Aile Terapisinin Faydaları Nelerdir?

Aile olmak ve bu ailenin fertlerinin mutlu ve huzurlu bir şekilde bir arada yaşamlarını sürdürmesi özellikle günümüz şartlarında oldukça güçleşen ve emek gerektiren bir durumdur. Ailede her bireyin kendine ait sorunları olması, buna rağmen aynı ortamda yaşamak ciddi bir sorumluluk gerektiriyor. Aile terapisi ise böyle zamanlarda ve durumlarda başvurulabilecek ve psikolojik destek alınabilecek bir yöntem haline geliyor.

Aile içinde yaşanan anlaşmazlıklar birçok çiftin yaşadığı sorunların başında gelmektedir. Bunun en önemli sebebi iletişimsizlikten kaynaklanmaktadır. Tek başına kolayca çözülebilecek bir sorun karşısındaki zıt veya farklı fikirler çözüme ulaşmayı zora sokmaktadır.

Bu gibi durumlarla karşılaşıldığında içinden çıkılmaz bir probleme dönüşmesindense, sorunu uzman birinden psikolojik destek alarak çözmeye çalışmak inanıyoruz ki yapılacak en doğru davranış olacaktır. Aile terapisi sayesinde gereğinden fazla büyütülen sorunlar yüzünden bile yıkılacak hale gelen aile kavramı; yeniden toparlanma şansını bulabilmektedir. Çiftlerin birbirini dinleyebilme ve anlayabilme konularında iletişimlerini kuvvetlendirecek bir yöntem olduğu tartışmasız bir gerçektir.

Aile kurmak, aile olabilmek çok da kolay bir olgu değildir. Birbirinden farklı iki insanın bir araya gelmesi, aynı evi paylaşması ve ortak bir hayat kurmaları ara sıra anlaşmazlıkların olması ya da çatışma yaşanmasını da beraberinde getirmektedir. Zorlu hayat şartları herkesi aynı şekilde etkilemez. Kiminin olaylara karşı direnci daha yüksekken kimi daha zayıf duruş sergileyebilir. Çiftlerden biri çok sabırlıyken diğeri tez canlı olabilir. Bu bile ortak yaşam sürdürürken karşılaşılabilecek en basit sorunlardan biri olmasına rağmen iletişim eksikliği varsa giderek büyüyen bir problem haline gelebilir.

Aile terapisi sayesinde çiftler birbirlerinde var olan iyi yönleri daha iyi görüp değerlendirebilmektedir. Sorunlar yüzünden sadece olumsuz taraflar göze battığından birlikte olunduğunda yaşanabilecek güzel anlar kaçırılmaktadır. İşte aile terapisi bu noktada çiftlerin birbirlerine karşı daha pozitif bakabilmelerini de sağlayacak en etkili yöntemlerden biridir.

Babasız Büyüyen Çocuk Psikolojisi

Baba, çocuğun psikolojik gelişiminde büyük bir rol oynar. Çocuklar büyüyüp kendi kimliklerini oluştururken babasız olmanın psikolojik etkisini hissetmeye başlarlar. Babasız büyüyen çocuk psikolojisi ve etkisi çocuk yetişkinlik çağına geçtiğinde de etkisini yitirmeyebilir.

Çocuğun hayatında bir baba olması onu sağlıklı bir birey yapmaya tek başına yetmeyeceği gibi babasız her çocuğun da psikolojik sorunları olacak diye bir şey yoktur. Ancak babasız büyümenin bazı gözlemlenebilir etkileri vardır.

Baba, genellikle çocuğun yaşam becerilerini geliştirmeden sorumludur. Eğer hayatında baba figürü olmazsa çocuk, kişiliğini geliştirmede sıkıntılar yaşayabilir ve bu da psikolojik bozukluklara yol açabilir.

