Evlilikte sen ben sözlerinden vazgeçmek

Beklentiler, kadın ve erkeklerin duygusal ve psikolojik kapasitelerini aştığı zaman evlilikte stres ve hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor. Bunlara adapte olamama, kişisel ve seksüel tatminde eksiklik gibi yeni nedenler eklendiğinde ise boşanmalar artıyor.

Evlilik ve ailenin, eşlerin cinsel ve kişisel ihtiyaçlarını tatmin etmesinin yanı sıra arkadaşlık, aşk, koruma, sırdaşlık ve duygusal destek sağlayarak toplum desteğinin çökmesini ve sosyal yabancılaşmayı da tamamen telafi etmesi bekleniyordu ve sanki tüm bunlar yeterli değilmiş gibi bireysel olarak da eşlerin kendilerini sürekli olarak geliştirmeleri isteniyordu.

Hali hazırdaki yüksek boşanma oranları, çiftlerin basitçe kendilerinden istenilenlerin hepsini yerine getiremediklerini gösterir. Ödevler çok yorucudur. Çiftlerin evliliklerinin ilk birkaç yılının ardından duygusal banka hesaplarının boşalmasına ve birey olarak kendilerini tükenmiş hissetmelerine şaşmamak gerekir.

Eşlerin rolü ne olmalı

Tenis maçlarında, tekler arasındaki her oyuncu kazanmayı, dolayısıyla karşısındakinin kaybetmesini ister. Benzer şekilde karşı taraf da kazananın kendisi, kaybedenin diğer taraf olmasını ister. İki taraf da karşısındakinin zaaflarından kendi çıkarları doğrultusunda yararlanmaya odaklanır.

Oysa aynı oyuncular çiftler arasındaki bir karşılaşmada eş olsalar, birbirlerinin zaaflarını yine görürler ancak bu onlara birbirlerini kollayarak nasıl işbirliği yapacaklarını gösterir. Bu kez amaç tek başına değil, birlikte kazanmaktır.

Bir ilişkide de eşler buna benzer bir takım oyunu oynamalıdır. Güven duygusu, eşimizin aramızdaki bağa zarar verebilecek engellere karşı ortak çıkarımız doğrultusunda birlikte hareket etmeye kararlı olduğunu fark ettiğimiz zaman gelişir. Bu kez aradaki ağ birlikte olmayı simgeler. Bu oyunu birbirimizi kollayarak ve karşılıklı özen göstererek oynarız. Böyle oynayabilmek için gerçek sevgi uğruna benmerkezcilikten vazgeçmek gerekir.

Evlenmeye karar vermeden önce

İnsan aşık olduğunda her şey gözüne toz pembe görünür, fakat zaman ilerledikçe arasındaki farklar ortaya çıkmaya başlar. Evlenmeye karar vermeden önce bunları mutlaka kendinize sormanız gerek…

 

Bazı konuları başından bilmek, muhtemel hayal kırıklıklarını önleyebilir. Evliliğiniz boyunca aşkınızı ilk günkü gibi koruyabilmek için önemli konuları mutlaka masaya yatırın!

 

Benim görevlerim / senin görevlerin meselesi

Aşık insanlar her şeyi birlikte yapmak ister. Fakat bir süre sonra her iki taraf da hoşlanmadığı işlerden kaçmaya başlar. Oysa her beraberlikte eşler arasındaki görev dağılımının tanımlanması, ilişkinin uyumlu ve mutlu devam etmesi açısından çok önemlidir. Bu sorunun çözümünü kendi haline bırakırsanız, “Her şeyi ben yapıyorum”, “Evin yükü benim omuzlarımda” gibi cümleleri duymanız kaçınılmaz olur.

Günlük hayatta sizi rahatsız eden davranışları var mı?

Düne kadar size sevimli gelen her davranışı ilk sihrini yitirdi mi yoksa? Her gece horluyor, siz de uyuyamıyorsunuz. O ise sizin sabah aynanın önünde uzun süre oyalanmanızdan şikayetçi… İyisi mi siz, bazı alışkanlıklarınızı ilişkinin başında birbirinize anlatın ve gelecekte büyük sürprizlere maruz kalmayın.

Çocuk istiyor musunuz?

Erkekler ve kadınlar çocuk meselesine farklı yaklaşır. Erkeklerin bu konuda pek acelesi yokken, kadınlar biraz daha sabırsız davranır. Sonuç olarak çocuk olayı sık sık ertelenir. Taa ki kadının ‘biyolojik saati’ alarm çalmaya başlayana kadar. Bu kadar önemli bir meseleyi zamanında, yani ilişkinin başında konuşmak en doğrusu.

Evlendikten sonra da çalışmaya devam edecek misiniz?

Bu konuyu önceden konuşmakta fayda var. Eğer birlikte olduğunuz kişi sizi çalıştırmak istemiyor ancak siz bunu istiyorsanız onunla ‘savaşmak’ yerine aile bütçesi ve kendinizi geliştirmenin önemi açısından çalışmanın faydalarını anlatın.

Aşk uğruna hangi fedakarlıklara hazırsınız?

Müzik zevkleriniz farklı, onun sinemada görmeye bayıldığı filmler sizin için çok sıkıcı. Bu liste daha sonsuza dek uzayabilir. Birlikte olan iki kişi bazen sevdiğini kırmamak için yıllarca hoşlanmadığı şeylere katlanır. Fakat fedakarlıklarda bulunan kişi, bir süre sonra ister istemez birlikte olduğu insanı bunlar için suçlamaya başlar. Belki de en doğru davranış; sevdiğiniz kişiye güzel bir dille, ona olan sevginizin sadece onun hoşlandığı şeyleri yapmaktan ibaret olmadığını anlatmaktır.

Geçmişi saklamayın

Genelde çiftler eskide kalan beraberliklerinden bahsetmeyi sevmez. Belki beraber olduğunuz kişi geçmişinizi tüm ince ayrıntısına kadar bilmek zorunda değil. Fakat geçmiş hiç beklemediğiniz bir anda karşınıza çıkabilir ve o zaman her şeyi izah etmek daha zor olabilir. Geçmişinizle ilgili bilinmesi gereken konular varsa, sevdiğiniz kişiye bunları anlatmanın ilişkinizin karşılıklı güven üzerine gelişmesi açısından çok önemli olduğunu asla unutmayın.

Hayallerinize ne oldu?

Aşık çiftler, gelecekle ilgili planlar yapmaya ve ortak hayaller kurmaya bayılır. Yine de her şeyi paylaşmak uğruna sadece size ait hedef ve hayallerden vazgeçmeyin. Sadece bir ikilinin parçası değil, tek başınıza da bir birey olduğunuzu unutmayın. Yaşam isteğinizi ve coşkunuzu artıracak, hayatınızı daha da güzelleştirecek plan ve rüyalarınızdan asla vazgeçmeyin.

Gelin Kaynana İlişkileri Nasıl Olmalı

 

Bu konuda her ne kadar çok yazılmış, üzerine filmler ve diziler yapılmış olsa da, her çağın gündemden düşmeyen baş konusu gelin-kayınvalide ilişkisidir. Hatta belki hatırlarsınız, birkaç yıl önce gazetede çıkan bir haberde; M.Ö. bilmem kaç yılına ait bir tablet bulunmuştu ve üzerinde bir kadının kocasına çiviyle yazdığı tablet mektubun sebebi kayınvalidesinden şikâyet etmekti. Belli ki bu konu, yüzyıllar öncesinden gelen ve muhtemelen önümüzdeki çağlarda da devam edecek bir sorun…

 

Gelin-kayınvalide arasında problem yaşandığında arada kalan hep erkek olur ve pek çok erkek de bu paylaşılamadığını sandığı durumdan, silahlar kendisine çevrilinceye kadar gizliden gizliye zevk alır. Ama işin aslı iki kadının iktidar mücadelesidir. Erkek sadece bir araç ve savaşın sonunda aslında çok da değeri kalmayan savaş ganimetidir. Değeri azalır çünkü problem sürecinde her iki kadın da erkeğin her hareketini izler, hangi tarafı tuttuğunu anlamaya çalışır ve hiçbir koşulda erkeğin uzlaştırma çabalarının doğru adımlar olduğunu düşünmez. Dolayısıyla her adımda erkek biraz daha arayı bulamayan, idare edemeyen ve hep diğer tarafın etkisinde kalan aciz bir varlık olarak görülür.

Evliliklerde saygıyı en çok örseleyen problemlerin başında gelin-kayınvalide arasında yaşanan, düşününce aslında karı-kocanın birebir yaşamadığı bir problem olması kulağa tuhaf gelmiyor mu?

Acaba ana neden iktidar savaşı mı?

Bu problemin iktidar savaşından kaynaklandığını kaç kadın itiraf edebilir bilmiyorum. İşin özüne bakarsanız, mazeret olarak sunulsa bile aslında gelin de kayınvalide de çoğu zaman birbirlerinin tarzını kabullenmiş oluyor. Her iki kadın için de asıl sebep birbirlerinden haz etmemeleri ya da birbirlerini asla affedemeyecek olmaları da değil. Aslında iki kadın da kimin daha güçlü olduğunu ve koca/oğulun üzerinde kimin daha etkili olduğunu ölçmeye çalışıyor. Erkek kimin yanında yer alırsa, o kadın kendisini diğerinden daha üstün hissediyor ve gözdağı vermiş oluyor. Böyle düşününce sizin de aklınıza kabarmış hindiler geliyor mu bilmem?

