Eski sevgiliyi unutmanın yöntemleri

Ayrılıklar hayatınızda yaşadığınız en zor dönemlerden biri olabilir. Ama hayat durmuş olmuyor. Sakin bir şekilde bu ayrılık dönemini atlatabilirsiniz.

Ayrılığın ardından kadınlar umutlarını kaybetmiş hissedebilirler. Erkeklere göre daha duygusal olan kadınlar bu ayrılık dönemini kolay atlatabilirler. İşte ayrılığı kolay atlatmanın yöntemleri;

Ayrılığın ardından en yakın arkadaşınıza içinizi dökün. Konuşmak anlatmak size rahatlatacaktır. En yakın arkadaşlar size saatlerce dinleyebilirler. Bu nedenle kendinizi rahatlamış hissedene kadar konuşun.

Spor yapmak stress atmak için birebirdir. Ayrılık acısını hafifletmek isterken fit bir vücuda sahip olmak hoşunuza gidecektir ve kendinize olan güveninizi arttıracaktır.

Ayrılığın ardından eski sevgilinizi düşünerek vakit geçirmeyin. Yeni birileriyle tanışın. Bunun için fırsatlar yaratın. Kafanızı dağıtmak için iyi bir yöntem olacaktır.

En yakın arkadaşlarınızla tatile çıkın. İlişkiniz varken belkide arkadaşlarınızla hayalini kurduğunuz tatil planlarınız vardı. Bu planları gerçekleştirmek için iyi bir fırsat.

Gece gündüz aklınız da eski sevgiliniz varsa eğer ilişkiniz boyunca nelerden mutsuz olduğunuza dair bir liste çıkartın ve bunları hake dip etmediğinizi kendinize sorun.

Ayrılığın ardından ilk yapmanız gereken işlem anıları ortadan kaldırmak olacaktır. Eski fotoğraflara bakmak size daha çok yaralayabilir. Bu nedenle eski sevgilinizi hatırlatacak ne varsa ortadan kaldırın.

Yeni bir sayfa açtınız hayatınız da dış görünüşünüzü değiştirmek ruh halinize iyi gelecektir. Alış veriş stress atmak için en iyi yöntemlerden biridir. Böylelikle kafanız da dağılacak.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Eski aşkını unutamıyor musun

Bir ilişki başlarken yaşanan heyecan, ayrılık zamanında aynı yoğunlukla acı çekmek demek.

 

‘Sürünebilirsiniz’ ama sınırı aşmadan

Elbette bir ayrılığın ardından acı çekmeniz ve üzülmeniz çok normal.

Ağlayabilirsiniz, peki ne zamana kadar?

İlişkinizin hayatınızdaki önemli bir bileşendir. Fakat tamamı değildir!

Bunu kendinize sık sık hatırlatın. ‘Yas tutmak’ için kendinize biraz zaman verin ve sonra silkelenin.

Yalnız kalmamaya özen gösterin. Keşke demeyi bırakın.

Aramayın!. Mesaj çekmeyin!. İletişim halinde olursanız önünüzü göremezsiniz.

 

Bahar temizliği

Ona ait ve onu hatırlatan her şeyden kurtulun. Anılarınız size yetecektir. Çevrenizi ondan ‘arındırın’.

Hayatınızda başlayan bu yeni dönemle odanızda da bazı yenilikler yapabilirsiniz. Almayı hep ertelediğiniz o güzel yastıklarla işe başlamaya ne dersiniz?

 

Kaçının!

Etrafta olabileceğini bildiğiniz yerlere gitmeyin. Onu görmek her şeye sıfırdan başlamak demek… Üstelik onu görürseniz ve sizi görmezden gelirse zaten kırık olan kalbiniz daha çok yara alabilir. Dikkat edin.

Arkadaşlarınızla zaman geçirmenin tadını çıkarın.. Yeni Hobiler Edinin Meşguliyetlerinizi Arttırın.

Ne yaparsanız yapın ona karşı dirençli olun!

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Kadınlarda Cinsel Yaşamı Etkileyen Psikolojik Faktörler

Birçok kadının cinsel yaşamındaki en büyük problem Boşalamamak olamamaktır. Çoğu kadın bundan şikayetçidir. Fakat ne yapacağını, kime danışacağını bilememektedir. Hatta bunu biriyle paylaşmaya ya da çözüm aramaya utanmaktadır.

Herkesin bildiği bir gerçek var! Kadınlar erkeklere kıyasla daha geç orgazm oluyor. Kadınlar erkeklere göre daha çok ilgilenilmek daha çok tahrik edilmek isterler.

Çünkü erkekler görsel olarak tahrik olurlar ama kadınlarda tahrik olmak ne yazık ki bu kadar kolay olamamaktadır. Kadınların etkilenmesi  dokunsaldır. Yani onu etkilemek için dokunmak gerekir.

Kadınların cinsel yaşamını olumsuz etkileyen diğer nedenleri ise şu şekilde sıralamak mümkündür.

*Kadının kendine olan  güvensizliği,

*Kilolu, göbekli veya selülitlerinin olması,

*Partnerini memnun edip edememe korkusu,

*Partnerinin  erken  boşalması,

* Aklının başka yerde  olması,

*İlişkiye  kendini  odaklayamaması,

* Ya da ailevi problemlerinin olması ,

Kadınlarda bu  problemlemin temelini oluşturuyor.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Ayrılık acısını hafifletmenin etkili yolları

İlişkide terk edilen tarafsanız her şey yarım kalmış gibi hissedersiniz.

Hiçbir ilişki sonunu düşünerek başlamaz. İlk başlarda yenen romantik akşam yemekleri, sahilde yapılan yürüyüşler, çiçekler, pırlantalar fena halde gözümüzü boyamıştır. Bir süre sonra ilişki sıradanlaşır, buluşmalar seyrekleşir tahammül sınırı iyice düşer ve sonunda ilişki biter…

Peki, ne yapacaksınız?

# Dışarı Çıkın. Biliyoruz canınız hiçbir şey yapmak istemiyor. Ancak bütün gün evde oturup ağlamak çözüm değil. Dışarı çıkın ve yürüyebildiğiniz yere kadar yürüyün.

Bu arada ilişkinize dair ne varsa düşünün. Sizi üzen her ayrıntıda adımlarınızı hızlandırın, eve döndüğünüzde yorgun ama rahatlamış hissedeceksiniz.

# Sosyal Ağlardan uzak durun. Artık aşklar eskisi gibi kendi arasında bitemiyor. Günümüz aşklarında bir de bunu sosyal ağlar üzerinden duyurmak gerekiyor.

İlişki durumunuzu hemen bekar ve müsait yapmak, günde bin beş yüz kez eski sevgilinizin profiline bakmak, iletilerinize “uçurumun eşiğindeyim” ya da “ben sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde” gibi arabesk iletiler yapmak sizi rahatlatmayacağı gibi zayıf bir profil çizmenize neden olacaktır. Böyle zamanlarda Facebook, Twitter, Friendfeed gibi sosyal ağlardan uzak kalmak en iyisidir.

# Arkadaş kalalım masalına inanmayın!. İlişkilerin sonunda arkadaş kalalım demek bir medeniyet göstergesidir ancak hala bir şeyler hissettiğiniz biriyle arkadaş kalmak oldukça zordur.

O sırada sevgilinizi kaybetmemek için arkadaş kalalım masalına sığınmanız olasıdır. Ancak arkadaş kalmaya çalışmanız hem canınızı acıtır hem de vakit kaybından başka bir şey değildir.

# Arkadaşlarınızla zaman geçirin. Ayrılığın en iyi ilacı en yakın arkadaşlarınızla geçireceğiniz zamanlardır.

Yalnız bunu gerçekten güvendiğiniz arkadaşlarınızla birlikte yapın. Tabi bu zararsız iyi hissetme akşamının eski sevgilinizin kulağına gitmesini istemiyorsanız.

# Hobi edinin. Hobi edinmek için uygun zamanı bekler dururuz. İnanın yeni bir hobi edinmek için daha uygun bir zaman olamaz.

# Seyahat Edin. Ayrılığı atlatmanın en harika yolu yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımaktır. Uzak bir ülkeye gidip sokaklarında yürümek, yemeklerini tatmak, kültürünü keşfetmek en iyi ayrılık terapisidir.

# İntikam Planlarıyla Vakit Kaybetmeyin. Ayrılık sonrası acı yerini bir süre sonra öfkeye bırakır. Öfkeyle yanıp kavrulan ruh olur olmaz intikam planlarının peşinde koşar.

Elbette evini yakmak, arabasına zarar vermek, başta kulağa mükemmel gelebilir. Ama bunlar dönüp dolaşıp yine size zarar verecektir. En güzel intikam yöntemi unutmaktır!

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Ufak tefek hatalar mutluluğunuza gölge düşürmesin

İşte mutlu ve sağlıklı bir birlikteliğin temellerini atmanızı sağlayacak önerler.

1) Sırlarınızı ilişkinin başında paylaşmayın

Kadınlar sırlarını hoşlandıkları erkekle paylaşarak partnerlerine kendi hayatlarını, sorunlarını ilk zamanlarda açarak yakınlıklarını mevcut durumdan daha ileri boyuta taşımak isterler ve eğer beni olduğum gibi kabul ediyorsa o doğru erkektir sonucuna varırlar. Ancak hiçbir erkek ilk zamanlarda kurulan bu yakınlığa ve bilgi yüklemesine hazır değildir.