Babasız büyüyen çocuk psikoloji

Babasız bübüyen bir çocukta meydana gelebilecek olan komplikasyonlardan bazıları şöyledir:

  • Güvensizlik: Pek çok kültürde baba, koruma ve kaynak sağlayan kişidir. Bu yüzden çocuk babasız büyüdüğü zaman pek çok şeye karşı güvensizlik hissi geliştirebilir. Örneğin pek çok ailede eve para getiren babadır. Bu yüzden babasız büyüyen bir kız çocuğu ileride zengin erkekler tarafından kolayca etkilenebilir. Güvensizlik hissi çocuğun yaşamının diğer alanlarına da sıçrayarak anksiyete bozuklukları ortaya çıkarabilir.
  • Yaşam Becerileri Eksikliği: Çocuk, babanın rehberliği olmadan önemli yaşam becerilerini geliştiremeyip sosyal ve akademik alanda yaşıtlarının gerisinde kalabilir. Yapılan araştırmalarda babasız büyüyen çocukların daha düşük notlar aldığı ve daha çekingen oldukları gözlemlenmiştir.
  • Kanun ve Kurallara Uymada Zorluk Yaşamak: Babasız büyüyen çocuklar (özellikle erkekler) herhangi bir otorite figürüne bağlı kalmada ve uymada zorluk yaşarlar. Bu yüzden daha asi olurlar ve kuralları daha kolay çiğnerler. Eğer kontrol altına alınmazsa bu davranış uyuşturucu kullanımı ya da kanuna karşı gelmeye kadar büyüyebilir. Çocuğun bu gibi ciddi sorunlar yaşamaması için erken yaşlarda otoriteye ve kurallara uymayı öğretilmesi gerekmektedir.
  • Sevgi Yoksunluğu:Genelde kız çocuklarının ilerideki romantik ilişki seçimini babalarıyla ilişkisi belirler. Babasız büyüyen bir kız çocuğunun ilişkileri ve duyguları daha değişken olur. Ayrıca bazı durumlarda babasız büyüyen çocuklar sevgi yoksunluğu çekebilir. Böyle durumlarda başka bir insanı sevmekte ve bağlanmakta güçlük çekebilirler.
  • Aşağılık Hissi: Eğer çocuk babasız olmanın onu kusurlu yaptığını düşünmeye başlarsa aşağılık kompleksi geliştirmeye başlayabilir. İnsanlar kendilerini diğer insanlardan öz değer olarak daha farklı gördükleri zaman aşağılık kompleksi geliştirmeye yatkın olurlar.  Babasız büyüyen çocuk durumunda da eğer çocuk kendini babası olan çocuklara göre daha aşağı görmeye başlarsa çocuğa aşağılık kompleksi yerleşir ve hayatının pek çok alanında onu başarısızlığa ve mutsuzluğa sürükler.
  • Fiziksel Sağlık: Babasız olan çocukların davranışlarının yanı sıra konuşma becerileri de etkilenebilir. Eğer babasızlık çocuğu kaldırabileceğinden daha fazla etkilediyse çocukta konuşma sorunları ve kekemelik ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra dokunulmaktan ve göz teması kurmaktan rahatsız olma ve yeme bozuklukları da görülebilir.

Babasızlık hem çocuk hem de anne için oldukça etkileyici olabilir. Ancak babasızlığın getirebileceği psikolojik bozukluklar annelerin alabileceği bazı önlemlerle azaltılabilir ya da tamamen önlenebilir.

 

4 Yaş Çocuklarda Gelişim

2 ya da 3 işi ardı ardına yapabilir. Örneğin, “Bir bardak su getir, babana ver ve sonra onu masanın üzerine götürüp koy” gibi.

  • 3 tekerlekli bisikleti rahatlıkla kullanabilir,
  • Hayvanları ve renkleri ayırt edebilir,
  • Büyük küçük ya da uzun kısa ayrımını yapabilir
  • Anlatılanı anlar,
  • Bir insanın kafasını, bedenini, kollarını ve bacaklarını çizebilir
  • 1’den 20’ye kadar sayabilir
  • Kalemi doğru bir şekilde tutabilir
  • Kâğıdı düz bir şekilde kesebilir
  • Adını, yaşını ve eğer öğretilirse adresini söyleyebilir

4 Yaş Çocuklarda Fiziksel Gelişim

  • Yürümesi, merdiven çıkması ve inmesi düzgündür
  • Atma ve yakalama, sıçrama ve topa vurma, ağaçlara tırmanma becerisi gelişmiştir
  • Oldukça hızlı koşabilir
  • Küçük nesnelerin üzerine atlayabilir
  • Düz bir hat üzerinde yürüyebilir
  • Salıncakta kendi kendilerine sallanabilir
  • Basit giysileri giyebilir
  • Gündüzleri tuvalet ihtiyaçlarını kontrol etseler bile geceleri hala yardıma ihtiyaçları olabilir.

