Aşkınızda Güven Oluşturmanın Yolları

Güven, büyük sorunlarla yüzleşmeleri gerektiği zamanlarda bile çiftleri bir arada tutan yapıştırıcı gibidir. O olmadan çiftler kriz zamanlarında ayrılmaya daha meyilli olurlar; samimi olmayı beceremez ve birbirlerinden şüphe duyarlar. Peki bunca ihtiyaç duyulan güveni oluşturmanın yolları nelerdir?

Dürüst olun

Onun için bir sürpriz yapmayı planlamadığınız sürece, partnerinize asla yalan söylememelisiniz. Küçük bile olsalar. Daha önce hiç söylememiş olsanız bile, yalanınız ortaya çıktığı anda karşınızdaki insan başka ne yalanlar söylemiş olduğunuzu düşünmeye başlayacaktır.

Güvenilir olun

Verdiğiniz sözleri mutlaka tutun. Saat sekizde yemek için buluşacaksanız, orada olun. Eve gelirken süt alacağınıza söz verdiyseniz, unutmayın alın. Elbette sadakat gibi daha önemli konularda da!

Sınırlar koyun

Kıskançlık, bir ilişkide oturulup konuşularak sınırlar kararlaştırılmadıkça her an sahneye çıkıp kendinden beklenileni yapabilir. İş arkadaşlarınızla fazla samimi olmanız ya da eski sevgiliniz ile hala görüşüp, dışarı çıkmanız sevdiğiniz insanı rahatsız ediyorsa, yapmamalısınız. Önceliğiniz hayatınızdaki insan ve onun hisleri olmalıdır.

Adil olun

Eski sevgililerinizin hatalarının acısını ondan çıkarmaya çalışmayın. Eğer daha önce sadakatsiz ve dürüst olmayan birisi ile birlikte olduysanız, yine aynı şeyleri yaşayacağınız korkusu ile yeni ilişkinizi mahvetmeyin.

Kendinize güvenin

Karşınızdaki insanı siz seçtiniz, kalbiniz seçti. İçgüdüleriniz onun aşkınıza layık olduğunu söyledi. Eğer kendinize güvenirseniz, doğru seçimi yaptığınızı bilirsiniz. Ve bu güven inşa etmek için güçlü bir temel oluşturur.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Evlilikte Aldatan Erkeklerin Psikolojisi

İlişkilerde diğerlerine nazaran affedilme oranı en düşük hatalardan biri: Aldatmak!

Bir ilişkide saygı ve sevgiden sonra en önemli unsur olan güvenin zedelenmesi, o ilişkinin artık yürütülemeyeceği anlamına gelebilir. Zira hepimizin bildiği üzere kaybedilen güveni geri kazanmak neredeyse dünyanın en zor durumlarından biri!

Peki erkekler neden ve ne düşünerek aldatır? Bu sorular ve daha fazlasını sizler için açıkladık!

İşte aldatan erkekler hakkında bilmeniz gerekenler:

Çoğu erkek aldattığı eşlerini aslında seviyor.

Erkeklerin aldatma eğiliminde bulunduğu dönemler genelde sizi sevgiliden çok, her şeylerini paylaşabildikleri bir arkadaş olarak görmeye başladıkları sırada oluyor. Kadınların çoğunun şikayetçi olduğu, zaman geçtikçe azalan ve hatta kaybolan romantizmden erkekler de bir o kadar rahatsız. İlişkide eski arzu, tutku ve romantizm kalmadığında kendilerine ufak heyecanlar aramaya başlıyorlar.

Bu sebeple kapılarını dışarıya açan erkekler genelde aldattıktan sonra büyük pişmanlıklar yaşarlar.

Herhangi biriyle aldatmıyorlar.

Sizi aldattığı kadın barda o gece tanıştığı herhangi biri olmuyor genelde. Erkekler daha çok önceden tanıdıkları kadınlarla aldatma eğilimindeler. Bu ofisten biri, çocukluk arkadaşı ya da uzaktan bir tanıdığı olabilir. İlişki monoton bir hal aldığında; örneğin her gün aynı şeyleri konuşuyor, aynı saatte yatağa giriyor ve birlikte olduğunuz günler bile sapma göstermiyorsa; soluğu başka bir kadının yanında almaları an meselesi oluyor!

Evliliklerini kurtarmak için aldatıyorlar!

Başlığı okuduğunuzda size ne kadar komik geldiğinin farkındayız. Ama eşini seven çoğu erkek, düzeltemedikleri problemler için eşlerinden boşanmak yerine onları aldatmayı tercih ediyor. Böylece hem sonsuza kadar sevdikleri kadınla birlikte oluyorlar, hem düzeltmek için pek de çaba harcamadıkları bir ilişkileri oluyor. Metres meselesinin doğma sebebi maalesef bu…

 

Aldatan erkekler cinsel anlamda daha doyumsuz oluyor!

Aldatan erkekler cinsel yönden daha fazla hiperaktif olmaya başlıyor. Onun cinsel dürtülerinde ani bir değişiklik olduğunu fark ediyorsanız bir şeylerden şüphelenmeniz gerektiğini söyleyebiliriz. Aldatmak, onun dürtülerini hızlandırmasında yardımcı oluyor ve yine cinsel yönden en güvende hissettikleri yere yani eşlerine dönüyorlar. Bu nedenle bazı aldatma vakalarının kurtardığı evlilikler dahi olmuştur. Biz ciddiyiz!

Sizin suçunuz değil!

Eğer eşiniz sadakatsızsa bu kesinlikle sizin suçunuz değil, başkalarının ne söylediğini umursamayın! Eğer ilişkinizde yolunda gitmeyen bir şeyler varsa bunun zaten siz de farkındasınızdır ve suçu tek başınıza üstlenmenizin bir anlamı olmaz.

Sosyal Medya Bağımlılığınız Evliliğinizi Yıkmasın

Sosyal medyada geçirilen zamanın evlilikleri tehdit etmektedir.

Çağımızda bilgiye kolay ulaşmamızı sağlayan ve artık hemen hemen her şeyin internet üzerinden yapıldığı bir gerçek. Var olan teknolojilere son dönemde akıllı cihazların eklenmesiyle sosyal medya olgusu hayatımızın iyice içinde yer almaya başlayarak, ilişkilerimizi şekillendirmeye hatta abartıldığında o sosyal medyanın içinde sosyalleşilmeye başlandı. Bu durumun abartıldığında kişilerin hem gerçek dünyadan koptuğunun hem de ilişkilerini olumsuz etkilemektedir.

Gerçek hayattan kopup internette kendi kurguludığı karakterlere olmadıkları anlamlar yükleyerek reel dünyadan soğutan internet bazen çiftler arasında soğumaya neden oluyor.

İnternette tanıştığı kişilerle buluşan, onlarla aşk yaşayan kişilerin de sayısı her geçen gün artış göstermektedir, çok fazla kendisini internete kaptıran çiftlerin aynı ev içinde birbirine yabancılaştığı ve konuşmamaya başladığı bir gerçek haline geliyor, bu sebeple boşanmaların bile yaşanabiliyor.

İnternette tanışılan insanların reel hayatta birbirlerinin hiçbir yükünü çekmeden sadece arkadaşlık kurmaları insanları daha fazla bağımlı yapıyor ama diğer taraftan aynı ev içerisindeki eşlerinin üzerindeki sorumlulukları unutarak aynı şeyleri eşlerden bekler hale geliyoriyor ve sonuçta olumsuz ilişkiler ortaya çıkıyor.

Ayrıca değişik maceralar arayanların ve internette kendilerini farklı kimliklerle başkalarına tanıtanların kendilerini o dünyaya kaptırdıklarında normal hayattaki ilişkilerini önemsemedikleri ve internet karakterlerini daha çok önemsemektedirler.

Ev içerisinde internet cep telefonu ve sosyal medya ile ilgili eşlerin çocukların bir düzenleme yapması iletişimden uzaklaştıran bu uğraşlardan uzaklaşıp yüzyüze iletişimi artırmanın yolunu aramalıdırlar.