Öneri: Konuşmadan önce birkaç kez düşünmek hata yapmamızın önüne geçer. Psikologların konuyla ilgili önerisi ise karşı tarafın duymak isteyeceği şeyleri söylememiz.

2) İlişkide patron olmayın

İlişkide her şeye karar vermek karşı tarafın işini kolaylaştırmaktan ziyade partnerinizin kendisini zayıf hissetmesini sağlar.

Öneri: Kadın veya erkek kimse bir ilişkide sürekli emir altında olmayı kabul edemez zira bu durum insan doğasın aykırıdır. Bu nedenle karşı tarafa güvenmek ve saygı duymak bir hayatı paylaşmanın en önemli koşuludur.

3) Dürüst olun

İlişkilerde kadınlar bir süre sonra “artık beni eskisi gibi sevmiyorsun, beni artık önemsemiyorsun “şeklinde söylenmeye başlar. Erkeklerin böyle durumlarda partnerlerini geçici olarak sakinleştirmeleri ile ilişkide sular durulurken aslında işlerin yolunda gitmediğinin 2 tarafta farkında değildir. Erkekler sorunu çözmek yerine anı kurtarmanın peşindedir. Kadınlar ise, asıl söylemek istedikleri “bu ilişkide kendimi güvende hissetmiyorum, senin için vazgeçilmez olduğumu düşünmüyorum” demek ve herseyi dürüstce ifade etmek yerine olayı trajedik bir boyuta taşımayı tercih ediyorlar.

Öneri: Karşılıklı olarak sergilenen samimiyetsiz tavırlar ilişkinin bitişini hazırlar ve duygusal bir krizin aslında haberciliğini yapar. Partnerimize karşı dürüst olmak ve onunda duygularını açıkça belli edebilmesini sağlamak 2 tarafında ne istediğini bilmesini sağlar.

 

4) İlişkinizin başında sevgilinize güvenmek için bekleyin

İlişkinin başında sevgilinizle e-posta şifrelerinizi, kredi kartlarınızı paylaşmak sizin açınızdan bakıldığında ona ne kadar güvendiğinizin göstergesi olsa da bu durum sizi mağdur edebilir.

Öneri: Duygusal hiçbir ilişkide güven verilmez, kazanılır kuralını hayatınız boyunca unutmayın. İlişkinizle ilgili evinizin anahtarını vb özel hayatınızla ilgili ayrıntıları ne zaman paylaşmanız gerektiğini gösteren bir çizelge hazırlamak işiniz kolaylaştırabilir.

5) Pahalı hediyelerle sorunlarınızı maskelemeyin

Erkek arkadaşınıza pahalı hediyeler almak veya maddi sıkışıklığına çözüm yolu olarak kendi maddi birikiminizi kullanmanız sizin cömert olduğunuzu göstermez. Kadınlar anaç yapılarından kaynaklı olarak bu tarz tavırlar sergilemekte ve bu tavırlarını sevgilerinin ifadesi olarak sıfatlandırmaktadır. Unutmayın, pahalı hediyeler ilişkide ki sorunların örtülmesinden başka bir şey değildir, kendinizi kandırmayın.

Öneri: Pahalı hediyeler almadan önce bir kere daha düşünün ve bunu yapmaya sizi hangi sebeplerin ittiğini anlamaya çalışın.

6) İlişkinizin başında gelecek planları kurmayın

Kadınlar bazen sadece haftaya yapılması gerekenlerin ötesinde planlar yaparak anı yaşamanın keyfini kaçırırlar. İlerde yaşamak istediğiniz ev, çocuğumuz kız olursa ismi bu olsun şeklindeki planlar, aslında istedikleri hayata kavuşamayacakları korkusundan kaynaklanır. Unutulmaması gereken şey kimse planlara uymak zorunda değil, haftaya ve sonraki haftalara ait olması ve yapılması gereken planlar oluşturmak ilişkiyi boğmaktan öteye gitmez.

Öneri: Hayatı stresten uzak ve anı anına yaşamaya çalışın. Planlar yapmaktan değil erkek arkadaşınızla keyifli anlar yaşamaktan zevk almaya çalışın. Eğer bunu yapamıyorsanız ilişkinizi, ne istediğinizi ve ne yaptığınızı gözden geçirin.

7) Partnerinizin kahramanı olmaya çalışmayın

Kadınlar partnerleri için vazgeçilmez olma yolunun onların sorunlarını çözebilen tek insan olmaktan geçtiğini zanneder.

Öneri: Sevgilinizin sorunlarını çözmek istemek tabiiki iyi niyetli bir davranıştır ama eğer buna direniyorsa ona yapabileceğiniz en iyi şey kendisini bir terapiste yönlendirmektir.

8) Partnerinizle ilgili gerçekçi hayaller kurun

Kadınlar bir ilişkiye başladıklarında partnerlerinin her konuda kendilerinin destekçisi olacağı gibi boş ümitlere kapılabilmektedir.

Öneri: Partnerinizle ilişkiden ve ondan ne beklediğiniz gerçekçi bir şekilde konuşun, kendi hayatınıza sahip çıkın, onsuz da mutlu olduğunuz alanlar oluşturun.

 

Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Tatmin olmayan eşler aldatmaya daha fazla meyilli oluyor!

Erkekler ve kadınlar neden aldatır? Aldatmayla ilgili yeni bir bilimsel gerçek daha ortaya çıktı. Meğer cinsel narsizm de bir aldatma nedeniymiş.

İlginç ve önemli bilginin kaynağı Florida Eyalet Üniversitesi Psikoloji Bölümü ile Kuzey Carolina Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinin ortaklaşa gerçekleştirdiği “Evliliğin İlk Yıllarında Narsisizm ve İhanet / Sadakatsizlik İlişkisi” konulu araştırma.

CİNSEL YÖNDEN KENDİNİ AŞIRI YETENEKLİ GÖRENLER

Toplam 123 evli çift üzerinde yapılan bu çalışmada cinsel narsisizmin evlilikte sadakatsizliği ne derece etkilediği konusu incelendi.

Narsisizmin sadakatsizlikle ilişkisi olduğunu düşünmek için teorik düzeyde sebepler bulunabilir, çiftleri yakından ilgilendiren bu önemli araştırmanın detayları şu şekilde:

“Cinsel yaşamda ortaya çıktığı taktirde narsisizmin cinsel davranışları etkilediği fikrinden hareketle, kişideki cinsel narsisizm duyguları ve sadakatsizlik arasında doğru orantılı bir ilişki olduğu düşünülüyor. Bu ilişkinin ortaya çıkma sebeplerini anlamaya yönelik yapılan çalışmalarda cinsel narsizmin dört farklı yönünün (cinsel istismarcılık, cinsel yönden kendini aşırı yetenekli görme, cinselliğin hakkı olduğunu düşünme ve cinsel empati eksikliği -sadece kocalarda-), bu duruma sebep olduğu ortaya çıktı.

NARSİSTLER DE ALDATILIR

Araştırmaya göre, narsistlik düzeyi yüksek kişiler geçmişte partnerlerine ihanet ettikleri zamanlar olduğunu söylediler.

Öte yandan, narsistlik düzeyi yüksek kişilerin diğer kişilere göre partnerleri tarafından aldatılma riski daha fazla.

4 yıl süren araştırmada 243 katılımcının hepsi (üç erkek katılmadı) ya da eşleri en az iki kez ihanet yaşadıklarına dair bildirim yaptı.

Eşlerden 139’u ya da partnerleri (yüzde 57.2), araştırmaların yedi aşamasının hepsinde ihanet yaşadıklarına dair bildirimi yaptı, 56’sı (yüzde 23) altı aşamada ihanet bildirimi yaptı, 15’i (yüzde 6.2) beş aşamada, 16’sı (yüzde 6.6) dört aşamada, 15’i (yüzde 6.2) üç aşamada ve ikisi (yüzde 0.8) sadece iki aşamada ihanet yaşadıklarına dair bildirim yaptı.

TATMİN OLMUYORSA İHANET EDER

Sadakatsizlik ve kişideki cinsel narsisizm arasında doğru bir orantı, sadakatsizlik ve cinsel tatmin ve evlilikten duyulan memnuniyet arasında da ters orantı var. Bu durum hem erkekler hem de kadınlar için geçerli.

Kişinin cinsel yaşamından duyduğu memnuniyet ve sadakatsizlik arasında ters orantı var ve cinsel yönden tatmin olmayan eşler, ihanet etmeye daha fazla meyilliler.

Aynı şekilde, cinsel narsizm duyguları yüksek olan eşler, kadın veya erkek fark etmiyor, bu duyguları düşük seviyede olanlara göre, eşlerini aldatmaya daha meyilliler.”

Yapılacak yeni araştırmalarla narsizmin değişik yönleri ve sadakatsizlik arasındaki bağlantı incelenerek, sadakatsizliğe neden olan belli psikolojik süreçlere dair önemli bilgiler elde edilebilecektir.
Araştırmanın künyesi:

Araştırmaya katılan erkeklerin yaş ortalaması 25,4. Ortalama 15,7 yıl eğitim almışlar.

Kadınların yaş ortalaması 24,1. Eğitim gördükleri süre ortalama 17,8 yıl.

