İnsanları daha iyi anlamanın yolu

Hepimiz daha iyi anlaşılmayı bekliyoruz, peki karşımızdakileri anlıyor muyuz? Gelin, daha güçlü ilişkiler kurabilmek için insanları anlamanın yollarını keşfedelim.

Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Basit gibi gözüken bu tanımın gerisinde pek çok kuramsal öğe bulunmaktadır ve belki de bu yüzden söz konusu tanıma ulaşılması oldukça zaman almıştır.

Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecine “empati” adı verilir.

Empati tanımı üç temel öğeden oluşmaktadır. Bir insanın karşısındaki bir kişi ile empati kurabilmesi için gerekli olan bu öğeleri şöyle sıralayabiliriz:

1) Empati kuracak kişi kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır. Başka bir söyleyişle, empati kurmak isteyen kişinin karşısındaki kişinin fenomenolojik alanına girmesi gereklidir.

Psikolojideki fenomenolojik yaklaşıma göre her insanın bir fenomenolojik alanı vardır. Her insan gerek kendisini gerek çevresini, kendisine özgü bir biçimde algılar; bu algısal yaşantı özneldir; kişiye özgüdür. Yani her insan dünyaya, kendine özgü bir bakış tarzıyla bakar. Eğer bir insanı anlamak istiyorsak, dünyaya onun bakış tarzıyla bakmalı, gerçekleştirmek için de empati kurmak istediğimiz kişinin rolüne girmeli, onun yerine geçerek adeta olaylara onun gözlüklerinin gerisinden bakmalıyız. Karşımızdaki kişinin rolüne girerek empati kurduğumuzda, o kişinin rolünde kısa bir süre kalmalı, daha sonra da bu rolden çıkarak kendi rolümüze geçebilmeliyiz. Aksi halde empati kurmuş sayılmayız. Karşımızdaki ile özdeşim kurmak (ona benzemek) veya ona sempati duymak, empatiden farklı şeylerdir.

2) Empati kurmuş sayılmamız için, karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamamız gereklidir. Karşımızdakinin yalnızca duygularını veya yalnızca düşüncelerini anlamış olmak yeterli değildir. Empatiyi tanımlarken bu noktayı vurguladığımızda, empatinin iki temel bileşeninden söz etmiş oluyoruz.

Bunlar empatinin bilişsel ve duygusal bileşenleridir. Karşımızdakinin rolüne girerek onun ne düşündüğünü anlamamız, bilişsel nitelikli bir etkinlik (bilişsel rol alma/bilişsel perspektif alma), karşımızdakinin hissettiklerinin aynısını hissetmemiz ise duygusal nitelikli bir etkinliktir (duygusal rol alma/duygusal perspektif alma.) Bilişsel rol alma duygusal rol almanın ön şartı sayılabilir. Empatinin bileşenlerinin ne olduğu konusunda araştırmacılar arasında, bazı görüş farklılıkları vardır. Örneğin Hoffman’ a (1978) göre empatinin, bilişsel, duygusal ve güdüsel (motivasyonel) olmak üzere üç bileşeni vardır. Bazı araştırmacılar empatinin bilişsel yönünü, bazıları ise duygusal yönünü vurgulamaktadır. Fakat çoğunluğun üzerinde uzlaştığı görüş, empatinin bilişsel ve duygusal bileşenlerden oluştuğu yolundadır.

 

3) Empati tanımındaki son öğe ise, empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın, karşıdaki kişiye iletilmesi davranışıdır. Karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini tam olarak anlasak bile eğer anladığımızı ifade etmezsek empati kurma sürecini tamamlamış sayılmayız.

Araştırmacılar, insanların zihinlerinde kurdukları empatiyle, karşılarındaki kişiye ilettikleri empati arasında farklılık olduğunu belirtmektedirler. Karşımızdaki insanlara empatik tepki vermenin iki yolu vardır:

Yüzümüzü/bedenimizi kullanarak onu anladığımızı ifade etmektir.

Empatik tepki vermenin en etkili yolu herhalde bu ikisini birlikte kullanmaktır.

Bir sıkıntımız olduğunda, bizimle konuşan kişi, dostça bir gülümsemeyle kolumuza dokunup sıkıntımızı sözelleştirirse, örneğin “son günlerde çok bunalmışsın” derse, rahatladığımızı hissedebiliriz.

Dikkat: Çocuğunuz sizi taklit ediyor

Çocuğunuzun kötü huylarından şikayetçi misiniz? Sizi üzen bir davranışını ‘Babasının ailesine çekmiş!’ diye mi açıklıyorsunuz?

Acı ama gerçek: Suçu başkasına atmadan önce kendinize bakmanız gerekiyor çünkü çocuğunuz sizi taklit ediyor!

Çocuklar büyürken taklit yoluyla hayata hazırlanıyor. Uzmanlar, 3 yaşındaki taklit döneminden başlayarak yetişkin olana kadar çocukların her şeyi davranışla öğrendiklerine dikkat çekiyor. Öncelikli rol model olan ebeveynlerin de sözlerle değil, davranışlarıyla örnek olarak çocuklara doğruları gösterebileceğini belirtiyor.

Çocuklar, oyun çağından, kurallı eğitim dönemi ve sosyal çevreyle etkileşim aşamalarına kadar kişiliklerini oluştururken çevresindekilerin davranışlarını taklit etme eğilimindedirler. Hayata hazırlanırken rol modele ihtiyaç duyan çocuklar, iyi veya hatalı davranışları bu yolla kazanırlar.

Anne-babaların, kendisi ve çevresi ile barışık bireyler yetiştirebilmek için öncelikle davranışlarıyla çocuklarına doğru örnek olmaları gerekmektedir, kurallı öğrenme çağında çocukların, alışkanlıkları kurallarla kazandığını, sonraki dönemde ise okulla beraber öğretmenine, arkadaşına, televizyonda herhangi bir karaktere veya ailenin bulunduğu sosyal çevrede değer gören birine benzemeye çalıştığına dikkat çekiyor. Çocuğun önünde iyi modeller olması halinde, sağlıklı bir kişilik oluşacaktır. Eğer kötü bir rol modelle bir aradaysa çocuğun farkında olmadan olumsuz yönlerini almaya başlayacaktır.

 

Doğru rol model için aileler bilinçli olmalı

Çocuklar çevresindeki aile yakınlarını, çizgi film karakterlerini veya televizyonda izlediği ünlü kişileri rol model alabilir; onlar gibi konuşmak, giyinmek, yaşam tarzlarını kendi hayatında uygulamak isteyebilir. Bunlar çocuğun kişilik gelişiminin şekil alması yönünde etkilidir. Bir anne çocuğunu yetiştirirken sigara içilmemesi, yalan söylenmemesi gerektiğini sürekli anlatmıştır. Ama kendisi sigara içiyorsa veya yalan söylüyorsa, çocuk söyleneni değil, annenin yaptığını yapacaktır. Anne-babanın çocukların üzerindeki etkileri asla tartışılamaz. Çocukların, dış dünyadan farkında olmaksızın aldığı iyi veya kötü rol modeller konusunda ailelerin farkında olması gerekiyor.

Çocuk, yetişkin olana kadar her şeyi davranışla öğrenir

Bağımlılıklar konusunda ebeveynlerin çocuklarını eğitmeye çalışırken, kendilerini de eğitmeye devam etmeleri gerekmektedir. Uzmanlar ailelerin ve öğretmenlerin bağımlılıklarla ilgili olarak çok iyi bir gözlemci olmalarını, bir sorunla karşılaştıklarında nasıl davranmaları gerektiği konusunda eğitim almalarını öneriyor. Bağımlılıkla ilgili olarak ünlülerin de güçlü birer rol model olduğunu söyleyen uzmanlar, ünlülerle ilgili haberleri verirken medyaya da büyük sorumluluk düştüğüne dikkati çekiyor.

Tırnak Yeme Alışkanlığının Sebepleri Ve Çözümü

Genellikle çocuklarda 3-4 yaşlarından itibaren görülebilen tırnak yeme davranışı, ergenlik dönemine sosyal onay arayışının bir sonucu olarak ortaya çıkmakta, ayrıca yetişkinlerde de görülebilmektedir.

