İçinde Bulunduğunuz Anı Yaşamayı Öğrenin

Kafamızın salim olması büyük ölçüde, içinde bulunduğumuz anı ne kadar yaşayabildiğimize bağlıdır. Bir gün veya, bir yıl önce neler olduğu, ya da, ertesi gün neler olabileceğinin önemi yoktur. Sizin var olduğunuz yer içinde bulunduğunuz andır. Bu her zaman böyledir!

Ne var ki, çoğumuz birçok şeyi aynı anda dert etme sanatında ustalaşmışızdır. Geçmişteki sorunlarımız ve geleceğe yönelik endişelerimiz yaşadığımız ana hükmettikçe, biz de kaygılarla ve ümitsizlikle dolu bir bunalıma gireriz. Bu durumdayken hayattan zevk almayı, önceliklerimizi ve mutluluğumuzu ileri bir tarihe erteleyerek, gelecekte “bir günün” bugünden daha iyi olacağına inanmaya çalışırız. Ne yazık ki, şimdi bize geleceğe bakmamızı söyleyen zihniyet, bunu hep tekrarlar ve o “bir gün” bir türlü gelmez. John Lennon’un bir sözü vardır: “Yaşam, biz başka planlar yapmakla meşgulken, olagelen şeylerdir.” Biz kendimizi bu başka planlara kaptırmışken, çocuklarımız büyür, sevdiğimiz insanlar bizden uzağa taşınırlar, kimi ölür, vücudumuz giderek biçim değiştirir; bu arada hayallerimiz uçup gidiyordur. Kısacası, hayatı kaçırıyoruz.

Çoğu insan hayatını, sanki gelecekte kullanacağı bir elbisenin provasıymış gibi yaşar. Oysa, hiç öyle değildir. Kimsenin yarın burada olacağına güvencesi yoktur. Sahip olduğumuz ve kontrol edebildiğimiz tek zaman, içinde bulunduğumuz andır. Aklımızı yaşadığımız ana verebilirsek, içimizden korkuyu atabiliriz. Bu korku gelecekte olabileceğinden kaygı duyduğumuz olaylardır… ileride parasız kalabiliriz, çocuklarımızın başı derde girer, yaşlanacak ve öleceğiz, diye duyduğumuz endişelerdir.

Korkuyla savaşmak için en iyi yol, dikkatinizi tekrar şimdiki zamana döndürmektir. Mark Twain’in müthiş bir sözü vardır: “Hayatım boyunca bir sürü korkunç olayla karşılaştım. Bunların birkaçını da gerçekten yaşadım.” Kimse konuyu bu kadar özlü açıklayamaz, herhalde. Bundan böyle dikkatinizi bulunduğunuz yere ve o ana vermeye çalışın. Gayretinizin karşılığını fazlasıyla alacaksınız.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Hatalarınızı Kabul Etmek Sizi Daha Mutlu Eder

Ben bugüne dek kesin kusursuzluğu arayan hiç kimsenin yaşamında iç huzuru bulabildiğini görülmedi. Her şeyin mükemmel olmasını aramakla, iç huzuru istemek birbirine ters düşer. Bir şeyi mevcut durumundan daha iyi hale getirmeyi hedef almışsak, neredeyse, kesinlikle kaybedeceğimiz bir mücadeleye girmiş oluruz.

Elde olanla yetinip şükredeceğimiz yerde, o konudaki yanlışlığa ve bunu nasıl düzeltebileceğimize odaklanıp kalırız. Tüm dikkatimizi bu yanlışlığa yoğunlaştırdığımız zaman da, durumumuzdan mutsuz ve şikâyetçi oluruz. İster dolabımızın dağınıklığı, otomobilimizdeki bir çizik, eksik sonuçlandırdığımız bir iş, birkaç kilo vermemiz gerektiği gibi, kendimizle ilgili konular olsun, ister başka birinin tavırları, görünüşü veya, yaşam biçimi gibi bize ters gelen şeyler olsun, dikkatimizi sadece kusurlara yöneltmemiz, bizi asıl hedefimiz olan sevecen ve ılımlı olmaktan uzaklaştıracaktır. Bu strateji elinizden gelenin en iyisini yapmayın, anlamına gelmez; sadece yaşamdaki yanlışlara kendinizi fazla kaptırıp, tüm dikkatinizi bunlara vermeyi bırakmanızı öngörür.

Bir işi daha iyi yapmanın mutlaka bir yolu vardır, fakat bu, mevcut durumun tadını çıkarmayıp, iyi yönlerini göz ardı etmek anlamına gelmez. Mesele bunun farkına varmaktır. Burada çözüm, mevcut durumu daha iyi hale getirmekte ısrar alışkanlığına kapılacağımız anda, kendimizi tutmaktır. Böyle olunca kendinize yaşamın o anda da pek fena sürmediğini hatırlatıverin. Kendi yargılarınızın yokluğunda, her şey pekâlâ güzel gidecektir. Yaşantınızın her alanında kusursuzluk arayışınızı bıraktıkça, yaşamın kendi içindeki kusursuzluğu keşfedeceksiniz.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Gençlere Karar Verebilme Gücünü Verin

Bağımsızca karar alabilme yeteneğini köreltmesi, modern eğitimin en üzücü unsurlarından biridir. Günümüzde öğrencilere nasıl düşünecekleri değil, ne düşünecekleri öğretiliyor. Bunun sonucu olarak da kişisel değerlendirmelerine güven duymayan bireyler yetişiyor. Birer birey olarak davranmaktansa, diğer insanların giydiğini giymeyi, diğer insanların okuduğunu okumayı ve diğer insanların yarattığı akım ve düşünceleri benimsemeyi yeğliyor günümüz insanı.

Neye ne kadar güleceğini bile diğer insanlara göre ayarlıyor ;  Cardiff Üniversitesinde yapılan bir deneyde, deneklere bir dizi komedi programı izlettirilir. Yalnız başlarına olduklarında kahkahalar savuran izleyiciler, programı, programdan kendileri kadar hoşlanmayan insanlarla birlikle izlediklerinde ise, gülümsemelerle yetinirler.

Sürekli olarak diğer insanların düşünce ve davranışlarını denetlersek, huzurlu, güvenli ve bağımsız bir yaşama asla kavuşamayız. Birçok insan büyük bir yanılgıya düşerek yaşamını anne babasının, komşularının ya da arkadaşlarının beklentilerine uygun biçimde düzenlemeye çalışıyor, sonuçta da yüzlerinde birer maskeyle, diğer insanlarca belirlenmiş rolleri oynayan oyunculara dönüşüyorlar. Ne var ki başlı başına bir kavram olarak “birey”, bir eşi daha bulunmayan, yaşamını bağımsızca yönlendiren bir kişiyi çağrıştırır.

Taklitlerden Sakının Özgün Kişilik Sahibi Olun !

Psikologlar, kendilerine bir kahraman, gerçek bir sanatçı ya da özverili bir âşık görüntüsü çizmeye uğraşan kişilerin sık sık strese kapıldığını belirtiyorlar. Oysa özgün bir kişilik oluşturmaya çalışmak, bir başkasını taklit etmekten çok daha olumlu ve sağlıklı bir çabadır. Her birey birçok kişinin kavrayamayacağı ölçüde “özel” bir varlıktır. DNA birimlerinin sayısız kombinasyonlar kurarak oluşturduğu yaklaşık 50.000 gen, bir bireyin hücrelerinin diğer bir bireyinkilerden ne denli farklı bir yapıda olduklarını gösterirler.

Umudunuzu Yitirmeyin Olumlu Davranın

Umudunuzu Yitirmeyin

Bir iyimser ile bir kötümser arasındaki en belirgin ayrım birinin mutlu, diğerinin mutsuz olmasıdır. Mutlu kişiyi mutsuz kişiden ayıran da yaklaşımdaki bu kutuplaşmadır. Geleceğe iyimser gözlerle baktıkça, karşı karşıya bulunduğumuz zorluk ve tehlikelerle savaşma gücünü içimizde her zaman duyabiliriz. İyimserliğimizi yitirdiğimizde ise savaşacak gücümüz kalmaz. Zor günlerimizde bize direnme gücü veren içimizdeki umuttur. Umutsuzluk çemberine düştüğümüz anlarda Shelley’nin Prometheus Unbo-und (Zincirlerini Koparan Prometheus) adlı eserinde değindiği ilkeye sarılmalıyız: “Umut umdurduğunu gerçekleştirene kadar umudunuzu yitirmeyin.”