Eşlerin yıllık ortak gelirleri 40 bin ve 50 bin dolar arasında.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Anlamak istemiyorsa, bazı zaman sadece sessiz kalın

Anlamak istemiyorsa, söz gümüş ise sükut altındır sözü derinine inip düşündüğünüzde, o kadar anlamlı ki… Hele ki sözden, davranıştan anlamayanlar için. Kendini üzmeye, yormaya, boş insanlara zaman harcamaya gerek yoktur belki de…

Anlamıyorsa ne yapsanız da, sessiz kalın

Aslında her şeye verilecek cevabımız çoktur ama anlamayana bazen sessizlik en güzel cevaptır. Karşı tarafı deli eder aslında; kendisine sessiz kalınması…

Karşıdaki insanın gerçekten ne söylemek, ne anlatmak istediği çok iyi dinlenmediğinde, dinleyicinin anlatılanlara kendince yorum yapma, anlam katma ya da itiraz etme gibi davranış sergileme olasılığı yüksektir. İyi bir dinleyici olmak çatışmaları çözmekte ilk adımlardan biridir belki de… Ama ya karşıdaki dinliyormuş gibi yapıp dinlemiyorsa? Ya da dinlese de bildiğini okuyorsa? Daha da kötüsü zaten oradan giren, buradan çıkıyorsa misali?

Duygusal farkındalık ne işe yarar?

Duygusal farkındalığında olabilmek aslında en sihirli çözüm biliyor musunuz. Duygusal farkındalığa sahip insanlar hem kendini hem de karşısındaki insanı çok daha iyi anlayabilir. Karşısındakinin neden/nedenlerden rahatsız olduğunu anlayabilmek, kişinin kendisini rahatsız edenin/edenlerin ne olduğunu anlayabilmek, açık ve verimli bir iletişim sağlanabilmesi anlamında “duygusal farkındalık” kişiye çatışmaları çözmek ya da önleyebilmek için yardımcı olabilir.

Duygusal farkındalıkta olan ayrıca neye ve kime zaman ve enerji harcayacağını, kim için boşa kürek çekmeyi bırakıp, kimden enerjisini çekeceğini, susmayı ve gitmeyi de bilir. En azından bunu anladığı an yapar, kaybetme korkusu ile aylarını, yıllarını çürüttükten sonra değil.

Her konuda kazanan taraf olma hırsını ve egosunu azaltarak ya da yok etmeye çalışarak, sadece kazanan olmaktan öte birbirini anlayarak ya da çatışmaları her iki taraf için de tatminkar çözümlere ulaşılmış şekilde ortamdan ayrılmaya odaklanarak, eğer bir çatışma hiçbir şekilde çözüme gitmiyorsa, çözüme vardırılacak gibi görünmüyorsa ortamdan mümkünse bir süreliğine uzaklaşarak biraz sakinleşmek gibi yöntemler ile çatışmaları daha aza indirmek mümkün olabilir.

Ne de olsa birçok iyi ve olumlu insanın var olduğu kadar, hayatı ve insanları zehirlemeyi daha çok seven ya da bunun için üstün başarı gösteren insanların olduğu bir yaşam alanında yaşamaya çalışırken sakinliği korumak oldukça zor. Kendisiyle bile kavga eden, kendisine bile aslında faydası olmayan bir insan varsa hele karşınızda…

Bazen durumları ya da insanları olduğu gibi kabullenmek de gerekiyor, değiştirme uğraşına girmeden eğer çevreden temizlenebilecek (birlikte olma seçimlerini kendimizin yapabilme imkanı olduğu) insanlar ise ayıklayabilmek, çevresini sadeleştirebilmek kişinin fizyolojik sağlığını bozmaması açısından etkili bir yöntem olabilir.

Kayıtsız kalın

Bir de temizlemesi bize pek şans vermeyen durumlar, ortamlar ve konumdaki insanlar var ki; örneğin trafikte, iş yerinde ya da toplumsal alanlarda veya hizmet veren kuruluşlarda gibi bu insanlarla işinizi bir şekilde çözmek durumundasınız.

Bu tür ortamlar söz konusu olduğunda yapılabilecek belki de en iyi şey: kayıtsız kalmak… Bir daha görmeyeceğim ya da hayatımda anlamlı bir rolü olmayan bir insana bağırarak, öfkemi kusarak, kendimi üzecek şekilde öfkelenerek vereceğim tepkilerle bile değer vermemek… İnanın siz ne yaparsanız yapın; bazı insanlar var ki insanı çileden çıkartır…

Hiç bu durumda kendinizde kusur aramayın, üzülmeyin  çünkü bu tarz insanlar sırf size karşı değil herkese çoğunlukla aynı davranış tarzını sergileyen yapıda insanlardır. Yani çoğu zaman kişisel bir durum olarak algılanmamalı… Yeri geldiğinde gülüp geçmeli bile…

Bir de şöyle bir durum var;  duyguları bastırdıkça bu bastırılan duygular  zamanla devasa yığınlara dönüşüyor. Birine seni seviyorum, seni, özledim, iyi ki varsın demekten, ona sarılmaktan, duygularımızı hissettirmekten bile korkar olmuşuz… Tabi bir başka açıdan da baktığımızda şunu da unutmamak da fayda var sanırım: bunları söylenecek, paylaşacak insan tipi de var; paylaşılmayacak, seçici davranılacak insan tipi de var. Söylüyorsunuz, yapıyorsunuz ama anlamıyor mu, cevap vermiyor mu, kıymeti bilmiyor mu; siz elinizden geleni yaptınız, orada artık susun ve gerekiyorsa da gidin. Öyle bir insanda kalsanız ne olur?

Bir ilişkinin sağlam başlayabilmesi ve ilerleyebilmesi için; iki tarafın da ne istediğini bilmesi, kendini gerçek anlamda tanıması ve beklentilerinin ne olduğunu iyi analiz etmesi büyük bir etken.

Beklentilerin zamanla değişmesi eğer iki tarafın da eşit arzusunda olmuyorsa; beklentisi değişen kişinin fazla sorgulayıcı ve baskıcı tutumu diğer kişinin duygularının ya da ilgisinin bitmesi ile karşılaşmasına sebebiyet verebilir. Kimse istemediği bir şeyi sırf karşı taraf istiyor diye değil ancak kendisi de gönülden istediğinde yapabiliyor.

Başlangıçta güzel başlayan ve zamanla da büyüsü bozulan ilişkilerin sebeplerinden biri de her iki tarafın da gerçekten ne istediğini bilmemesi, bunu biliyorsa da diğer tarafla paylaşmaması… En azından farklı beklentilerle yürümeyecek bir ilişkiyi baştan belirleyebiliyor insan; şeffaf olabildiğinde…

Huzurlu bir hayat herkesin istediği… Eğer bir ilişki zamanla mevcut huzuru bozmaya başlıyor ve kişisel hayat düzeninin bozulmasına sebebiyet veriyorsa; hayat ritmini de bozabiliyor insanın… Ve yoruyor. Siz ne yapsanız da bir ilişkide kıymetiniz bilinmiyorsa ya da karşı tarafın niyetinin sizden farklı olduğunu anlıyorsanız, daha tanıştığınız ilk günlerde cinselliği alet olarak kullanıyorsa ya da bağlanma korkusu ile bırakın konuşmayı bir mesaj atarak sadece size ben yapamayacağım senle diyerek kaçıyorsa; atın, satın, verin gitsin hem de kayıtsız kalarak, anlamadıysa susarak…

Maskesiz olabilmek

Bazen öyle insanlar çıkıyor ki karşınıza; lanet ettiriyorlar. Bazıları laftan, sözden, uyarıdan anlamıyorlar bir türlü; öyle arsız insanlar var ki, ne yapsanız nafile…

Bugün yüzüne gülerken ertesi gün arkandan konuşanlar,

Haklıyken haksız duruma düşürmeyi uğraş edinenler,

Başkalarının hayatı üzerinden prim yapanlar,

Aklı fikri ortalık karıştırmakta olanlar, insanlarla uğraşmaktan başka iş bellemeyenler,

Egoları yüzünden etrafa bütün negatif enerjilerini saçanlar,

Çıkar ilişkilerini marifet sayanlar,

Sevgi hırsızları, ilgi arsızları,

İyi niyet emiciler,

Kendisini sütten çıkmış ak kaşık edaları ile lanse edenler,

Ben hata yapmamcılar,

Keyfi istediğini gelip, arayanlar, sen istediğinde sitem edip, üste çıkanlar,

Kendini Don Juan sananlar,

Ben vazgeçilmezim kafasında olup, ben dünyanın hakimiyimciler,

İşi gücü akıl vermek, ahkam kesmek olanlar… Baksanız fos…

Saydıkça bu liste sayfaları bulur. Ne yazık ki!…

Bu nedenle kendi ruh sağlığı açısından kişinin böyle tipteki insanları yok sayması, bu insanlara söylediği sözler işe yaramayacağı için  karşı tarafa sessiz ve kayıtsız kalması ve kendisinin öfke kontrollerini yapabilmesi en güzeli belki de…

Değerini hak etmiyorsa birileri, anlatamadıysan da tüm çabana rağmen, bırak anlatmaya uğraşma… Kalma artık orada…

Ne yapmalıyım, nasıl yapmalıyım diyorsan eğer, sadece dur, hiçbir şey yapma.

Sadece durmak ve susmak…

Olmayacağını, olduramayacağını, zaten olmaması gerektiğini anlamak… Kendini hırpalamayı bırakmak. Enerjini üzerinden çekmek… Sadece kendinle mutlu olmak ve yola kendinle devam etmek. İşte bu…

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile-Evlilik Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Cinsel Problemlerle İlgili Eşinizle Nasıl Konuşmalısınız?