Başlıca sebepleri:

-Ebeveynlerin aşırı kontrolcü, baskıcı ve otoriter eğitim anlayışı,

-Çocuğun sürekli eleştirilip azarlanması,

-Yeni bir kardeşin gelmesi ve kardeş kıskançlığı,

-Anne babaların çocukları arasında kabul edilemeyecek ölçüde ayrım yapması,

-Çocuğun hak ettiği ilgi ve sevgiden mahrum kalması ve onaylanmaması,

-Çocuğun kendini güvende hissetmemesi ve özgüven problemi yaşaması,

-Aile içi çatışmalar ve anne baba kavgaları,

-Ailede tırnaklarını yiyen bir yetişkinin varlığı.

-Çocuğun kaygı ve endişe verici bir çevrede yaşaması.

Ne yapmalı?

-Başlarda bu davranış görmezden gelinmeli ve üzerine gidilip baskı yapılmamalı,

-Çocukta gerginliğe sebep olan her neyse bulunup ortadan kaldırılmalı,

-Çocuktan gücünün üstünde beklentiye girilmemeli,

-Çocuk eleştirilmemeli ve ceza ile korkutulup azarlanmamalı,

-Korku ve endişe verici ortamlardan uzak tutulmalı,

-Çocuklara heyecan verici korku ve şiddet içerikli filmler izletilmemeli,

-Tırnaklarını yediği esnada dikkati başka bir alana çekilmeli,

-Ağzını meşgul edecek sakız, çerez gibi yiyecekler verilmeli,

-Tırnak bakımı öğretilmeli, uzamadan kesilmeli,

-İlgi ve sevgiyle benlik saygısı artırılmalı,

-Duygularını ifade etme yeteneği geliştirilmeli,

-Sakin ve uygun bir zamanda konu hakkında çocukla konuşulmalı,

-Her şeye rağmen üstesinden gelinemiyorsa bir uzman desteği alınmalı.

Unutmayın!

Tırnaklarını yiyen çocuk, kendisini duygusal olarak baskı altında hissediyordur.

6 Adımda Yorgunluğa Karşı Açtığınız Savaşı Kazanın

Bazen sadece birkaç kuralı izleyerek eski düzenimize kavuşabiliriz. O zaman ne duruyoruz?

1. Yediklerinize dikkat edin
Enerjinizi arttırmak için zengin meyve, taze sebze ve tam tahıl ürünlerden oluşan diyet ön koşulunuz. İştahınız yoksa veya diyetteyseniz, bol vitamin ve mineralleri içeren takviyeler alın. O harika tatlılardan uzak durun (çikolatalar, gazlı içecekler, hamur işleri) çünkü bu ürünlerin fazlası kendinizi aşırı yorgun hissetmenize neden olmaktadır.

2. Kafeini azaltın
Uyarıcı olarak bilinen kafein yorgunluğa karşı direnci arttırır. Ancak fazla tüketimi aslında sorunu ağırlaştırmaktadır. Dolayısıyla, çok kahve içenler (günde ortalama 5 bardaktan fazla) normal içenlere (günde 1 bardak) oranla yorgunluğa karşı daha duyarlıdırlar.

3. Bol su için
Su, vücut dengesi için hayati önem taşır. Su, vücudun ihtiyacı olan besin, vitamin ve mineralleri saklayıp atık malzemelerden kurtulur. Su eksikliği telafi sorunlarına neden olur ve böylece yorgunluk artar.

4. Spor yapın
Genel inanışın aksine, düzenli fiziksel aktivite vücudu yormaz. Spor yaparsanız canlanmış olacaksınız, stres seviyeniz düşecek- ve her şeyden önce kilo vereceksiniz! Böylece harekete geçen beyin, kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan hormonları daha çok serbest bırakacak. Ayrıca spor yapmak, bağışıklık sisteminizi güçlendirir.

5. Tercihinizi yeşilden yana kullanın!
Doğa, en iyi bilineni ginseng olan anti-yorgunluk maddeleri içerir. Ginseng hem fiziksel hem de entelektüel uyarıcıdır ve yorgunluk hissedildiği zaman tavsiye edilir. Çok hızlı etki eder. Ayrıca arı sütü de salt besin ve enerji konsantresidir. Genel vücut faaliyetinizde “sıçrama başlatır” ve strese, soğuğa karşı vücut direncinizi arttırır.

6. Aralıklarla sıkı diyet uygulayın!
Çok eski bir reçete: Ayda 1 kez 15 saat sıkı bir diyetle vücudu temizlememizi öneriyor. Önceki akşam hafif bir yemek yiyin. Akşam 9’dan sonra kesinlikle bir şey yemeyin. Ertesi gün öğlene kadar sadece su için. Vücudu besinlerden mahrum bırakarak, toksinlerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olun. Öğlen yemeği olarak, yine hafif bir yemek yiyin. Harika bir zindelik hissedeceksiniz!

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Okula Uyum Sorununa Çözüm Önerileri

Özellikle 1. sınıfa başlayan öğrencilerde okula uyum sorunları, öğrenme ve davranış problemleri, kurallara ve yeni düzene alışmada zorluklar devam edebiliyor. Peki 1 ay geçmesine rağmen devam eden uyum sorunlarıyla ilgili aileler neler yapabilir?

ANLAYIN; Anlamanın çözmekten çok daha değerli olduğunu unutmadan, öncelikle çocuğunuzun nasıl bir zorluk, kaygı, sorun yaşadığını anlamaya çalışın. Sorular sorun, araştırın, gözlemleyin.

ZAMAN TANIYIN; Yeni durumlar herkes için belli kaygılar ve uyum zorlukları getirdiği gibi çocuklarda da sürprizlerle ve tanımadığı kişilerle dolu okul, onun belli düzeyde kaygı ve zorluklar yaşamasına neden olacaktır. Üstüne gitmek, hemen çözüme geçmek yerine, yanında olduğunuzu hissettirip ona zaman tanıyın.

MERAKLI OLUN; Size farklı gelen, bir gariplik, sorun olduğunu düşündüğünüz hiçbir durumu ihmal etmeyin, nedenlerini araştırın, etrafınızda bu konuda güvendiğiniz/deneyimi olan kişilerle konuşun, ihtiyaç duyduğunuzda öğretmenine danışmaktan çekinmeyin.

DESTEKLEYİN; Yeni süreçte onun en çok ihtiyacı olan şey destek. Ona yanında olduğunuzu hissettirin, eleştirmek yerine destek olun, neye ihtiyacı olduğunu sorun. Kızmak yerine anlamaya çalışın, onun zorlandığını gördüğünüzü, onu anladığınızı hissettirin.

OYUNA YASAK GETİRMEYİN; Oyun ve oyuncaklar hala onun için öğrenme, gelişim ve rahatlama alanı. Artık okul var diye ya da sorumlulukları arttı düşüncesiyle oyunu yasaklamayın, denge kurarak zamanlarını belirleyerek oyun oynamasına izin verin.

SORUMLULUK VERİN; Bu süreci iyi yönetebilmek için onun da düşüncelerini alarak ona sorumluluklar verin. Neyi ne kadar yapması gerektiğine dair yeni okul düzeniyle birlikte sorumluluklarını konuşun. Yapılması konusunda destek olacağınızı anlatın. Rahat olmasını sağlayın.

KAYGILANMAYIN; Eğer siz bu süreçte kaygılıysanız uyum süreci bir o kadar zorlu geçecektir. Çocuklar ebeveynlerinin kaygı ve korkularını çok kolay hisseder ve içselleştirirler. Eğer bu süreçte sizi endişelendiren, korkutan, düşündüren durumlar varsa mutlaka okuldan, öğretmeninden destek isteyin. Siz ne kadar rahatsanız çocuğunuz da o kadar rahat olacaktır.

KURALLAR; Bu sürecin en önemli belirleyicileri konumunda gibidir. Hem okulda hem de evde kurallar iyi belirlenmiş ve çocuk tarafından anlaşılmışsa kurallar iyi işlediği sürece çocuğunuz kaygı, korku hissetmeyecektir. Kuralların anlaşılması için onunla konuşun. Neyi, neden ve nasıl yapması gerektiği konusunda sık sık sohbet edin.

ÖĞRETMENİN DESTEĞİNİ ALIN; Çocuğunuzun sınıf öğretmeni uyum konusunda size en çok yardımcı olabilecek kişidir. İhtiyaç duyduğunuz her konuda mutlaka kendisiyle iletişime geçin.

PSİKOLOJİK DESTEK; Çocuğunuzun ruhsal olarak ne yaşadığını, nasıl bir desteğe ihtiyacı olduğunu, neler hissettiğini ve sizin başka neler yapabileceğinizi öğrenmek için okul psikolojik danışmanından (rehber öğretmen) yardım istemekten çekinmeyin.