Olumlu Davranın !

Zaman zaman zihnimizi olumsuz, kötümser düşüncelerden arındırmada zorlanırız. Böylesi zamanlarda düşüncelerimizin yerine davranışlarımızı koymak yarar sağlayabilir. Pollyanna ilkesi burada da geçerlidir: Olumlu davranışlar, olumsuz davranışlardan daha etkilidir. Bu gerçek Homer’in Odyssey adlı eserinde etkileyici bir biçimde ortaya konur: Deniz perilerinin büyüleciyi sesleri Yunanlı denizcileri baştan çıkarır. Ulysess adamlarını gemi direğine bağlayarak mutlak bir felaketi önlerse de, deniz perilerinin büyüleyiciliğini silemez. Orpheus daha bilgece bir davranış göstererek öylesine tatlı bir sesle şarkı söylemeye başlar ki deniz perilerinin sesi duyulmaz olur. Olumlu bir “karşı atak”, davranış değişikliği sağlamanın en etkili yoludur. Çinliler’in dediği gibi, “Küçük bir mum yakmak, karanlığa düşmekten iyidir.”

Yaşamınızın Tüm Sorumluluğunu Üstlenin

Doktorlar her şeyi oluruna bırakan bir insanın yaşama bağlılığını yavaş yavaş yitirdiğini belirtiyorlar. Psikiyatr Dr. Flanders Dunbar eşit ağırlıkta koroner hastalığa yakalanan iki hastanın öyküsünü anlatır. Biri tedaviyi hastalığa meydan okuma, diğeri de yenilgi olarak görür. İlki, “İyileşmek için çaba göstermeliyim” diyerek olumlu bir tepki gösterirken, İkincisi “Her şey sizin elinizde, doktor” diyerek tüm sorumluluğu doktorun omuzlarına yükler. İlk hasta iyileşir, diğeri ise ölür.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Depresyon Nedir Tedavisi Nasıl Yapılır?

Depresyon tedavisi nasıl yapılır?

İlaç ve psikoterapi birlikte uygulanır. Antidepresif ilaçlar beyinde oluşan kimyasal bozukluğu tedavi ederek dengeye getirir. İlaç tedavisine paralel olarak hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştıran veya hastalığın tedavisinde güçlüklere yol açan günlük yaşamla ilgili sorunların psikoterapi yoluyla tedavi edilmesi gereklidir. İlaç tedavisi ve psikoterapinin birlikte uygulanması en idealidir.

İlaç olarak bir çok antidepresan kullanılır. İlaçlar, hastanın durumuna göre hekim tarafından seçilir. Hiç kimse kulaktan dolma bilgilerle ve eş dostun ‘bana iyi geldi, sen de kullan’ şeklindeki telkinlerine uymamalıdır. Son yıllarda geliştirilen ilaçların önemli bir bölümü bağımlılık yaratmadıklarından, hekim kontrolünde olmak koşuluyla, güvenli bir şekilde kullanılırlar.

Tedavide kullanılan ilaçlan birer mutluluk hapı olarak görmemek gerekir. Bu ilaçlar vücuttaki bozuklukları tedavi ederek hastaların normal yaşamlarına dönmelerine yardımcı olurlar. İlaç tedavisi haftalarca ve hatta aylarca sürebilir. Ortalama tedavi süresi 9-18 ay arasında değişir. Hastaların büyük bir bölümü tedaviye olumlu cevap verir. Tedavinin başlangıcında görülebilecek geçici kendini iyi hissetmeme durumlarından korkmamak ve tedaviyi asla yarım bırakmamak gerekir.

Bazı hastalar hayal kırıklığına uğrayabilir. Bundan dolayı tedavinin aylarca sürebileceği hastalara ve hasta yakınlarına mutlaka detaylı olarak anlatılmalıdır. Her hastanın tedavisi kendine göre farklılıklar gösterir. Bunu, en iyi tedaviyi planlayan ve uygulayan doktor bilir. Mutlaka doktora güvenmek ve hayal kırıklığı yaşamadan sabırla tedavi ye devam etmek gerekir.

 

Her tedavide en tehlikeli olan davranış biçimi,tedaviyi yarım bırakmaktır. Özellikle depresyon gibi ciddi bir ruhsal hastalıkta, bu davranış biçimiyle sıkça karşılaşıyoruz.

Hastanın tedavisinde, ilaçlar kadar hasta yakınları ve arkadaşların davranışları çok önemli rol oynar. Olabildiğince normal arkadaşlık ilişkilerini devam ettirmek ve hiçbir zaman yargılayıcı tutum içinde olmamak gerekir, İlaçları kullanması ve diğer tedavileri uygulaması açısından hasta teşvik , edilmelidir. Hasta yakınlarının hastada olabilecek iyileşme belirtilerini dikkatlice gözlemeleri çok faydalıdır. Hastanın kendisi bunları algılamayabilir, Özellikle hastanın intihardan söz etmesini ciddiye alarak hızla doktoruna aktarmalıyız.

Depresyonun görülme sıklığı nedir?

Depresyon kadınlarda erkeklere göre iki misli sıklıkta bulunur. Özellikle ailesinde depresyon yakınması olanlarda hastalığın ortaya çıkma sıklığı da ha fazladır. Amerika Birleşik Devletlerinde her yıl yaklaşık 12 milyon kişi depresyon tanısıyla tedavi edilmektedir.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Çocuğunuz Bilgisayar, İnternet, Oyun Bağımlısı mı?

Bilgisayar oyunlarının bağımlılığı depresyona yol açmaktadır. Bilgisayar oyunları çocukları reel dünyadan koparıp, onları sorumlulukların olmadığı sanal dünyaya bağımlı hale getirdiklerini söylediler. Dünyada yapılan araştırmalara göre video veya internet üzerindeki oyunlar ile vakit geçiren çocukların bir süre geçince depresif belirtiler gösterdiklerigözlemlenmiştir.

Bilgisayar Oyunlarının Piskolojik Etkileri

Bilgisayar oyunları oynama alışkanlığı olan veya anne–babası tarafından oyun bağımlısı olarak abartıyla betimlenen gençler üzerinde yapılan araştırmalar, bilgisayar oyunlarının kişinin zamanın nasıl geçtiğini anlamadan, fiziki hayatı kaçırmaya sebep olduğu ve oyunlar sebebiyle yapılması gerekilen sorumlulukların umursanmadıkları ortaya çıktı.

“Çünkü unutuyorlar” Bilgisayar oyunları kişileri gerçek dünyadan uzaklaştırarak yabancılaştırıyor.

Bunun sonucu olarak da insanları sosyal kaygı ve depresyona sokuyor. Bilgisayar oyunlarındaki sanal boyutun gerçek dünyadaki sorumlulukların üzerini örtmesine izin verilmemesi için bu konuda ilk önce aile büyüklerine yani anne ve babaya sorumluluk düşüyor. Özellikle 10–17 yaş arası çocukların oyun saati eşit şekilde ve psikolojik durumuna göre düzenlenmeli, her bir saat bilgisayar oyununa karşılık iki saat fiziki olarak bilgisayardan uzak durularak vakit geçirilmeli ve çocuğa sorumlulukları hatırlatılmalı.

Çocuğunuzun bilgisayar, telefon ve oyunla ilgili davranışı günlük yaşamını etkileyecek düzeyde ve konuşarak bu davranışını kontrol edemiyorsanız ve iletişim kopuklukları oluşuyorsa uzman desteği almanız faydalı olabilir.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Utangaçlık ve Özgüven Eksikliği İle Başetme

Özgüvenli Olun Deneyim Edinin !

Özgüven de diğer birçok sosyal beceri gibi, en kolay deneyimle kazanılır. Deniz korkusunu ayaklarınızı sudan uzak tutarak gideremezsiniz. Utangaçlığınızı bir köşeye çekilerek yenemezsiniz. Herhangi bir etkinlik ya da durum (sınavlar, görüşmeler, topluluk önünde konuşma, çocuk yetiştirme v. b.) üzerinde ne denli deneyimli olursak, o denli korkusuz oluruz.