İleri seviyede kopuk ilişkiler haline gelen aile içi durumdalarda uzmanlardan destek alınması ve evliliğin yeniden yapılandırılmasıda başka bir çözüm önerisi olabilir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Evliliğinizde bu değişimler varsa dikkat edin

Karşılıklı sevgi ve saygıya dayanması gereken birlikteliklerde bazı durumlarda tehlike çanları çalabiliyor.

Temeli sevgi, saygı, karşılıklı anlayış, fedakarlık ve birlikteliğe dayanan evlilikte bazen öyle durumlar olabiliyor ki bu durumlarda tehlike çanları çalabiliyor, evlilik terapistine başvurma zamanı geliyor.

Şu durumlarda evlilikte çanların çaldığını ve terapiste başvurmanın faydalı olabileceğini belirtiyor.

Birbirinizi dinlememeye, zıtlaşmaya başladıysanız

Her konuda tartışmaya başladıysanız ve kimin suçlu olduğu konusuna takılıyorsanız

Birbirinizle olan iletişiminiz sıfıra düştüyse

Tartışma anında birbirinize söylememeniz gereken sözleri sarfediyorsanız

Cinsel ilişkinizde zevk alamıyorsanız ve cinsel yaşamınız azaldıysa

Ortak hiçbir noktanız kalmadığını düşünüyorsanız

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Eşinize karşı cinsel isteksizlik varsa, ne yapmalısınız?

“Eşime karşı cinsel isteksizlik var” veya “eşimle sevişmek istemiyorum” diyorsanız, evliliğiniz tehlikeye girmiş olabilir.

  • Kadınlarda cinsel isteksizlik var mıdır?

Kadınlarda cinsel isteksizlik daha yaygın görünür ancak herkesin aynı seviyede libidoya yani cinsel isteğe sahip olduğu söylenemez. Ayrıca sadece erkeklerin daha çok cinsellik istediğini iddia etmek de bir haksızlık. Kadınlar da en az erkekler kadar cinselliği yaşamaya istekli olabilir. Stres, iş yoğunluğu ve yaşam tarzıyla ilgili sorunlar kişinin libidosunu etkileyebilir ve kişinin cinsellikten uzaklaşmasına sebep olabilir ya da başka sebeplerden libido düşüklüğü söz konusu olabilir. Partneriniz ve siz böyle bir problemle karşı karşıyaysanız, durum daha kötüye gitmeden konuşmalı ve gerekirse destek almalısınız.

  • Eşler arasında cinsel uyumsuzluk neden olur?

Eşler arasında cinsel uyumsuzluk zamanla meydana gelir ve bunun farklı sebepleri vardır. Örneğin, eşiniz, siz istemediğiniz zamanlarda, seks yapma konusunda size sürekli baskı yapıyorsa ve rahatsız olduğunuz bir şeyi yapmaya zorlanıyor hissediyorsanız, aranızda cinsel bir uyumdan bahsetmek mümkün olmayabilir.

  • Orgazm olmayan kadın cinsel soğukluk yaşar mı?

Kadınlar cinsel isteksizlik veya eşe karşı soğumanın bir başka sebebi ise erkeklerin bencilce davranması olabilir. Genelleme yapmaktan kaçınsak da çoğunlukla ilk önce erkeklerin orgazma ulaştığı bir gerçek. Ama bu bir problem olmaktan çıkarılabilir. Partneriniz yine de sizi memnun edebilir. Ama o bencil davranmayı tercih ediyor ve bunun için çaba göstermiyorsa uyumsuzluğun ortasındasınız demektir. Cinsel ilişkide bencillik orta vadede ciddi bir sıkıntı meydana getirir ve bir tarafı mağdur durumuna düşürür.

  • Cinsel isteksizliği etkileyen faktörler nelerdir?

Eşinizin cinsel yönden sizi eski sevgili ya da eski eşiyle kıyaslaması hiç hoş bir şey olmadığı gibi aynı zamanda sinir bozucu da. Partneriniz sizi sürekli eskiden birlikte olduğu kadınlarla kıyaslıyorsa, bu size saygı duymadığı anlamına gelir. Rahatsız olmanıza rağmen bu rencide edici tavrından vazgeçmiyorsa, konuyu gündemin birinci sırasına almalı ve çözüm üretmelisiniz.

  • Cinsel soğukluk zaman içinde mi olur?

Evet. Yaşadığınız cinsellik sizi duygusal yönden memnun ya da mutlu etmiyor aksine pişmanlık ve suçluluk hissediyorsanız, bu ciddi bir bilinçaltı sebebe işaret edebilir. Bir şeyi yapmaya kendinizi adeta itiliyor gibi hissediyorsanız, sıkıntıya girerek ilişki yaşıyorsanız bu tablo ilişkide uyumsuzluğun ciddi göstergesidir.

  • Erkeğin yaklaşımı cinsel soğukluğu etkiler mi?

Evet, kesinlikle etkiler. Her iki tarafın da rızası olduğu sürece, yatakta biraz agresiflik normal karşılanabilir. Ama bazı erkekler, partnerlerini rahatsız edecek derecede agresif davranışlar sergilerler. Partneriniz, sizin sınırlarınızı aşacak kadar saldırgan davranıyorsa, bir orta yol bulmanın zamanı gelmiş demektir.

  • Fantaziler ilişkilere zarar verir mi?

Aslında sağlıklı ölçüde fantaziler ilişkiyi canlı tutar. Ancak, çiftlerden biri zengin fantezi dünyasına sahip olabilir. Partneriyle bu anlamda bir dengeye sahip değilse; cinsellikte geniş fanteziye sahip olanın talepleri diğer tarafa ağır, uygunsuz, ters gelebilir. Cinsel ilişkide tek tarafın beklentilerine cevap vermemek konusunda sürekli bir tartışma varsa burada zaten uyum söz konusu olamaz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Aldatma belirtileri nelerdir?

çoğu süre ilişkilerde bir devre aldatmalar, hatta sonu boşanmalara kadar varan tatsız bir süreç yaşanabiliyor. organik bunun nedenleri türlü, lakin bu süreç arasında eşlerde bazı değişiklikler görülebiliyor işte bunu yaşayan kişilerden bazılarının fark ettiği değişiklikler.

– Bir yasak münasebet yaşayan koca suçluluk duygusuyla eşine karşı daha sevecen davranıyor.

– Yasak münasebet ilerlediğinde savunma mekanizması harekete geçerek karısının tüm kusurlarını ortaya döküyor.

– Bu tür kocalar çoğunlukta aileyle ve çocuklarla zaman harcamak istemiyorlar.

– Aldatan kocaların ilişki yapma stillerinde ya bir değişiklik oluyor veya hiç ilişkiye girmek istemiyorlar.

– Aldatan kocanın aileyle bağları zayıflıyor ve buna neden olarak karısını görüyor.

– Para hakkında kocanın yaptığı belirsiz harcamalar ortaya çıkıyor.

– Ofiste yahut yolda ona bir türlü ulaşamıyorsunuz, akşam eve beklenmedik saatlerde geliyor, işte devamlı bir toplantı hali yaşanıyor.

– Aldatan koca kendisine daha fazla bakıyor. Yeni elbiseler, sık banyo yapmak, yeni bir parfüm, rejim veya egzersize başlamak bunun gibi değişiklikler görülebiliyor.

– Eve sürekli, karısı açtığında sessiz telefonlar geliyor. Kendisi bazan telefonda fısıldayarak konuşabiliyor.

– Cep telefonu faturalarında sürekli aranan yabancı numaralar çok fazla çok yer tutuyor.

Kadınlar aldattığında çok daha dikkatli davranıyorlar. Onlar için günü birlik bir ilişkiden çok fazla uzun süreli ve bağları kuvvetli bir ilişki yaşamak çok aşırı önemli. bununla birlikte ilişki yoluyla bulaşan hastalıklar hakkında kocalarından daha fazla duyarlılar. kadın bir yasak ilişki yaşadığında yüzünde bir parıltı beliriyor. Her bakımdan aşırı çekici olabiliyor.

Sorunlar ne olursa olsun aldatılan taraf aşırı fazla zarar görüyor ve çoğu süre da bunlar kadınlar olmakta.

