Gaziantep Öğrenci Koçu

Öğrenci Danışmanlığı, Gaziantep Öğrenci Koçu

Hem Akademik Hem de Kişisel Sosyal Gelişimi ve Çocuklarınızın Başarısı İçin Profesyonel Öğrenci Danışmanlığı Randevu Alın.

WhatsApp İle Randevu Alabilirsiniz..

online-psikolojik-danisma-randevual-whatsapp-tel

 

 

 

Öğrenci Koçluğu Nedir?

Öğrencilerin kendilerini tanımaları, güçlü yanlarını ve yeteneklerini keşfetmelerini, hedef koymalarını sağlamaya ve kaynaklarını daha iyi kullanabilmelerine yönelik , yol haritası ve eylem planı yapmalarına destek sağlayan hizmettir.

Öğrenci koçluğu hangi faydaları sağlıyor?

Tamamen kişinin özelinde oluşturulacak, gizlilik ve etik değerler çerçevesinde sunulan bir programdır. Katılımcıların durum değerlendirmesini yaparak;

  • Öğrencinin okul başarısını artırmayı,
  • Kendine uygun hedefler seçmesini,
  • Etkin çalışmayı öğrenmesini,
  • Zamanı önceliklerini seçerek kullanmasını,
  • Güçlü yönlerini açığa çıkartması ve kullanmasını,
  • Doğru iletişim kurmasını,
  • Kendine güvenini geliştirmesini hedefler.

Öğrenci kimliğindeki bireyin, okul yaşamını ve hayatının diğer alanlarını düzenlemesinde çözüm üretici yaklaşımlarda bulunur. Öğrencinin, içsel dünyasında farkındalığını arttırır. Ders ve okul başarısının yanı sıra, hayat başarısı konusunda yardımcı olur, yön gösterir. Yeni bakış açıları geliştirerek kendini daha iyiye taşımasına yardımcı olur.

 

Çocukluk Döneminde Karşılaşılan Psikolojik Sorunlar

Dikat Eksikliği / Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
DEHB’nin dikkat eksikliği ve hiperaktivite yönlerinin farklı çocuklarda farklı ağırlıklarda görülmesine bağlı olarak bozukluğun alt tipleri tanımlanmıştır. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite (DEHB) çoğu kez öğrenme güçlüğü ile birlikte seyreder. DEHB olan çocuklarda görülebilecek çeşitli öğrenme bozuklukları arasında okuma bozukluğu ve dille ilgili yetersizlikler en sık görülenlerdir.
a) Dikkat Eksikliği yapılan ince, sıkıcı ve uzun işlere dikkati ve çabayı yoğunlaştırmakta zorlanma anlamındadır. Dikkat eksikliği olan çocuklar, odaklanmada, yaptıkları işleri tamamlamada zorluk çekerler; bir işi yarıda bırakarak başka işe geçerler; daha yavaştırlar ve sıkıcı bir işle uğraşırlarken daha çok hata yaparlar. Talimatları kavrayıp ödevlerini yerine getiremez. Önceliklerini belirleyip organize olamaz; ince ve ayrıntılı zihinsel / bedensel çaba gerektiren işlerden kaçınır. Sık sık eşyalarını unutup, kaybeder; yapacaklarını unutur; hemen dağılır ve kendisiyle doğrudan konuşulduğunda bile dinlemiyormuş gibi görünür.

b) Hiperaktivite ve dürtüsellik ise uygunsuz tepkileri kontrol etmede ve durumun gereklerine göre aktivite düzeyini düşürmekte zorlanma anlamına gelir. Hiperaktivitesi olan çocuklar yerinde duramazlar; el ve ayakları sürekli hareket halindedir; hareket halindeyken durmakta zorlanırlar; daha fazla konuşup sık sık söz keserler; anlık dürtülerini kontrol etmekte, beklemekte ve kurallara göre hareket etmekte zorlanır ve sonuçlarını düşünmeden kendilerini sık sık tehlikeli durumlara sokarlar.

 

Karşı Gelme Davranış Bozukluğu
Karşı gelmede uyumsuzluk öne çıkan bir özelliktir. Karşı Gelme Davranış Bozukluğu gösteren çocuklar otorite figürlerine yönelik düşmanca, olumsuz ve karşıt bir tavır sergilerler. Küçük çocuklar için bu durum daha çok ebeveynlerine yönelikken daha büyük çocuklarda ebeveynlerine, öğretmenlerine ve diğer yetişkinlere yöneliktir.

 

Yeme Sorunları

a) Kolit: Erken bebeklik döneminde emzirmeye dayalı yaşanan bir problemdir. Emzirme sonrası başlayan ve 3 saat kadar sürebilen dindirilemez bir ağlama ile birlikte yüzün acı ile buruşturulması, gergin bir karın ve bacakların gerilerek uzatıldığı görülür. Kolikin neden olduğu bilinmiyor ancak bazı vakalarda süte karşı alerjik bir tepki olduğu düşünülür. Tıbbi sorunların bulunmadığı durumlarda bu tanı konurken belirgin bir çözüm getirilememektedir. Kolik yaklaşık 13-16 hafta kadar devam ettikten sonra kendiliğinden geçmektedir.

b) Pika: Besin değeri olmayan yenmeyecek nesnelerin en az 1 ay boyunca tekrarlı yenmesi durumudur. Pika çocuğun gelişimsel döneminde nesneleri tanımak için ağza alması ve çiğnemesi durumundan farklı olup yutmalı yeme davranışını içerir. Pika özellikle 18 aydan sonra devam etmesi durumunda bir problem olarak görülür.

c) Geviş getirme: Tıbbi bir nedene bağlı olmaksızın yiyeceğin istemli ve tekrarlı şekilde ağza geri getirilmesidir. Geviş getirme neredeyse tüm bebeklerde 6 ay civarında belirir ve kendiliğinden kaybolur. Bu durum 1 ay ya da daha fazla sürerse bir problem olarak görülür.

d) Yetersiz büyüme ve kilo alamama: Bilinen tıbbi bir nedene bağlı olmaksızın bebeğin büyüme ve kilo alımında yetersizlik ve ortalamanın belirgin şekilde altında olduğunda belirlenen bir durumdur. Bu durum 8 aydan ufak bebeklerde anne – bebek ilişkisindeki olumsuzluktan ya da daha büyük bebeklerde kendi başına beslenme becerilerini geliştirememelerinden kaynaklanabilir.

e) Aşırı şişmanlık: Aşırı şişmanlık çocuğun yaşıtları içinde kilo açısından üst %15 lik dilime girmesi durumunda belirlenir. Vücut kitle endeksi bu durumun belirlenmesinde kullanılır. Aşırı şişmanlığın tedavisinde bir perhize ve aktivite düzenlemesine gitmeden önce detaylı bir tıbbi değerlendirmenin yapılmış olması ve olası fizyolojik nedenlerin belirlenmiş olası gerekir.

f) Yemeği Reddetme: Bu sorun genel olarak yemek verildiğinde kafayı çevirme, lokmayı tükürme, kusma ya da öfke nöbetleriyle, ağlayarak ve kaçarak yemeği reddetme ile kendini gösterir. ‘Yemek Seçme’ ya da ‘Seçerek Yeme’ olduğunda çocuk belirli yiyecekler dışındaki yiyecekler verildiğinde bu davranışı gösterir. ‘Yiyecek Fobisi’ ise yeme durumlarında görülen korku ve kaygı durumunu içerir. Bunların hepsi genel olarak ‘Yemeği Reddetme’ altında ele alınır.

Enuresis ve Enkopresis
a) Enuresis: Belirli bir organik sebebe bağlı olmaksızın istemsiz işeme durumu olarak açıklanabilecek bu durum çoğu kez çocuk ve ebeveyn için önemli bir sorun oluşturur. Enuresis için belirleyici özellikler en az 5 yaş ve daha üzeri yaştaki çocuğun haftada en az 2 kez ve en az 3 ay boyunca tekrarlı olarak giysilerini ya da yatağını ıslatmasıdır. Alt ıslatma çoğunlukla istemsizdir ancak bazen bilerek ve isteyerek de gerçekleşebilir.
b) Enkopresis: İç çamaşıra ya da uygunsuz yerlere dışkılama olarak tanımlanan bu durum kabızlık dışındaki tıbbi ya da organik bir duruma bağlı olmamalıdır. Enkopresis kabızlıkla birlikte görülebilir. Bu durumun tanımlanmasında çocuğun en az 4 yaşında olup en az 3 aydır ayda en az bir kez uygunsuz yere dışkılamış olması belirleyicidir.

Olumsuz Alışkanlıklar
a) Parmak emme: Parmak emme çocuklarda oldukça sık karşılaşılan bir durum olup 3-5 aylık bebeklerde görülmeğe başlanır ve yaş ilerledikçe görülme sıklığı azalır. 2 yaşındaki bir çocuğun parmak emmesi açlık, yorgunluk ya da hayal kırıklığı ile ilişkiliyken 5 yaşındaki bir çocuğun parmak emmesi genelde uyurken görülür. Parmak emme 4 ila 6 yaş döneminde ağızda diş ya da damak gelişimini olumsuz yönde etkilemediği sürece bir problem olarak görülmez. Parmak emmenin kronik olduğu durumlarda çocuk yaşıtları arasında alay konusu olabilir.

b) Tırnak yeme: Tırnak yeme 3 ila 6 yaşlarındaki çocuklarda oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Bu davranış kaygıyı ve gerginliği azaltmada öğrenilen bir davranış olarak özellikle çocuk bir şeye odaklandığında ya da baskı altındayken görülür. Bu alışkanlık ellerdeki estetik sorunlar yanında diş gelişimine olumsuz etkileri nedeniyle bir sorun olarak ele alınır.

c) Diş Gıcırdatma: Diş gıcırdatma geceleri ya da gün içinde farkında olmadan gerçekleşir. Stres dışında beslenme eksikliği ya da farklı fizyolojik nedenlere bağlı olarak gelişen bu alışkanlık davranışsal ya da duygusal sorunlarla ilgili değildir. Diş gıcırdatma düzesiz ya da olgulaşmamış diş gelişimine ya da çene eklemlerinde yaratabileceği sorunlar nedeniyle bir sorun olarak görülür.

e) Trikotilomani: Kafada kellik oluşturabilecek şekilde kronik saç koparma davranışıdır. Saç derisinden saç koparma şeklinde görüldüğü gibi kaşlardan, kirpiklerden, kol ve bacaklardan tüy koparma olarak da görülebilir. Bu değerlendirmenin yapılabilmesi için saç kaybına neden olabilecek diğer fizyolojik, tıbbi olasılıkların değerlendirilmiş olması gerekir.

Tikler ve Tourette Bozukluğu
a) Tikler istemsiz gelen, hızlı, ani, aralıklı tekrarlayan, ritimsiz, tipik motor hareketler ya da seslerdir. Vücutta herhangi bir hareket ya da ses olarak görülebilirler. Tikler, sıklığı, içeriği, yoğunluğu, yeri ve süresi açısından zamana bağlı değişkenlik gösterebilir. Tikler günde birkaç dakika ya da kesintisiz sürekli devam edebilir. İçerdikleri ses ya da hareket itibariyle basit ya da karmaşık olabilirler.

b) Tourette Bozukluğu: Oldukça seyrek karşılaşılan bir tik bozukluğu olmasına karşın ömür boyu devam eden etkileri nedeniyle yakından ilgilenilen bir durumdur. Basit, amaçsız, hızlı hareketler ve sesler bu bozukluğun başlıca özellikleridir. Bu bozuklukta hem çoklu motor hem de vokal tikler aynı zamanda olmasa da birbirini takip ederek seyreder. Belirtilerin ilk 8 yaş civarında görüldüğü tespit edilse de bir kaç yıl sonrasına kadar teşhisin konulamadığı olur.

Uyku Bozuklukları
Dissomnia: Dissomnia, uykuya dalma ve uykunun sürekliliği ile ilgili sorunları ve gün içi aşırı uyuma sorunlarını kapsar.
Parasomnia: Bu kategoride uykuya daldıktan sonra uykunun bölünmesi, uyanma, yarı uyanıklık hali ve uykudan uyanıklığa geçme sorunları ele alınır.

Cinsellik ve Cinsel Sorunlar
a) Erken / Gecikmiş Ergenlik: Ergenliğe geçiş dönemi kızlar için 10 ila 16 yaşlarında gerçekleşirken erkekler için bu dönem 11 – 16 yaşlarıdır. Ergenliğe geçişin bu dönemler dışında gerçekleşmesi durumunda erken ya da gecikmiş ergenlikten bahsedilir. Bu da çocukların akranlarıyla ilişkilerini ve sosyal uyum süreçlerini olumsuz etkileyebilir.

b) Cinsel Kimlik Uyumsuzluğu: Cinsel kimlik algısı, yani çocuğun kendini erkek ya da kız olarak algılaması ve ait olduğu cinsiyete verdiği önem yaşamın çok erken döneminde başlar. 3 yaş civarında çocuklar cinsel kimlik algılarını kısmen geliştirmişlerdir. Çocukların çoğunluğu okul öncesi dönemde fiziksel cinsiyetlerine uygun tutum ve tercihlerde bulunurken bazı çocuklar için biyolojik cinsiyetleriyle tercih ettikleri cinsiyet arasında belirgin bir uyumsuzluk göze çarpar. Bu noktada cinsel kimlik uyumsuzluğundan bahsedilir.

Korkular ve Kaygılar
a) Ayrılık Kaygısı Bozukluğu: 18 yaş öncesi dönemde görülen ve çocuğun evinden ve birlikte yaşadığı kişilerden geçici ya da daimi olarak ayrılmasına ilişkin tekrarlı ve aşırı olarak kaygı durumudur. Ayrılma sırasında ağlama ya da aşırı huzursuzluk görülür. Ayrı kalınan dönemde çocuk sürekli yakınlarıyla temasta olmak ister ve kendisinin ya da yakınlarının başına kötü bir şey geleceğinden endişe eder.
Sosyal Fobi: Sosyal fobi kişinin başkalarınca değerlendirileceği sosyal ya da performans gerektiren ortamlarda hissettiği çok güçlü, rasyonel olmayan bir korku ve yanlış bir şey yapacağına ya da küçük düşürüleceğine ilişkin endişedir. Sosyal fobi yetişkinlerde de görülen bir kaygı bozukluğu olarak çocuklarda da görülür.

b) Özgül Fobi: Özgül Fobi belirli bir durumun ya da nesnenin varlığında ya da öngörüldüğü durumlarda yaşanan aşırı korkudur. Yaşanan korku tekrarlı, zorlayıcı ve kontrol edilemezdir. Bir çocukta bu teşhisin konulabilmesi için korkunun yaşına özgü olmamasına, günlük yaşantısını olumsuz ve belirgin şekilde etkiliyor ve uzu bir süre devam ediyor olmasına bakılır.

c) Okulu Reddetme: Okulu reddetme, 5 ila 17 yaşlarındaki çocukların okula gitmemeleri, gidip gün içinde kaçmaları, okula gitmeden önce tepkili davrandıkları ya da aşırı huzursuzlukla gittikleri okula gitmemek için yalvardıkları durumunda ele alınan bir sorundur. Okulu reddetme okula gitmenin hukuken gerekliliği çerçevesinde çocuğu ve aileyi sıkıntıya ve aile içi çatışmalara sürüklemesi nedeniyle önemle ele alınır.

