanız da olaylara, ayrıntılara, çözüm alternatiflerine daha somut bir yaklaşım getirmenizi sağlayacaktır.

4) Önemseyin.
Acaba biraz erken pes ediyor olabilir misiniz? Ya da kaçmaya mı çalışıyorsunuz? Çözüm üretme konusunda yeterli ciddiyete sahip misiniz? Bunu ne kadar önemsiyorsunuz?

Belki de problem buradadır. Bu sorulara vereceğiniz dürüst cevaplar sizi doğru çıkışa götürebilir.

Tırnak Yemenin 7 Olumsuz Sonucu

Estetik bir problem olmanın yanı sıra, tırnak yeme bakteri ve deforme parmakların oluşumu gibi sağlık problemlerine de yol açabilir.

Tırnak yeme alışkanlığı her yaşta görülebilecek problemli bir alışkanlıktır. 

Bu makalede sizlere tırnak yemenin neden kötü olduğunu ve bu alışkanlıktan neden uzaklaşmanız gerektiğini anlatacağız. 

Tırnak yemenin nedenleri

 

Tırnak yeme binlerce insanın sahip olduğu ve çocukluklarında geliştirdiği bir alışkanlıktır. Çoğunluğumuz bu süreci aşmış olsak da, bazı insanlar yıllar boyunca tırnak yemeye devam eder.

Bu  alışkanlığın en inanılmaz özelliklerinden biri bunu yaptığımızı fark etmiyor oluşumuzdur. Diğer deyişle, tırnaklarımızı bilinçsiz olarak yeriz. Örneğin televizyon izlerken, metroyla yolculuk ederken ya da süpermarkette ürün seçerken…

Tırnak yemek kırılması zor bir alışkanlıktır. Bunu yapmanın çekici olmadığını bile bile parmaklarımızı acıtmaya devam ederiz ve hatta tırnaklarımızı yemek için yaptığımız bir şeyi bırakıp durabiliriz.

Bir çok durumda, problemlerden, endişelerden ve olumsuz hislerden kaçmak için aklımız ve bedenimiz bunu uygular.

Anksiyete ve stresi kontrol etmeye çalışmak insanların tırnak yeme nedenlerinden biridir. Bunu çok uzun süre yaptıktan sonra, bu alışkanlık kontrol edilemeyen sinirsel bir tik halini alır ve her gün tekrarlanan bir rutine dönüşür.

Tırnaklarımı yemeyi nasıl bırakacağım?

Tırnak yemeyi durdurmak için, bir çok kadın estetik görünümü ön planda tutuyor. Erkekler için ise bu biraz daha karışık ama imkansız değil.

Belki de çoktan o acı ojeyi denediniz, ama ne yaptıysanız olmadı.

Bu alışkanlıkların problemlere yol açtığını bilsek de, bir çok zaman bu kötü alışkanlıkları durdurmak için kendimiz girişimde bulunmak durumundayız. Aynen sigara içmeyi ve alkol tüketimini bırakma sürecinde olduğu gibi.

Tırnak yemek tırnağın yapısını olduğu kadar uzamasını da etkiler. Sonuç olarak tırnaktaki farklı katmanlarda çatlaklar oluşur. Bu yüzden, tırnaklar yamuk şekilde uzar ve parmağın tırnak bölümündeki tüm yüzeyini kaplamaz.

Tırnak yeme alışkanlığı nelere sebep olur?

Bu alışkanlığın sonuçlarını iki grupta anlatabiliriz: fiziksel ve psikolojik ya da duygusal.

Her iki durumda da, eğer kişi tırnak yeme alışkanlığını sonlandırmak istiyorsa, bu sonuçlar değerlendirmeye değer.

Tırnak uzamasında problemler

 

Tırnak aşırı yendiği zaman, yetersiz ve çok yavaş hızda uzar. Bu da tırnakların görünümünü bozar ve ellerin fiziksel güzelliğini etkiler.

Acı

Bir şeyi tutarken, zarf açarken, alet kullanırken, bilgisayarda veya telefonda yazarken her hareket acı vericidir. Günlük aktivitelerimizi rahatça gerçekleştiremeyiz. Ellerimiz bir şeye dokunduğu zaman fena halde irkiliriz.

Bakteriyel hastalıklar

Tırnaklar bakterilerin her türünün yayılması için çok ideal alanlardır. Tırnaklar sürekli kirli ve bakteri taşıyan nesnelere temas eder.