ARKADAŞ İLİŞKİLERİNİ DESTEKLEYİN; Okulda geçirdiği zamandan bahsederken diğer sorunlara verdiğiniz önemi arkadaşlarıyla yaşadığı sorunlar varsa onlara da gösterin. Arkadaşlarıyla ne kadar sağlam, doyurucu, uyumlu ilişkiler geliştirirse sınıfla, okulla uyumu o kadar iyi olacaktır.

SORUN ÇÖZMESİNE YARDIMCI OLUN; Uyumu için önemli olan diğer beceriler kendini ifade etme, sorun çözme ve yardım isteme becerileridir. Ona ‘balık tutmayı’ öğretin. Zorlandığını gördüğünüz konularda onun neler yapabileceğini gösterin, adım atmasını sağlayın. Sonuç alamazsa destekleyin, tekrar denemesini sağlayın. Kendine güvenmesi, kendini ifade etmesi birçok sorunun çözümünde anahtar olacaktır.

TARZINIZI GÖZDEN GEÇİRİN; Çocuğunun okula uyumu sizin aile, ebeveyn, kişisel tutum ve sorun çözme becerilerinizden bağımsız değil. Çocuğunuzun değişimi için siz de sorunlar karşısında özellikle uyumla ilgili konularda tavrınızı, düşüncelerinizi gözden geçirin. Değişiminiz konusunda siz de esnek olun. Siz değişirseniz çocuğunuz da okulla ilişkisi de uyumu da çok daha kolay değişir.

BAĞ KURUN; Ona kendi okula başlama deneyiminizden, yaşadıklarınızdan bahsedin, bağ kurmanızı ve onun rahatlamasını sağlayacaktır. Her gün onu zorlamadan okula dair konuşun, arkadaşlarından, öğretmenlerinden, duygularından bahsetmesini sağlayın. Bu sohbetin spontan olmasına özen gösterin. Ne hakkında ne kadar konuşmak istiyorsa o kadar anlatsın ve anlattıklarıyla ilgili yaşanan durumdan çok duygularına, ne hissettiğine odaklanın.

Çocuğunuza sadece dersler, ödevler sırasında değil oyun oynarken de eşlik edin. Bu eşlik onun üzerindeki baskıyı azalttığı gibi sizi de evdeki yardımcı öğretmen pozisyonundan kurtaracaktır. Eğer hala belli konularda zorlandığını, çözümsüz kaldığınızı düşünüyorsanız daha fazla beklemeden bir uzmandan yardım isteyin.

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Eğitim Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Çocuklarla Babalar Neler Yapılabilir?, İşte Bazı Öneriler

Baba olmak kolay değildir. Çocuklarımızın nasıl insan olacakları konusunda bir güvencemiz yoktur.

Çocuklarımız bir süre sonra yuvadan uçup elimizden kayıp gidiyor. ‘İşim var vaktim yok’ demeyin.

Baba olmak büyük sorumluluk ister. Her baba görevlerinin gereğini yaptığını iddia eder. Yoğun iş temposundan çocuklarına gerçek anlamda zaman ayıramaz. Baba ile çocuk arasında derin uçurumlar oluşur. Baba olarak çok geç kalmış olabilirsiniz. Ama yine de yapacak bir şeyler var…

İşte Bazı Baba Çocuk etkinlik tavsiyeleri…

  • Çocuklar mesaj almaya bayılırlar, evden uzakta olduğunuzda onlara mesaj ihmal etmeyin.
  • Çocuklarınıza yüksek sesle bir şeyler okuyun.
  • Çocuklarınıza her gün, onları ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin.
  • Mümkün olduğunca sık fiziksel sevgi gösterin.
  • O erken yaşlarda, bizim değer verdiğimiz şeyleri onlara aktarma fırsatımız olur. Onlara düşündüklerimizi söylemenin zamanıdır.
  • Beş, altı yada yedi yaşındayken biz onları dinlersek, On beş, On altı yada on yedi yaşına geldiklerinde onlarda belki bizi dinlerler.
  • Çocuğunuzla birlikte yemek pişirmeye kalkışın. Tahmin edeceğinizden çok daha erken yaşta başlayabilirsiniz.
  • Düzenli olarak çocuğunuzun boyunu ölçün. Gelişmelerini kaydettiğiniz bir cetvel hazırlayın. Bir dolap arkası bunun için en uygun yer olabilir.
  • Elinizden geldiğince sofraya birlikte oturun.
  • En sevdikleri televizyon programını onlarla birlikte izleyin ve neden sevdiklerini anlamaya çalışın.
  • Çocuklarınız herhangi bir şey için çok çalıştıklarında, başarısız olsalar bile onları övün.
  • Eve yeni bir oyun alın ve zaman zaman sizi yenmelerine izin verin!
  • Birlikte öykü kasetleri dinleyin.
  • Çocuklarınızın bugün doğru bir şey yapmalarını sağlayın!
  • Çocuğunuzun yatak odasına televizyon koymaktan kaçının.
  • Sizin için önemli olan değerlerin bir listesini çıkarın.
  • Bunları etkin bir biçimde çocuğunuza aktarıp aktarmadığınızı kendi kendinize sorun.

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Eğitim Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Haftada Bir Kez Yürekten Gelen Bir Mesaj Atın

Bu uygulama birçok insanın yaşamını değiştirmekte büyük bir rol oynamış, onların daha huzurlu ve sevecen olmalarına yardım etmiştir.

Her hafta bir kez birkaç dakikanızı ayırıp yüreğinizin sesiyle bir ileti atmak size de çok yararlı olabilir.

Elinize bir bilgisayar, tablet ya da akıllı telefonunuzu almak, yaşamımızdaki güzellikleri ve güzel insanları hatırlamanızı sağlar.

Sevdiğiniz insanlara herhangi bir karşılık beklemeden onlara özel bir şey yazmak hareketi hayatınızı minnetle doldurmaya yardımcı olur.

Bir kez bunu uygulamaya karar verirseniz, listenizde ne kadar çok insan olduğunu görüp, şaşıracaksınız.

Büyük ihtimalle halen yaşamınızda, ya da, geçmişinizde sizden gelecek sevgi dolu bir email veya iletiyi hak eden pek çok insan vardır.

Böyle bir kimse bulamıyorsanız, hiç tanımadığınız birine yazın… bu kişi eserlerine hayranlık duyduğunuz bir yazar, sanat insanı veya saygı duyduğunuz bir kişilik olabilir.

Yazacağınız iletinin en önemli yanı, düşüncelerinizi şükran duymaya yöneltmektir. İletiyi göndermeseniz de, yazmanız bile yeterlidir. İletinin amacı basittir: sevgi ve minnet duygularınızı ifade etmek.

Eğer yazmada biraz beceriksizseniz, hiç dert etmeyin. Bu iş bir kafa yarışması değil, yürek vergisidir.

Eğer aklınıza pek bir şey gelmiyorsa, şöyle kısa bir notla başlayın: “Sevgili …….. Bu sabah uyanınca, hayatımda senin gibi insanlar bulunduğu için ne kadar talihli olduğumu düşündüm. Benim dostum olduğun için sana çok teşekkür ederim. Gerçekten çok talihliyim. Yaşamın sana tüm mutlulukları ve sevinçleri vermesini diliyorum. Sevgiler.”

Böyle bir not yazıp göndermek sadece dikkatinizi hayatınızdaki iyi şeylere yöneltmenizi sağlamakla kalmaz, bu notu alan kişi de, büyük ihtimalle son derece duygulanacak ve size minnet duyacaktır. Çoğu kez bu basit uygulama bir sevgi spiralinin doğmasına yol açar; öyle ki, sizin notunuzu alan kişi aynı şeyi başka birine yapar, veya, o andan itibaren etrafındakilere daha çok sevgi duyar ve gösterir. O halde, hadi, ilk iletinizi bu hafta yazın. Bunu yaptığınıza çok memnun kalacaksınız.

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Evlilik Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Çocuğunuz Yuvaya Alışamazsa Ne Yapmalı?

3-4 yaş çocuklar için oyun dönemidir. Bu yaştaki çocuklar gelişimsel özellikleri itibariyle ve özellikle de oyun arkadaşları arayışında oldukları için yuvaya başlamak için uygun bir dönemdedirler. 6 yaşa kadar olan dönemde çocuklar zihinsel ve duygusal gelişime oldukça açıktırlar. Ayrıca yaşıtlarıyla oyun oynayarak sosyal ilişkiler kurmayı, sorumluluk almayı, özgüven geliştirmeyi öğrenir.