Depresyon
Çocuklarda en sık karşılaşılan haliyle depresyonda çökkün bir ruh haliyle birlikte huysuzluk, birçok aktiviteden keyif alamama yanında kilo kaybı ya da kilo alamama, uyku sorunları, hareketlerde yavaşlık, yorgunluk, enerjisizlik, odaklanma ve düşünme becerilerinde azalma, değersizlik ve suçluluk algısıyla kendine zarar verme düşünceleri görülebilir. Depresyonun diğer psikolojik bozukluklarla birlikte seyretme oranı çok yüksek olduğundan her zaman çok yönlü bir değerlendirmeyi gerektirir.

Davranım Bozukluğu
Bu durum Karşı Gelme Davranış Bozukluğunun tüm özelliklerini içermenin yanında çocuğun insanlara ve hayvanlara yönelik saldırganlık göstermesini, mala zarar vermeyi, hırsızlığı, aldatmayı ve kuralların ihlalini de içerir. Davranım Bozukluğu erken çocukluk dönemlerinde görülse de tipik görüntüsü ileri çocukluk dönemine kadar görülmez.

 

Sınav Kaygısı İle Nasıl Baş edilir?

Sınav öncesi aşırı endişe duymak öğrencileri nasıl etkiliyor? Sınav kaygısını gidermek için neler yapılabilir?
Kaygı, hayatın olağan akışında, bazı stres durumlarında her insanın zaman zaman duyumsadığı temel duygulardan biridir. Kimi insanlar kaygıyı korkulacak, hayatı mahvedecek bir öcü olarak görür. Sanılanın aksine kaygı kurtulunması, yok edilmesi gereken bir duygu değildir. Düşük kaygı düzeyi kişiyi umursamaz yapar, sorumluluklarını ertelemesine, işlerin birikmesine neden olabilir. Ilımlı düzeyde kaygı enerji verir, içsel motivasyonu arttırır ve kişiyi hedefine ulaşması için harekete geçirir. Aşırı kaygı düzeyleri ise kişiyi harekete geçirmek yerine hiçbir şey yapamaz duruma getirebilir, kişinin işinden gücünden olmasına neden olur.

Sınav kaygısı
Sınav kaygısında sınav ve sonuçlarına dair aşırı, çarpıtılmış olumsuz düşünceler vardır. Bu düşünceler kişinin aşırı endişe duyumsamasına neden olur ve bedende, zihinde birtakım değişikliklere sebebiyet verir.

Sınav öncesinde ya da esnasında, sınavla ilgili değerlendirme öncesinde ya da esnasında ellerde uyuşma, terleme, titreme, mide ağrıları, baş ağrısı, baş dönmesi, zihnin boşalmış hissi, yüzde kızarma, nefes alamama gibi belirtileri yaşıyorsanız sınav kaygınız olabilir. Bu belirtilerle beraber kişinin zihninde olumsuz düşünceler hakimdir. Bu durum, kişinin sınav öncesinde edindiği bilgi ve becerilerini sınav esnasında gösterememesine, performans düşüklüğüne ve başarısızlığa götürebilmektedir. Ve en nihayetinde kendini gerçekleştiren kehanet gibi kendisi ile ilgili değersizlik yetersizlik düşünceleri olan kişinin bu düşüncelerinin pekişmesine neden olur.

BUNLARI DENEYİN
Senav kaygısı yaşıyorsanız, bunları deneyin:
1. Beslenmenize dikkat edin.
2. Düzenli yormayacak şekilde spor aktiviteleri, egzersizler yapın.
3. Uyku hijyenini sağlayın.
4. Sınavlara en iyi şekilde, bir plan ve program dahilinde hazırlanın.
5. Zamanı iyi kullanın. (hazırlanma aşamasında ve sınav esnasında)
6. Kendi kapasitenizin farkına varın ve gerçekçi beklentiler ve hedefler koyun.
7. Sınav ve sonuçları ile ilgili olumlu tutum ve düşünceler geliştirin.
8. Yeterli ve uygun bir hazırlık aşamasından geçtikten sonra sınavdan sonra sonuç ne olursa olsun kendinizi ödüllendirin.
9. Bedeninizdeki belirtileri fark ettiğiniz anda doğru nefes alma teknikleri ve gevşeme egzersizleri ile kendinizi rahatlatın.

Tüm bunlara rağmen yine de baş etmekte zorlanırsanız profesyonel destek almanızda fayda olabilir. Bilişsel davranışçı terapi yöntemi ile kaygılarınızla baş etmek mümkün hale gelebilir.

Sınav Stresine Karşı Neler Yapılmalıdır

Bu zorlu süreçte anne babalar da çocukların motivasyonunda önemli rol oynuyor. Nefes egzersizleri, eksikliklere takılmak yerine olumlu düşünmek ve ailece kaliteli zaman geçirmek gibi önlemler başarılı sonuçlar alınmasına yardımcı oluyor.

Kendinizi yetersiz hissetmeyin

Sınav yaklaştıkça öğrencilerde sınavın nasıl geçeceğine ve sonuçlarına dair önemli endişeler görülmektedir. Korku, tehlikeyi yok etmek ya da ondan kaçmak için bir sinyal görevi görürken; “nesnesiz korku” olarak tanımlanan endişe, daha içsel süreçlere bağlı olarak gelişmektedir.  Endişeli öğrenci sürekli kendisi ile uğraşır, eleştirir ve tatminsizlik hisseder. Daha rahat yapıdaki öğrenciler ise sınavı objektif güçlükler içinde görerek ona göre hazırlık yapabilir.

Yoğun sınav kaygısı fiziksel rahatsızlıklara neden olabilir

Sınav öncesi, konsantrasyon zorluğu, panik reaksiyonları ve sindirim sistemi bozuklukları gibi birtakım bedensel rahatsızlıklar öğrenciyi etkileyebilmektedir. Konulara hakim olunduğunda; endişenin yerini güven, huzursuzluğun yerini konsantrasyon almaktadır. Öğrenmede belirsizlik kalırsa bunun psikolojik belirsizlik duygusuna ve endişeye dönüşmemesi mümkün değildir.

Bu sorulara cevabınız çoğunlukla evet ise sınav stresi yaşıyorsunuz demektir

  • Sık sık çarpıntım olur ve hızlı nefes alıp veririm
  • Gergin ve sinirli olurum
  • Ellerim ve vücudum terler
  • Titreme olur
  • Ağzım kurur
  • Mide ve bağırsak şikayetlerim olur
  • Telaşlı ve şaşkın olurum. Dikkatimi sorulara veremem
  • Sık sık baş ağrısı ve dönmesi yaşarım
  • Ortamdan uzaklaşmak isterim
  • Çok yorgun ve uykusuz olurum
  • Yemek yiyemem ya da çok yerim
  • Ne kadar çalışmış olsam da kendime güvenmem
  • Kafamda kaygılı düşünceler olur

Olumsuz düşüncelerden uzaklaşın

Sınav kaygısı yaşanırken, ailelerin çocuklarına olumlu motivasyonda bulunmaları gerekir. Sınava girecek öğrencilere sonuca değil, sürece odaklanmanın gerekliliği hatırlatılmalıdır. Her aile küçüklükten itibaren çocuğunun yeteneklerini ve ilgi alanlarını takip etmeli ve bu alanlar doğrultusunda çocuktan beklentide bulunmalıdır. Sınav stresi yaşayanlar içsel konuşmalarında olumsuz cümlelerden arınmak için çabalamalı, olumsuz düşünceler yerine alternatif olumlu düşünceler içinde olmalıdır.

Son ana kadar ders çalışmayın

Beden ve zihnin birbirini etkilediği unutulmamalıdır. Bu nedenle sınav döneminde doğru beslenme ve uyku düzeni çok önemlidir. Bunların yanında çok yorgun hissettirecek aşırı egzersizden, fazla uyarıcı maddelerden kaçınmak gerekmektedir. Son ana kadar ders çalışmak kişinin gevşemesine izin vermeyeceği için sınav sonucunu etkilemektedir.

Bunun yerine aile ve arkadaşlarla keyifli aktiviteler gerçekleştirilmelidir.

Hedefleriniz gerçekçi olsun

Sınavdan önce gevşeme tekniklerini öğrenmek, nefes egzersizleri yapmak, eksikliklere değil daha önceki olumlu süreçlere odaklanmak ve gerçekçi bir beklentiye sahip olmak rahatlamayı sağlar. Bununla beraber her sınav öncesi biraz kaygı hissetmenin normal olduğu unutulmamalıdır. Bu kaygı kontrol altına alınabilir ancak öğrencide aşırı bir kaygı varsa bununla ilgili psikolojik destek almak gerekmektedir.

Çocuklara Ödev Yapma Alışkanlığı Nasıl Kazandırılır?

Çocuklar, okula başladıkları dönemlerde ödevlerini yapmakta sorun çıkarabilirler. Çünkü artık oyun zamanları azalmış, yeni sorumlulukları alma zamanı gelmiştir.

Ödevlerini nasıl yapacaklarını, bilgiye nasıl ulaşacaklarını bilmezlerse ödev yapmak onlara sıkıcı gelebilir. Ailelerin çocuklarına bu yolu çizerken anlaşılır ve basit bir yol çizmesi gerekiyor.

Yardım etmek çocukları yorulduğunda onların yerine çocukların ödevini yapmak değil, nasıl yapması gerektiği konusunda bilgilendirmek, sözlüğe nasıl bakacağını, bilgiye nasıl ulaşacağını öğrenmesini sağlamak, bunları kendi yapabilecek hale gelene kadar yönlendirici olmaktır.

Çocuklar ne yapacağını öğrendikçe ödev yapma sorumluluğunu tamamen çocuğun kendisine bırakmalı ve sorlandığı durumlarda ona yardıma hazır olduğu mesajını vermelidirler. Fazla yardım edilen çocuklar sorumluluk alma alışkanlığını kazanamaz ve sorumluluklarının başkalarının üzerine yıkma davranışını alışkanlık haline getirebilir. Yardım eden kişi yanlarında olmadığında başaramayacakları hissine kapılıp, çabuk vazgeçen, yapamadıklarında ağlayan, problem çıkaran çocuklar haline gelebilirler.

Hiç yardım edilmediği zaman da çocukta zorluklar karşısında desteksiz kalabileceği duygusunu uyandırır. Bu durum, hayatının başka alanlarında da güvensiz ve korkak tavırlar oluşturmasına neden olabilir.

Çocuklar genelde neden ödev yapması gerektiğini anlayamaz ve ödevlerden kurtulmanın yollarını arar. Çocukların bir türlü ödev yapmaya başlayamaması, ödevlerini yazmayı unutmaları, ödev için gerekli eşyaları bulamamaları, çeşitli bahanelerle ödev yapmayı ertelemeleri, bitmedi yapamıyorum diye ağlamaları beklenen tepkiler arasındadır.

Böyle bir durum yaşarsanız sorunu kendi direkt olarak kendi sorununuzmuş gibi yansıtmayın. Bu durumu yaşarsanız öncelikle çocuğunuzu dinleyin, duygularını açığa çıkarmasına fırsat verin. “Seni duyuyorum, duygularını anlıyorum, onları kabul ediyorum, sana bu sorunla baş etmende ve kendi çözümünü bulmanda yardım etmek istiyorum…”

Çocuk sosyal yaşamında hiçbir sorumluluk almıyor, ondan beklenen vazifeleri yalnız başına yapamıyorsa ödev sorumluluğunu da alamayacaktır.

Çocuklara ödevler dışında da yaşına uygun sorumluluklar vermeye çalışın. Eğer sorun sadece ödev yapmakla ilgili değil, dersi takip etme ya da belirli derslerin ödevlerinde sıkıntı yaşıyorsa bu zorlanmaların kaynağını bulmaya çalışmak, öğretmeniyle görüşmek ve öğrenme süreçleri ya da dikkatle ilgili bir problem olup olmadığını anlamaya çalışmak gerekir. Sabır ve zamanlar bu yolu kat ettiğinizi göreceksiniz.

Ev ödevleri elbette ki çok değerli ancak çocuğunuzun bedensel, zihinsel ve duygusal sağlığını destekleme ve geliştirme çabalarınızdan vazgeçmeyin. Ev ödevleri kadar çocuğunuzun hobileri olması spordan ve sanattan zevk alması da çok önemlidir.

Eğer bu sorumluluk çocukta oluşmadıysa ve sürekli ödevlerini hatırlatan bir ebeveyn iseniz çocuk, “Nasıl olsa ben hatırlamasam da annem-babam hatırlatır.” düşüncesi oluşur ve siz söylemeden, hatırlatmadan ödev yapmaz.

Anne-baba eve gelir gelmez, dinlenmeden ödev yapması konusunda çocuğa sürekli uyarılarda bulunursa çocuk ödev yapmaktan soğur.

Bebeğin zeka gelişimi için neler yapılmalıdır?

İnsan beyninin gelişimi hamileliğin 3. haftasından itibaren başlar, anne karnında ve doğumdan sonraki ilk yıllarda çok hızlı ilerler.

Uzmanlar, 0-1 yaş arası dönemin bebeklerin zekâ gelişiminin desteklenmesinde önemli olduğunu belirtiyorlar. Bu dönemde anne – babalara önemli görevler düşüyor.

Bebeğinizin 1 yaşına kadar zekâ gelişimi için bebeğinizle birlikte gerçekleştirebileceğiniz birçok aktivite vardır.

 

Doğumundan 4. ay’a kadar yapılabilecek aktiviteler

-Kollarını ve bacaklarını yavaşça doğrultarak gerinme hareketleri yapın. Başlarda çok fazla esnetmeyin, bu bebeğiniz için acı verici olabilir. Bu hareketler hem sizin için‚ hem de bebeğiniz için eğlenceli olacaktır.

-Bebeğinizle konuşun. Konuştuğunuz dili ve nasıl konuştuğunuzu bu yolla öğrenecektir.

