Evlilik Öncesi Nişanlılara Tavsiyeler

1. Çiftler Arasında Mesafe Olmalı

Nişanlanan çiftler, nasıl ki bugüne kadar haramdan uzak bir şekilde birbirine mesafeli davrandıysa, nikah gününe kadar bu mesafeyi muhafaza etmelidirler. El ele tutuşmak gibi birbirlerine temas hareketlerinde bulunmamalı, edep sınırlarını aşan mesajlaşma ve telefon görüşmelerinde bulunmamalı. Tabi ki gerektiğinde görüşüp, mesajlaşabilirler. Fakat bu görüşmeler tek başlarına tenha, kimsenin olmadığı yerlerde gerçekleştirilmemelidir. Hatta aile bireylerinden birilerinin yanlarında olması durumunda görüşme sağlamalıdırlar. Eğer bu şartlar sağlamayacaksa çiftler dini nikahlarını da resmi nikahlarını da sonra yapmaları doğrudur. Çünkü nişanlılık döneminde iyi niyet ile kıyılan nikah bazen kötü sonuçları beraberinde getiriyor.Unutmayalım ki nikah; erkek ile kadını birbirine helal kılmanın tek yoludur. “Birinizin içine (nikahı helal) bir kadın ile evlenme düşüncesi doğduğunda ona baksın; çünkü bakmak, kalplerin birbirine kaynaşmasını sağlar.” ( Tirmizî, Nikah, 74 )

 

2. Ailelere Karşı Saygılı Olmalı

Günümüzde nişanlı çiftlerde en çok duyduğumuz cümlelerden birisi: ” Aman ailesiyle mi evleniyorum? banane ki ” gibi eşinin ailesini hiçe sayan, tanımayan, saygı göstermeyen tavır ve davranışlar maalesef ki arttı. Çiftler nişan ile birbirinin ailesini daha iyi tanımaya başlar. Aileler arası yapısal ve kültürel değişiklikler olabilir. Hepimiz Allah’ın yarattığı bir kul olarak bir başkasını küçük görmek, yargılamak gibi haddimizi aşan davranışlarda asla bulunamayız. Eşimiz olacak kişinin; aile büyüklerine kendi ailemize gösterdiğimiz sevgi, saygı ve alakayı göstermeliyiz. Ailelerin rızalığı olmadan bir evliliğin gerçekleşmesi mümkün değildir. Bu yüzden ailelerimizi razı olacağı şekilde davranmaya dikkat etmeli, onların kalplerini kırmamaya özen göstermeliyiz.

 

3. Sabır-Şükür-Dua İle Huzuru Bulmalı

Artık evliliklerin bile günlük yaşandığı bu devirde nişan bozma olayları çok olağan bir hal haline gelmiştir. Sabır ve şükrün olmadığı, duanın az yapıldığı dönemde eşler arası geçimin olması da çok zor tabi. Öncelikle evlenecek kişiler şu özellikleri taşıyan kişileri seçmeli ki huzurlu bir aile hayatına adım atabilsin. Dinine bağlı, ahlâklı, güzel huylu, dürüst; güzellik, maddiyat, kariyer ve meslekte birbirlerine denk ya da erkeğin üstün olduğu kişiler tercih edilmelidir. Ama en önemlisi dindar olanı seçmeli. Çünkü dindar olmayan bir kişinin malı, mülkü, güzelliği onun mutlu ve huzurlu olmasına yetmez. Madde hayatına bağlanan kişinin kalbi Allahu Teâlâ’dan uzaklaşmıştır. Allah’ı unutan bir kalp; ne sabrı bilir ne de şükrü. Her zaman mutluluğu dünyevi şeylerde arayarak sonsuz bir mutsuzluğa düşer. Günümüzdeki ayrılmaların en büyük sebebi de bu mutsuzluktur. “Kim bir kadınla malı veya güzelliği için evlenirse, kadının malından da, güzelliğinden de mahrum olur. (Hayrını görmez). Kim bir kadınla, dindarlığı sebebiyle evlenirse, yüce Allah o kişiyi kadının malıyla da, güzelliğiyle de nasiplendirir, faydalandırır.” (Hadis-i Şerif; Taberânî, El-Evsat N:2527)

Evlilikte Huzur ve Uyum Öneriler

Aile hayatında huzurun sağlanabilmesi için eşlerin her şeyden önce birbirlerini sevip saymaları, insan ve eş olarak birbirlerine ilgi göstermeleri ve değer vermeleri gerekmektedir. Birbirleriyle duygu ve düşüncelerini paylaşabilen eşler daha uyumlu ve huzurlu bir aile hayatı sürdürebilirler.

İyi günde kötü günde…

Evlilik hayatı iyi günleri kadar kötü günleri de olan bir süreçtir. İyi günlerde güzellikleri paylaşmak kadar, kötü günlerde zorluklara karşı dayanışma içerisinde olmak da önemlidir. “Mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır, acılar paylaşıldıkça azalır.” sözü bu gerçeği ifade etmektedir.

Birlikte eğlenmek…

Eşlerin bireysel eğlencesi diğerinin kendisini yalnız hissetmesine sebep olur. Dolayısıyla bu durum aile içi huzursuzluk ve kıskançlıkların artmasına yol açar. Bu nedenle eşler farklı zevk ve eğlence anlayışlarına sahip olsalar bile mümkün olduğunca birbirlerine uyum sağlamaya çalışmalıdırlar.

Ben haklıyım…

Sık sık kırıcı, yıpratıcı ve yıkıcı tartışmaların yaşandığı bir aile ortamında eşlerin huzurlu ve uyumlu olmaları beklenemez. Bir süre sonra evlilik, istenmeyen ancak zoraki katlanılan bir beraberlik haline gelebilir. Bu nedenle eşler, sonu kavgaya varan tartışmalardan olabildiğince kaçınmalı; haklı olmak ya da suçlu bulmak yerine sakin ve anlayışlı bir ortamda konuşabilmelidirler.

Sevginizi besleyin!

Eşlerin, başkalarının yanında birbirlerine sevgi sözcükleriyle hitap etmeleri, övmeleri, iltifat etmeleri, içinde bulundukları sosyal çevre tarafından yadırganıyor olsa bile, bu davranışlar evlilik birliğinin devamı için bir tutkal görevi görmektedir.

Unutmayın!

İlişkinizde başkalarının değil, eşinizin ne düşündüğü önemlidir.

Çok kıskanmak, çok sevmek midir?

İnsan doğasında var olan doğal bir duygudur kıskançlık. Aşırı sahiplenmeyle birlikte ortaya çıkan bu durum, kıskanılan kişiyi rahatsız ettiği gibi bu duyguyu uç noktalarda yaşayan kişi için de tehlikeli hale gelebiliyor.

Uzmanlar bu durumda kıskanan tarafın mutlaka tedavi görmesi gerektiğini söylüyor.

Kıskançlık duygusunun altında en sık gözlemlenen sebeplerin; özgüven eksikliği, karşı tarafa güvenmeme ve karşı tarafı kaybetme korkusu vardır.

Bu olaylara maruz kalan kişinin bu duygusunun tetiklenmesi için romantik ilişki yaşadığı kişiyle güven sarsıcı bir olay yaşıyor olması da gerekmez. Kaybetme, terk edilme korkusu ve sevgiden mahrum kalma durumu kişi için son derece yıkıcı olabilir.

Kıskanılan kişinin ise zamanla kendini kafese konulmuş gibi hissedecektir. Bunalan kişinin zamanla psikolojisi de bozulur, huzursuz olur ve hırpalanır.

Kıskanan kişiyle konuşamaz ve derdini dahi anlatamaz hale gelir. Bu noktada ise bu kişiden ayrılma yollarını arar.

Veyahut kıskanılan kişinin yakınmaları sonucu ilişkinin çıkmaza girmesiyle profesyonel yardıma başvurulur.

Romantik ilişkilerin, tarafların karşılıklı olarak birbirlerinin hayatlarına müdahil olunmadığı durumlarla sağlıklı olarak ilerleyeceğini dile getiren Yavuz, şöyle konuşuyor: “Önemli olan, başkalarının özel hayatına saygı göstermektir.

Birbirini seven iki insanın birbirlerini ölçülü derecede kıskanıyor olması sevimli bir duygudur ancak aşırı kıskançlık çok sevmeden kaynaklanan bir duygu değildir.

Sağlıklı ilişkilerde çiftler birbirlerinin benliklerini eritmeden aynı potada var olabilirler. Birbirlerinin farklı zevklerine ve isteklerine değer verirler. Çiftler birbirlerini önemserler, kıskanırlar ama birbirlerini sıkmazlar.

Evliliği kurtarma yöntemleri

Evliliğinizin o ilk romantik ve tutku dolu halleri zamanla yerini sıkıcı bir rutine mi bıraktı? İlişkinizi yeniden canlandırmak ve eşinizle ilk günkü gibi yeniden mutlu olmak istiyorsanız, bu kuralları asla atlamayın!

Sevginizi gösterin

Hayatın akışına kapılıp çoğu zaman sevgimizi göstermeyi unutuyoruz. Sevgiyi yalnızca bir duygu olarak hissetmek yerine, onu partnerimize ve etrafımızdakilere göstermemiz gerekiyor. Evliliğiniz ilerledikçe “Bugün eşime ne kadar sevgi gösterdim? Ya da ” Onunla gerçekten ilgilendim mi?” gibi soruları kendinize sormanız gerekiyor. Onu önemsediğinizi ve saygı duyduğunuzu hem sözlerinizle hem de davranışlarınızla belli edin. Onunla ne kadar mutlu olduğuzu dile getirmeyi ve en önemlisi “seni seviyorum” cümlesinin sihrini kullanmayı ihmal etmeyin.

Kavgaları uzatmayın

Eşinizle şiddetli bir kavga etmiş bile olsanız, bir köşeye çekilip ilk adımın ondan gelmesini beklemek ya da sinirlerinize hakim olamayıp tartışmaya devam etmek, ilişkinizi oldukça yıpratır. Bu sebeple kavga sonraları kendinize ve eşinize düşünmek için biraz zaman tanıyın. Kavganın ardından bir süre bekleyin ve eşinize “Bu tartışmaya sebep olacak yanlış bir şey mi yaptım?” ya da “Son zamanlarda seni üzecek bir hareketim mi oldu?” gibi soruları sorabilirsiniz. Eşiniz, sorduğunuz sorulara sizin kadar sakin cevaplar veremiyorsa, ona biraz daha zaman tanıyın. Ona karşı olan nazik yaklaşımınız eşinizin yumuşamasına ve aranızdaki soğukluğun hızla düzelmesine zemin hazırlayacaktır.