4 Yaş Çocuklarda Konuşma ve Dil Gelişimi

Daha bilimsel ve teknik konular hakkında konuşmaya başlarlar. Çevresine daha geniş bakış açısıyla bakmaya başlarlar. Daha rahat konuşmaya başlasalar da hala bazı harfleri doğru telaffuz edemezler. Örneğin s, r ve w gibi. Neden, ne zaman ve nasıl sorularını dillerinden düşürmezler. Uzun hikâyeler anlatabilir, kendi fikirlerini söylemeye başlar, tekerleme ve şarkıları rahatlıkla söyleyebilirler.

Eğer çocuğunuzun kavrama gücü ve yetenekleri anlatıldığı gibi gelişme göstermediyse, başka insanların da anlayabileceği açıklıkta konuşmaya başlamadıysa, fısıldamaları duymuyor ve söyleneni anlamayıp sürekli “ne” diyorsa, diğer çocuklarla ilgilenmiyor ve çevresinde olanların farkına varmıyorsa, aynı yaştaki çocuklarla arasında farklılıklar varsa ve çocuğunuzun gelişimi hakkında endişeleriniz varsa hemen bir çocuk doktoruna görünmenizde fayda var.

4 Yaş Çocuk Psikolojisi

4 yaş, çocuğunuzun dış dünyayı daha iyi tanımaya başladığı ve algısının oldukça gelişmeye başladığı bir dönemdir.

4 yaşındaki bir çocuk ilişkiler, cinsiyet, farklı ırktan insanların farklılıkları gibi sosyal konuları fark etmeye başlar. Çok fazla soru sorarak, oyun oynayarak ve taklit yaparak çevrelerinde olup biten hakkında daha bilgi sahibi olurlar.

4 Yaş Çocuklarında Psikolojik Gelişim

Dış dünyaya açılan 4 yaş çocuk psikolojisi için çocuklar genellikle başka çocuklarla oynamaktan keyif alırlar ve bolca fiziksel oyun oynamak, hikâye dinlemek isterler. Başkalarının hisleri ve ihtiyaçlarını anlamaya, empati kurduklarını belli edecek davranışlarda bulunmaya başlarlar; zaman zaman kendi oyuncaklarını paylaşıp diğer çocuklarla sırayla oynayabilirler.