-Bebeğinize 2-3 objenin bulunduğu basit parlak renkli kitaplar gösterin.

-Ce-e oyunları oynayın. Bu bebeğinize nesnelerin sürekliliğini öğretecektir.

-Yüz ifadelerini, bebek seslerini taklit edin. Bu şekilde çevresini etkileyebileceğini öğrenecektir.

-Uyanık olduğu zamanlarda en az yarım saatte bir pozisyonunu değiştirmeniz, çevresindeki farklı alanları keşfetmesini sağlamakla birlikte canının sıkılmasını da engelleyecektir.

-Duyma alıştırmaları yapmak için bir çıngırak alın ve yanında, arkasında sallayın. Bebeğiniz nesnenin nerede olduğunu bulmak için odaklanmaya başlayacaktır.

-Çevrenizdeki hayvanları işaret ederek isimlerini söyleyin. Bebeğiniz isimlerini söyleyemese bile seslerini çıkarmaya başlar.

-Bebeğinize bazen bunlar fazla gelebilir. Her gün bebeğinizle birlikte kendinize sessiz bir zaman ayırmak ikinize de iyi gelecektir.

-Temiz hava almak için bebeğinizle dışarı çıkın ve onu yeni ortamlarla tanıştırın.

-Bebeğinize tekerlemeler, ninniler, şarkılar söyleyin. Aynı şarkıların tekrar edilmesi sayesinde tahmin edebilmeyi öğrenir.

-Bebeğinize onu sevdiğinizi söyleyin. Henüz ne anlama geldiğini bilmiyor olsa da yakında öğrenecek ve size karşılık vermesi uzun sürmeyecektir.

 

4-6 ay arası aktiviteler
-Bebeğinizle gözlerine bakarak sık sık konuşun.

-Bebeğinizi ismi ile çağırın.

-Görme duyusunun gelişmesi için obje resimleri gösterin.

-El ve ayak parmakları ile sayı sayarak oynayın.

-Yüzünüze elleriyle dokunup araştırmasına izin verin.

-Tekerlemeler, ninniler söyleyin. Tekrarlar bebeğinizin hoşuna gidecektir.

-Birlikte aynaya bakarak ona yüzündeki değişik bölgeleri gösterin.

-Abartılı mimikler yaparak eğlenceli sesler çıkarın. Bebeğinizin oyuncakları, objeleri eline almasına izin verin. Bu onun farklı sesleri tanımasını ve düşme kavramını öğrenmesi sağlar.

-Tahta kaşıklar veya basit aletlerle ritmik sesler çıkararak bebeğinizin de yapması için cesaretlendirin.

 

6-12 ay arası aktiviteler

-Evde yaptığınız işler ile ilgili onunla konuşun ve ne yaptığını, neden yaptığınızı anlatın.

-Ninni ve tekerlemeler söyleyin. Müzik matematik, dil ve diğer beceriler ile ilgili alanları uyarır.

-Küp oyuncakları üst üste dizerek devirin. Bu alt ve üst kavramlarını anlamasını sağlar.

-Birlikte aynaya bakarak ona yüzündeki değişik bölgeleri gösterin.

-Neden sonuç ilişkisini anlatın. Örneğin; musluğu açınca su akar, elektrik düğmesini basınca ışık yanar… 9-12 aylık olduğunda ve gözetim altında olduğunda bunları denemesini sağlayın.

-Başka çocuklarla bir araya gelmesini sağlayın.

-Ses çıkarın‚ objeleri buruşturun, sesler bebeğinizin hoşuna gidecektir.

-Dergi ve gazetelerden insan ve obje resimleri gösterin. Böylece resimlerin gerçek objeleri temsil ettiğini ve hepsinin birer adı olduğunu öğrenir.

-Beraber top ile ileri geri yuvarlayarak oyunlar oynayın.

-Bir objeyi bir şeyin altına saklayarak altında kavramını öğrenmesini sağlayın.

-İsmini söyleyerek eline bir obje verin ve size geri vermesini sağlayın.

-Bebeğinize kâğıt ve kalem verip, neler yapabileceğini gösterin.

-Elinizi çırpın ve onunda taklit etmesini sağlayın.

Çocuğum tableti cep telefonunu elinden düşürmüyor

Günümüzde çocuklarımızı tablet ve telefondan uzak tutmak pek mümkün olmuyor. Hal böyle olunca çocuklarımızla inatlaşmak yerine onlar için bu teknolojik aygıtları daha uygun hale nasıl getirebiliriz?

Çocuklara tablet ve telefon ne zaman verilmeli?

5 yaş öncesinde uygun olmamakla birlikte önerilen çizgi film izlemek amacıyla tablet ve telefon kullanılabilir. Sonrasında da günde 30 dk geçmemek kaydıyla verilmesi uygun olur.

Tablet hediye etmek için ideal yaş hangisi?

Çocuklar, hedeflenen davranışı gerçekleştirdiğinde ödüle ulaştığı zaman yaptıkları işe daha sıkı sarılıyor. Ancak ödüller, sadece maddî olmamalı. Birlikte yemeğe, sinemaya gitmek, oyun oynamak, bir arkadaş görüşmesi de ödül olabilir. Bilgisayar da zaman zaman bu amaçla kullanılabilir. Son yıllarda eğitimin içinde de yer alıyor tablet. Bu yüzden okulun öğretim tarzı, internet kullanımının gerekliliği, ailenin şartları da göz önüne alınarak o çocuk için gerekli bulunduğu zaman alınmalıdır.

Anne-babalar çocuklarına nasıl model olabilir?

Ailenin bilgisayara ve telefona ilgisi fazla ise, çocukların kişilik gelişimlerinde anne-babayı taklit ederek öğrendiklerini göz önüne aldığımızda, çocuğun bilgisayar bağımlısı olma nedeni kolaylıkla açıklanabilir. Evde çocuk bilgisayar başında zaman geçirirken, aile rahat nefes alıyorsa, bu çocuklar, daha fazla risk altındadır. Bu noktada ailelere düşen çocuklarındaki davranış değişikliklerini gözlemlemeli ve sebeplerini araştırmalıdır. Serbest zamanlarını olumlu bir biçimde değerlendirmelerini sağlamaları (spor, müzik eğitimi, satranç ve diğer sosyal faaliyetler) gerekmektedir.

Tablet ve cep telefonunu nasıl güvenli hâle getirilir?

* Sadece çocuğunuza uygun, reklamsız uygulamalar indirin. Genellikle ücretli, eğitici uygulamalar reklam içermez.

* Çocuğunuz cihazı yalnız da kullansa bir gözünüz üzerinde olsun. Dört yaşından küçük çocuklarınızı tabletle baş başa bırakmayın.

* Çocuğunuzun ismiyle tablette bir dosya oluşturun ve kullandığı uygulamaları dosyada toplayın. Ona sadece dosyadaki oyunları oynaması gerektiğini öğretin.

* Çocuğunuz tableti bıraktıktan sonra oynadığı oyunlar hakkında onunla konuşun.

* Evde tablet kullanıyorsanız ve üç yaşından küçük çocuklarınızın tablet merakı varsa merakını dindirmek için kısa bir süre (5-10 dakika) tablete dokunmasına izin verin. Hiçbir şekilde kullandırmasını istemiyorsanız yanında tablet veya akıllı telefonla meşgul olmayın. Aksi takdirde çocuğunuzun merakı artacaktır.

* Çocuğunuz farkında olmadan çok sayıda uygulama indirebilir. Kredi kartı bilgilerinizi kaydetmeyin.

* Çocuğunuzun elinden tableti aldıktan sonra görmeyeceği bir yere koyun. Günlük süreyi doldurduysa ikinci kez oynamasına izin vermeyin. Birkaç kere uzun süre oynamasına izin verdiğiniz takdirde defalarca size yaptığınız bu davranışı hatırlatacaktır.

* Sık sık tablet kullanmak istiyorsa çocuk uygulamalarını tanıtan dergi ve internet sitelerini takip ederek uygun oyunlar hakkında bilgi toplayabilirsiniz.

Bilgisayarda daha az vakit için birlikte oyunlar oynayın

2 – 3 yaşındaki çocuklar için oyunlar:

Müzikle zıplama: Oyuncular müzik çalarken zıplar. Müzik durduğunda yere oturup bağdaş kurarlar. Bağdaş kurmada sona kalan oyuncu oyundan çıkar. Tabii çocuğunuza yol gösterici olmanız, onun hızına ayak uydurmanız gerekir.

Oyuncak saklama: Oyuncakları dolaba saklayın. “Hadi şimdi oyuncakları bulalım” diye onu oyuna dahil edin. O ararken rafın üzerinde bulamadıysa, “Rafın üzerinde değilmiş demek” gibi tekrarlarla, alt-üst, var-yok gibi zıt kavramları öğrenmesini sağlayabilirsiniz.

Hayvan sesleri: Oyuncak hayvanları bir poşete koyun. Çocuğunuzdan torbadan bir tane oyuncak çekmesini isteyin. Aldığı hayvanın adını ve hangi sesi çıkardığını birlikte tekrarlayın. Aynı şekilde hayvan sesleri alanında oynayabileceğiniz bir oyun daha var; bu da görerek değil, işiterek bulmaya dair. Bunun için hayvan seslerini teybe kaydetmek gerek. Daha sonra ona dinlettiğiniz hayvan sesinin hangi hayvana ait olduğunu bulmasını sağlayın.

YouTube nasıl doğru kullanılır?

İmkânınız varsa çocuğunuza özel bir tablet almanızda yarar var. Bu sayede özel güvenlik ayarları yapabilir ve sadece izin verdiğiniz uygulamalar aktif olur. YouTube’un güvenlik ayarlarına girip, güvenli modu etkin hale getirerek sadece çocuklara uygun video içeriklerinin gösterilmesini sağlayabilirsiniz. Çocuk koruması alanında özellikle iPad Android cihazlara göre daha üstün özelliklere sahip. Güdümlü erişim özelliğini kullanarak, çocuğunuzun ekranda sadece belirli noktalara dokunmasını sağlayabilir veya kullanım süresini istediğiniz kadar kısıtlayabilirsiniz.

Alternatif sitelerden destek alın

Reklamların içeriği bazen çocuklara uygun olmayabilir. Bu durumda bazı alternatif siteler üzerinden YouTube’a erişip reklamları engellemek mümkün. Örneğin http://safeyoutube.net/ ve http://safeshare.tv/ bu sitelerden birkaçı. İzlemek istediğiniz YouTube videosunun linkini bu sitelerdeki uygun yere yazıp, reklam ve benzeri içerikleri engelleyebilirsiniz.

Beğendiğiniz kanallara abone olun

YouTube, kullanıcıların izlediği videolara göre başka video önerileri yapan bir sistem üzerine kuruludur. Örneğin bir kez çizgi film izlemeye başlarsanız, bundan sonra sistem size çizgi film önerileri yapacaktır. Fakat bu konuda işi şansa bırakmayın. Çocuğunuza uygun kanalları bulun, onlara abone olun.

Bilgisayar bağımlısı çocuklarda;

İçe kapanma, sözel iletişimde azalma, daha çok ve sık oynama isteği, bedensel ağırlıkta artış, yaşıt ilişkilerden kopma, yinelemeli beden hareketleri, (İleri geri sallanma, parmakları gereksiz yere oynatma, dönme, tikler) gibi birçok belirti ve bulgular görülebilir.

4 – 5 yaşındaki çocuklar için oyunlar:

Yemek pişirme: Yemeği karıştırmasını, hamura şekil vermesini, yeşillikleri doğramasını isteyebilirsiniz. Hatta hamura şekil verme işinde hazırladığı hamuru kendi eseri olarak sadece onun yiyebileceğini söyleyerek, değerli bir iş yaptığı hissini verebilirsiniz.

Nesi var?: Bir nesne belirleyin ve çocuğunuz size “Nesi var?” diye sorduğunda aldığı dolaylı yanıtlarla belirlenmiş nesnenin ne olduğunu anlamaya çalışsın. Örneğin seçtiğiniz nesne masa ise şöyle bir diyalog olacaktır:

– Nesi var?

– Ayakları var.

– Nesi var?

– Üstünde vazo var.

Aile albümü: Fotoğraflarınızı birlikte düzenleyin. Fotoğraftakiler hakkında sohbet edin, kim kimdir gibi sorularına cevap verin, fotoğrafları kronolojik sıraya göre dizin. Bunlar, planlama, organizasyon ve akrabaları tanıma becerilerini geliştirecektir.

Sınıflandırma: Boya kalemleri, bozuk paralar, çubuklar, çakıl taşları gibi eşyaları bir araya getirin. Çocuğunuzdan bu nesneleri uzunluk, ağırlık, adet ve renklerine göre sıralamasını isteyin. Farklılıkları hakkında konuşun.

Planlı Ders Çalışmanın Kuralı Nelerdir?

Birçok öğrenci,  “Bu kadar dersi nasıl yetiştireceğim?”, “Okul dersleriyle birlikte sınavı nasıl birlikte götürebilirim?”, “Çalışmaya nereden başlamalıyım?”, “Konuları hangi sırayla çalışmalıyım?”, “Günde kaç saat ders çalışmalıyım?”, “Hazırladığım ders çalışma programına bir türlü uyamıyorum, hep aksatıyorum. Ne yapmalıyım” sorularına cevap bulamadığı için ders çalışma isteğinden uzaklaşıyor. Plan yapmak, programlı ders çalışmak birçok öğrencinin en büyük problemi arasında yer alıyor. Ne yazık ki birçok öğrenci vaktini plana uymak yerine plan yaparak geçirmektedir. Kendini doğru tanıyan öğrenci başarılı bir çalışma planı hazırlayarak ona uyabilir, öncelikle kendinizi doğru tanıyın.

Descartes’in ‘Plansız çalışan bir kimse, ülke ülke dolaşıp hazine arayan bir insana benzer. Plansızlık dikkatsizliğe, yorgunluğa, bitkinliğe, isteksizliğe ve dalgınlığa neden olur. Bu durum öğrencilerde psikolojik baskı, kararsızlık, çalışmaya motive olamama ve verimsiz çalışma gibi olumsuz birçok sonuca yol açar. Başarılı olan insanların hayatlarını incelediğimizde karşımıza çıkan temel nokta belli bir plan ve program dâhilinde çalışmış olmalarıdır. Neye, ne kadar zaman harcayacağını bilmek, hem zamanı planlamak hem enerjiyi doğru kullanmak hem de hedefe konsantrasyonu devam ettirmek açısından çok önemlidir.