– Yuvaya başlamadan önce çocuğa nasıl bir ortamda bulunacağıyla ilgili bilgi vermek önemlidir. Orada yaşıtlarıyla birlikte oyunlar oynayacağı, yeni bilgiler öğreneceği anlatılmalıdır.

– Yuvaya gitmeden önce çocuğunuzla vedalaşmayı unutmayın. Tercih ettiğiniz yuvaları araştırıp çocuğunuzun özelliklerine uygun bir yuva seçerken çocuğunuzun da fikrini alabilirsiniz. Karar verdiğiniz yuvaya başlamadan önce bir ziyaret günü ayarlamanız da faydalı olacaktır. Çocuğunuzun öncesinden ortamı görmesi, mümkünse öğretmeni ya da yuvanın sorumlusuyla tanışması yuvaya daha kolay adapte olabilmesi ve kaygısını azaltması için uygundur.

– Çocuğunuzun uyum sorunu yaşamaması için başlangıçta sevdiği bir oyuncağı yanında götürmesine izin verebilirsiniz. Bununla birlikte çocuğunuza sorumluluk kazandırmak için yaşına uygun olarak yapabileceği sorumlulukları almasına izin verin. Böylece kendi özbakım ihtiyaçlarını gidermeye başlayan çocuklar anneden de zamanında bağımsızlaşmayı başarabilecektir.

– Çocuğun anneye olan bağımlılığı genellikle tek taraflı olmamaktadır. Annenin kaygısını kontrol edebiliyor olması, çocuğundan belirli süre ayrı kalmaya hazır hissetmesi de yuvaya uyum açısından önem taşır.

 – Yuvaya başlamadan önce çocuğunuzun çevresinde başka çocukların bulunması, onlarla ilişki kuruyor olması da yuvaya başlamadaki herhangi bir uyum sorununu engelleyecek, yaşıtlarıyla paylaşmayı öğrenecektir.

– Yuvaya gitmenin normal bir süreç olduğunu, yaşıtlarının çoğunun yuvaya gittiğini anlatın. Çocuğunuzun yuvaya uyum süresinin geciktiğini, bu süreçte zorlandığını ve bu durumla baş etmekte zorlandığınızı düşünüyorsanız bir uzmandan yardım almanız gerekebilir. Birçok yuvada bir pedagog/psikolog yer almaktadır; uyum sorunlarında işbirliği yapmanız faydalı olacaktır.

ÇOCUĞUNUZ ZORLANIYORSA…

– Bir anda tam gün yuvaya göndermek yerine önceleri yarım gün göndererek ya da oyun gruplarıyla çocuğunuzun ortama alışmasını sağlayabilirsiniz. Yuvaya başladığı ilk bir süre okulda beklemeniz yararlı olabilir; ancak bunu alışkanlık haline getirmeyin.

 – Yuvadaki durumuyla ilgili aşırı müdahalelerden kaçının. Örneğin sürekli yuvada ne yaptığıyla ilgili sorular sormak ve sürekli onu kontrol etmeye gitmek gibi davranışlar çocuğunuzda uyum sorunları yaratabilir.

– Çocuğun hastalıklar ve diğer önemli olaylar haricinde okula devamsızlık yapmamasına özen gösterin.

– Çocuğunuzun yuvaya başlaması konusunda siz de kaygılı bir tutum sergiliyorsanız çocuğunuzun da sizin duygularınızı kolaylıkla okuyabileceğini unutmayın. Sizin kaygılı olmanız onu da kaygılandıracak ve yuvaya başlamanın tehlikeli bir durum yaratabileceği mesajını zihninde uyandıracaktır.

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Eğitim Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Sorumluluğunu bilen çocuklar yetiştirmek

En iyi modeller anne babalardır. Sorumluluğunu bilen çocuklar yetiştirmek isteyen anne babalar, önce kendi sorumluluklarını yerine getirmelidirler.

Ailelerin çoğunun ortak serzenişleridir sorumsuzluk. Sorumsuzluktan kastettiğiniz nedir? Bir örnekle açıklar mısınız? diye sorulduğunda, Sabahları geç kalkar, yatağını ve odasını toplamaz, ödevlerini yapmaz, verilen görevleri yerine getirmez gibi cümleler gelir sorunun ardından.

Ailenin ne istediği açıktır aslında. Çocuğunun belirlenmiş bir takım kurallara uyması, sorumsuzluğu ortadan kaldıracak gibi gözükmektedir.

Zannedildiği gibi kolay değildir bu kuralları benimsetmek. İş yine aileye düşer. Kuralların benimsetilmesi için disiplin gerekir. Kurallar disiplini oluşturur ve disiplin, çocuğa sorumluluğu öğretme açısından oldukça önemlidir.

Çocuğun ilk gözlerini açtığı, ağlamalarına ilk cevap verildiği, ilk model alarak öğrenmenin gerçekleştiği yer kuşkusuz ailedir. Çocuk doğduğundan itibaren farkında olmadan kurallar bütünü içine doğar. Karnının doyması ve altının temizlenmesi için önce ağlaması gerekir.

Kuralların öğrenilmesi kuşkusuz kendiliğinden gerçekleşmez. En iyi modeller anne babalardır. Anne babalar, Çocuklarının sorumluluk duygusunun gelişmesine katkıda bulunurlar. Sorumluluğunu bilen çocuk ya da çocuklar yetiştirmek isteyen anne babalar, önce kendi sorumluluklarını yerine getirmelidirler. Sabahları geç kalktığı için sürekli işine geç kalan bir baba, sabahları servise yetişemeyen çocuğuna, sorumluluk duygusunu kazandırmayı başarması zor olacaktır.

Çocukta sorumluluk duygusunun kazanılmasından önce çocuğun kendi otonomisine hakim olması gerekmektedir. Bunun için, Çocuk yaptıklarının sonuçlarıyla baş başa bırakılmalıdır. Sabah uyanamayan çocuğun okula geç kalmasına, ödevini yapmayan çocuğun kötü not almasına müdahale edilmemelidir. Böylece çocuk yaptıklarının sonuçlarından ders almayı ve kendi kendini kontrol etmeyi öğrenecektir. Bu şekilde çocuk deneyerek yanılarak sorumluluk duygusuna sahip olacaktır.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

İlgisizlik ve Fazla beklentiler ilişkilere zarar verebilir

İlgi yoksunluğu bir ilişkinin sarsılmasına sebep olabilir. İlginin yoğunluğu; kişinin kendi isteğinden öte, karşı tarafın beklentisindeki ilgi yoğunluğunda verilmeye uğraşıldığında ilişkilerin dengesinde bozulmalar mı başlıyor?

Karşı tarafın ilgisinde azalma başladığında diğer tarafın bunu sürekli gündeme getirmesi psikolojisi çok yaygın bir psikolojidir. İnsanın doğasında vardır belki de; ilgi beklentisi… İlgi ile sevgiyi bağdaştırmak… İlgi ile sevginin varlığını ilişkilendirmek… Sevdiği insandan ilgi beklentisi…

Bir tarafın ilgisi azaldığında, diğer tarafta kaybetme korkusu başlayabilir, bu tedirginlik de karşı tarafın fazla üstüne gidilmesine sebebiyet verebilir. Üstüne gidilen taraf zamanla sıkılmaya başladığında, iyi niyetle verilen aşırı ilgi yoğunluğu üstüne gidilen tarafı boğmaya, zorlamaya başlayabilir. Hatta zamanla paylaşılan  ilişkiyi de çıkmaza sokabilir.

Sevgi bağları iki tarafın da duygu yoğunluğu ile oluşur. İki tarafın da ilgisi ile beslenebiliyorsa paylaşımların devam etmesi makul olandır. Bir taraf sürekli alan, diğer taraf sürekli veren taraf olduğunda zamanla ilişkinin kalitesinde ve dengelerde bozulmalar başlar.

Bir ilişkinin sürdürebilirliği her iki tarafın da bunun için istek duyması ya da emek vermesi ile gerçekleşebilir. Taraflardan birinin duygularını ve ilgisini yitirmesi ayrılığın zeminini hazırlayabilir. Bu aşamaya gelindiğinde diğer taraf ne yapsa nafiledir aslında… Duyguları ve ilgisi biten taraf o ilişkiyi bitirme kararını çoktan almıştır zaten…

Birçok ilişkinin bitiş sebeplerinden biri; bir tarafın ilgisini kaybetmesi ve neticesinde diğer tarafın bu konuda yaptığı suçlamalar, yargılamalar, baskılardır belki de… Kimseye istemediği bir şeyi zorla yaptırmanın mümkün olması bir yere kadar… Bir yerden sonra zorunluluklar patlak mı vermeye başlar?