Özür dilemekten çekinmeyin

“Özür dilerim” cümlesi, ilişkide en az “seni seviyorum” kadar etkilidir. Kimse yaptığı hataları kabullenmek istemez; ancak bazı anlarda özür dilemeyi bilmek tüm sorunları ortadan kaldırmaya yeter. Evliliğinizin ve aranızdaki ilişkinin her şeyden önemli olduğunu unutmayın ve özür dilemeyi bir gurur meselesi haline getirmeyin. Bir tartışmada haklı çıkmaya çalışmak ve “Evet, her şey senin yüzünden oldu!” gibi suçlayıcı cümleler kurmak yerine, “Aramızda anlaşmazlıklar olsa da bizim ilişkimiz her şeyden önemli” demelisiniz.

Görünüşünüzü değiştirin

Erkekler dış görünüşe oldukça önem verirler. Her ne kadar “Seni her halinle seviyorum ve beğeniyorum” deseler de, sizi her zaman bakımlı görmek isterler. Evliliğiniz boyunca sizi pijamalar içinden rahat ve salaş kıyafetlere kadar her halinizle gören eşiniz, bir süre sonra ilişkinin ilk evrelerindeki o seksi kadını özlemeye başlar. Bu durumu fark ettiğinizde eşinize küçük bir oyun oynayarak onun sizi eskisi gibi arzulamasına fırsat verebilirsiniz. Örneğin, iç çamaşırlarınız arasından en seksi olanlardan birkaç tane seçin ve eşinize “Yarın bunlardan birini giymek istiyorum ama karar veremedim” gibi bir şeyler söyleyin. Eşiniz tüm gün boyunca sizi bu iç çamaşırlarının içinde yeniden seksi bir kadın olarak hayal edecek ve eve gelmek için sabırsızlanacaktır.

İlk sürprizi siz yapın

Tüm gün ofisteki iş yoğunluğu, evde yapacağınız işler, sorumluluklar derken, eşinizi ve ilişkinizi ihmal edebilirsiniz. Aranızdaki ilişkinin üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, romantik sürprizlerin etkisi hiçbir zaman değişmez. İlk adımı eşinizden beklemek yerine, siz ahrekete geçin ve eve küçük sürprizlerle dönün. Onu tutkulu bir öpücükle karşılayın ve ne kadar özlediğinizi dile getirin. En sevdiği tatlıyı satın alın veya spontane bir şekilde eşinizi siz yemeğe çıkarın. Bunun gibi küçük sürprizler, eşinize onunla ilgilendiğinizi hissettirecek ve oldukça mutlu edecektir.

Planlarınızı gözden geçirin

Eşinizle kahvaltı yaptığınız sırada gün içinde ofiste neler yapacağını, kaç toplantıya gireceğini ya da önemli bir sunumu olup olmadığını sorun. Hiç de romantik olmayan bu sorular kulağa tuhaf gelse de, aslında sağlıklı bir ilişki için oldukça önemli. Eşiniz ofiste yoğun bir tempoda çalışırken, sizinle bunları paylaştığı için ona önem verdiğinizi görecek ve sabah konuştuğunuz şeyler ona iş yerinde destek olacaktır.

Doğru iletişim kurun

Yoğun iş temposu ve günlük koşuşturmaca esnasında eşinizle birbirinizi ihmal ediyor olabilirsiniz. Gün içinde yalnıca “Nasılsın?” ya da “Eve gelirken bir şey istiyor musun?” gibi mesajlar atmak yerine, onu ne kadar özlediğinizi ya da sevdiğinizi gösteren mesajlar atın. Hatta mesajlaşmak yerine kısa da olsa sesinizi duyması için fırsatlar yaratın. 2 dakikalık da olsa romantik bir konuşma kalplerinizi ısıtmaya yetecektir.

‘Biz’ fikrini unutmayın

Dengeli bir ilişki yürütmeye çalışırken farkında olmadan eşinizle aranızda bir yarışa girmiş olabilirsiniz. Örneğin, kim daha çok çalışıyor, sosyal çevresine fazladan vakit ayırıyor ya da daha fazla para hacıyor gibi düşünceler, ilişkinizi bir rekabete sokmaya başlayabilir. Bu konuları yüksek sesle dile getirmeseniz bile içinizde eşinize karşı bir kızgınlık duyabilir ve ilişkinize zarar verebilirsiniz. Bu düşünceleri bir kenara bırakıp evliliğin bir takım işi olduğunu unutmamanız gerekiyor. Eğer ‘biz’ düşüncesi yerini sadece ‘ben’e bırakıyorsa, ilişkinizde yavaş yavaş sorunlar baş gösterecektir.

Birbirinizin özel vakitlerine saygı duyun

İlişkinizde birbirinizden ayrı geçirdiğiniz ya da hobilerinizle uğraştığınız zamanlara karşılıklı olarak saygı duymalısınız. Eşiniz kendine vakit ayırdığı ve dinlendiği bir anda, ona musluğu tamir etmesini ya da yapması gereken bir işi hemen o anda kalkıp bitirmesini istemeyin. Onun da kendine özel anları oması gerektiğini ve buna gerçekten ihtiyaç duyduğunu unutmayın. Hafta sonu güzellik bakımınızı yaptığınız anda eşiniz elinde ütülenmesi gereken bir gömleği ile yanınıza gelse ve yapmanız için diretse hiç hoş olmaz, değil mi?

Yatağa birlikte gidin

İlişkinizin ilk dönemlerinde birlikte yatağa girmenin size ne kadar heyecan verdiğini hatırlıyor musunuz? Evlilikte yıllar geçtikçe yatağa birlikte girme rutini yerini koltukta sızıp kalmaya ve sabahı orada geçirmeye ya da ayrı yataklarda uyumaya bırakabiliyor. Yatağa eşinizle birlikte girmek, yalnızca onunla yapabileceğiniz kutsal ve özel bir şeydir. İlişki uzmanları, yatağa girdiğinizde sevişmeseniz bile kısa süre de olsa bir şeyler paylaşmak, ilişkinize güç katmaya yeteceğini vurguluyor.

 

 

Evlilikte dikkat edilmesi gereken davranışlar

Dünya değişiyor. Evlilikler de değişim gösteriyor. Bu değişim sırasında evli çiftlerin ilişkileri de değişim geçiriyor. Ancak evlilikleri yürütmek için tarafların bazı fedakarlıklar yapmaları gerekirken, bazı ilkelere de uygulamaları gerekiyor. Evlilik uzmanları, evli çiftlerin uygulamaları gereken 7 ilkeyi çıkardı.

– Heyecan verici şeyler bulun

Evli insanların iiişkilerinin bir süre sonra monotonluğa girdiği bilinen bir gerçek. Evlililiğiniz uzun soluklu olmasını istiyorsanız, eşinizin gözünde ilginç olmanız kaçınılmaz birinci kuraldır. İlişkinizde yeni bir şeyler denemek hayatınızı heyecanlı hale getirecektir.

– Kavgadan kaçının

Evliliklerde sorunların ortaya çıkmaması mümkün değildir. Ancak sorunlar kavgayla değil, konuşarak çözümlenir. Bunun için tartışmalarınızı uzun sürdürmeyin, dinlemeyi bilin ve çözüm yolları bulmaya çalışın. Eşinizi dinlemek ve anlamaya çalışmak en iyi yoldur. Dinlemez hep konuşursanız, kavgaların sonucu boşanma olabilir. Boşanma bir çözüm değildir, sonuçtur.

– Hobilerine ortak olun

Aynı şeylerle ilgilenen kişilerin aynı hobilere sahip olması doğaldır. Birbirinizin yaptığı hobilere katılmaya ve bunlardan zevk almaya çalışın. Tabi bu konuda çok da ısrarcı değiliz. Eşinizin hobisinden zevk almıyorsanız, zorla katılmaya çalışmayın. Unutmayın hobiler, kişilerin kendilerini en iyi ifade edebildikleri alanlardır.

– Öfkeli yatağa gitmeyin

Yatağa her zaman pozitif ve yapıcı düşüncelerle girin. Olumsuz düşünceler hem sizin sağlığınızı etkiler hem de eşinizle olan ilişkinizi. Akşamlar insan vücudunda stres birikimleri olur. Bunları azaltmanın farklı yolları vardır. Gerginliğinizi azaltmak için müzik dinleyin, kitap okuyun, komedi filmi izleyin, yürüyüş yapın.

– Dürüstlük yeminini iyi uygulayın

Dürüstlük en iyi politikadır. Bu, önemli bir şey hakkında konuşurken olmazsa olmaz kuraldır. Beyaz yalanlar ise bazen sağlıklıdır. Özellikle çok önemli olmayan konularda eşinizin hoşuna gitmesi için yalanlar söyleyebilirsiniz. Ancak eşinizi üzecek, onu kötü duruma düşürecek durumlarda yalanlardan kaçının.

Evliliği Ayakta Tutmanın Yolları

Son zamanlarda Türkiye’de ve dünyada artan boşanmalar, bu konuda ciddi önlemlerin alınmasını gerektirmektedir. Boşanmaların en önemli gerekçeleri ise eşlerin birbirine olan tahammülsüzlüğü. Bu durum ilişkilerin zaman içinde zedelendiğinin göstergesi. Peki evlilikleri bu denli yıpratan süreçleri ortadan kaldırmak mümkün mü? Tamamen ortadan kaldırılamasa da, evliliğinizi daha kaliteli yaşamanız mümkün. İşte birkaç öneri.

  • 1- Kendinizi Tanıyın

Kendi benliğinizi, hoşlandığınız ve hoşlanmadığınız özelliklerinizi bilin. Kendinizi tanırsanız, eşinizi de daha doğru yönlendirebilir ve daha sağlıklı iletişim kurabilirsiniz.

  • 2- Rutin İşlerin Dışına Çıkın

Evlilikler zaman içinde durağanlaşabilmektedir. Bunun en önemli sebebi ise ilişkideki heyecan durumunun ortadan kalkmasıdır. Bir türlü bitmeyen dünya işlerinin, evliliğinizdeki heyecanı yok etmesine izin vermeyin.

  • 3- Kendinizi Sevin

Kendini sevmek , şişkin ve narsist bir egoya dönüşmedikçe, insanlarla daha doğru ilişkiler kurmamızı sağlar. Sevgi, kendimizi ve başkalarını olduğu haliyle kabul etmeyi gerektirir. Evliliğinizin sağlıklı işleyişi için bu sırrı gözden kaçırmayın.

 

  • 4- Eşinize Onu Sevdiğini Söyleyin

Eşinizin sizin onu sevdiğinizi muhakkak ki biliyor. Ancak zaman zaman sevdiğini söylemek ve sevildiğini duymak, sihirli bir değnek gibi ilişkinize muazzam dokunuşlar yapabilir. Eşinize onu sevdiğinizi söylemekten çekinmeyin.

