Hafızayı Güçlendirmek İçin Neler Yapılmalı

Hafızayı Güçlendirmek için neler yapmalı?

Hafızayı kuvvetlendirmek için ve hayat aynı rutininde devam ediyor ve sıkılıyorsanız, yaşamı farklılaştırmanız ve beyninizi alışkanlıklarını bırakmaya zorlamanız gerekiyor. Uzmanlara göre, cep telefonu, internet, televizyon gibi uyaranlar yüzünden insanlar hiçbir şeye tam olarak konsantre olamamaktalar. Sağlıklı beslenmek, spor yapmak, kitap okumak, müzikle uğraşmak, bulmaca çözmek hafızayı güçlendirdiği konusunda tüm uzmanlar hem fikir.

Ağır diyetler hafızayı zayıflattığı gibi, genç yaşta ortaya çıkan kronik unutkanlık durumu aynı zamanda psikiyatrik hastalık sebebi de olabiliyor. Hipertansiyonu ve kolesterol yüksekliği sorununu önleyin ya da kontrol altına alın. Çünkü kalbimiz için zararlı olan her şey beynimiz için de aynı ölçüde zarar vericidir. Diğer yandan yi ve kaliteli bir uyku düzeni beynin yeni öğrenilenleri pekiştirmesini sağlar. Sağlıklı bir yetişkinin ihiyacı olan ortalama uyku 8 saat kadardır. O gün öğrenilen bir şeyi yatmadan önce tekrar etmek, akılda kalmasını yüzde 20-30 oranında artırır. Eğer bir düşünce uykunuzu kaçırıyorsa, bu düşünceyi ya da sorunu bir kağıda yazmaksa onu kafanızdan atmanıza yardımcı olur.

Stres ise bir çok hastalığa kapı açtığı gibi hafıza konusunda da sizin aleyhinize çalışan bir unsur. Stresinizi iyi yönetin. Ölçülü ve kontrollü stres dikkati yoğunlaştırmakta, odaklanmayı arttırmaktadır. Kontrolsüz, uzun süreli ve aşırı stres ise dikkati sürdürme kapasitesini yok etmekte, unutkanlığı tetiklemekte, kortizol hormonunu yükselterek beynin bellek için önemli bölümlerinde hasar geliştirmektedir.

Yeni Şeyler Öğrenmek:

Yeni şeyler öğrenmekten asla vaz geçmeyin. Hatta bunu alışkanlık haline getirin. Her yeni bilgi ve beceri birer bellek egzersizidir. Yeni sporlar, hobiler, araştırma alanları, heyecanlı ve zevkli problemler, ezberlenen yeni şiirler ve yeni diller beyniniz için en güçlü vitaminlerdir. Tembelliği bırakın. Zihinsel faaliyetlerinizi sınırlamayın. Özellikle televizyon seyretmek gibi pasif faaliyetleri azaltın. Televizyon karşısında geçirdiğiniz saatler sadece bedensel değil, ruhsal sağlığınızı da kötü yönde etkiler.

Bilinciniz gün içinde alçalıp yükselen bir seyir izler. Çoğu kişi için 90 dakikalık bir döngünün 30 dakikasını düşük düzeyde bilinç oluşturur. Bu döngüyü keşfetmek için kendi kendinizi izleyin. Eğer hangi dönemde bilincinizin doruk noktasına varıp ne zaman performans kaybettiğini fark ederseniz, konsantrasyon gerektiren işlerinizi bilincinizin yüksek düzeyde olduğu zaman yapmaya çalışın.

Egzersizin Önemi:

Her gün egzersiz yapın. Günde 30-45 dakika, haftada en az 4 gün yürümeye, iş saatlerinde daha çok aktif olmaya, kısa mesafelerde taşıt kullanmamaya çalışın. Özellikle yürümenin beyin sağlığı ve yeniden yapılanma sürecini olumlu yönde etkilediğini gösteren çok sayıda kanıt var. Beynin yeni yetenekler kazanabilmesi beyin hücreleri arasında güçlü ve yoğun yeni bağlantılar oluşturabilmesinin başlıca desteklerinden biri de düzenli ve ılımlı egzersizlerdir. Bizim önerimiz fırsat buldukça yürümenizdir. Yürüyüş yaparken çözmek zorunda olduğunuz bir problem üzerine konuşun. Yürüyüşle birlikte rahatlayan bedeninizde kan dolaşımı artar; bu da daha açık, net ve doğru düşünmenizi sağlar. Ritmik ve düzenli hareketler de beyninizi sakinleştirir.

 

İlaç Kullanımı:

Kullandığınız ilaçları yeniden gözden geçirin. Özellikle beyni etkileyen ilaçları doktor önerisi olmadan kullanmayın. Depresyon giderici, uyku verici, ruhsal gevşetici ilaçlara komşu, eş dost tavsiyeleri ile başlamayın.

Reçetesiz satılan ilaçları rastgele yutmayın. Doğal ya da zararsız diye kullanabileceğiniz bitkisel ürünlerin, besin desteklerinin ve diğerlerinin beyin hücrelerinizi üzebileceğini, zihinsel fonksiyonları bozabileceğini unutmayın. Antihistamik- antialerjik ilaçları özellikle alüminyum içeren antiasitleri ve uyku kolaylaştırıcıları doktorunuzla konuşmadan uzun süre kullanmayın. Vitaminlerden yararlanın. E ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerin, selenyum gibi serbest radikal avcısı minerallerin hücreleri oksitlenmekten koruyan güçlerinden faydalanabilirsiniz. Yeteri kadar B vitamini, özellikle B12 vitamini aldığınızdan emin olun. Dengeli bir beslenmenin de yaşlılıkta vitamin eksikliğine yol açabileceğini unutmayın.

Hayata bağlı kalın. Hayatınıza önem katan bağları iyice sıkılaştırın. Huzurunuzu koruma ve güçlendirmeye bakın. Aileniz, dostlarınız, işiniz, hemşerilik ve vatandaşlık bağlarınıza, inançlarınıza daha sıkı sarılın. İnsanlarla daha sık birlikte olmaya, aileniz ve arkadaşlarınızla olumlu ilişkiler kurmaya ve sosyal aktivitenizi çoğaltmaya çalışın. İyi sosyal ilişkileri olan yaşlılarda bellek fonksiyonları bozulmuyor. Sosyal ilişkiler bir taraftan zihinsel egzersizleri yoğunlaştırıyor, diğer taraftan çeşitli olayların ruhsal travmalarını hafifletmeye yardımcı oluyor.

Hafıza Kuvvetlendirici Birkaç Öneri:

* Vücudunuzu yeni davranışlara alıştırın. Saçınızı tararken, dişlerinizi fırçalarken, kahvenizi karıştırırken ya da diğer günlük basit işleri yaparken sürekli kullandığınız elinizi değil diğer elinizi kullanın.
* Gözlerinizi kapatın ve odada yolunuzu duygularınızla bulmaya çalışın. Bilinçli olarak sesleri dinlemeye ve kokuları almaya çalışın. Bazen yerden bir şey almanız gerektiğinde, ayaklarınızı kullanın mesela kapıyı ayağınızla kapatmak gibi.
* Buzdolabınızın içine dikkatlice bakın. Daha sonra kapağını kapatın. İçindekileri teker teker sıralamaya çalışın. Eviniz için de aynı şeyi yapabilirsiniz, pencerenin önündekileri ya da duvardaki resmin ayrıntılarını inceleyebilirsiniz.
* Her zaman üzüntü ya da şüpheye yakalanıyorsanız ve kendinizi başkalarından daha aşağı görüyorsanız, bunun yerine en çok istediğiniz şeyi ayrıntılı olarak tasarlayın ve elde ettiğinizdeki yaşamınızı düşünün. Negatif düşünceleriniz olduğunda pozitife çevirmek için gün boyunca bunu uygulayın.
* Her günün sonunda o ana kadar ne yaptığınızı 60 dakikada gözden geçirin. Bu gününüzü daha önemli hale getirmek için iyi yardımcı yoldur. O ana kadar olan tüm aktivitelerini zihinsel olarak gözden geçirin. Hafızanız gününüz hakkındaki boşlukları, anları kasıtsız olarak açığa vuracaktır.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Ayrıldıktan sonra yapılan hatalar

Ayrılıklar hayatın bir gerçeği ve eşinizden yahut sevgilinizden ayrıldığınız zaman yaptığınız hataların telafisi bazen çoğu zaman mümkün bile olmayabiliyor. Dolayısıyla ayrıldıktan sonra yapılan hatalar konusunda bilgili olmak, bu hatalardan uzak durmak ve onların etkilerinden sakınabilmek için çok önemli. Aksi taktirde ayrılığın üzerine bir de davranışlarınızın sonuçlarına katlanmak zorunda kalmanız işten bile değil.

Ayrıldıktan sonra yapılan hataların en büyüğü, belki de ayrıldığınız kişinin arkasından kötü konuşmak. Zira birlikte güzel vakitler geçirdiğiniz bu insanın ardından kötü konuşmak, hem yaşadıklarınızın anısına bir ihanet olacaktır hem de bir daha o kişinin hayatta ne zaman karşınıza çıkacağını bilme ihtimaliniz yok. Bunun yanında, özel hayata dair bilgilerinizi paylaşmak, diğer insanlar üzerinde kötü bir izlenim bırakacaktır.