Ömrü boyunca bir uçaktan paraşütle atlamamış olan bir kişi ilk atlayışında doğal olarak az çok korkacaktır, ancak uçaktan atlama aşamasına gelmeden önce, yapacağı birkaç alıştırma (ilk olarak bir salonda atlama tekniğini öğrenmek sonra da bir kuleden deneme atlayışları yapmak v. b.) duyacağı korkuyu azaltacaktır. Testler, böylesi alıştırmalar, deneyimi artırarak heyecanı giderdiğini gösteriyor. Bir denemede, paraşütçü adaylarından, otuz metre yüksekliğindeki bir kuleden atlayış sıralarının gelmesini beklerken duydukları korkuyu on üzerinden puanlamaları istenir. İlk atlayış öncesinde ortalama olarak altı puanla değerlendirilen korku, yedinci atlayış öncesinde üç puanla değerlendirilir.

Utanma duygusu

Heyecanımızı kurmaca alıştırmalar yaparak da yenebilir iz. Barış dönemlerinde gerçekleştirilen askeri tatbikatlar, askerleri savaş manevralarına ve savaşın psikolojik olumsuzluklarına hazırlar. İkinci Dünya Savaşı patlak verdiği sırada orduda bulunan askerlerin, savaşın ilerleyen günlerinde orduya alınan yedeklere oranla, olumsuz psikolojik etkilere daha dayanıklı çıktıkları görüldü.

Barış döneminde düzenlenen tatbikatlar, askerlere, psikolojik üstünlük sağlamıştı. Sürekli yineleme aracılığıyla savaş, ya da paraşütle atlama korkusunu daha aza indirgeyebiliyoruz. Laboratuvar hayvanları aralıklı olarak stres altına sokulduğunda, böbrek üstü bezleri büyür, dolayısıyla kanlarındaki kortikosteroid stres hormonları çoğalır. Böylelikle de güvenliklerine yönelik olası tehlikeleri daha kolay savuşturabilecek bir duruma gelirler.

Peki bu hazırlıklar pratikte ne kadar başarılı olabilir?

Güven duygusu ve dayanıklılık sonradan kazanılabilir mi? Bell Telefon Şirketi’nin “bir hayli stresli”yöneticileri üzerinde yapılan araştırmaları yürüten psikologların deneyimlerinden, böylesi becerilerin zamanla kazanılabileceğini öğreniyoruz. Söz konusu araştırmanın bir bölümünde, yöneticilerin güven ve denetim duygularını güçlendirmek amacıyla “dayanıklılığı artırma grupları” kurulur.

İlk aşamada, yöneticilerden yakın geçmişte başlarına gelen stres yaratıcı bir olayı hatırlamaları ve bu olayı yeni baştan değerlendirmeleri istenir. Daha sonraki aşamada ağır bir hastalığa tutulmak ya da eşini yitirmek gibi önlenmesi ya da denetlenmesi olanaksız durumlar karşısında nasıl davranmaları gerektiği anlatılır. Son aşamada ise yaşamlarının bir alanındaki başarısızlığı, diğer bir alanındaki başarıyla nasıl örtebilecekleri öğretilir. Sekiz derslik sürecin sonunda, grubun dayanıklılığında belirgin ilerlemeler görülür. Öte yandan, dayanıklılık eğitimi verilmeyen kontrol grubundaki diğer yöneticilere oranla, stresten ve yüksek kan basıncından daha az yakınır olmuşlardır.

Özgüven eksikliği

Birçok durumda çekingenlik beceri yoksunluğundan değil, başarısızlık korkusundan kaynaklanır. Topluluk önünde gülünç duruma düşmekten korktuğumuz için çekingen davranırız. Halbuki İngilizlerin, “Cesaret eden kazanır” deyişini doğrulayan birçok olaydan söz edilebilir.

İkinci Dünya Savaşı sırasında psikolog Dr. Paul Torrence, başarılı ABD pilotlarında ortak bir özellik bulur: Riske girebilme becerisi. Bu becerileri güven duygusu sağlamış ve başarılarını artırmıştır. “Yaşamın kendisi de tehlikeli; tehlikeleri önlemeye ayırdığımız zamanı, tehlikeye atılmayı öğrenmeye ayırsak yaşamdan bu kadar korkmayız” diyor Dr. Torrence. Tehlikelerden korkmayarak ve zorluklara tüm gücümüzle karşı koyarak özgüven ve özsaygımızı artırabiliriz.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Geçmişteki Yanlışlıkları Unut Keşkelerden Kurtul

Kronik pişmanlık, insanı en çok yoran ve hiçbir yarar sağlamayan duyguların başında gelir. Çoğu insanda geçmişteki hatalara karşın ağır pişmanlık duygusu içindedirler. Kimileri anne ve babalarına yeterince saygı göstermemiş olmanın, kimileri de çocuklarını yanlış yetiştirmiş olmanın vicdan azabını taşır.

Geçmişte sergiledikleri kötü davranışların (eşe ihanet, hırsızlık, kürtaj, intihar teşebbüsü, gençlik yanlışlıkları vb.) pişmanlığı altında kıvrananların sayısı da az değildir. Geçmişte yapılan yanlışlıklar zihinlerini sürekli olarak uğraştırarak özsaygılarını zedeler.

Akıldan çıkarmamak gerekir ki insan kusursuz bir yaratık değildir; yanılabilir ve yanlışlık yapabilir. Gerçekten de yaşam sürecimiz, bir sarhoşun dar bir sokak boyunca ilerleyişine benzer. Düz bir yol izlemeye çalışsak da ister istemez sendeler ve yoldan çıkarız zaman zaman. Belirlediğimiz hedefe varmamız şartıyla bu aksaklıkların hiçbir değeri yoktur. Ne var ki kimi insanlar, sonuçtaki başarılarını göz ardı edip ufak tefek yanlışlıklarını kendilerine sorun yaparlar. Herhangi bir ayrıntı üzerindeki yanlışlıkları, genel başarılarını gölgelemeye yeter de artar.

Kabul etmek ve Unutmakla Başlayın

Yaşamlarındaki bir iki insanın sevgisini kazanamamış olduklarından, sevilebilecek biri olmadıklarını düşünürler. Geçmişteki başarısızlıkları ve yanlışlıkları mutlu olmalarına engeldir. Böylesi insanların her yeni günün geçmişin başarısızlıklarını biraz daha sileceğini düşünmeleri, yaşamlarının geri kalan bölümlerini hoşnutluk içerisinde geçirebileceklerine inanmaları gerekir.

Bir yanlışlık yaptığımızda yanlışımızı kabul etmemiz, neden olduğumuz olumsuzlukları gidermemiz ve yanlışlığı yinelememeye çalışmamız gerekir. Demek ki bağışlamak ve unutmak durumundayız. Birçok insanın yanıldığı nokta da bu; unutma sürecinin en az itiraf ve günah çıkarma ölçüsünde rahatlatıcı bir etkisi bulunduğunun bilincinde değiller. Bilinmesi gereken diğer bir nokta da kendimizi bağışlamanın, zihinsel sağlığımız üzerinde uzun süreli yararlar sağladığı. Unutmamak gerekir ki çamurda yuvarlanarak temizlenemezsiniz.

 

Keşke ‘lerden Kurtulun.. 

New Yorklu bir psikiyatr, hastalarına, onları geçmişlerinin verdiği suçluluk duygusundan kurtararak yardımcı olmaya çalışıyor: Deneyimleri sonucunda birçok insanın ruhsal sorunlarının temelinde tek bir sözcüğün yattığını, bu sorunların da yalnızca iki sözcük kullanarak kolayca çözülebildiğini anlamış.

Sorun oluşturan sözcük, “keşke” sözcüğü: “Keşke o teklifi kabul etseydim”, ‘Keşke o fırsatı kaçırmasaydım” biçiminde dile getirilen düşüncelerin kişinin bugünkü mutluluğunu gölgeleyip, gelecekteki mutluluğunu tehlikeye attığını ileri süren psikiyatr, bu sorunun, “keşke” sözcüğünün sözcük dağarcığından çıkarılarak çözülebileceğini belirtiyor. Önerdiği iki sözcük ise “bundan sonra”.Bu sözcükleri kullanarak yanlışlıklarımızın ve başarısızlıklarımızın olumsuz etkisini azaltabileceğimizi ve yaşama bağlılığımızı artırabileceğimizi öne süren psikiyatr: “Bundan sonra önüme çıkan teklifleri daha iyi değerlendireceğim”, “Bundan sonra işimin tutsağı olmayacağım”, “Bundan sonra fırsatlara daha mantıklı yaklaşacagım”biçiminde düşüncelerle yaşamımızı daha yaşanır bir duruma getirebileceğimizi söylüyor.