Bu konuda tartışma yaşayan çok çift danışanım olduğu gibi, kayınvalidesi ile yaşadığı problem nedeniyle psikolojisi bozulup da gelen çok bayan da var. Neden kayınvalidelerin bu problem nedeniyle gelinleri kadar yıpranmadıklarını düşünürsek, aslında çözümün bir parçasını da görmüş oluruz.

Çünkü her kayınvalide bir şekilde gelinini onaylamıyor ve karısına uyduğu için oğluna da kızıyor ama birkaç kayınvalide bir araya geldiğinde dertleşip, geri adım atmak zorunda kaldıkları noktayı ise “ne yapayım, çocuğumun mutluluğu için katlanıyorum” diye açıklıyorlar. “Annelik” fedakârlığı yaptıklarını vurguladıkları bu noktada da birbirlerini takdir ederek yüceltiyorlar. Üstelik onların da kendi kayınvalideleri ile zamanında yaşadıkları problemler nedenleriyle daha antrenmanlı olduklarını da unutmamak gerek.

Oysa gelinler, kilitlendiklerini hissettikleri ve kocalarına annelerine karşı istediklerini yaptıramadıkları noktada, bunu bir yenilgi olarak kabul ediyorlar. Eşlerinin annelerinin tarafını tuttuklarını düşündükleri süreçte eşleri için fedakârlık yapmaları da söz konusu olamayacağından, bu yenilgi içlerinde giderek bir öfke topuna dönüşüyor ve hem kendi hayatlarını, hem de evliliklerini cehenneme çeviriyorlar.

Her gelinin, bu noktada duygularıyla değil aklıyla davranması gerek;

1- Öncelikle kayınvalidenizle yaşadığınız sorun, onunla sizin aranızda; sizin yaşadığınız problemin çözümü eşinizde değil, yine sizde!

2- Kayınvalidenize karşı olumlu duygular beslemiyorsanız ve onun iyi niyetli davrandığını düşünmüyorsanız bile neden sizi üzen bir insan yüzünden eşinizle tartışasınız? Siz kocanızla tartışırken muhtemelen o evde huzur içinde dizisini seyrediyordur.

3- Siz her ne kadar kızgın olursanız olun, unutmayın ki o eşinizin annesi… Eşiniz asla annesini sizin gözünüzden göremeyecek, sorunu sizin gibi yorumlamayacak, yorumlasa da itiraf etmeyecektir.

4- Eşinizin sizi korumasını beklemeyin, siz kendinizi saygı ve nezaket çerçevesinde koruyabilecek kadar büyüksünüz. Eşinizse annesinin karşısına her geçtiğinde, yaramazlık yaptığı için azar işittiği kısa pantolonlu günlerinin psikolojisinde olacak.

5- Eşinize asla “ya o, ya ben” demeyin. Kendinizi, size göre hatalı davranan bir insanla aynı kefeye koymanın mantığı yok. Üstelik hiç kimse tehdit altında seçim yaparak mutlu olmaz.

6- Kayınvalidenizden şikâyet edip durmak ve evdeki huzurunuzu bozmak yerine bu sorunu nasıl çözeceğinizi düşünün. Kayınvalidenizin size olan davranışlarını değiştirmek istiyorsanız, bu konuda sizin ne yapabileceğinizi düşünün. Kimse siz istiyorsunuz diye değişmez, ancak size nasıl davranılacağını siz belirlersiniz.

Son olarak Sevgili kayınvalideler;

Birçok erkek bu durumda karısına hak veriyor, fedakârlık yapması veya davranışlarını değiştirmesi gerekenin annesi olduğunu düşünüyor. Hatta birçok erkek, annesinin evliliği üzerindeki bu olumsuz etkisinden bizzat şikâyetçi! Ancak çoğu zaman, sadece “anne” olduğunuz için, anneleri üzmemek gerektiği, cennet anaların ayakları altında olduğu veya anne bedduası alanın iflah olmayacağı için ya tepki vermiyor ya da arayı idare etmeye çalışıyor, haberiniz olsun.

İlişkilerdeki Kavganın Nedenleri

Sevmek ve sevilmek aşırı güzel bir his. Birbirini seven insanlar iyi anlaşsalar da bazen tartışmalar da kaçınılmaz oluyor. halbuki ki, iyi temas, hiç anlaşmazlığa düşülmeyen değil anlaşmazlıkların en müsait biçimde çözümlendiği ilişkidir. Peki, ilişkilerde azami görülen kavga nedenleri nelerdir? Bunları sizin için yedi başlıkta toparlamaya çalıştık.

KISKANÇLIK
ilişkilerde en çok görülen kavga nedenlerinden birisidir. çiftlerden birinin diğerini kıskanması sık sık anlaşmazlıklara hatta kavgalar sebep olabilmekte. Elbette seven insanların birbirini kıskanması doğaldır. lakin bu sevdiğiniz kişinin hayatını agu edecek boyutlara ulaşırsa kavga da kaçınılmaz olacaktır. Böyle pozisyonlarda karşınızdakinin sevdiğiniz şahıs olduğunu aklınıza getirmeniz daha makul davranmanızı sağlayacaktır.

KIRICI OLAN ELEŞTİRİLER
Birbirini seven kişiler elbette birbirlerini eleştirme hakkına da sahiptir. lakin eleştiri yapıcı olursa faydalı bir araçtır ters takdirde karşınızdaki kişinin size olan sevgisinin azalmasına sebep oluyorsunuz.

İLETİŞİMSİZLİK
Birbirini seven bireyler arasında iletişim aşırı önemli bir konu. ilişkide çiftler arasındaki iletişim kopmaya başladığı anda kavgalar da kaçınılmaz hale gelmektedir. Yapılması gereken, ilişkide uygulanan duygusal ve fiziksel iletişim kanallarını daima açık tutmaktır.

SORUMLULUKLAR
Kadın – erkek ilişkilerinde ve ya evliliklerde, her insanın üzerine düşen sorumluluklar bulunmaktadır. ilişkide çiftlerden birisi yahut her ikisi sorumluluklarını yerine getirmezlerse, bu kavga etmek için müsait bir gerekçe oluşturur. Yapılması gereken ilişkide, hepimizin üstüne düşen ve müşterek sorumlulukları kesin olarak belirlemek ve bunları tam şekilde yerine getirmektir.

BEKLENTiLER
İlişki başladığı ilk andan itibaren çiftler birbirini tanımaya ve tanıdıkça karşısındakinden bazı beklentiler oluşturmaya başlar. Beklentilerin karşılanmaması durumunda ise ilişkide kavgalar görülmekte. Bu konu hakkında yapılması gereken şey karşınızdakinden asla karşılayamayacağı ütopik beklentiler içine girmemenizdir.

ÜÇÜNCÜ KİŞİLER
İlişkilerde kavgaların sebeplerinden çoğu da üçüncü kişilerle olan ilişkilerdir. Birbirini seven insanlar için, mühim olan kendilerinin düşündükleri ve söyledikleridir. hısım, arkadaş vb. bu gibi üçüncü insanların temas içerisinde etkin olmaları çiftler arasında kavga çıkmasına sebep olacaktır.

CiNSELLiK
Birlikteliklerde çiftlerin birbirleriyle cinsel açıdan da ahenk arasında olmaları zorunludur. Cinsel yaşantıdaki sorunlar ilişkilerde kavga sebebi olabilmektedir. beraber çözülemiyorsa, profesyonel kişilerden yardım almak doğru bir tutum olacaktır.

Hem iş hem de sağlıklı bir evlilik için bazı tüyolar

İş yaşamı, özellikle geleneksel olarak ev kadınlığı ve annelik rollerini üstlenen kadınlar için bir varoluş alanıdır. Ama hem çalışmak hem de ev kadını olmak kolay değildir. Evliliğin ilk günlerinde alınabilecek birkaç önlem ile hem iş hem de sağlıklı bir evlilik hayatının gerçekleşecektir.

Kadın kendini keşfetmeye, yeteneklerini sınamaya, sosyal ilişkilerini geliştirmeye ve ekonomik özgürlüğünü kazanmaya bir işte çalışarak başlar. Bu durum kadınların sadece ev hanımı ve anne olmadıklarını göstermeleri açısından oldukça önemlidir.

Evlilik ise kadının iş yaşamındaki mevcut durumuna, pozisyonuna, eş olma, ev kadını olma ve annelik rollerinin sırasıyla dâhil olduğu bambaşka bir platformdur.

Özellikle evliliğin ilk yıllarında kadınlar, üstlendikleri tüm rolleri kusursuz bir biçimde oynamayı hedeflemekteler. Bu konuda bazen kendilerine oldukça acımasız davranarak, mükemmel bir eş, ev kadını ve iş kadını olmaya çalışabilirler. Bir süre sonra, kadın kendine zaman ayıramamakta, kendisiyle ilgili isteklerini hep erteler duruma gelmekte.

Çalışan kadın, çevresinin ona yüklediği sorululukları tam anlamıyla yerine getiremediğinde kendisini beceriksiz, başarısız, hiç kimseye yetişemeyen biri olarak görür. Tükenmiş, mutsuz ve yalnız hisseder. Bu duygularla evine ve eşine gereken ilgiyi gösteremez, iş yerinde verimi bile düşebilir ve kendini çaresiz hissedebilir.

Çalışırken bir evliliğin gerçekleşmesi durumunda, ilk günlerde alınabilecek birkaç önlem ile bu sorunların önüne geçilebilir.

* Evli bir kadın, mutlaka kendisine zaman ayırmalıdır. Belirli aralıklarla arkadaşlarıyla bir araya gelebilir, onlarla sohbet ortamı oluşturabilirler.