  • Bazen ebeveynlerinin birbirlerine sevgi göstermesini kıskanabilirler. Ebeveynler de bu gibi durumlarda çocuklarına onların ilişkisinin önemli olduğunu ve onların da büyüdüklerinde uygun partner bulma fırsatları olacağını anlatabilirler.
  • ‘Anne-Babacılık’ ya da ‘Süpermencilik’ gibi oyunlar yetişkinlerin rollerini anlamalarını sağlar ve bir süre yetişkin gibi davranmalarına olanak tanır. Kimi zaman girdikleri roller uygunsuz olabilir. Bu gibi durumlarda yanlış yaptıklarını söylemeden oyuna devam etmelerine izin verirseniz o rolün ne anlama geldiğini kendi kendilerine anladıktan sonra yapmayı bırakacaklardır.
  • Dünya 4 yaşındaki bir çocuk için korkutucu olabilir. Ailelerinin onları keşfetmeye yönlendirmeleri için bir rutin vermelerine ihtiyaçları vardır. Örneğin bir çocuk sabah kahvaltıda ne yendiğini, gündüz ne yapıldığını ve yatma vaktinde ne yapıldığını bilmesi gerekir.
  • Ebeveynlerinin onların davranışlarına sınır koyabileceğini bilmeliler. Her ne kadar kendinden emin gözükseler de, ebeveynlerinin onları idare edemeyeceğini ya da ilgilenmeyeceğini düşünmek onlar için oldukça korku verici olabilir.
  • Oyun kurmaya ve arkadaş edinmeye başlarlar.
  • Yaşıtlarına bilmişlik ve patronluk taslayabilirler ve istediklerini alamayınca mızırdanıp problem çıkarabilirler.
  • Genellikle ailelerinden uzakta kalabilirler. Eğer geçmişte üzücü bir ayrılık yaşandıysa bu o kadar da kolay olmayabilir.
  • Espri anlayışları gelişmeye başlar ve komik durumlara gülebilirler.
  • Davranışları genellikle abartılıdır. Çok gürültücü, hışır ve övüngen olmaları normaldir.
  • Ebeveyn rolü oynayabilecekleri evcilik gibi karmaşık rol yapma oyunları oynayabilirler.
  • Eğer çevrede oynayabilecekleri yaşıtları yoksa hayali arkadaşları olabilir. Bu sağlıksız bir gelişimin habercisi olmamakla birlikte gayet normal bir durumdur.
  • Henüz neyin gerçek neyin hayal ürünü olduğunu ayırt edemezler. Bu nedenle ebeveynlerini memnun etmek için hikâyeler uydurabilirler.
  • 4 yaşındakiler tuvalete tek başlarına çıkabilir, tuvalet kâğıdı kullanabilir ve sifonu çekebilirler.

Kavrama gücü gelişir

4 yaşındaki çocuklar genellikle dünya hakkında fazla soru sormaya ve birçok şeyin nedenini öğrenmek ister. Bazen onların sorularına cevap vermek zor ya da utanç verici gelebilir. Özellikle ölüm ve cinsellikle ilgili sorulara. Bebeklerin nereden geldiğini merak edebilir, başka çocukların cinsel organlarına bakmak isteyebilirler. Bu dönemde onların sorularına olabildiğince basit ve dürüst cevaplar verin.

Sınav Stresine Karşı Neler Yapılmalıdır

Bu zorlu süreçte anne babalar da çocukların motivasyonunda önemli rol oynuyor. Nefes egzersizleri, eksikliklere takılmak yerine olumlu düşünmek ve ailece kaliteli zaman geçirmek gibi önlemler başarılı sonuçlar alınmasına yardımcı oluyor.

Kendinizi yetersiz hissetmeyin

Sınav yaklaştıkça öğrencilerde sınavın nasıl geçeceğine ve sonuçlarına dair önemli endişeler görülmektedir. Korku, tehlikeyi yok etmek ya da ondan kaçmak için bir sinyal görevi görürken; “nesnesiz korku” olarak tanımlanan endişe, daha içsel süreçlere bağlı olarak gelişmektedir.  Endişeli öğrenci sürekli kendisi ile uğraşır, eleştirir ve tatminsizlik hisseder. Daha rahat yapıdaki öğrenciler ise sınavı objektif güçlükler içinde görerek ona göre hazırlık yapabilir.

Yoğun sınav kaygısı fiziksel rahatsızlıklara neden olabilir

Sınav öncesi, konsantrasyon zorluğu, panik reaksiyonları ve sindirim sistemi bozuklukları gibi birtakım bedensel rahatsızlıklar öğrenciyi etkileyebilmektedir. Konulara hakim olunduğunda; endişenin yerini güven, huzursuzluğun yerini konsantrasyon almaktadır. Öğrenmede belirsizlik kalırsa bunun psikolojik belirsizlik duygusuna ve endişeye dönüşmemesi mümkün değildir.