Günümüzde çoğu evliliğin finansal problemler yüzünden sonlandığı bilinse de cinsel sorunlar da evlilikleri bitiren sebepler arasında ilk sırada yer alırlar. Çoğu çiftin hem birbirleriyle hem de bir uzmanla konuşmadıkları  cinsel sorunları olabilir. Ancak konuşmak, partnerinizle iletişime geçmek iyi cinsel hayatın anahtarıdır.

İster yeni evli olsun isterse uzun yıllardır evli bir çift olsun bu konu mutlaka konuşulmalıdır. Peki, cinsel problemleri konuşmak için doğru zaman ve doğru şartlar nelerdir?

  • Cinsel problemlerinizi yatak odanızda ve yatma zamanı geldiğinde konuşmamalısınız.
  • Eşinizi bilinmezlik içinde bırakmayın, eğer onunla konuşmak istediğiniz problemleriniz varsa ona önceden haber verin. Bu konuyu konuşmak için birlikte bir zaman ayarlayın ve o zaman gelince konuyu konuşun.
  • Eğer cinsel hayatınızda daha fazla sorun istemiyorsanız eşinizle var olan problemlerinizi konuşmadan önce cinsel hayata dair öneriler veren kitaplar alıp gelmeyin. Konuyu ilk önce eşinizle konuşun ve eğer ikiniz de hem fikir oluşanız bu kitaplara başvurun.
  • Eşinizle beklentilerinizi, korkularınızı, arzularınızı ve kaygılarınızı dürüstçe konuşun. Cinsel hayatınızda neyi sevdiğiniz ve neyi sevmediğiniz konusunda konuşmaktan korkmayın. Aynı şekilde eşinizin de sizinle dürüstçe konuşması için onu yüreklendirin.
  • Herkesin cinsel hayatta farklı stilleri olabilir ve bu stiller günden güne değişiklik gösterebilir. Öncelikle bunun normal olduğunu kabullenin. Bir gün yatakta beraber eğlenip gülerken, bir başka sefer daha tutkulu olabilirsiniz. Ancak o an nasıl hissettiğinizi eşinizin bilmesi gerekmektedir.

Cinsellik tadı çıkarılması gereken ve ilgi gösterilmesi gereken bir hediyedir aynı zamanda eşlerin birbirleriyle iletişime girmeyi es geçmemeleri gereken bir konudur.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Aldatma belirtileri nelerdir?

çoğu süre ilişkilerde bir devre aldatmalar, hatta sonu boşanmalara kadar varan tatsız bir süreç yaşanabiliyor. organik bunun nedenleri türlü, lakin bu süreç arasında eşlerde bazı değişiklikler görülebiliyor işte bunu yaşayan kişilerden bazılarının fark ettiği değişiklikler.

– Bir yasak münasebet yaşayan koca suçluluk duygusuyla eşine karşı daha sevecen davranıyor.

– Yasak münasebet ilerlediğinde savunma mekanizması harekete geçerek karısının tüm kusurlarını ortaya döküyor.

– Bu tür kocalar çoğunlukta aileyle ve çocuklarla zaman harcamak istemiyorlar.

– Aldatan kocaların ilişki yapma stillerinde ya bir değişiklik oluyor veya hiç ilişkiye girmek istemiyorlar.

– Aldatan kocanın aileyle bağları zayıflıyor ve buna neden olarak karısını görüyor.

– Para hakkında kocanın yaptığı belirsiz harcamalar ortaya çıkıyor.

– Ofiste yahut yolda ona bir türlü ulaşamıyorsunuz, akşam eve beklenmedik saatlerde geliyor, işte devamlı bir toplantı hali yaşanıyor.

– Aldatan koca kendisine daha fazla bakıyor. Yeni elbiseler, sık banyo yapmak, yeni bir parfüm, rejim veya egzersize başlamak bunun gibi değişiklikler görülebiliyor.

– Eve sürekli, karısı açtığında sessiz telefonlar geliyor. Kendisi bazan telefonda fısıldayarak konuşabiliyor.

– Cep telefonu faturalarında sürekli aranan yabancı numaralar çok fazla çok yer tutuyor.

Kadınlar aldattığında çok daha dikkatli davranıyorlar. Onlar için günü birlik bir ilişkiden çok fazla uzun süreli ve bağları kuvvetli bir ilişki yaşamak çok aşırı önemli. bununla birlikte ilişki yoluyla bulaşan hastalıklar hakkında kocalarından daha fazla duyarlılar. kadın bir yasak ilişki yaşadığında yüzünde bir parıltı beliriyor. Her bakımdan aşırı çekici olabiliyor.

Sorunlar ne olursa olsun aldatılan taraf aşırı fazla zarar görüyor ve çoğu süre da bunlar kadınlar olmakta.

Eşinizle bir sorun yaşıyorsanız bunu yüzyüze konuşup belki sonu aldatmaya varmayacak bir çözüm bulabilirsiniz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

 

Çocuğunuzla Arkadaş Olmak Sağlıklı mı?

Çocuk ile arkadaş olmak ne kadar sağlıklı?

Çocuğunuzun hayatı boyunca pek çok arkadaşı olacak. Ama sadece bir tane anne ve babası var. Eğer siz de, “Ben çocuğumla arkadaşım” diyorsanız, bu konuyu derhal gündeminize alın. Çocuğuna arkadaş gibi davranan anne babalar bu durumun çocukların ruhsal, kişilik ve kimlik gelişimde sıkıntılar oluşturabiliyor.

Unutmamalı ki çocuklar pek çok arkadaş bulabilir ama başka anne baba bulamazlar.

Son yıllarda hayat temposunun hızlı aktığı büyük şehirlerde ebeveyn-çocuk ilişkilerinde büyük bir değişim gözleniyor. Günümüzün anne ve babaları büyümekte olan çocuklarının hayatında sadece bir otorite simgesi olmak istemiyorlar. Onlarla sıcak, içten ve arkadaşça ilişkiler içinde olmak istiyorlar. Çok zaman, çok yerde, anneler, “iyi bir anne” olduklarını göstermek için, “kızları ile tıpkı bir arkadaş gibi” olduklarını vurgularlar. Babaların da “benim delikanlı oğlum” diye başladığı konuşmalarını “ben, kendi çocuklarımla tıpkı bir arkadaş gibiyim, çocuklarımla, bir baba oğul gibi değil, tıpkı iki arkadaş gibiyiz” diyerek gururlandıklarına şahit oluyoruz.

Her çocuğun korunmaya ihtiyacı vardır. Bebeklikteki koruma tabii ki çok daha aktif ama ergenlik dönemindeki koruma daha sınırları çizerek, kuralları belirleyerek olmalı. Eğer çocuk anne babasıyla eşit haklara sahip, aynı düzlemde olursa korunma ihtiyacı karşılanmamış olur. Bu çok ciddi bir sorun. Her çocuğun korunmaya ihtiyacı vardır. Bebeklikteki koruma tabii ki çok daha aktif ama ergenlik dönemindeki koruma daha sınırları çizerek, kuralları belirleyerek olmalı. Eğer çocuk anne babasıyla eşit haklara sahip, aynı düzlemde olursa korunma ihtiyacı karşılanmamış oluyor.

 

DENGENİN ÖNEMİ VE YAPILMASI GEREKENLER

Yaşam denge üzerine kuruludur. Yaşamı dengeli kuramayan anne babaların, çocuklarının üstüne çok fazla düştüklerini gözleyebilirsiniz. 80 kiloluk bir baba çocuğun üstüne düştüğünde ne olursa, aslında çocuğun üstüne fazla düşüldüğünde de yaşanan durum bunun aynısıdır aslında. Çocuğun üstüne düşmeyin, onunla ilgilenin.Hayatın her alanında dengeli yaşamak gerekir. Aksi takdirde bir başka yaşam alanında harcanmayan enerjiyi çocuğa yöneltirsiniz. İş çok önemli olabilir ama yaşamın geri kalan alanları da çok önemli. Bir bakarsınız ki çocuk 15 yaşına gelmiş. Ve siz çocuğunuzun 3 yaşını sonsuza dek kaçırmışsınız. Çocuklara sorumluluk verilmesi gerekir. Yöneticiler ne okulda yetişir ne de işte. Tüm yöneticiler evde yetişir. Yaşama ilişerek de yaşamak mümkün, yerleşerek de. Yaşama yerleşmek lazım. Bunun için de çocuklara küçük yaşta sorumluluk verin. Giyinme sorumluluğu verin, yemek yeme sorumluluğu verin. Bir kaşığı ağzına yerleştiremeyen çocuk yaşama nasıl yerleşecek? Bazı konularda da seçim özgürlüğü verin. Seçim yapmak zordur. Bazı şeyleri yaşayarak öğrenmesine izin verin.

Çocuğunuzun hayatı boyunca pek çok arkadaşı olacak, izin verin bir tane anne babası olsun.

Arkadaşlıkta eşitlik var. Oysa siz onunla eşit değil, anne babasısınız.

Çocuğunuzla arkadaş olmayın. Etkili anne baba olun. Onu dinleyin.

Nasihatçi değil, refakatçi olun.

Çocuğunuzun hayatı boyunca pek çok arkadaşı olacak. Bırakın bir tane anne babası olsun.