* Hem iş yerinde hem de evde en iyi olmak düşüncesinden vazgeçerek onun yerine yeterince iyi olmayı öğrenmelidirler.

* Evdeki tüm sorumlulukları üstlenmek yerine, eşleriyle birlikte iş bölümü yaparak sorumlulukları dağıtabilirler.

* Gün içerisinde yaşanan olumlu ya da olumsuz tüm süreçleri eşleriyle paylaşabilmeli, fikir alışverişinde bulunabilmelidirler. Sağlıklı bir iletişim, sağlıklı bir ilişkiyi de beraberinde getirecektir.

* Evlilik içerisinde karşılaşılan herhangi bir durumun çiftler tarafından çözümlenememesi durumunda profesyonel bir yardım almayı düşünebilirler.

Eş Seçerken Nelere Dikkat Etmeliyiz

Çok güzel hayallerle , bembeyaz gelinlik ve damatlıklarla , düğünlerle , derneklerle kuruluyor evlilikler. Ancak bir çoğu hüsranla sonuçlanıyor. Aile içi yaşanılan huzursuzluklar ve boşanmalar giderek artıyor. Özellikle de evliliklerinin daha ilk yıllarında boşananlara baktığımızda , ‘ Şiddetli Geçimsizlik ‘ denilip geçiliyor.

Elbette gerek eğitim, gerek iş, gerekse sosyal ortamda yüzlerce kişi ile tesadüf eseri tanışıyor, içlerinden sadece bir tanesine ilgi duyup, bir ömür boyu geçireceğiniz kişi ile evlilik kararı alıyorsunuz.

Ancak bu önemli kararı vermeden önce , doğru eş seçiminde bulunduğunuza inanıyor musunuz? Çünkü vereceğiniz bu önemli karar;

-Bundan sonraki hayatınızın kiminle geçeceğini,
-Sizi bekleyen yeni sorumlukları veya sorunları,
-Duygusal, sosyal , cinsel yaşamınızın doyumunu,
-Çocuğunuzun nasıl bir anne ve baba ile büyüyeceğini
-En önemlisi de kiminle yaşlanacağınızı belirleyecek

Eş seçimi tesadüflere bırakılacak , rastgele bir süreç değildir. Tüm bu nedenlerle toplumun temel direği olan ailenin ilk adımıdır evlilik. Öyle tesadüflere bırakılacak bir kurum değildir; aşkla, sevgiyle, bilinçle atılmalıdır bu temeller.

İlk önce kişilik özelliklerinizi, evlilikten beklentilerinizi , eşinizden ne isteyip istemediğinizi fark etmeli ve kendinizi iyi tanımalısınız. Daha sonra karşınızdaki kişiyi tanımak için adım atmalısınız. Birbirinizi tanımak için en az 6 aylık bir süreye ihtiyacınız olacaktır.

Eş Seçerken Şunları Kendinize Sorun!

Kendimi evlenmeye hazır hissediyor muyum?
Evliliğin getirdiği sorumlukları üstlenmeye hazır mıyım?
Aşkla, severek ve isteyerek mi evleniyorum yoksa sırf ailemden veya yaşadığım sorunlardan kaçmak için sığınacak bir liman olarak mı görüyorum?
Ona karşı sevgi ve saygı besliyor muyum?
Fiziksel ve cinsel yeterince çekici buluyor muyum?
Fikirlerine saygı duyuyor muyum?
Onu “ben “ olmaya zorlamadan, boğmadan kendisi olma özgürlüğünü tanıyabilecek miyim ?
Duygu ve düşüncelerimi ona açık ve net bir şekilde ifade edebiliyor muyum?
Evliliğimizde oluşabilecek problemlerle başa çıkabileceğime inanıyor muyum?
Ailesi ve geçmişi hakkında yeterince bilgim var mı?
Aile yapımızın, örf ve adetlerimizin, dini inançlarımızın olası farklılıklarını biliyor muyum? Bu farklılıkların doğurabileceği problemlere ve çözümlerine hazır mıyım?
Yetiştireceğim evladıma anne babalık ya­pabilme potansiyeline sahip miyim?

Bu soruların en az yarısına “evet” dediyseniz evlenme­ye hazır olduğunuzu düşünebilirsiniz.

Aşk Her Şeyi Halleder mi?
Evlendikten sonra eş seçiminden dolayı pişmanlık duyan bireylerin genellikle;

• Acele ve ani evlilik kararı almaları
• Evlenememe korkusuyla fazla düşünmeden hareket etmeleri
• Birbirini yeterince tanımadan evlenmeleri
• Evliliğin sorumluluklarını taşıyabilecek kadar olgun olmamaları
•Evlenmeden önce eşlerinde var olan problemleri görmezden gelmeleri
• Eşlerinde veya ilişkilerinde var olan prob­lemleri “ nasıl olsa ben düzeltirim” diyerek evlilik sonrasına ertelemeleri
• Eşlerden birinin risk taşıyan bazı davranışlar (zararlı madde kullanımı, şiddet eğilimi vb.) içinde bulunması
• Eşlerden birinin ruh sağlığının bozuk olması
• Eşin ailesiyle anlaşamamaları
• Aşkın her türlü problemi halletmeye yeterli olduğuna inandıkları görülmüştür.

Mutlu insanların özellikleri ve sırları

Siz de bu davranışları tekrar etmeye başlarsanız, hayalini kurduğunuz mutluluk, huzur ve başarıya sahip olabilirsiniz. Kesinlikle denemeye değer!

Başkalarını suçlamazlar

Mutlu insanlar hayatlarında yaptıkları her şeyin sorumluluğunu alırlar. Çevrelerini, kaderi veya başka sebepler bulup, suçlamak için bir şey aramazlar.

Şimdinin gücünü bilirler

Mutlu insanlar geçmişte olanları düşünmezler, geleceğe bakarlar ve şimdiyi dolu dolu yaşarlar çünkü mutluluğun şimdide olduğunu bilirler.

Öfkeyle beslenmezler

Hayatta kötü şeyler olur ancak mutlu insanlar, kötü olayların üzerinde fazla yoğunlaşmazlar. Çıkaracakları dersleri alır ve hayata devam ederler. Üzüntü, suçluluk, kızgınlık, hır ve öfke gibi duygularla beslenmezler.

Dengeyi bulurlar

Mutlu insanların dengeli bir hayatları var. Aile, kariyer, sağlık, inanç, arkadaşlar, konu ne olursa olsun, hepsinde dengeli seçimler yapıyorlar. Tıpkı arabalar gibi, hayatın da balans ayarı var.

Mutlu insanlarla görüşürler

Mutlu insanlar, çevrelerinde mutlu insanlar olması için çaba harcarlar. Enerjilerini tüketen, sürekli negatif düşünen ve konuşan kişilerle arkadaşlık etmezler.

Kendilerine karşı dürüsttürler

Mutlu insanlar dürüstlerdir ve kendilerine güvenirler. Doğal olarak çevrelerindekiler de onlara güvenir ve dürüstlüklerine inanırlar.

Hayatı tutkuyla yaşarlar

Mutlu insanların tutkuyla yaptıkları şeyler vardır. İşleri, hobileri veya aşkları… Onları her sabah yataktan heyecanla uyandıracak tutkuları vardır.

Farklı gözle bakarlar

Mutlu insanlar sorunları birer fırsat olarak görürler. Zorlukları kabule der, öğrenir, büyür ve bunu kendileri için avantaja çevirirler.

Tüm Acılara Tek Çözüm; Farkında Ol

Ünlü uzak doğu aydınlarından Budha milattan önce 500 yılında yaşamış bir bilge olarak etrafında topladığı insanlara aydınlanmanın yolu hakkında konuşmalar yapıyordu.

Her gelen insan bir sürü dert ve sıkıntılarını anlatıyordu.

“Efendim, sinirlenmemek için ne yapmak gerekir?”

“Efendim, mutlu olmak için ne yapmak lazım?”

“Efendim dert ve sıkıntılarım bitmiyor, bunlarla nasıl başa çıkabilirim?”

“Efendim dünyaya bağımlı kalmamak için nasıl bir yol izlemeliyim?”

“Efendim, bilgeliğin yolu nedir?”

Budha hepsine aynı kelimeyi verip gönderiyordu: Farkında ol!

Bu kelimeden kimileri bir şeyler anlıyor kimileri de hiçbir şey anlamadan gidiyordu. Budha’ya kendisini adamış olan ve onun yanından hiç ayrılmayan” Ananta “ kendisine gelen herkese neden aynı kelimeyi verdiğini soruyor.

Buhda diyor ki ; binlerce rüya gören insan, binlerce farklı rüya görür. Hepsini eşitlemek için tek yol vardır. Uyandırmak!

Uykudaki insanları uyandırmak onların rüyalarını bitirmenin yoludur. Farkında olmak bu dünyadaki derin uykunun bitmesi demektir. Böylece tüm acı ve ızdıraplar biter.

Dünya hayatının gelip geçici olması onun güvenilmez olduğunun en bariz kanıtıdır. Hintli bilgeler dünya hayatını tren garındaki bekleme odasına benzetirler. Tren garında treninizi beklerken, bekleme odasındaki eşyaları kanepeleri bankları hiçbir zaman içselleştirmezsiniz. Onlar bana aittir demezsiniz. Çünkü bilirsiniz ki bir iki saat sonra orayı terk edeceksinizdir. Dünya da tıpkı tren garındaki bekleme salonuna benzer. Fakat ömrün bir iki saat değil de; 60-70 yıl olması dünya metaını içselleştirmemize ve onlara sahip olduğumuza inanmamıza neden olur. Oysa gerçekte bizim elimizden alınan hiçbir şey bizim değildir. Zamana bağımlı olarak gelip geçen hiçbir mutluluk gerçek mutluluk değildir. Gerçek mutluluk vazgeçmeyi bilmekle elde edilebilir. Arzular ve tutkuların insanlara acıyı getirdiğini daha binlerce yıl önce keşfetmiş olan Budha; bilgeliğin yolunun egoyu tatmin için harcanacak çabalardan sıyrılmaktan geçtiğini vurgular.