Bu sorulara cevabınız çoğunlukla evet ise sınav stresi yaşıyorsunuz demektir

  • Sık sık çarpıntım olur ve hızlı nefes alıp veririm
  • Gergin ve sinirli olurum
  • Ellerim ve vücudum terler
  • Titreme olur
  • Ağzım kurur
  • Mide ve bağırsak şikayetlerim olur
  • Telaşlı ve şaşkın olurum. Dikkatimi sorulara veremem
  • Sık sık baş ağrısı ve dönmesi yaşarım
  • Ortamdan uzaklaşmak isterim
  • Çok yorgun ve uykusuz olurum
  • Yemek yiyemem ya da çok yerim
  • Ne kadar çalışmış olsam da kendime güvenmem
  • Kafamda kaygılı düşünceler olur

Olumsuz düşüncelerden uzaklaşın

Sınav kaygısı yaşanırken, ailelerin çocuklarına olumlu motivasyonda bulunmaları gerekir. Sınava girecek öğrencilere sonuca değil, sürece odaklanmanın gerekliliği hatırlatılmalıdır. Her aile küçüklükten itibaren çocuğunun yeteneklerini ve ilgi alanlarını takip etmeli ve bu alanlar doğrultusunda çocuktan beklentide bulunmalıdır. Sınav stresi yaşayanlar içsel konuşmalarında olumsuz cümlelerden arınmak için çabalamalı, olumsuz düşünceler yerine alternatif olumlu düşünceler içinde olmalıdır.

Son ana kadar ders çalışmayın

Beden ve zihnin birbirini etkilediği unutulmamalıdır. Bu nedenle sınav döneminde doğru beslenme ve uyku düzeni çok önemlidir. Bunların yanında çok yorgun hissettirecek aşırı egzersizden, fazla uyarıcı maddelerden kaçınmak gerekmektedir. Son ana kadar ders çalışmak kişinin gevşemesine izin vermeyeceği için sınav sonucunu etkilemektedir.

Bunun yerine aile ve arkadaşlarla keyifli aktiviteler gerçekleştirilmelidir.

Hedefleriniz gerçekçi olsun

Sınavdan önce gevşeme tekniklerini öğrenmek, nefes egzersizleri yapmak, eksikliklere değil daha önceki olumlu süreçlere odaklanmak ve gerçekçi bir beklentiye sahip olmak rahatlamayı sağlar. Bununla beraber her sınav öncesi biraz kaygı hissetmenin normal olduğu unutulmamalıdır. Bu kaygı kontrol altına alınabilir ancak öğrencide aşırı bir kaygı varsa bununla ilgili psikolojik destek almak gerekmektedir.

Disleksi nedir? Disleksi Nedenleri, belirtileri ve tedavisi

Disleksi, bir çeşit öğrenme güçlüğü türüdür, erken yaşlarda ortaya çıkmasına rağmen genellikle okula yeni başlayan çocukların okuma güçlüğü çekmesi ile anlaşılır. ‘Okuma, heceleme ve yazma becerilerinde meydana gelen nörogenetik kökenli bir farklılık’ olarak ta tanımlanan disleksi, öğrenme bozukluğu olan bir kişinin sözcükleri veya sayıları işlemekte zorlanması durumudur. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, disleksi yaygınlığı %5 ila %15 gibi çok yüksek bir görülme oranına sahiptir. ‘Dahilerin Hastalığı’ olarak ta bilinen disleksi, okuma ve yazma öğrenmenin ciddi derecede bozulması ile karakterizedir. Öğrenmeye engel birkaç türü bulunmaktadır. Disleksi olan çocuklar yeterince zeki ve öğrenmeye motive olsalar bile okumayı öğrenmekte güçlük çekerler. Disleksi bir hastalık değildir, doğumsal bir rahatsızlıktır ve çoğu kez ailelerden geçmektedir.

Disleksisi olan insanlar aptal, geri zekalı veya tembel değildir. Çoğu, ortalama ya da ortalamanın üstünde bir zekâya sahiptirler ve öğrenme problemlerinin üstesinden gelmek için çok çalışırlar. Bazıları Nobel ödül almış bilim insanı, sanatçı, politikacıların hayatları incelendiğinde bunların Disleksi oldukları saptanmıştır. Tanınmış bazı ünlü disleksililer arasında, Albert Einstein, Charles Darwin, Thomas Edison, Graham Bell, Mozart, Agatha Christie, Goethe, Jules Verne, Hemingway ve Napoleon bulunmaktadır.