Pek çok kadın ve erkeğin yaptığı bir diğer hata ise, gereksiz yere güçlü görünmeye çalışmak olmaktadır. Ayrılıkların ardından güçlü görünmeye çalışmak, maalesef üzüntünüzü yaşama ihtimalinizi ortadan kaldıracaktır ve bu durum da psikolojik olarak ayrılığın etkilerinden kurtulma sürenizi uzatacaktır. Korku ve üzüntülerinizle yüzleşmek, bu konuda çok daha faydalı olacaktır. Yapılan araştırmalar, yüzleşilmeyen korku ve üzüntülerin, ilerleyen zamanlarda ciddi ruhsal bunalımlara sebep olabildiğini gösteriyor.

Ayrılığın ardından intikam almaya çalışmakda maalesef size üzüntü getirmekten başka bir işe yaramayacaktır. İntikam için başka birisiyle birlikte olmak, ayrıldığınız kişinin işlerini zorlaştırmak, onun yeni ilişkisini sabote etmeye çalışmak gibi durumlar, maalesef hem sizi hem de karşı tarafı sinir edecektir ve ayrılığın etkilerinden kurtulmanızı imkansız hale getirecektir. Kendi yolunuza bakmanız her iki taraf için de daha faydalı olacaktır.

Ayrılığı kaldıramayıp barışmak için yalvarmak ise sizi küçük düşürdüğü kadar, sizi artık sevmeyen birisine karşı gereksiz duygular beslemenize neden olacaktır. Karşı taraf zaten sizinle barışmak istemiyorsa sizi gözden çıkarmış demektir ve bu nedenle kendinizi yormanın da bir anlamı yok. Barışsanız bile ilişkinizin çok uzun süreler devam edeceğini düşünmeyin.

Ayrılıktan sonra kendinizi değiştirmeye çalışmak, saçları kestirmek, kıyafetler almak, ekstrem işlere girişmek gibi davranışlar, o an sizi mutlu etse de ayrılıkla yüzleşmenizi engelleyecektir. Yaptığınız değişikliklerden hoşnut kalmama ihtimaliniz de her zaman mevcut.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Güçlü bağlara sahip mutlu evliliklerin için 10 altın öneri

Birbirlerinin kişisel özelliklerine ve farklılıklarına saygı duyan çiftlerin ilişkilerini uyum içerisinde sürdürmektedir. Bu unsurların yanında daha da önemli olan faktörlerin, ilişkiyi sürdürmeye dair duyulan inanç ve arzudur. Evlilikte, istek ve çabanın diri tutulmasıda önemlidir. Çabanın ve isteğin istikrarsızlığı, ilişkiyi çıkmaza sokan önemli unsurların başında geliyor.

İletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlık ciddi sorunlara neden oluyor

Birlikteliklerin ve evliliklerin yenilenmeye ve gelişmeye ihtiyaç duyan bir dinamiğe sahiptir. Mutlu ilişkilerin, yenilenmeye ve gelişmeye açık bireyler tarafından yürütüldüğünü, evlilikteki veya birlikteliklerdeki iletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlığın ciddi sorunların yaşanmasına neden olmaktadır. Aile yapılarının, karakter özelliklerinin, eğitim seviyelerinin ve zevklerin birbirine uyumunun, ilişkilerde ortaya çıkan problemlerle başa çıkılmasını kolaylaştıran unsurlardır.

Güçlü bağlara sahip mutlu evliliklerin için 10 altın öneri;

1. Farklılıklar, erkeği kadına kadını erkeğe üstün kılmayan özelliklerdir. Bunun bir üstünlük değil bir özgünlük olarak kabul edilmesi gereklidir. Unutulmamalıdır ki farklılıklar, rutini bozan heyecanlara zemin hazırlar.

2. Çiftlerin yaşamdan beklentileri ve amaçları uyumluluk göstermeli, çift ruhsal ve cinsel uyuma sahip olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, birbirlerini seven ve paylaşma duygusuna sahip çiftler birbirlerini mutlu eder.

3. Fiziksel, sözel ve davranışsal ve psikolojik şiddet, mutlu bir evlilikte olmaması gerekenlerin başında gelir.

4. İlişkide çatışma yaşandığında çiftler sakinliğini koruyarak sorunu çözme yoluna gitmelidirler. Davranışsal ve yapıcı eleştirilerle çözüm için uğraşmalıdır.

5. İlişkide ortaya çıkan herhangi bir sorun, asla çiftlerden birine mal edilmemelidir; çünkü evlilik iki kişiliktir. Var olan bir sorunda, kadın ve erkeğin değişen oranlarda sorumlulukları bulunmaktadır.

6. Araştırmalar, evliliğin ilk yıllarında ve ilk çocuk doğduktan sonra çiftlerin birbirlerine ayırdıkları zamanın azaldığını ortaya koymaktadır. Bu dönemlerde eşler, birlikte düzenli vakit geçirecekleri programlar yapmayı ihmal etmemelidir.

7. Eşlerden biri ya da her ikisinin cinsel sorunlar yaşamaları durumunda yardım almaya açık olmaları önemli bir diğer husustur.

8. Eşlerden birinin iletişim ya da öfke kontrol problemleri varsa yine bahsi geçen konularda profesyonel yardım alınması, ilişki açısından oldukça önem taşımaktadır.

9. Evlilikte dostluğun devamı, konuşmak, dertleşmek ve destek olmak vazgeçilmez bir özelliktedir. İlişkiye zarar verdiği düşünülen üçüncü şahıslara sınır koyma, ilişkiye dahil etmeme de önemli ve gereklidir.

10. Çiftler evlilik süresince yaşanabilecek krizlere direnebilme ve ilişkiyi ayakta tutabilme becerilerini geliştirebilir ve gerektiğinde profesyonel yardım alarak yaşanan çatışmalara dışarıdan bakabilmelidir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Sosyal Medya Evliliğinizi Sarsmasın

Son yıllarda popüler hale gelen sosyal medya yeni insanlarla iletişime geçme konusunda hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu. Akıllı telefonlar sayesinde cepte taşınan sosyal medya ile artık mobil olarak da internetteyiz

İlişkilerin üzerindeki kara bulut sosyal medya

Yeni insanlarla tanışmak için iyi bir araç olan sosyal medya aynı zamanda kadın erkek ilişkilerine zarar veriyor. Sosyal medya hayatımızın önemli bir parçası olmadan önce çiftler genellikle telefon ile iletişim kurarken, haberleşme araçlarının farklılaşması hayatımıza dijital kıskançlığı getirdi. Eskiden çiftler birbirlerini kıskansalar bile bu duygu saklanmaya çalışılırdı. Ancak günümüzde bu kıskançlık çiftlerin birbirlerini kısıtlamasına, tartışmasına hatta bu yüzden ilişkinin bitmesine bile neden olabiliyor. Akıllı telefonlar sayesinde insanların nerede olurlarsa olsunlar kendilerinden bahsedebiliyorlar. Gittikleri mekan, yedikleri yemek, giyilen kıyafet, paylaşılan fotoğraflar bile çiftler arasında kıskançlık haline dönüşebiliyor. İnsanların tüm bunları paylaşmasının altında yatan sebep ise beğenilme ve onaylanma arzusudur. Yapılan araştırmalar ciddi ilişkisi olan kişilerin bile sosyal medya sayesinde (eş arama, flört, arkadaş arama siteleri) yeni insanlarla tanışıp flört yaşadığını gösteriyor.

Sosyal ağlarda harcanan zamanın artması ve bu mecraların yanlış kullanılması ciddi beraberliği olan ya da evli çiftlerin arasında iletişimin azalmasına, güvensizliğe, tartışmalara ve hatta boşanmalara bile neden olabiliyor.

Kıskançlık, aşırı sahiplenme ve aşırı aidiyet duygusudur. Aşktan da yoğundur, yıkıcıdır. Sağlıklı kıskançlık ise olması gereken, sıcak bir duygudur.

Dijital medya kıskançlığı kadınlarda daha fazla

Çiftler her ne kadar kadın erkek ilişkisinde en önemli şeyin güven duygusu olduğunu söyleseler de kontrol ruhu bu düşüncenin önüne geçiyor. Erkekler genellikle eşlerinin ya da sevgililerinin şifrelerini bilmek istiyorlar. Kadınların birçoğu ise partnerlerinin karşı cinsle olan arkadaşlıklarına çok sıcak bakmadıklarını belirtiyorlar. Dijital medya hayatımıza girdikten sonra birçok çiftin gözünde karşı cins sizi elde etmeye çalışan potansiyel suçlu konumunda yer alıyor.

Sosyal medya kullanırken dikkat edilmesi gerekenler

Sosyal medya kullanırken sanal iletişimin, gerçek iletişimin önüne geçmemesi gerekiyor. Günlük hayatımızı kuşatma altına alan sosyal medya yüz yüze iletişime gölge düşürüyor. Birbirlerine zaman ayırmak yerine sosyal medyanın eğlenceli dünyasına kapılan çiftler birbirlerinden uzaklaşıyor ve aradaki iletişim yok oluyor. Kıskançlık ve güvensizlik gibi sorunları çözmenin en iyi yolu çiftlerin birbirleriyle iletişime geçmesi ve kaliteli zaman geçirmesidir. Tabii ki iletişimin sadece konuşmak değil dinlemek olduğu gerçeğini gözden kaçırmamak gerekir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Evlilik stresiyle baş etmenin yolları

Evlilik kararıyla birlikte stresli günler de başlar. Bir yandan düğün hazırlıkları yapan çiftler bir yandan da aileleri memnun etmeye çalışır. Ancak bu dönemde yaşanan stres bu günleri kabusa çevirebiliyor.