Tırnak altında biriken en yaygın bakteri türü salmonella ve E. Coli’dir. Bunlar çiğ yiyecekler aracılığıyla bulaşır.

Tırnaklarımızı ağzımıza götürdüğümüz zaman, bu mikroorganizmalar tükürüğe geçer ve oradan doğrudan vücuda aktarılır.

Durum ne olursa olsun, bazı insanlar bu bakterileri sindirdiklerinden dolayı daha güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olurlar. Vücut kendini bunlara karşı korumayı öğrenir ve onlar yüzünden hastalanmaz.

Ağız problemleri

 

Özellikle öndeki dişler tırnakları ısırır. Bu da dişlerin uçlarının bozulmasına ve diş hassasiyetinin artmasına neden olur. Ayrıca bu alışkanlık diş minelerine de zarar verir.

Bunun üstüne, alışkanlığımız ayrıca dişlerin düzeninin bozulmasına da sebep olur. Bu çiğneme problemlerine ve dişler tamamen kapanmadığı için uyku problemlerine yol açar.

Duygusal faktörler

Tırnak yiyen birinin en tipik alışkanlığı ellerini saklamasıdır. İşin aslı, insanlar kırık veya yenmiş tırnaklarının diğerleri tarafından görülmesini istemez. 

Bu alışkanlığın duygusal sonuçları arasında utanç, düşük özgüven, gerginlik ve üzüntü vardır.

Hiperaktif Çocuklara Nasıl Davranmalıyız?

Birçok aile tarafından zekâ alameti sayılıp takdir edilse de hiperaktivite, sanıldığı kadar masum değil.

Çocuğunun yaptığı her yaramazlıkta hafiften mağrur şekilde “Böyle hiperaktif canım, işte bizim oğlan.” savunmasına geçen annelere adımbaşı rastlamak mümkün. Peki, her yaramaz çocuk hiperaktif midir? Uzmanlara göre cevabı hayır. Üstelik, bırakın övünmeyi aslında bu da bir hastalık. Hiperaktivite dikkat eksikliğiyle adeta kardeş gibi.

Bu yüzden de “Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB)” olarak anılıyor çoğu zaman. Peki bu rahatsızlık, çocuğun hayatını nasıl etkiliyor? Tedavi edilmezse ne gibi sorunlara yol açıyor?

ÖDÜL VE CAZA İŞE YARAMIYOR

En sık görülen psikiyatrik sorunlardan dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) üç temel belirtiden oluşuyor: Aşırı hareketlilik (hiperaktivite), dikkat eksikliği ve dürtüsellik. Hiperaktivite kısaca yaşıtlarına göre aşırı hareketlilik, oturamama ya da oturmayı becerememe olarak tanımlanabilir.

Dikkat eksikliği çocuğun dikkat süresinin yaşına göre kısa olması ve özellikle okuma, yazma ve matematik gibi akademik alanlarda dikkatinin kolay ve çabuk dağılması şeklinde tanımlanıyor.

Sonunu düşünmeden eyleme geçme olarak tarif edilebilecek dürtüsellik, çocukların sosyal uyumlarını bozan en ciddi belirti. Yaşıtlarıyla birlikteyken olaylara aşırı tepki vermeleri, fiil ve sözle arkadaşlarını rahatsız etmeleri nedeniyle toplumda ve okulda ‘yaramaz çocuk’ damgası yerler. Diğer çocuklardan farklı olarak genellikle ceza ve ödülden anlamadıkları gibi, başlarına gelen üzücü ya da kötü bir olaydan da ders çıkarmazlar.

HİPERAKTİF ÇOCUKLAR…

– Dersleri dinlemez, ödev yapmayı sevmez, anne-baba ya da öğretmenin zoruyla ödev yaparlar. Çeşitli bahanelerle (tuvalete gitme, su içme gibi) sık sık masa başından kalkarlar. Ders çalışırken sürekli yanlarında birini isterler.

– Sorumluluklardan kaçarlar, üzerlerine aldıkları işi bitirmekte zorlanır, bir işi bitirmeden başka işe geçerler.
– Okuma ve yazma becerileri yaşıtlarından kötü, defter düzeni ve yazıları bozuk olabilir.
– Unutkan olabilirler, öğrettiğiniz ve iyi öğrendiklerini düşündüğünüz bir bilgiyi çabucak unutabilirler.