Disleksi nedenleri nelerdir?

Araştırmalar, disleksinin, beynin bilgi işleme biçiminden dolayı gerçekleştiğini göstermiştir. Modern görüntüleme yöntemleri ile yapılan beyin taramaları, disleksisi olan insanların okuduğu zaman, disleksi bulunmayan insanlara kıyasla beynin farklı bölümlerini kullandıklarını görülmüştür. Bu resimler, aynı zamanda okuma sırasında disleksi hastalarının beyinlerinin etkin çalışmadığını göstermiştir. İşte bu yüzden disleksi olan kişilerde okuma eylemi yavaş, zor bir iş gibi görünür.

Çoğu zaman, disleksik insanların harf ve sayıları tersine çevirmesine ve geriye kelimeleri görmesine neden olur. Ancak, tersine dönmeler, gelişimin normal bir parçası olarak gerçekleşir ve birçok veya daha fazla çocuğun birinci veya ikinci sınıfına kadar görülür.

Disleksideki asıl sorun, konuşmanın temel sesleri olan (örneğin, “bat” daki “b” sesi bir fonemdir) fonemleri tanımakta sorun oluşturmasıdır. Bu nedenle, o ses için harf simgesi ile harf simgesi arasında bağlantı kurmak ve sesleri sözlerle harmanlamak mücadeledir. Bu, kısa, tanıdık kelimeleri tanımayı veya daha uzun sözcükleri seslendirmeyi zorlaştırır. Bu sebeple disleksisi olan birinin sesli ses çıkarması çok zaman alır.

Kelimenin anlamı çoğu zaman kaybolur ve okuma anlama zayıftır. Disleksisi olan kişilerin yazımında zorluk çekilmesi şaşırtıcı değildir. Ayrıca kendilerini yazılı ve hatta konuşurken ifade etmekte güçlük çekebilirler. Disleksi bir dil işleme bozukluğudur, bu nedenle konuşulan ya da yazılı olan tüm dil biçimlerini etkileyebilir.

Bazı insanlar daha hafif disleksi biçimlerine sahiptir, bu yüzden sözlü ve yazılı dildeki bu diğer alanlarda daha az sıkıntı yaşayabilirler. Disleksi, tek başına ortadan kaybolan veya büyürken düzelen bir rahatsızlık değildir. Neyse ki, doğru yardım ile disleksi olan çoğu insan okumayı öğrenir. Çoğu zaman bu stratejileri öğrenmek ve kullanmak için farklı yollar bulunmaktadır. Bunlar dışında diğer bazı nedenler arasında;

  • Beyin Hasarı
  • Genetik, kalıtımsal nedenler
  • Nörolojik nedenler
  • Yapısal farklılıklar
  • İşlevsel farklılıklar
  • Yarıküre arası iletişim sorunları
  • Algısal nedenler
  • Görsel algılama, işitsel algılama
  • Dilsel nedenler
  • Bellek bozuklukları

Disleksi belirtileri nelerdir?

Okuma bozukluğu, okuma hızının çok düşük olması ile karakterizedir. Okuma bozukluğu olan çocuklar sıklıkla metni okumak için diğer çocukların iki katından üç katına veya daha fazlasına ihtiyaç duyarlar. Okumanın yavaş olması, özellikle okunan cümleleri okurken, okumanın ne olduğunu anlamada zorluk çekerler. Bireysel harfleri karşılık gelen seslerle ilişkilendirmek çok yavaş olur bu durumda, hatalar sıklıkla yapılır.

Okunması güç olan kelimelerin yerine, okuma bozukluğu olan çocuklar, benzer harfli diğer kelimeleri okumaya eğilimlidir. Bazı çocuklar, tek bir sözcük yanlış okunduğunda bile (örn. Madde yerine çekiçle) diğer kelimeleri temel alarak bir cümlenin içeriğini çıkarırlar. Bu nedenle tanıda, sadece okuduğunu anlama değil, aynı zamanda tek tek kelimelerin yüksek sesle okunması da hesaba katılması çok önemlidir.