Motive Olmanızda 15 Film Önerisi

Bazı filmler vardır ki, izledikten sonra sizi harekete geçirebilir ve kendi hayatınıza başka bir açıdan bakmanızı sağlayabilir. Özellikle kendi yaşamınızdaki sorunları çözmeniz konusunda size motivasyon sağlayabilir. Bu yazımızda sizi motive edecek 15 film önerisi paylaşıyoruz.

Zafer Bizimdir (WeAre Marshall)

Bir üniversitenin Amerikan futbolu takımı uçak kazasında hayatını kaybeder. Ansızın yaşanan bu kaza sonrasında takımın ve şehrin şampiyonadaki kaderi belirsizdir. Bir anda tüm sorumluluk genç koç Jack Lengyel’in omuzlarına yüklenir.

 

Annapolis

Prestijli bir deniz akademisine kabul edilen Jake kendisini bekleyen zorlukların farkında değildir. bu sürecin ne kadar zorlu olabileceğini bin bir zorlukla görür ve akademinin en sert subaylarından birinin saygısını kazanmak için çabalar.

 

Kazanma Sanatı (Moneyball)

“Oakland A” beysbol takımı en iyi oyuncularının takımdan ayrılması üzerine zor zamanlar yaşamaya başlar ama takımın yöneticisi BillyBeane tüm olumsuzluklara karşı takımını ayakta tutmaya kararlıdır.

 

Hayatımın Maçı (The Greatest Game Ever Played)

Herkes golfü zenginlerin oynadığı oyun olarak görürken işçi bir aileden gelen Francis’in hayali ise harika bir golf oyuncusu olmaktır. Hayatındaki zorluklara ve ona karşı çıkanlara rağmen hayalinin peşinden gitmeye devam eder.

 

Asla Pes Etme (Never Back Down)

Yeni taşındıkları şehre adapte olmakta zorlanan ve arkadaş edinemeyen Jake’in hayatı bir dövüş kulübüne katılmasıyla değişir. Ancak katıldığı kulüpte dövüşmenin yanı sıra hayata dair de birçok şey öğrenir.

 

Yenilmez (Invincible)

İşini ve karısını kaybettikten sonra 30 yaşındaki Vince profesyonel bir Amerikan futbolu takımının parçası olma hayalinin peşinden koşmaya karar verir.

Akıl Oyunları (A Beautiful Mind)

John Nash tam bir matematik dehasıdır kendine büyük ün getiren bir keşif yapar. Hayatı son derece mükemmel bir şekilde ilerlerken hiç beklenmedik gelişmelerde tepetaklak olacaktır.

 

Sınıf (Front of the Class)

Brad küçük bir çocukken bile öğretmen olma hayaliyle yanıp tutuşur ama 6 yaşından beri onunla birlikte olan hastalığı ona zorluk çıkarmaktadır. Ne olursa olsun hayalinin peşinden koşmaya kararlıdır.

 

Sokak Dansı (Step Up 2: The Streets)

Israrcılığı ve vazgeçememesi sayesinde Andy Maryland Sanat Okulu’na girmeyi başarır ama orda kalmak ve kendini ispat etmek için çalışmaya devam etmelidir.

 

Can Dostum (The Intouchables)

Zengin bir aristokrat olan Philippe geçirdiği kaza sonrasında kendisine bir bakıcı tutar. Aslında görünürde bu işe en az uygun olan kişiyi işe almış gibi görünse de ikilinin ilişkisi güzel bir hal alır.

 

Sosyal Ağ (The Social Network)

Harward’da okuyan iki sınıf arkadaşının hayatı ortak geliştirdikleri bir projeyle değişir.

 

Kör Nokta (The Blind Side)

Amerikan futbolu oyuncusu Michael Oher’in hayat hikayesinden esinlenilen bu filmde evsiz bir gençken hayatı değişen bir gencin hikayesi anlatılıyor.

 

Zoraki Kral (The King’s Speech)

Prens Albert için topluluk karşısında konuşma yapmak tam bir kabustur. Ama abisi tahttaki hakkından vazgeçince tahta çıkmak zorunda kalmıştır. Bir kral olarak toplum önünde konuşmayı öğrenmesi gerekecektir.

 

Çöl Çiçeği (Desert Flower)

Waris Dirie 13 yaşındayken zorla evlendirilmekten kurtulmak için ailesinin yanından kaçmıştır. Çocukluğunda sünnet edilen bu kadın ünlü bir model olmuş ve kadın sünnetine karşı yürütülen kampanyaların sesi olmuştur.

 

Her Şeyin Teorisi (The Theory of Everything)

Stephen Hawking’in hayatından esinlenilerek  beyaz perdeye aktarılan filmde Hawking ve eşinin yaşadıkları zorlukları görüyoruz ve aynı zamanda sevgi ve destekle nelerin üstesinden gelinebileceğini de.

2017 YGS Sınavı Ne Zaman, 2017 LYS Sınavı Ne Zaman, Sınav Tarihleri

Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) 2017 Yılı Sınav Takvimi’ni açıkladı.

Adaylar ÖSYM’nin internet sitesinden sınava hangi tarihlerde girebileceklerine bakabilecek

Yükseköğretime Geçiş Sınavında (YGS) 12 Mart 2017

YGS’ye giren adaylardan taban baraj puanı olan 180’i alan adayların başvuruda bulunabildiği
Lisans Yerleştirme Sınavları ise;
LYS4 (Sosyal Bilimler) 10 Haziran 2017,
LYS1 (Matematik) 11 Haziran 2017,
LYS2 (Fen Bilimleri) 17 Haziran 2017,
LYS5 (Yabancı Dil) 17 Haziran 2017,
LYS3 (Edebiyat-Coğrafya) ise 18 Haziran 2017
ÖSYM tarafından uygulanacak sınavlara ilişkin ‘2017 Yılı Sınav ve Sonuç Açıklama Takvimi’ne
http://dokuman.osym.gov.tr/pdfdokuman/2016/GENEL/2017SinavTakvimi18102016.pdf adresinden ulaşılabilecek.

onlineterapim-ogrenci-egitim-danismanligi

Profesyonel Eğitim ve Öğrenci Danışmanlığı Desteği Almak İçin Randevu Alınız.

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Çocuk ve gençler internet bağımlılığı tehdidi altında

Gençlerinin önemli bir kısmı hastalık derecesinde internet bağımlılığı tehlikesi ile karşı karşıya.

Araştırmayı Alman Bağımlılık Meseleleri Enstitüsü gerçekleştirmiş. 

Yaşları 12 ila 17 arasında değişen çocuk ve gençlerin yüzde 4,7’si yüksek derecede risk altında.

Araştırma, anne-babaların görüşleri alınarak gerçekleştirilmiş. Buna göre her çocuk ve gençten biri internet kullanımı sınırlandırıldığında veya tamamen engellendiğinde huzursuz, somurtkan, üzgün ve sinirli hale geliyor.

Çocuk ve gençlerin yüzde 12’si interneti problemlerinden bir kaçış yeri olarak görürken, yüzde 11’i internet başında geçirdiği zamanı azaltmak için çok uğraşmış ama başarılı olamamış.

Çocuk ve gençlerin internete olan ilgisi insanlarla ilişki kurma, iş ve eğitim şanslarını da riske sokuyor. Araştırmaya katılan anne-babaların yüzde yedisi bu riskin varlığından şikâyetçi.

Erkek çocuk ve gençler internet bağımlılığında daha çok risk altında. Araştırmaya göre erkeklerin yüzde 5,6’sı, kızların ise 3,9’u bağımlılık tehdidi altında.

Araştırma, çocuk ve gençlerin internet bağımlısı olmasında anne-babaların önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Velilerin yüzde 51’i internet kullanımının süresi ile ilgili kural koymadıklarından bahsediyor. Yüzde 32’si ise çocuklarının hangi sitelere giremeyeceği ile ilgili herhangi bir talepte bulunmuyor, Kural koyanların ise ancak yüzde 42’si bunu uyguluyor.

Bunun bir sonucu olarak çocuklar günde 2,5 saatini internette geçiriyor. Hafta sonunda ise bu süre dört saati buluyor. Erkek çocuklar genelde oyunları tercih ederken, kız çocuklar internet üzerinden sohbet ederek bu süreyi dolduruyor. Bu durum her üç aileden birinde sık sık kavgaya sebep oluyor.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Bebeğimin zeka gelişimini desteklemek için neler yapabilirim?

İnsan beyninin gelişimi hamileliğin 3. haftasından itibaren başlar, anne karnında ve doğumdan sonraki ilk yıllarda çok hızlı ilerler.

Uzmanlar, 0-1 yaş arası dönemin bebeklerin zekâ gelişiminin desteklenmesinde önemli olduğunu belirtiyorlar. Bu dönemde anne – babalara önemli görevler düşüyor.

Bebeğinizin 1 yaşına kadar zekâ gelişimi için bebeğinizle birlikte gerçekleştirebileceğiniz birçok aktivite vardır.