Eşinizle bir sorun yaşıyorsanız bunu yüzyüze konuşup belki sonu aldatmaya varmayacak bir çözüm bulabilirsiniz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

 

Çocuğunuzla Arkadaş Olmak Sağlıklı mı?

Çocuk ile arkadaş olmak ne kadar sağlıklı?

Çocuğunuzun hayatı boyunca pek çok arkadaşı olacak. Ama sadece bir tane anne ve babası var. Eğer siz de, “Ben çocuğumla arkadaşım” diyorsanız, bu konuyu derhal gündeminize alın. Çocuğuna arkadaş gibi davranan anne babalar bu durumun çocukların ruhsal, kişilik ve kimlik gelişimde sıkıntılar oluşturabiliyor.

Unutmamalı ki çocuklar pek çok arkadaş bulabilir ama başka anne baba bulamazlar.

Son yıllarda hayat temposunun hızlı aktığı büyük şehirlerde ebeveyn-çocuk ilişkilerinde büyük bir değişim gözleniyor. Günümüzün anne ve babaları büyümekte olan çocuklarının hayatında sadece bir otorite simgesi olmak istemiyorlar. Onlarla sıcak, içten ve arkadaşça ilişkiler içinde olmak istiyorlar. Çok zaman, çok yerde, anneler, “iyi bir anne” olduklarını göstermek için, “kızları ile tıpkı bir arkadaş gibi” olduklarını vurgularlar. Babaların da “benim delikanlı oğlum” diye başladığı konuşmalarını “ben, kendi çocuklarımla tıpkı bir arkadaş gibiyim, çocuklarımla, bir baba oğul gibi değil, tıpkı iki arkadaş gibiyiz” diyerek gururlandıklarına şahit oluyoruz.

Her çocuğun korunmaya ihtiyacı vardır. Bebeklikteki koruma tabii ki çok daha aktif ama ergenlik dönemindeki koruma daha sınırları çizerek, kuralları belirleyerek olmalı. Eğer çocuk anne babasıyla eşit haklara sahip, aynı düzlemde olursa korunma ihtiyacı karşılanmamış olur. Bu çok ciddi bir sorun. Her çocuğun korunmaya ihtiyacı vardır. Bebeklikteki koruma tabii ki çok daha aktif ama ergenlik dönemindeki koruma daha sınırları çizerek, kuralları belirleyerek olmalı. Eğer çocuk anne babasıyla eşit haklara sahip, aynı düzlemde olursa korunma ihtiyacı karşılanmamış oluyor.

 

DENGENİN ÖNEMİ VE YAPILMASI GEREKENLER

Yaşam denge üzerine kuruludur. Yaşamı dengeli kuramayan anne babaların, çocuklarının üstüne çok fazla düştüklerini gözleyebilirsiniz. 80 kiloluk bir baba çocuğun üstüne düştüğünde ne olursa, aslında çocuğun üstüne fazla düşüldüğünde de yaşanan durum bunun aynısıdır aslında. Çocuğun üstüne düşmeyin, onunla ilgilenin.Hayatın her alanında dengeli yaşamak gerekir. Aksi takdirde bir başka yaşam alanında harcanmayan enerjiyi çocuğa yöneltirsiniz. İş çok önemli olabilir ama yaşamın geri kalan alanları da çok önemli. Bir bakarsınız ki çocuk 15 yaşına gelmiş. Ve siz çocuğunuzun 3 yaşını sonsuza dek kaçırmışsınız. Çocuklara sorumluluk verilmesi gerekir. Yöneticiler ne okulda yetişir ne de işte. Tüm yöneticiler evde yetişir. Yaşama ilişerek de yaşamak mümkün, yerleşerek de. Yaşama yerleşmek lazım. Bunun için de çocuklara küçük yaşta sorumluluk verin. Giyinme sorumluluğu verin, yemek yeme sorumluluğu verin. Bir kaşığı ağzına yerleştiremeyen çocuk yaşama nasıl yerleşecek? Bazı konularda da seçim özgürlüğü verin. Seçim yapmak zordur. Bazı şeyleri yaşayarak öğrenmesine izin verin.

Çocuğunuzun hayatı boyunca pek çok arkadaşı olacak, izin verin bir tane anne babası olsun.

Arkadaşlıkta eşitlik var. Oysa siz onunla eşit değil, anne babasısınız.

Çocuğunuzla arkadaş olmayın. Etkili anne baba olun. Onu dinleyin.

Nasihatçi değil, refakatçi olun.

Çocuğunuzun hayatı boyunca pek çok arkadaşı olacak. Bırakın bir tane anne babası olsun.

 

ARKADAŞ OLMAYA ÇALIŞMA HATASI

Aile ve çocuk ilişkisinde yapılabilecek en büyük hata, çocukla iyi geçinmek ve olası çatışmaları önlemek adına ebeveynlikten istifa etmek, en iyi arkadaş olmaya çalışmaktır. Çünkü ergen, hayatının hiçbir döneminde olmadığı kadar bu dönem rehberliğe ihtiyaç duyar, bunu da yaşıtlarından ya da iyi geçinmek adına ona kural koymaktan korkan bir ebeveynden yeterli ölçüde alamaz. Çocuklar, arkadaşları ile ne kadar eşit haklara sahiplerse, arkadaşlıklar o derecede derinleşir, samimileşir. Çocuklar, kendinden daha çok imkan ve güce sahip kişilerin arkadaşlıkları altında psikolojik olarak ezilirler. Samimi olamazlar. Israrla çocukları ile arkadaş gibi olmaya çalışan bir anne-babalar çocuklarını “psikolojik baskı altında tutan arkadaş” olmayı göze almalılar.

‘Anne babanın çocuğuyla arkadaş olmamasından’ kasıt ille de sert olmak, bağırmak, çağırmak ya da despot olmak anlamına gelmiyor.  Anne-babanın otorite figürünün yanında, çocuğun sıkıştığı zaman sığınabileceği, yardım, destek alabileceği bir figürdür. Anne babaların çocuğun yaşına, gelişimine izin verecek ve ihtiyaçlarına uygun sınırlar çizmesi ve kurallar koyması gerektiğini dile getiren uzmanlar, çocukların sık sık bu sınırları ve kuralları test etme çabasında olduğunu, bu durum karşısında da ailelerin net tavır göstermesi gerektiğini belirtiyorlar. Anne babaların sertliğe gerek duymaksızın sabırlı ve en önemlisi tutarlı bir tavır göstermesi Çok  büyük önem taşıyor.

ONU ANLAMAYA ÇALIŞIN

Nasıl bir çocuk olduğunu, isteklerinin, ihtiyaçlarının ve hedeflerinin ne oluğunu keşfetmek için uğraşın. Çocuğunuzu kendi hedeflerinize yöneltmeyin, ama kendi hedefini bulma konusunda yardımcı olun. Ona, “başına ne gelirse gelsin, hayatta ne yaparsan yap ben buradayım” mesajı verin, onu dinleyin, duymak istediklerinizi değil onun sözcüklerini duyun. Çocukla ilişkide izlenecek en iyi yol onun kişiliğini, istek ve ihtiyaçlarını dikkate alan, kuralların ortak koyulduğu, çocuğa sorumluluk ve söz hakkı veren, aynı zamanda eleştiriden uzak bir yapı sergileyen etkin iletişimdir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Mükemmel bir anne olmanın 5 kuralı

Anne olmak ile mükemmel anne olmak arasında dünya kadar fark vardır. İyi bir anne olmak istiyorsanız, çocuk doğduktan sonra her daim bilinçli ve kontrollü olmanız gerekir. Çünkü çocuk yetiştirmek demek çocuk eğitmek demek değildir. Mutlu ve başarılı çocuklar elbette mükemmel annelerin eseridir.

İşte mükemmel bir anne olmanın 5 kuralı;

1. Çocuk ve gençlerin bilinç altları her daim açık ve korumasızdır. Yerli yersiz bilinçaltına yerleşen korku ve benzeri hisler çocukların huzursuz olmasına ve ileri zamanlarda psikolojik sorunlara neden olabilir. Çocuklar bu bilinçaltı hisleri birçok farklı yolla alabilirler. Özellikle izledikleri çizgi filmler ve oynadıkları bilgisayar oyunları rastgele seçilmemelidir. Bunlar içerisinde gözümüzle göremediğimiz, kulağımızla duyamadığınız, koku ve tat alma duyularımızı kandıran ve ancak beynimizle algılayabildiğimiz bilinçaltı mesajlar yer alabilir. Mükemmel bir anne olabilmek için algılarınızın her daim açık olması gerekir. Çok ince düşünmelisiniz ve çok seçici olmalısınız.

