İnsanları daha iyi anlamanın yolu

Hepimiz daha iyi anlaşılmayı bekliyoruz, peki karşımızdakileri anlıyor muyuz? Gelin, daha güçlü ilişkiler kurabilmek için insanları anlamanın yollarını keşfedelim.

Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Basit gibi gözüken bu tanımın gerisinde pek çok kuramsal öğe bulunmaktadır ve belki de bu yüzden söz konusu tanıma ulaşılması oldukça zaman almıştır.

Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecine “empati” adı verilir.

Empati tanımı üç temel öğeden oluşmaktadır. Bir insanın karşısındaki bir kişi ile empati kurabilmesi için gerekli olan bu öğeleri şöyle sıralayabiliriz:

1) Empati kuracak kişi kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır. Başka bir söyleyişle, empati kurmak isteyen kişinin karşısındaki kişinin fenomenolojik alanına girmesi gereklidir.

Psikolojideki fenomenolojik yaklaşıma göre her insanın bir fenomenolojik alanı vardır. Her insan gerek kendisini gerek çevresini, kendisine özgü bir biçimde algılar; bu algısal yaşantı özneldir; kişiye özgüdür. Yani her insan dünyaya, kendine özgü bir bakış tarzıyla bakar. Eğer bir insanı anlamak istiyorsak, dünyaya onun bakış tarzıyla bakmalı, gerçekleştirmek için de empati kurmak istediğimiz kişinin rolüne girmeli, onun yerine geçerek adeta olaylara onun gözlüklerinin gerisinden bakmalıyız. Karşımızdaki kişinin rolüne girerek empati kurduğumuzda, o kişinin rolünde kısa bir süre kalmalı, daha sonra da bu rolden çıkarak kendi rolümüze geçebilmeliyiz. Aksi halde empati kurmuş sayılmayız. Karşımızdaki ile özdeşim kurmak (ona benzemek) veya ona sempati duymak, empatiden farklı şeylerdir.

2) Empati kurmuş sayılmamız için, karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamamız gereklidir. Karşımızdakinin yalnızca duygularını veya yalnızca düşüncelerini anlamış olmak yeterli değildir. Empatiyi tanımlarken bu noktayı vurguladığımızda, empatinin iki temel bileşeninden söz etmiş oluyoruz.

Bunlar empatinin bilişsel ve duygusal bileşenleridir. Karşımızdakinin rolüne girerek onun ne düşündüğünü anlamamız, bilişsel nitelikli bir etkinlik (bilişsel rol alma/bilişsel perspektif alma), karşımızdakinin hissettiklerinin aynısını hissetmemiz ise duygusal nitelikli bir etkinliktir (duygusal rol alma/duygusal perspektif alma.) Bilişsel rol alma duygusal rol almanın ön şartı sayılabilir. Empatinin bileşenlerinin ne olduğu konusunda araştırmacılar arasında, bazı görüş farklılıkları vardır. Örneğin Hoffman’ a (1978) göre empatinin, bilişsel, duygusal ve güdüsel (motivasyonel) olmak üzere üç bileşeni vardır. Bazı araştırmacılar empatinin bilişsel yönünü, bazıları ise duygusal yönünü vurgulamaktadır. Fakat çoğunluğun üzerinde uzlaştığı görüş, empatinin bilişsel ve duygusal bileşenlerden oluştuğu yolundadır.

 

3) Empati tanımındaki son öğe ise, empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın, karşıdaki kişiye iletilmesi davranışıdır. Karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini tam olarak anlasak bile eğer anladığımızı ifade etmezsek empati kurma sürecini tamamlamış sayılmayız.

Araştırmacılar, insanların zihinlerinde kurdukları empatiyle, karşılarındaki kişiye ilettikleri empati arasında farklılık olduğunu belirtmektedirler. Karşımızdaki insanlara empatik tepki vermenin iki yolu vardır:

Yüzümüzü/bedenimizi kullanarak onu anladığımızı ifade etmektir.

Empatik tepki vermenin en etkili yolu herhalde bu ikisini birlikte kullanmaktır.

Bir sıkıntımız olduğunda, bizimle konuşan kişi, dostça bir gülümsemeyle kolumuza dokunup sıkıntımızı sözelleştirirse, örneğin “son günlerde çok bunalmışsın” derse, rahatladığımızı hissedebiliriz.

Dikkat: Çocuğunuz sizi taklit ediyor

Çocuğunuzun kötü huylarından şikayetçi misiniz? Sizi üzen bir davranışını ‘Babasının ailesine çekmiş!’ diye mi açıklıyorsunuz?

Acı ama gerçek: Suçu başkasına atmadan önce kendinize bakmanız gerekiyor çünkü çocuğunuz sizi taklit ediyor!

Çocuklar büyürken taklit yoluyla hayata hazırlanıyor. Uzmanlar, 3 yaşındaki taklit döneminden başlayarak yetişkin olana kadar çocukların her şeyi davranışla öğrendiklerine dikkat çekiyor. Öncelikli rol model olan ebeveynlerin de sözlerle değil, davranışlarıyla örnek olarak çocuklara doğruları gösterebileceğini belirtiyor.