Aşırı beklentide olmak  ilişkiyi zora sokar

İlgi beklentisi, sevdiği kadar sevilme, verdiği kadar ilgi alma beklentisi, ilişkiyi bir üst seviyeye yükseltme beklentisi, evlilik beklentisi, gibi… Beklentiler üzerine kurulan ilişkilerin kısa süreli olmasının sebebi; belki de bu beklentiler ve bu beklentileri gerçekleştirebilmek için karşı tarafa (hele ki aynı fikri paylaşmıyor hatta bunu diğer tarafa aksettiriyor olmasına rağmen) yapılabilen baskılardır.

Verilen ilgi, kişinin içinden gelerek verdiğinde değer anlamı taşıyabilir. İlgi ancak kişinin kendi isteği ile beslendiğinde samimi bir ilgi olabilir.

Bir tarafın beklentileri diğerine göre çok daha yüksek ise, ilgi beklentisi de bu durumda daha fazla olabilir.

İlgi kaybı karşı tarafın diğer tarafa sevgi ya da ilgisinin bitmesinden mi, yoksa yaşadığı geçici kişisel sıkıntılar ya da çözmeye uğraştığı kişisel problemlere daha fazla zaman ayırması, yoğunlaşması  gereğinden mi?

Bu durumu iyi analiz etmek diğer tarafı daha anlayışlı anlayabilmek için bir yöntem olabilir. İlgi kaybı geçici mi, kalıcı mı? Bunu analiz edebilmek, karşı taraf ile bu konuyu paylaşabilmek,  alınan geri bildirim sonucunda eğer gerçekten karşı tarafın geçici yaşadığı bir sorun ise, bu durum diğer tarafın  kaygılarının azalmasını sağlayabilir.

Bir tarafın ilgisizlik yakınması zamanla diğer tarafı rahatsız etmeye başlar. Bu durumda her iki tarafın da yıpranması;  ilişkinin zamanla yıpranmasıdır aslında…

Her insanın yapısı, ilgi verme, ilgisini gösterme potansiyeli farklıdır. Kimisi duygularını ya da ilgisini daha rahat ifade eder, kimisi de daha kapalıdır seviyor olsa da sebep çok daha farklıdır, karşı tarafın bunu anlamasını bekler.

Verdiği kadar ilgi beklentisi içerisinde olan taraf ya bu bireysel farklılığı kabul edebilir ve karşı tarafı olduğu gibi kabullenip ilişkiyi sürdürebilir  ya da zor da olsa beklentilerinin karşılanmadığı durumda yolunu ayırabilir.

Belki de kimi zaman bazen ilişkilerin de, insanların da daha çok nefes almaya ihtiyacı vardır.

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Bir İyilik Yapın ve Kendinizi kıyaslamayı bırakın

Kendizi eksik hissediyor ve devamlı birileriyle kıyaslıyorsanız, bu davranışı acilen bırakmanız için geçerli sebepler var.

Siz, diğer insanlarla aynı DNA yapısına sahip değilsiniz. Bazı insanlar, doğuştan fantastik bir görünüme, güçlü bir hafızaya ya da çekici bir fiziğe sahiptir.

Bazı insanlar doğuştan Steve Jobs ya da Conan O’Brien gibi çok zekidir. Ve geriye kalan bizler… Çekici ve her biri kendine göre ilginç olan insanlar.

Diğerlerinin sahip olduğu avantajlara siz sahip olmayabilirsiniz. Evet siz de bazı avantajlara sahipsiniz bunları fark edebilmek önemli. Çünkü sizinde sahip olduğunuz avantajlara sahip olmayanlar var.

Siz diğerleriyle aynı imkanlara sahip olamazsınız. Bazen alacağınız ilk ya da ikinci doğru karar, iş, sizi diğerlerinin önüne geçirecektir.

Siz belki de diğerlerinin hiç başına gelmemiş olan hastalıklara, yaralanmalara ve hatta çok sevdiğiniz birinin ölümüne tanık olmuş olabilirsiniz.

Kendinizi değiştirmek için neler yapabilirsiniz bir düşünün; ancak bunun için kendinizi başka bir insan olmaya zorlamayın. Farkına varın; arkadaşlarınız sizin yapamadığınız bazı şeyleri yapabiliyor. Onlar çevresiyle daha aktif ilişkiler içinde, kendilerini geliştiriyorlar ya da yeni usüller deniyorlar. Bunlar, size, olumlu yönde hareket etmeniz için yardımcı olacaktır.

Çünkü sizinde imkanlarınızı elinizde bulunan değerleri fark ederek hayatınıza anlam katabileceğiniz o kadar çok şey var ki, yeter ki fark edin..

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Yanlızlığın Temel Nedenleri

Yalnızlık, insanın yakınında iç alemini paylaşabileceği kişi ya da kişileri bulamadığı zaman yaşanan bir durumdur. Bu duygu insanın en derin yaşadığı korkulardan biridir. Bu duygunun içinde kalan kişi kendini zayıf, işe yaramaz, güçsüz, gayesiz ve bitkin hisseder. Kişileri toplumdan ve yakınlarından uzaklaştıran bu psikolojik durum ciddi hastalıklara sebep olabileceği gibi, zaman içinde kişinin ümitsizliğini arttırabilir. Kişinin huzuru ve sağlığı için ikili ilişkiler son derece önemliyken, insanların içinde yalnızlık çekmesi sağlığına olumsuz etki edecek bir durumdur. Kişiler bazı zamanlarda kısa süreli yalnız kalmak isteyebilir. Kısa süreli yalnızlık kişilerin uyum sağlamasına yardımcı olurken, uzun süreli ve kronik hale gelmiş yalnızlık sağlığı etkileyecek bir sorun haline gelmiştir. Bu nedenle yalnızlık iki tarafı keskin bir kılıç misalidir.

Yalnızlığın etkileri nelerdir?

Yalnızlık tecrübe edilme süresi ve şiddetiyle, iyi ya da kötü tarafını belirler. Yalnızlığın şiddeti insanın sosyal çevresi ve bağlantılı olduğu kişi sayısıyla değil, insanın iç dünyasında hissettiği şeylerle ölçülür. Yalnızlık genellikle kişinin diğer insanlarla ilişkisi sırasında yaşanan sorunlardan kaynaklanır. Kişinin karakteri, psikolojik durumu, ekonomik koşulları, arkadaşları, aile yapısı, cinsiyeti, yetişme tarzı gibi etkenler ilişkilerin düzgün gitmesine etki eder. İlişkiler sağlıksız olduğunda, kişide yalnızlık hissi oluşabilir. Toplumda sosyal izolasyon ve yalnızlık, şişmanlık ve sigara kadar sağlığı tehdit eden bir risktir. Kronik yalnızlık kişilerde kalp ve damar hastalıklarına, sinir sisteminde ve bağışıklık sisteminde olumsuz değişimlere sebep olmaktadır. Yalnızlık yaşayan kişilerin damarlarında olan kasılma ve direnç, bunu yaşamayanlara göre daha fazla olur. Damarların kasılması tansiyonun yükselmesine neden olmaktadır. Tansiyon yükselmesi kalbin hızlı atmasına, kılcal damarların aşınarak, yırtılmasına neden olur. Sosyal açıdan yalnızlık yaşayanların daha kısa ömürlü olduğu belirlenmiştir. Ayrıca kalp ve damar hastalıklarına, enfeksiyona ve depresyona daha yatkın olduğu ortaya çıkarılmıştır.

 

Yapılan araştırmalar insanların geniş bir sosyal çevreye ve bağlantılara sahip olması halinde bile, iç dünyalarında yalnızlık yaşadıklarını ortaya koymuştur. İnsanın sosyal çevresi, itibarı, toplumdaki statüsü, malı birer destek konumunda olsa bile, insanın yalnızlık duygusu hissetmesine doğrudan engel olamaz. Özellikle manevi açıdan zayıf olanlar ve kalp dünyasında boşluklar olanlar kendisini derin bir yalnızlığa kaptırmaktadır. Bu kişiler kendilerine bir dayanak bulamadığından, derin bir yalnızlık yaşarlar.

Yalnızlık hissini yoğun bir şekilde yaşayan kişiler, stresin altında daha fazla sorunlar yaşarlar. Kendi duygularını kontrol etmekte zorlanırlar. Bu nedenle aşırı alınganlık ve kırılganlık göstererek, sorunlu bir kişilik yapısına sahip olurlar. Tanıştıkları kişilerin gözünde, kolay bir şekilde kötü izlenim oluştururlar.