2. Mükemmel anneler çocukları ile her zaman çok güzel bir ilişki içerisinde olan annelerdir. Güzel ilişkiden kasıt kesinlikle bir arkadaşlık ilişkisi değil, bir anne çocuk ilişkisidir. Sağlam karakterli ve doğrularından vazgeçmeyen anneler, çocuklar üzerinde daha etkilidir. Çocuğun davranışlarına göre davranışlarını değiştirmeyen anneler bir süre sonra çocukların kendisini dinlediğiniz ve saydığını fark edecektir. Ve yetiştireceği çocuğa ancak bu durumdan sonra şekil verebilmektedir.

3. Mükemmel bir anne olabilmek için, çocuklarınız üzerinde baskı kurmayın. Annenin her dediğini yapan ve annenin kontrolünden çıkmayan çocuklar mükemmel çocuk değildir. Bu çocuklar anne ile yaşamaya alışacağı için, oların yokluklarında boşluğa düşerler. Kendilerine güvenen birer birey olamazlar. Kendi istek ve arzularını, annesinin fikirleri ile birlikte olgunlaştıran çocuklar mükemmeldir. Bu nedenle çocukları baskı ile değil, saygı ve toplumsal kurallar çerçevesinde yetiştirmelisiniz.

4. Mükemmel anneler aynı zamanda çok iyi birer gözlemcidir. Çocuklarının yeteneklerini ortaya çıkarıp, bunları işleyebilmek mutlu çocuklar oluşturacaktır. Kendi isteklerinizi veya yapmayı isteyip de yapamadığınız şeyleri, çocuklarınıza yaptırmak için zorlamayın. Bırakın yetenekleri olan şeylere yönelsinler, böylelikle her daim başarılı olsunlar ve bu başarı onları mutlu etsin.

5. Kendine güvenen ve bir duruşu olan çocuklar ancak mükemmel annelerin eseridir. Çocuğunuzun kendine güvenebilmesi için onun girişimci olmasını sağlamalısınız. Bunun için de çocukların oyuncaklarla oynamalarına ve ortalığı dağıtmalarına izin vermelisiniz. Arkadaşları ile zaman geçirmelerine fırsat vererek, hem paylaşımcı hem de toplumsal ortamlarda rol alabilme kabiliyeti vermiş olursunuz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Ayrıldıktan sonra yapılan hatalar

Ayrılıklar hayatın bir gerçeği ve eşinizden yahut sevgilinizden ayrıldığınız zaman yaptığınız hataların telafisi bazen çoğu zaman mümkün bile olmayabiliyor. Dolayısıyla ayrıldıktan sonra yapılan hatalar konusunda bilgili olmak, bu hatalardan uzak durmak ve onların etkilerinden sakınabilmek için çok önemli. Aksi taktirde ayrılığın üzerine bir de davranışlarınızın sonuçlarına katlanmak zorunda kalmanız işten bile değil.

Ayrıldıktan sonra yapılan hataların en büyüğü, belki de ayrıldığınız kişinin arkasından kötü konuşmak. Zira birlikte güzel vakitler geçirdiğiniz bu insanın ardından kötü konuşmak, hem yaşadıklarınızın anısına bir ihanet olacaktır hem de bir daha o kişinin hayatta ne zaman karşınıza çıkacağını bilme ihtimaliniz yok. Bunun yanında, özel hayata dair bilgilerinizi paylaşmak, diğer insanlar üzerinde kötü bir izlenim bırakacaktır.

Pek çok kadın ve erkeğin yaptığı bir diğer hata ise, gereksiz yere güçlü görünmeye çalışmak olmaktadır. Ayrılıkların ardından güçlü görünmeye çalışmak, maalesef üzüntünüzü yaşama ihtimalinizi ortadan kaldıracaktır ve bu durum da psikolojik olarak ayrılığın etkilerinden kurtulma sürenizi uzatacaktır. Korku ve üzüntülerinizle yüzleşmek, bu konuda çok daha faydalı olacaktır. Yapılan araştırmalar, yüzleşilmeyen korku ve üzüntülerin, ilerleyen zamanlarda ciddi ruhsal bunalımlara sebep olabildiğini gösteriyor.

Ayrılığın ardından intikam almaya çalışmakda maalesef size üzüntü getirmekten başka bir işe yaramayacaktır. İntikam için başka birisiyle birlikte olmak, ayrıldığınız kişinin işlerini zorlaştırmak, onun yeni ilişkisini sabote etmeye çalışmak gibi durumlar, maalesef hem sizi hem de karşı tarafı sinir edecektir ve ayrılığın etkilerinden kurtulmanızı imkansız hale getirecektir. Kendi yolunuza bakmanız her iki taraf için de daha faydalı olacaktır.

Ayrılığı kaldıramayıp barışmak için yalvarmak ise sizi küçük düşürdüğü kadar, sizi artık sevmeyen birisine karşı gereksiz duygular beslemenize neden olacaktır. Karşı taraf zaten sizinle barışmak istemiyorsa sizi gözden çıkarmış demektir ve bu nedenle kendinizi yormanın da bir anlamı yok. Barışsanız bile ilişkinizin çok uzun süreler devam edeceğini düşünmeyin.

Ayrılıktan sonra kendinizi değiştirmeye çalışmak, saçları kestirmek, kıyafetler almak, ekstrem işlere girişmek gibi davranışlar, o an sizi mutlu etse de ayrılıkla yüzleşmenizi engelleyecektir. Yaptığınız değişikliklerden hoşnut kalmama ihtimaliniz de her zaman mevcut.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Güçlü bağlara sahip mutlu evliliklerin için 10 altın öneri

Birbirlerinin kişisel özelliklerine ve farklılıklarına saygı duyan çiftlerin ilişkilerini uyum içerisinde sürdürmektedir. Bu unsurların yanında daha da önemli olan faktörlerin, ilişkiyi sürdürmeye dair duyulan inanç ve arzudur. Evlilikte, istek ve çabanın diri tutulmasıda önemlidir. Çabanın ve isteğin istikrarsızlığı, ilişkiyi çıkmaza sokan önemli unsurların başında geliyor.

İletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlık ciddi sorunlara neden oluyor

Birlikteliklerin ve evliliklerin yenilenmeye ve gelişmeye ihtiyaç duyan bir dinamiğe sahiptir. Mutlu ilişkilerin, yenilenmeye ve gelişmeye açık bireyler tarafından yürütüldüğünü, evlilikteki veya birlikteliklerdeki iletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlığın ciddi sorunların yaşanmasına neden olmaktadır. Aile yapılarının, karakter özelliklerinin, eğitim seviyelerinin ve zevklerin birbirine uyumunun, ilişkilerde ortaya çıkan problemlerle başa çıkılmasını kolaylaştıran unsurlardır.

Güçlü bağlara sahip mutlu evliliklerin için 10 altın öneri;

1. Farklılıklar, erkeği kadına kadını erkeğe üstün kılmayan özelliklerdir. Bunun bir üstünlük değil bir özgünlük olarak kabul edilmesi gereklidir. Unutulmamalıdır ki farklılıklar, rutini bozan heyecanlara zemin hazırlar.

2. Çiftlerin yaşamdan beklentileri ve amaçları uyumluluk göstermeli, çift ruhsal ve cinsel uyuma sahip olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, birbirlerini seven ve paylaşma duygusuna sahip çiftler birbirlerini mutlu eder.

3. Fiziksel, sözel ve davranışsal ve psikolojik şiddet, mutlu bir evlilikte olmaması gerekenlerin başında gelir.

4. İlişkide çatışma yaşandığında çiftler sakinliğini koruyarak sorunu çözme yoluna gitmelidirler. Davranışsal ve yapıcı eleştirilerle çözüm için uğraşmalıdır.