Evlilik hazırlığında çiftlerin hayatında nasıl bir değişiklik olur?

Evlilik; eğitimleri, öğrenimleri, kültürleri, örf ve adetleri farklı ailelerde yetişmiş, geçmiş hayat deneyimleri, zevk ve hoşlanımları farklı olan iki kişinin hayatlarının geri kalan bölümünü birlikte yaşamaya karar vermesidir. Böylece iki kişi birlikte bir aile kurarken birbirlerinin ailesini de kabul eder ve hatta iki aileyi birleştirir, buluşturur.

Evlilikte yetişkin iki insanın hem birbirlerinin ruhsal, psikolojik, sosyal ve fiziksel gereksinimlerini karşılamaları hem de ekonomik bir denge kurmaları beklenir. Hiç şüphesiz sadece bununla kalmayıp arkadaş, iş çevresi ve dostları paylaşmak, çocuk yetiştirmek gibi bir çok konuda uzlaşmak durumunda kalacaklardır.

Bir kişi evliliğe hazır olup olmadığını nasıl anlayabilir?

Evlilik için gerçekten hazır mısınız? Evlilik için yeterli fiziksel, zihinsel, sosyal olgunluğa, yetişkinlik yaşına ulaşmış olmak gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yetişkinliğe geçiş yaşını 25 olarak kabul ediyor. Kişiliğin olgunlaşması ve evlilikle ilgili sorumlulukların üstlenilmesi için ergenlik döneminin son bulması, hayata bakışın, beklentilerin neler olduğu ve tercihler konusunda fikirlerimizin netlik kazanması gerekiyor.

 

Evlilik öncesi süreçte neler strese yol açar?

Evlilik kararı ve evlenme zamanına kadar geçecek olan süre ve yapılacak hazırlıklar strese sebep olabilir. Her yeni durum ve karşılaşılabilen sorunlar ve uyaranlar stres nedenidir ve bir tepkiyle yanıtlanır. Stres karşısında gösterilen tepki aslında değişime uyum sağlamaya yöneliktir. Hazırlıklar esnasında stresle başetme yöntemleri kullanılabilirse sorunların üstesinden daha kolay gelinebilir.

 

Evlilik öncesi stresle mücadele etmek için neler önerirsiniz?

Zihinsel yöntemler:
• Mükemmelliyetçi düşünce biçiminden -ya hep ya hiç -vazgeçmek
• Genellemelerden – ona olan bana da olur – vazgeçmek,
• Olumluya odaklanmak, olumsuzdan vazgeçmek
• Hemen sonuca varmaktan – küçük olaylardan büyük sonuçlara varmaktan vazgeçmek

 

Davranışsal yöntemler
• Yapılacak işle ilgili önceden plan yapmak, işi ve zamanı programlamak
• Sorunu çözmek için bilgimizin yeterli olup olmadığını gözden geçirmek,
• İşin bitirilmesi ile ilgili yardım istemek, dost yardımı veya profesyonel yardım
• Stresi artıran durumdan kaçınmak ya da stres yaratan kişi ile konuşmak
• Ulaşım için trafiğin yoğun olmadığı saatleri seçmek
• Dinlenmeye özen göstermek
• İletişimi artırmak, önce karşımızdakinin söylediğini iyi dinlemek
• Sadece düğün dernek hazırlıklarıya bu birkaç ayı geçirmek yerine keyif alınacak aktivitelere devam etmek (Yemeğe çıkmak, sinemaya gitmek…vs)

 

Duygusal yöntemler
• Kendine ve insanlara güvenmek
• Ne istediğinden emin olmak, sık sık fikir değiştirmemek
• Beklentileri gözden geçirmek, mümkün olamayanlardan vazgeçmek
• Haklı mı? Mutlu mu? olmak istediğimize karar vermek
• Ev hazırlığı, düğün hazırlığı, nikah, davetiye, gelinlik vb konuları son hafta ya da son günlere bırakmamak
• Düğün günü bazen küçük ayrıntılar büyük streslere neden olabilir, bunları önceden gözden geçirmek
• Bir şeyi başkaları için mi kendimiz için mi yapıyor olduğumuzu iyi düşünmek.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Yeni Evlilere Zaman Kazandıracak Öneriler

Beklenen o büyük gün geldi çattı ve sevdiğiniz adamla bir ömür boyu yaşamak için ‘’evet’’ dediniz. İmzalar atıldı, her şey çok güzel fakat bugüne kadar hiç ev işi yapmadınız, yemek bulaşığa dokunmadınız. Şimdi kendi eviniz ve kendi sorumluluğunuzda her şey. Sabah işe git, akşam eve gel, yemek yap, evi topla bulaşıkları yıka… Evet, evet… Bunları okurken bile yoruldunuz farkındayım. Şimdi gelin işleri nasıl kolaylaştıracağımıza bakalım ve eşinizle birlikte günün keyfini çıkartmak size kalsın.

İlk olarak evde eşinizle birlikte iş bölümü yapın, birlikte yaşadığınız evin sorumluluğunu paylaşın.

Mümkün olduğunca hafta içi temizliği bitirmeye çalışın ki hafta sonunuz size kalsın. Yerleri siz silecekseniz, tozları eşiniz alsın. Bu hem kişinin sorumluluk bilincini geliştirir, hem de ev işlerinde oyalanılacak zamanı yarı yarıya azaltır.

Mutfağa birlikte girin.

‘’Eşim yumurta bile kıramaz’’ diyen hanımları duyar gibiyim. Yapamayacaklarını bir kenara bırakırsak yapabilecekleri şeyleri yapması için motive edin. Siz yemek hazırlarken eşiniz salatayı yapabilir. Bu hem işten yorgun geldiğinizde yemeği tek başınıza yapmanın külfetini ortadan kaldırır, hem de eşinizle birlikte mutfakta vakit geçirip birbirinize olan paylaşımınız artar. Yemeği o gün yapmayıp bir gün önceden yapmak,  işten geldiğinizde yemek yapmak için harcayacağınız vaktin size kalmasını sağlar.

Alışverişe beraber çıkın, eksiklerin listesini günlük olarak tutun.

Liste yapmak hem alışverişte oyalanmayıp eksiklerinizi almayı sağlar hem de gereksiz harcamalardan sizi kurtarır.

Çamaşırları yıkarken dikkat edilmesi gerekenler;

Çamaşırlar yıkanırken renkliler ve beyazlar ayrı yıkanmalı, makineyi çok fazla doldurmak çamaşırların yıkanmasını engelleyeceğinden yeterli miktarda doldurmak gerekir.

Çok fazla deterjan koymak çamaşırlarınızın çok temiz olacağı anlamına gelmemeli, fazla konulan deterjan çamaşırlarınızın durulanmasını zorlaştırır. Temiz çamaşırlar için belirtilen miktarda deterjan konmalı makineye.

Ütü, kadınların ev işleriyle en büyük imtihanı…

Ütü yapmak ev işlerinin en sıkıcısı olarak bilinir; fakat bu işi de bazı püf noktalarla sevimli hale getirebilirsiniz.

Sevdiğiniz çamaşırları ütü yaparken ilk sıraya koyup sevmediklerinizi sona bırakabilirsiniz. Kıyafetlerinizin kumaşına uygun ısıda ütü yapmak kıyafetlerinizin hasar görmesini engeller, kıyafetleriniz nemliyken ütülemek kıyafetlerinizin daha kolay ütülenmesini sağlamakla birlikte zaman kazanmanızı da sağlar.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Takıntı Hastalığı Nedir?

Obsesyon halk arasında takıntı veya saplantı diye de adlandırılan bir rahatsızlık belirtisidir. Kişinin elinde olmadan, istenmeden akla gelen ve kişiye aşırı rahatsızlık veren düşüncelerdir. Mesela mikrop veya kir bulaştığı düşüncesi bir obsesyondur.

OBSESİF (TAKINTILI) NEDİR?

Takıntılı düşünceye sahip olan kişiye “obsesif” denir. Halk arasında “takıntılı kişi” olarak da adlandırılır. Takıntı tarzındaki düşüncelere de “obsesif düşünce” denir.

KOMPÜLSİYON NEDİR?

Obsesif düşünceler geldiği zaman kişide büyük bir sıkıntı oluşur ve kişi bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için uygunsuz ve saçma bulduğu halde kendini yapmaktan alıkoyamadığı bazı hareketleri yinelemeye başlar. Bu hareketlere de kompülsiyon (zorlantı) adı verilir. Mesela kir bulaşmasıyla ilgili obsesyonlar geldiğinde sık sık elini yıkamak bir kompülsiyon örneğidir.

KOMPÜLSİF NEDİR?

Kompülsif kompülsiyon tarzı hareketlere verilen bir isimdir. Elini sıkça ve dakikalarca yıkamak kompülsif bir harekettir.

OBSESİF KOMPULSİF NEDİR?

Obsesyon ve kompulsiyonlarla giden psikiyatrik rahatsızlığın adıdır.