 

ARKADAŞ OLMAYA ÇALIŞMA HATASI

Aile ve çocuk ilişkisinde yapılabilecek en büyük hata, çocukla iyi geçinmek ve olası çatışmaları önlemek adına ebeveynlikten istifa etmek, en iyi arkadaş olmaya çalışmaktır. Çünkü ergen, hayatının hiçbir döneminde olmadığı kadar bu dönem rehberliğe ihtiyaç duyar, bunu da yaşıtlarından ya da iyi geçinmek adına ona kural koymaktan korkan bir ebeveynden yeterli ölçüde alamaz. Çocuklar, arkadaşları ile ne kadar eşit haklara sahiplerse, arkadaşlıklar o derecede derinleşir, samimileşir. Çocuklar, kendinden daha çok imkan ve güce sahip kişilerin arkadaşlıkları altında psikolojik olarak ezilirler. Samimi olamazlar. Israrla çocukları ile arkadaş gibi olmaya çalışan bir anne-babalar çocuklarını “psikolojik baskı altında tutan arkadaş” olmayı göze almalılar.

‘Anne babanın çocuğuyla arkadaş olmamasından’ kasıt ille de sert olmak, bağırmak, çağırmak ya da despot olmak anlamına gelmiyor.  Anne-babanın otorite figürünün yanında, çocuğun sıkıştığı zaman sığınabileceği, yardım, destek alabileceği bir figürdür. Anne babaların çocuğun yaşına, gelişimine izin verecek ve ihtiyaçlarına uygun sınırlar çizmesi ve kurallar koyması gerektiğini dile getiren uzmanlar, çocukların sık sık bu sınırları ve kuralları test etme çabasında olduğunu, bu durum karşısında da ailelerin net tavır göstermesi gerektiğini belirtiyorlar. Anne babaların sertliğe gerek duymaksızın sabırlı ve en önemlisi tutarlı bir tavır göstermesi Çok  büyük önem taşıyor.

ONU ANLAMAYA ÇALIŞIN

Nasıl bir çocuk olduğunu, isteklerinin, ihtiyaçlarının ve hedeflerinin ne oluğunu keşfetmek için uğraşın. Çocuğunuzu kendi hedeflerinize yöneltmeyin, ama kendi hedefini bulma konusunda yardımcı olun. Ona, “başına ne gelirse gelsin, hayatta ne yaparsan yap ben buradayım” mesajı verin, onu dinleyin, duymak istediklerinizi değil onun sözcüklerini duyun. Çocukla ilişkide izlenecek en iyi yol onun kişiliğini, istek ve ihtiyaçlarını dikkate alan, kuralların ortak koyulduğu, çocuğa sorumluluk ve söz hakkı veren, aynı zamanda eleştiriden uzak bir yapı sergileyen etkin iletişimdir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Mükemmel bir anne olmanın 5 kuralı

Anne olmak ile mükemmel anne olmak arasında dünya kadar fark vardır. İyi bir anne olmak istiyorsanız, çocuk doğduktan sonra her daim bilinçli ve kontrollü olmanız gerekir. Çünkü çocuk yetiştirmek demek çocuk eğitmek demek değildir. Mutlu ve başarılı çocuklar elbette mükemmel annelerin eseridir.

İşte mükemmel bir anne olmanın 5 kuralı;

1. Çocuk ve gençlerin bilinç altları her daim açık ve korumasızdır. Yerli yersiz bilinçaltına yerleşen korku ve benzeri hisler çocukların huzursuz olmasına ve ileri zamanlarda psikolojik sorunlara neden olabilir. Çocuklar bu bilinçaltı hisleri birçok farklı yolla alabilirler. Özellikle izledikleri çizgi filmler ve oynadıkları bilgisayar oyunları rastgele seçilmemelidir. Bunlar içerisinde gözümüzle göremediğimiz, kulağımızla duyamadığınız, koku ve tat alma duyularımızı kandıran ve ancak beynimizle algılayabildiğimiz bilinçaltı mesajlar yer alabilir. Mükemmel bir anne olabilmek için algılarınızın her daim açık olması gerekir. Çok ince düşünmelisiniz ve çok seçici olmalısınız.

2. Mükemmel anneler çocukları ile her zaman çok güzel bir ilişki içerisinde olan annelerdir. Güzel ilişkiden kasıt kesinlikle bir arkadaşlık ilişkisi değil, bir anne çocuk ilişkisidir. Sağlam karakterli ve doğrularından vazgeçmeyen anneler, çocuklar üzerinde daha etkilidir. Çocuğun davranışlarına göre davranışlarını değiştirmeyen anneler bir süre sonra çocukların kendisini dinlediğiniz ve saydığını fark edecektir. Ve yetiştireceği çocuğa ancak bu durumdan sonra şekil verebilmektedir.

3. Mükemmel bir anne olabilmek için, çocuklarınız üzerinde baskı kurmayın. Annenin her dediğini yapan ve annenin kontrolünden çıkmayan çocuklar mükemmel çocuk değildir. Bu çocuklar anne ile yaşamaya alışacağı için, oların yokluklarında boşluğa düşerler. Kendilerine güvenen birer birey olamazlar. Kendi istek ve arzularını, annesinin fikirleri ile birlikte olgunlaştıran çocuklar mükemmeldir. Bu nedenle çocukları baskı ile değil, saygı ve toplumsal kurallar çerçevesinde yetiştirmelisiniz.

4. Mükemmel anneler aynı zamanda çok iyi birer gözlemcidir. Çocuklarının yeteneklerini ortaya çıkarıp, bunları işleyebilmek mutlu çocuklar oluşturacaktır. Kendi isteklerinizi veya yapmayı isteyip de yapamadığınız şeyleri, çocuklarınıza yaptırmak için zorlamayın. Bırakın yetenekleri olan şeylere yönelsinler, böylelikle her daim başarılı olsunlar ve bu başarı onları mutlu etsin.

5. Kendine güvenen ve bir duruşu olan çocuklar ancak mükemmel annelerin eseridir. Çocuğunuzun kendine güvenebilmesi için onun girişimci olmasını sağlamalısınız. Bunun için de çocukların oyuncaklarla oynamalarına ve ortalığı dağıtmalarına izin vermelisiniz. Arkadaşları ile zaman geçirmelerine fırsat vererek, hem paylaşımcı hem de toplumsal ortamlarda rol alabilme kabiliyeti vermiş olursunuz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Evliliklerde Tartışmaya Neden Olan Durumlar

Sağlıklı evliliklerde kavgaların olması çok doğaldır. Fakat bunların uzamasının ya da sinsi bir şekilde eşler arasında soğukluğun gerginliğin artarak devam etmesinin ise başlıca sebepleri vardır. Bu sebeplerin en başında ise kızdığımız konu ile kavga çıkardığımız konunun birbirinden tamamen ayrı olması gelir.

Klasik nedenleri ortaya atmadan önce, siz farkında olmadan evliliğinizi tehdit eden şeyleri öğrenin. Sorunu bilmek size çözümü de getirecektir. İşte evliliklerde en sık yaşanan kavgaların gizli nedenleri;

 

Gereğinden Fazla Özür Dilemek

Elbette kişinin hatasının farkında olup özür dilemesi bir erdemdir. Fakat aynı hatalar tekrar tekrar yapılıp her seferinde dilenen özür karşı tarafın size gizliden gizliye öfke ile dolmasına sebep verir. Unutmayın her kavgadan sonra eşinizin sizden beklediği şey özür dilemeniz olmayabilir. Özür dilemek yerine uzlaşmacı davranmayı deneyebilirsiniz. Aynı hataları tekrarlayıp her seferinde özür dilemenin altında sadece olayı geçiştirme ve anı atlatma vardır. Oysaki sorunlarınızı konuşup, orta yolu bulmak en doğru olandır.

 

 

Yüz yüze iletişim

Birbirinize SMS, e-posta ya da Facebook’tan mesajlar göndermek yüz yüze iletişim içinde olmaktan çok daha kolay ve hızlıdır. Eşlerin kısa da olsa kaliteli vakit geçirmeleri önemlidir. Konuşmalarınızda; göz göze temas, ten tene temas ve yürek yüreğe temas önemlidir. Elektronik ya da dijital ortamlarda bunu yakalamanız imkansız gerçek ve ilişkiler ancak iki kişinin gerçek yaşamda yaşamasıyla olur.

 

Rüyalardan Etkilenme

Kimi insanlar rüyalarına kendini çok fazla kaptırabilir. Elbette rüyalarda bilinç altımızın bize verdiği mesajlar gizlidir. Fakat “Rüyayla amel edilmez”. Rüyanızda kocanızın size kötü davrandığını ya da sizi aldattığını görmeniz gerçek hayatta da kavga etmenize neden olmamalıdır. Kiminize komik gelebilir lakin rüyalar için yapılan bu kavgalar, araştırmalarca da kanıtlanmış bir gerçektir. Rüyanızda sinirlendiğiniz bir konu için eşinizle kavga etmek yerine, neden canınızın sıkıldığı hakkında onunla konuşmalısınız.

 

 

Düzensiz Uyku Alışkanlığı

İhtiyacınız olan uykunuzu almazsanız sinirli ve gergin olursunuz. Bu da ilişkinize sinir ve kavga olarak yansır. Hiç olmayan sebeplerden kavga çıkabilir. Evlilik hayatımıza bir çok noktada düzen getirebileceği gibi evliliğin içinde de uyku dizeni,”evliliğinize düzen” getirecektir.