Çok çalıştığını, ama bu çalışmanın sonucunu alamadığını söyleyen birçok öğrenci bulunmaktadır. Bu tipteki öğrencilerin genel özelliği kendilerini yeterince tanımamalarıdır. Doğru bir çalışma programı oluşturulabilmesinin asgari şartı kişinin kendini tanıyor olmasıdır. Çünkü öğrencilerin çalışma alışkanlıkları, bilgi birikimi, hedefleri, zayıf ya da güçlü yönleri, zekâ potansiyeli, çalışma koşulları birbirinden farklı. Dolayısıyla herkes için genel geçer bir çalışma programından bahsetmek de doğru olmaz.

Program kim tarafından, nasıl hazırlanmalı?

Öğrenciyi yakından tanıyan, potansiyelini, çalışma alışkanlıklarınızı bilen, tecrübeli eğitimcilerin programı hazırlamasının doğru olacaktır. Programın ana iskeletini siz belirlemelisiniz. Bünyeniz ne kadarını kaldırabilecekse o kadar saat çalışacak şekilde programınızı düzenlemelisiniz. Daha sonra çalışma saatlerinizi bir süreç dâhilinde artırmalısınız. Hazırlanan program, hedeflenen belli bir döneme ait olmalıdır. Durumunuza göre bu dönem 1 ay ya da daha fazla bir zaman dilimini kapsayabilir. Bünye alıştıkça ders çalışma saatinizi artıracağınızdan dolayı planlamanızda bir takım düzenlemelere gitmeniz gerekecektir.

Yeni Üniversite Sınavı; Yükseköğretim Kurumları Sınavı Nedir?

2018-2019 eğitim öğretim yılında yükseköğretime giriş sınavının yeni adı Yükseköğretim Kurumları Sınavı’dır.

Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda, adaylar iki ayrı oturuma katılacaklardır. İlk oturumda, adaylar Temel Yeterlilik Testi’ni alacaklardır. Bu testte adayların muhakeme, akıl yürütme, mantıklı düşünme odaklı sözel ve sayısal becerilerinin, yani Türkçe’yi doğru kullanma, okuma ve anlama, dil hakimiyeti ile matematiksel ilişkilerden yararlanmanın ölçülmesi amaçlanmaktadır. Bunun örnekleri dünyada seçkin yükseköğretim sistemlerinde mevcuttur.

Öğleden sonraki ikinci oturumda ise adayların önceki yıllarda takip edilen usule uygun olarak lise müfredatına dair bilgisi esas alınacaktır.

Yükseköğretim Kurumları Sınavı Takvimi

Yükseköğretim Kurumları Sınavı, Dil sınavı hariç Haziran ayının bir hafta sonu Cumartesi günü yapılacak iki oturumlu bir sınavla gerçekleşecektir. Yabancı Dil sınavı ise aynı hafta sonu Pazar günü tek oturumda gerçekleştirilecek ve soru sayısı 80 olacaktır.

Birinci Oturum

Türkçe ve Temel Matematik sorularından oluşan Temel Yeterlilik Testi olup, Türkçe ve Temel Matematik soruları geçtiğimiz senelerde olduğu gibi bu sınavda da Milli Eğitim Bakanlığımızın ortak müfredatına dayalı olacaktır.

Bütün adayların birinci oturuma girmesi zorunludur.

Birinci oturumdan sonra öğle arası verilecektir. Bu ara, adayların temel ihtiyaçlarını karşılayabilmelerinin yanı sıra zihinsel olarak da rahatlamalarını sağlayacaktır.

Birinci Oturumun Uygulanması

40 adet Türkçe ve 40 adet Temel Matematik sorularından oluşan Temel Yeterlilik Testi, Cumartesi günü sabah oturumunda gerçekleştirilecektir. Bu sınavın sonucu adayların Temel Yeterlilik Testi Puanını (TYT-Puanı) belirleyecektir.

Birinci Oturumda Testlerin Ağırlıkları

Türkçe ve Temel Matematik testlerinin, Temel Yeterlilik Testi Puanının oluşmasına etkisi eşittir. Yani Temel Yeterlilik Testi Puanında, Türkçe testinin ağırlığı %50, Temel Matematik testinin ağırlığı %50’dir.

Temel Yeterlilik Testi Puanının Değerlendirilmesi

Bu test, önlisans ve lisans programlarının tercih edebilmesi için yükseköğretime giriş baraj puanlarını belirleyecektir. Bu sene, geçen seneki önlisans ve lisans programlarının tercih edilebilmesi için gerekli baraj puanlarında bir değişikliğe gidilmeyecektir.

Adayların bir önlisans programını tercih edebilmeleri için Temel Yeterlilik Testi Puanı’nın (TYT-Puanı) en az 150 olması gereklidir. Temel Yeterlilik Testi Puanı 150’nin altında olan adayların herhangi bir yükseköğretim programını tercih etme hakkı bulunmayacaktır.

Temel Yeterlilik Testi Puanı 180 ve üzeri olan adaylar ise lisans programlarını tercih etmeye hak kazanacaktır.

Temel Yeterlilik Testi Puanı 200 ve üzeri olan adayların bu puanları, istedikleri takdirde bir sonraki yıl için de geçerli olacaktır.

İkinci Oturum

Bu oturumda Türk Dili ve Edebiyatı-Coğrafya 1, Sosyal Bilimler, Matematik ve Fen Bilimleri olmak üzere dört test yer alacak, sorular geçtiğimiz senelerde olduğu gibi bu sınavda da müfredata dayalı olacaktır. Bu kapsam da, Milli Eğitim Bakanlığının müfredatıdır. İkinci oturum, Cumartesi günü öğleden sonra gerçekleştirilecektir.

İkinci Oturumun Uygulanması

Cumartesi günü öğleden sonra gerçekleştirilecek olan ikinci oturumda, 40 adet Türk Dili ve Edebiyatı-Coğrafya 1, 40 adet Sosyal Bilimler (Tarih, Coğrafya 2, Felsefe Grubu, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi), 40 adet Matematik ve 40 adet Fen Bilimleri sorularından oluşmak üzere dört test yer alacaktır.

Oturumların süresi geçmiş yıllardaki uygulamalar ve adaylarımızın sınav stresi yaşamamaları hususları dikkate alınarak belirlenecektir.

İkinci Oturumda Testlerin Ağırlıkları

İkinci Oturumda uygulanacak testlerin ağırlıkları puan türüne göre aşağıdaki gibi olacaktır. Tercih edilecek puan türüne göre:

Sözel puanda; Türk Dili ve Edebiyatı-Coğrafya-1 testinin ağırlığı %50, Sosyal Bilimler testinin ağırlığı %50’dir.

Sayısal Puanda; Matematik testinin ağırlığı %50, Fen Bilimleri testinin ağırlığı %50’dir.

Eşit Ağırlık Puanda; Türk Dili ve Edebiyatı-Coğrafya-1 testinin ağırlığı %50, Matematik testinin ağırlığı %50’dir.

Yerleştirme

Önlisans programlarında; Temel Yeterlilik Testi Puanı esas alınmakta,

Temel Yeterlilik Puanı (TYT-Puanı):[Türkçe Testi (%50)] +[Temel Matematik Testi (%50)]

Lisans programlarında ise; Dört puan türü (Sözel, Sayısal, Eşit Ağırlık, Dil) esas alınmaktadır.

Sözel, Sayısal, Eşit Ağırlık ve Dil puanları hesaplanırken Temel Yeterlilik Testi’nin etkisi %40 olacaktır.

SÖZ: [Temel Yeterlilikler Testi (%40)] + [Sözel Test (%60)]

SAY: [Temel Yeterlilikler Testi (%40)] + [Sayısal Test (%60)]

EA: [Temel Yeterlilikler Testi (%40)] + [Eşit Ağırlık Testi (%60)]

DİL: [Temel Yeterlilikler Testi (%40)] + [Yabancı Dil Testi (%60)]

Belli programlar için getirilen başarı sıralaması şartına devam edilecektir.

Özel Yetenekle Öğrenci Alan Programlar

Özel yetenekle öğrenci alan programlarda geçen sene olduğu gibi baraj puanı bu yıl da aynı tutulmuştur. Temel Yeterlilikler Testi’ne giren ve Temel Yeterlilik Puanı en az 150 olan adaylar Özel Yetenekle Öğrenci Alan Lisans programlarını tercih edebileceklerdir.

OBP Hesaplaması

Ortaöğretim Başarı Puanı’nın hesaplanmasında herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir.

Yerleştirme puanlarına etkisi geçen seneki gibi aynı oranda olacaktır.

Meslek lisesi mezunlarına geçen seneki alan odaklı ek puan uygulamasına devam edecektir.

Engelli adaylara yönelik düzenlemelerin uygulanmasına devam edilecektir.

Özetle Yeni Sistemimiz

Ø Daha yalın, sade ve kolay anlaşılabilir bir sistem,

Ø Sınav puan türleri 18’den, 5’e indirilmiştir,

Ø Sınav 5 hafta sonundan 1 hafta sonuna çekilmiş, 6 oturumdan 3 oturuma indirilmiştir.

Ø Türkçe ve Temel Matematik’in merkezde olduğu Temel Yeterlilik esaslı değerlendiren,

Ø Mesleki eğitimi önemseyen ve bu kapsamda tek bir puanla farklı MYO programlarını tercih etmeye imkan veren,

Ø Orta öğretim kazanımlarını ve sürecini odağına alan ve önemseyen,

Ø Önceki sistemde orta öğretim üzerinde 4 ay baskı oluşturarak, eğitimi aksatan olumsuzluğu ortadan kaldıran,

Ø Öğrenciler üzerindeki sınav kaygısının etkilerini azaltan bir sistemdir.

Ders çalışmak istemeyen çocukla nasıl başa çıkılır

Çocukların ders çalışmamaları sanıldığı kadar basit bir sorun değil. Ders çalışmamanın çocuğa göre farklılaşan nedenleri olmakla birlikte bazı ortak nedenlerden söz edilebilir. Bu sorun sadece çocuklarımızın değil aslında öğrencilik sürecini geçirmiş tüm insanların ortak noktası. Aslına bakılırsa, ders çalışmak özünde kimsenin zevk alarak yaptığı bir şey değil. Çünkü, ders adı altında sunulan konuları bizler belirlemiyoruz, dışımızdan birileri tarafından belirleniyor. Doğal olarak da bu kimseye çok heyecanlı gelmiyor. Hatta diyebiliriz ki, bir çocuğun ders çalışmayı istemesi değil, istememesi daha doğaldır.

Bir çocuğun ders çalışabilmesi için, şimdiki hazdan vazgeçip uzun vadeli sıkılmayı göze alması gerekiyor. İşte bu, çoğu zaman beynimizin tercihleri ile örtüşmeyen bir durum. Çünkü beynimiz en kısa sürede haz veren faaliyete yönelmeyi sever. Beynin, hazzı kontrol eden alın bölgesi en geç olgunlaşan (yirmili yaşlar) bölümüdür. Bu nedenle, çocukların ders çalışmayı istememesi bir suç değil, beyinlerinin tercihidir.

Çocuğunuza ders çalıştırırken şu yöntemi uygulayın

Çocukların ders çalışmasını sağlamak çok iyi yönetilmesi gereken bir süreç. Yaşa göre farklı uygulamalar söz konusu olsa da genelde bu çocuklar üzerinde uygulanan ve başarı elde edilmiş bir modelden söz etmek mümkün. Bu yöntem henüz ders çalışma alışkanlığı oturmamış çocuklarda etkili oluyor…

Psikolojik Direnci Kırma

Bu aşamada, çocuğunuzla konuşarak günde en az ne kadar ders çalışabileceğini sorun. Diyelim ki yarım saat demiş olsun. Bu sürenin yarısı olan 15 dakikayı esas alın. Çocuğunuza da, “Sen yarım saat dedin ama ben senden yarım saat çalışmanı istemiyorum, sadece 15 dakika çalışmanı istiyorum” deyin.

“Çünkü, şu an sende öncelikle ders çalışma alışkanlığını kazandırmamız gerekiyor” gibi bir açıklama, uygulamanın başlangıç mantığını çocuğun fark etmesini sağlar. Rutin oluşturun İkinci aşamadaki temel hedef, çocuğunuzun belirlenen süreyi her gün çalışmasını sağlamak olmalı. Bunun için ona, “Belirlediğimiz süre ile ilgili bazı kurallarımız var. Bu kurallarımızdan birincisi, belirlediğimiz bu 15 dakikalık çalışma süresini her gün tekrarlayacağız. Tüm sürelerimizi biriktirip hafta sonu çalışmak yok” şeklinde bir açıklama yapın. Düzeni kurun Bu aşamada, çocuğunuzun çalışma ortamı ile ilgili düzenin oturtulması gerekiyor. Çocuğa, “İkinci kuralımız, televizyon karşısında, yatarak, uzanarak çalışmak yok. Belirlediğimiz süreyi, çalışma odamızda ve masamızda tamamlıyoruz. Çünkü, senin hep aynı ortamda çalışmanı sağlayarak çalışma alışkanlığını pekiştirmek istiyoruz” demelisiniz.

Otokontrolü sağlayın

Çocuğunuzun belirlenen sürenin altına düşmemesini sağlayın. Bu aşamada çocuğunuzla, “Senden, belirlediğimiz 15 dakikalık sürenin altına düşmemeni istiyorum. Bunun nedeni, senin ders çalışma alışkanlığını kazanabilmen için otokontrolünü güçlendirmeyi istememiz. Böylece, belirli bir öz disiplin kazanacak ve bu alışkanlığı iyice güçlendirmiş olacaksın” şeklinde konuşun. Masasına bir çalar saat koyarak kurmasını istemek ve süreyi çalar saatle kontrol altına almak mümkün.

Motivasyonu artırın

Beşinci son adımda, çocuğunuzun motivasyonunu geliştirici hamleyi yapmak son derece önemli. Çocuğunuza, belirlenen sürenin üstüne çıkmakta serbest olduğunu söyleyin. Bir başka ifadeyle, “Eğer istersen, 15 dakikadan daha fazla çalışabilirsin” anlamında bir mesajla, çocuğun çalışma isteğindeki yoğunlaşmaya bağlı olarak tercih yapması sağlayın. Özellikle bu aşamada, çocukların birçoğu, kendilerinin bile farkında olmadıkları şekilde belirledikleri sürenin üstüne çıkıyor. Böylece çocuklar, düşündükleri ve belirledikleri sürenin üstüne çıkmanın gururunu yaşıyor ve başarılı oldukları ya da başarılı olacakları inancını iyice güçleniyor. Bu hissediş, onlar açısından önemli bir kırılma aşaması. Unutulmamalı ki, her başarısızlık bir sonraki başarısızlığın, her başarı da bir sonraki başarının zeminini hazırlar.