  • 5- Olaylara İyi Tarafından Bakın

Hayat üzerinde yol alırken, mutluluklar kadar mutsuzluklar, problemler de karşınıza çıkabilir. Yaşanan problemlerin sorun tarafında değil, çözüm tarafında durun. Olumsuzluklara odaklanmak, problemlerin çözülmesine yetmeyeceği gibi ilişkinizi de zorlayacaktır.

  • 6- Yargılayıcı ve Suçlayıcı Bir Tavır Takınmayın

Eşiniz her zaman doğru olanı yapmayabilir. Belki de bu durum size göre doğru olmayabilir. Her ne olursa olsun eşinizi yargılamanız, onu suçlamanız iletişiminizi olumsuz yönde etkileyecektir. Sorunlar ortaya çıktığında savunmacı veya suçlayıcı olmak işi daha da zorlaştırmaktan öteye geçmeyecektir.

  • 7- Şeffaf Olun

Sorunlarınızı, duygularınızı anlatmak konusunda eşinize karşı şeffaf olun. İlişkilerdeki en temel problemlerden biri karşımızdakine kendimizi kapatmaktan dolayı ortaya çıkan yanlış anlaşılmalardır. Bu yanlış anlaşılmalar zaman içinde birikir ve evliliğiniz için0 yok edici bir etki yaratabilir. Eşinize karşı şeffaf ve açık olun.

 

  • 8- Eğlenin

Eşiniz aynı zamanda hayatınızdaki en iyi arkadaşınız. Eşinizle yaptığınız etkinliklerde eğlencenin, mizahın ve gülmenin evliliğinizi güçlendiren etkisinden her zaman faydalanın. Asık suratla değil, ne yaparsanız yapın, aşkla yapın.

  • 9- Bağışlayıcı Olun

Hatalar bazen küçük, bazense büyük olabilir. Hatanın ne olduğunu, neden olduğunu anlamaya çalışın. Anlamak bizi dinginleştirir ve kalbimizi yumuşatır. Hataları affedici olun. Bu, hataları yok etmenin en naif yolu olacaktır.

  • 10- Eşinizin Kendisine Zaman Ayırmasına İzin Verin

Sizin de, eşinizin de kendinize ait özel zamanları olmalı. Bu kişisel zamanlar, ilişkinizi daha konforlu yaşamanızı sağlayacaktır.

  • 11- Eşinize Saygı Duyun

Kimine göre sevgi daha önceliklidir, kimine göre ise bir evlilikte saygı önplanda olmalıdır. İşin doğrusu ise şudur: bir evlilikte her ikisi de olmak zorunda! O nedenle karşınızdaki kişiye bir birey olarak saygı göstermelisiniz.

  1. 12- Ona Küçük Sürprizler Yapın

Bu klişe ifade her ne kadar klişe de olsa her zaman işe yarar. Küçük sürprizler, eşinize değer verdiğinizin fiiliyata dönmüş halidir. Mesela, eşinizin en sevdiği yemeği yapmak, küçük bir hediye almak gibi minik dokunuşlar, evliliğinize büyük güzellikler katacaktır.

Eşinizin Sizi Dinlemesi İçin Önce Dinlemeyi Öğrenmelisiniz

Bir erkeğin size açılmasına yardım etmenin en iyi yollarından biri ona gerçekten dinlemektir. Çoğu insan dinliyor olması gereken yerde dinlemeden otomatik olarak karşılık verir. Dinlemek dikkat, konsantrasyon gerektirir. Samimi konuşmalarda dinlemek konuşmaktan çok daha önemlidir. Çünkü konuşmanın devam etmesi için ona güven vermeniz gerekir.

New York’ta insanların en gizli sırlarını açmasını sağlamak konusunda iyi bir kadın gazeteci: “Konuşmanın önemli bir diğer yanı da hatırlamaktır. Uzun süre önce veya aynı konuşmada biraz önce söylediği bir sözden bahsedin, unutmadığınızın ve hatırlamaya değer gördüğünüz gerçeği rahatlatıcıdır“. Ve devam eder. “İnsanlardan alabildiğin kadar bilgi alırım. Çünkü ne söyleyeceklerini gerçekten merak ediyorum ve bu ilgiyi sürekli hissediyorum. Onlara bakıyorum, bir kere bile başımı çevirmiyorum. En azından o an için dünyada onun konuşmasını dinlemekten başka istediğim hiçbir şeyin olmadığını açıkça ifade ediyorum. Ünlü insanların başına pek sık gelmese de, onlar da kendilerine sorulan samimi sorulara dürüstlükle cevap veriyor.”

Eğer böyle yoğun bir dikkat ünlülere bile nadiren yöneliyorsa, birçok erkeğe hiç yönelmiyor demektir. Erkekler için erkek arkadaşlarıyla konuşmak bir diyalogdan çok yarışmaya benzerken, kadınlarla yapılan tüm konuşmalar erkeğin güvensizliği dolayısıyla bastırılır. Kadın doğru ortamı oluşturup erkeğinin kendisine söyleyeceği şeyi, gerçekten dinlemek istediğini göstererek, onu gerçekten dinlerse erkeğinin kendisine açılmasını kolaylaştırabilir. Peki kadın bu durumu nasıl sağlayacak?

Eşinizin Size Açılmasına Hazırlıklı Olun

Kadınların duygusal açılma aşamasında erkeklerin cesaretlerini farkında olmadan en sık kırma biçimleri, duymak istemediği bazı belirsiz şeyler olduğunu erkeğe hissettirmektedir. Eşinizin duygusal samimiyet yolundaki ilk çabaları ne kadar acemice hatta acı verici de olsa desteklenmelidir. Eşiniz duygularını daha önce size hiç açmamışsa, ilk duygusal kıpırtıları sizi memnun etmekten çok şaşırtabilir.

Kadınların eşleri içe döndüğünde sıkça yaptıkları şeylerden birisi de, onların boğazlarına atlamak, eşini ilgiyle boğmaktır. Bir danışanın kocasıyla ilgili hoşlanmadığı tek şeyin duygusal olarak ona karşı kapalı olması ve duygularını kendisiyle hiç paylaşmaması olduğunu söylemişti. Sonunda kocası onunla evlendiklerinde, hiçbir kadınla daha önce bir yakınlaşması olmadığı gerçeğini paylaştı. Kadınlara gerçekten ilgi duyduğunu ama iletişim kurmak için ne yapması gerektiğini bilmediğini söyledi. Kocası aslında planlı olarak bu şekilde davranmadı, yani rol yapmıyordu. Fakat kadın bu davranışa öfkeyle karşılık vermiş, bağırıp çağırmaya başlamış. Onunla, bu şekilde davrandığı için kocasını pek ödüllendirmemiş olduğunu konuştuk. Daha sonra saldırgan olmayan yollarla karşılık vererek İyi bir dinleyici olmayı başardı. Kadın değiştikçe eşi ona karşı açılmaktan daha az korkar bir hal aldı.

Unutmayın eşiniz her zaman sizin hoşlandığınız şeylerden konuşmak zorunda değil. Bu yüzden eşiniz hoşlanmadığınız şeylerden bahsederken, öfkeyle tepki vermemeyi öğrenmelisiniz. Kadın için genellikle erkeğin söylemek zorunda olduğu şeyi bir süre duymamak da fayda vardır. Zaten erkeğin suskunluğunun nedeni de budur. Eğer kadın eşinin açılmasını ve duygularını anlatmasını gerçekten istiyorsa, eşinin kafasındakileri bilinmemekle elde edeceği yarardan vazgeçmek zorundadır. Kadın bundan hoşlanmaya bilir ama buna hazırlıklı olmalıdır.

Kadınların eşinin açılma cesaretimi kırma sebeplerinden biride bu konuda yeterince özen göstermemektir. Eşinizin size anlattığı her hangi bir sırrını ya da paylaşımını, her ne kadar samimi de olsanız, başka bir arkadaşınıza anlatmamalısınız. İnsan kendine duyulan güveni kötüye kullanmamalıdır. He ilişkide hassas konulardaki açıklamaların kötü amaçla kullanılma eğilimi doğduğu zamanlar vardır. Bu tarz durumlarda kendimizi kontrol etmeyi öğrenmemiz gerekir.

Kelimelerin Ardındaki Anlamlara Bakın

İyi dinleyicilerin görevlerinden bir bölümü de dinledikleri kişinin sözcük ve davranışların ardına bakarak ne hissettiklerini anlamaya çalışmaktır. Eşinizi nasıl dinleyeceğinizi öğrenmelisiniz ve kendinize ‘Onun geçmişinde neler var?‘, ‘Bana gerçekten neyi anlatmaya çalışıyor?‘ sorularını sorarak bütün gereksiz yanlış anlamalardan kurtulabilirsiniz.

Görünürdeki argo kelimelerin ve yalnızlık mizahının ardında erkekler, çoğu kadının düşünemeyeceği kadar çok iletişim kurar. Örneğin sporla ilgili konuşmalar erkeklerin, duyguları hakkında bilgi verir. Futbol, basketbol veya herhangi bir spor dalıyla ilgilenen erkekler takımları benimserler. Ruhları takım ruhu ile batar veya yükselir. Tüm oyuncuları sanki her biri çocuklarıymış gibi bilir ve kariyerlerini büyük bir dikkatle takip ederler. Aynı şeyi pembe dizi izleyen biz kadınlar için de geçerlidir.

Erkekler pazar gecesi maç seyrederken, kadınların dizilerini izlerken hissettikleri aynı “ait olma” duygusunu tadar. Diğer erkeklerle konuşurken sporu paylaşarak ait olma duygusunu sürdürebilirler.

Çoğu durumda müstehcen şakalar ile konuşan iki erkeğin, birbirlerinin kıyafetleri ile ilgili konuşmaya başlayarak, öğle yemeğine giden iki iş kadınından hiçbir farkı yoktur. Konuşmanın önemi ne söylediğinde değil, bir şeylerin söyleniyor olmasında, basit eğlencelerle diğerinin de varlığının paylaşılmasındadır. Bu aynı zamanda konuşmayı başlatmak, ilk karşılaşmayı çekilir hale getirmek ve daha ağır konulara geçişi sağlamak için iyi bir yoldur. Birçok kadın için birbirleriyle konuşmak bir çeşit önemseme şekliyse erkekler içinde müstehcenlik ayni şeydir.
Eşinizi genellemelerle bir kalıba oturtmaktansa kendi yaratılışına göre ne anlatmaya çalışıyor onu anlamak için dinlemelisiniz ve yargılardansa şefkatle eşinize bakabilmeyi öğrenmelisiniz.

Evlilikte Uyum Nasıl Yakalanır?

Evlilikte uyum hem çiftleri hem de çocukları etkileyen en önemli faktör. Evlilikteki uyum beraberinde mutluluğu ve evlilik doyumunu da getirir. Uyumsuzluk ise tüm aile bireylerinin psikolojik ve fizyolojik sorunlar yaşaya ihtimalini doğurur.