Çocuklar, oyun çağından, kurallı eğitim dönemi ve sosyal çevreyle etkileşim aşamalarına kadar kişiliklerini oluştururken çevresindekilerin davranışlarını taklit etme eğilimindedirler. Hayata hazırlanırken rol modele ihtiyaç duyan çocuklar, iyi veya hatalı davranışları bu yolla kazanırlar.

Anne-babaların, kendisi ve çevresi ile barışık bireyler yetiştirebilmek için öncelikle davranışlarıyla çocuklarına doğru örnek olmaları gerekmektedir, kurallı öğrenme çağında çocukların, alışkanlıkları kurallarla kazandığını, sonraki dönemde ise okulla beraber öğretmenine, arkadaşına, televizyonda herhangi bir karaktere veya ailenin bulunduğu sosyal çevrede değer gören birine benzemeye çalıştığına dikkat çekiyor. Çocuğun önünde iyi modeller olması halinde, sağlıklı bir kişilik oluşacaktır. Eğer kötü bir rol modelle bir aradaysa çocuğun farkında olmadan olumsuz yönlerini almaya başlayacaktır.

 

Doğru rol model için aileler bilinçli olmalı

Çocuklar çevresindeki aile yakınlarını, çizgi film karakterlerini veya televizyonda izlediği ünlü kişileri rol model alabilir; onlar gibi konuşmak, giyinmek, yaşam tarzlarını kendi hayatında uygulamak isteyebilir. Bunlar çocuğun kişilik gelişiminin şekil alması yönünde etkilidir. Bir anne çocuğunu yetiştirirken sigara içilmemesi, yalan söylenmemesi gerektiğini sürekli anlatmıştır. Ama kendisi sigara içiyorsa veya yalan söylüyorsa, çocuk söyleneni değil, annenin yaptığını yapacaktır. Anne-babanın çocukların üzerindeki etkileri asla tartışılamaz. Çocukların, dış dünyadan farkında olmaksızın aldığı iyi veya kötü rol modeller konusunda ailelerin farkında olması gerekiyor.

Çocuk, yetişkin olana kadar her şeyi davranışla öğrenir

Bağımlılıklar konusunda ebeveynlerin çocuklarını eğitmeye çalışırken, kendilerini de eğitmeye devam etmeleri gerekmektedir. Uzmanlar ailelerin ve öğretmenlerin bağımlılıklarla ilgili olarak çok iyi bir gözlemci olmalarını, bir sorunla karşılaştıklarında nasıl davranmaları gerektiği konusunda eğitim almalarını öneriyor. Bağımlılıkla ilgili olarak ünlülerin de güçlü birer rol model olduğunu söyleyen uzmanlar, ünlülerle ilgili haberleri verirken medyaya da büyük sorumluluk düştüğüne dikkati çekiyor.

Tırnak Yeme Alışkanlığının Sebepleri Ve Çözümü

Genellikle çocuklarda 3-4 yaşlarından itibaren görülebilen tırnak yeme davranışı, ergenlik dönemine sosyal onay arayışının bir sonucu olarak ortaya çıkmakta, ayrıca yetişkinlerde de görülebilmektedir.

Başlıca sebepleri:

-Ebeveynlerin aşırı kontrolcü, baskıcı ve otoriter eğitim anlayışı,

-Çocuğun sürekli eleştirilip azarlanması,

-Yeni bir kardeşin gelmesi ve kardeş kıskançlığı,

-Anne babaların çocukları arasında kabul edilemeyecek ölçüde ayrım yapması,

-Çocuğun hak ettiği ilgi ve sevgiden mahrum kalması ve onaylanmaması,

-Çocuğun kendini güvende hissetmemesi ve özgüven problemi yaşaması,

-Aile içi çatışmalar ve anne baba kavgaları,

-Ailede tırnaklarını yiyen bir yetişkinin varlığı.

-Çocuğun kaygı ve endişe verici bir çevrede yaşaması.

Ne yapmalı?

-Başlarda bu davranış görmezden gelinmeli ve üzerine gidilip baskı yapılmamalı,

-Çocukta gerginliğe sebep olan her neyse bulunup ortadan kaldırılmalı,

-Çocuktan gücünün üstünde beklentiye girilmemeli,

-Çocuk eleştirilmemeli ve ceza ile korkutulup azarlanmamalı,

-Korku ve endişe verici ortamlardan uzak tutulmalı,

-Çocuklara heyecan verici korku ve şiddet içerikli filmler izletilmemeli,

-Tırnaklarını yediği esnada dikkati başka bir alana çekilmeli,

-Ağzını meşgul edecek sakız, çerez gibi yiyecekler verilmeli,

-Tırnak bakımı öğretilmeli, uzamadan kesilmeli,

-İlgi ve sevgiyle benlik saygısı artırılmalı,

-Duygularını ifade etme yeteneği geliştirilmeli,

-Sakin ve uygun bir zamanda konu hakkında çocukla konuşulmalı,

-Her şeye rağmen üstesinden gelinemiyorsa bir uzman desteği alınmalı.

Unutmayın!

Tırnaklarını yiyen çocuk, kendisini duygusal olarak baskı altında hissediyordur.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.