 

 

 

Doğumundan 4. ay’a kadar yapılabilecek aktiviteler

 

-Kollarını ve bacaklarını yavaşça doğrultarak gerinme hareketleri yapın. Başlarda çok fazla esnetmeyin, bu bebeğiniz için acı verici olabilir. Bu hareketler hem sizin için‚ hem de bebeğiniz için eğlenceli olacaktır.

-Bebeğinizle konuşun. Konuştuğunuz dili ve nasıl konuştuğunuzu bu yolla öğrenecektir.

-Bebeğinize 2-3 objenin bulunduğu basit parlak renkli kitaplar gösterin.

-Ce-e oyunları oynayın. Bu bebeğinize nesnelerin sürekliliğini öğretecektir.

-Yüz ifadelerini, bebek seslerini taklit edin. Bu şekilde çevresini etkileyebileceğini öğrenecektir.

-Uyanık olduğu zamanlarda en az yarım saatte bir pozisyonunu değiştirmeniz, çevresindeki farklı alanları keşfetmesini sağlamakla birlikte canının sıkılmasını da engelleyecektir.

-Duyma alıştırmaları yapmak için bir çıngırak alın ve yanında, arkasında sallayın. Bebeğiniz nesnenin nerede olduğunu bulmak için odaklanmaya başlayacaktır.

-Çevrenizdeki hayvanları işaret ederek isimlerini söyleyin. Bebeğiniz isimlerini söyleyemese bile seslerini çıkarmaya başlar.

-Bebeğinize bazen bunlar fazla gelebilir. Her gün bebeğinizle birlikte kendinize sessiz bir zaman ayırmak ikinize de iyi gelecektir.

-Temiz hava almak için bebeğinizle dışarı çıkın ve onu yeni ortamlarla tanıştırın.

-Bebeğinize tekerlemeler, ninniler, şarkılar söyleyin. Aynı şarkıların tekrar edilmesi sayesinde tahmin edebilmeyi öğrenir.

-Bebeğinize onu sevdiğinizi söyleyin. Henüz ne anlama geldiğini bilmiyor olsa da yakında öğrenecek ve size karşılık vermesi uzun sürmeyecektir.

 

 

 

4-6 ay arası aktiviteler
-Bebeğinizle gözlerine bakarak sık sık konuşun.

-Bebeğinizi ismi ile çağırın.

-Görme duyusunun gelişmesi için obje resimleri gösterin.

-El ve ayak parmakları ile sayı sayarak oynayın.

-Yüzünüze elleriyle dokunup araştırmasına izin verin.

-Tekerlemeler, ninniler söyleyin. Tekrarlar bebeğinizin hoşuna gidecektir.

-Birlikte aynaya bakarak ona yüzündeki değişik bölgeleri gösterin.

-Abartılı mimikler yaparak eğlenceli sesler çıkarın. Bebeğinizin oyuncakları, objeleri eline almasına izin verin. Bu onun farklı sesleri tanımasını ve düşme kavramını öğrenmesi sağlar.

-Tahta kaşıklar veya basit aletlerle ritmik sesler çıkararak bebeğinizin de yapması için cesaretlendirin.

 

 

 

6-12 ay arası aktiviteler

 

-Evde yaptığınız işler ile ilgili onunla konuşun ve ne yaptığını, neden yaptığınızı anlatın.

-Ninni ve tekerlemeler söyleyin. Müzik matematik, dil ve diğer beceriler ile ilgili alanları uyarır.

-Küp oyuncakları üst üste dizerek devirin. Bu alt ve üst kavramlarını anlamasını sağlar.

-Birlikte aynaya bakarak ona yüzündeki değişik bölgeleri gösterin.

-Neden sonuç ilişkisini anlatın. Örneğin; musluğu açınca su akar, elektrik düğmesini basınca ışık yanar… 9-12 aylık olduğunda ve gözetim altında olduğunda bunları denemesini sağlayın.

-Başka çocuklarla bir araya gelmesini sağlayın.

-Ses çıkarın‚ objeleri buruşturun, sesler bebeğinizin hoşuna gidecektir.

-Dergi ve gazetelerden insan ve obje resimleri gösterin. Böylece resimlerin gerçek objeleri temsil ettiğini ve hepsinin birer adı olduğunu öğrenir.

-Beraber top ile ileri geri yuvarlayarak oyunlar oynayın.

-Bir objeyi bir şeyin altına saklayarak altında kavramını öğrenmesini sağlayın.

-İsmini söyleyerek eline bir obje verin ve size geri vermesini sağlayın.

-Bebeğinize kâğıt ve kalem verip, neler yapabileceğini gösterin.

-Elinizi çırpın ve onunda taklit etmesini sağlayın.

 

 

Profesyonel Eğitim ve Öğrenci Danışmanlığı Desteği Almak İçin Randevu Alınız.

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Bırakın Çocuklar Kitaplarla Oyun Oynasın

Çocukların kitap okumasına dair çokça araştırmalar yapılıyor. Çocukların okuma alışkanlığı kazanması için bir o kadar da teşvik kampanyaları veya sosyal sorumluluk projeleri var. eskort girl Kimisi çocuklara ücretsiz kitap dağıtıyor, kimisi zorunlu okuma saatleri koyuyor, kimi öğretmenler de okunan kitaplardan not veriyor. Hedefinin merkezinde KİTAP olan her proje ve araştırmanın çocuklara elbet bir katkısı var. Ama eskilerin dediği gibi gör öğren dünyası denilen bir de gerçek var.

 

Henüz konuşmayı öğrenemeden akıllı telefonun ekranını kaydıran bebekler elbet bu yeteneklerini anne karnında edinmiyorlar.

Çevrelerinde en çok maruz kaldıkları mesajı hemen kabiliyet loblarına yazıyorlar ve sevdikleri çizgi filmin veya şarkının o cihazda olduğunu öğrenmekte gecikmiyorlar. Henüz anne demeden telefonu kulağına götürüp ALO diyen bebekler aslında anne babaya ilk mesajını veriyor. “Faydalı şeyleri bana şimdiden ver, anne…” Çocukların kitapları sevmesi için okul sıralarını beklemek işte bu yüzden büyük kayıp. Çocuk önceleri işlevini bilmese bile kendine faydalı olacak her nesne ile bağ kurmalı, onunla erken yaşta tanışmalı ki hayatının bir parçası olsun.

Bebeklerin veya çocukların kitapla tanışması oyuncak kitap da denilen, sadece kendi yaşlarına uygun kitaplarla da olmamalı. Kitaplıklarda ulaşılmaz olan, eline geçtiğinde ise aman yırtarsın diye kollanan kitapların çocuklar için ne ifade edeceğini, bilinçaltına nasıl bir mesaj yerleştireceğini iyi düşünmek lazım. Kapağı kırılmış, iç sayfaları yırtılmış, köşesi kopmuş kitaplar yine de okunabilir. Bunu akılda tutup, kitapları çocukların ulaşacağı yerlerde bulundurmak bu bağı erken kurmak için çok önemli.

Seneler önce bir kitap fuarında stanttaki kitabı almaya çalışan üç-dört yaşlarındaki bir çocuğu azarlayan anneye itiraz eden bir yayıncı tanıyorum. Kitabı stanttan alıp çocuğun eline tutuşturarak, “Al bunu, şimdi dokun ki ileride okuyabilesin” demişti.

Bırakın çocuklar kitaplarla oyun oynasın, ilk faydasını onları üst üste koyarak dolaplara yetişmek için görsün ki zamanı geldiğinde tüm faydalarını tadsın…

 

Profesyonel Eğitim ve Öğrenci Danışmanlığı Desteği Almak İçin Randevu Alınız.

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Öğrenci Ders Çalışma Programı Nasıl Yapılmalı, Öğrenci Takibi

Sevgili öğrenci velileri yeni bir eğitim öğretim yılına girerken öğrencinin başarısında sizlerin katkılarının yüksek olduğunu belirtmek isterim. Okul öğrencilerimize yeni bilgileri öğretiyorken o bilgilerin pişmesi olgunlaşması ve kalıcı hale gelmesi sizlerin huzurlu ve mutlu yuvalarınız da olacaktır.

Öğrencinin başarılı olması sadece okul kurs çalışmaları ile ilgili değildir. Ev ve ev içindeki takip çalışmaların kontrolü öğrencinin başarısında etkilidir. Bilinçli anne babalar bu takibi yaparken okuldaki öğretmenleri ile irtibatlı şekilde yapmakta ve öğrencinin başarısı ve gelişimi adına güzel adımlar atmaktadır.

Bu yazımda bir öğrencinin sınıf bazında başarılı olması adına atmanız gereken basit birkaç öneriden bahsedeceğim ve sizlere düşen elinizden geldiğince bu önerileri takip ederek çocuğun başarısına katkı sağlamak olacaktır. Çocuğunuzun başarısını gördükçe daha bilinçli anne baba olmanın mutluluğunu yaşayacaksınız.

1- Öncelikle tatil bitti ve hem çocuğumuzun hemde anne baba ve diğer aile fertlerinin tatil alışkanlıkları bitmeli.

  • uyku aile içinde düzenli hale gelmeli
  • sabah kahvaltıları düzenli olmalı
  • yemek saatleri düzenli olmalı
  • ev içindeki etkinlikler, gezi, dışarıdaki organizasyonlar öğrencinin çalışma performansına göre ayarlanmalı

2- Öğrencinin ev içindeki ders çalışmasına engel olan dikkatini dağıtan, zamanını alan televizyon, telefon, bilgisayar tablet vb cihazları kullanımları sınırla hale gelmesi ve öğrencinin çalışma saatinde ailede bu cihazlardan uzak durması çocuğun çalışma kalitesini artıracaktır.