5. İlişkide ortaya çıkan herhangi bir sorun, asla çiftlerden birine mal edilmemelidir; çünkü evlilik iki kişiliktir. Var olan bir sorunda, kadın ve erkeğin değişen oranlarda sorumlulukları bulunmaktadır.

6. Araştırmalar, evliliğin ilk yıllarında ve ilk çocuk doğduktan sonra çiftlerin birbirlerine ayırdıkları zamanın azaldığını ortaya koymaktadır. Bu dönemlerde eşler, birlikte düzenli vakit geçirecekleri programlar yapmayı ihmal etmemelidir.

7. Eşlerden biri ya da her ikisinin cinsel sorunlar yaşamaları durumunda yardım almaya açık olmaları önemli bir diğer husustur.

8. Eşlerden birinin iletişim ya da öfke kontrol problemleri varsa yine bahsi geçen konularda profesyonel yardım alınması, ilişki açısından oldukça önem taşımaktadır.

9. Evlilikte dostluğun devamı, konuşmak, dertleşmek ve destek olmak vazgeçilmez bir özelliktedir. İlişkiye zarar verdiği düşünülen üçüncü şahıslara sınır koyma, ilişkiye dahil etmeme de önemli ve gereklidir.

10. Çiftler evlilik süresince yaşanabilecek krizlere direnebilme ve ilişkiyi ayakta tutabilme becerilerini geliştirebilir ve gerektiğinde profesyonel yardım alarak yaşanan çatışmalara dışarıdan bakabilmelidir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Kendinizi Geliştirmenin 12 Pratik Yolu

1- Her Gün Kitap Okuyun

Kitaplar bilgi deposudur. Ne kadar kitap okursanız bilgeliğiniz o kadar artar. İlgi alanlarınıza uyan kitaplar okumaya çalışın.

2- Yeni Bir Dil Öğrenin

Kendi anadilinizinden farklı bir dil öğrenin. Yeni bir dil ve dille birlikte kültürü öğrenmek oldukça zihin açıcı bir değişimdir.

3- Yeni Bir Hobi Edinin

Şu anki hobilerinizden farklı bir hobi edinin. Öğrenebileceğiniz yeni bir spor dalı? Yeni hobiniz bir şeyler yaratmakla ilgili olabilir. Yeni bir hobi edinmek sizi duygusal, zihinsel ve ruhsal açıdan geliştirir.

4- Kurslara Katılın

Kurslar yeni bilgilere erişmek ve yetenek elde etmek için harika bir yöntemdir. Uzun süreli bir kurs olmak zorunda değil, seminerler ve atölyeler de aynı amaca hizmet eder.

5- İlham Alabileceğiniz Bir Alan Tasarlayın

Çevreniz modunuzun üzerinde büyük etkilere sahiptir. İlham veren bir çevreniz olursa her gün ilhamlı olursunuz! Büyük bir proje düşünün ve odanızı değiştirmeye çalışın.

6- Korkularınızın Üstesinden Gelin

Hepimizin korkuları vardır. Toplum önünde konuşma korkusu, risk korkusu, ihtimaller korkusu… Korkular olduğumuz yerde saymamızı ve gelişmemizi engeller. Ancak şunu unutmayın ki korkularınız neyi geliştirmeniz gerektiğini gösterir. Dolayısıyla aynı zamanda bir pusula görevi görürler.

7- Yeteneklerinizi Geliştirin

Sahip olduğunuz yetenekleri geliştirin. Bu resim yapmak da olabilir yazı yazmak da. Fotoğraf çekmek de olabilir yemek yapmak da.

Kendinizi Geliştirmenin 12 Pratik Yolu

8- Erken Uyanın

Erken uyanmanın (sabah 5-6 gibi) kişiyi üretken kıldığı ve yaşam kalitesini arttırdığı konusunda birçok yazar ortak görüştedir.

9- Haftalık Egzersiz Rutini Hazırlayın

Daha iyi bir siz daha iyi bir vücuda sahip olmalıdır. Spor salonlarında vücut geliştirme gibi ağır sporlardan tutun yüzme, yürüyüş gibi daha hafif egzersizlerle de uğraşabilirsiniz.

10- Rahatlıktan Uzaklaşın

Gerçek gelişme emek ve terle elde edilir. Sürekli rahat içinde olmak gelişmemizi engeller. Rutininizi değiştirin. Farklı şeyler yapın. Yeni insanlarla tanışıp, yeni yerler görün.

11- Yarışacak Birini Seçin

Mücadele en iyi gelişme yollarından biridir. Biriyle bir konuda(para biriktirme, kilo verme vs.) sürekli yarış halinde olun ve kimin ilk olarak hedefine varacağı konusunda mücadele edin. Sonunda iki taraf da bu mücadeleden oldukça etkilenecektir.

12- Kötü Bir Alışkanlığınızı Bırakın

Kaybedemediğiniz kötü bir alışkanlığınız var mı? Çok uyumak, sigara içmek, aşırı alkol tüketimi, çok yemek vs… Psikolojik danışmanlıklardan gerekirse yardım alarak bu alışkanlığınızı terk etmek için gayret gösterin.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Oğlunu paylaşmaktan korkan kayınvalidelere gelinler ne yapmalı

Oğlunu paylaşmaktan korkan anneler, gelinleri ile pek anlaşamaz, onları sürekli eksik görmek istediklerinden hep hatalarını ararlar. Gelinlerini sürekli eleştiren kayınvalideler gelinlerini sürekli kontrol ederler, onlara karşı meraklı ve saldırgan bir tutum sergilerler.

Eğer kayınvalidenize karşı kazanmak istiyorsanız açık ve net olmalısınız. Yapmacık davranmamalı, saygı çerçevesinde hissettiklerinizi ve doğru bildiklerinizi açıkça söylemelisiniz. Ayrıca eşinizi tamamen kendi tarafınıza çekmeye çalışmamalı, orta yolu tutmasına izin vermelisiniz.

Unutmayın; siz eşisiniz o da annesi.

Eşiniz için ikinizin yeri de ayrı

Kayınvalidenizi yok saymayın. Önemli konularda onun da görüşünü alın. Fikrini sorun. Bu şekilde sevimli ve ilgili bir gelin olabilir, aranızı düzeltebilirsiniz.

Kayınvalidenizi övün, ona soru sorun. Bilmediğiniz bir yemeğin tarifini ya da eşinizin sevdiği bir yemeğin tarifini kayınvalidenize sorun. Bu onun hoşuna gidecektir. Ayrıca kayınvalideniz size ne kadar olumsuz eleştirilerde bulunursa bulunsun asla ona cevap vermeyin.

İletişimde pozitif yaklaşımlar eninde sonunda kazandıracaktır.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Evlilikte Yeniden Güven Kazanmanın Yolları

Evliliklerde bazen sevgi ve saygı yeterli olmayabilir. Eşler birbirine güvenmekte zorlanabilir, bu durum da evliliği etkileyebilir. Güven eksikliği sonucu birçok evlilik bitse de, kurtarılan evlilikler de mevcuttur. Kişinin oturup düşünmesi gerekmektedir. Eğer bir aldatma ya da buna bağlı haklı sebepler varsa, suçu kabul etmeli ve ona göre hareket etmek gerekmektedir. Zaman her şeyin ilacı olsa da, böyle durumlarda tersine işleyebilir. Evlilikte yeniden güveni kazanmak için çaba gösterilmelidir. İlk zamanlar sonuç alınamayabilir ama kesinlikle vazgeçilmemelidir. İstikrar ve sabırla, evliliğin kurtarılması mümkündür. Yeter ki inanın ve evliliğinizin kurtulması için çaba sarf edin.

  • Sabırlı Olmak

Her iki tarafı da bekleyen uzun ve zor bir süreç olacaktır. Bu yüzden sabırlı olmak, en önemlisidir. Düzenlenen yemekler, sürprizler, konuşmalar, çiçekler ilk dönemlerde sonuç vermeyebilir. Hatta tam tersine, daha kötü sonuçlanabilir. Fakat yılmadan devam edilmelidir. Kırgınlığın altındaki sevgi zamanla, gün yüzüne çıkacak ve gösterilen emekler sonuç verecektir.