“Evliyseniz arkanıza bakıp nasıl bir evliliğinizin olduğunu düşünün. İşinizi kolaylaştırıp size şöyle bir soru soralım; eşinizle ne kadar uyumlusunuz? Evlilikte uyum olmazsa sizin, eşinizin hatta çocuklarınızın psikolojik ve fizyolojik sağlıkları olumsuz yönde etkilenebilir. Evlilikteki uyum beraberinde mutluluğu ve evlilik doyumunu da getirir.

Evlilikte uyum yakalanılamadığı sürece mutlu bir insan olabilmekten bahsetmek oldukça zordur. Evlilik uyumu ve evlilik doyumu benzer kavramlardır ve bu iki kavram sürekli birbirini destekler. Yani doyumun olduğu yerde uyum, uyumun olduğu yerde doyum vardır.

Evlilikte uyum, iyi işleyen sağlıklı bir evliliği ifade eder. Uyumlu evliliklerde; eşler ailenin işleyişi ve evliliğin gidişatı konusunda olumlu yönde hem fikirdirler. Birbirleri ile iyi iletişim kuran; eşlerinden, evliliğinden memnun olan çiftler iyi bir evlilik sürdürebilirler. Fazla anlaşmazlığı olmayan, olduğu takdirde iki tarafın da memnun kalacağı şekilde çözüme kavuşturabilen eşlerin evliliği uyumlu ve mutlu evliliklerdir.

Uyumu Belirleyen Faktörler

Çiftler arasındaki uyumu belirleyen faktörler iki boyutlu ele alınabilir. İlk boyut; çiftlerin iletişimi ve mutluluğunu kapsayan boyuttur ve anlaşma, aşk, cinsel birliktelik, sevgi, evlilikleri hakkında doyum hisleri gibi konular içerir.
İkinci boyut ise çatışmaların olduğu, boşanma hikayelerinin yer aldığı boyuttur. Burada da fiziksel şiddet, sözel saldırganlık, kıskançlık, öfke, ekonomik sorunlar, eşlerin birbirine zaman ayıramaması ve eşlerin kişiliklerinin evlilikte sorun yaratıp yaratmadığı önemlidir.

Eğer farklı kişilik yapısı ve bakış açılarına rağmen çiftler sağlıklı iletişim kurabilir, karşı tarafın görüşlerine saygı duyup anlamaya çalışırsa daha doyumlu bir evlilik hayatı sürdürmeyi başarırlar.

Uyum İçin Çiftler Arası Destek Şart

Evlilik doyumunda eşlerin birbirine desteği, cinsel yaşam memnuniyeti, çiftlerin eğitim seviyeleri ve bu faktörlerin evliliğe nasıl yansıdığı çok önemlidir. Evlilikten önce çiftler arasındaki eğitim farkı göz önüne alınmadığında, evlendikten sonra bu fark çok yüksekse eğer çatışmalar kaçınılmaz olabilir.

Evlilik Biçimi ve Evlilik Süresi Önemli

Kendi seçimi ile evlenen kişilerin evlilik uyumu daha fazladır. Ancak bu görücü usulü evlenenler uyumsuzdur olarak algılanmamalıdır. Görücü usulü evliliklerde aile yapılarının benzer olması uyumu kolaylaştırır. Burada önemli olan aileler uygun görse de son kararı evlenecek olan kişinin vermesidir. Ayrıca, evlilik öncesi tanışma süresinin ya da nişanlılık döneminin olması evlilikte uyumu beraberinde getirir. Yapılan çalışmalarda kadınların evlilik süresi uzadıkça evlilikten duyduğu memnuniyet düşerken, erkekler de tam tersi bir durum gözlemlenmektedir. Yani kadınlar yıllar geçtikçe yorulmakta, erkekler ise daha evcimen olmaktadırlar.

Eşi Çalışmayan Koca Daha Uyumlu

Evli çiftlerin meslekleri de evlilik uyumunu etkiler. Kadınların mesleksel statüleri, eşlerinin evlilik uyumu üzerine etkili değildir. Bununla birlikte çalışan kadınların eşleri, çalışmayan kadınların eşlerine göre daha az evlilik uyumuna sahiptirler.

Mesleksel statüsü yüksek kişiler, orta ya da düşük olan kişilerden daha iyi yaşam standardına ve evlilik uyumuna sahiptirler.

Hazır Olduğunuzda Çocuk Sahibi Olun

Evlilik uyumunu etkileyen başka bir faktör ise çiftlerin çocuk sahibi olmasıdır. Bazı erkeklerde çocuğun varlığı evlilik uyumunu olumsuz yönde etkiler, kadınlarda ise çocuğun bakımını üstlenildiği için eşiyle duygusal iletişim zayıflar ve evlilik uyumu sekteye uğrar.

Buna neden olan sebeplerden arasında; eşlerin çocuk sahibi olamaya hazır olup olmadığını bilmemeleri, erken çocuk sahibi olmak sayılabilir. İki taraf da hazır ve istekli olduğu zaman çocuk sahibi olmak evliliği sağlamlaştırır.

Bu yüzden çocuk sahibi olmadan önce çiftlerin aile ve çift terapistlerinden yardım almaları gerekebilir. Sadece çocuk için değil diğer tüm faktörler için de dışarıdan bir terapistin evliliğinize farklı bir bakış açısıyla bakıp değerlendirme yapması evlilik uyumunuz için hayati önem taşır. “

Eşinize Duyguların Dilini Öğretin

Bir ilişkide samimiyetin sağlanması için erkek ve kadının her ikisinin de anlayabileceği, duygularını açığa çıkarabilecekleri, ortak bir dil bulmaları gerekir. Kadın bu ortak dilin gelişimin de eşine üç şekilde yardım edebilir. İlk olarak eşini cesaretlendirip ona örnekler vererek, duyguların dili hakkında bazı ipuçlarını öğretebilir. İkinci olarak eşinin bazen duygularını dolaylı bir şekilde ifade etmede kullandığı sessiz yöntemleri daha ilgili dinlemeyi öğrenebilir. Son olarak da eyleme dökülmüş iletişim şekillerinin yanında dökülmemiş olanların da değerini anlamaya ve kabullenme çalışabilir. Bu yazımda eşinize duygularının dilini nasıl öğretebilirsiniz onun üzerinde duracağım.

Eşinize Duyguların Dilini Öğretin

Samimiyetim bilinmeyen yönleri her iki tarafın da bunun için çaba göstermesi ile açığa çıkabilir. Kadınlar ve erkekler duygularını farklı yollarla ifade ederler. Duygu ve düşüncelerinizi birbirinizi anlayacak şekle nasıl çevireceğinizi öğrenmeniz gerekir. Evet hepimiz eşinizin, bu dile nasıl çevirmesi gerektiğini kendiliğinden öğrenmesini isteyebiliriz. Fakat gerçek dünyada bir erkeğin kendi kendine çıkıp, duygularını bir kadın gibi öğrenmesini bekleyemeyiz. Eğer eşinizle tam duygusal bir paylaşım istiyorsanız, çaba sarf etmeli ve eşinize kendi duygusal dilinizi öğretmelisiniz. Aksi takdirde beklentileriniz sizi hayal kırıklığına uğrayacaktır.

Ortak Konular ve İlgi Alanları Bulun

Çoğu kadın samimiyetin temelini yanlış bir düşünceye dayandırır, samimiyet için sadece duyguların paylaşılması gerektiğini düşünür. Samimiyeti aşk muhabbeti ile eş tutar. Bu nedenle de kadınlar çoğunlukla ilişkideki sorunları birbirlerine besledikleri duyguları karşılıklı konuşarak, bir takım formüllerle ifade ederek, analiz ederek, eleştirerek çözmeye çalışırlar. Çoğu ilişkinin aşktan gözlerinin kör olduğu başlangıç dönemlerinde bu tür tartışmalar yaşandığı için pek çok kadın, böyle tartışmaların duygusal bağlılığın en belirgin kanıtı olduğuna inanmaya devam eder.

Fakat ilişkinin kendi kendini destekleyen bu başlangıç evresi nadiren süreklilik kazanır. Sadece karşılık görmemiş aşk sürekli olabilir ve bunun sonucu da samimiyet değil saplantıdır. Bu evre geçtikten sonra sağlıklı bir evlilik için, paylaşılan deneyimlerle eşler ilişkilerini kuvvetlendirmelidir.

Kadın eşinin kendisiyle konuşmasını istiyorsa, konuşacakları bir şeylerin olduğundan emin olmalıdır.
Erkekler bir sohbet esnasında daha çok “Ne yapıyorsun ya da şimdiye kadar neler yaptın?” gibi sorulara odaklanırken, kadınlar “Nasılsın?” diye başlayan duygusal muhabbetlere daha açıktır.

İlişkiyi kendi temelleri yerine ilgi duyulan konular üzerine kurmak erkeklere çok daha kolay gelir. Duygularımı açamayan bir eşiniz varsa, kişisel duygularının yerine görünürde kişisel olmayanları koyması onu daha kolay gelecektir. Mesela erkeklerin ilgi alanlarında duygularını paylaşarak kurdukları ya da kurmayı istedikleri samimiyeti en güzel örneğini futbol maçı seyreden bir grup erkeğin duygu alışverişinde görebiliriz.

Elbette eşinizle oturup futbol muhabbeti yapın demiyorum fakat eşinizin bu isteğimden yararlanarak onun duyguları hakkında konuşmaya çalıştırabilirsiniz. Futbol hakkında konuşmaktansa, bir film, kitap ya da gazete manşetleri üzerine konuşabilirsiniz. Korkutucu olmayan bu tip duygusal diyaloglarla başlayan bir kadın yavaş yavaş eşinin kendi iç dünyasını daha yakından paylaşmaya doğru gidebilir. Böylece erkek samimiyet kapısını açan anahtarıyla kendi duygularını da benimseyebilir.

Ona Kendini Nasıl İfade Edeceğini Öğretin

Çiftler birbirine karşı duygularıyla veya özellikle ilişkideki duygusal problemleriyle ilgili olarak konuşmaya başladığında kendilerine açık bir şekilde nasıl ifade edeceğini öğrenmeleri gerekir. Kadınlar duygularını anlama ve anlatma da erkeklere göre daha deneyimlidir. Bu nedenle erkeğin kendisini anlatmak için gerekli konuları, kadın öğretmek zorunda kalabilir.