3- Çalışma odasının ve çalışma masasının düzenlenmesi dikkati dağıtan objelerin çıkartılması ve daha sade çalışmaya elverişli hale getirilmesi.

4- Okul çıkışlarında öğrencinin eve geliş saatinde özellikle ev hanımı anneler daha hassas olmalı ve çocuğu kapıda karşılamalıdır.

5- Çocuğunuza muhakkak okulda gününün nasıl geçtiğini okulda neler yaptığını sormak; çocuğu için nelerin önemli olup olmadığını ve arkadaşlarını öğrenmesi adına etkili bir iletişim olacaktır.

Ders Çalışma Programı Nasıl Hazırlanmalı;

Ders çalışma programı hazırlanırken muhakak sınıf öğretmenleri ile irtibatlı olmak önemlidir. Ama çocuğunuzla başbaşa program hazırlarken

1- Günün Tekrarı ve Ödev; Okul günü öğrencinin sınıfta gördüğü derslerin tekrarı için zaman ayırmalı. Örneğin öğrenci türkçeden bir konu görmüş ise onu kitabından veya öğretmeninin yazdırdığı defterinden tekrar yapmalı. Örneğin matematikten dersi varsa o gün gördüğü konuyu kitabından veya defterinden tekrar etmesi için programa ekleme.

Verilen ödevler içinde programa ekleme yaparak çocuğun hangi gün hangi derse ve hangi ödevini yapacağını bilmesi önemli olacaktır.

Program hazırlarken etüt çalışma dakiki ilk başlarda en az dk olan 20 dklık olarak başlaması alışkanlık kazandıkça artırılması faydalı olacaktır.

Örneğin;

Pazartesi

Matematik Tekrar En az 20dk, En Fazla 40dk Etüt

Türkçe Tekrar En az 20dk, En Fazla 40dk Etüt

Ödev Yapma En az 20dk, En Fazla 40dk Etüt

Ödev Yapma En az 20dk, En Fazla 40dk Etüt

Kitap Okuma En az 20dk, En Fazla 40dk Etüt

 

 

onlineterapim-ogrenci-egitim-danismanligi

Profesyonel Eğitim ve Öğrenci Danışmanlığı Desteği Almak İçin Randevu Alınız.

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Çocuğunuz Nasıl Öğreniyor, Öğrenme Stilini Biliyor Musunuz?

Çocuğunuzun akademik başarısı düştü mü? Ne yaparsanız yapın derslere ilgi göstermedi, hatta okuldan uzaklaştı mı?

Eğer böyle ise sorun çocuğunuzda değil öğrenme stilini bilmemenizden kaynaklanıyor olabilir!

Her bireyin öğrenme stilinin birbirinden farklıdır. Uygun öğrenme tekniğiyle eğitim alamayan çocukların akademik başarılarının düşük olacaktır.

İnsanların Öğrenme Şekilleri

  • – Görsel öğrenme stiline sahip bireyler
  • – İşitsel öğrenme stiline sahip bireyler
  • – Dokunsal/Kinesteik öğrenme stiline sahip bireyler

olarak 3 gruba ayrılmaktadır. Her gruptaki bireyin farklı yöntemlerle eğitilmesi gerekmektedir.

Çocuklar gerek oyunlarında, gerekse günlük yaşamlarında öğrenme stillerini belli eden davranışlarda bulunurlar. Aileler ve eğitimciler çocukların hangi öğrenme stiline sahip olduğunu gözlemleyerek kolayla belirleyebilir, çocuğa özel yöntemlerle akademik başarıyı ve okula olan ilgiyi yükseltebilirler.

Bireylerin öğrenme stillerinden yalnızca birine sahip olması gerekmez, bazen iki hatta üç gruba birden dahil olabilirler.

Görsel Öğrenme Stiline Sahip Bireyler

Bu gruptaki çocuklar özellikle resim yapmaya meraklıdırlar. Resimli kitaplara ilgi gösterirler. En büyük özellikleri tertipli ve düzenli olmalarıdır. Küçük yaşlardan itibaren düzen konusunda yaşıtlarından ayrılırlar. Genellikle sessiz çocuklardır. Yaşadıkları olaylardaki görsel detayları unutmazlar. Bu gruptaki çocuklar öğretmenleriyle ilgili her detayı incelerler. Öğretmenin kıyafeti, saçları, hareketleri bu gruptaki çocuklar için çok dikkat çekicidir. Duyarak değil, görerek öğrendikleri için genelde bu gruptaki çocuklar öğretmenleri tarafından ‘dersi çok iyi dinliyor’ şeklinde yorumlanır. Okuyarak çalışılması gereken konularda zayıftırlar. Ders çalışırken okumak yerine dersin anlatılmasını tercih ederler. Bu nedenle bireysel olarak ders çalışmakta zorluk çekebilirler.

İşitsel Öğrenme Stiline Sahip Bireyler

Bu gruptaki çocukları diğerlerinden ayıran en önemli özellik konuşkan olmalarıdır. İşitsel öğrenme stiline sahip çocuklar küçük yaşlardan itibaren sanki yanlarında biri varmış gibi kendi kendilerine konuşurlar. Yaşlarına göre kelime dağarcıkları, dil hakimiyetleri yüksektir. Şarkıları kolayca öğrenebilirler, şiirleri ezberlerler. Bu gruptaki çocukların okulda yaşadıkları en yaygın sorun sınıfta kendi kendilerine konuşmaya devam etmeleridir. Yeni bir bilgiyi ancak sesli olarak duyduklarında öğrenebilen bu çocuklar, sınıf ortamında sessiz kalmakta zorlanırlar. Kitaplarıyüksek sesle okumak isterler. Eğitimciler ve aileler bu gruptaki çocukları sessiz okumaya zorlamamalıdır. Yabancı dil ve müzik eğitimine çok yatkındırlar.

Dokunsal/Kinesteik Öğrenme Stiline Sahip Bireyler

Bu gruptaki çocuklar için dokunmak öğrenmenin olmazsa olmaz koşuludur. Çok hareketli bir yapıya sahip olan bu çocukların en belirgin özelliği sınıf ortamında sabit duramamalarıdır. Bu çocuklar etraflarındaki her şeye dokunmak isterler. Düzenli yaşama adapte olmakta zorluk çekerler. Otoriteye karşı sürekli karşı çıkan özellikler gösterebilirler. Bu gruptaki çocukların öğrenme sırasında hareket etmeleri kesinlikle engellenmemelidir. Çalışırken yerinde sallanma, yürüyerek kitap okuma, yüksek sesle tekrar yapma öğrenmelerini etkin kılan özellikleridir. Akademik başarılarının yükselmesi için bu gruptaki çocuklar için deney, aktivite panoları gibi özel eğitim araçları kullanılmalıdır. En belirgin özellikleri taklit ederek ve deneyerek öğrenmeleridir.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Depresyonu Önlemenin Doğal Yöntemleri

Mutluluk hormonu olarak bilinen “serotonin” yediğimiz besinleri yakından ilgilendirir. Beyin serotonin üretmek için triptofan (insan vücudu tarafından sentezlenemeyen bir amino asit) kullanır. Eğer triptofan bakımından zayıf olan beslenme düzeniniz varsa bu sizi depresyona sürükler.

Serotonin nedir?

Serotonin, sinir hücreleri arasında elektrik sinyallerini taşımakla görevlidir ve böylece beynin çalışmasında hayati rol oynar. Serotonin beyinde salgılanmakla birlikte vücudun çeşitli yerlerinde de üretilir; merkezi sinir sisteminde ve mide-bağırsak kanalında bulunur. Merkezi sinir sistemindeki serotonin ruh hâlini, uykuyu, iştahı, öğrenmeyi, hafızayı, cinsel ve sosyal davranışları düzenlemeye yardım eder. Mide-bağırsak kanalındaki serotonin ise sindirimi düzenlemekle görevlidir.
Birçok araştırmacı serotonin seviyesindeki dengesizliklerin ruh hâlini etkileyip depresyona neden olduğuna inanmaktadır. Serotonin eksikliği şu üç nedenle oluşabilir: beyin hücrelerinde üretimin az olması, reseptör bölgelerinin yetersiz olması ya da serotonin yapımında kullanılan triptofan maddesindeki eksiklik. Bu üç biyokimyasal bozukluktan biri meydana geldiğinde depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete bozukluğu, panik ve hatta aşırı asabiyet ortaya çıkabilir.

Serotonin ve depresyon ilişkisi

Serotonin eksikliğinin depresyonda önemli bir rol oynadığı genel olarak kabul edilse de yaşayan bir beyinde serotonin düzeyini ölçmek mümkün değildir. Bu yüzden depresyon gibi ruhsal bir bozukluğun serotonin veya diğer nörotransmitterlerin eksikliğinden olduğunu kanıtlayacak bir çalışma bulunmamaktadır. Ama kandaki serotonin düzeyi ölçülebilir ve depresyon hastalarında bu oran ölçüldüğünde serotonin seviyesinin diğer insanlara göre daha az olduğu saptanmıştır (tabi kandaki ve beyindeki serotonin düzeyleri farklı olabilir).

Ayrıca serotonin eksikliğinin mi depresyona yoksa depresyonun mu serotonin eksikliğine neden olduğu bilinmemektedir. Yine de depresyon ve diğer mental bozuklukların tedavisinde kullanılan ilaçların birçoğu beyinde serotonin düzeyini yükseltmeyi esas almaktadır.