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK (TAKINTI HASTALIĞI)

Takıntı hastalığı tıp dilinde Obsesif Kompülsif Bozukluk olarak tanımlanır. Saplantı hastalığı da denir. Ancak yaygın ismi “Takıntı Hastalığı”dır. Birçok efsaneye ve esere konu olan takıntı hastalığının en çarpıcı ve meşhur örneği Shakespeare’in Macbeth adlı eserinde hayat bulmuştur. Lady Macbeth’in etkisiyle kocası Macbeth, Kral Duncan’ı öldürür ve Leydi Macbeth’de bir el yıkama hastalığı başlar. Leydi Macbeth, “Arabistan’ın bütün parfümleri getirilse bu elin kirleri temizlenemez” der ve ellerini yıkamaya devam eder. Takıntılar, insanın aklına istenmeden ve elinde olmadan gelen rahatsız edici düşüncelerdir. Bu düşünceler geldiği zaman kişide büyük bir sıkıntı oluşur ve kişi bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için uygunsuz ve saçma bulduğu halde kendini yapmaktan alıkoyamadığı bazı hareketleri yinelemeye başlar. Bu hareketlere de kompülsiyon (zorlantı) adı verilir. Mesela kirlilik düşünceleri olan kişilerin sık sık ellerini yıkaması kompülsiyona bir örnektir. Bu düşünceler ve eylemler zamanla şiddetini artırır ve kişinin günlük hayatının büyük bir kısmını işgal etmeye başlar. Sonuçta kişinin işlevselliği önemli ölçüde etkilenir.

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUĞU (TAKINTI HASTALIĞININ) YAYGINLIĞI NEDİR?

Toplum içinde takıntı hastalığı yüz kişinin ikisinde veya üçünde görülebilir. Başlangıç yaşı ortalama 20 yaş civarındadır. Hastaların yaklaşık üçte ikisi 25 yaşın altında hastalığa yakalanırken, %15 kadarı da 35 yaş sonrasında bu durumla yüz yüze gelmektedir. Erkeklerde görülme yaşı, kadınlara göre daha küçüktür. Erkeklerde 6-15 yaş arası sıklıkla görülürken, kadınlarda 20-29 yaş arasında daha sık ortaya çıkar. Yapılan çalışmalarda ise, kadınlarda %0.6, erkeklere göre (%0.2) üç kat daha yüksek bir oran bulunmuştur. Sosyo-kültürel faktörlerden de etkilenebilen takıntı hastalığı bekarlarda evlilerden daha fazla görülmektedir. Birinci derece akrabası hasta olanlarda görülme riski daha fazla bulunmuştur.

TAKINTI HASTALIĞININ SEBEPLERİ NELERDİR?

Son dönem çalışmalar takıntıların geçmişte yaşanmış olan travmatik deneyimler neticesinde oluştuğunu göstermektedir. Travmatik deneyimlerin etkilerinin yarattığı stres uzun dönemler boyunca sürdüğünde stres hormonlarının salgılanması da süreklilik gösterir. Bu durumda, serotonin maddesinin salgılanması etkilendiğinden beynin biyokimyasında bozulmalar meydana gelir. Travmatik etkilenme, orta beyinde yer alan limbik sistem içindeki bazı alanlarda kaygı birikmesine neden olarak, kişinin çeşitli konulara takılmadan edemeyecek kadar kaygı fazlalığı yaşamasına yol açar.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

7 Özgüven Eksikliği (Kompleksi) Belirtisi

Özgüvenin karşıtı olan özgüven eksikliği ise genellikle aşağılık kompleksi olarak tanımlanır. Özgüven hakkında çok önemli bir kitap yazan psikolog Don Hamachek aşağılık kompleksi ile ilgili 7 noktaya dikkat çekiyor.

1. Eleştiriye karşı alıngan olmak

Aşağılık duygusuna kapılan insanlar hata yaptıklarını bilseler de diğer insanların bunu vurgulamaları hoşlarına gitmez. Ne kadar yapıcı ya da naif olursa olsun her eleştiriyi kişisel bir saldırı olarak algılarlar.

2. Özgüvene uygunsuz cevap verme

Bu iki şekilde olur. Bazı insanlar kendileri hakkında iyi şeyler duymak için can atarlar ve sürekli iltifat edilmesinden hoşlanırlar. Diğer davranış biçimi ise tam tersidir. Özgüven eksikliği çeken bir grup insan ise kendileri hakkında pozitif bir şey duymak istemezler çünkü kendi hissettikleriyle çelişirler.

3. Aşırı eleştirel yaklaşım

Kendilerini iyi hissetmeyen kişiler başkaları hakkında iyi şeyler düşünmezler. İnsanların kusur ve hatalarını ararlar. Böylece kendilerinin çok kötü olmadığını kanıtlamaya çalışırlar. Bu insanlar çevredeki en akıllı, çekici, başarılı insan olmadıkları zaman akıllı, çekici, başarılı hissetmezler.

4. Suçlama eğilimi

Bazı insanlar aşağılık hissetmenin acısından kurtulmak için kendi güçsüzlüklerini diğer insanlara yüklemeye çalışırlar. Bu noktada kendi hataları için başkalarını suçlarlar.

5. İşkence isteği

Özgüvensizlik doruk noktasındayken başkasına zarar vermeye kadar varabilir. Başkalarını suçlama davranışı kontrol edilemez bir duruma ulaşabilir.

6. Rekabetle ilgili negatif hisler

Aşağılık kompleksi olan insanlar da herkes gibi bir oyunu ya da yarışmayı kazanmak ister ama böyle durumlardan kaçınırlar çünkü kazanamayacaklarını düşünürler. Birinci gelememe korkusu tamamen başarısız oldukları korkusuna kapılmalarına neden olur.

7. Yalnızlık ve çekingenlik eğilimi

Aşağılık duygusu olan insanlar diğer insanlar kadar zeki ve ilginç olmadıklarını düşündüklerinden diğer insanların da onları böyle göreceğini düşünürler. Bu yüzden sosyal ortamlardan kaçınırlar. İnsanlarla birlikteyken susmayı tercih ederler çünkü bunun yalnızca aptallıklarını ya da sıkıcılıklarını kanıtlayacağını düşünürler.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Çocuklar Neden Saldırgan Davranışlar Sergiler?

Çocuklarda saldırganlık okul öncesi ve okul yıllarının ilk zamanlarında sıklıkla görülen bir durumdur. Çocuk arkadaşlarıyla oyun oynarken vurma, ısırma, tekme ve yumruk atma, tükürme, bağırma gibi saldırgan davranışlarda bulunabilmektedir. Sürekli halde saldırganlık durumunda olan çocuk anlaşılamaz. Geçimsiz ve agresiftir. Arkadaş ilişkileri gergin, uyumsuz ve huzursuzdur.

Saldırganlık çocukta var olan ihtiyaçların şekil değiştirerek farklı biçimde kendisini göstermesidir. Yapılan araştırmalarda erkek çocukların kızlara oranla daha saldırgan olduğu saptanmıştır.

Çocuklar Neden Saldırgan Davranışlar Sergiler?

Çocukların saldırganlık nedenlerinin ardında yatan belli başlı sebepler vardır. Bunlardan biri anne ve babaların çocuklarını sürekli kontrol altında tutmak istemesidir. Anne babanın tutarsız davranışları da çocuğun üzerinde olumsuz etki bırakır. Çocuğun yeterli sevgi görmemesi ve sürekli fiziksel veya sözel şiddete maruz kalması da çocukta saldırganlığı tetiklemektedir. Aile içi şiddet, bağrışmalar çocukta dediğini yaptırabilmek adına bağırmak gerektiği algısını oluşturur. Çocukta var olan saldırgan tutumların aile tarafından desteklenmesi de çocukta saldırgan tutumların gelişmesine katkıda bulunur. Örneğin kavga eden iki kardeşte döven çocuğu teşvik edici sözler söylemek gibi? Çocukların saldırgan olmalarında, çevreye şiddet uygulamalarında televizyonda izledikleri şiddet içerikli filmler de etkilidir.

Aile Önemli Faktör

Şiddetin nedenlerine dair yapılan araştırmalar çocukta şiddetin tek bir nedene bağlı olmadığını göstermiştir. Okul, aile, ekonomik durumlar gibi toplumsak etmenler olaya girmektedir. Genel olarak saldırganlığın ortaya çıkmasında en büyük etken ailedir. Aile çocuğa gerekli eğitimi vererek bu konuda uysallaşmasını ve toplumla barışık olmasını sağlamalıdır. Arkadaşlar arası paylaşımın, değer vermenin, iyi bir insan olmanın temelleri burada atılmaktadır. Aile içi şiddetin olmaması, dahası çocukların buna tanık olmaması önemlidir. Çocuklarda şiddet kırılmasının en çok olduğu dönemler ergenlik önces veergenlik dönemi bu konuda ince bir iplik kadar hassastır.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Doğru insan, doğru ilişki herkesin umudu

Doğru insan ararken, doğru insan olabilmek… Kendine yetemeyen ya da kendi hayatı içinde tam olamayan bir insanın, bir başkasının gelip kendisini tamamlamasını beklemesi mutsuz ve beklentili bir ilişkinin sadece kapısını açar ama uzun bir ilişki yaşamasına engel olur.

Sağlıklı ilişkiler olarak tarif edebildiğimiz diğer tabirle;  karşılıklı sevgi ve saygı alışverişinin yoğun yaşandığı, uyum ve ahengin sağlanabildiği ilişkiler elbette ki insanın hayatının birçok yönünü olumlu etkileyebilir. Peki ya bu ilişkilerin yapısı sağlam değil ise ve sağlıksız yaşanılış seyri kişinin sağlığını, ruhsal dengesini bozuyor ve hayatının birçok alanını da kötü etki altına alıyorsa?