İletişim kurmak isteyen bir çift, gerçek doğru ya da uzlaşım peşinde olmaksızın nasıl konuşacaklarını bilmelidirler.
Erkekler için önemli olan duygularıyla düşüncelerini ayırt edebilmeyi öğrenmektir. Erkek kadının daha iyi bildiği bu ayırımı yaptığında, kendini motive etme yollarını bulmaya başlayabilir. Böylece neden bu şekilde tepki gösterdiğini, hangi geçmiş olayların sevgisini ifade etmekte korku yarattığını, konuşmayı neden kendisinden başka bir tarafa yöneltmek istediğini, kendi kendine sormaya başlayabilir. İşin püf noktası erkeğin kendisi ile iletişim kurmasını sağlamaktır. Bunu başardıktan sonra başkalarıyla iletişim kurmaya da başlayabilir.

Kendinizi Belirgin Bir Şekilde İfade Edin

Erkeklerin çoğu, konuşmanın konusuna önem verir. Niyeti sorunları çözmektir. Eşiniz böyle biriyse, ona doğrudan sorular sorarak ve özel çözümler getiren özel problemler sunarak bir adım öne geçebilirsiniz. Belki de eşinizi etkilemenin en önemli yollarından biri, ona çözülecek genel bir problem vermek yerine daha özel bir problem vermek ve çözmesini beklemektir.

Bir kadın eşinin kendisiyle konuşmadığından ne kadar şikayetçi olsa da, erkeklerin çoğu eşiyle diyalog halinde olmamayı, konuşamamayı bir sorun olarak görmüyor ve dolayısıyla bu konuyu tartışmanın faydasız olduğunu düşünüyor. Birçok erkeğe göre, “problem” çözülmesi gereken bir şey olarak tanımlanır. Ona göre eşinizin sizinle konuşmaması bir problem değildir.

Size tavsiyem genel durumlar ve sizin genel olarak nelerden hoşlanmadığınız hakkında eşinizle konuşmaya çalışmayın. Konuşmanızı bunun yerine istediğiniz değişikliklere odaklanın. Eşinize sorunlarınız ile ilgili uzun bir konuşma yapmak ve bu arada aranızdaki samimiyetin gelişmesini ümit etmek yerine, zor bir konuda doğrudan sorular sorarak çok daha açık bir yanıt alabilirsiniz. Mesela babasıyla geçirdiği saatlerinin sıcak anıları nelerdi? Çocukluk arkadaşları nasıldı?

Birbirinize Sırlarınızı Açın

Bir erkeğin samimiyet kapılarını aralayan tek şey sırdır. Çünkü erkekler kişisel olaylarla ilgili olarak çok az konuşur ve kendilerini sorgular. Onlar açığa çıkarıldığında acı veren özel sırlar barındıran gerçek hazinelerdir.

Eğer en önemli sırlarını sizi anlatan bir eşe gerçekten sahipseniz açık bir ilişki oluşturmak yolunda, bence uzun bir yol kat etmişsiniz demektir. Bir erkeğin hayatı boyunca taşıdığı sırrı nedir? Babasının para kazanma şeklinden daima utanç mı duymuştur? Çocukken kötü bir şeyler mi yapmıştır? Ne olursa olsun sorunu ifade etmenin gereğine inandırmak çok önemlidir. Böylesi bir sır yükünden kurtulmak hayat değiştirebilir. Hatta eşinizin kişiliğini yeniden kurabilir.

Kısaca eşinizin size bu tip sırlarını anlatmayı düşünmesini sağlamak için, kendi geçmişinizden onun bilmesini istemediğiniz, utanç duyduğunun sırlarınızı anlatarak onu cesaretlendirmek en iyi yoldur. Eğer onu tüm geçmişinizi açarak güveninizi gösterirseniz o da kendi sırlarını vermek için size güvenebilir.

Aşırı Kıskançlık Evlilikleri Sarsabilir

Kıskançlığa bağlı sorunlar eşler arası sorunlar arasında ciddi bir öneme sahiptir. Bu anlaşmazlıklarda bazen eşlerden birinin, bazen de her ikisinin ölçüyü kaçırdığını, eşlerin günlük hayatta maruz kaldıkları streslerle başa çıkamamalarının ve buna eklenen üslup hatalarının da sorunları daha da büyüttüğünü görmekteyiz.

Bazıları, “Eşim evlendiğimizden beri kıskanç yapılı bir insandı. Fakat son zamanlarda sürekli beni izliyor ve her davranışımı eleştiriyor.” diye şikayet ediyor. Diğer eş kıskançlığının aşırı olduğunu kabul ettiğini fakat eşine güveninin sarsılmasında bazı olayların etkili olduğunu ifade ediyor. Bazı eşler de ortak manevi değerlere sahip olarak evlendiklerini fakat eşinin zamanla değiştiğini, karşı cinsle iletişimde güvenini sarsmasa da bazı davranışlarının kendisini rahatsız ettiğini anlatarak anlaşılmak istiyor. Diğer taraftan kariyer sahibi bazı hanımlar eşleriyle çalışma şartları hususunda anlaştıkları halde sürekli kıskançlık ifade eden sözleri karşısında kendilerini çok kötü ve aşağılanmış hissettiklerini ifade ediyor.

Eşler arasındaki kıskançlık ölçülü olduğu takdirde eşlerin birbirine önem verdiğini gösteren, sevgisini artıran birbirini yanlış davranışlardan koruyan tabii bir duyguyken aşırı olduğu taktirde kişinin hem ruh sağlığına hem de evlilikteki uyuma zarar veriyor. Eşler arasında kıskançlığın kontrolden çıkmasında kişisel özellikler ve özgüven sorunları kadar günlük hayat şartları da etkili oluyor. İş hayatının getirdiği mesai şartlarına bağlı olarak karşı cinsle sık görüşülmesi gerektiğinde güven duygusunu sarsacak davranışlardan kaçınmak gerekiyor. Eşler bazen yardım almak ya da yardımcı olmak gibi nedenlerle karşı cinsten bir kişiyle normalden sık veya mesai saati dışında görüşüp bu kişi hakkında eşlerine normalden daha sık bahsediyor. Aynı şekilde internet ve cep telefonlarının bilinçsiz kullanımı da karşı cinsle konuşmayı ve iletişimi kolaylaştırıyor. Başlangıçta iş görüşmesi, insani duygularla yardım etme ya da bilgi alışverişi şeklinde başlayan bir konuşma bile kolaylıkla farklı şekillere dönüşebiliyor. Günlük hayatta karşı cinsle iletişim konusunda dikkatli davranan kişiler bile bazen böyle durumlarda kontrolü kısmen de olsa kaybediyor. Bilinçli kişilerde böyle iken psikolojik sorunları olanlarda durum daha da vahim bir hal alıyor.

Kendisini rahatsız eden bir davranış gören taraf, daha sonra eşini sürekli takip etmeye, sorgulamaya başlıyor. Bu da evliliğin devamını zorlaştırıyor. Evlilikte bağlılık ve vefa kadar güven de önemli olduğundan; küçük hataların sürekli hatırlatılması kişinin kendine güvenini ve kendisini geliştirmesini engelliyor. Eşler kendileri ne kadar ölçülü olsalar da yakın çevrelerinde yaşanan olumsuz olaylar aşırı kıskançlığı tetikliyor.

Öncelikle kıskançlık duygusunun doğru ifade edilmesi gerekiyor. Kişi kendisini rahatsız eden durum ne ise bunu aşırı ifadelerden ve şiddetten kaçınarak net olarak ifade etmelidir. Davranışlarının kendisi fark etmeden eşinin kıskançlık duygularını artırdığını anlayan kişi de eşini suçlamak, aşırı suçluluk duygusuna kapılmak veya savunmaya geçmek yerine onu anladığını ifade etmelidir. Kıskançlık aslında tabii ve yararlı bir duygu iken aşırı olduğunda patolojik bir hal alıyor. Bazen eşler ortada geçerli bir neden yokken de aşırı kıskanç olabiliyor. Gündüz perdeleri sürekli kapatan, eşinin ailesini ya da bir arkadaşını ziyaret etmesine bile izin vermeyen kişiler de var. Bu gibi durumlarda kişi kendisindeki sorunu fark eder psikolojik destek almayı kabul ederse olumlu netice alınıyor. Bazen sadece terapi bazen de ilaç tedavisi ile patalojik hal almış kıskançlık sorunları çözüme kavuşabiliyor.

Kıskançlık duygusunun artmasında eşlerin birbirine yeteri kadar zaman ayırmaması, sevgi ve bağlılık ihtiyaçlarını yeteri kadar karşılamaması da önemli bir etkendir. Kıskançlığın aralarında ciddi şekilde rahatsızlığa yol açtığını düşünen eşler evliliklerini bir kere daha gözden geçirmeli, sorunlarına birlikte çözüm bulmalıdır. Birbirine yeteri kadar zaman ayıran, sohbet etmeye önem veren, günlük hayatını paylaşan, yakın çevresindeki kişiler hakkında bilgi veren ve sınırlara dikkat eden sağlıklı kişilerde aşırı bir kıskançlık görülmüyor. Eşler evliliklerine bakım yapmayı ve küçük sürprizlerle de olsa heyecanı canlı tutmayı ihmal etmemeliler.

Ayrılık sonrası depresyonu nasıl geçer?

Bir aşkın parçalanması, beraberinde yas sürecini de getiriyor. Acısını içine gömenler, itiraf edemeyenler, ayrılık acısının can yoldaşı depresyonu yanı başında buluyor.

Dilin söyleyemediğini, içinize attıklarınızı, üstünü örttüğünüz, toprakla kapattığınız yaraları göz önünden kaldırınca başa çıktığınızı zannediyorsunuz. Oysa yaptığınız, patlamak üzere olan bir tüpü evin kilerine koymaktan başka bir şey değil.

Anlatmıyor, yüzleşmiyor, itiraf edemiyorsunuz ancak bedeniniz buna izin vermiyor. Dilinizde şekillenmeyen yardım çağrısı, bedeninizden geliyor. Depresyon sizi ele geçiriyor. Depresyonda olduğunuzu anlamanın yolları var elbette!

Öncelikle, şiddetli ve yoğun bir üzüntü duygusu içinde oluyorsunuz. Bu duygu günlük hayatınızda zaman zaman yaşadıklarınızdan farklı olarak, süreklilik gösteriyor. Yani, uyumadığınız her an bu ağır duygunun içinde oluyorsunuz. Kendinizi önemsiz, değersiz hissediyorsunuz. Sürekli bir suçluluk hissi yaşıyorsunuz. Konsantre olmak zorlaşıyor. Dikkat eksikliği hemen kendini gösteriyor. Okuduğunuzu bile anlayamaz hale geliyorsunuz. Eliniz, kolunuz kalkmıyor. Boş bir çuval gibi, sanki bıraksalar olduğunuz yerde yığılıp kalacaksınız. Sabahları yataktan kalkmak istemiyorsunuz. Yemek yiyemiyorsunuz. Kendinizi hem çok yalnız hissediyor, hem başkalarıyla vakit geçirmeye tahammül edemiyorsunuz.