 

Yalnızlık nasıl tedavi edilir?

İnsanların yalnızlığını tedavi edebilmek için, onların olaylara bakış açısını, niyetini, yorumlama ve farkındalığını değiştirmek gerekir. Yani kişinin dikkatini, algısını ve yorumlarını negatiften pozitife çevirip, olayların olumlu taraflarını görmelerini sağlamaktır. Olumlu düşünmek, hayata pozitif bakmayı sağlayacaktır. Bu insan yaşamı için son derece önemlidir. Bunu sağlayan ve hayata geçirmeyi başaran kişiler, mutluluğun anahtarını elde ederler. Yaşama sevincini başkalarına göre daha fazla hissederler.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Ne Zaman Psikolojik Destek Almalısınız? Test Et

Psikolojik rahatsızlık bireyin evde, okulda veya işteki günlük yaşamını etkileyebilir, ailesiyle veya arkadaşlarıyla olan ilişkilerini ciddi boyutlarda bozabilir. Danışmanlığın nihai amacı ortaya çıkmış rahatsızlık belirtilerini ortadan kaldırmak, böylece kişinin yaşamını yeniden verimli bir biçimde keyif alarak sürdürmesini sağlamaktır. Bununla birlikte psikoterapi yalnızca duygusal-zihinsel rahatsızlıklarla sınırlı değildir. Kişi, hayatındaki problemlerin üstesinden gelemediğini düşündüğünde, duygusal açıdan iyi hissetmediğinde, her zamanki haline göre farklılıklar hissettiğinde psikolojik danışmanla, psikologla veya psikiyatrla görüşebilir. Sizin Danışmaya İhtiyacınız var mı Test Edin Kendinizi

Ne Zaman Psikolojik Destek Almalısınız? Test Et

[os-widget path=”/okanbal/psikolojik-dan%C4%B1%C5%9Fmaya-%C4%B0htiyac%C4%B1n%C4%B1z-var-m%C4%B1-test-et” of=”okanbal” comments=”false”]

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Çocuk Yetiştirmede 6 Kural

Çocuk yetiştirmede görünen o ki anne ve babanın bizi yetiştirme şekillerine göre bizler de çocuklarımızı yetiştirmekteyiz. Büyüklerimizden gördüğümüz disiplin ve terbiyeyi doğrudan çocuklarımıza aktarıyoruz. Bu noktada çok kolay kopyalayabiliyoruz, ancak kuşak farkı ve ebeveynimizin bilgi birikiminin düzeyini hiç sorgulamıyoruz. Bunların sonucunda da sorunlu olarak adlandırdığımız çocuklar ve nasıl iletişim kuracağını bilmeyen ebeveynler ortaya çıkıyor.

Peki, çocuğa nasıl davranmalı?

  • Çocuğun her istediğinde her şeyi elde edemeyeceğini bilmesi gerekir, küçük yaşta isteklerinin sınırlarını ailede öğrenmesi gelecekte istek ve hedeflerinin sınırlarını belirlemesinde belirleyici olacaktır.

 

  •  Aile içinde konuşmayı yeni öğrenen çocuğun ettiği kötü sözlere karşı çevredeki tanıdıkların bunu onaylamaması gerekir. Ancak bu durum bizim kültürümüzde genellikle “aferin oğlum” bir daha söyle bakalım şeklinde olmakta.

 

  • Çocuğu yapması gereken küçük görevler için cesaretlendirin. Oyuncakları hatta kıyafetlerini beraber toplayabilir, şişesini açması için zaman tanıyabilirsiniz. Küçük gibi görünen bu görevlerle gelecekte karşılaşacağı engellerle başa çıkmayı öğrenecektir.

 

  • Çocuğun önünde kavga etmeyin. Hayatta rol model olarak algıladığı ailesinin onda bırakabileceği izler davranışlarına ve ruh sağlığına yansıyacaktır.

 

  • Harçlık, yeme, içme, oyun tüm arzularını anında koşulsuz yerine getirmek çocuk için anlık mutluluk getirse de, uzun vadede çocuğa zarar verecektir. Tüm yapılan davranışlar, verilen ödüller düzenli ve tutarlı olmalıdır. Davranışlarınızdaki ve ihtiyaçlarını karşılamaktaki tutarsızlıklarınız gelecekte olumsuz olarak geri dönecektir.

 

  • Çocuğunuzu her durumda savunmayın. Her durumda savunmayın ki her durumda haklı olduğunu düşünmesin.

En önemlisi de çocuğunuza göstereceğiniz ilgidir. Unutmayın ki aşırı ilgi yeterli ilgi değildir, mutlu, huzurlu çocuk yetiştirmek için ihtiyacımız olan şey yeterli ilgidir.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Karşınızdaki Kişinin Yalan Söylediğini Anlamanın Yolları

Pinokyo’nun hikayesini birçoğumuz biliriz ve sadece bir hikayeden ibaret olduğunu düşünürüz. Pinokyo, bir masal kahramanı olmasına rağmen insanlar üzerindeki çarpıcı bir gerçeği ortaya çıkarıyor.

Masal gereği Pinokyo, Gepetto Usta’nın ahşaptan yonttuğu bir kukladır. Ama diğer kuklalardan farklı olarak her yalan söylediğinde burnu uzar. Zamanla artık başını döndüremez bir hale gelir ve nihayet yaptığının yanlış olduğunu anlayarak yalan söylemekten vazgeçer. Masal her ne kadar güzel sonlansa da gerçek dünyada birçok insan yalan söylemeye devam eder. Pinokyo’nunki kadar uzamasa da yalan söylediğimizde burnumuz bizi ele verir. Beden dilimizin ortaya koyduğu bu ipuçlarını hafife almamakta fayda var. Şimdi bu ipuçlarına daha bilimsel bir açıdan bakalım.

Yalan söylerken beynimizde neler olur?

Yalan söylemek, biz farkında olmasak da ruhsal gerginlik durumu yaratır. Mantık temelli çalışan beynimize, söylenenle aslında olan birbirinden farklı olunca uyumsuzluk sinyalleri gönderilir ve beynimizden gelen sinyallerde farklılık oluşur. Bu, yalan söylerken neden gergin olduğumuzu açıklar. Yalan söylemek, yürütücü işlevin bir özelliğidir çünkü normalden farklı bir tepki vermemizi ve olası durumlara hazırlıklı olmamızı gerektirir. Yalan söylediğimizde beyinde prefrontal(göz çukurunun üstünde) kortekse giden kanı harekete geçirdiğimiz görülür.

Yapılan bir çalışmada, uzmanlar yalan söyleyen 49 bireyin prefrontal korteksini görüntülediler. Beynin bu bölümünde gri ve ak maddeler bulunmaktadır. Bu maddeler birey öğrendikçe artış gösterir. Bu çalışmada yalan söyleyen bireylerde ak maddelerin %25 daha fazla bulunduğu ortaya konmuştur. Sinirbilimci Lawrence Farrell, P300 denilen beyin dalgasının yalanı algılamakta beynimizin parmak izi olduğunu söylemektedir. P300 dalgası, tanıdık nesne sayesinde elektrot yöntemiyle harekete geçmektedir ve beyinde uyarıcıya dair bir bilginin varlığı sorgulanmaktadır. Bu yöntem CIA tarafından köstebekleri bulmak için kullanılmaktadır.

Beden dilimizin yansıttıkları

Yalan söylemenin içsel gerginlik durumu yarattığını söylemiştik. Bununla beraber, bu gerginlik direkt bedenimize yansır (ruh-beden ilişkisi). Bedenimizde dikkatli bir gözlemcinin fark edebileceği ufak detaylar bulunmaktadır. Karşınızdaki size yalan söylüyorsa burnuyla ya da saçıyla oynayacaktır. Çünkü yalan söylemeye bağlı olarak kan akışında ve kalp atışlarında artış olmakta ve yükselen kan basıncı dokunma hissi uyandırmaktadır. Aynı zamanda burun ısısı artar ve Pinokyo’da olduğu gibi burun 0,008 cm büyür. Sinir sistemimizin en hassas uçları burnumuzda bulunduğundan beynimizden gelen uyumsuzluk sinyalleri kaşınmaya veya karıncalanmaya neden olur.