Çoğunlukla birçok insan yalnız bir yaşamı tercih etmez. Buna karşılık,  kötü giden, beklentilerin çok altında kalabilen ve insanı yıpratan bir ilişki modeli ile veya biraz da aman sırf bir ilişkim olsun, birileri olsun da nasıl olursa olsun düşünce yapısı ile sürdürülmeye çalışılan ilişkiler bir noktadan sonra insanı sendeletiverir.

Her ne kadar aşk mantık dinlemez diye düşünülse de aslında çoğu zaman “gerçekçilik” aşkı kalıcı kılabilen faktörlerden birisi… Neden derseniz; fiziki anlamda etkilenme ya da anı paylaşma aşkın kalıcılığını zamanla yitirtir. Bir de uyum gerçekten önemli; her insan, her insanla uyumu yakalayamaz. Gerçek şu ki; kendi karşılayabileceğinden daha yüksekbeklentiler besleyerek bir insanın ortaya çıkması beklentisi de pek gerçekçi değildir hani…

Davul bile dengi dengine demişler değil mi? Uyumsuzluğun olduğu, zevklerin, bakış açılarının, hayat tarzlarının ılımanlığının sağlanamadığı, ortak bir noktada buluşulamadığı, iletişimin doğru sağlanamadığı bir ilişki insanı ne kadar mutlu edebilir? İnsan dengini bulduğunda belki de yanında daha rahat hissedebilir.

Gerçekçilik kısmının diğer bir yönü daha vardır ki; insanın kendi gibi olamadığı, sırf karşısındakini elinde tutmak uğruna kendi kimliğinden farklı bir kimliğe bürünme çabası içine girmesi zamanla gerçekçi davranamamanın olumsuz getirilerini ortaya çıkaracaktır.

Ya gerçek  kimliğinin dışına  çıkmaya uğraşan insan bundan sıkılıp, yorulmaya başlayacaktır ya da karşı taraf gerçek olanın farkına varacaktır.

Ben sadece biri hayatımda varsa, bir ilişkim olduğunda mutluyum ya da birinin hayatımda var olmasıyla…

Ya da hiç olmamasındansa idare ediyorum işte…

Bir insanın  ilişkisinin olmaması; yukarıdaki iki cümledeki anlayışla yaklaşmaktan ya da  kötü giden bir ilişkiden çok daha iyidir.

Bir anlık çekim değildir sağlıklı bir ilişkinin temeli…

Birilerine güçlü hisler beslenebildiğinde  bir ilişkiye yatırım yapmaya gönüllü olunamıyorsa, ilişkinin sorumluluğunu almaya ya da gereklerini yerine getirmeye hazır değil ise insan, bir adım atmadan iyice bir düşünmelidir. Hem kendisini hem de karşısındaki insanı hayal kırıklığına uğratmamak için…

Bir türlü aradığım gibi bir insan bulamıyorum dediğimiz anlarda, bir şeylerden daha emin olmalıyız belki de:

Biz ne istiyoruz? Bir ilişkiden,evlilikten beklentimiz nedir?

Nasıl bir insan hayal ediyoruz?

Ne tarzda bir ilişki bizi rahat, huzurlu ve mutlu hissettir?

Hayal ettiğimiz insan için biz aynı kriterleri taşıyabiliyor muyuz?

Bir ilişkiye, bir evliliğe yatırım yapabilecek güçte ve hazır hissediyor muyuz? Ya karşımızdaki?

İlişkilere ya da karşımızdaki insana bir ihtiyaç gibi mi bakıyoruz gerçekten hayatımızın insanı gibi mi?

Sağlıklı bir ilişki kurma kriterlerine sahip miyiz? Karşımızdaki insan da sahip mi?

Karşılıklı saygı…

Güven…

Farklı kimliklerin olabileceğini kabul…

Özveri…

Dürüstlük…

Sağlıklı iletişim…

Birbirinin kendi kişisel alanlarına itina…

Bedensel ve kafasal uyum…

Herkesin bildiği fakat kimi zaman uygulamada başarısız kalabildiği karşılıklı ve olması gereken paylaşımlar bunlar.

Sağlıksız bir ilişkide bu sayılanlar ya da bir kısmı eksiktir. Bir de sağlıksız ilişkinin oluşmasında kıskançlığın dozunu ayarlayamamak var ki, karşı tarafı bıktıran ve kaçıran en büyük sebeplerden biri.

Gerçekten doğru insan ve uygun bir partner bulmaya özlem duyuluyorsa bu noktada her şeyi kadere, şanssızlığa, bu tarz bir insanın var olmadığına bağlamak yerine belki de yapılabilecek ilk şey; bizim gerçekte neyi istiyor olduğumuz, arzu ettiğimiz beklentilerin ne kadar gerçekçi olduğu ve neyin arayışında olduğumuz, bizim ne derecede tam ve bütün olabildiğimiz.

İstenilen bir ilişkinin rotasını çizmenin en sağlıklı yolu belki de kaybetme korkusunun bir tarafa bırakılıp, ilişkinin başlarında kişilerin ilişkiden beklentisini paylaşmasıdır. İleride oluşabilecek hayal kırıklıkları açısından…

Sadece bir insandan hoşlanmak, sevmek yetmiyor; bu duyguları tadında ve layığı ile yaşamak, yaşatmak, doğru şekilde paylaşmak lazım. İşte bu paylaşımlar doğru şekilde olduğu sürece gerçek bir ilişki yaşamak, evlilik de aslında çok güzeldir.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Oğlunu paylaşmaktan korkan kayınvalidelere gelinler ne yapmalı

Oğlunu paylaşmaktan korkan anneler, gelinleri ile pek anlaşamaz, onları sürekli eksik görmek istediklerinden hep hatalarını ararlar. Gelinlerini sürekli eleştiren kayınvalideler gelinlerini sürekli kontrol ederler, onlara karşı meraklı ve saldırgan bir tutum sergilerler.

Eğer kayınvalidenize karşı kazanmak istiyorsanız açık ve net olmalısınız. Yapmacık davranmamalı, saygı çerçevesinde hissettiklerinizi ve doğru bildiklerinizi açıkça söylemelisiniz. Ayrıca eşinizi tamamen kendi tarafınıza çekmeye çalışmamalı, orta yolu tutmasına izin vermelisiniz.

Unutmayın; siz eşisiniz o da annesi.

Eşiniz için ikinizin yeri de ayrı

Kayınvalidenizi yok saymayın. Önemli konularda onun da görüşünü alın. Fikrini sorun. Bu şekilde sevimli ve ilgili bir gelin olabilir, aranızı düzeltebilirsiniz.

Kayınvalidenizi övün, ona soru sorun. Bilmediğiniz bir yemeğin tarifini ya da eşinizin sevdiği bir yemeğin tarifini kayınvalidenize sorun. Bu onun hoşuna gidecektir. Ayrıca kayınvalideniz size ne kadar olumsuz eleştirilerde bulunursa bulunsun asla ona cevap vermeyin.

İletişimde pozitif yaklaşımlar eninde sonunda kazandıracaktır.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Evlilikte Yeniden Güven Kazanmanın Yolları

Evliliklerde bazen sevgi ve saygı yeterli olmayabilir. Eşler birbirine güvenmekte zorlanabilir, bu durum da evliliği etkileyebilir. Güven eksikliği sonucu birçok evlilik bitse de, kurtarılan evlilikler de mevcuttur. Kişinin oturup düşünmesi gerekmektedir. Eğer bir aldatma ya da buna bağlı haklı sebepler varsa, suçu kabul etmeli ve ona göre hareket etmek gerekmektedir. Zaman her şeyin ilacı olsa da, böyle durumlarda tersine işleyebilir. Evlilikte yeniden güveni kazanmak için çaba gösterilmelidir. İlk zamanlar sonuç alınamayabilir ama kesinlikle vazgeçilmemelidir. İstikrar ve sabırla, evliliğin kurtarılması mümkündür. Yeter ki inanın ve evliliğinizin kurtulması için çaba sarf edin.

  • Sabırlı Olmak

Her iki tarafı da bekleyen uzun ve zor bir süreç olacaktır. Bu yüzden sabırlı olmak, en önemlisidir. Düzenlenen yemekler, sürprizler, konuşmalar, çiçekler ilk dönemlerde sonuç vermeyebilir. Hatta tam tersine, daha kötü sonuçlanabilir. Fakat yılmadan devam edilmelidir. Kırgınlığın altındaki sevgi zamanla, gün yüzüne çıkacak ve gösterilen emekler sonuç verecektir.

  • İnkâr Etmemek

Aldatma evliliğin içine girdiyse eğer, güvenin büyük bir kısmı gitmiş demektir. Fakat yine de evliliğin kurtarılması imkânsız değildir. Aldatan tarafın kesinlikle inkâr etmemesi, bahane uydurmaması ve asla yalan söylememesi lazımdır. Çünkü konu er ya da geç gün yüzüne çıkacak ve söylenen yalanlar, aldatılan tarafın, kalan güvenini de süpürecektir.

  • Alışkanları Değiştirmek

Alışkanlıklar evlilikte çok önemlidir. Güvenin yeniden kazanılması için, kişinin çoğu alışkanlıklarından feragat etmesi gerekecektir. Gidilen mekânlar, buluşulan arkadaşlar, geç kalınan saatler ve daha birçok konuda dikkat edilmesi ve gidilen çoğu yeri haber vermek mantıklı bir karar olacaktır.