Bunlar depresyonun en belirgin özellikleri ama ilk sırayı uyku bozukluğu alıyor. Yani, depresyon içinize sızmaya başladığında, önce uykuya saldırıyor. Ardından isteksizlik devreye giriyor. Eskiden üstüne titrediğiniz işler, önemsizleşiyor. Zorunluluğunuz yoksa kenara atılıp, itelenebiliyor.

Aslında insan, yüreğini koyduğu, zamanını harcadığı ve emek verdiği bir aşkı kaybettiğinde, biraz içine dönme, mutsuz olma lüksüne sahip olmalıdır. Bu yası doya doya yaşayabilmelidir. Ancak tehlike çanlarının kulakları tırmaladığı bir an var, ya dönemezseniz? Yürüdüğünüz karanlık tünelin ucu ya uçuruma çıkıyorsa? Bu yüzden ayrılıkların ardından yaşanan o kötü dönemde, mutlaka bir arkadaşınıza yetki verin. İçinde bulunduğunuz ruh hali çok uzun süre değişmezse, size müdahale etmesi için tembihleyin. Siz vaktin nasıl geçtiğini anlayamayacaksınız. Dışarıdan bakan bir göz ise, tam sınıra geldiğinizde müdahale edebilir.

Tek yapmanız gereken, dostunuz kapıyı çaldığında itiraz etmeden profesyonel yardım almaya gitmek olmalıdır. Aşkın acısını yaşamaya hakkınız olduğu kadar, hayatın güzelliklerini tatmaya devam etmek gibi bir zorunluluğunuz da var. Ayrıca aşkın sizi nerede bulacağını kim bilebilir? Ya gittiğiniz psikoloğun kapısında çarpışırsanız? Bunların yalnızca filmlerde olduğunu mu düşünüyorsunuz? Siz sadece bir adım atın…

Evliliğiniz Monotonlaştı mı?

Evliliğinizi tekrar harekete geçirmenin yolu, ilk günlere geri dönmektir. Mesela eşine bir mektup yaz. Ona ilk aşık olduğun zaman neler hissetmiştin, neden onu seçmiştin, neden onu istemiştin, o günleri düşün ve duygularını, düşüncelerini yaz. Sonra şık bir sofra kur, makyajını, saçını yap, keyifli bir gece geçirmek için her şeyi hazırla ve eşine bu mektubu ver.

Kendisini hala çok sevdiğini, 7 yılın sonunda bazı heyecanlarını yittiğini fark ettiğini, bu yüzden o aşık olduğunuz günlere geri dönmek istediğini anlat. Onun da senin için hissettiklerini o günlere dönerek anlatmasını rica et.

Birlikte olabileceğiniz aktiviteler bul. Sinemaya gitmek, konsere gitmek, sahilde yürüyüş yapmak, ormanda gezmeye gitmek gibi birlikte olacağınız programlar yap.

Birbirinizi özleyebilmeniz için bir hafta ayrı tatil yapmayı öner. Herkes kendi arkadaşlarıyla bir hafta geçirsin, bakalım dönüşte neler hissedeceksin.

Yatak oyunları keşfet, fanteziler üret. Eşinle birlikte olabileceğin zamanlar yarat. Öğlen yemeğine davet et dışarıda birlikte yemek yiyin. Sonra herkes işinin başına dönsün mesela.

Önümüzdeki yaz için yurt dışında bir yer seçin birlikte, oraya gitmek için şimdiden para biriktirip, o ülkenin dilini öğrenmeye başlayın. Her hafta birkaç kelime ezberleyin.

Duygular durup dururken geri dönmezler. Onları tekrar canlandırmak bizim elimizdedir.

Kavga Ederken bile Saygı Sınırı Aşılmamalı

Ailemizle, eşimizle, kendimizle, arkadaşımızla kavga edebiliriz; bu hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak, kavga ederken öfkeyle söyleyeceğiniz sözler daha sonra tamiri zor durumlara yol açabilir.

Boşanmak istiyorum!

Her zaman uzlaşma yolunu aramaya açık olun. Bazen söylediğiniz şeylerin geri dönüşü olmaz. Özür dilemek de işe yaramayabilir. Bu cümleyi söylemeyin çünkü geri dönülmez bir yola girebilirsiniz.

Tıpkı baban gibisin!

Birilerini aile fertlerine benzetmek, sadece o şahsa değil benzettiğiniz kişiye de hakaret etmek anlamına gelir. Herkes bir birey olarak görünmek ister, onu herhangi birine benzetmeyin.

Küfür etmeyin

Onu aşağılayacak kelimeler söylemeyin. Kişiliğine ve yapısına karşı hakaret içeren sıfatlar takmayın. Pislik, korkak vs…

Çocuk senin yüzünden böyle oldu

Çocuğunuzu kavganın konusu haline getirmeyin. O sizin aranızda bir piyon değil. Çocukları tartışmaların dışında tutun.

Sürekli aynı şeyi anlatmak

Geçmişte olmuş bir olayı sürekli önüne çıkararak kavga konusu haline getirmeyin. Yıllar önce olmuş ve bitmiş bir olayı sürekli gündemde tutmayın.

Her zaman böylesin

Onda şikayetçi olduğunuz konuları kavga sırasında yüzüne vurarak, onu düzeltemezsiniz. Tam tersi, olayın abartılmasına sebep olursunuz.

Neden sinirlendin?

Madem suçlu değilsin neden sinirleniyorsun cümlesi, karşınızdakinin sinir kat sayısını ikiye katlayacaktır. İnsanlara kavga ederken enden sinirlendiğini sormak, yaraya tuz basmak demektir.

Benimle şimdi konuşacaksın!

Sizinle hemen o anda konuşmasını istemeniz, onu zorlamak ve gerginleştirmekten başka işe yaramaz. Gerçekten konuşmak istiyorsanız, ikiniz için de uygun zamanı beklemelisiniz.

Hepsi senin suçun

Uçağı kaçırmaktan, yağmurun yağmasına kadar her şey için onu suçlarsanız, bir süre sonra sizin söylediklerinizin bir değeri kalmayacaktır.

Şiddete sevk etmek

Beden dili şiddete doğru yönlenmiş ama kendini kontrol eden birini şiddete yönlendirecek söylemlerde bulunmayın. “Bir de vuracak mısın, hadi vursana, erkeksen vursana” gibi kışkırtıcı cümlelerden sakının.

Evliliğinizi kurtarmak için neler yapılabilir

‘Hayatımın en mutlu günü’ diyerek evlenen birçok insan, kısa zamanda boşanmanın eşiğine geliyor. Evlilik bitmeden önlemini almak için şu tavsiyelere kulak verin!

Günümüzdeki boşanma oranlarına ve ayrılık hesaplarına bakarsak, ilişkilerini ve evliliklerini yürütebilen çiftlerin sayısı gittikçe azalıyor. Bu durumda her çiftin kendine düşeni yapması gerekiyor.

Öncelikle şunu unutmayın; ilişkinizde halledilemeyen bir sorun varsa, bu vücudunuza giren bir mikrop gibidir. Sonunda sizi hasta edeceği kesindir. Önleminizi alıp doktora gitmek varken, evde oturup beklemezsiniz değil mi? Aynı durum ilişkinizde de geçerlidir. Eğer bir sorun var ve çözülmüyorsa, bunun uzmanları var. Gidip yardım almaktan çekinmeyin.

İşin acı tarafı; pek çok çift bunu yapmak için uzun süre bekliyorlar. Çiftlerin yardım alması neredeyse 6 yılı buluyor. Ancak sorunlu evliliklerin yarısı, zaten ilk 7 yıl içinde bitiyor.

Problem çifti yiyip bitirmiş, gereksizce tahrip etmiş, artık kurtarılamayacak duruma geldikten sonra alınan yardımın da bir anlamı kalmıyor. Yani kanser olduğunuzu biliyorsunuz, hastalık bütün vücudunuzu sarıyor, artık bazı organlarınızı kullanamıyorsunuz ve nihayet aklınıza doktora gitmek geliyor. Ama bu durumda doktor ne yapsın?

Çiftlerin sık yaptıkları davranışlardan biri akşam yaptıkları kavgayı yatak odasına taşımaktır. Eğer bir konuda tartışıyorsanız, uyku zamanı geldiğinde bu tartışmayı duraklatmayı bilmelisiniz. “Pause” düğmesine basıp, sabah kahvaltıdan sonra tekrar aynı konuyu tartışmaya devam edebilirsiniz ama bunu yatak odanıza taşımayın.

Yatağınıza kavgalı girmeyin! Ayrı yataklarda uyumayın! Küslüğünüzü ayrı uyuyarak geçirmeye çalışmayın!

İlişkinizin uzun yıllar sürmesini istiyorsanız, yakınlığınızı ve saygınızı her zaman koruyun. Eşinize karşı sıcak, sevecen ve yakın olun. Bu yakınlık meselesi emin olun cinsellikten daha önemlidir. Her zaman sarılın, bedensel temas kurun, el ele tutuşun. Birbirinizi dinleyin ve sohbet edin.

Konuşan çiftlerin temelinde dostluk olduğunda, ilişkilerinde daha fazla güven ve sağlamlık gelişir. Ayrıca birbirinize saygınızı asla elden bırakmayın. Birbirine karşı saygısını kaybetmiş çiftlerin ilişkilerini yürütemedikleri araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır.

Para biriktirip biriktirmediğiniz elbette önemlidir ve bir ilişki geleceğini de sağlama almalıdır. Ancak ilişkinizin kendine ne kadar yatırım yaptığınız, paranızdan daha değerlidir.

İlham Verecek Aşk üzerine söylenmiş etkileyici sözler

Aşkın tanımı herkes için farklıdır. Ancak, bazı insanlar hepimiz adına etkileyici aşk sözleri söylemiştir.

Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek. Sevmek zevktir ama yalnız sevilmenin hiçbir zevki yoktur. Aristo

Büyük insanlarda, liyakat sahibi olanların kendilerini budalaca aşka kaptırdıkları görülmez. Büyük ruhlar ve büyük işler aşkla uzlaşmaz. François Bacon

Aşk yaşamında kadın, ancak hünerli bir çalgıcının elinde dile gelen bir lir gibidir. Kadınlar bizleri sevdikleri zaman her suçumuzu bağışlarlar. Balzac

Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır. Bailey

Tüm duygularımız ve tutkularımız rastlantı ve çıkarın eseridir ve bizim erdem, aşk, karşılık beklemezlik dediğimiz şeyler de hoşgörülerden başka bir şey değildir. Adalet aşkı nedir? Adaletsizlik ıstırabından korkmaktır. Aşk sahip olduklarımızın bizden alınması korkusudur. Aşk duyuların bir hummasıdır. François La Rocheffoucauld

 

Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Aşkta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akıllılık ve akılsızlık vardır. Hafızlık, şeyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, aşağılık ve rintlik vardır. İnsanın toprağını aşk şebnemi ile yoğurdukları için alemde yüzlerce fitne ve kargaşalık peyda olur. Aşkın yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan gönül adı verilen bir damla aldı… Aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı. Mevlana

Kadınların büyük tutkusu aşkı ilham etmektir. İnsanı aşkın güzellikleri yaşatır. Moliere

Aşk utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır. Montaigne

Aşk bir deniz, kadın onun kıyısıdır. Victor Hugo

Aşk köprü kurmaktır. İnsanlar köprü kuracaklarına duvar ördükleri için yalnız kalırlar. Newton

Biz aşk karakteri ile doğarız. Aşk ruhumuz yetkinleştikçe gelişir ve bizi güzel görünen şeye sürükler. Bundan sonra artık bizim bu alemde sevmekten başka bir şey için var olduğumuzdan kim kuşkulanır? Pascal

Aşk mutluluğunu evlendirdikten sonra da sürdürebilseydik, dünya cennet olurdu. Duygulu gönüller sevginin her türlüsü için duygulu değil mi? J. J. Rousseau

 

Değişiklikle karşılaşınca değişen aşk, aşk değildir… Aşk gözle değil ruhla görülür. William Shakespeare

Yalnız akıllı bir insan sevmesini bilir. Sevip de yitirmek, sevmemiş olmaktan daha iyidir. Seneca

Aşk, coşku ve tutku olduktan sonra insan hiç sarsılmaz, bunlar olmayınca yaşam neye yarar. Stendal

Hiç kimse uzun süre evli kalmadıkça gerçek aşkın ne olduğunu anlayamaz. Mark Twain

Aşk bir tablodur, onu doğa çizmiş ve hayal süslemiştir. Tanrı kadınları erkekleri evcilleştirmek için yarattı. Voltaire

Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlar da erkeklerin son aşkı olmak ister. Oscar Wilde

Ey aşk, güzel ve kısasın… Aşk insanı birliğe, bencillik yalnızlığa götürür. Schiller

İnsana karşı sonsuz bir sevgi ve şefkat duyabilmek için dinsel inançlardan kurtulmak gerekir. Robert Owen

İnsan sevmeye başladı mı, yaşamaya da başlar. Madame De Scudery

 

Aşk kulübeyi altından bir saraya benzetir. Holty

Sevilenin kusurlarını hoş görmeyen sevmiyor demektir. Goethe

Erkeğin yaradılışında sevmek yoktu. Ona aşkı öğreten kadındır. Geraldy

Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden başka bir dil ister. Eugene Delacroix

Aşk her şeyin başlangıcı, ortası ve sonudur. La Cordaire

Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur. Antoine Bret

Erkek az fakat sık sever, kadın ise çok ancak bir kez sever. Basta

Evliliği Yaşatan 9 Altın Kural

İşte evliliklerini bir ömür sağlıklı yürütmek isteyen çiftlere bir kaç öneri…

1. Öncelikle bireyin yetiştiği aileden duygusal olarak kopması önemlidir. Bu onlardan ayrı bir kimlik geliştirebilmesi yani kendi kararlarını kendinin alabilmesi, sorumluluk üstlenebilmesi ve risk alabilmesi gibi birçok süreci içerir. Tek başına olmaktan çift olmaya geçiş aynı zamanda rol konusunda bir değişimi içerir.

2. Sağlıklı bir evlilik ilişkisi için Ben yerine Biz demeyi öğrenebilmek gerekmektedir. Bununla birlikte duygusal yakınlığın paylaşımı da sağlanmalıdır.

3. Çocuk sahibi olan eşler anne-baba olmanın sorumluluğunu da bilmelidir. Çocuğun doğumu çiftin ilişkisini etkilememelidir. Bu anlamda eşlerin birbirine destek olması önemlidir. Eğer babalar çocuk ile ilgili süreçte sorumluluk almaz ve bakımı konusunda paylaşıma girmezlerse yalnız kalan anne ilgisini eşinden tamamen çekmeye başlayabilir. Bu da her iki eş arasında kızgınlık, ihmal edilme, önemsenmeme gibi algılara neden olabilir.

4. Zevkli ve zengin bir cinsel yakınlık geliştirip bunun dışsal nedenlerden etkilenmemesini sağlamak gerekir. kadincabilgi.com’un haberine göre; Bazen eşler iş veya aile ile ilgili süreçleri cinsel yaşamlarına yansıtma eğiliminde olabilirler bu da ilişkilerine zarar verir.

5. Eşler yaşamlarındaki sorunları ile yüzleşip, onlarla baş etmeyi denemeliler ve her zaman bu konuda eşinin kendisine destek olmasını ondan talep etmemeliler. Bazı konularda eşler birbirlerini mecbur gibi algılayabilirler bu durum onları farklı beklentilere iteceği için zarar verebilir. Eş ilişkisi yetişkin ilişkisidir dolayısı ile annebabamızdan beklentilerimizi yansıtmamamız gerekir. Tabii ki bazı yerlerde eşler birbirine destek olur ama bu her zaman ve her yerde gibi algılanmamalıdır.

6. Evlilik eşlerin birbirlerine her türlü duygularını; kızgınlık, korku ve sorun vb. anlatabileceği güvenli bir ortam olmalıdır. Böyle bir ortamın olmaması ve paylaşım ihtiyacı eşleri farklı etkinliklere yönlenmesine neden olabilir. Yani eşler birbirlerini anlama yollarını kapattıklarında, başka anlayan kişilere ve ilgilere yönlenme söz konusu olabilir.

7. Eşler ilişkiyi tekdüzelikten kurtararak alternatifler bulma çabasında olmalı ve ilişkiyi keyifli, ilginç, neşeli hale getirmeye çalışmalıdır.

8. Eşlerin bağımsız olarak da hareket edebilme konusunda birbirlerine destek vermeleri önemlidir.

9. Zaman içinde yaşadıkları romantizmi kaybetmeme konusunda çaba harcamaları çiftlerin birbirlerine olan çekimlerini kaybetmemeleri konusunda da önem taşır.

Aile İçi Geçimsizlik ve Çocuklara Etkisi

Evliliklerde eşlerin anlaşmazlıkları çocukların psikolojik sorunlar yaşamalarına sebep olur, bu durum çocukların duygu ve düşünce sistemlerinin bozulmasına yol açar ve günlük yaşantılarının içinde çıkmaza girmelerine çok erken yaşlarda başlamalarına neden olur. Ebeveynler çocuklarının yanında her ne kadar öfke ve tartışmalarını gizlemeye çalışsalar da evdeki gergin hava duygusal bozulmaya en büyük etkendir.

Gerginlik ve öfke patlamalarına maruz kalan çocuklar korku ve endişeye kapılıp üzüntü duyarlar ve bu yüzden de hırçınlaşırlar. Vücut kimyası bozulmaya başlar ve çocukta uykusuzluk, mide ağrıları, baş ağrıları, ağlama, sinirlilik, kendine zarar verme davranışları ile genellikle ilk sinyallerini verir, artık çocuğun hayatının olumsuz yönde etkilediğini, ona verdiği zararları ve hayatının geri kalanında yol açacağı zararlı öğrenimlerin sonuçlarından ne kadar kötü yönde etkilendiğini görebilirsiniz.

Muhtemelen anne-baba arasındaki çatışmalar kendilerince sadece tartışmadır ama ne yazık ki çocuklar için o kadar basit olmadığını, mutlaka derin izler bıraktığını, olumsuz kişilik özellikleri edindiklerini, olumsuz çatışmalardan öğrendikleri davranışları uygun veya uygun olmayan ortamlarda sergileyeceklerini de göz ardı edemeyiz. Çocuklar öfkesini kontrol edemeyen, tepkisel davranış ve düşünceler gösteren özellikler göstermeye başladıkça yaşam kalitelerinin düşmeye başladığını ailelerde gözlemleyecektir. Her ne kadar çocukların bu duruma alıştıkları ya da tartışmaları anlamayacakları düşünülse de aksine çocukların ebeveynlere göre daha duyarlı olduklarının gözlemlendiğini belirtmeliyiz.

Aileler mümkün olduğunca çatışmalarını ya da olabilecek sert tartışmalarını çocuklarından uzakta yaparken herhangi bir anlaşmazlık durumunu çocuklarına uygun bir dille anlatma yolunu seçmelidir. Eğer çocuklarınızın yanında tartışma başlıyor ve şiddetleniyorsa mutlaka konuşarak anlaşabildiğinizi de çocuklarınıza ispat etmelisiniz. Bu çocuğunuzun hem size olan güveninin hem de kendisine olan güveninin artmasını sağlayacaktır.

Çocuklarınızın öfkesini kontrol edebilen, uyumlu, problemlerini konuşarak çözebilen kişiler olarak yetişmesi için ebeveynlerin çaba göstermesi gerekiyor. Mümkün olduğunca, problemlerinizden kaynaklanan çatışmaların yükünü çocuklarınıza yüklememelisiniz, anlaşmazlıkların yarattığı duygusal yıpranmaları onlara yansıtmamalısınız ve onların yanında tartışmalar büyük boyutlara ulaşmadan konuşarak çözüme ulaşabilmelisiniz. Özellikle gelişme çağındayken büyüme hormonlarının üretilmesi tamamen mutlu olmasıyla ilgilidir. Çocuğunuzun planlama ve organizasyondaki gelişimini tamamlaması da mutluluk duygusuyla bağlantılı, beynindeki bu kısımlar da duygularla etkileşim göstererek harekete geçiyor.
Ebeveynlerin farkına varmasını istediğim bir diğer durumda, kendi çocukluk yıllarında anne babalarının tartışma ve çatışmalarına maruz kaldıkları zamanlarda hissettikleri duyguları ve neler düşündüklerini, muhtemelen huzursuzluk, korku, tedirginlik, öfke, güvensizlik hissettiklerini hatırlayarak kendi çocuklarının neler hissedebileceğini tahmin etmeye çalışmalarıdır. Çocuklarınız hangi yaşlarda olursa olsunlar kaldı ki yetişkin yaşlarda bile anne babanın çatışmalarını görmek güven duygusunu törpüleyecektir, küçük ve genç yaşlardaki çocukların mutluluk, güven, huzur, saygı, sevgi duygu ve düşüncelerini büyük ölçüde zedeleyecektir.

Bütün bunları değerlendirerek aile içi öğrenmelerin kalıcılığını bilerek yine de bu davranışları gösteriyorsanız ve bunları çözemeyeceğinizi düşünüyorsanız. Bu konuda deneyimli bir uzmandan yardım almanızı ve hem kendi ruh sağlığınız açısından hem de çocuklarınızın davranış ve düşüncelerinin sağlıklı ve olması gerektiği gibi gelişmesini sağlamak açısından öğrenebileceğiniz ve farkına varabileceğiniz olumlu davranışları en kısa zamanda edinmenizi öneririm.