“Ders çalışmada hırslı olmak değil, azimli olmak gerekiyor. Hırslı çocuklar, yapacakları işe değil, arkadaşlarına odaklanır. Sürekli rekabet halindedir ve arkadaşlarını geçmeye çalışırlar. Bu nedenle, çocuklarda hırsı beslememek gerekiyor. Ancak aşırı iç motivasyon ‘hırs’ olarak karşımıza çıkabiliyor. Hırs ise asla beslenmemesi gereken bir özellik. Çünkü aslolan hırs değil, azimdir. Azimli çocuklar, görev odaklı olup üzerlerine düşen görevi sonuna kadar yapar ve mutlu olurlar. Oysa hırslı çocuklar ilişki odaklıdır. Bir başka ifadeyle, üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmekten çok arkadaşlarını geçmeye çalışırlar.””

MOTİVASYON TİPİNE GÖRE ÖNLEM ALMAK GEREKİYOR!

Ders çalışmayı engelleyen en önemli şeyin motivasyontipi olduğunu söyleyen Aydın, insanda bir iç bir de dış motivasyon diye tanımlanabilecek iki yapı bulunduğunu ve bunların doğuştan gelen kişiliğin bir parçası olduğunu söylüyor.

İç motivasyonu yüksek çocuklar

1- Genelde amaçlarını bilmek isterler

2- Planlı çalışmayı severler

3- İstekli ve sabırlıdırlar

Dış motivasyonu yüksek çocuklar

1- Sürekli yönlendirilmeye ihtiyaç duyarlar

2- Sonuç odaklıdırlar ve kısa sürede işi tamamlamak isterler

3- Kısa sürede tamamlanmayan işlerden çok çabuk sıkılırlar ve enerjileri düşer

4- Başladıkları işleri çoğu zaman yarım bırakırlar ve sürekli mazeret üretirler

5- En belirgin özellikleri de ertelemedir. Sorumluluklarını sürekli erteler ve biriktirirler

Oktay Aydın’a göre, çocuğu sürekli suçlayıp eleştirmek yerine motivasyon tipini anlamak ve ona uygun önlemler almak gerekiyor: “Dış motivasyon tipine sahip çocukların iç motivasyon kaynaklarını harekete geçirecek faaliyetler yaptırılmalı. Buradaki en kritik nokta da, çocukta, başarılı olduğu ve başarılı olacağı inancının hep üst düzeyde tutulması.”

Dikkat

Temel alışkanlıkların ve yeni davranışların kazandırılması için yaklaşık olarak 21 gün tekrar edilmesi gerekiyor. Bu nedenle, çocukların ders çalışma alışkanlığını kazandırmak amacıyla yapılacak bu uygulama 2-3 hafta kadar hiç değiştirilmeden aynen devam ettirilmeli. Böylece, çocuğun beyninde ders çalışma ile ilgili nörolojik aktiviteyi iyice belirginleştirmek ve kalıcılığı sağlamak mümkün olur. Bu süre sonunda, çocukla tekrar görüşerek, çalışma süresinin üzerine 5-10 dakika eklenmesini sağlayabilirsiniz. Süreç bu şekilde adım adım ve azar azar ileriye doğru götürülerek ideal süreye kadar devam ettirilmeli.

Çocuğunuzla Evde Kaliteli Zaman Geçirin!

Kaliteli Zaman Nedir?

Kaliteli zaman kavramı, çocuğunuzla aranızdaki ilişkiyi besleyen, birlikte olmaktan öncelikle keyif aldığınız zaman dilimidir. Hem siz hem de çocuğunuz, birlikte olmaktan keyif alırsınız ve bu sayede de ilişkinizi beslemiş olursunuz.

Evde kaliteli zaman geçirmek

Aşağıda yer alan öneriler size evde kaliteli zaman diliminde yapılabilecek etkinlikler konusunda küçük ipuçları verebilir. Ancak unutmamalısınız ki kaliteli zaman geçirmek, sadece oyun oynamak veya etkinlik yapmak anlamına gelmemektedir. Birlikte yapacağınız sohbetler de “çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun” onun gelişimini besleyecektir.

Gazete, dergi, kitap: Gazete ve dergileri okumak kadar çocuğunuzla değişik etkinlikler yapmanız da oldukça keyiflidir. Resimler hakkında konuşmanız, resimlerdeki insanlara konuşma balonları yazmanız, kendi gazetenizi yaratmanız, evinizin gazetesini çıkarmanız, dergilerde yer alan ilginç fotoğraflara yeni başlıklar yaratmanız çok keyifli olabilir.

Yemek saati: Yemek yemek bazen çocuğunuz için çok zevkli olmayabilir ama her çocuk yemek yapmayı sever. Sandviç malzemeleri hazırlayıp, bunlardan enfes bir sandviç yapmak, meyve salatası hazırlamak, puding yapmak, minik bir tost partisi hazırlamak oldukça keyiflidir. Bunu yaparken malzemeleri hazırlayabilir, işin yaratıcı kısmı için, havuç, zeytin, ketçap gibi malzemeleri kullanarak değişik şekiller yaratabilirsiniz.

Alışveriş: Alışveriş etkinliğinin ilk bölümü bir alışveriş listesi hazırlamakla başlar. Birlikte evde neyin eksik olduğu belirleyip, listenize not edin. Belli bir miktar para ile markete gidin ve işbölümü yapın. Mesela çocuğunuzdan süt ürünlerini almasını isteyebilirsiniz.

Tamir zamanı: Evde bulunan her nesne çocuğunuz için oyuncak olabilir. Çocuğunuz da genelde nesnelerin içinde ne olduğunu çok merak eder. Bunun için yaşına ve becerisine uygun olarak kendi tamir çantası çocuğunuza hediye edebilir, evde bulunan minik tamirleri birlikte yapabilirsiniz.

Uydurmaca–yaratmaca: Atmayıp da sakladığınız her şey bu oyuna katılabilir. Boncuklar, düğmeler, alüminyum folyo, küçük kumaş parçaları çocuğunuzla yaratma gücünüzü ateşleyecektir. Dilerseniz bir şehir inşa edebilir, dilerseniz bir eğlence parkı oluşturabilir veya bir uzay üssü planlayabilirsiniz. Sizin de eğleneceğiniz kesin.

Kendi filmini çek: Film için kameraya her zaman gerek yok. Kartondan yapacağınız bir kamera ile etrafında gördüğü her şeyin filmini çekebilir, hayal gücünüzün sizi götürdüğü yerlere gidebilirsiniz.

Bahçedeki bilim adamı: Artık bahçe bulmak zorlaştı belki ama küçük bir park da işinizi görebilir. Küçük bir deftere toplanmış numuneleri yapıştırarak, yanına nerede nasıl bulduğunuzu yazarak veya çizerek bir bilim adamının araştırmacı gözüne sahip olabilirsiniz.

Kutuda ne var?: Kutuya koyacağınız bir nesneyi 10 soru sorarak çocuğunuzun bulmasını isteyebilirsiniz. Kim bilir belki sadece 3. soruda doğru cevabı verecek. Nesneyi bulmak için ilk seferde sizden çok bilgi alması gerekecek. Oyunu, ikinci kez oynadığınızda, inanın çok daha az soruya ihtiyaçları olacak.

“Bu olmasa ne olurdu?”: Evinizden topladığınız 8-10 tane objeyi bir kutuya koyun. Mum, ataç, bant, kalem kapağı gibi birçok nesne olabilir. Şimdi sıra şu soruyu sormakta: “bu ….. olmasa ne olurdu?” Yaratıcılığınızı kullanın ve nesnelere ikinci bir rol biçin.

Tüm bu oyunları oynarken unutmayın ki esas olan;

  • Çocuğunuzla birlikte paylaşımda bulunabilmektir.
  • Sizin de eğlenmeye çaba göstermenizdir.
  • Duygularınızdan konuşmanız, nelerden keyif alıp almadığınıza dair birbirinize geri bildirim vermenizdir.
  • Hepsinden önemlisi çocuğunuzla birlikte zaman geçirmenin keyfini çıkarmanızdır.

Çocuklara İyi Masal Nasıl Anlatılır

Çocukların hayatında masallar önemlidir.

Masallar; çocuklar ve yetişkinler arasındaki dilsel ve düşünsel engelleri aşmak için çok uygundur.

Çocuklar kendilerini öykülerin kahramanları ile özdeşleştirerek, büyük bir hevesle sorunun çözümü olarak sunulan fikir ve önerileri benimsiyorlar.

Çocuğunuzun ilgi ve ihtiyaçlarını, olaylar dünyasına özel öyküler uydurun.

Öykülerinizin içine çocuğunuzun takip edebileceği çözüm stratejileri katın ki, çocuğunuz sizin desteğinizle oyuna benzeyen bu yeniden öğrenme proğramına yeniden katılsın.

Örn. Kardeşini kıskanan bir çocuğa, harika kardeşler hikayesi bu sorunu yenmede yardımcı olabilir.

Çocuk ve ergen pedagogu olarak oyun, masallar çocukla sorunları konuşmak iletişim kurmak ve çocuğun terapisinde oldukça sık kullandığız yöntemlerdendir.

Bir çocuğun dikkatini verebilmesini istiyorsanız hikâye’yi 5 ya da 10 dakika uzunluğunda tutun. Eğer kendilerini hikâye’nin bir parçası olarak hissederlerse, daha çok odaklanacaklardır.

Karakterlerinize farklı sesler verin. Hikâyeniz de aksiyon varsa, sesinizi ve temponuzu yükseltmek heyecan oluşturur.

Çok Ders Çalış Baskısı Çocuktaki Kaygıyı Arttırıyor

Velilerin sıkça tekrarladığı çok çalış cümlesi, başarıyı getirmediği gibi kaygıyı artırıyor. Başarıya ulaşmak için zaman kavramı önemlidir. Zaman kavramı çocuklarda beş yaşından itibaren gelişmeye başlıyor, başarı için neler yapılması gerektiği üzerinde duruluyor. Velilerden çocuklarına güvenmeleri ve onlara zaman ayırmaları çok çalış baskısının kaygıyı artırmaktan öte rol oynamaktadır. Velilerin hedef belirlemede çocuklara yardımcı olması öğrencinin motivasyonunu artıran en önemli faktörün ana-baba takdiri olduğudur. Velilere, çocuğunuzu takdir edin. Zamanı verimli kullanmalarını sağlamak için çocuklara çok küçük yaşlardan itibaren bazı alışkanlıkların kazandırılması gerekiyor.

Öğrenciler neler yapmalı?

* Amaç ve hedeflerinizi belirleyin.

* Plan yapma alışkanlığı kazanın ve önceliklerinizi belirleyin.

* Kişisel gelişime zaman ayırın (kitap okuma alışkanlığı, hobi alışkanlığı vb.).

* Çok çalışmak başarıyı getirmez, planlı çalışarak başarıyı elde edebilirsiniz.

* Düzensiz aralıklarla sadece sınavlarda ders çalışacağınıza, her gün yarım saat ders çalışarak başarıyı elde edebilirsiniz.

* Zamanınızı planlayarak arkadaşlarınıza vakit ayırın.

* Ders sırasında not tutma alışkanlığı edinin.

* Erteleme alışkanlığından vazgeçin.

* Başarılı olacağınız konusunda kendinize güvenin.

Çocuklarda Ödev Bilinci Nasıl Geliştirilir?

Okul dışında kalan zamanda da çocuk öğrenme sürecine devam eder. Çünkü öğrenim yalnızca okulla sınırlı değildir. Bu nedenle okul dışında kalan zaman diliminde de öğrenme sürecinin planlanması ve kontrol edilmesi çocuğun öğrendiklerinin kalıcı olması açısından çok önemlidir. Çocuklarda ödev bilincini nasıl geliştirilir ve kalıcı hale getirilebilir bakalım.

Çocuğun Ödüllendirmek Motivasyonu Arttırıyor

Ödev yaparken belirli aralıklarla mola verilmesi ve bu sırada çocuğun ödüllendirilmesi onun ödev yapmaya yönelik motivasyonunu artırmaktadır.   Okuldan geldiğinde dinlenmesi için ona belli bir süre verilmeli ve ödev yapmak için ayıracağı zamana çocuk ile birlikte karar verilmelidir. Dinlenirken çocuk, anne-babasıyla sohbet edip, oyun oynayabilir ya da yemek yiyebilir.

Ödev Yaparken Çocuğun Bulunduğu Çevresel Faktörlere Dikkat Edilmeli!

Ev ödevlerinin amacı öğrencinin anne-baba, öğretmen ya da bir başka kişiden destek almadan bağımsız olarak verilen sorumluluğu yerine getirmesidir. Böylece çocuk kendi kendine sürekli artan bilgiye ulaşabilir ve o bilgileri işleyerek kendi düşünme biçimini oluşturabilir. Çocukların ödev yapma koşulları, kendi bireysel tercihleri doğrultusunda düzenlenmelidir. Bunun için ödev yaparken ses, ışık, mobilya düzeni, ısı vb. faktörlerin çocuğun rahat edebileceği şekilde belirlenmesi gerekmektedir.

Ders ve ödev programı yazılı olmalı ve görülebilecek bir yere asılmalıdır. Gerektiğinde değişiklik yapabilmeye açık olmalı ve programa uyulmadığında kararsız kalmadan hemen yeni bir düzenleme yapılmalıdır. 20-30 dakikalık çalışma zamanına 10 ya da 15′er dakikalık molalar uygun olabilir. Bu düzenleme çocuğun dikkat süresine göre arttırılır ya da azaltıla bilinir. Eğer molalar, çocuğun ödevden kopmasına neden oluyor ve mola bitiminde odaklanmada güçlük yaşıyorsa, mola vermeden çalışmaya teşvik edilmelidir. Çocuklara ders çalışacakları ya da ödevlerini yapacakları uygun ortamlar sağlanmalıdır. Çalışma odasında televizyon gibi dikkatlerini dağıtacak eşya ya da cihazlar olmamalıdır.