  • İletişim Cihazlarını Ortaya Bırakmak

Ortada saklanacak bir şey yoksa ve evlilik kurtarılmak isteniyorsa, bir süre telefonun ya da laptop, tablet eşyaların meydanda olması çok iyi olacaktır. Böylelikle gizlenen bir şey olmadığı anlaşılacak ve yıkılan güven tekrar kazanılacaktır. Herhangi bir telefon kurcalaması durumunda, kesinlikle karşı tarafa kızılmamalı ve telefon elinden alınmamalıdır. Böyle yapıldığı takdirde daha çok şüphelenilecek ve güvenin kazanılması hayal olacaktır.

  • Sevilen Davranışlar Sergilemek

Güveni sarsılan taraf için affetmesi çok zordur. Sevildiğini ve kaybedilmek istemediğini görmek ister. Karşısında sadece özür dileyip, başka hiçbir şey yapmayan birini görmesi, yıkılan güveni onarmayacağı gibi, sinir olmasına da sebep olacaktır. Böyle zamanlarda affedilmek istenen tarafın, karşı tarafa bir şeyler yapması şarttır. Sevilen bir mekâna götürülebilir, hoşlanılan aktiviteler planlanabilir, romantik bir yemek ayarlanabilir ve sürpriz hediyeler alınabilir. Amaç, ne kadar önemsendiği ve kaybetmekten korkulduğunun gösterilmesidir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Eşimi Affetmeli miyim?, Eşimi Nasıl Affederim?

Evli veya sevgili olanların arasında illa ki bazı kavga ve sorunların ortaya çıkması en doğal süreçlerden bir tanesi. Ancak bu anlaşmazlıklar zaman zaman her iki taraf için de o kadar zorlu olabiliyor ki, bazen affetmek imkansız hale geliyor ve ayrılıklar gerçekleşiyor. Hem kadın hem de erkekler için eşimi affetmeli miyim sorusunun cevabı da bu süreçte çok önemli bir hale geliyor. Ancak tabii ki körü körüne her şeyi affetmek ve sürekli olarak taviz vermek de o kadar mantıklı değil.

Öncelikle, bir sıkıntıda eşinizi affetmeden önce, o sıkıntının ne kadar ciddi olduğunu gözden geçirmelisiniz. Bazı kadın ve erkekler, hiç ipe sapa gelmeyecek konularda eşlerini zorlayabiliyor, yoktan sıkıntılar ortaya çıkarabiliyorlar. Eğer sizin de eşinizi suçladığınız durum bunun gibi pek de önemli olmayan bir konuysa, onu affetmemeniz için hiç bir sebep yok. Hatta pireyi deve yapma alışkanlığınız varsa, bu alışkanlığınızı bir gözden geçirebilir, ilerde yaşanacak sıkıntılara da engel olabilirsiniz.

Bunun yanında, bir de gerçek sorunlar mevcut. Bunlar arasında aldatma, kadına şiddet, sözlü baskı ve hakaretler, eşe vakit ayırmama gibi affetmesi ve kabullenmesi çok daha zor konular yer alıyor. Hem kadınların hem de erkeklerin duygusal olarak yaralanmalarına sebep olan bu tip durumlarda, maalesef affetmek o kadar da kolay değil. Zira eşini affettiğini sanan pek çok insan, aslında kendi içerisinde onu affetmeden hayatına devam etmeye çalışıyor ve durumu kabullenmekte zorlanıyor.

Eğer böylesi ciddi durumlarda eşinizi affetmek istiyorsanız, öncelikle kendinizi onu affedip affedemeyeceğiniz konusunda ikna etmeniz gerekiyor. Affettikten sonra bile sürekli olarak laf vuracak, hatalarını onun yüzüne söyleyip duracaksanız, bu affın herhangi bir etkisi olmayacaktır. Geçmişi geçmişte bırakabilenler ise affetmenin dinginliğini yaşayabilir ve eşleriyle yeniden eskisi gibi güzel vakitler geçirebilirler. Dolayısıyla affetme sürecinde sizin karakter ve alışkanlıklarınız çok önemli.

Lakin eşiniz sürekli olarak aynı hataları yapıyor, sizi küçük düşürüyor ve dikkate almıyor, affetmenizi kötüye kullanıyorsa, kendinizi bu şekilde kullandırtmaya da bir son vermeniz gerekli. Affetmek tek bir hata için sadece bir defa yapılabilir ve maalesef sürekli olarak aynı hatayı affetmeniz gelecekte sözlerinizin dikkate alınmaması sonucunu doğuracaktır.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Evlenince Neden Kilo Alınır?

Uluslararası Obezite Birliği’nin yaptığı araştırmaya göre; yeni evli çifler evliliklerinin ilk iki yılında kilo alma riskiyle karşı karşıya. Bunun nedeni ise düzenli hayat, mutluluk, yeni evli çiflere gelen misafirler ve onların şerefine yapılan yemekler…

Bayanlar da, erkekler de evlenmeden önce yediklerine ve içtiklerine dikkat ediyor. Fakat evlendikten sonra sık sık verilen yemekli davetler, gece yemeleri artıyor. Ayrıca; “Ben evliyim, mutluyum, huzurluyum…” psikolojisinin getirdiği rahatlık daha çok yemek yedirebiliyor.

Ama bu mutluluk o kadar da uzun sürmeyebilir… Çünkü uzmanlar, çiflerin kilo aldıkça kıskançlıkların da arttığını belirtiyor. Çiftlerden biri kilo aldığında, kendine olan güveni azaldığından eşini daha çok kıskanabiliyor.

Eğer yeni evliyseniz ve hızla kilo almaya devam ediyorsanız dikkat edin. Kıskançlık ve kavgalar olmadan diyet programlarına bakmalısınız.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Evliliği İlk Günkü Gibi Taze Tutmanın Yolları

İlişki zamanla yıpranır. Ama herkes ister, ilk günkü gibi taze kalmayı… Evliliğin canlılığını korumak için hayata geçirilebilecek tüyolar:

Her gün

Her gece sohbet edin. En az 10-15 dakika gününüzü nasıl geçirdiğinizi birbirinize anlatın. Yanınızda kimse yokken ve birbirinizin yüzüne bakarken…

Birbirinize dokunun. Sarılma, el ele tutuşma, sırtını sıvazlama, masaj yapma… Her ne olursa: cinsellikten bağımsız, tüm dokunma formları ilişkiyi güçlendirir.

Gün içinde yapacağı ve farklı olan en az 1 şey öğrenmeden evden ayrılmayın. Önemli bir yemeği ya da toplantısı mı var? Yoksa arkadaşları ile mi buluşacak?

Sabahları birbirinize “hoşça kal” derken, uzun sureli bir öpücük verdiğinizden de emin olun.
“Şu anda ne yapıyordur” sorusunu gün içinde en az bir kez merakla ve gülümseyerek kendinize sorun. Onu düşündüğünüzü gösterin. Beklemediği bir telefon ya da sürpriz bir not…

En azından bir öğünü birlikte yiyin. Baş başa romantik bir yemek olmak zorunda değil. Yeter ki bir öğününüz birlikte geçsin.

İlişkinizde ya da onda var olan ve çok sevdiğiniz bir özelliği düşünün. Eşinizde hayran olduğunuz bir şey? Sevdiğiniz bir özelliği?

En az bir küçük şey için “teşekkür” edin…

Her hafta

Haftada en az bir kez onu takdir ettiğinizden emin olun. “Şunu çok seviyorum…” “Bu özelliğin çok hoşuma gidiyor…” “Hatırlıyor musun, o gün böyle yapmıştın ya… ne kadar mutlu oldum…”

Birlikte hiç de hoş olmayan ama yapılması gereken bir şeyi baştan sona yapın. Ortalık mı temizlenmeli, bulaşıklar mı yıkanmalı, yemek mi yapılmalı, bir şey mi tamir edilmeli yoksa alışveriş mi yapılmalı? Hem de eğlenerek…

Baş başa herhangi bir yere gidin. Yapılması gerektiğinden değil, yapmak istediğinizden… Sinema? Pazar kahvaltısı? Ya da bir kahve molası? Güzel bir akşam yemeği? Yürüyüş? Her ne olursa… Sadece keyif aldığınız için ve en azından 1 saatliğine…

Ve tabii ki birbirinize de vakit ayırın. Yani, onun kendine özel bir vakti olmasını sağlayın. Dilediğiniz gibi geçirebilirsiniz. Dilerseniz arkadaşlarınızla görüşerek, dilerseniz uzun bir banyo sefası yaparak…
Mutlu bir cinsel yaşam, ancak ilişkiye dair pek çok başka tatmin ile birlikte gelir. Hafta sınırı koymaksızın, her ikinizin de memnun olduğu bir cinsel yaşamı hedef alın… Her ikinizin de tatmin olduğu bir şekilde…

Her ay

Onun çok çok seveceği ve sevineceği bir plan yapın. Onun için yapılmış olduğu belli olan bir plana uygun geçen bir koca gün: herkese ne kadar değerli olduğunu hatırlatır.

Sürpriz, sürpriz, sürpriz… En az 1 sürpriz sunun. Dikkatli olun, sizin değil, onun hoşlanacağı bir sürpriz olmalı.