Böylesi bir yöntem kullanarak geçmişin yanlışlıklarına bir sünger çekebilir ve zamanımızı, düşüncelerimizi ve enerjimizi bugün ve gelecek üzerinde yoğunlaştırabiliriz.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Sürekli onay mı bekliyorsunuz?

Başarısızlıktan korkuyor, stresten kurtulamıyor, en ufak bir eleştiride bile sarsılıyorsanız dikkat!
Şöyle bir profil düşünün: Ailenize, eşinize, arkadaşlarınıza bağımlısınız. Birilerinin size “harika” demesi size müthiş bir yaşam enerjisi veriyor, olumsuz en ufak eleştiri duyduğunuzda ise karalar bağlıyorsunuz. Bir iş yaptığınızda birilerinden “bu iş iyi olmuş” cümlesini duymazsanız bir yanınızı eksik hissediyorsunuz, becerilerinizden şüphe duyuyorsunuz… İşte “onay ihtiyacı” başlığı altında toplayabileceğimiz bu tip durumlar, modern insanın üzerindeki stresin en büyük kaynaklarından biri olarak değerlendiriliyor. Peki bir insan neden sürekli onaylanma ihtiyacı duyar? Onay beklemek ne kadar normaldir?
Öncelikle bu sürecin çocukluktan başladığını vurgulamak önemli. Kendi toplumumuzda, aile ve toplum tarafından, başkalarının hakkımızda ne düşüneceği üzerine kurgulanmak zorunda bırakılmış yaşamların yabancısı değiliz. Modern yaşamın en büyük stres kaynaklarından biri olarak değerlendirilen bu durum, kişinin çocukluk yıllarında anne-babadan gördüğü davranış biçimlerine temellendiriliyor. Anne-babaların çocuğun davranışlarına olan tepki biçimleri, yetişkinlik döneminde kişinin büyük özgüven eksikliğine sahip olmasına yol açıyor. Özgüven eksikliği ne kadar büyükse de onay ihtiyacı o kadar artıyor, yaşam sadece “etraf ne der” fikri etrafında kuruluyor.
Siz de karakterinizin bir parçası olduğunu düşündüğünüz “onaylanmaya ihtiyacı” yaşıyorsanız, psikoterapi gibi bilimsel yöntemlerden yardım almayı deneyebilirsiniz.

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Ünlülerden moralinizi düzeltecek 5 söz

Moralinizi düzeltecek bir şeyler arıyorsanız, alttaki sözlere göz atabilirsiniz. Ama unutmayın, en güzel söz, henüz söylenmedi ve moraliniz neye bozuk olursa olsun, daha iyi günlerin ve daha iyi şeylerin geleceğine inancınızı yitirmeyin.

1. BİR ŞEYİ BEĞENMİYORSAN, ONU DEĞİŞTİR. ONU DEĞİŞTİREMİYORSAN, TAVRINI DEĞİŞTİR. – MAYA ANGELOU

Amerikalı yazar Maya Angelou’nun bu harika bir sözüdür. Hoşlanmadığın bir şeyi ya da durumu değiştirmek için çaba göster, olmuyorsa farklı bir yol dene ama mutlaka dene. Her zaman bir yol vardır, bazen yol sadece seninle ilgilidir ve başkaları değil sen değişmek zorundasındır. Tavrını değiştirdiğinde zaten durum da değişir.

2. BİR YOLUNU BUL. -DİANA NYAD

Diana Nyad 30’lu yaşlarında kıramadığı uzun mesafe yüzme rekorunu 2013’te 5’inci denemesinde kırmayı başardı. Cuba’dan Florida’ya köpekbalığı kafesi olmaksızın tam  53 saatte yüzdü hem de 64 yaşında olmasına rağmen! Bu başarısını neye borçlu olduğunu anlattığı birçok yazı ve video hatta belgesel var. Rekoru kırmak için çaba harcadığı süreçte vazgeçmeye meyilli olduğu ve artık yorgun düştüğü anlarda kendine bunu söylüyormuş, “bir yolunu bul, başka bir yolunu bul…” Siz de pes etmeyin, başka bir yolunu bulun! Olmazda madde 1’e geri dönün!

3. BAKMA ŞEKLİNİZİ DEĞİŞTİRİRSENİZ, BAKTIĞINIZ ŞEYLER DEĞİŞİR. -WAYNE DYER

Bazen tek ihtiyacımız olan yeni bir bakış açısıdır. Bakış açınızı değiştirmek için amuda kalkmanıza gerek yok ama tabi bu da bir yol. Her zaman oturduğunuz koltuğa oturmayın, her zaman gittiğiniz yoldan gitmeyin ve her zaman görüştüğünüz insanlar yerine farklı insanlarla görüşün. Bakış açınız değiştiğinde her şey gözünüze farklı görünmeye başlayacak. Bu her zaman iyi bir şey mi tartışılır, ama bazen elimizdekilerin değerini anlamak için kıyaslayabiliyor olmaya ihtiyaç duyuyoruz. Kendimizi tanımanın en iyi yolu ise yeni arkadaşlar edinmek.

4. BEKLEMEYİN; “DOĞRU ZAMAN” ASLA GELMEYECEKTİR. NEREDE DURUYORSANIZ, ORADAN BAŞLAYIN VE EMRİNİZDE HANGİ ARAÇLAR VARSA ONLARLA ÇALIŞIN; DAHA İYİLERİNE YOLUNUZ ÜSTÜNDE NASIL OLSA RASTLAYACAKSINIZ. – NAPOLEON HİLL

Sizin de yapmak istediğiniz, ama başlamak için şartların daha uygun olmasını beklediğiniz o iş her neyse, bugün ona başlayın. Dört dörtlük yapmak için çalışacak vaktiniz nasıl olsa olur. Ya da belki hatanızdan bir şeyler öğrenir, ve bir daha ki denemenizde daha iyisini yaparsınız.

 5. BİR KİŞİ YAŞAMINDAKİ OLAYLARI DEĞİL, YALNIZCA ONLARI GÖĞÜSLEME BİÇİMİNİ DEĞİŞTİREBİLİR. – STEFANO D. ANNA

Her şey bizim elimizde değil, sadece kendimizi kontrol edebiliriz, başkalarını ve başımıza gelen olayları değil. Ama nasıl davranacağımıza ve ne hissedeceğimize biz karar veriyoruz. İsterseniz yorganı başınıza çeker bütün gün uyursunuz, isterseniz bir arkadaşınızla dertleşirsiniz, isterseniz ayakkabılarınızı giyer koşuya çıkarsınız, seçim sizin.

Bunlar gibi binlerce özlü söz size bir google araması kadar yakın. Ama önemli olan sizin nasıl hissetmek, nasıl yaşamak istediğiniz. Moraliniz bozuk şekilde geçen her anın o çok kıymetli yaşamınızdan eksildiğini unutmayın.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Moralinizi düzeltecek öneriler

Yolunda gitmeyen işler ve ilişkiler moralinizi mi bozuyor? Tümünü değiştirmek sizin elinizde!

Koklayın, Rahatlayın

Kokladığımız kokuların ruh halimize sandığımızdan çok daha fazla etkisi vardır. Özellikle sandal ağacı, fesleğen, lavanta, paçuli, gül kokularını bolca koklayın.

Hayattan Mola İsteyin

Bazen gerçekten çok bunalıyor ve hayatın üzerinize doğru geldiğini hissediyor olabilirsiniz. Ancak asla pes etmek yok. Nasıl ki bir basketbol maçında oyun kötü giderken bir mola alınır ve oyun yeniden programlanır. Siz de kendi kendinizin koçu olun ve hayattan yarım saat mola alın. Geriye doğru iyice gerilerek ve sonrasında esneyerek arkaya doğru yaslanın.