Çocuğa Ödevin Önemini ve Bir Çeşit Ders Olduğunu Anlatmak Başarısını Arttırır

Bununla beraber çocuğun ödev yapma alışkanlığını bilinçli bir şekilde kavrayıp, devamlılığının sağlanması için öncelikli olarak çocuğa ev ödevini neden yapması gerektiğini onun anlayabileceği bir dille açıklanması gerekir. Bu bilince sahip olmadan ödev yapmaya yönlendirilen çocuklar ödev yapmanın gerekliliğini anlamadan, sadece zorunluluktan dolayı ve özenmeden ödevlerini aceleyle bitirmeye odaklanırlar. Nitekim çocuklar, ödevlerin gereksiz ve angarya görevler olduğunu, kendilerini ders çalışmaktan alıkoyduğunu düşünebilirler. ‘’Ben bunları zaten biliyorum ödeve ne gerek var ki’’ diye yakına bilirler.
Bu nedenle ödevlerin de bir çeşit ders çalışma pozisyonu olduğu ve gereksiz bir çalışma olmadığı telkin edilmelidir. Ayrıca öğretmenler de, çocukları mental ve ruhsal yönden geliştirecek, onları olumlu anlamda eğitecek, çalışırken düşündürecek hatta yerine göre eğlendirecek ödevler tercih etmelidirler.

Ödev Yapma Sürecinde Ailelerin Çocuklarına Karşı Tutumları Oldukça Önem Taşımaktadır…

Çok ders çalışmak değil etkili çalışmak önemlidir. Bazı anne babalar çocuktan sürekli ders çalışmasını bekler ve bu konuda çocuğu sık sık uyarır. Bu da çocuğun tepkisel davranmasına sebep olabilir. Ailelerin olumsuz tutumları, çocukları ebeveynlerinden ve ödev yapma alışkanlığından uzaklaştırabilir. Öğrencilerin ev ödevleri ile ilgili olumsuz tutumları; ailelerin engellemeleri, ısrarları ve destek olmamalarından kaynaklanabilir. Her evde belli kuralların olması çocuğun içsel disiplin mekanizmasını oluşturması açısından önemlidir. Fakat bu tatlı bir disiplin olmalıdır.

YGS puanı ile hangi bölümlere girilebilir? 2017 YGS tercih edilebilecek bölümler

Milyonlarca öğrenci YGS puan türlerini merak ediyor. YGS puanı ile hangi bölümlere girilebilir? 2017 YGS puanıyla hangi bölümler tercih edilebilir? 2 yıllık önlisans ve 4 yıllık lisans üniversite taban puanları ile hangi bölümlere gidilebilir? YGS -1,2,3,4,5,6 puanlarıyla girilecek bölümlere haberimizden ulaşabilirsiniz.

Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) puanı ile hangi bölümlere girilebileceği sorusunu daha sınava girmeden öğrenciler merak ederek araştırmaya başladı.12 Mart 2017 tarihinde gerçekleşene YGS sonuçları 28 Mart 2017 tarihinde açıklandı. Sınav sonuçlarını öğrenen adaylar hangi bölüme kaç puanla girilebileceğini merak ediyor. 2 yıllık ve 4 yıllık üniversite taban puanları ile ilgili merak edilenlere sayfamızdan ulaşabilirsiniz. 6 farklı türdeki YGS puanları ile girilebilecek bölümleri sizler için derledik.

Üniversiteye girmek isteyen öğrenciler 12 Mart 2017 Pazar günü yapılacak YGS’de ter dökecek. Saat 10.00’da başlayacak sınav 160 dakika sürecek. YGS’den aldığı puanla üniversiteye yerleşmek için öğrenciler, 6 ceşit puan türüne göre tercih yapabilecek. YGS–1 ve YGS–2 sayısal puan türü, YGS–3 ve YGS–4 sözel puan türü, YGS–5 ve

YGS–6 ise eşit ağırlık puan türüdür.

Bazı bölümlere 2 yıllık ya da 4 yıllık olarak giriş yapılabiliyor.

YGS – 1 puanı ile girilebilecek bölümler:

2 yıllık – Önlisans

– Alternatif Enerji Kaynakları Teknolojisi
– Beton Teknolojisi
– Bilgi Güvenliği Teknolojisi
– Bilgisayar Destekli Tasarım ve Animasyon
– Bilgisayar Operatörlüğü
– Bilgisayar Programcılığı
– Bilgisayar Teknolojisi
– Biyomedikal Cihaz Teknolojisi
– Coğrafi Bilgi Sistemleri
– Deniz Ulaştırma ve İşletme
– Döküm
– Elektrik
– Elektrik Enerjisi Üretim, İletim ve Dağıtımı
– Elektrikli Cihaz Teknolojisi
– Elektromekanik Taşıyıcılar
– Elektronik Haberleşme Teknolojisi
– Elektronik Teknolojisi
– Elektronörofizyoloji
– Endüstri Ürünleri Tasarımı
– Endüstriyel Kalıpçılık
– Enerji Tesisleri İşletmeciliği
– Gemi İnşaatı
– Gemi Makineleri İşletme
– Giyim Üretim Teknolojisi
– Harita ve Kadastro
– İklimlendirme ve Soğutma Teknolojisi
– İnşaat Teknolojisi
– İnternet ve Ağ Teknolojileri
– İş Makineleri Operatörlüğü
– İş ve Uğraşı Terapisi
– Kaynak Teknolojisi
– Kontrol ve Otomasyon Teknolojisi
– Makine
– Makine, Resim ve Konstrüksiyon
– Mekatronik
– Metalurji
– Mobil Teknolojileri
– Mobilya ve Dekorasyon
– Odyometri
– Optisyenlik
– Otomotiv Teknolojisi
– Radyo ve Televizyon Teknolojisi
– Radyoterapi
– Raylı Sistemler Elektrik ve Elektronik Teknolojisi
– Raylı Sistemler Makine Teknolojisi
– Raylı Sistemler Makinistlik
– Raylı Sistemler Yol Teknolojisi
– Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği
– Sahne ve Gösteri Sanatları Teknolojisi
– Sondaj Teknolojisi
– Tahribatsız Muayene
– Tarım Makineleri
– Tekstil Teknolojisi
– Tıbbi Görüntüleme Teknikleri
– Uçak Teknolojisi
– Üretimde Kalite Kontrol
– Yapı Denetimi
– Yapı Ressamlığı
– Yapı Tesisat Teknolojisi
– Yapı Yalıtım Teknolojisi
– Yat Kaptanlığı

YGS 1 – 4 yıllık – Lisans
– Aktüerya
– Basım Teknolojileri
– Bilgisayar Teknolojisi ve Bilişim Sistemleri
– Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği
– Gemi Makineleri İşletme Mühendisliği
– Güverte
– Hava Trafik Kontrol
– Havacılık Elektrik ve Elektroniği
– Uçak Elektrik-Elektronik
– Uçak Gövde-Motor
– Uçak Gövde-Motor Bakım

YGS – 2 puanı ile girilebilecek bölümler:
– Acil Yardım ve Afet Yönetimi Bölümü
– Balıkçılık Teknolojisi Bölümü
– Beslenme ve Diyetetik Bölümü
– Ebelik Bölümü
– Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü
– Gıda Teknolojisi Bölümü
– Hemşirelik Bölümü
– Kimya Öğretmenliği Bölümü
– Odyoloji Bölümü
– Tütün Eksperliği Yüksekokulu Bölümü

YGS – 3 puanı ile girilebilecek bölümler:
– Rekreasyon Yönetimi Bölümü

YGS – 4 puanı ile girilebilecek bölümler:
– Dünya Dinleri Bölümü – Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü – Görme Engelliler Öğretmenliği Bölümü – Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü – İlahiyat Fakültesi Bölümü – İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği – İslami ve Dini İlimler Fakültesi Bölümü – İşitme Engelliler Öğretmenliği Bölümü – Özel Eğitim Öğretmenliği Bölümü – Yaygın Din Öğretimi ve Uygulamaları Bölümü – Zihin Engelliler Öğretmenliği Bölümü

YGS – 5 puanı ile girilebilecek bölümler:
– Çocuk Gelişimi Bölümü – El Sanatları Tasarımı ve Üretimi Bölümü – Grafik Tasarımı Bölümü – Moda Tasarımı Bölümü – Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümü – Rekreasyon Bölümü – Seyahat – Turizm – Otel İşletmeciliği Bölümü – Sosyal Hizmet Bölümü – Spor Yöneticiliği Bölümü  – Takı Tasarımı Bölümü

YGS – 6 puanı ile girilebilecek bölümler:
– Bankacılık – Finansman – Sigortacılık Bölümü – Denizcilik İşletmeleri Yönetimi Bölümü – Gayrimenkul ve Varlık Değerleme Bölümü – Gümrük İşletme Bölümü – İnsan Kaynakları Yönetimi Bölümü – İşletme Bilgi Yönetimi Bölümü – Konaklama ve Turizm İşletmeciliği Bölümü – Muhasebe Bilgi Sistemleri ve Finansal Yönetim – Pazarlama Bölümü – Sağlık Kurumları Yöneticiliği ve Yönetimi Bölümleri – Sermaye Piyasası Denetim Derecelendirme – Sigortacılık ve Risk Yönetimi Bölümü – Sivil Hava Ulaştırma İşletmeciliği Bölümü – Tapu Kadastro Bölümü – Tekstil Tasarımı ve Üretimi Bölümü – Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Bölümü – Ulaştırma ve Lojistik Bölümü – Uluslararası Finans, Ticaret ve Lojistik Bölümü – Üstün Zekalılar Öğretmenliği Bölümü – Yiyecek İçecek İşletmeciliği Bölümü – Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü

YGS Puan Türlerine Göre Türkçe, Matematik, Sosyal ve Fen Bilimleri testlerinin ağırlığı merak ediliyor.  

YGS-1’de; Türkçe’nin ağırlıgı yüzde 20, Temel Matematik’in ağırlıgı yüzde 40, Sosyal’in ağırlıgı yüzde 10, Fen’in ağırlıgı yüzde 30;

YGS-2’de; Türkçe’nin ağırlıgı yüzde 20, Temel Matematik’in ağırlıgı yüzde 30, Sosyal’in ağırlıgı yüzde 10, Fen’in ağırlıgı yüzde 40;

YGS-3’de; Türkçe’nin ağırlıgı yüzde 40, Temel Matematik’in ağırlıgı yüzde 20, Sosyal’in ağırlıgı yüzde 30, Fen’in ağırlıgı yüzde 10;

YGS-4’te; Türkçe’nin ağırlıgı yüzde 30, Temel Matematik’in ağırlıgı yüzde 20, Sosyal’in ağırlıgı yüzde 40, Fen’in ağırlıgı yüzde 10,

YGS-5’de; Türkçe’nin ağırlıgı yüzde 37, Temel Matematik’in ağırlıgı yüzde 33, Sosyal’in ağırlıgı yüzde 20, Fen’in ağırlıgı yüzde 10,

YGS-6’da; Türkçe’nin ağırlıgı yüzde 33, Temel Matematik’in ağırlıgı yüzde 37, Sosyal’in ağırlıgı yüzde 10, Fen’in ağırlıgı yüzde 20 olarak belirlendi.

YGS Öncesi ve Sınav Esnasında Dikkat Edilecek Hususlar

YGS SINAVI ÖNCESİ ve ESNASINDA DİKKAT EDİLECEK HUSSULAR

Sevgili öğrenciler sınav öncesi aşağıdaki dikkat edilecek hususlar sıralanmıştır. Bu Bilgiler Ygs sınav öncesi zihnen sınava daha motive olmanız adına size yardımcı olacaktır. Karışılabileceğiniz Soru ve Sorunlarla Nasıl Başedeceğiniz Konusunda Bilgi İçermektedir.

1. Görevlilerce sınavda yapılacak açıklamaları iyi bir şekilde dinleyin, anlayamadığınız yerleri sorun.

2. Sınav başladığında ilk önce kitapçığın sayfalarının ve sayfa numaralarının birbirini takip edip-etmediğini kontrol ediniz. Eksik veya hata varsa sınav salonundaki görevlilere haber veriniz.

3. Sınavdan önce sakatlanmayla sonuçlanabilecek bazı sportif aktivitelerden, özellikle futbol ve basketbol maçlarından uzak durmalısınız.

4. Sizi sinirlendirecek ve moralinizi bozacak olaylardan, kişilerden uzak durmanız çok önemlidir.

5. Sınavı bir ölüm – kalım meselesi gibi gören aşırı panik arkadaşlarınızın tesirinde kalmamalısınız. Psikolojinizi olumsuz etkileyen bu arkadaşlarınızın yerine, pozitif enerji aldığınız kişilerle vakit geçirmeniz sizi dinlendirecek ve motive edecektir.

6. Sınav akşamı belgelerinizi mutlaka hazırlamalısınız.

7. Sınavdan önceki gece çok erken uyumaya çalışmamalısınız. Daha önceki zamanlarda olduğu gibi normal yatış saatinde uyumaya özen gösterin. Erkenden uyumaya çalışmanız, sınav heyecanıyla birleşince uykunuzun iyice kaçmasına sebep olabilir.

8. Sınav öncesinde hafif bir akşam yemeği yemeğiniz ve sınav sabahında da iyi bir kahvaltı yapmanız çok önemlidir. Fakat bu kahvaltı midenizi bozacak şekilde olmamalı. Bazı aileler sınav sabahı “çocuğumun zihni açılsın” diye öğrenciye ziyafet formatında kahvaltı yaptırır. Hâlbuki bu tarz bir kahvaltı midenizi bozabileceği gibi kaygı düzeyinizin de iyice artmasına sebep olacaktır.

9. Sınava başladığınızda her şeyi unuttuğunuz duygusuna kapılabilirsiniz. Bu geçici bir durumdur. Birkaç soruyu çözdükten sonra bu durum ortadan kalkacaktır.

10. Sınava Deneme Sınavlarında Nasıl Başlıyorsanız ve Stratejiniz Nasılsa O Stratejiyi Bozmadan Başlayın. Ve aynı strateji sırasını koruyun.

11. Sınavın başında çok heyecanlı iseniz soruları çözmeye başlamadan önce 5-10 saniye nefes alıp-veriniz. Kendi kendinizi sakinleştirmeye çalışınız. Ve Kendinizi Motive Edecek Sakinleştirecek “Derin Derin Nefes Almak”, “Motive Eden Söz Söyleyin”.

12. Zor sorularla kolay sorular arasında puan değeri bakımından fark yoktur. Zor soruyu çözdüğünüzde de, çok kolay bir soruyu çözdüğünüzde de aynı puan değerini alacaksınız. O Nedenle Bir Soruya Takılıp Kalmayın. Zorlandığınızı Fark Edip Diğer Soruya Geçmelisiniz.

13. Bir soruyu belirli bir süre geçtiği halde çözemiyorsanız soru üzerinde daha fazla uğraşmayınız. Bir sonraki tura bırakınız. Sorularla inatlaşmayınız. Diğer sorulara geçiniz . Aklınız çözemediğiniz sorularda kalmasın.

14. Sınavdaki soruları sırayla çözünüz. Turlama tekniğini kullanınız. Birinci turda doğruluğundan kesinlikle emin olduğunuz soruları cevaplayınız. Size zor gelen soruların cevaplandırılmasını ikinci tura bırakınız.