Her ikinizin de hayatında var olan güncel sıkıntılardan konuşun. İş yaşamında, aile hayatında ya da arkadaş çevresinde yaşanan herhangi bir sıkıntı, sorun, onu endişelendiren, geren herhangi bir durumu konuşun. Ve dikkat edin: asla ve asla meseleye “düşmanın gözünden bakmayın!”

Mümkünse, baş başa çocuklardan ve yakınlardan uzak bir hafta sonu geçirin. Nerede olduğunun ya da nasıl geçtiğinin hiçbir önemi yok.

Her yıl

Hem onunla hem de kendinizle ilgili, bildiğiniz temel bilgileri güncelleyin: Yakın/uzak geleceğe dair hayalleri neler?

İlişkinize dair

Ailenize dair

İşinize dair

Arkadaşlarınıza dair

Yaşadığınız eve dair

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Ayrılık Kararı Almadan Evvel Bir Kez Daha Düşünün

Hiç kuşkusuz tüm ilişkilerdeki erek mutlu olmaktır. Gerek evlilik gerekse flört olsun, ilişkide her iki tarafında beklentileri vardır. Beraberliklerin çerçevesi ve sınırları tarafların birbirinden beklentileri ile oluşturulur.

Ne süre ki taraflardan birinin hayal kırıklıkları başlar, işte tam da o noktada ilişkide tehlike çanları çalmaya başlar nedeni ise bir ilişkide en istenmeyen his güvensizlik ve beraberinde getirdiği hayal kırıklıkları ve öfkedir.

Her insan kişilik yapısına, geçmişte yaşadığı menfi deneyimlere ve mevcut olan ilişkisine yüklediği anlama dayalı şekilde ayrılma kararı alır. bazıları karşı tarafın en ufak bir hatasında hemen ayrılmaya kalkarken bazıları ise çok sabırlı davranarak kendisini yıpratabilir.

Ayrılma kararı almadan evvela kendinizi analiz edin
Hatayı ve kusuru karşı tarafa yüklemeden öncelikle kendinize dönüp bakmanızda yarar var derim. Kendinize şu soruları sorabilirsiniz;

– çok fazla hassas mı davranıyorum?
– olası bir “bağlanamama sendromu” yaşıyor olabilmektedir miyim?
– bu insandan beklentilerim aşırı abartılı olabilir mi?
– hoşgörüsüz ve sabırsız mıyım?
– bir önceki olumsuz ilişkimden kaynaklanan öfkemi bu kişiye mi yüklüyorum?
– sonradan pişman olur muyum?

 

Bir ilişkiden neler beklediğinizi gözden geçirin

Hepimizin ilişkiden beklentisi farklıdır. bazen sahiplenilmek ister, kimisi sözünün geçeceği, yöneteceği bir ilişkiyi tercih eder. bazıları yönetilmeyi tercih ederken bazıları içinse tutkulu duyguları hissetmek ön plandadır. Zihninizdeki idealize ettiğiniz münasebet biçimi ile mevcut olan ilişkinizi karşılaştırın. Bu karşılaştırmayı yaparken olabildiğince objektif olmaya özen gösterin. şayet ki sizin beklentileriniz ile ilişkiniz iki ayrı uçta ise zaten almanız gereken karar bellidir. ama ufak tefek farklılıklar varsa ayrılık kararınızı tekrar gözden geçirebilirsiniz.

 

Mükemmeliyetçi kişilikler çoğunlukla mutsuzdurlar

Kişinin benlik yapısı ilişkisine direk olarak yansır. Sakin yapılı bireyler ilişkilerini dingin yaşarken, öfke kontrolsüzlerin ilişkileri kavga ve çatışma doludur. Mükemmeliyetçi kişilikler ise ilişkilerinden hiç bir süre memnun olmazlar. Bardağın daima boş tarafını gördüklerinden karşı tarafın her zaman hatalarını mercek altına alırlar. Karşı tarafı değişimi için uğraşırlar. Bu ise değiştirilmek istenen kişinin tepki vermesine sebep olur. eğer ki mükemmeliyetçi bir yapınız varsa hayatta mükemmel insan ve mükemmel temas olmadığını bilmelisiniz. Karşı tarafın eksilerine odaklanmak yerine, müspet yönlerine ve davranışlarına dikkat ederseniz belki de ayrılık kararınızın ona haksızlık olduğunu ayrım edebilirsiniz.

 

Sevgi ve aşk bittiyse ayrılık kaçınılmazdır

Evlilikleri ve ilişkileri yaşatan en önemli duyguların başında elbette sevgi geliyor. Aşk da varsa çiftler menfaatlerini ebedi mutlu hissederler. Aşk süre arasında daha sakin ve dingin bir his olmaya başladıkça, sevgi ve itimat duygusu ilişkinin atar damarını oluşturur. Bu iki temel duygunuzu ayrılma kararı almadan evvela her zaman değerlendirin. bilhassa bugünlerde zor bulunan bu iki konforlu duyguyu bir arada yaşayabiliyorsanız sevgilinizle ilişkinizi tekrar gözden geçirmenizi ve belki de bir talih daha vermenizi öneririm.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Mutlu Olmak İçin, An’a Odaklanın!

Bütün kişisel gelişim kitapları, mutluluğun formülü olarak ‘an’ı yaşamayı önerir. Peki bir günde kaç saat an’ı yaşıyoruz?

Günde kaç saatimizi burada olmayan şeyleri düşünmekle geçiriyoruz? Örneğin, kaç dakikamızı geçmişte yaşadıklarımızı düşünerek, kaç dakikamızı gelecekle ilgili hayallerimiz/kaygılarımız/çıkarımlarımıza ayırıyoruz? Yanımızda olmayan kişileri düşünmek için kaç dakikamızı harcıyoruz?

Zihnimizin bir günün yaklaşık %47’sinde dalıp gittiğini söylesem ne dersiniz?

Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre insanlar uyanık oldukları zaman diliminin %46,9’unda zihinsel olarak geziniyor.

Somut şekilde anlatmak gerekirse günde 12 saat uyanık olan bir insan bu 12 saatin yaklaşık 5,5’ini yaptığı işle alakası olmayan şeyleri düşünerek geçiriyor. Yani bu kişi 5.5 saatinde yaptığı aktivitelerde zihinsel olarak o işle meşgul değil.

Araştırma için tasarlanan bir iphone uygulaması kaydolan 2,250 kişiye günün farklı saatlerinde ne yaptıklarını, ne düşündüklerini ve nasıl hissettiklerini soruyor. Özellikle sorgulanan şey ise, bir aktivite yaparken düşündükleri şeyin yaptıkları aktiviteyle ilgili olup olmadığı.

Sonuç, 2,250 kişinin uyanık geçirdiği zamanın %46,9’unun zihnen dalgın olduğu, bu da yapılan her aktivitenin en az %30’unda aktiviteden bağımsız şeyler düşündükleri anlamına geliyor.

Araştırmacılar, bir işi yaparken başka şeyleri düşünmenin bilişsel bir yetenek olduğunu, ancak duygusal anlamda kişiye zarar verdiğini ekleyip, zihnin gezinmesinin mutluluğu ölçmede büyük bir yeri olduğunun altını çiziyor.

İnsanlar, en çok an’ı yaşadıkları zaman mutlu olduklarını söylerken, mutluluk düzeyi  zihnin farklı yerlerde dolaştığı zamanlarda azalıyor. Zihnin en çok dolaştığı zamanlar ise dinlendiğimiz, çalıştığımız ve bilgisayar kullandığımız zamanlar.

Günün 5,5 saatini gezinen bir zihinle geçiren biri olduğumuzu düşünürsek, günün büyük bir bölümünde an’ı kaçırdığımız ortada. Bunun için daldığımızı, ortamdan koptuğumuzu fark ettiğimiz anda kendimizi dürtmeli, başka düşüncelerden olabildiğince uzaklaşıp yaşadığımız ana odaklanmalıyız.

Bu belki başlarda zaman ve dikkat gerektirir, ancak uzun dönemde bize daha fazla mutluluk olarak dönecektir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Fobiler (Korkular) Çocuklukta Gelişiyor!

Ortalama 10 yaş civarında ortaya çıkan fobiler, kadınlarda erkeklere göre iki kat daha fazla görülüyor ve tedavi edilmediğinde kişinin yaşamını ciddi şekilde olumsuz etkiliyor.

Kişinin korku duyduğu durum veya nesneden kaçınması ve görmezden gelmesi; kişisel sağlık problemlerine, arkadaşlar ve aile gibi sosyal çevre ile sorunlar yaşamasına, hatta okul başarısızlığı ve iş kayıplarına kadar gidebiliyor. Bir durum, eylem veya nesneden kişinin kaçınmak isteyecek derecede duyduğu korku olarak nitelendirilen fobi, 3 ana sınıfa ayrılıyor.

Toplum önünde konuşmak, yeni kişilerle tanışmak, buluşmak veya diğer sosyal ortamlardan korkmak “sosyal fobi”, dışarıda olmaktan korkmak “agorafobi”, belli nesne veya durumlara karşı duyulan fobi ise spesifik korkular olarak tanımlanıyor.