  • İnkâr Etmemek

Aldatma evliliğin içine girdiyse eğer, güvenin büyük bir kısmı gitmiş demektir. Fakat yine de evliliğin kurtarılması imkânsız değildir. Aldatan tarafın kesinlikle inkâr etmemesi, bahane uydurmaması ve asla yalan söylememesi lazımdır. Çünkü konu er ya da geç gün yüzüne çıkacak ve söylenen yalanlar, aldatılan tarafın, kalan güvenini de süpürecektir.

  • Alışkanları Değiştirmek

Alışkanlıklar evlilikte çok önemlidir. Güvenin yeniden kazanılması için, kişinin çoğu alışkanlıklarından feragat etmesi gerekecektir. Gidilen mekânlar, buluşulan arkadaşlar, geç kalınan saatler ve daha birçok konuda dikkat edilmesi ve gidilen çoğu yeri haber vermek mantıklı bir karar olacaktır.

  • İletişim Cihazlarını Ortaya Bırakmak

Ortada saklanacak bir şey yoksa ve evlilik kurtarılmak isteniyorsa, bir süre telefonun ya da laptop, tablet eşyaların meydanda olması çok iyi olacaktır. Böylelikle gizlenen bir şey olmadığı anlaşılacak ve yıkılan güven tekrar kazanılacaktır. Herhangi bir telefon kurcalaması durumunda, kesinlikle karşı tarafa kızılmamalı ve telefon elinden alınmamalıdır. Böyle yapıldığı takdirde daha çok şüphelenilecek ve güvenin kazanılması hayal olacaktır.

  • Sevilen Davranışlar Sergilemek

Güveni sarsılan taraf için affetmesi çok zordur. Sevildiğini ve kaybedilmek istemediğini görmek ister. Karşısında sadece özür dileyip, başka hiçbir şey yapmayan birini görmesi, yıkılan güveni onarmayacağı gibi, sinir olmasına da sebep olacaktır. Böyle zamanlarda affedilmek istenen tarafın, karşı tarafa bir şeyler yapması şarttır. Sevilen bir mekâna götürülebilir, hoşlanılan aktiviteler planlanabilir, romantik bir yemek ayarlanabilir ve sürpriz hediyeler alınabilir. Amaç, ne kadar önemsendiği ve kaybetmekten korkulduğunun gösterilmesidir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Eşimi Affetmeli miyim?, Eşimi Nasıl Affederim?

Evli veya sevgili olanların arasında illa ki bazı kavga ve sorunların ortaya çıkması en doğal süreçlerden bir tanesi. Ancak bu anlaşmazlıklar zaman zaman her iki taraf için de o kadar zorlu olabiliyor ki, bazen affetmek imkansız hale geliyor ve ayrılıklar gerçekleşiyor. Hem kadın hem de erkekler için eşimi affetmeli miyim sorusunun cevabı da bu süreçte çok önemli bir hale geliyor. Ancak tabii ki körü körüne her şeyi affetmek ve sürekli olarak taviz vermek de o kadar mantıklı değil.

Öncelikle, bir sıkıntıda eşinizi affetmeden önce, o sıkıntının ne kadar ciddi olduğunu gözden geçirmelisiniz. Bazı kadın ve erkekler, hiç ipe sapa gelmeyecek konularda eşlerini zorlayabiliyor, yoktan sıkıntılar ortaya çıkarabiliyorlar. Eğer sizin de eşinizi suçladığınız durum bunun gibi pek de önemli olmayan bir konuysa, onu affetmemeniz için hiç bir sebep yok. Hatta pireyi deve yapma alışkanlığınız varsa, bu alışkanlığınızı bir gözden geçirebilir, ilerde yaşanacak sıkıntılara da engel olabilirsiniz.

Bunun yanında, bir de gerçek sorunlar mevcut. Bunlar arasında aldatma, kadına şiddet, sözlü baskı ve hakaretler, eşe vakit ayırmama gibi affetmesi ve kabullenmesi çok daha zor konular yer alıyor. Hem kadınların hem de erkeklerin duygusal olarak yaralanmalarına sebep olan bu tip durumlarda, maalesef affetmek o kadar da kolay değil. Zira eşini affettiğini sanan pek çok insan, aslında kendi içerisinde onu affetmeden hayatına devam etmeye çalışıyor ve durumu kabullenmekte zorlanıyor.

Eğer böylesi ciddi durumlarda eşinizi affetmek istiyorsanız, öncelikle kendinizi onu affedip affedemeyeceğiniz konusunda ikna etmeniz gerekiyor. Affettikten sonra bile sürekli olarak laf vuracak, hatalarını onun yüzüne söyleyip duracaksanız, bu affın herhangi bir etkisi olmayacaktır. Geçmişi geçmişte bırakabilenler ise affetmenin dinginliğini yaşayabilir ve eşleriyle yeniden eskisi gibi güzel vakitler geçirebilirler. Dolayısıyla affetme sürecinde sizin karakter ve alışkanlıklarınız çok önemli.

Lakin eşiniz sürekli olarak aynı hataları yapıyor, sizi küçük düşürüyor ve dikkate almıyor, affetmenizi kötüye kullanıyorsa, kendinizi bu şekilde kullandırtmaya da bir son vermeniz gerekli. Affetmek tek bir hata için sadece bir defa yapılabilir ve maalesef sürekli olarak aynı hatayı affetmeniz gelecekte sözlerinizin dikkate alınmaması sonucunu doğuracaktır.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Evlenince Neden Kilo Alınır?

Uluslararası Obezite Birliği’nin yaptığı araştırmaya göre; yeni evli çifler evliliklerinin ilk iki yılında kilo alma riskiyle karşı karşıya. Bunun nedeni ise düzenli hayat, mutluluk, yeni evli çiflere gelen misafirler ve onların şerefine yapılan yemekler…

Bayanlar da, erkekler de evlenmeden önce yediklerine ve içtiklerine dikkat ediyor. Fakat evlendikten sonra sık sık verilen yemekli davetler, gece yemeleri artıyor. Ayrıca; “Ben evliyim, mutluyum, huzurluyum…” psikolojisinin getirdiği rahatlık daha çok yemek yedirebiliyor.

Ama bu mutluluk o kadar da uzun sürmeyebilir… Çünkü uzmanlar, çiflerin kilo aldıkça kıskançlıkların da arttığını belirtiyor. Çiftlerden biri kilo aldığında, kendine olan güveni azaldığından eşini daha çok kıskanabiliyor.

Eğer yeni evliyseniz ve hızla kilo almaya devam ediyorsanız dikkat edin. Kıskançlık ve kavgalar olmadan diyet programlarına bakmalısınız.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Evliliği İlk Günkü Gibi Taze Tutmanın Yolları

İlişki zamanla yıpranır. Ama herkes ister, ilk günkü gibi taze kalmayı… Evliliğin canlılığını korumak için hayata geçirilebilecek tüyolar:

Her gün

Her gece sohbet edin. En az 10-15 dakika gününüzü nasıl geçirdiğinizi birbirinize anlatın. Yanınızda kimse yokken ve birbirinizin yüzüne bakarken…

Birbirinize dokunun. Sarılma, el ele tutuşma, sırtını sıvazlama, masaj yapma… Her ne olursa: cinsellikten bağımsız, tüm dokunma formları ilişkiyi güçlendirir.

Gün içinde yapacağı ve farklı olan en az 1 şey öğrenmeden evden ayrılmayın. Önemli bir yemeği ya da toplantısı mı var? Yoksa arkadaşları ile mi buluşacak?

Sabahları birbirinize “hoşça kal” derken, uzun sureli bir öpücük verdiğinizden de emin olun.
“Şu anda ne yapıyordur” sorusunu gün içinde en az bir kez merakla ve gülümseyerek kendinize sorun. Onu düşündüğünüzü gösterin. Beklemediği bir telefon ya da sürpriz bir not…

En azından bir öğünü birlikte yiyin. Baş başa romantik bir yemek olmak zorunda değil. Yeter ki bir öğününüz birlikte geçsin.

İlişkinizde ya da onda var olan ve çok sevdiğiniz bir özelliği düşünün. Eşinizde hayran olduğunuz bir şey? Sevdiğiniz bir özelliği?