15. Esas olanın bildiklerinizi yakalamak olduğunu düşünün. Bir iki tekrarla anlayamadığınız, cevabını bulamadığınız soruya bırakıp sonraki soruya bakın.

16. Uzun sorulardan korkmayın özellikle paragraf sorularından, çünkü bu tür sorular aslında iyi açıklanmıştır. Paragraf ya da parçaya bağlı sorularda önce alttaki soruyu okuyun.

 

17. Zaman yetmez diye bir şey düşünmeyin. Çünkü size verilen toplam süre mutlaka soruların çözümlerine göre görevlilerce hesaplanarak belirlenmiştir. Kimseye size verilenden fazla süre verilmiyor. Zaman yetmemesi soruların cevaplarını bilip bilmemeye, çabuk yada geç bulmaya bağlıdır. Bu bölümde de açıklanan test sorularını çözerken dikkat etmeni gereken kurallara uyarsanız zamanınızı da en verimli şekilde kullanmış olursunuz.

18. Cevap kağıdına işaretleme yaparken kaydırma yapmamaya özen gösteriniz. Kodlama işleminizi yine denemelerde tecrübe edindiğiniz şekilde yapın. Yeni şeyler denemek zaman kaybına neden olabilir.

 

19. sınavda soruların zorluk dereceleri şöyledir;

– çok kolay % 10,

– kolay % 20,

– normal % 40

– zor % 20,

– çok zor % 10

Buna göre tüm soruları cevaplamaya bilirsiniz. Bu da doğaldır. Normal +kolay+çok kolay olan derecedeki soruları yapmanız demek soruların % 70’ini başarmanız demektir. ( zaten bilinen sorular kolay demektir. )

20. Sorulardaki; özellikle geometri ve coğrafya sorularındaki şekil v.s. tekrar çizerek zaman kaybetmeyin.

21. Sınav sırasındaki dikkatiniz dağılabilir. Soruyu tekrar okumak yerine dikkatinizi toplamak için kalemi bir süre bırakıp 5-10 sn. dinlenin. ( derin nefes alma, gözleri kapama gibi )

24. İlk doğru gördüğünüz seçeneği hemen işaretlemeyin, tüm seçenekleri okuyun. Çünkü en doğrunun istendiği bir soru ise ilk seçtiğiniz ne kadar doğru olsa da en doğru olmayabilir.Doğru cevabı bulduğunuzu sanarak diğer seçenekleri okumamak sizin zararınıza olabilir.

25. Dört yanlış bir doğruyu götürür. Bu yüzden anlamadığınız soruları kesinlikle boş bırakınız.

26. Soruları çok dikkatli okuyup, anladıktan sonra cevaplayınız. Sorulara kendinizden yorum katmayınız. Soruda ne istendiğine odaklanın.

27. Soru kökü bazen “olamaz “, “değildir “, yanlıştır “, “mamalıdır “ gibi olumsuz ifadeler taşıyabilir. Zihin hep olumlu soru türlerine şartlandığı için, sorudaki olumsuz  ifade gözden kaçabilir. Altı çizgili ifadeleri de dikkatlice okumanız gerekir.

 

28. Soruyu anlayamadığınız zaman önce soru kökünü sonra seçenekleri okuyun. Daha sonra da seçeneklerin ışığında soruyu bütünüyle inceleyin.

29. Bir sorunun cevap seçeneklerini eleyip ikiye indirdiğinizde o sorunun doğru cevabını bulma şansınız %50’dir. Kalan iki seçenek arasında tahmininizi hızlı bir şekilde yapınız ve fikrinizi değiştirmeyiniz.

30. Önceden bildiğinizi sandığınız bazı soruları hatırlamayabilirsiniz. Böyle durumlarda ümitsizliğe düşmeyiniz. Çözemeyeceğiniz soruların da olduğunu unutmayınız. Karamsar olmayınız.

31. Cevap kağıdında Kaydırmaları önlemek adına rastgele soru kitapçığından bir soruya bakıp kontrol sağlamaktır.

32. Sınav süresini son saniyesine kadar değerlendiriniz.

33. Soruların cevaplarını işaretlerken, kodlamanız da bir hata ve kaydırma olmadığından emin olunuz bu nedenle Cevaplamanız bittiğinde, cevap kağıdınızı son bir kez kontrol ediniz.

35. Sınav sonunda tüm belgelerinizi eksiksiz olarak salon görevlilerine teslim ediniz.

SINAVINIZIN SİZE GÜZEL SONUÇLAR GETİRMESİ DİLEĞİYLE.

Okan BAL

Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Danışmanı

Resim, Müzik ve Beden Eğitimi Dersleri Çocukların Gelişimde Etkilidir

Resim, müzik ve beden eğitimi derslerine “gereksiz” gözüyle bakılmamalı

Bazı anne-babalar, çocuğunun matematik, fen, sosyal vb derslerdeki başarısını önemsediği kadar, müzik, resim ve beden eğitimi derslerindeki başarısını önemsememektedir. Çocuğu matematik sınavında zayıf aldığı için “ortalığı ayağa kaldıran” anne-baba, aynı hassasiyeti resim ya da müzik dersinde de göstermediği için doğal olarak öğrenci de bu dersleri yeteri kadar ciddiye almamaktadır.

Aslında anne-babalar bu tutumlarıyla farkında olmadan çocuklarının “sanata ilişkin yeteneklerinin” körelmesine sebep olduğu gibi, çocuklarının estetik duygusu, grupla işbirliği, arkadaşlık, yardımlaşma, paylaşma ve grup problemlerini çözme becerilerini de olumsuz yönde etkilemektedirler.

Gerçek şu ki resim, müzik ve beden eğitimi derslerinin “gereksiz” görülmesi, eğitim sistemimizin SBS ve YGS-LYS eksenli olmasından kaynaklanmaktadır. Ebeveyn ve öğrenciler “nasıl olsa sınavda bu derslerden soru çıkmıyor” düşüncesiyle hareket ettikleri için bu derslere hak ettikleri değeri vermemektedir.

Öğrenciler, ilköğretimden itibaren sınav maratonuna girip “yarış atı misali” yetiştikleri için test çözmeyi birinci gayeleri haline getirmektedir. Bunun neticesinde ise farklı sahalardaki istidatları körelmekte ve ruhlarındaki hazineler “saklı” kalmaktadır.

Günümüzde üniversite mezunu olduğu halde herhangi bir müzik enstrümanını kullanabilen yahut göze hoş gelen bir resim çizebilen insan sayısının oldukça az olmasının temelinde bu problemin yattığını söyleyebiliriz.  Belki aklınıza “resim ve müzik yetenek işi değil mi?” şeklinde bir soru gelebilir.

Peki, çocuklarımızın resim ve müzik yeteneklerinin ortaya çıkarılması ve geliştirilmesi de eğitimin bir amacı olması gerekmez mi?

 Resim, müzik ve beden eğitimi dersleri nazara verilmeli.

Çocuğunuzun resim, müzik ve beden eğitimi derslerini de en az diğer dersler kadar önemsemelisiniz. Elbette ki resim ve müzik derslerinin amacı ressam veya müzisyen yetiştirmek değildir.

Fakat çocuklarınızdaki farklı kabiliyetlerin inkişaf etmesinde, dolayısıyla da çok yönlü yetişmesine bu derslerin önemli katkı sağlayacağı da bir hakikattir.

Ayrıca bu dersler çocuklarınızın kendilerini ifade etmelerine imkân tanıdığı gibi gün boyunca yüklendikleri negatif enerjiyi de üzerlerinden atmalarına ve rahatlamalarına katkı sağlamaktadır.

Çok yoğun stres ve baskının yaşandığı sınava hazırlık döneminde, beden eğitimi dersinde yapılan spor etkinlikler de çok önemlidir. Bu sportif etkinlikler öğrencilerdeki zihinsel yorgunluğu azalttığı gibi, öğrencilerin kaygı ve stres düzeylerini de azaltmaktadır.

Özellikle 8.sınıf ile 12.sınıflarda beden eğitimi dersinin “gereksiz” görülüp bu dersin yerine öğrencilere test çözdürülmesi pek yararlı olmayacaktır. Çünkü SBS ve YGS-LYS sınavlarına hazırlandıklarından dolayı en stresli ve kaygılı öğrencilerin 8. ve 12.sınıfların olduğunu söyleyebiliriz.

Bu anlamda en çok “deşarj olması gereken” öğrenci gruplarını sportif faaliyetlerle rahatlatacağımız yerde onları testlere boğmak pek mantıklı bir uygulama olmasa gerek.

Ders çalışırken sıkılıyorsanız, Ne Yapmalısınız

YGS, LYS ve SBS gibi önemli sınavlara hazırlanan öğrencilerin en büyük handikabı, ders çalışırken kısa sürede sıkılıp, dersten kopmaları. Bozulan konsantrasyonu toparlamak oldukça güç.

O yüzden en iyisi, sıkılmaya fırsat vermeyecek çözümler bulmak. Uzmanlar, uzun süre ders çalışamama, ders çalışma istediğini yakalayamama, çalışırken bir süre sonra sıkılma, ders çalışırken baş ağrısı ile karşı karşıya kalma gibi sorunların sıkça yaşandığına dikkat çekiyor.

Uzmanlar, bu şikayetlerdeki ortak noktanın ders çalışma alışkanlığını kazanmak için öğrencilerin kendilerini uzun süre çalışma odalarında tutmaya çalışmalarından ve ortamı gereği gibi havalandırmamasından kaynaklandığını söylüyor.

Örneğin ders çalışırken başınızın ağrısına, havasız oda neden oluyor. Odadaki oksijenin azalması, havasızlığı beraberinde getiriyor.

Gerginlik ve baş ağrısı da çalışma istediğini azaltıp, öğrencinin sıkılmasına neden oluyor. Çözüm ise belli aralıklarda dinlenme süresi ve bu sırada çalışma ortamının havalandırılması.

Uzun süre çalışmayı engelleyen diğer bir faktör de sınava üniversite sınavına hazırlanan adayın ne kadar çalışması gerektiğini bilememesi ve çalışmaya ara vermemesinden yaşanıyor. Konuyu öğrenmek için yapılan çalışmalarda süre 50 dakika ile 1 saat arasında değişiyor.

Öğrenilmiş bir konuyu pekiştirmek için soru çözümü yapılıyorsa bu süre 1,5 saate uzatılabilir. Dinlenme süresi ise 15-20 dakika arasında olmalıdır. Öğrenci dinlenme süresini odasının dışında geçirebilir.

 

Eğitim Başarısını Arttırmada Ailenin Rolü

Anne babanın, gencin eğitim başarısı konusunda yapabilecekleri ,“katkı” ve “yardımla” sınırlıdır. Temel kural yardıma ihtiyacı olanın yardım istemesidir.

Bu nedenle ona yapmak istediğiniz yardımlarda onunla işbirliği içinde olmanız ve

Onun, söyledikleriniz ve yapmak istedikleriniz konusunda ikna olması ve inanması esastır.

Geçmişte başarı çok çalışmak iken, şimdi ise başarı etkili çalışmak olarak tanımlanmaktadır.

Etkili çalışmak, zamanı, belirlenmiş öncelikler doğrultusunda programlı olarak kullanmaktır. Etkili çalışmak için dinlenmeye, eğlenmeye, dostlarla vakit geçirmeye de gereksinim vardır. Eğitim başarısı ders başında ne kadar zaman geçirildiğine değil, çalışılan konudan öğrencide geriye ne kaldığına bağlıdır.

Çalışma ile ilgili önemli ilkeler vardır. Bunlar:

1)     Öğrenci problem çözerken çözüme ulaşıncaya kadar ara vermemesi,

(en fazla 40 dakika)

2)     Çalışmadan sonra 10 dakika tekrar, 10 dakika mola vermesi.

3)  Gece yatmadan öğrendiklerini 10 dakika tekrar etmesi

4)     Notların tekrar yazılması veya çalıştıktan sonra notların tekrarı ve hızla gözden geçirilmesi.

5)     Çalışma zamanının, çizelgeli çalışma programına göre planlanması.

6)     Çocuğunuza uygun çalışma ortamı hazırlamak için 18–20 derece oda ısısında derli toplu bir oda ya da köşe, sessiz ve ışığı yeterli düzeyde çalışma masası ve malzemelerin düzenli bir şekilde masanın üzerinde durmasıdır.

Çocuğunuzun Yanlış Çalışma Alışkanlıkları:

1)     TV izleyerek ya da müzik dinleyerek çalışmak,

2)     Yatarak, uzanarak çalışmak,

3)     Çalışırken atıştırmak,

4)     Posterle dolu bir oda,

5)     Çalışmayı sürekli erteleme alışkanlığı,

6)     Önemsiz işlere verimsiz saatleri harcamak,

7)     Programsız çalışmak olarak sayılabilir.

Çocuklarınızın başarıya ulaşmaları için düzenli aile hayatı, problemleri kabullenmek, sosyallik konusunda model olmak, ergeni iyi tanımak, yaratıcılığını desteklemek gerekir.

Olgun insanlar yetiştirebilmek için ebeveynlerin de olgun olması, olumlu benlik duygusuna sahip olması, yani yapıp yapmayacaklarının, sınırlarının farkında olması gereklidir.

Olgun biri diğerleriyle hem yakın hem de genel ilişkilerde sıcak bağlar kurma yeteneğine sahiptir. Dış gerçeklerle bağlantı içinde düşünür, hareket eder yani durağan değildir, değişikliklere uyum gösterir ve kendini yeniler. Değiştiremeyeceği durumu kabullenir ve soruna o noktadan yeni bir çözüm arar.

Unutmayın, “Hoşgörü, karşımızdakini istediğimiz gibi olmaya zorlamak değil, kendi istediği gibi mutlu olmasına imkân verme büyüklüğüdür.”

2017 YGS Neler Değişti, 2017 LYS Neler Değişti

Her yıl açıklanan ÖSYS kılavuzu ÖSYM tarafından açıklandı. Kılavuz ile birlikte bu sene ne gibi değişiklikler olacağı da ÖSYM tarafından duyuruldu.

Bu sene üniversite sınavlarına girecek öğrencileri önemli değişiklikler beklemekte. İşte o değişiklikler:
1- Mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarından ön lisans programlarına sınavsız geçişle yerleştirme işlemi kaldırıldığından mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarından mezun olanlar, ön lisans programlarına ek puanları ile yerleştirileceklerdir.
2- Adaylar, saat 10.00’da başlayan sınavlarda saat 09.45’ten sonra; saat 14.30’da başlayan sınavlarda saat 14.15’ten sonra sınav binalarına alınmayacaklardır.