 

Çevrenizdeki Boşanan Arkadaşlar

Araştırmalar, boşanmanın bulaşıcı olduğunu göstermektedir. Mesela, arkadaşınızın kocası onu aldattığında siz de ister istemez kendi kocanızın sadakatini sorgulamaya başlarsınız ve bu durum, ortada bir şey yoksa dahi, evliliğinizi kötü yönde etkiler. Hatta bazen eşler, bu durumlarda kendilerine yakın hissettikleri arkadaşına tarafta olabilir ve hiç yoktan kendi düzgün giden ilişkilerini gerginleştirebilirler. Hiç bir ilişki dışarıdan göründüğü gibi değildir, arkadaşlarınızın ilişkileri iyiye gitsin diye belki çaba harcayabilirsiniz ama asla yapılmayacak şey taraf olma ya da kendi ilişkinizle kıyaslamadır.

 

Evliliğinizde Hiç Kavga Olmaması

Zannedildiği gibi kavga edilmeyen ilişkiler de her şey yolunda ve sağlıklı iletişimler var anlamına gelmez. Kavga etmiyor olmanız birbirinize sinirlenmediğinizi de göstermez. Kavga etmek, tartışmak ilişkinizin sağlığı için iyidir ve birbirinize karşı dürüst olmanızı sağlar. Kavgadan kaçınmak ise stres hormonlarınızı arttırır. Kavgadan kaçınmak ve içinizde biriktirmek yerine sakin bir şekilde sizi sıkan durumları konuşmayı denemelisiniz.

Evlilikte her zaman iniş çıkışlar olabilir. Önemli olan karşılıklı olarak birbirinizi anlamaya çalışmak, orta yol bulmak… Hayat hızla akıp gidiyor birlikteliğinizin ve yaşamınızın tadını çıkarın…

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

İmtihansız Evlilik Olmaz Ama Evlilik Ekip İşidir

Evlilikte çileli dönemler kaçınılmazdır. Bu dönemler sağlıklı bir biçimde aşılırsa evlilik bağı güçlenir. Eğer evlilik bağları zayıflamışsa her şey çatışma sebebi olur. Eşler, bir engelle karşılaştıklarında “Bu evliliği götüremiyorum.” yerine “Bu engeli nasıl aşarım?” diye düşünürse sorunlar kangren olmaktan çıkar. Öyle ki her problemin bir çözüm yolu vardır veya bulunabilir.

Boşanmanın kolay görünen bir çözüm yolu olarak gözüküyor fakat. Fraim’in ifadesiyle bir evliliği yürütmek emek istiyor. Tek tarafın emek harcamasıyla da olmuyor. Eşler, eşit düzeyde çaba gösterirse yapıcı ve olumlu sonuç elde edebilir. Aksi halde evlilik çıkmaza girer, sonuç hüsran olur.

Evliliğin bir ekip işidir; Kadın evliliklerinde problem olduğunu söylüyor, erkek sorunun kaynağının kadın olduğunu öne sürüyor. Kadın danışmanlık hizmeti almayı teklif ediyor, erkek ‘benim danışmanda ne işim var, sen git’ diyor. Oysa birçok evlilik, çiftlerin birlikte hareket etmesiyle kurtarılıyor.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Eşiniz Sizin İstediğiniz Gibi Nasıl Davranır

Her ne yapıyorsanız kendiniz için yapıyorsunuz. Mutlu evlilik mutlu bireylerde oluşur. Öyleyse inat uğruna eşinizi mutsuz etmeyin. Eşiniz mutsuz ise evliliğinizin mutlu evlilik olması zordur. Sağlıklı bir ilişki ruhsal açıdan sağlıklı bireylerden oluşur. Psikolojik sağlığınıza özen gösterin. İyi evlilikler kendiliğinden değildir. İyi ilişki eşinize yaptığınız küçük ama sürekli yatırımlarla gerçekleşir.

-Yatırım derken duygusal yatırımlardan bahsediyoruz.

– Güzel evlilikler süreç içinde yapılan güzel tercihler sonucu oluşur.

Eşinizin size nasıl davranmasını istiyorsanız siz de ona öyle davranın. Kendi duygusal ve psikolojik ihtiyaçlarınızı ihmal etmeyin. Gerekirse bir psikologdan yardım alın. Eşinize değer verin. Küçük şeyler zaman içinde büyük fark yaratır. Birlikte zaman geçirin. Nitelikli zaman geçirmek şart değildir. Önemli olan bir arada olmaktır. Sevdiği insanın övgüsünü almak herkesin performansını arttırır. Eleştiri ise her zaman öfke oluşturur.

İyi evlilik çatışma olmaması değil çatışmaların doğru halledilmesi demektir. Çatışmaların çözümlenmesindeki en önemli nokta haklılığımız konusundaki ısrarcılığımızdan vazgeçmektir. Önemli olan haklı olmak değil mutlu olmaktır. Evlilik de taraflar ortak çıkarlar için bir aradadır. Eşiniz düşmanınız değildir. ‘Üç keredir senin dediğin oluyor, beş keredir hep senin haklılığını kabul ediyorum’ diye olayların çetelesini tutmak, inat etmek anlamsızdır. Sürekli olarak ‘aynı tarafta’ olduğunuzu kendinize hatırlatın. O sizin eşiniz ve çıkarlarınız ortak. İyi bir evlilik için çaba göstermek, adım atmak gerekir. Attığınız adımları, taviz vermek, fedakarlık onun için saçınızı süpürge etmek gibi görmeyin. Güçlü olduğunuzu ispat etmeye çalışmayın. Kişilik savaşına girmeyin. Haklı olduğunuzu onun da kabul etmesini beklemeyin.

Eşinizi bağışlayın. Geçmişin sayfaları yeniden yazılamaz. Yaptığınız yanlışlar için kendinizi de bağışlayın. Bağışlamak kabullenmek ya da aynı fikirde olmak değildir. Sadece geçmişin etkisinde kurtulmak demektir. Durum ne olursa olsun eşinizin tarafını tutun. Evlilikle ilgili sorunlarınızı yakınlarınızla paylaşmayın. Onlar sizi çok sevdikleri için tarafsız kalamayabilir ve farkına varmadan yangına körükle gidebilirler. Anne, teyze, kardeş gibi sorunlarınızı paylaşacağınız son kişiler olmalıdır. Evliliği iyi giden objektif olacağına güvendiğiniz bir arkadaş ya da en iyisi profesyonel yardım işinizi görecektir.

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Aile-Evlilik Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Boşanan aileler çocuklarını ihmal etmemeli

Boşanan ailelere çok önemli uyarılar yapan psikolog ve pedagoglar, çocuğa karşı özellikle psikolojik yakınlık gösterilmesi gerektiğinin altını çiziyorlar. Uzmanlar ayrılsalar dahi anne ve babanın sorumluluklarının devam ettiğini, iki tarafında çocukla sağlıklı bir iletişim kurmasının çocuğun ruh sağlığı için vazgeçilmez olduğuna dikkat çekiyor.

Uzmanlar, boşanmanın ardından çocukların emniyetli aile yapılarının birden değiştiğini fark ettiklerini hatta anne ve babalarının ayrılmalarında kendilerini suçlu hissedebildiklerini belirtiyor.

Ailede eşlerin birbirine ilgi ve sevgi konusunda cimri davranmamaları, kırıcı ve şahsına dokunmadan konuşabilme sanatını öğrenmeleri ayrılmaların önüne geçilebilecektir. Çoğu zamanda ilişki çıkmaza girmeden profesyonel yardım almak çok önemlidir.

Boşanan tarafların çocuğunu düşünmek yerine çocuk üzerinden karşı taraftan intikam alma yolunu seçebiliyor. Bunun zaten yaralı olan çocuğun psikolojisini tamamen bozulmasına sebep olmaktadır.

Boşanmadaki çocuğun psikolojisini şöyledir: “Çocuklar emniyetli aile yapılarının birden değiştiğini ve yok olduğunu fark ediyorlar. Bu durumdan dolayı özellikle kaygı, korku, anne ve babanın arasında kalma, endişe ve hatta anne ve babanın ayrılmasında kendilerini suçlu hissedebiliyorlar.” Kaybetme korkusunun yoğun olduğu okul öncesi yaştaki çocuklarda, boşanma sonrasında, bazı davranış bozukluklarıyla birlikte kaybetme korkusu da yerleşir. Okula ya da bir başka yere gitmek istemez dolayısıyla yaptığı şeylere konsantre olamaz. Hatta uykuları bile sık sık bölünür. Korkulu rüyalar görme, ağlayarak uyanmalar artabilir. Uyku ve yemek problemleri de yaşanabilir.”

Ayrılsalar dahi anne ve babanın sorumluluklarının devam etmektedir. Her iki tarafada sorumluluklarını yerine getirmede engel çıkarmamaları gerekmektedir. Çocuğa karşı özellikle psikolojik yakınlık gösterilmesi iki tarafında çocukla sağlıklı bir iletişim içerisinde olması gerekmektedir.

 

 

online-aile-danismanlik-online-evlilik-terapi-gaziantep-psikolojik-danismani

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Aile-Evlilik Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Çocuk deyip geçmeyin, beden dilinden bile anlar

Çocuklar için mimik, ses tonu, vücudun duruşu ile verilen mesaj yetişkinlere göre daha önemli ve etkilidir. Çünkü çocuk dile bir yetişkin kadar hâkim değildir. Bu nedenle kendisini daha ziyade beden dili ile ifade eder. Sinirlendiği zaman oturup annesine ayrıntılı bir şekilde hangi sebepten dolayı sinirlendiğini ifade eden çocuk gören var mı etrafında?