Nefesinize konsantre olarak gittikçe kaslarınızın gevşediğini hissedin. Her nefes alınışınızda kendinizi esnek bırakın. Bu esnada olumlu düşüncelerle beyninizi rahatlamaya çalışın. Kendinizi tam bir bolluk, sağlık ve zenginlik içinde düşünüp o anın gerçek olduğunu hissedin.

Güneşe Dönün

Gün ortasında tercihen öğle saatlerinde mutlaka 10-15 dakika güneş ışığına çıkın. Sonbahara girdiğimiz bu günlerde güneş ışığı temel ihtiyacımız ve enerji kaynağımız. Kemiklerin gelişmesi, cildin kendini yenilemesi, hormonların canlanması için güneş ışınlarına önemli derecede ihtiyaç var.

Renkler Sizi Canlandırsın

Depresyon döneminde gri, siyah gibi pastel renkleri değil de özellikle turuncu, kırmızı gibi canlı ve uyarıcı renkleri tercih edin.

Omega 3’ten Yararlanın

Omega 3 yağı en çok somon, uskumru, sardunya gibi balıklarda, bitkisel olarak ise başta keten tohumu olmak üzere; ceviz, semizotu ve taze fasulyede bulunur. Omega 3 yağını egzama türlerinde, sinir sistemi bozukluklarında ve depresyondan korunmada faydalıdır. Bilinen ciddi yan etkisi yoktur. Balık türlerine karşı alerjisi olanlar ve kan sulandırıcı ilaç kullananlar doktor kontrolünde omega 3 yağı kullanmalıdır.

Baharatları Kullanın

Kırmızı pul biberin içindeki doğal bir kimyasal maddenin insanı canlandırıcı ve kısmen de antidepresan etkisinin olabileceği hakkında pek çok araştırma konusu bulunuyor. Kırmızı pul biber dışında; nane, limon, zencefil, melisa baharatları da yarar sağlayabilir.

Spor Yapın

Sporun antidepresan etkisi tartışılamaz. Tercihen açık havalarda yapılacak düzenli egzersizler depresyona karşı koruyucudur ve size kendinizi iyi hissettirecektir.

Hayvan Besleyin

Karşılıksız sevmek de faydalıdır. Kedi ya da köpek bakmak, çiçek yetiştirmek çok faydalıdır.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Ne zaman evet, ne zaman hayır demeliyiz

“Neden ‘hayır’ demekte sorun yaşarız?, Kabul etmek ve reddetmek ne zaman öğrenilir?, Belli bir yaştan sonra düzeltme ihtimalimiz var mıdır?, Hayır diyememek bir hastalık mıdır ve başka psikolojik rahatsızlıklarla ilgisi var mıdır?”

‘Yapısal bir sorun’

“Hayır” diyememek hastalık değildir; yapısal bir sorundur. Hastalık olsaydı bir ilaç tedavisi ile yok edilebilirdi. Bağımlı yapıdaki kişilerde ortaya çıkan bir sorundur. Depresyonun belirtileri arasında da yer alabilir. Depresyondaki insanlarda inisiyatif kaybı olur. Kolaylıkla yönlendirilebilirler. Cep telefonu dolandırıcıları bağımlı yapıda ve depresyondaki kişileri kolayca ağına düşürebilmektedirler. Bazı tehditlerle korkular uyandırılarak sanki hipnotize edilmiş gibi konutlara uyması sağlanabilir.

 

Ne zaman evet, ne zaman hayır demeliyiz

“Hayır” veya evet deme kararı irademizle ilgilidir. İrade her zaman baskı altındadır. Dürtülerin ve aklın yönlendirmeleri karşısında gerçekliği de gözeterek bir karar vermek durumundadır. Bu karar içinde bulunulan şartlara göre netleşecektir. Karar verirken içsel ve dışsal bütün dengeler mümkün olduğunca gözetilmelidir. Karar neticesinde de mümkün olduğunca az çatışma yaşanmalıdır. Bazen içsel-dürtüsel talep çok güçlü olabilir.

Normalde çok iradeli, makam mevki sahibi bir insanın kendi nefsinin taleplerine hayır diyemediği de olur. Otokontrol duygusu gelişmiş, özerk, bağımlı olmayan bir yapı ancak çocukluktan itibaren bilinçli anne-babanın yardımı ile gelişebilir. Eğer erişkin yaşamda bu sorunlar saptanırsa tedavi ile güçlü bir irade geliştirilebilir.

 

Tedavi gerekir mi

Hayır diyememek eğer depresyondan kaynaklanıyorsa tedavisi ile de ortadan kalkar. Yapısal sorunlar ise ancak terapi ile yok edilebilir. Yıllar boyu hayır diyemediği için depresyona giren kişiler de vardır. Bu kişilerde hem ilaç tedavisi hem de terapi birlikte uygulanmalıdır. Eğer ilaçla depresyonu tedavi eder ve yapay bir iyilik hali yakalanır, zemindeki kişilik yapısına müdahale edilmez ise tedavinin ardından yine aynı tablo karşımıza çıkacaktır.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Dikkatinizi Artıracak Yöntemler ve Destekleyici Besinler

İster matematik problemi çözün ister bir işe odaklanın ister bir proje üzerinde çalışın konsantrasyon sağlama tamamen beceri işidir. Algının en yüksek performansı konsantrasyon, beynimizde salınan, farkındalığın, huzurlu kavrayışın boyutunu oluşturan alfa dalga boyuna göre değişebilen genelde kısıtlı denetimini elimizde bulundurduğumuz ve çoğunlukla devamlılığını sağlamakta güçlük çekerek şikayetçi olduğumuz bir konu. Konsantrasyon artırmak bilinçle eşdeğer aslında kolay bir yöntemdir.

Konsantrasyon arttırıcı etkenleri göz önünde bulundurarak ve denetimini kolay sağlamak için destekleyici besinler ve basit formüllerle artık şikayet konusu olmaktan çıkabilir.

Konsantrasyon sağlayamadığınızdan şikâyetçi iseniz işte birkaç öneri;

1-Beynimizin yüzde 95 inin su olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Su kaybını önleyin. Desteklemek için en az günde 3 lt su için.

2-Uykuzluk yorgunluktan uzak durun. Bir erişkinin günde ortalama 7 saat uyuması gereklidir.

3-Yüksek glisemik endekse sahip basit karbonhidratlara mola verin. Bu tür karbonhidratlarda bulunan şeker hızla kana geçer ve ani şeker yükselmeleri yaşatır ayrıca vücut tarafından direk yağa çevrilirler. Basit karbonhidratlara şeker, rafine edilmiş tahıllar, meşrubatlar örnek gösterebiliriz.

4-Ağır tatlıları kesin. Eğer güçlük çekiyorsanız tercihinizi sütlü tatlılardan yana kullanın.

5-Tekdüzelikten uzak durun. Nöronlarımız değişik bilgileri yükledikçe, öğrendikçe gelişir.

6-B vitamini alımını arttırın. Fındık Fıstık gibi keyifli atıştırmalıklar, yeşil yapraklı besinler (karnabahar, ıspanak gibi.)

 

7-Sağ elle yazı yazıyor iseniz 2 3 dakika sol elle yazı yazmayı deneyin ya da sol elle yazıyorsanız bunun tersini deneyin

8-Birşeyi ilk kez yapıyormuş ya da çok sevdiğiniz bir işle meşgulmüşsünüz gibi hissetmeye çalışın. Unutmayın ilgi neredeyse enerji oraya kayar.

9-Gece yatarken bilgisayar ve cep telefonunuzu sizden en az 3 metre uzak bir mesafede bulundurun.

10-Beynin üç gıdasını (su, glikoz, oksijen) dengeli bir şekilde alın.

11-Zihin karmaşası yaşamaya başladığınızda ilginiz dağıldığında yazı yazın. Yazarak zihin karışıklığınızın önüne geçin.

12-Dikkatinizi dağıtan şeyi düşünmemeye çalışmayın. Zira bu hem mümkün olmayacak hem de daha gergin olmanıza sebep olacaktır.

13-Ve tabii Haftada en az bir kez balık ürünleri tüketin.

Konsantrasyonunuzu bozan psikolojik, bedensel veya çevre koşulları düzelterek yukarıda belirtilen faydalı bilgilerle de destekleyerek iç potansiyelinizi daha yoğun ve doğru kullanabilirsiniz.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Sizdede Erteleme Hastalığı Varmı?