Serotonini doğal yollarla alma yöntemleri:

– Triptofan açısından zengin yiyeceklerle beslenin.
Temel aminoasitlerden biri olan triptofan serotonin yapımında kullanılan tek besin maddesidir. Triptofan açısından zengin gıdalar şunlar: hindi eti, süt, peynir, yoğurt, kırmızı et, yumurta gibi protein açısından zengin besinler, soya fasulyesi, badem gibi kuru yemişler.

Acı biber: Sivri yeşil biber, kırmızı pul biber gibi acı gelen besinler ağızda yanma hissi oluşturur ve mutluluk sağlayan endorfin maddesinin salgılanmasını sağlar.

Çikolata: Çikolata mutluluk hormonu olarak da bilinen serotonin bakımından yüksek bir besin. Bu yüzden mutluluk verir, ruh halinin iyileşmesini sağlar.

Papatya çayı: Melatonin bağışıklık sistemini güçlendirmesinin yanında ruh halinin düzeltmesinde etkili olur. Karanlık ortamı seven melatonin papatyanın içinde bol miktarda bulunur. Papatya çayının içine bir çay kaşığı bal eklemek oreksin düzeyini azaltarak gevşemenize ve ruh halinizin iyileşmesine yardımcı olur.

Domates: Antioksidanlar vücudun stres döneminde ortaya çıkan serbest radikalleri etkiler ve durumunu iyileştirir. Sabah yorgun ve mutsuz uyanmanızı engellemeye yardımcıdır. Bu yüzden antioksidan bakımından zengin olan domatesin tüketilmesi gerekir.

Balık: Omega 3 bakımından zengin besinlerin başında balık gelir. Yapılan birçok çalışmada Omega 3’ün ruh halini iyileştimede ve depresyonu azaltmada etkili olduğu görülmüştür.

Esmer ekmek: Esmer ekmek ve farklı türlerdeki bitkilerden elde edilen tahıllı ürünler kan şekerini dengeler, serotonin seviyesini yükseltir böylece depresyondan korur.

– B6, B9 ve B12 vitaminlerini almaya dikkat edin.
B6 vitamini serotonin üretiminde ve diğer aminoasit nörotransmitterlerin üretiminde kullanılmaktadır. B6 vitamini açısından zengin yiyecekler tam tahıl ürünleri, ay çiçek çekirdeği, ceviz, bezelye, patates, brüksel lahanası, kahverengi pirinç, muz ve avokadodur.

B12 vitamini ve B9 vitamini (folik asit) serotonin üretiminde birlikte çalışmaktadır. B12 açısından en zengin yiyecekler karaciğer ve kırmızı ettir. Bunlar dışında yumurta, peynir ve keten tohumunda da bulunmaktadır. Folik asit açısından zengin besinler ise şunlardır: yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıl ürünleri,bezelye, brokoli ve lahanadır.

– Egzersiz yapın.
Günlük egzersiz serotonin miktarını artırır, stresi azaltır ve sindirime yardımcı olur. Birçok araştırmayla egzersizin serotonin üretimini ve salgılanmasını yükselttiği tespit edilmiştir. Özellikle koşmak ve bisiklet sürmek gibi aerobik egzersizler serotoninde artış sağlayacaktır.

Egzersizi günlük rutininizin temel bir parçası yapın. En büyük problem, insanlar egzersiz yapmak istemediklerinde, yapmamaları. Oysa ki, bazen egzersiz yapmak istememenizin nedeni serotonin düzeyinin düşük olması olabilir. Böyle olunca, çoğu kişi televizyon başında çerez yemeyi tercih ediyor. Bu yüzden, o andaki hissinize rağmen spora gitmeniz önemli. Kendinize neyin önemli olduğunu hatırlatın.

– Güneş ışığında bol zaman geçirin.
İnsanlar birkaç yüzyıl öncesine kadar zamanlarının çoğunu dışarıda geçirmekteydi. Günümüz insanı ise ofislerin içine hapsolmuş durumda. Güneş ışığının D vitamini üretimini artırdığı herkesçe bilinmekte. Ama bilinmeyen D vitamininin serotonin üretiminde rol alması. Bu açıdan düşünülünce, depresyonun modern zaman hastalığı olması mantıklı görünüyor.

– Masaj yaptırın.
Birçok araştırma masajın serotonin üretimini artırdığını göstermiştir. Masajın kendisinin mi yoksa fiziksel insan etkileşimi mi serotoninde artış sağlıyor, bilinmiyor.

– Stresi azaltmaya çalışın.
Hayatınızda strese neden olan şeyleri tanımlayın ve onları azaltmanın yollarını bulun. Çünkü stres serotonin üretimini aksatıyor.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Olumsuz Düşünceden Kurtulmak İçin Öneriler

Eğer yaşadığınız problemler karşısında kendinizi suçlamaya meyilliyseniz, düşünme tarzınızı değiştirmeye çalışın. Bu tabi ki de pratik yapmanıza ve azminize bağlı olarak değişecektir, fakat böyle yapmanız size daha iyi hissettirecektir.

Sürekli düşünerek problemlerimizi tekrar tekrar gözümüzde canlandırmak, sorunlarımızı yeniden hatırlamak ve kafamızı sürekli yaşadığımız istenmeyen olaylarla meşgul etmek sağlığımız açısından oldukça zararlıdır. Bu duruma psikolojide ruminasyon adı veriliyor.

  • Olay yaşandığında farkına varın.

Ne kadar ruminasyon yaparsanız o kadar negatif döngü içerisine girersiniz. Düşünce alışkanlıklarınızı fark edin ve negatif düşüncelerin zihninizde canlandığı zamanlara tüm dikkatinizi verin. Böyle düşündüğünüzün “farkına vardığınızda” o düşünceyi daha çabuk değiştirebileceksiniz.

  • Problemleriniz için çözümler arayın.

Problemlerinizi sadece düşünmekle kalmayın, çözüm üretmeye de çalışın. Kendinize yapabileceklerinizi sorun, hatalarınızdan öğrenin ve kendinize dersler çıkarın.

  • Düşünmek için kendinize zaman ayırın.

Beyniniz, günlük hayata devam edebilmek için bazı şeyleri belli işlemlerden geçirme gereksinimi duyar. Günde 20 dakika sadece düşünmeniz için kendinize vakit ayırın. Eğer başka vakitlerde ruminasyon yapmaya başlarsanız kendinize şunu hatırlatın: “Bunları kendime ayırdığım 20 dakika içinde düşüneceğim.” Daha sonra işinize ya da yaşantınıza devam edin. Böyle yaptığınızda olumsuz düşünceleri durdurmak için sizlere fırsat doğacağını göreceksiniz.

  • Dikkatinizi dağıtın.

Unutmayın, bir şeyi unutmak isterseniz unutamazsınız, tam tersine daha fazla hatırlarsınız. Düşüncelerinizi dağıtmanızın yolu bu değil, kendinizi başka bir işle meşgul edin.

  • Farkındalık en önemlisi.

Burada farkındalık dediğimiz şey (mindfulness) yaşadığımız anın “şu an ve şimdi” olduğunu anlayabilmektir. Böyle düşündüğünüzde tamamen içinde bulunduğunuz anı yaşarsınız. Meditasyon gibi bu da pratik ister elbette, ama zamanla ruminasyonu düşürdüğünü fark edeceksiniz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

İradenizi Kuvvetlendirmenin 5 Bilimsel Yolu

Çok şey yapmak istiyoruz. Yeni bir dil yahut enstrüman öğrenmek, sevmediğimiz bir alışkanlığımızı bırakmak yahut yeni bir alışkanlık kazanmak… Odaklana bilsek bunların çoğunu yapabileceğimizi de biliyoruz. Fakat sorun, irade dediğimiz zihinsel sürecin çok fazla kaynak tüketmesi. Bu nedenle aynı anda birden fazla irade gerektiren rutini hayatımıza sokmamız oldukça zordur. Diğer bir deyişle, her seferinde bir beceri yahut bir değişikliğe odaklanmak lazım. Peki, ya odaklanma sorunu yaşıyorsak? Beyin bilimlerinin bu konuda söyleyebileceği bir şeyler var.

İrade nedir, beyinde nasıl çalışır?

İrade Gücü Dürtüsü (The Willpower Instinct) adlı kitabın yazarı Dr. Kelly McGonigal, iradenin hem beyinden hem de bedenden gelen bir yanıt olduğunu söylüyor:

İrade, içsel bir çatışmaya verilen yanıttır. Bir şey yapmak istersiniz; mesela sigara veya kocaman bir öğle yemeğini mideye indirmek gibi… Fakat bir yandan da bunu yapmamanız gerektiğinin farkındasınızdır. Veya ödemelerinizi planlamak, yahut spor salonuna gitmek gibi şeyleri yapmanız gerektiğini bilirsiniz fakat buna rağmen yapmazsınız.

İradenin “pili” gün içinde neden bitiyor?

Araştırmaların gösterdiği temel bir gerçek, irade gücümüzün bir sınırı olduğu ve kullandıkça tükendiğidir. Öfkenizi kontrol etmeye çalışmak, dikkat dağıtıcıları göz ardı etmeye uğraşmak yahut ilave yemek yemeyi reddetmek, hep bu sistemi yoran ve pilini tüketen şeylerdir. İrade sisteminizi kaslarınız gibi düşünebilirsiniz. Çok kullanıldığında yorulur fakat düzenli olarak çalıştırılıp iyi beslendiğinde, zamanla gelişir ve kuvvetlenir. Gün içinde sürekli kullandığımız ve stres nedeniyle çoğu zaman aşırı yüklendiğimiz bu sistem, gücünü hızla kaybedebiliyor. Şimdi bilimsel verilerden yola çıkarak 6 temel madde halinde irade gücümüzü nasıl kuvvetlendirebileceğimize bakalım.