Konuşmamak şiddeti tetikliyor, Aile içi İletişim becerileri

Günümüzde kadınlar maalesef halen şiddete maruz kalabiliyorlar. Uzmanlar konuşamamanın da şiddeti tetikleyen nedenlerden biri olduğunun altını çiziyor.

Kadın olarak insanlık dışı muamelelere maruz kalabiliyoruz maalesef. Şiddet gören birçok kadın maruz kaldığı şiddeti söylemekten utanıyor. Bu durum şiddeti engellemediği gibi kadınların profesyonel bir yardım alamamalarına neden oluyor. Üstelik çoğu kadının zamanla eşlerinin düzeleceğine olan inançları nedeniyle de sorun iyice çözümsüz hale geliyor.

Şiddet herkesi bulabiliyor. Eğitimli eğitimsiz, yaş, dil, din, ırk ayırt etmiyor. Önce sözle başlayan psikolojik şiddet eğer engellenmezse yerini fiziksel şiddete bırakabiliyor. aile düzeninin yanı sıra kadınların ve çocukların psikolojilerini derinden sarsan bu sorunla nasıl başetmek gerekmektedir.

Sözel şiddete özgüvensiz erkekler daha çok başvuruyor

Yüksek sesle bağırmak ve aşağılayıcı sözler sarf etmek gibi davranış biçimleriyle öne çıkan sözel şiddet, özgüvensiz erkeklerin kendini ifade etmekte zorlandığı durumlarda sıklıkla görülüyor. Kendini sözlü olarak ve doğru şekilde ifade edemeyen erkekler, bu durumun neden olduğu öfkeyle, ajitasyon denilen ve saldırganlık içeren davranışlara yönelerek, öfke kontrolünü elden bırakabiliyorlar. lk zamanlarda küçük ama sürekli sözlü tartışmalarla ilk sinyallerini veren sözel şiddet, zaman içerisinde kadının sessiz kalması ve durumu kendinin bile kabullenememesinin doğal bir sonucu olarak, daha şiddetli bir hale gelmektedir. Ailesinin dağılmasından veya başına daha kötü işler geleceğinden korkan kadınlar, mevcut durumun üzerini örterek, olayları kendi haline bırakabilmektedirler. Bu durum, genellikle işlerin daha da çıkmaza girmesiyle ve hatta şiddetin sözelden fiziksele geçişiyle sonuçlanabilmektedir.

Özgüvenden yoksun, kendini sözlü olarak istediği şekilde ifade edemeyen erkekler, sözel saldırılarla istediklerini yaptırmaya, karşısındaki kadını küçük düşürmeye ve bu yolla sinirlerini yatıştırmaya çalışmaktalar. Bu gibi durumlarda, kadınların mutlaka uzman bir hekimden psikolojik destek almaları gerekmektedir. Çünkü bu sorunlar, zamanla azalmak yerine şiddetini arttırarak ilerleyecek, bu zaman zarfında kadınların psikolojileri daha da yıpranacaktır.”

Destek şart

Eşlerinden veya karşı cinsten herhangi biri tarafından sözel şiddet gören kadınlar, psikolojik açıdan çoğunlukla kendi içlerinde yaşadıkları büyük bir çıkmazın içine giriyorlar. Korku, sessizlik, çekingenlik, özgüvensizlik, umutsuzluk, mutsuzluk gibi psikolojik belirtilerin yanı sıra; çarpıntı, unutkanlık, baş dönmesi gibi fiziksel belirtiler de gösteren kadınlar, kendilerini kronik mutsuzluk ve depresyon gibi ciddi psikolojik etkenlerin de ortasında buluyorlar.

Hayattan zevk alamaz hale gelen bu kadınlar, güçten düşen psikolojileri nedeniyle şiddet uygulayan kişiden uzak durmayı, ayrılmayı göze alamıyor ve konuyla ilgili profesyonel yardım alacak ve bu süreci tamamlayacak gücü kendilerinde bulamıyorlar. Bu gibi durumlarda kişilerin mutlaka profesyonel anlamda bir uzmandan destek almalarını ve çabalarını, durumun üzerinin örtülmesi için değil, bu duruma bir son verilmesi için kullanmaları önerilir. Sözel şiddet son verilebilir bir sorunudur ve uzmanlarla iletişime geçilerek halledilmesi mümkündür.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

İlk buluşmada neler sorulmalıdır

İlk buluşmada karşınızdaki kişiyi daha iyi tanımanızı sağlayacak soruları biliyor musunuz? İşte size ilk buluşmada sormanız gereken 5 soru

İlk buluşmalarda sessiz kalarak onu tanımak yerine, neşeli ancak size fikir veren şu soruları sorun…

1. En çok izlemeyi sevdiğin favori TV programı, film, tiyatro oyunu ya da müzik türü ne?
Bu soru onun duygusal yönü, dünyaya bakış açısı hakkında size bilgi verir. İzledikleriniz ile dinledikleriniz arasında benzerlik ya da farklılık olup olmadığını anlamaya, dünyaya aynı pencereden bakıp bakmadığınızı anlamaya çalışın.

2. Yaptığın işi seviyor musun?
“Ne iş yapıyorsun?” gibi üstü örtülü bir soru yerine onun kişiliği hakkında bilgi verecek bu tür bir soru sormanız onu daha iyi tanımanızı sağlacak. Kariyeriyle ilgili birkaç farklı soru sorarsanız, hoşlandığı ve hoşlanmadığı davranışlar, nelere kızdığı, güçlü olduğu durumlar, nasıl mutlu olduğu gibi konular hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Bazen ona “İnsanların hayallerinden ibaret olduğunu düşünüyorum” gibi cevap şeklinde sorular da sorabilirsiniz.

3. İlişki de açıklık senin için ne anlam ifade ediyor?
Genellikle bu konuda konuşmaya başladığınızda önceki ilişkilerinizden örnekler verirsiniz. Her ikinizde bir elmanın yarısı gibi mi olmak istiyorsunuz? Bu soruyu sorarken şu açıklamayı yapmanızı öneririz. “Bu soru senin için biraz erken olabilir ancak daha önce buluştuğum kişiler ilişkimizden ne beklediklerini bilmiyorlardı. Benden beklediği şeyleri yaptığı umarak görüşmeye devam ettik. Açıkçası bu şekilde yürümedi.” Onun size vereceği cevap beklentilerinizi değerlendirmenizi ve gelecekteki kalp kırıklıklarını önlemenizi sağlayacak.

4. Para kazanmak zorunda olmasaydın, hayatta ne yapardın?
Buluşmalarda umutlar, hayaller hatta pişmanlıklar aranızdaki buzları eritir. Geçmişteki piyano çalma tutkunuz ya da seyahat etme isteğinizle ilgili cevabınız sizin ruh halinizi yansıtır. Paylaştıklarınızla gün geçtikçe ortak amaçlar ve ilgi alanlarınız oluşur.

5. En çok utandığın anı benimle paylaşır mısın?
Bu eğlenceli soru keyifli sohbetin kapılarını açar. Bu tür sakarlıkların ilk buluşmada anlatılması ilk buluşmada rahatsız edici gelebilir. Sizin yanlış anlaşılmanızı sağlamayan, herkese paylaşabileceğiniz ufak tefek sakarlıkları paylaşmanızda bir sakınca yok.

Bu tür ufak tefek sohbetler ilişkinizin ne kadar süreceği konusunda size bilgi verecek ve siz de strese girmeden daha rahat şekilde mutlu bir birlikteliğe adım atabileceksiniz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Kadınların Cinsel Yaşamını Etkileyen Nedenler

Kadınların yaşamakta olduğu cinsel isteksizlik sorunu birden fazla nedene bağlı olarak gelişebilmektedir. Kadının cinsel isteğini etkileyen onlarca faktör bulunmaktadır.Bu faktörlerdenbazıları biyolojik ve fizyolojik bazıları ise psikolojik ve duygusaldır.  Ayrıca tüm bu etkenlerin yanı sıra hormon seviyesi, altta yatan hastalıklar, kullanılan ilaçlar, duygusal durum, stres, ilişki kalitesi, ailesel sorunlar, endişe durumları, ruh hali kadınlarda cinsel isteği yönetmektedir. istanbul escort bayan Cinsel isteksizlik problemi genç kızlıktan bu yana olabileceği gibi çoğunlukla normal cinsel fonksiyonu olan kadında sonradan da ortaya çıkabilir.

Cinsel isteksizlik, yeterli cinsel uyarı olmasına rağmen cinsel istek duyulmaması durumu olup cinsel istek bozuklukları grubunda yer almaktadır.Bazen kadın ve partnerinin kadın cinsel organlarının yapı ve fonksiyonlarını bilmemesi nedeni ile cinsel ilişki öncesinde kadının uyarılması sağlanamamakta, bu durumdaki kadın da cinsel istek duyamamaktadır.Cinsel sağlık için çok önemli olan bu tür problemlerin zamanında tespit edilerek özel cinsel terapilerin uygulanması pek çok cinsel problemi ortadan kaldırmaya yardımcı olmaktadır. Cinsel istek bozukluklarında tedaviye başlamadan önce bir jinekolog tarafından basit bir jinekolojik muayene yapılması gerekmektedir. Jinekolojik muayene sırasında kadının cinsel hazzını etkileyebilecek fiziksel nedenler araştırılır ve Avcılar escort bayan cinsel ilişkide ağrıya neden olabilecek durumlar değerlendirilir. Hastanın varsa kronik rahatsızlıkları, nörolojik problemleri ve kullandığı ilaçlar dikkate alınır.

Cinsel isteksizlikte fiziksel ve psikolojik faktörler yer almaktadır. Bağcılar escort bayan Cinsel isteksizliğin % 1’i fiziksel, % 99’u ise psikolojik nedenlere bağlı olarak etken göstermektedir.

Cinsel İsteksizlikte Fiziksel Faktörler

Cinsel isteksizlikte etken olan fiziksel faktörlerden bazıları;

  • Yaşlanma ve menopoz dönemi
  • Kullanılmakta olan bazı ilaçlar
  • Kronik hastalıklar
  • Alkolizm
  • Hormonal dengesizlikler
  • Ameliyat ile rahmin alınması
  • Böbrek, karaciğer ve kalp yetmezliği
  • İlişki esnasında ağrı hissetme durumu

Cinsel İsteksizlikte Psikolojik Faktörler

Cinsel isteksizlikte etken olan psikolojik faktörlerden bazıları;

  • Aşırı derecede stres
  • Partnerler arasında yaşanmakta olan ilişki sorunları
  • Gizli eşcinsellik
  • Beden şekli ile ilgili kaygılar
  • Geçmişte yaşanan taciz ve tecavüz durumları gibi etkenler

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.