Çocuk daha konuşma dilini öğrenmeden beden dilini öğrenir. Bebek yaşından çıkan çocukla iletişim kurarken söylediklerimizle beden dilimiz arasındaki uyum konusunda daha dikkatli olunmalıdır.

Çocuğunuzla iletişim kurarken neyi nasıl söylediğiniz çok önemlidir. Fakat ne söylediğiniz kadar beden diliniz de önemlidir. İletişim uzmanları konuyla ilgili yaptıkları araştırmalarda şu sonuca ulaşmışlardır: İletişimin yüzde 55’i beden dili ile yüzde 38’i sesinizin tonu, rengi ve konuşma tarzınız ile gerçekleşmektedir. İletişimin sadece yüzde 7’si kullanılan kelimelerin anlamı ile alakalıdır.

Bir örnek vermek gerekirse; bebek kullandığınız kelimelerin anlamını bilmediği için beden dilinizi gözlemleyecek ve ‘dinleyecektir’. “Dünyanın en tatlı bebeğisin sen.” cümlesini kaşlarınızı çatıp sert ve yüksek bir ses tonuyla söylediğinizde bebeğin önce şaşkın bir şekilde baktığını sonra da dudaklarını çekip ağlamaya başladığını göreceksiniz.

“Ne yaramazsın sen ağlayıp duruyorsun. Sus bakalım!” ifadesini ise güler bir yüz ve yumuşak bir ses tonuyla söylediğinizde bebek : “Annem bana yaramaz, sus dedi .” diye düşünüp alınmayacak, yine sadece beden dilinizi ‘dinleyecek’, size gülücüklerle karşılık verecektir.

Çocuk daha konuşma dilini öğrenmeden beden dilini öğrenir. Bebek yaşından çıkan çocukla iletişim kurarken söylediklerimizle beden dilimiz arasındaki uyum konusunda daha dikkatli olunmalıdır. Kullandığınız ifadeler çocuğunuz için her zaman anlaşılır olmayabilir. Beden diliniz ve sesinizin tonu ile söyledikleriniz tezat oluşturuyorsa çocuk bir şey anlamayacak, hatta kafası karışacaktır. Çünkü çocuk asıl tepkiyi beden diline gösterir.

Mesela çocuğunuz size az evvel yapmış olduğu bir resmi gösterdiğinde, siz umursamaz bir eda ile “Çok güzel olmuş.” diye mırıldanarak karşılık verir sonra da yine bilgisayar ekranına ve ev işinize kilitlenirseniz çocuk bu övgüye sevinir mi? Hayır! Doğru, sözlerinizle övdünüz belki ama beden diliniz aksini söyledi: “Şu anda hiç vaktim yok. Git başımdan!”

Unutmamalıyız ki beden dili içteki samimiyetin dışa yansımasıdır. Konuyla ilgili bebek yaştaki çocuklarla ilgili ikinci bir örnek daha verelim: Bebekler sevildiğini anlar deriz hep. Yabancılarla karşılaştığında bebeğin birine gülücükler atarken bir diğerine bakıp ağladığını, huzursuz olduğunu siz de belki müşahede etmişsinizdir. Bu durum bebeğin o kişileri beğenip beğenmemesiyle değil içteki samimiyetleriyle, yani beden dilleri ile alakalı bir durumdur.

Çocuklar için mimik, ses tonu, vücudun duruşu ile verilen mesaj yetişkinlere göre daha önemli ve etkilidir. Çünkü çocuk dile bir yetişkin kadar hâkim değildir. Bu nedenle kendisini daha ziyade beden dili ile ifade eder. Kızdığı zaman oturup annesine ayrıntılı bir şekilde hangi sebeplerden ötürü sinirlendiğini ifade eden çocuk gören var mı etrafında? Aksine istediğini elde edemeyince veya bir şeyden dolayı rahatsız olduğunda olduğu yerde duramayan, hoplayıp zıplayarak avazı çıktığı kadar bağıran, ağlayan çocuklar görebiliriz etrafımızda. Böyle bir durumla karşılaşan anne veya babanın da yine beden dilini kullanarak, içinden bolca da, ‘Ya Sabur’ dileyerek evladına sarılıp içindeki şefkati onun iç dünyasına adeta akıtması gerekir.

Yoksa çocuğun sesini bastıracak şekilde büyüklerin de bağırmaya ve çocuğu azarlamaya başlamasının yaşanan birçok örnekte görüldüğü gibi faydadan çok zararı olacaktır. Çocuğun o anda alıcıları kapalıdır zaten. Yapılacak tek şey ona şefkatle yaklaşmak yani onunla beden dili ile iletişime geçmektir. Yaş durumuna göre çocuk sakinleştikten sonra konu çocukla mutlaka konuşulmalı, eğer suçluysa benzeri bir olayın tekrar etmemesi için caydırıcı önlemler de – duruma uygun bir ceza olabilir – alınabilir.

Çocukla iletişimde ağızdan çıkan söz ile beden dilinin uyumlu olması şart. Mesela “hayır” derken sesinizin tonunda ve duruşunuzdaki ciddiyet ve kararlılık çok önemlidir. Yoksa çocuk sesinize yansıyan en ufak bir yumuşamayı, yüzünüzdeki tebessüm emaresini yakalayacak ve çelişkiye düşecektir. Hanginize inansın, ‘hayır’ diyen sözlerinize mi, yoksa “evet” diyen beden dilinize mi?

Özetleyecek olursak: Çocukla iletişimde beden dili son derece önemlidir. Sesin rengi (tonlama, vurgu, ritim) çocuğa o an içinde bulunduğunuz duygusal durumuzu ifade eder. Mimiklerinizle (kaşların çatılması, tebessüm, gözlerin açılması, başın, el, kol ve parmakların hareketleri) ile ise ifadelerinizin altını çizer ve sözlerinizi desteklersiniz. Duruşunuzla gergin ya da rahat olduğunuzu gösterirsiniz. Çocuk deyip geçmeyin, tüm bunlar çocuğunuzla sağlıklı iletişim kurmanız ve çocuğunuzun sizi doğru anlaması için önemlidir.

 

 

 

online-aile-danismanlik-online-evlilik-terapi-gaziantep-psikolojik-danismani

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Aile-Evlilik Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Sorunlu Evlilikler, En Çok Kadınları Hasta Ediyor

Amerikalı psikologlar evliliklerinde gerginlik yaşayan kadınlarda diyabet, felç ve kalp hastalığı riskinin daha fazla olduğunu belirtti. Erkeklerin ise, bu tür problemlere daha dayanıklı olduğu ortaya çıktı. Kadınlar, erkeklere göre sağlık meselelerini daha fazla kafaya taktıkları için bu tür sorunlarla karşılaşıyor.

Yapılan bir araştırma, kötü giden sorunlu evlilik hayatında kadın sağlığının erkeklerden daha fazla zarar gördüğünü ortaya koydu. Amerikalı psikologlar, evliliklerinde gerginlik yaşayan kadınlarda diyabet, felç ve kalp hastalığı riskinin daha fazla olduğunu belirtti. Erkeklerin ise, bu tür problemlere daha dayanıklı olduğu ortaya çıktı.

HER İKİ TARAF DA DEPRESYONA GİRİYOR

Yirmi yıldan uzun süredir evli olan üç yüze yakın çiftin incelendiği araştırmada, eşlere çeşitli anketler yapıldı ve depresif bulguları incelendi. Doktorlar, bu kişilerde metabolik sendrom, yani artan hastalık riskine işaret eden belirtiler, olup olmadığını anlamak için de bir takım testler yaptı. Elde edilen bilgiler, kötü giden evliliklerde hem kadınların hem de erkeklerin depresyona girdiklerini, ancak kocalarının aksine kadınların fiziksel olarak da hastalandıklarını gösterdi.

HORMONLARIN ETKİSİ

Araştırmacılar, gergin ve problemli evliliklerde çiftlerden her ikisinin de hem psikolojik hem fiziksel sıkıntılar yaşayacağını beklediklerini, ancak sonuçların onları yanılttığını belirtti. Uzmanlara göre, kadın ve erkekler arasındaki bu fark, kadınların karmaşık hormon yapısından ve erkeklere göre sağlık meselelerini daha fazla kafaya takıyor olmalarından kaynaklanıyor.

 

 

online-aile-danismanlik-online-evlilik-terapi-gaziantep-psikolojik-danismani

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Aile-Evlilik Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Aile İçi mutluluğun sırrı Aile İle İlgilenmektir

İşle ilgili bir toplantıyla çocuğumuzun okul sonrası öğretmen görüşmesinin çakıştığını düşünün, hangisi önceliklidir? Hangi tercih bize suçluluk hissettirmeden seçilecektir?

Hayatımızda yaptığımız seçimlerin bir sonucu olarak, pek çok rolü eksiksiz olarak yerine getirmemiz beklenir. İşyerinde patronumuz yaptığımız işin en iyisini yapmamızı ister. Evde eşimizin bizden beklediği pek çok şey vardır.