– Genellikle dağınıktırlar ve kurallardan hoşlanmazlar. Dikkat sorunu olan çocuklar sevdikleri ve zevk aldıkları etkinliklerle (bilgisayar, TV, oyunlar) uzun süre ilgilenebilirler. Daha çok kurallı öğrenmeye karşı isteksizdirler.

NASIL DAVRANMAK GEREKİR?

– Ev işlerinde görev paylaşımı vs. gibi alışkanlıklar ile kural ve takvime bağlanan işler oluşturun.

– Sabırlı olun, fevri davranmaktan kaçının, öfkenizi çocuğa yansıtmayın. Çocukla savaşmayın ve tartışmaya mümkün mertebe girmemeye çalışın.
– Çocuktaki var olan olumlu özellik ve kabiliyetlerin ortaya çıkışını teşvik edin. Hoşunuza giden bir şey yaptığında mutlaka takdir edin.
– Mutlaka bir spor etkinliğine devam etmesini sağlayın.
– Ders çalışma ortamını mümkün olduğunca sadeleştirin.
– Evdeki sorumlulukları ile ilgili olarak (odasını toplama, giysilerini düzenleme, ellerini yıkama, dişlerini fırçalama gibi) onu sık sık uyarın.

– DEHB’li çocuklara diğer çocuklara göre daha az “hayır” kelimesini kullanın. “Hayır” dediğinizde ise geri adım atmamaya çalışın.

BUNLARA DİKKAT!

– DEHB’li çocuğun davranışlarını normal kabul ederek “çocuktur, zamanla düzelir” demek çocuğa haksızlıktır.

– Tedavi edilmeyen DEHB olgularında ileriki yaşamlarında ağır davranış bozuklukları ve akademik başarısızlık gelişme riski yüksektir.
– DEHB oluşumunda suçlu, aile değildir.
– Biyolojik temeli olan bir bozukluktur.
– Terbiye edebilme sorunu değildir.
– Tanı için mutlaka bir çocuk psikyatrisine başvurun. Zira hastalığın benzer belirtiler gösteren başka psikiyatrik bozukluklar ile karışma riski mevcut.
– DEHB başka psikiyatrik bozukluklarla birlikte görülebilir.
– Tedavisinde kullanılan ilaçlar bağımlılık yapmaz. Bedensel olarak kalıcı yan etkileri yoktur. Hatta DEHB’li çocuklarda ilaç tedavisi ileride oluşabilecek alkol ve madde bağımlılığını önlediğine dair birçok çalışma mevcut.

Ergenlikte içine kapanan çocukla nasıl ilişki kurulmalı?

İçe kapanma, ergenlik döneminin belirgin özelliklerinden biridir. Anne babanın yapması gereken şey, çocuğu iyi tanımaktır. Zaten ebeveynlerin doğduğu andan itibaren çocuklarını iyi tanımaları gerekir.
İçe kapanma, ergenlik döneminin belirgin özelliklerinden biridir. Anne babanın yapması gereken şey, çocuğu iyi tanımaktır. Zaten ebeveynlerin doğduğu andan itibaren çocuklarını iyi tanımaları gerekir.
Bazı çocuklar açısından yalnız başına bir şeyler yapmak, kitap okumak bir tercih sorunudur. Böyle davranmak, bu çocukların kişisel özellikleri olabilir. Küçüklüğünden beri bu şekilde davranan bir çocuk, ergenlikte de bu tutumunu sürdürüyorsa, bu onun kişiliğinin bir parçası olarak görülmelidir.
Ancak çocuk çok neşeli, hareketli ve aktifken, ergenlik döneminde içine kapanabilir. Anne babanın çocuğu çok iyi gözlemlemesi ve içe kapanmanın ergenlikteki değişikliklerden dolayı olduğunu fark etmesi gerekir.
Ebeveynlerin çocukla ilişkileri gerçekten kopmuş ve işlevselliğini yitirmişse, bu durumda bir uzman yardımı gerekebilir. Çünkü içe kapanmak, başka şeylerin de belirtisi olabilir.
Daha geniş bir açıdan bakıldığında, çocuk arkadaş çevresiyle ya da madde kullanımıyla ilgili bir sorun da yaşayabilir.
Ama ilk elde hemen bu olasılıkları düşünmemek gerekir.
Onlarla iletişim içinde olmak, onların istediği kadar iletişim kurmak, bu durumdaki en doğru davranış biçimi olabilir.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.