Artık her şeye geçmişe göre daha hızlı erişebiliyorsunuz. Ama ona rağmen pek çok şeyi de değişik nedenlerden dolayı genelde son ana kadar erteliyorsunuz. Erteleyince – o işi ya da işleri yapmaktan o anda “kaçınca” ve çabalamayı “son tarihlere” bırakınca oluşan boşluğu da hobinizle dolduruyorsunuz veya dizi gibi oyun gibi anlık, gelip geçici uğraşlarla dolduruyorsunuz. Yolun sonunda geriye dönüp bakınca da görmekten pek hoşlanmayabileceğiniz “”boş şeyler yığını””, “keşke zamanında yapsaydım” lar görüyorsunuz. Ve bunu sadece bir iki kere veya bir iki yerde değil, tüm hayatlarınıza genellenmiş şekilde yapıyorsunuz.

Bol bol erteleme aynı zamanda yapılması gereken normalde kolayca gerçekleştirilebilecek işlerin günbegün büyümesine neden oluyor. Sonunda da sınav öncesi sabahlayarak ders çalışan öğrencilere veya iş fırsatının kaçmasına veya bitirilmesi için fazla mesaiye kalınan işlere – raporlara veya aranacak kişi aranmadan gitmesi – vefat etmesinden dolayı oluşan burukluğa ve pişmanlığa dönüşüyor. Bunların hepsi de elinizdeki en kıymetli şey olan fizyolojik ve psikolojik sağlığınızdan tüketiyor.”

Açıkça görülen bu kötü tabloya karşı yapılması gerekenler

 Yapılması gereken şey büyülü bir anahtarla gökten inmeyecek. BDT (Bilişsel Davranışsal Psikoloji) akımının ilkelerinden “burada ve şimdi” yi uygulamanız lazım. Öyle ki bir ödevi alır almaz evde tamamlamalısınız. Veya sınavın tarihi açıklanır açıklanmaz çalışmaya başlamalısınız. Veya fırsat görünür görünmez harekete geçmelisiniz. Veya rapor istenir istenmez yazmaya başlamalısınız. Ya da bir kişiyi aramak aklınıza gelir gelmez aramalısınız, düşünceyi soğutmamalısınız.
Erteleme Hastalığı

Bu ilkeyi uygulamak ilk başta korkutucu gelebilir. Çünkü eminim ki hiç aşina olmadığınız bir şey. Ancak unutmayın ki hayat sizi beklemiyor. O yüzden kendinizi zorlayıp en azından sadece bir konuda bu ilkeyi uygulamaya başlarsanız, erken biten ödevler – hızla yazılan raporlar – rahat kafayla bolca çalışılan sınavlar ve “tıkır tıkır yapıyor işlerini” şeklinde anılmanın yayılması gibi onun faydasını görüp hayatınızın diğer alanlarına da uygulayabilirsiniz.”

“Eğer tüm prensip uygulamaya rağmen yine de erteleme devam ediyor ve yapılması gerekenler yığılıyorsa da çuvaldızı kendinize batırın. Demek ki o iş – ödev – proje – fırsat – kişi vb. bir nedenden sizi itiyor ya da korkutuyor.

Acaba sorumluluk almaktan kaçan bir insan mısınız?  Acaba başarılı bir öğrenci – çalışan olmak istemiyor musunuz? Acaba dersleri güç bela geçmek hoşunuza mı gidiyor? Acaba umursamaz aldırmaz bir adam – kadın mısınız? Acaba “kovalama, avdan daha iyidir” felsefesine inanan mısınız?

Bu ve bunun gibi pek çok soru işareti gösterir ki her şeyden önce kendinize, içinize bakmalı ve bu ilkenin yolunda gerekiyorsa uzman desteği almaktan kaçınmamalısınız.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Kendimizle Nasıl Barışık Oluruz?

Kendisi İle Barışık Olan İnsan Kendi öz değerini bilen insandır;

Kendisi ile barışıktır.

Her şeye bir anlam yükleyerek ya da beklentiyle yaklaşmaz.

Kendi öz dünyasında tam ve bütün olmayı başarabilir. Birilerinin gelip onu tamamlamasını beklemez. İki tam bir araya gelirse sağlıklı ilişki yaşamak mümkün.

Kendi kişisel bakımına ve gelişimine önem verir.

Problem odaklı değil sonuç odaklı yaşar.

Prensip sahibidir, öz disiplinini kaybetmez. Kararlarının ve sözlerinin arkasında durur.

Gereken yerde hayır demeyi bilir.

Birilerinden değer bekleyerek bununla beslenme ihtiyacında yaşamak hem kişinin kendisini yorar hem de karşı taraftaki insanda baskı yaratır.

Hayatta birileri bizi üzebiliyorsa belki de buna biz izin verdiğimiz içindir.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Olumlu düşüncelerle hayatınıza yön verin

Düşünce biçiminizi değiştirmeniz gerektiğini gösteren 7 işaret.

Eğer hayatınızdaki bazı şeyler istediğiniz gibi gitmiyorsa, belki de düşünce biçiminizi değiştirmeniz gerekiyordur.

Genellikle mutsuzluklarımızın nedenini dış etkenlerde ararız ama eğer daha derin incelersek bazı sorunları kendi içimizde halledebiliriz.

İşte hayatımıza biraz daha huzur getirmek için düşüncelerimizi değişitmemiz gerektiğini gösteren işaretler.

Eğer negatif düşünceler sizi daha çok kaplıyorsa, ilk olarak bunu değiştirmeniz gerekiyor. Bir şeyin üzerinde fazlasıyla düşünmek, bizi negatif düşünce tuzağına düşürüyor.

Kendinizi negatif düşüncelere boğulmuş bulduğunuzda, bunu pozitif bir düşünceyle değiştirmelisiniz. Gözünüzün önüne size güzellikleri hatırlatacak materyeller koymanız işinizi kolaylaştırabilir.

Eğer hedeflerinize ulaşmıyorsanız bu büyük ihtimalle düşünce biçimizle bağlantılı olabilir. Hedefinize neden ulaşamadığınızı düşünün. Bunun için kendinizi suçlamak yerine önce şu anda ne yapabileceğinize odaklanın ve ondan sonra hedefiniz için adımlar atın.

Değişime kapalı bir kişiyseniz, hayatı gerçekten bu şekilde sürdürüp sürdüremeyeceğinizi düşünün.

Değişim, hayat için kaçınılmazdır ancak bazı insanlar için bunu kabul etmek ve başarmak zor olabilir.

Öncelikle değişimin zorunlu bir gerçek olduğunu kabullenin. Vücudumuz her gün değişime uğruyor. Ve tabii çevremiz de…

Arkadaşlarınızdan uzaklaşmaya başladıysanız, bu da başka bir işaret.

Hayatınızda yolunda gitmeyen şeyler için başkalarını suçluyor ya da acısını onlardan mı çıkarıyorsunuz?

Yeni deneyimlere kapalı olmak hayattan alınan zevki azaltabilir. Yenilikler hem heyecan verici hem de ufkunuzu genişletici olacaktır.

Rahat bölgemizden çıkarak yeni şeyler denemek bizi canlı hissettirir. Elbette bu tehlikeli işlere kendinizi atmak demek değildir.

Hayal kurmak güzeldir ama gerçekçi olmak daha iyidir. İmkansız şeylere kendinizi adadığınızda bu size mutsuzluk getirir.

Asla elde edemeyeceğiniz bir şey için, ‘neden böyle değil?’ sorusuyla kendinizi yıpratmayın.

Elde etmesi zor olsa da başarılabilir hedeflere odaklanın.

Etrafınızda size ilham verecek şeyleri görmezden gelirseniz, hayatın heyecanını kaybedersiniz.