3- LYS’lerde kısa cevaplı sorular yer alacaktır.

4- LYS-1’de (Matematik Sınavı) Matematik Testi yer alacaktır.

5- Açıköğretim önlisans/lisans programlarına da puan türü konulmuş olup puan türü programın örgün programdaki puan türü ile aynıdır.
6- Öğretmenlik programlarında baraj puan 240 bin olarak belirlenmiştir.

7- Öğretmenlik programlarının tamamı ve İlahiyat programı LYS ile öğrenci alacaktır.

ÖSYM’nin açıklamasına göre; Kısa cevaplı soruların değerlendirilmesinde doğru cevap sayısından yanlış cevap sayısının dörtte birinin çıkarılmayacağı belirtildi.

Buna göre, LYS-1 Matematik testinde 3 soru, LYS-2’de Fizik, Kimya, Biyoloji testlerinin her birinde 1’er soru, LYS-3’te Türk Dili ve Edebiyatı testinde 2 soru, Coğrafya-1 testinde 1 soru, LYS-4’te Tarih testi ve Coğrafya-2 testinin her birinde 1’er soru, Felsefe grubu ile Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi testinde tüm adaylar için ortak olan 1 soru “kısa cevaplı” olacak.

Yabancı Dil testinde (LYS-5) ise 3 soru,”kısa cevaplı” sorulardan oluşacak. Kısa cevaplı soruların değerlendirilmesinde doğru cevap sayısından yanlış cevap sayısının dörtte biri çıkarılmayacak.

Değişikliklere Bakışımız Nasıl Olmalı?
Üniversiteye giriş sisteminde yapılan değişiklikler üniversite adaylarımızda kaygı meydana getirebilir. Fakat unutulmamalıdır ki; bu değişiklikler bütün adaylar için geçerlidir. Bu yönüyle adaylarımızın değişiklikleri yalnızca kendisi için geçerliymiş gibi değerlendirmesi objektif ve makul bir yaklaşım olmayacaktır. Sistemde her ne değişiklik yapılırsa yapılsın, düzenli ve verimli bir şekilde çalışma kararlılığını sürdüren adayların mutlaka başarılı olacağı gerçeği değişmeyecektir. Bununla birlikte yapılan değişikliklerin farkına varmak ve değişikliklerin etkilerini değerlendirmek çalışma ve sınav stratejilerinizi daha sağlıklı belirlemenize yardımcı olacaktır. Şimdi de üniversiteye giriş sisteminde yapılan ve 2017 yılında uygulanacak değişiklikleri detaylı bir şekilde inceleyelim;
Sınavsız Geçiş Tamamen Kaldırıldı
Mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarından mezun olan öğrencilerin alanları ile ilgili ön lisans programlarına sınav puanı aranmaksızın birtakım önceliklerle beraber ortaöğretim başarı puanı ile yerleşmeleri esasına dayanan sınavsız geçiş tamamen kaldırıldı. 2015 yılında kademeli olarak başlayan sınavsız geçişin kaldırılması (sınavsız geçiş kontenjanları önce %40, geçen yıl da %50 azaltılmıştı) için yapılan kanunsal düzenleme birkaç ay önce de kamuoyuna ilan edilmişti. Kılavuzun yayınlanması ile bu durum üniversite adayları için de kesinleşmiş oldu. Sınavsız geçişin kaldırılması, sağlıkla ilgili ön lisans programlarına ve adalet, çocuk gelişimi, uçak teknolojisi gibi daha fazla tercih edilen ön lisans programlarına daha fazla alan dışı (genel lise mezunu) adayın yerleşmesine olanak sağlayacaktır.
Meslek Liseliye Ön Lisans Tercihinde Ek Puan Getirildi
Sınavsız geçişin kaldırılması ile birlikte meslek liselerine olan ilginin azalmaması adına mesleki ve teknik ortaöğretim kurumu mezunlarına ön lisans tercihlerinde ek puan uygulamasına geçildi. 2017’den itibaren mesleki ve teknik ortaöğretim kurumu mezunları alanlarının devamı niteliğinde olduğu kabul edilen ön lisans programlarını tercih ettiklerinde ek puan alacaklar. Başka bir ifade ile sınavsız geçiş yapılan programlara artık ek puan verilecek. Ek puan, ortaöğretim başarı puanının 0,06 ile çarpılmasıyla elde edilecek. Böylece ek puan öğrencinin ortaöğretim başarısına (lise başarısı) göre en az 15, en fazla 30 olacak. Meslek liselilerin alanları ile ilgili ön lisans programlarına ek puan alması, meslek lisesi öğrencileri arasında düzenli çalışmanın belirleyici olmasına, ön lisans programlarına daha nitelikli adayların yerleşmesine ve daha nitelikli mezunların verilmesine katkı sağlayacaktır.
LYS Oturumlarında Açık Uçlu (Kısa Yanıtlı) Sorular Yer Alacak
2017 yılında adaylar ilk defa açık uçlu sorularla tanışacak. Açık uçlu soruların yanıtı kısa olacak. Yanıt, adaylar tarafından cevap kağıdına hem yazılacak hem de kodlanacak. Optik okuyucu kodlamayı dikkate alacak. Açık uçlu soru bir tarih, neden-sonuç veya sorgulaması yapılan bir olayın adı veya bir işlemin sonucu şeklinde olacak. ÖSYM tarafından yayınlanan kısa yanıtlı soru örneklerine ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.
Her LYS oturumunda 3’er kısa yanıtlı soru olacak. Buna göre oturumlarındaki kısa yanıtlı (açık uçlu) soruların dağılımı şöyle;
  • LYS-1 Matematik Sınavı: Matematik Testi’nde 3 kısa yanıtlı soru yer alacak.
  •  LYS-2 Fen Bilimleri Sınavı: Fizik, Kimya, Biyoloji Testlerinin her birinde 1’er olmak üzere toplam 3 kısa yanıtlı soru yer alacak.
  • LYS-3 Edebiyat-Coğrafya Sınavı: Dili ve Edebiyatı Testinde 2 ve Coğrafya-1 Testi’nde 1 olmak üzere toplam 3 kısa yanıtlı soru yer alacak.
  • LYS-4 Sosyal Bilimler Sınavı: Tarih, Coğrafya-2 ve Felsefe Grubu testlerinin her birinde 1’er olmak üzere toplam 3 kısa yanıtlı soru yer alacak. Felsefe Grubu testindeki kısa yanıtlı soru, tüm adaylar için ortak olan sorulardan yani Sosyoloji, Psikoloji veya Mantık sorularından biri olacak.
  • LYS-5 Yabancı Dil Sınavı: Yabancı Dil Testi’nde 3 soru kısa cevaplı soru olacak.
Bu konu ile ilgili önemli bir nokta da kısa cevaplı soruların doğrulardan götürmeyecek olması. Mevcut YGS-LYS test uygulamasında 4 yanlış 1 doğruyu götürüyor. Fakat kısa yanıtlı soruların yanlış olması puan kesintisine neden olmayacak.
LYS-1’de Sadece Matematik Testi Yer Alacak
2017 LYS’de yapılan önemli değişikliklerden biri de LYS-1‘de sadece Matematik Testi’nin yer alması oldu. Daha önce Matematik ve Geometri testlerinden oluşan LYS-1 sınavı yine 80 sorudan oluşacak ve 135 dakika olacak. Yeni uygulamada geometri soruları da Matematik Testinde yer alacak. Böylece sınavda iki kitapçık yerine tek kitapçık kullanılacak. Bu durum hem kitapçık toplama ve dağıtma sürecindeki zaman kaybını önleyecek hem de geometri yapmayan veya yapamayan adayların bütün süreyi matematik sorularına ayırmalarına fırsat tanıyacak. Önceki uygulamada iki kitapçık olduğundan matematik testi için tanın süre sonrasında matematik soru kitapçığı toplanarak geometri soru kitapçığı dağıtılıyor ve aday geometri yapsa da yapamasa da 60 dakika geometri soruları ile baş başa kalıyordu.
MF ve TM Puan Türlerinde Geometri Sorularının Katkısı Arttı
LYS-1 sınavında Matematik ve Geometri testlerinin birleştirilerek sadece Matematik Testi’ne yer verilmesi Matematik-Fen (MF) ve Türkçe-Matematik (TM) puan türlerinde Geometri sorularının ağırlığını arttırdı. Yeni uygulamada Matematik testinin ağırlığı, önceki uygulamadaki matematik ve geometri testinin ağırlıklarının toplanması ile elde edildi. Bu durum geometri sorularının değerini yükseltti. Örneğin eski sistemde Tıp, Diş Hekimliği, Eczacılık, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon vb. sağlık programlarına yerleştirmede kullanılan MF3 puan türünün hesaplanmasında geometri sorularının katkısı en az olarak %5 iken; yeni uygulamada geometri sorularının katkısı, sorular matematik testinde yer alacağı için %18 olacak. Yine Hukuk, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık, Psikoloji programlarına yerleştirmede kullanılan TM3 puan türünün hesaplanmasında geometri sorularının katkısı yüzde 5 iken, yeni uygulamada yüzde 23 olacak.
Açıköğretim Programlarına Puan Türü Getirildi
Eski sistemde açıköğretim programlarının puan türü bulunmuyor ve yerleştirme sırasında en yüksek puan dikkate alınıyordu. Daha önce kontenjan sınırlaması olmayan açıköğretim programlarına kademeli olarak kontenjan sınırlaması getirilmesi süreci geçen yıl sona ermişti. Bu yıl da açıköğretim ön lisans ve lisans programlarına puan türü getirildi. Programın örgün öğretimdeki puan türü neyse açıköğretimde de aynı puan türü geçerli olacak. Örneğin açıköğretim Sosyoloji programı da örgün Sosyoloji programları gibi TM3 puan türünden öğrenci alacak.
Öğretmenlik Programlarının Tamamı ve İlahiyat LYS İle Öğrenci Alacak
Öğretmenliklerin programlarının büyük bir bölümü LYS puan türü ile öğrenci alırken bir kısmı da YGS puan türü öğrenci alıyordu. Bazı öğretmenliklerin YGS puan türü ile öğrenci almasının nedeni, ilgili öğretmenliğe ek puan alarak yerleşebilen meslek lisesi öğrencilerin bulunmasıydı. Fakat lisans programlarına ek puan uygulaması da geçen yıl kaldırıldı. Bu yıl YGS ile öğrenci alan öğretmenliklerin ve ilahiyat programının (Mezunları Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni olarak da atanıyor) da LYS’ye aktarılması ile bütün öğretmenliklerin LYS puan türü ile öğrenci alması ve böylece öğretmenlik programları arasında bir standart oluşması sağlandı. YGS’den LYS’ye aktarılan öğretmenlikler şöyle;
  • Daha önce YGS1 puan türü ile öğrenci alan Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği yeni düzenleme ile artık MF1 puan türü ile öğrenci alacak.
  • Daha önce YGS2 puan türü ile öğrenci alan Kimya Öğretmenliği yeni düzenleme ile artık MF3 puan türü ile öğrenci alacak.
  • Daha önce YGS4 puan türü ile öğrenci alan İlahiyat/Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni yeni düzenleme ile artık TS1 puan türü ile öğrenci alacak.
  • Daha önce YGS4 puan türü ile öğrenci alan Özel Eğitim Öğretmenliği yeni düzenleme ile artık TS1 puan türü ile öğrenci alacak.
  • Daha önce YGS5 puan türü ile öğrenci alan Okul Öncesi Öğretmenliği yeni düzenleme ile artık TS1 puan türü ile öğrenci alacak
  • Daha önce YGS6 puan türü ile öğrenci alan Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği yeni düzenleme ile artık TM2 puan türü ile öğrenci alacak.
Öğretmenliklerin LYS puan türüne aktarılmasında en dikkat çekici olanı Okul Öncesi Öğretmenliği. Okul Öncesi Öğretmenliği, eşit ağırlık YGS puanlarından YGS5 ile öğrenci alırken LYS’de Türkçe Sosyal (TS1) puan türünden öğrenci alacak. Bu durum sözel alandan üniversiteye hazırlanan adaylar için büyük bir fırsat oluşturdu.
Öğretmenlik Programlarına Taban Başarı Puanı Getirildi
YÖK, Tıp Fakültesi ile başladığı taban başarı sırası uygulamasına bu yıl öğretmenlikleri de ekledi. 2017’den itibaren Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık programı da dahil öğretmenlik tercihinde bulunabilmek için ilk 240 bin içerisinde yer almak gerekecek. Yeni uygulama ile 240 bin başarı sıralamasına ulaşamayan aday, vakıf üniversitelerinin ücretli öğretmenlik kontenjanlarına da yerleşemeyecek. Öğretmenlik programlarına 240 bin başarı sırası gerisinden yerleşmeler genellikle vakıf üniversitelerin ücretli kontenjanlarına yapılıyordu. Örneğin geçen yıl rehberlik ve psikolojik danışmanlık bölümünün devlet üniversitesi kontenjanlarına en düşük 60 bin 400 başarı sırası ile yerleştirme yapılmışken, aynı bölümün vakıf üniversitesi ücretli kontenjanlarına en düşük 627 bin başarı sırası ile yerleştirme yapılmıştı. Üniversiteye giriş sisteminde uygulanan diğer taban başarı puanı uygulamaları da şöyle;
  • Tıp Fakültesi 40 bin,
  • Hukuk Fakültesi 150 bin,
  • Mimarlık 200 bin,
  • Mühendislik programları (Orman, Ziraat, Su Ürünleri Fakülteleri hariç, Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği programı dâhil) 240 bin,
  • Öğretmenlik programları 240 bin.
Geciken Aday, Sınav Binasına Alınmayacak!
ÖSYM bu yıl ilk defa sınav binasına (sınav salonu değil, birçok sınav salonunun bulunduğu sınav binası) girişlere süre sınırlaması getirdi. Yeni uygulama ile adaylar, saat 10.00’da başlayan sınavlarda saat 09.45’ten sonra; saat 14.30’da başlayan sınavlarda ise saat 14.15’ten sonra sınav binalarına alınmayacak. Bu sınırlama özellikle büyük şehirlerdeki adayların ulaşım konusunda daha dikkatli olmalarını gerektiriyor.
Yeniliklerin üniversite adaylarımıza hayırlı olması dileklerimle, yapılan değişikliğin bütün adaylar için geçerli olduğu ve değişmeyen tek şeyin düzenli ve verimli bir şekilde çalışma kararlılığını sürdüren adayların mutlaka başarılı olacağı gerçeğinin değişmeyeceğini tekrar hatırlatmak isterim.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.