Tabii ki her burnumuzu kaşıdığımızda yalan söylüyor algısı uyandırmayız, yalan söylerkenki dokunuş daha yumuşak ve naziktir. Erkeklerin aksine, kadınlar yalan söylerken burunlarıyla daha fazla oynamaktadırlar. Bunun nedenininse göz makyajı olduğu düşünülmektedir.

Bunlar yalanı yakalamakta yeterli olmasa da bize güvenilir ipuçları sağlayabilir.

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Davranış Bozuklukları ve Ailelere Öneriler

Davranış Bozukluğu Nedir?

Davranış bozukluğunun temel özelliği, o yaş için uygun olduğu kabul edilmiş toplumsal kuralların sürekli olarak çiğnenmesidir. Çocuklarda en sık rastlanan davranış bozuklukları saldırganlık ve yalan söylemedir.

Davranış bozuklukları, çocukta çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı olarak, iç çatışmalarını davranışına aktarması sonucu ortaya çıkar. Başka bir deyişle bu çocukların çevreleriyle ilişkileri sürekli olarak gergin ve sürtüşmelidir.

Davranış Bozukluğu Nedenleri

Aslında tek bir nedenden bahsetmek zordur. Birçok faktör, davranış bozukluğunun oluşmasında etkilidir. Bunlardan biri bazı nörobiyolojik etkenlerdir. Serotonin düzeylerinin artmış olması, nedenler arasında düşünülür. Ayrıca bazı fiziksel hastalıklar ( sara, santral sinir sistemi harabiyeti gibi ), nedenler arasında değerlendirilir.

 Davranış Bozukluğunda Ailelere Öneriler:

  • Aileler aşırı koruyucu, kollayıcı davranmamalı.
  • Çocuğun yaşına uygun kurallar koymalı.
  • Konulan kurallarda tutarlı olmalı.
  • İstenmeyen davranışların nedenini basit ve kısa olarak açıklamalı.
  • TV ye sınır getirmeli: 0-2 yaş yasak. 2 saati aşmayan birlikte izleme süreleri olmalı.
  • Çocuğun kendi yaş grubu içinde olması önemlidir. Kreş, yuva, ana okulu önerilir.
  • Anne ve baba ayrı ayrı ve hep birlikte kaliteli zaman geçirmeli.
  • Çocuğu sosyal aktivitelere ve spora yönlendirmeli.
  • Aileler çocuklarına ilişkin beklentilerinde gerçekçi olmalı.

Bunlar genel öneriler olup her sorun ve her aile için özel öneriler mutlaka olacaktır.

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Akıllı Telefonlar Öğrenme Sürecine Zarar Veriyor

ABD’Lİ bilim adamları hayatımızın ‘vazgeçilmez’i olan iPhone’ların öğrenme üzerindeki etkisini araştırdı.

Rice Universitesi Psikoloji Bölümü’nde Yard. Doç. Dr. Philip Kortum önderliğinde araştırma yapan ekip, akıllı telefonların öğrenme kabiliyetini olumsuz yönde etkilediğini ortaya çıkardı. Araştırma, ilk kez akıllı telefon kullanan 24 üniversite öğrencisi üzerinde yapıldı. Araştırma öncesinde katılımcılara akıllı telefonları nasıl kullanmayı düşündükleri konusunda birkaç soru soruldu. Daha sonra öğrencilere iPhone alındı ve telefonları bir yıl boyunca araştırmacılar tarafından oluşturulan bir sistemle gözlemlendi.

YARARDAN ÇOK ZARAR

Araştırma sonuçlarını anlatan Dr. Kortum “Araştırmanın başlangıcında öğrenciler kendilerine verilen akıllı telefonların onların eğitimlerine büyük ölçüde faydalı olacağına inanıyorlardı. Akıllı telefonlar sayesinde ödevlerini daha iyi yapacaklarını ve sonuç olarak daha yüksek puanlar alacaklarını düşünüyorlardı. Araştırmanın sonunda ise öğrenciler akıllı telefonların eğitimleri üzerinde yarardan çok zarara yol açtığını söyledi” diye konuştu. Araştırmanın başında ve sonunda öğrencilere şu sorular soruldu:

  • iPhone daha iyi notlar almama yardım edecek/yardım etti: 2010’da ortalama cevap 3.71 iken, 2011’de bu cevap 1.54’e düştü.
  • iPhone okulda derslere odanklanmamda dikkatimi dağıtacak/dağıttı: 2010’da ortalama cevap1.91 iken, 2011’de bu cevap 4.03’e çıktı.
  • iPhone sınavlarımda iyi sonuç almama yardım edecek/yardım etti: 2010’da ortalama cevap3.88 iken, 2011’de 1.68 olarak kaydedildi.
  • iPhone ödevlerimi daha iyi yapmama yardım edecek/etti: 2010’da ortalama cevap 3.14 iken, 2011’de bu cevap 1.49 oldu.

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Öfke İle Başetmek Zor mudur?

“Haksızlığa uğruyorum”, “Bunu hak etmiyorum”, “Kimse bana böyle davranamaz”, “O bana böyle davranmamalı” türünden duygu ve düşünceler öfke patlamalarına zemin hazırlayabiliyor.

Oysa öfke patlaması kişinin sağlığını tehdit ederken, kariyerini ve sosyal ilişkilerini de olumsuz etkiliyor. Öfkeyi kontrol altına almanın mümkün.

Yaşadığımız çevrede öfkelenmemek mümkün mü?. Zira stres, maddi unsurlar, sosyal şartların olumsuzluğu, aile ile ilgili problemler derken liste uzayıp gidebiliyor. Geçmiş travmalar, sizden beklentilerin yüksek olması ve artık bunların ağır gelmesi gibi birçok neden de peşinizi bırakmıyor olabilir. Öncelikle öfkenin doğal bir duygu olduğunun bilinmesi gerekiyor. Başa çıkamadığınız problemlerin engellenmeleriniz sonucunda ortaya çıktığını, sizin bu problemleri görmeniz ve başa çıkmanız için bir uyarıdır.

ÖFKE ÇEŞİTLERİ

  • ‘Kronik öfke’, uzun süreli oluyor. Bağışıklık sistemini etkileyebiliyor ve psikolojik rahatsızlıktan kaynaklanıyor.
  • ‘Dolup taşan öfke’, ağırlaşan yaşam koşulları ile mücadele edememek ve başa çıkamamaktan meydana geliyor.
  • ‘Kendine öfke’, kişinin kendi hissettiği suçluluk duygusundan dolayı öfkenin kendine dönmesi anlamına geliyor.
  • ‘Yargılayıcı öfke’ye kişinin diğerlerine karşı kırılganlık hissi yol açıyor.
  • ‘Saman Alevi’ türünden olanında ise öfkenin şiddeti aniden yükseliyor fakat çabuk yatışıyor.

BAŞ AĞRISINDAN KALP ÇARPINTISINA KADAR KÖTÜ ETKİLER BIRAKIYOR

Öfkeliyken stres hormonları salındığını ve bunun karıncalanma hissi, kalp çarpıntısı, göğüste sıkışma, baş ağrısı, başta baskı hissi ve ateş basması gibi birçok semptoma yol açabildiğini belirten Kulkara, uzun vadede ise bağışıklık sisteminin olumsuz etkilediğini söylüyor. Öfke ve tahammül eşiği toplumumuzda son yıllarda giderek azalıyor. “Haksızlığa uğruyorum”, “Bunu hak etmiyorum”, “Kimse bana böyle davranamaz”, “O bana böyle davranmamalı” türünden duygu ve düşünceler gitgide daha fazla kişiyi etkisine alır. Bu tür duygu ve düşüncelere sahip olduğumuzun çoğu zaman farkında bile olmadığımızı, oysa bunların kişiyi tepki göstermeye kimi zaman da şiddete yöneltebiliyor.

ÖFKEYİ KONTROL ALTINA ALMANIN YOLLARI

Öfkeyle başa çıkabilmek mümkün. Sizi özellikle neyin öfkelendirdiğini fark ederseniz, baş etme yolunu da bulabilirsiniz.

  • Öncelikle bedeninizden gelen sinyalleri dinleyin. Onlar çok çabuk kendini fark ettirir. Unutmayın karşıdan öfkeli insan korkutucu görünür ve karşınızdaki kişi savunmaya geçer.
  • Kendi öfkenizi ve seyrini tanıyın.
  • Ortamı bir süreliğine terk edin. Ama bu kişi eşiniz ise geri geleceğiniz bilgisini verin. Bu terk edişin, sakinleşmek için aldığınız bir mola olduğunu söyleyin.
  • Yorum yapmadan önce karşınızdakine soru sorun. Dikkatinizi onun yanıtlarına yoğunlaştırın.
  • Duygu ve düşüncelerinizi net ifade etmeyi öğrenin.
  • İşin içinden çıkamıyorsanız konuşmayı başka bir zamana erteleyin.
  • Eğer öfkelendiğiniz ve pişman olduğunuz bir davranış gerçekleştirdiyseniz hangi aşamada olursanız olun özür dilemeyi bilin ve pişmanlığınızı ifade edin.