Fobilerin temelinin çocuklukta oluşmaktadır. Bilinen özgün bir neden olmamakla birlikte, fobilerin ailesel özellik gösterdiği, kültürden ve yetiştirilme tarzından etkilendiği ve bir dizi farklı yaşam olayı ile tetiklenebildiğini söyleyebiliriz. Fobileri bulunan kişilerin birinci derece yakınlarında da fobi görülme olasılığı, aile öyküsü olmayanlara göre 3 kat daha fazla. Ebeveynleri çocuk yetiştirme konusunda çok koruyucu veya aşırı mesafeli olan kişiler, fobi gelişmesi açısından daha büyük risk altında. Fobi mağdurlarının stres yaratıcı durumlarla baş etmek için sıklıkla durumdan kaçınma davranışları sergiledikleri ve korkutucu durumun yoğunluğunu asgariye indirmekte güçlük çektiklerini görüyoruz. Fobilerin gelişmesindeki olası bir diğer etken de bir olumsuz deneyimin, genelleştirilerek tüm yaşama yansıtılması.

BAŞKA HASTALIKLARA EŞLİK EDİYOR

Fobi, şizofreni dahil bir dizi farklı ruhsal rahatsızlıklarla birlikte görülebiliyor. Özellikle de kaygı bozuklukları ile birlikte seyredebiliyor. Panik bozukluğuna ilave olarak; yaygınlaşmış anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ve travma sonrası stres bozukluğu da sıklıkla fobilerle birlikte seyreden ruhsal bozukluklar arasında yer alıyor.

Tehlikeli durumlar karşısında hissedilen normal ve hatta yararlı bir duygu olarak tanımlanan korku; yakın ve açık bir tehdit olmadığı halde duyuluyorsa, tüm yaşamın akışını olumsuz yönde değiştiriyor. Kaçınmak, korkulan durumla karşılaşmamak için bilerek, bilmeyerek davranışların değiştirilmesi, kişinin giderek daha kısıtlı bir sosyal yaşam ve çevreye mahkûm hale gelmesi; günbegün yaşam kalitesini bozulmasına, yakın ilişkilerde de krizlere ve giderek yalnızlığa sebep oluyor. Gerektiği zamanda gerektiği yerde olamamak, gerekenleri yapamamak yaşamda elde edilebilecek maddi ve manevi hedeflere ulaşılmasını da engelliyor.

NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI?

Fobi; yoğun ve engelleyici korku, kaygı ve paniğe neden oluyor. Fobi nedeniyle belli durumlar ve yerlerden uzak durmaya çalışılıyor, kaçınılan davranışlar günlük yaşamı olumsuz etkiliyor ve bu durum en az 6 ay devam ediyorsa yardım almak için başvurma vaktinin gelmiştir. Unutulmamalıdır ki; geç kalmadan fobilerin üzerine eğilerek, önemli sosyal kayıplara uğramadan, yaşam kalitesini artırmak ve yeniden üretken, mutlu bir yaşama dönmek mümkündür.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Beyni Geliştirmek İçin Ne Yapmak Gerekir?

Her insanın belli bir beyin kapasitesi vardır. Bunu genetiği belirler.Fakat bu kapasitenin etkin kullanılması için yapılacak birçok şey vardır.

Doğumla başlayan öğrenmenin sonu yoktur.Öğrenme bir başkası tarafından deneyimlerin aktarılması ile gelişir.Bununda adı eğitimdir.İyi bir eğitim beyni geliştirir.Buna birkaç örnek vermek istiyorum.

1) Kitap okumak en faydalı beyin geliştirme yöntemidir.Kitap okumak sağ ve sol lobu beraber geliştirir.Çünkü kitap okurken sol tarafla takip edilen ve kavranan kavramlar sağ tarafta hayal edilir.Bunun için televizyon izlemek sağ lobu pasif bırakır.

2) Sık sık bulmaca çözme beyin için yapılacak en iyi egzersizdir.

3) Okunan bilgilerin uygulanmaya geçirilmesi ve görsel olarak görülmesi okullardaki deneyler sonucunda dersler daha iyi anlaşılır.

4) Öğrencilikte ve çalışma hayatı içinde resim,müzik veya el işi gibi sağ tarafı geliştirecek hobiler edinme.

5) Bol bol spor yapmak,yeterli uyumak ve beslenmeye özen göstermek özellikle spor beynin dinç ve güçlü kalmasını sağlar,olumsuz düşünceleri yok ederek beynin daha kolay öğrenmesini sağlar.

BEYNİ OLUMSUZ YÖNDE ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Özellikle günümüzde büyük metropol şehirlerde yaşamak hiçbir etken olmasa da tek başına stres kaynağıdır.

Trafik,hava kirliliği,çalışma şartlarının ağırlığı,zamanla yarışma…gibi etkenler beyni ve sinir sistemini olumsuz etkiler.

Aşırı stres beraberinde uykusuzluk,sinir,insanlara tahammülsüzlük durumlarını da beraberinde getirir.Aşırı stres altında kalan beyin yıpranır.Fonksiyonları bozulmaya başlar ve hükmetme kabiliyeti zayıflar.

Örneğin;günlerce uykusuz kalan kişinin hafızası ve düşünce yeteneği zayıflar,vücut direnci düşer bu gibi durumlarda hekim yardımı almak gerekebilir.

Evlilikte Yaşanan Sorunlar ve Evlilik Terapisi

Tartışmaların, kavgaların, çatışmaların sürekli olduğu bir aile ortamında eşlerin ilişkilerini sağlıklı değerlendirmeleri ve evliliklerini bitirme konusunda sağlıklı karar vermeleri beklenemez. Problemli evliliklerde eşlerden birinin ya da her ikisinin psikolojik sorunlar yaşaması olasıdır.Tedavi veya destek için kliniğe başvuran kişiler daha çok depresyon, anksiyete, psikosomatik vb  şikayetler iletmektedirler.

Evlilik terapisi amacı; ilişkiyi sağlıklı hale getirmektir. Aslında sorun olan, o anki yaşanan problem değil ilişkinin kendisidir. Bu nedenle sadece sorunun çözülmesi evliliği kurtarmaz evliliği kurtaran ilişkinin düzelmesidir.Çünkü eşler arasında kurulan sağlıklı ilişkilerde yaşanacak tüm problemler karşılıklı konuşularak evliliğe zarar vermeden çözülecektir.


Sorunlu ilişkilerde eşlerin şikayetleri genellikle şu şekillerdedir:

– “sen önceden hiç böyle değildin, artık çok değiştin, beni dinlemiyorsun bile..”
– “beni hiç anlamadın..”
– “hep böyleydin ve hiç değişmeyeceksin!”
– “artık sana da bu evliliğe de dayanamıyorum.”
– “beni sevmiyorsun, artık bana değer vermiyorsun”
– “seninle artık birlikte olmamın anlamı yok ben bu evliliği artık bitiriyorum.”

Bu düşüncelere sahip olan,birbirlerinin dediğine tahammül edemeyen, oturup birlikte bir şeyler paylaşamayan, ufak şeylerde çok büyük tepkiler gösteren, birbirine dokunmayan, cinsel ilişkide bulunamayacak noktalara gelen, evliliğinden artık doyum alamayan mutsuz çiftlerin ilişki boyutlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Evlilik terapisi açısından her birey yaşanan problem karşısında kendi düşünce ve duygularını ortaya koyarken, evlilik terapisti eşlerden her birine şu konularda destek sağlamaktır:

– Diğerine duygu ve düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilmesine
– Diğerine karşı incitici bir davranışta bulunmamasına
– Diğerinden beklentilerini açıkça ifade edebilmesine
– Diğerinin bazı davranışlarını olduğu gibi kabul edebilmesine
– Diğerinin duygu ve düşüncelerini anlamasına
– Diğerini doğru bir şekilde dinlemesine

Tüm bu davranışların yapıldığı bir evlilikte doyum sağlanmış olacaktır. Evlilik terapisi sırasında eşlerin  her ikisinin varlığı çok önemlidir. Bazen toplumsal baskılar ve kişilik yapıları nedeni ile diğer eş terapi sürecine katılmayabiliyor. Bazen de kızgın olan eş diğer eşi cezalandırmak için terapi sürecine katılmayı reddedebiliyor. Bir taraf ilişkiyi düzeltmeye ve evliliği kurtarmaya çalışıyorken diğer tarafın duyarsız kalması işi içinden çıkılmaz bir hale getirebilir. Böyle bir durumda yapılması gereken terapiye tek taraflı da olsa başlanması gerektiğidir. Tek taraflı olarak evliliği kurtarmak zordur ama yine de sizin ilişkideki rollerinizi görmeniz,  kendinizi fark etmeniz, çatışmaları çözümlemeniz, ilişkinizi düzeltmeniz belki de onu terapiye ikna edecek yolları bulmanız açısından önemli olacaktır. Eşlerden birinin kendini değiştirmesi, düzeltmesi ve ilişkide gelişme sağlanması diğer eşi de terapi sürecine sokabilir.

Ayrılma kararıyla evlilik terapisine katılan ve süreç sonucunda  birbirlerini sevdiğini söyleyen eşlerin sayısı az değildir. Evlilikteki problemler, tartışmalar, anlaşmazlıklar, uyuşmazlıklar siz evli kaldığınız sürece devam edecek bunların olmamasını istemek, beklemek boşuna önemli olan çatışmalarınıza çözüm yolları bulabilmek,karşılıklı problemleri dile getirebilmek, kendi davranışlarının farkına vararak eşin duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmak. O zaman ilişkinizi belli bir dengede tutarak “eşimi çok seviyorum, mutlu bir evliliğim var” diyebilirsiniz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.