Üretken olmak, kendinizi daha çok sevmenize yardımcı olur.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

 

Evlilikte Aldatılma Korkusu

Aldatılma korkusu, insanlarda olan gizli değersizlik duygusundan kaynaklanabilir. Başlangıçta insan kendisini fazla önemseyerek, kendisinin nasıl aldatılabileceğini düşünse de, aslında kendisini yeterince değerli bulmadığından dolayı bu düşüncelere kapılıyor. Aldatılma korkusu kişinin birey olma aşamasında yaşaması gereken bir eşiktir. Birey olma bir seviyeden biraz daha yükseğe ulaşma anlamındadır. Bu aşamada kişi başkalarının varlığını kabul etme sürecine girilmektedir. Bu eşik geçilmediği zaman, kişide kendilik bilgisi oluşmamakta ve aldatılma korkusu ortaya çıkmaktadır. Bu duygu normal gibi görünse de, kişiler bunu farkında olmadan yaşarlar. Birey olmakla yaşanan bu duyguyu fark etmekle birlikte, aldatılma korkusu ortaya çıkmaya başlar. Yaşamda birey olamayanların ortaya koyduğu bu duygu karşılığında pek çok cezai şart konulmuştur. Bunlar kişileri gerçekle tanıştırmak için birer aracıdır. Aldatılma kavramı yaşamın tüm alanlarında yaşanmış olsa da, ilk olarak düşünülen konu kadın ve erkek ilişkisinde olan aldatma olaylarıdır. İnsanlar yaşamlarındaki en büyük eğitimi ikili ilişkilerinden almış olsalar bile, aile içindeki ikili ilişkiler, işyerinde amir memur ilişkisi gibi ilişkilerin yerine eş ya da sevgili konumunda olan ikili ilişkilerde aldatılma korkusu ön planda oluyor. Eşler ve sevgililer arasında beni aldatıyorsa düşüncesi hakim olduğunda, kişiler böyle düşünmeleri için bazı ipuçlarının olduğunu ve karşısındaki kişiden ilgi görmediklerini ifade ederler. Eşler karşılarındaki kişinin bütün ilgisine talip olduklarından, aldatılma korkusu daha yoğun yaşanıyor. Sadece fiziki olarak bir arada oldukları zamanları değil, karşısındaki kişinin tüm zamanını ele geçirmek istiyorlar. Aslında ilgi denilen şey, sevgiyle eşdeğer konumdadır. Kişiler aile içinde zorunlu olarak sevgiyi yaşamalarına rağmen, dışarıda sevgiyi yaşayacakları ortamları nadiren bulurlar. Kimseden kendilerini zorla sevmelerini isteyemezler.

 

Aldatılma korkusu kimleri daha fazla etkiler?

Bu duygunun daha çok kadınlar arasında daha fazla görülür. Bu dengenin böyle kurulmasının farklı nedenleri vardır. Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte sanal arkadaşlıkların artması, eşlerin birbirlerini sürekli olarak sorgulaması, erkeklerin kolay bir şekilde çapkınlık yapmasının yolunu açmıştır. Kadınlar genellikle eşlerinin kendilerini aldattığını anlamak için bazı yollar bulmaya çalışırlar. Bu şüphe aşırıya kaçmadan gösterildiğinde, aldatma sinyalleri daha rahat anlaşılabilir. Kadınları bu düşüncelere iten en önemli etkenlerden biri yaygın olarak toplumun içine girmiş olan medya araçlarıdır. İnsanların ilgisini çekecek aldatılma senaryoları yapılarak, eşlerin bunu kendi ilişkilerine uydurmaları sağlanmaktadır. Senaryolarda yaşanan aldatılma öykülerini, kadınlar kendi ilişkileri içinde yaşamaya başlarlar. Bu durumda kadınlar bunu bir paranoya haline getirebilirler. Kadınlar ilişkilerde üzerlerine daha fazla sorumluluk yüklendiğinde de, aynı şekilde bu durum kaygılara ve endişelere dönüşüyor. Aldatılma korkusuyla birlikte ilişkisini sorgulayan, muhakeme yapan ve sürekli düşünen kadın terk edilme ve sevgiyi bulamama sorununu yaşıyor. Geçmişinde ailesinde ya da çevresinde yaşadığı kötü deneyimleri kendi yaşamında sorgulamaya başlıyor. Bu durumda eşine karşı güvensizlik sorunu yaşamaya başlıyor. Evliliğin sağlam temellere kurulmaması, aradaki güvenin sağlanmaması aldatılma korkusunun yaşanmasına neden oluyor. Kadınların yaşamak zorunda olduğu hamilelik sürecinde, bebeklerini daha fazla düşünmeleri, cinsellikte uzaklaşmaları eşlerine karşı aldatılma korkusu içinde olmalarına sebep olabiliyor. Bu korkuyla yaşayan kadınlar eşlerini her açıdan sorgulayarak, kendilerini aldattıklarını doğrulamaya çalışırlar. Bu duygu zaman içinde bedeni ve ruhu sarmış bir paranoya olarak yaşanmaya başlar. Bu aşamada aldatılma korkusu her iki eşe zarar vermeye başlar. Bu eşlerin psikolojik açıdan destek alarak, ilişkilerini yıpratan aldatılma korkusundan kurtulması gerekir.

 

Aldatılma korkusu karşısında ne yapılmalıdır?

Bu duyguyu yaşayan kişilerin her şeyden önce kendilerine güvenmeyi öğrenmesi gerekir. Eşlerine şüpheyle yaklaşmayı bırakmaları, tedirgin olmamaları ve bu yersiz düşüncelerden ötürü eşlerini kırmamaları gerekir. Kendilerine farklı uğraşlar bularak, düşüncelerini dağıtmaları gerekir. Kendilerini bu duyguya iten sebepleri, neden böyle düşündüklerini gerçekçi olarak ele almaları gerekir. Eğer geçmişte  olan bazı olaylardan dolayı bunu yaşıyorlarsa, mutlaka profesyonel destek almaları yararlı olacaktır.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Depresyon Deyip Geçmeyin

Birçok insan gibi sizde depresyonun sadece psikolojik bir rahatsızlık olduğunu düşünüyorsunuz değil mi? Evet dediğinizi duyar gibiyiz… Fakat depresyon sadece psikolojik durumunuzla ilgili bir rahatsızlık değildir. Sanılanın aksine, depresyon vücudunuzun kendini yenileme özelliğini olumsuz etkileyerek bedensel olarak somut belirtiler görülmesine sebep olabilir.

Aslında bu durum, depresyondaki bireylerin sağlıklı bireylere oranla kanser, kalp damar hastalıkları ve erken yaşta ölüme yakalanma olasılıklarının neden daha yüksek olduğunu da açıklar.

Daha önce yapılmış 29 araştırmanın sonuçlarını inceleyerek 3.961 kişinin bulguları üzerinde yapılan bir çalışmada, depresyonun vücut üzerinde nasıl etkiler yarattığına bakıldı. Bu çalışma, depresyonun oksidadif stres ile bağlantılı olduğunu ortaya çıkardı.

Oksidatif stres, vücudun zararlı maddelerden arınma sistemine etki eden vücuttaki bir tür dengesizliktir. Tüm bu olumsuzlukların yanında iyi olan taraf ise depresyonun vücutta yarattığı bu olumsuz etkinin depresyon tedavileri ile (ilaç kullanımı yahut terapi) ortadan kaldırılabiliyor olmasıdır. Ciddi anlamda başarılı bir tedavi sonrasında depresyondaki bireylerin vücutları oksidatif stres açısından sağlıklı bireylerle aynı seviyeye ulaşıyor.

Kaynak:  http://www.spring.org.uk/2016/03/depression-not-just-mental-disorder-review-29-studies-concludes.php

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

 

Eşinizi Kıyaslıyorsanız Hemen Bundan Vazgeçin

Bazı bireylerin eşlerini kabullenememelerinden kaynaklanan problemler yaşadıklarına ve eşlerini başka eşlerle kıyasladıkları için memnuniyetsizliklerin arttığına şahit oluruz.

“Keşke benim eşim de… gibi olsaydı” diye düşünüldüğünü görürüz. Oysa standart iyi eş modeli yoktur. Her birey kendine en uygun eşi aramalıdır. Toplum standartlarına uygun olduğunu düşündüğü bir bireyle hayatını birleştiren bir diğer birey çoğu zaman mutlu olmayabilir. Mesela iyi eşin gayet ağırbaşlı, fazla konuşmayan biri olduğuna inanan, oldukça hareketli, espritüel bir birey böyle biri ile evlendiği takdirde bir süre sonra sorun yaşayacaktır. Yeterli paylaşım yaşayamadığını düşünecek ve evliliğinden tatmin olmayacaktır. Bu tarz bir evlilikte olduğu gibi toplumun beğenilerini baz alarak evlenen ve kendi tercihlerini 2. plana iten bütün bireyler için aynı risk söz konusudur. Aynen bunun gibi evli olup da birtakım kıyaslamalardan dolayı eşinin yetersiz olduğunu düşünen bireylerin sayısı da oldukça fazladır.