En az bir küçük şey için “teşekkür” edin…

Her hafta

Haftada en az bir kez onu takdir ettiğinizden emin olun. “Şunu çok seviyorum…” “Bu özelliğin çok hoşuma gidiyor…” “Hatırlıyor musun, o gün böyle yapmıştın ya… ne kadar mutlu oldum…”

Birlikte hiç de hoş olmayan ama yapılması gereken bir şeyi baştan sona yapın. Ortalık mı temizlenmeli, bulaşıklar mı yıkanmalı, yemek mi yapılmalı, bir şey mi tamir edilmeli yoksa alışveriş mi yapılmalı? Hem de eğlenerek…

Baş başa herhangi bir yere gidin. Yapılması gerektiğinden değil, yapmak istediğinizden… Sinema? Pazar kahvaltısı? Ya da bir kahve molası? Güzel bir akşam yemeği? Yürüyüş? Her ne olursa… Sadece keyif aldığınız için ve en azından 1 saatliğine…

Ve tabii ki birbirinize de vakit ayırın. Yani, onun kendine özel bir vakti olmasını sağlayın. Dilediğiniz gibi geçirebilirsiniz. Dilerseniz arkadaşlarınızla görüşerek, dilerseniz uzun bir banyo sefası yaparak…
Mutlu bir cinsel yaşam, ancak ilişkiye dair pek çok başka tatmin ile birlikte gelir. Hafta sınırı koymaksızın, her ikinizin de memnun olduğu bir cinsel yaşamı hedef alın… Her ikinizin de tatmin olduğu bir şekilde…

Her ay

Onun çok çok seveceği ve sevineceği bir plan yapın. Onun için yapılmış olduğu belli olan bir plana uygun geçen bir koca gün: herkese ne kadar değerli olduğunu hatırlatır.

Sürpriz, sürpriz, sürpriz… En az 1 sürpriz sunun. Dikkatli olun, sizin değil, onun hoşlanacağı bir sürpriz olmalı.

Her ikinizin de hayatında var olan güncel sıkıntılardan konuşun. İş yaşamında, aile hayatında ya da arkadaş çevresinde yaşanan herhangi bir sıkıntı, sorun, onu endişelendiren, geren herhangi bir durumu konuşun. Ve dikkat edin: asla ve asla meseleye “düşmanın gözünden bakmayın!”

Mümkünse, baş başa çocuklardan ve yakınlardan uzak bir hafta sonu geçirin. Nerede olduğunun ya da nasıl geçtiğinin hiçbir önemi yok.

Her yıl

Hem onunla hem de kendinizle ilgili, bildiğiniz temel bilgileri güncelleyin: Yakın/uzak geleceğe dair hayalleri neler?

İlişkinize dair

Ailenize dair

İşinize dair

Arkadaşlarınıza dair

Yaşadığınız eve dair

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Ayrılık Kararı Almadan Evvel Bir Kez Daha Düşünün

Hiç kuşkusuz tüm ilişkilerdeki erek mutlu olmaktır. Gerek evlilik gerekse flört olsun, ilişkide her iki tarafında beklentileri vardır. Beraberliklerin çerçevesi ve sınırları tarafların birbirinden beklentileri ile oluşturulur.

Ne süre ki taraflardan birinin hayal kırıklıkları başlar, işte tam da o noktada ilişkide tehlike çanları çalmaya başlar nedeni ise bir ilişkide en istenmeyen his güvensizlik ve beraberinde getirdiği hayal kırıklıkları ve öfkedir.

Her insan kişilik yapısına, geçmişte yaşadığı menfi deneyimlere ve mevcut olan ilişkisine yüklediği anlama dayalı şekilde ayrılma kararı alır. bazıları karşı tarafın en ufak bir hatasında hemen ayrılmaya kalkarken bazıları ise çok sabırlı davranarak kendisini yıpratabilir.

Ayrılma kararı almadan evvela kendinizi analiz edin
Hatayı ve kusuru karşı tarafa yüklemeden öncelikle kendinize dönüp bakmanızda yarar var derim. Kendinize şu soruları sorabilirsiniz;

– çok fazla hassas mı davranıyorum?
– olası bir “bağlanamama sendromu” yaşıyor olabilmektedir miyim?
– bu insandan beklentilerim aşırı abartılı olabilir mi?
– hoşgörüsüz ve sabırsız mıyım?
– bir önceki olumsuz ilişkimden kaynaklanan öfkemi bu kişiye mi yüklüyorum?
– sonradan pişman olur muyum?

 

Bir ilişkiden neler beklediğinizi gözden geçirin

Hepimizin ilişkiden beklentisi farklıdır. bazen sahiplenilmek ister, kimisi sözünün geçeceği, yöneteceği bir ilişkiyi tercih eder. bazıları yönetilmeyi tercih ederken bazıları içinse tutkulu duyguları hissetmek ön plandadır. Zihninizdeki idealize ettiğiniz münasebet biçimi ile mevcut olan ilişkinizi karşılaştırın. Bu karşılaştırmayı yaparken olabildiğince objektif olmaya özen gösterin. şayet ki sizin beklentileriniz ile ilişkiniz iki ayrı uçta ise zaten almanız gereken karar bellidir. ama ufak tefek farklılıklar varsa ayrılık kararınızı tekrar gözden geçirebilirsiniz.

 

Mükemmeliyetçi kişilikler çoğunlukla mutsuzdurlar

Kişinin benlik yapısı ilişkisine direk olarak yansır. Sakin yapılı bireyler ilişkilerini dingin yaşarken, öfke kontrolsüzlerin ilişkileri kavga ve çatışma doludur. Mükemmeliyetçi kişilikler ise ilişkilerinden hiç bir süre memnun olmazlar. Bardağın daima boş tarafını gördüklerinden karşı tarafın her zaman hatalarını mercek altına alırlar. Karşı tarafı değişimi için uğraşırlar. Bu ise değiştirilmek istenen kişinin tepki vermesine sebep olur. eğer ki mükemmeliyetçi bir yapınız varsa hayatta mükemmel insan ve mükemmel temas olmadığını bilmelisiniz. Karşı tarafın eksilerine odaklanmak yerine, müspet yönlerine ve davranışlarına dikkat ederseniz belki de ayrılık kararınızın ona haksızlık olduğunu ayrım edebilirsiniz.

 

Sevgi ve aşk bittiyse ayrılık kaçınılmazdır

Evlilikleri ve ilişkileri yaşatan en önemli duyguların başında elbette sevgi geliyor. Aşk da varsa çiftler menfaatlerini ebedi mutlu hissederler. Aşk süre arasında daha sakin ve dingin bir his olmaya başladıkça, sevgi ve itimat duygusu ilişkinin atar damarını oluşturur. Bu iki temel duygunuzu ayrılma kararı almadan evvela her zaman değerlendirin. bilhassa bugünlerde zor bulunan bu iki konforlu duyguyu bir arada yaşayabiliyorsanız sevgilinizle ilişkinizi tekrar gözden geçirmenizi ve belki de bir talih daha vermenizi öneririm.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Mutlu Olmak İçin, An’a Odaklanın!

Bütün kişisel gelişim kitapları, mutluluğun formülü olarak ‘an’ı yaşamayı önerir. Peki bir günde kaç saat an’ı yaşıyoruz?

Günde kaç saatimizi burada olmayan şeyleri düşünmekle geçiriyoruz? Örneğin, kaç dakikamızı geçmişte yaşadıklarımızı düşünerek, kaç dakikamızı gelecekle ilgili hayallerimiz/kaygılarımız/çıkarımlarımıza ayırıyoruz? Yanımızda olmayan kişileri düşünmek için kaç dakikamızı harcıyoruz?

Zihnimizin bir günün yaklaşık %47’sinde dalıp gittiğini söylesem ne dersiniz?

Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre insanlar uyanık oldukları zaman diliminin %46,9’unda zihinsel olarak geziniyor.

Somut şekilde anlatmak gerekirse günde 12 saat uyanık olan bir insan bu 12 saatin yaklaşık 5,5’ini yaptığı işle alakası olmayan şeyleri düşünerek geçiriyor. Yani bu kişi 5.5 saatinde yaptığı aktivitelerde zihinsel olarak o işle meşgul değil.