Ancak çaba göstermenize rağmen hala öfkenizi kontrol edemediğinizi düşünüyorsanız bir uzmana başvurabilirsiniz.

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Tırnak Yeme Alışkanlığından Kurtulmak

Tırnak yeme alışkanlığı, yaşam kalitesini düşüren ve kişiyi mutsuz eden bir psikolojik rahatsızlıktır. Çözümü ertelendikçe, kişide özgüven eksikliğine ve depresyona sebep olabilir. Eğer sizin detırnak yeme alışkanlığınız varsa çok büyük olasılıkla bu alışkanlık size çocukluğunuzdan miras kalmıştır.

Tırnak etrafındaki deriyi sürekli koparma ve tırnağı kemirme şeklinde ilerleyen hastalık, aslında duygusal ve düşünsel boyutta çözümlenmeyen sorunların dışa vurumu. Tıptaki ismi “onikafoji” olan tırnak yeme alışkanlığı; anne babaya öfkeli olma, detaylarda takılı kalma, kendi kendine zarar verme, çaresizlik ve acizlik, içe yöneltilmiş kızgınlık, hayata tutunamama ve otoriteye direnç gibi psikolojik durumları barındırıyor. Bu duygular kişinin yaşamında bir çok olumsuz durumun kronik tekrarlarına yer açıyor.

Aile içi şiddet, yalnızlık hissi, başarısız okul yaşantısı, iş yaşamında yüksek dozda stres, gerginlik ve huzursuzluk gibi durumlar tırnak yeme alışkanlığını tetikleyen faktörler olarak öne çıkıyor. Eğer sizin de tırnak yeme alışkanlığınız varsa öncelikle bu alışkanlığın altında gizlenen psikolojik faktörleri anlamaya çalışmaya başlayabilirsiniz. İç dünyanızdaki düğümleri çözmek, dış dünyanızın da hızlı bir şekilde iyileşmesini sağlayacaktır.

 

Her hastalığın başı stres!

Tırnak yemeye ne zaman başladığınızı hatırlamaya çalışmak tedaviniz için en büyük adım olabilir. Yaşadığınız sıkıntı, stres, korku ya da endişe dolu anlardan birinde bu alışkanlığa başlamış olabilirsiniz. O anı hatırlamak, tedavinizin kısa yolunu bulmaktır. Stresi yaşamınızdan tamamen çıkarmak mümkün olmayabilir. Bu durumda siz de kendinize kısa molalar hazırlayabilirsiniz. Bu molalar sizi hissettiğiniz anksiyete durumlarından uzaklaştıracaktır. Öte yandan, güvendiğiniz biriyle hisleriniz hakkında konuşmak da rahatlamanıza yardımcı olacaktır.

Tırnaklarınızın görünümüne alışmayın!

Yaşamınızın bir döneminde tırnak yemeye başlamış ve uzun zamandır da bu alışkanlığa saplanıp kalmış olsanız da bu durumu asla kabullenmeyin! Tırnaklarınıza değer verin. Savaşmak için değil, barışmak ve size ait olmadığını göstermek için bu alışkanlıkla yüzleşin. Kaliteli bir manikür kiti alarak tırnaklarınıza zaman ayırın. Her akşam, tırnaklarınızı zeytinyağı veya losyon eklediğiniz ılık suda bekletin. Bakımın yanı sıra destek ürünlerden de faydalanabilirsiniz. Eczanede tırnak yemeyi bıraktıran kremler, yağlar veya tırnak cilaları bulunmaktadır. Bu ürünleri deneyebilir veya evde saf karabiberden kendi caydırıcı solüsyonunuzu da hazırlayabilirsiniz.

 

Yeni bir etkinlik bulma zamanı!

Tırnak yeme alışkanlığından kurtulmaya kararlıysanız tüm enerjinizi bu alışkanlığı unutmaya harcayın. Ellerinizi meşgul tutacak aktivitelere yönelmek de çözüm olabilir. Resim, dikiş, örgü, el sanatları, DIY projeleri sizi oyalamaya yetecektir. Tek yapmanız gereken şey, gerçekten ilginizi çekecek bir aktivite bulmak.

Ellerinize görev verdiğinizde ve bu konuda disiplinli davrandığınızda yavaş yavaş tırnak yeme alışkanlığını unutmaya başladığınızı fark edebilirsiniz. Bütün bu yöntemlere rağmen aşırı derecede tırnak yemeye devam ediyorsanız güvenilir bir psikiyatrisin kapısını çalma vakti gelmiş demektir.

Tırnak yeme hastalığı, obsesif kompulsif bozukluklar grubuna giren bir davranıştır. Psikiyatrist size ilaç tedavisi, terapi ya da ikisini birden önerebilir. Ellerinizi özgürce hareket ettireceğiniz gün gelene kadar tedaviye devam edin.

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

TEOG’da Lise Seçimi Yaparken Nelere Dikkat Edilmelidir? #teog

Öğrenciler ve velilerde ise hangisi lise tercih edilmeli, lise seçimi nasıl yapılmalı gibi sorular ciddi sıkıntılar çıkarmaya başladı. Üstelik öğrencilerdeki bilinçsiz hareketler ve yanlış seçimlerde çok sık görülmeye başlandı. Bu konumuzda TEOG tercihlerini yaparken nelere dikkat edilmesi gerektiğinden bahsedeceğiz;

1.TEOG sistemine geçilmesiyle birlikte düz liselerin tamamı kapatıldı ve birçoğu Anadolu Lisesine dönüştü. Yapılan sınavla öğretmen kadrosunda ufak değişmeler yapılmış olsa da genellikle birçok okulun eğitim kadrosu aynı kaldı. Bu yüzden de isme veya evinize yakın olmasına aldanmamalı, eğitimi kaliteli olacak bir liseyi tercih etmelisiniz. Eskide düz lise olan liselere ve eğitimi hala aynı olan bu yerlere öğrencileri göndermek geleceği için büyük bir etki oluşturacaktır.

2.Tercih verirken öncelikle lisenin geçmişine bakılmalı ve kaç senedir bu lisenini Anadolu, Fen veya meslek lisesi olduğu araştırılmalıdır. Lisenin başarılarına göz atılmalı, klüp aktivitelerine olan yönelimlerine bakılmalı, mezun olanların başarı seviyesi göz önünde bulundurulmalıdır. Bu lisede okuyan ve mezun olan kişilerden yorumlar alınmalı ve gerekirse tercih yapmadan önce okula gidip gerekli mercilerden okul hakkında geniş bilgi edinilmelidir.

3.Lise öğrencileri üniversiteye hazırlayan ve iyi bir meslek sahibi olabilmesi konusunda yönlendiren bir alandır. Bu yüzdende iyi bir eğitim için kaliteli eğitmenlerin ve istekli öğrencilerin yer aldığı bir eğitim alanı gereklidir. Bu yüzdende seçtiğiniz okulun yüzdelik diliminin yüksek olmasına da özen gösterin. Fakat puanlama tek kriteriniz olmasın. Okul geçmişini bir kenara bırakmayın.

4.Tercih yaparken tüm tercihlerinizi yüksek liselere yapıp nasıl olsa başta kalmayacağım, ben bir yere yerleştirirler diye düşünmeyin. Çünkü yerleştirme sizin istek sıranıza ve boş kontenjanlara göre yapılıyor. Bu yüzden de yüzdelik dilimi çok yüksek yerleri yazmak yerine yüzdelik diliminizin yakın olduğu yerleri başlara koyup kesin yerleşeceğinizi düşündüğü en az 3 ila 4 liseyi de tercihlerinizin son kısımlarına yerleştirin.

5.Tercihlerden sonra en kötü nakil işlemiyle değişim yaparım deyip rastgele liseler tercih etmeyin. Daima tam araştırmanızı yapın. Çünkü nakil olmak istediğiniz okulların kontenjan açacağı kesin değildir. Bu yüzden de büyük sıkıntılar çekebilir, istediğiniz lisede eğitim göremeyebilirsiniz.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.