1. Stresle başa çıkma yollarını öğrenin.

Konuyla ilgili en temel bilgilerimiz, beynin karar sisteminin stres altında, özellikle şiddetli ve uzun süreli stres altında iyi çalışmadığıdır. Stres durumlarında beynimiz içgüdüsel kararlar vermeye ve kısa vadeli çıkarları gözetmeye daha eğilimlidir. Bundan dolayı kısa vadede bizi rahatlatacak rutinlere, zararlı alışkanlıklara veya faydasız çarelere başvurma ihtimalimiz artar. Çünkü stres altındaki beyin, enerjiyi daha çok bu yollarda kullanmaya programlıdır ve prefrontal korteksteki irade sistemlerimiz bu mücadelede genellikle mağlup olmaya mahkumdur.

Uzmanlar, stresli ve endişeli durumlarda özellikle biraz durup birkaç derin nefes almanın, stresle başa çıkmada önemli bir etken olduğunda birleşiyorlar.

2. Planlarınıza sadık kalmak için kendinizi cesaretlendirin.

Araştırmalar, kendinizi onaylama ve kabul etmenin stresli ve gergin durumlarla başa çıkabilmeyi ve iradenizi daha etkin kullanabilmeyi mümkün kıldığını gösteriyor. Bunun en kolay yollarından birisi “yapamıyorum” yerine “yapmıyorum” demeye alışmak. Çoğu zaman yeteneksizliğimizden yahut eksikliğimizden değil, yapmayı tercih etmediğimizden dolayı istediğimiz birçok şeyi gerçekleştiremiyoruz. Bu dil kalıbı değişikliği, en basit şekilde, irade sistemimizin kuvvetlenmesine yardımcı oluyor. Her “yapamıyorum” dediğinizde, size bilinçdışı olarak sınırlılıklarınızı hatırlatan bir kısır döngü yaratmış oluyorsunuz ve kendinizi yapmak istemediğiniz bir şeyi yapmaya zorluyorsunuz. Bu da irade gücünüzü tüketen önemli bir olumsuz davranış kalıbı oluşturuyor.

3. İyi uyuyun.

Beynimiz için uyuruz, bedenimiz için değil. İyi bir uyku, ön beynimizin sağlıklı çalışması için anahtar bir öneme sahiptir. Gece erken saatlerde uyunan derin uykunun hem beyne hem de bedene sayısız faydalarını biliyoruz. Yeteri kadar uyunmadığı takdirde ilk bozulan sistemlerden birinin de sağlıklı karar verme mekanizmaları olduğu malum. Peki, ne kadar uyuyacağız? İhtiyaç ve süre kişiden kişiye değişmekle birlikte, araştırmalar günde 6.5-7.5 saat uyuyan insanların en uzun yaşayan insanlar olduğunu ve zihinlerini en verimli kullananlar olduklarını gösteriyor. Bu miktar, kabaca bir yol gösterici olarak işe yarayabilir.

4. Hareket ve beslenme: Olmazsa olmazlar.

Beyni doğru çalıştırmanın, irade gücünü artırmanın ve stresle başa çıkmanın en kolay yolu düzenli fiziksel egzersiz yapmaktır. Hem yoga gibi zihinsel egzersizler hem de herhangi bir spor dalında bedensel idmanlar bu etkiyi gayet kolay yaratabiliyor. Düzenli egzersiz, özellikle hippokampus gibi beynimizin hafıza ve duygu merkezlerinin gelişmesini sağlıyor. Ayrıca beynin enerji harcama sistemlerini düzenleyerek çok enerji tükettiğini belirttiğimiz ön beyin sistemlerinin de daha etkin çalışmasını sağlıyor.

Beslenme de kritik öneme sahip. En basit formülüyle daha fazla bitkisel, az şeker ve tahıl içeren ve işlenmiş gıdalardan uzak bir beslenme rejimi, beynimizin çok daha verimli çalışmasını sağlıyor.

Beslenme ve egzersizin bu bahsedilen raya oturtulması aynı zamanda genel olarak kendimizi iyi hissetmemizi de sağlıyor. Mutlu ve iyi hisseden bir beyin ise irade kullanma ve karar verme konusunda kesinlikle daha avantajlı.

5. Şu anda önemli olan şeyler için bazı şeyleri “erteleyin”.

Erteleme, genellikle istenmeyen bir davranış biçimi olarak bilinir. Fakat şu anda önemli ve yapmak zorunda olduğunuz bir iş için yine o anda istediğiniz bir şeyi, mesela büyük bir dilim çikolatalı pastayı veya o sigarayı erteleyin. “Şimdi değil, sonra” dediğinizde beyniniz, “Yapmamalıyım” dediğiniz duruma göre daha az enerji harcıyor ve odaklanmanız kolaylaşıyor. Birçok kötü alışkanlık, bilinçsiz bir şekilde davranış tekrarlarına dayandığı için böyle bir erteleme aynı zamanda o istenmeyen davranışa karşı bir bilinç oluşmasına da yardımcı oluyor ve böylece bu tip davranışlardan vazgeçmeyi yahut en azından bunları asgari düzeye indirmeyi kolaylaştırıyor.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

HER GÜN BİRAZ HAREKET

Modern şehir yaşamının yeni rutinleri bedenimizin donanımıyla pek uyumlu değil. Özellikle uzun süre oturarak ve hareketsiz bir şekilde yapılan (bilgisayar başında çalışma, ders/konferans dinleme, uzun toplantılar gibi) faaliyetler, zihinsel uyanıklığımızı ve dikkatimizi toplamamızı zorlaştırıyor. Fakat artık yapılması gerekeni biliyoruz: biraz hareket edeceğiz. Günlük hayatta buna her zaman fırsat bulamasanız bile eldeki fırsatları iyi değerlendirmenin yanı sıra bu konuda yeni fırsatlar da yaratabilirsiniz. Mesela, arkadaşlarınızla bir yerlerde oturup konuşmak için ayırdığınız zamanın bir bölümünde onları sizinle birlikte yürüyüşe davet edebilirsiniz. Hafif tempolu bir yürüyüş yaparken muhabbet etmeye alıştığınızda oradaki zihinsel uyanıklık eminim epey hoşunuza gidecek ve teknoloji dünyasının efsanevi ismi Steve Jobs’un neredeyse bütün iş görüşmelerini “uzun kır yürüyüşleri” şeklinde yapmayı neden o kadar sevdiğini biraz daha iyi anlayacaksınız.

Özellikle uzunca bir süredir hareketsiz oturuyorsanız bu basit deneyin etkisini daha dramatik bir biçimde fark edeceksiniz. Basit birkaç fiziksel hareket, zihinsel uyanıklığınızı arttırmakta oldukça etkilidir ve artık bunun fizyolojik nedenini de biliyorsunuz. (Sevgili hocalar, konuşmacılar, uzun derslerden/konuşmalardan bunalan öğrencilerinizi nasıl daha uyanık ve dikkatli hale getirebileceğinizi artık biliyorsunuz. Arada bir sınıfı kısa bir süreliğine biraz hareketlendirebilirsiniz!) Elbette hareket etmenin kalp ve dolaşım sisteminiz üzerindeki etkileri de bu sonuçta önemli rol oynar.

Bu hareket ihtiyacının tek sebebi beynimizin uyuşması da değil elbette. Bedensel hareketin tüm bedenimizin ihtiyaç duyduğu temel bir biyolojik işlevimiz olduğunu da unutmamalıyız. Tüm bedenimiz hareket etmemiz için yalvarıyor, bu çağrıya kulak vermek, yaşamımızın ileri dönemlerinde sağlıklı, mutlu ve “açık zihinli” bir hayat yaşamak için en temel (ve en kolay karşılanabilecek) gereksinimlerden biri.

Bol hareketli günler diliyoruz!

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Depresyon nedir depresyondan kurtulma yöntemleri nelerdir?

Depresyon hepimizin hayatının belli dönemlerinde başımızdan geçen ruhsal sorunların başında gelir. Depresyon yaşanmasında çeşitli sebepler rol oynarken kimi zaman içerisinden çıkılmaz bir hale gelerek hayat kalitesini ve çevrede bulunan ilişkileri olumsuz etkilemektedir.

  • Depresyonla baş etme yöntemleri arasında en başta Psikolojik tedavi almak gelmektedir. Uzun süreli ve geçmek bilmeyen bir depresyon sürecinin içerisindeyseniz acilen bir uzmandan yardı almanız gerekmektedir.
  • Günü birlik bir depresyon yaşıyorsanız bir süreliğine deolsa bulunduğunuz ortamı terk edin.Yalnız kalın ve başınızı dinletin. Mümkünse açık havaya çıkmaya özen gösterin.
  • Sevdiğiniz hobilerle ilgilenmeye sevdiğiniz kişilerle sohbet etmeye çalışın. Bu şekilde kısa süren depresyon durumlarından kurtulmuş olabilirsiniz.
  • Hayatınızdan sinirinizi bozan kişileri çıkarmayı sakın ihmal etmeyin.
  • Bütçeniz doğrultusunda bir süreliğine tatile çıkı. Yeni yerler görmek size iyi gelecektir.

Farklı iş alanlarına yönelin. Uzun zamandır çalıştığınız işinizden sıkıldıysanız ve ayaklarınız her sabah geri geri geliyorsa. Kendinize iyilik yaparak depresyona sebep olan işinizin dışında farklı para kazanma yollarını arayın.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.