Araştırma için tasarlanan bir iphone uygulaması kaydolan 2,250 kişiye günün farklı saatlerinde ne yaptıklarını, ne düşündüklerini ve nasıl hissettiklerini soruyor. Özellikle sorgulanan şey ise, bir aktivite yaparken düşündükleri şeyin yaptıkları aktiviteyle ilgili olup olmadığı.

Sonuç, 2,250 kişinin uyanık geçirdiği zamanın %46,9’unun zihnen dalgın olduğu, bu da yapılan her aktivitenin en az %30’unda aktiviteden bağımsız şeyler düşündükleri anlamına geliyor.

Araştırmacılar, bir işi yaparken başka şeyleri düşünmenin bilişsel bir yetenek olduğunu, ancak duygusal anlamda kişiye zarar verdiğini ekleyip, zihnin gezinmesinin mutluluğu ölçmede büyük bir yeri olduğunun altını çiziyor.

İnsanlar, en çok an’ı yaşadıkları zaman mutlu olduklarını söylerken, mutluluk düzeyi  zihnin farklı yerlerde dolaştığı zamanlarda azalıyor. Zihnin en çok dolaştığı zamanlar ise dinlendiğimiz, çalıştığımız ve bilgisayar kullandığımız zamanlar.

Günün 5,5 saatini gezinen bir zihinle geçiren biri olduğumuzu düşünürsek, günün büyük bir bölümünde an’ı kaçırdığımız ortada. Bunun için daldığımızı, ortamdan koptuğumuzu fark ettiğimiz anda kendimizi dürtmeli, başka düşüncelerden olabildiğince uzaklaşıp yaşadığımız ana odaklanmalıyız.

Bu belki başlarda zaman ve dikkat gerektirir, ancak uzun dönemde bize daha fazla mutluluk olarak dönecektir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Fobiler (Korkular) Çocuklukta Gelişiyor!

Ortalama 10 yaş civarında ortaya çıkan fobiler, kadınlarda erkeklere göre iki kat daha fazla görülüyor ve tedavi edilmediğinde kişinin yaşamını ciddi şekilde olumsuz etkiliyor.

Kişinin korku duyduğu durum veya nesneden kaçınması ve görmezden gelmesi; kişisel sağlık problemlerine, arkadaşlar ve aile gibi sosyal çevre ile sorunlar yaşamasına, hatta okul başarısızlığı ve iş kayıplarına kadar gidebiliyor. Bir durum, eylem veya nesneden kişinin kaçınmak isteyecek derecede duyduğu korku olarak nitelendirilen fobi, 3 ana sınıfa ayrılıyor.

Toplum önünde konuşmak, yeni kişilerle tanışmak, buluşmak veya diğer sosyal ortamlardan korkmak “sosyal fobi”, dışarıda olmaktan korkmak “agorafobi”, belli nesne veya durumlara karşı duyulan fobi ise spesifik korkular olarak tanımlanıyor.

Fobilerin temelinin çocuklukta oluşmaktadır. Bilinen özgün bir neden olmamakla birlikte, fobilerin ailesel özellik gösterdiği, kültürden ve yetiştirilme tarzından etkilendiği ve bir dizi farklı yaşam olayı ile tetiklenebildiğini söyleyebiliriz. Fobileri bulunan kişilerin birinci derece yakınlarında da fobi görülme olasılığı, aile öyküsü olmayanlara göre 3 kat daha fazla. Ebeveynleri çocuk yetiştirme konusunda çok koruyucu veya aşırı mesafeli olan kişiler, fobi gelişmesi açısından daha büyük risk altında. Fobi mağdurlarının stres yaratıcı durumlarla baş etmek için sıklıkla durumdan kaçınma davranışları sergiledikleri ve korkutucu durumun yoğunluğunu asgariye indirmekte güçlük çektiklerini görüyoruz. Fobilerin gelişmesindeki olası bir diğer etken de bir olumsuz deneyimin, genelleştirilerek tüm yaşama yansıtılması.

BAŞKA HASTALIKLARA EŞLİK EDİYOR

Fobi, şizofreni dahil bir dizi farklı ruhsal rahatsızlıklarla birlikte görülebiliyor. Özellikle de kaygı bozuklukları ile birlikte seyredebiliyor. Panik bozukluğuna ilave olarak; yaygınlaşmış anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ve travma sonrası stres bozukluğu da sıklıkla fobilerle birlikte seyreden ruhsal bozukluklar arasında yer alıyor.

Tehlikeli durumlar karşısında hissedilen normal ve hatta yararlı bir duygu olarak tanımlanan korku; yakın ve açık bir tehdit olmadığı halde duyuluyorsa, tüm yaşamın akışını olumsuz yönde değiştiriyor. Kaçınmak, korkulan durumla karşılaşmamak için bilerek, bilmeyerek davranışların değiştirilmesi, kişinin giderek daha kısıtlı bir sosyal yaşam ve çevreye mahkûm hale gelmesi; günbegün yaşam kalitesini bozulmasına, yakın ilişkilerde de krizlere ve giderek yalnızlığa sebep oluyor. Gerektiği zamanda gerektiği yerde olamamak, gerekenleri yapamamak yaşamda elde edilebilecek maddi ve manevi hedeflere ulaşılmasını da engelliyor.

NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI?

Fobi; yoğun ve engelleyici korku, kaygı ve paniğe neden oluyor. Fobi nedeniyle belli durumlar ve yerlerden uzak durmaya çalışılıyor, kaçınılan davranışlar günlük yaşamı olumsuz etkiliyor ve bu durum en az 6 ay devam ediyorsa yardım almak için başvurma vaktinin gelmiştir. Unutulmamalıdır ki; geç kalmadan fobilerin üzerine eğilerek, önemli sosyal kayıplara uğramadan, yaşam kalitesini artırmak ve yeniden üretken, mutlu bir yaşama dönmek mümkündür.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Beyni Geliştirmek İçin Ne Yapmak Gerekir?

Her insanın belli bir beyin kapasitesi vardır. Bunu genetiği belirler.Fakat bu kapasitenin etkin kullanılması için yapılacak birçok şey vardır.

Doğumla başlayan öğrenmenin sonu yoktur.Öğrenme bir başkası tarafından deneyimlerin aktarılması ile gelişir.Bununda adı eğitimdir.İyi bir eğitim beyni geliştirir.Buna birkaç örnek vermek istiyorum.

1) Kitap okumak en faydalı beyin geliştirme yöntemidir.Kitap okumak sağ ve sol lobu beraber geliştirir.Çünkü kitap okurken sol tarafla takip edilen ve kavranan kavramlar sağ tarafta hayal edilir.Bunun için televizyon izlemek sağ lobu pasif bırakır.

2) Sık sık bulmaca çözme beyin için yapılacak en iyi egzersizdir.

3) Okunan bilgilerin uygulanmaya geçirilmesi ve görsel olarak görülmesi okullardaki deneyler sonucunda dersler daha iyi anlaşılır.

4) Öğrencilikte ve çalışma hayatı içinde resim,müzik veya el işi gibi sağ tarafı geliştirecek hobiler edinme.

5) Bol bol spor yapmak,yeterli uyumak ve beslenmeye özen göstermek özellikle spor beynin dinç ve güçlü kalmasını sağlar,olumsuz düşünceleri yok ederek beynin daha kolay öğrenmesini sağlar.

BEYNİ OLUMSUZ YÖNDE ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Özellikle günümüzde büyük metropol şehirlerde yaşamak hiçbir etken olmasa da tek başına stres kaynağıdır.

Trafik,hava kirliliği,çalışma şartlarının ağırlığı,zamanla yarışma…gibi etkenler beyni ve sinir sistemini olumsuz etkiler.

Aşırı stres beraberinde uykusuzluk,sinir,insanlara tahammülsüzlük durumlarını da beraberinde getirir.Aşırı stres altında kalan beyin yıpranır.Fonksiyonları bozulmaya başlar ve hükmetme kabiliyeti zayıflar.

Örneğin;günlerce uykusuz kalan kişinin hafızası ve düşünce yeteneği zayıflar,vücut direnci düşer bu gibi durumlarda hekim yardımı almak gerekebilir.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.