Kıyaslama yapmaktan kesinlikle vazgeçin

Gerek fiziksel özellikleri gerekse ruhsal ve davranışsal özellikleri bakımından eşleri ile problem yaşayanlar hem kadınlar ve hem de erkekler olabilmektedir. Bireylerin unutmamaları gereken nokta, eşleri ile bütünleşebildikleri noktaları belirlemeleri gerektiğidir. Yani eşlerinin “ben”lerine takılmaktan ziyade evliliklerindeki “biz”i güçlendirmeye çalışmaları gerekmektedir. Evet hanımlar, beyler! Eşinizin size göre nasıl biri olduğuna dikkat edin ve kıyaslamalara kesinlikle girmeyin. Eşinizle benzeştiğiniz veya eşinizin size uyan yönlerini gördükten sona bunları dile getirip artırmaya çalışın.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

 

Duygusal Durumunuzu Nasıl İyileştirirsiniz?

Değişen halet-i ruhiyemizi idare etmek mümkün mü? Peki ya duygularımızı anlamak, duygusal durumumuzu iyileştirebilmek ne kadar bizim elimizde? Ruhsal sağlığı korumanın temeli olan duygu durumlarını iyileştirebilmeyi gelin birlikte konuşalım.

İnsanların yüz yüze geldikleri sorunlar çeşitlilik gösterir ve psikolojik olarak sağlıklı kalmayı sağlayan evrensel rehberler yoktur. Duygu durumları, değişkenlik gösteren yapılardır ve ruh sağlığı açısından önem taşır. Pek çok terapistin kendi deneyimlerinden yola çıkarak vardığı ortak nokta şudur; duygu durumu evet, değişebilir ve insan kendi duygu durumunu iyileştirebilme özelliğine sahiptir. Kendi duygu ve davranışlarınızı gözlemleyerek,kendi güdü ve yeteneklerinizi çözümleyerek ve onları pasif kılmak yerine, yaşama etkin biçimde katılma kapasitesinizi geliştirmeniz mümkün.

Önce Kendinizle Tanışın

İnsan, kendi hayatı ve kendi kişiliği ile ilgili bir farkındalık yaşadıkça, kişinin olaylar karşısındaki tutumunda da olumlu değişimler görülür. Ufak dokunuşlarla duygu durumunuzu iyileştirmeniz mümkün.

Duygularınızı Kabullenin

Şiddetli heyecanlar ve duygular kişide anksiyeteye ( kaygı ) yol açabilir. Öfke, üzüntü, korku, ideallerine ulaşamamış olmak insana rahatsızlık veren ve hoş olmayan duygulardır. İnsanlar çoğu kez, bütün bu duyguları yadsıyarak anksiyeteden kaçma eğilimi gösterir. Duyguları izole ederek, anksiyeteden uzaklaşma arzusu kötü sonuçlar doğurabilir ve kişinin, hayatın gerçeklerinden uzaklaşmasına sebep olabilir. Bütün bu duyguları bastırmaya çalıştıkça; insan, hayatın doğal bir parçası olan hüzün, öfke gibi duyguları da çarpıtamaya başlar. Hoş olmayan bu duygular birçok durumda normal tepkilerdir aslında. Dişçiye gittiğinizde korku duymak, güzel bir haber duyunca heyecanlanmak ya da sizi düş kırıklığına uğratan birine öfkelenmek gayet doğal tepkilerdir. Bu duygular doğaldır ve bu duyguları kabul etmek, inkar etmekten çok daha yararlıdır. Duygularınızı yaşamaya hakkınız olduğunu kabul edin. Duygularınızdan utanmayın. Öfke, korku, heyecan hepsi insan olmamızın getirdiği normal tepkiler, bu nedenle duygularınızı hanenize buyur edin ve onlardan kaçmak yerine onları kabullenin. Kendinizi doğrudan ifade etme kanallarınız bloke olduğunda, geriliminizi azaltacak yeni yollar bulun.

Bazen bir yürüyüş, bir dost sohbeti öfkenizi dağıtmaya çok yardımcı olur.

İncinebileceğiniz Noktaları Bilin

Size kendinizi kötü hissettiren ya da aşırı tepki göstermenize neden olan durumların farkına varmak sizi stres ve anksiyeteye karşı koruyacaktır. Bazı insanlar canınızı sıkıyor olabilir, o zaman enerjinizi yerle bir eden insanları tespit etmeli ve bu insanlarla azami ilişkiler kurmanız ruh sağlığınız açısından çok daha anlamlıdır. Bu kişilerden kaçınmayı ya da sizi rahatsız eden şeyin ne olduğunu düşünün, bu konuda kendinize sorduğunuz soruların cevapları net olmalı. Size huzur veren ve size mutsuzluk veren durumları, insanları tespit etmenizde fayda var.

Zaman

Pek çok insan, özellikle baskı altındayken anksiyete hisseder. İşleri dikkatlice planlama, planlanan işleri zamana yayma son dakikada sıkışma duygusundan kaçınmanıza yol açar ve sizi rahatlatır. Derslere ya da sınav hazırlığına, gerek olduğunu düşündüğünüz zamandan daha fazlasını ayırmak stres kaynağını ortadan kaldırır. Zamanı planlamak, duygu durumunu etkileyen önemli bir faktördür.

Yeteneklerinizi Ve İlgilerinizi Geliştirin

Genel popülasyona bakıldığında, canı sıkılan, kendini mutsuz olarak addeden insanların ilgi alanı az olan insanlar olduğu görülmüştür. Bir konuyu ne kadar bilirseniz, o konu ve dolayısıyla yaşam, o kadar çekici olur. Ayrıca ilgi alanlarınızın artması, becerilerinizin gelişmesine yol açar ve bu durum sizin kendinizi iyi hissetmenize neden olur. Depresyon, daha ziyade ödüllendirici faaliyetlerin azalmasından kaynaklanır. Kendinize ilgi alanları oluşturmak, ödül mekanizmasını devam ettirir ve benlik değerinizin yükselmesine neden olur.

Başkalarıyla Olan İlişkilerinizi Geliştirin

Soyutlanma ve yalnızlık duygusu, birçok duygusal bozukluğun özünü oluşturur. Bizler sosyal varlıklarız ve başkalarının sağladığı desteğe, rahatlığa ve rahatlamaya ihtiyacımız var. Tüm dikkatinizi kendi sorunlarınız üzerinde yoğunlaştırmak, zihni sağlıksız biçimde kendisiyle meşgul olmaya yöneltebilir. Sorunları başkalarıyla paylaşmak, genelde sorunu çok daha net bir şekilde görmenizi ve hayatta başka insanların da sorunları olabileceğini görmenizi sağlar.

Ne Zaman Yardım İsteyeceğinizi Bilin

İnsanın kendi anlamasının ve kendisine yardım etmesinin de sınırları vardır. Bütün sorunları tek başınıza çözmek, omuzlarınızdaki yükü arttıracaktır. Ayrıca sorunlara sadece kendi pencerenizden bakarsanız, zamanla objektifliğinizi yitirmeniz de mümkündür. Bu nedenle zorlandığınız, tıkandığınız noktalarda anlamalısınız ki, artık yardım alma zamanınız gelmiştir. Yardım almak konusunda istekli olmak, duygusal olgunluğun belirtisidir, zayıflığın değil. Sorunların altında ezilmiş hissedene kadar, nefes alamayacak duruma gelene kadar beklemeyin.

Mevsimler gibi değişir insanın iklimi de.. Her zaman güneşli olmayabilir gününüz ya da güneş her zaman içinizi ısıtmayabilir. Yağmurda ıslanıp, yağan karla birlikte buz tutabilirsiniz. Sonuçta tüm bunlar insani. Önemli olan, bu konuda kendimizi doğru analiz edebilmek ve ihtiyaçlarımızı doğru belirleyebilmektir. Duygu durumunuzu kontrol edebilmek akıl ve ruh sağlığınızı korumak açısından çok elzem. Ruhsal bütünlüğünüzü korumak, herkesten önce sizin kontrolünüzde. Beden kadar ruhlarımız da bize bir emanet değil mi nihayetinde…

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.