Çocuklar ayrı şeyler, arkadaşlar, anne-baba ayrı şeyler isterler. Herkesin bize dair bir hayali, bizden bir beklentisi ve bizim de bu beklentiyi gerçekleştirmeye yönelik bitmeyen bir çabamız sürüp gitmektedir.Ayrıca kendimizden kendimizin bekledikleri de hesaba eklenince, kabarık bir sorumluluklar yığınının altında nefes alamadan koşturur dururuz.

Bazen önceliklerimizi karıştırdığımız olur. Önemlilerle önemsizleri ayırmak her zaman zor olmasa da önemli ve öncelikli olanı birbirinden ayırmak ve diğerini erteleyerek öncelikli olanı gerçekleştirmek her zaman zor olmuştur.

Hangisi önemli?

Karar verme aşamasını geçsek bile suçluluk duygusuna yakalanırız bir adım sonrasında.
Mesela işle ilgili bir toplantıyla çocuğumuzun okul sonrası öğretmen görüşmesinin çakıştığını düşünün, hangisi önceliklidir? Hangi tercih bize suçluluk hissettirmeden seçilecektir? İş önemlidir diye düşünüyorsak ve toplantıyı tercih etmişsek, çocuğumuz kendi dünyasında onun için önemli olan toplantıya gitmediğimiz için acaba kendisini nasıl hissedecektir?

Onun dünyasında nasıl bir ebeveyn olacağızdır sonrasında? Yıllar sonra arkadaşlarına “Benim anne-babam bizim için hep çalıştılar ama bir gün olsun ‘Çocuğumun dersleri nasıl?’ diye okula geldiklerini, beni takip ettiklerini görmedim!” diyerek yakınırken, acaba ne hissedeceğiz? Eşimiz evdeki patlayan ampulü değiştirmemiz için epey zamandır yalvarıp dururken bizim önceliğimiz başka şeylerse, sürekli dırdır eden bir kadın olduğu için ona kızıp dururken biz kendimizi haklı, o kendisini haklı görürken mutluluk nerelere gidecektir?

“Şimdi bir ampulün bir veli toplantısının ne önemi var, her şey geçer, her şey unutulur.” derken kendi ideallerimizden oluşturduğumuz dünyamızda tüm dünyayı kurtarmaya çalışırken, evimizdeki küçük dünyayı -gerçekte küçük olmayanı- nasıl da kaybediyoruz? Hatta bazılarımızın hedefleri çok büyük ve bazen eşler, bazen de çocuklar yerli-yersiz beklentileriyle mızmızlanırken için için kızıyoruz da onlara. “Etraflarına, başka anne-babalara, başka karı-kocalara bakmıyorlar mı?” diye…

Başlanacak olan yer neresidir?

Önce ailedir, başlanacak olan yer… Fakat aile derken ailenin isteklerinin de meşru sınırları vardır elbette. Bir adamın/kadının modern zamanlardan etkilenerek genişleyen ihtiyaçlar hiyerarşisi bir insanın kaldıramayacağı bir yük yükleyecekse, orada yeniden ihtiyaç olarak gösterilenlere bakmak lazımdır. Gerçek ihtiyaçların -ki bunlar samimi sevgi ve ilgidir- çoğu kez giderilmesi öncelikli ve önemli olan yaşamsal gerçeğimizdir. Diğer her şey önemlidir belki ama ikincildir.Tabi sadece seviyorum demek de yetmez. Gerçek sevgi gösterilebilir olandır da…

Önce kendimiz, sonra eşimiz ve varsa çocuğumuz ve sonrasında diğerleri gelir. Hakikatin paylaşılması da yaşanması da önce ailede başlamalıdır. Tercihlerimizin yer değiştirmesi bir kaçış olarak kendini gösteriyorsa eğer, “nereye kadar kaçabileceğimizi” yeniden sormak isterim.

Çözüm ailemizin beklentilerini ulvi amaçlar uğruna yok saymak da değildir. Ailenin beklentileri arasında sıkışıp, kara deliğe dönüşen beklenti cehenneminde kaybolmak da değil…Gerçek çözüm önemli önceliklerimizin, ertelenmeye dayanamayacak olanların kerhen değil, içtenlikle öncelenmesidir.

Ailede kaybeden, dışarıda kazanamaz! Ne kadar yüksek idealler taşıyor olsa da… Kısa vadede kazanmış gibi görünse de… Önce aile, öncelik aile…

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Aile-Evlilik Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Ne Zaman Evlilik Terapistine Gidilmeli?, Online Terapi

Çiftler arası ilişkide, rutin haller dışında ilişkileri değiştiren bazı durumlar ve bu durumlara uyum yeteneği, ilişkinin dengesi açısından önemlidir. Hamilelik, doğum, emeklilik gibi yaşam döngüsünü etkileyecek olaylar çiftlerin yeni denge hali kurmasını gerektirir. Örneğin emeklilik ve ardından yeni bir iş çok stabil bir ilişkide çiftlerden biri eski rolde ısrarlı olması halinde ilişkiye zarar gelebilir.

Çift kavramı değişik değerler sistemi, duygusal, düşünsel ve davranışsal farklılıklar taşıyan, en azından iki değişik sistemin birleşmesi anlamına gelir. Çok basit gibi görünse de ne zaman yemek yeneceği, hangi sabunun kullanılacağı, ailelerin ne sıklıkta ziyaret edileceği ve benzeri pek çok şey açık olmayan ortaklık şartlarındandır. Danışma veren kişi tarafından çiftin köken aldığı aile yapısı, politik, dini fikirleri, kent ya da köy kökenli oluşları anlaşma içinde dikkate alınmalıdır.

Çiftler ne zaman terapiye ihtiyaç duyar

1. Ekonomik nedenler en önemli mesele: Paranın nasıl kazanılacağı ve nasıl harcanacağı ile ilgili netlikler olmaması, eşlerden birinin onaylamadığı biçimde başkalarına mali destek sağlaması (özellikle karı veya kocanın köken aldığı aileye)

2. Ebeveynlerin çocukla ile ilgili ortak karar almaması sorun: Çocukların bakımını kimin üstleneceği, eğitimlerinin nasıl olacağı, disiplinlerinin nasıl sağlanacağı en önemli tartışma konusudur. Genellikle eşlerden birinin ebeveynlik işini tamamen üzerine aldığı ailelerde ya da bir tarafın bu konuları daha iyi bildiğini düşündüğü çiftlerde sorunlar daha sık yaşanıyor. Ebeveynlerin çocukları ile ilgili sorumluluğu ortak bir şekilde yüklenmesi ilişkinin sağlığı açısından çok büyük önem taşıyor.

3. Çiftler birbirine zaman ayırmazsa çatışma başlıyor: Eşlerin birbirlerine, çocuklarına, arkadaşlarına, akrabalarına ayırdıkları zamanın miktar ve kalitesi önemlidir. Birbirlerine yeterli zaman ayıramamaları çift olmalarını engeller. Çiftlerin en sık yakındığı şey “Biz konuşamıyoruz” veya “Artık konuşacak bir şey bulamıyoruz” tarzındaki ifadeler oluyor.

4. Çekirdek aile olamama hali ilişkiyi yıpratıyor: Ülkemizde giderek azalmasına karşın oldukça sık rastlanan bir durum, eşlerden birinin genelde de erkeğin ailesiyle yaşamak ya da eşlerden birinin anne-babasıyla oturmaktır. Bu danışmaya gelen çiftlerin sıklıkla tartıştıkları bir konudur. “Sen onların sözünden çıkmazsın”, “Bu evde benim konumun ne zaten” gibi cümleler suçlayıcı olarak tekrarlanır. Bunun biraz farklı şekli de bir süre, büyükleriyle yaşayıp sonradan kendilerine ev kuran çiftlerin baş başa kaldıklarında ilişkiyi yürütememeleri durumudur.

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Evlilikte Mutluluğun Sırrı Eşine İlgi Göstermek

Evlilikte mutluluk puanını düşüren durumlar gibi görünse de gerçek sebebin ilgi azlığı olduğunu söylemek yanlış değildir. Nasıl bir hane bakılmadığında, bir ateş ilgilenilmediğinde hasar görür ve sönerse evlilik de ilgi azlığı sebebiyle dağılmaya yüz tutar.

Aşk ateşini, ilgi alevlendirir. En iyi âşıklar, sanıldığı gibi duygusal insanlardan öte, zamanlarını sevdikleriyle geçirenlerdir. Birlikte iyi vakit geçirmenin yöntemi ise nitelikli beraberliktir. Sevgi yolu bakış, tebessüm, güzel birkaç söz, aşk ateşini hemen canlandırır. Bu güzellikleri tetikleyen unsur da temelde var olan içtenliktir.

Kadın erkek ilişkilerinde dostluk ve arkadaşlık boyutu, içtenliğin var oluşuyla mümkündür. İyi ve kötü günde beraber olma hâli, insanların kendilerini güvende hissetmeleriyle olur. Çıkara dayalı beraberlikte içtenlik ikinci plâna düşer. İnsan eşini değil, ondaki çıkarını sevmektedir. “Karşılıksız sevgi” dediğimiz şefkatin olmadığı bir beraberliğe evlilik demek gerçekçi olmayacaktır. Ve çıkarlar çatışıp bittiğinde de boşanma durumu ortaya çıkmaktadır.

Evliliklerde ilgi, birlikte nitelikli zaman geçirmeye çalışmak karşılıklı hassasiyetleri fark edip sen, ben kişisel çıkarlardan ziyade biz ortak payesinde buluşmak gerekir.

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.