Sınırlı okuma hızı aynı zamanda yetişkinlerde okuma bozukluğunun ana belirtisidir. Bu, özellikle, karmaşık, çok sesli ve nadir kelimelerle oluşur. Stresli durumlarda, ör. Resmi bir ofiste veya meslektaşlarınının önünde formları okurken, belirtiler artar. Okuma bozukluğun da saymada (ör. Matematik kelime problemleri okurken) ve yabancı dil öğrenirken kendini gösterir.

Yazım bozukluğu, önemli ölçüde artan yazım hataları ile karakterizedir. Yazım bozukluğu olan çocuklar genelde 40 test kelimesinin yalnızca %10’unu doğru yazar. Bu sıklıkla sınırlı kelime dağarcığı veya dil yeteneği eksikliği olarak algılanır. Bununla birlikte, çoğunlukla kırmızı kalemle düzeltilen yazım hatalarını öğretmenlerin olumsuz yorumlarıyla önlemek, genellikle telafi stratejisidir.

Disleksi teşhisi ve tanısı nasıl yapılır?

Disleksinin ve izole okuma bozukluğunun ve yazım denetimi bozukluğunun teşhisi karmaşıktır ve okuma ve / veya yazım bozukluğunun çekirdek semptomlarına ek olarak aşağıdakilere dayanır. 

  • Teşhisin sağlanması: Disleksi teşhisi için, bir çocuğun okuma ve yazım denetimi performansı ortalamanın çok altında olmalıdır. Bu, ortalamanın altında bir standart sapmaya tekabül eden yüzde 16’dan küçük bir sıralama anlamına gelmektedir. Buna ek olarak, ebeveynler sıklıkla öğretmenlerden çocuğun evde daha fazla uygulamadan yararlanabileceği konusunda rapor alırlar.
  • Eşzamanlı bozukluklar: Disleksili ergenlerde dünyevi düşünceler ve intihar girişimleri, aynı yaştaki diğer insanlardaki gibi üç kat daha yaygındır. Depresif bozuklukların oranı iki kat daha fazladır ve anksiyete bozuklukları üç kat yaygındır
  • Psikiyatrik bozukluk: Çocuğun bilişsel yeteneği (istihbarat), Kronik hastalıklar (diabetes mellitus), Olumsuz psikososyal faktörler (okulda zorbalık gibi önemli gergin faktörler), Çocuğun psikososyal işlevsel seviyesi (aynı yaşla etkileşim).

Çocuklarda Disleksi

Disleksinin ilk belirtileri, çocukların ilk sesleri çıkarmayı öğrendiklerinde 1-2 yaş civarında ortaya çıkar. İlk kelimelerini 15 aya kadar ya da 2 yaşına kadar olan ilk cümlelerinde söylemeyen çocuklar disleksi geliştirme riski yüksektir. Bununla birlikte, konuşması geç olan tüm çocukların disleksi geliştirdiği ve disleksisi olan her çocuğun konuşma gecikmeleri yaşadığı doğru değildir. Konuşmanın gecikmesi, ebeveynlerin dil gelişimine dikkat etmeleri için bir işarettir. Okuma zorluğu çeken ailelerin çocukları da disleksi açısından yakından izlenmelidir.

5 yaşından önce ortaya çıkan diğer disleksi uyarı işaretleri şunları içerir;

  • Alfabedeki harflerin isimlerini öğrenme ve hatırlama konusunda sorun yaşama.
  • Ortak çalışmalarda tekrar eden kelimeleri öğrenmekte güçlük çekmek,
  • Kendi adının harflerini tanıyamıyor olmak
  • Tanıtılan kelimeleri yanlış okumak veya bebek konuşmasını kullanarak tekrar sesleri fark edememek.

Anaokulu ve birinci sınıf çocuklarında disleksi;

5 ya da 6 yaş civarında çocuklar, okumayı öğrenmeye başladıklarında, disleksi semptomları daha belirgin hale gelir. Disleksi için standart bir test yoktur, bu nedenle çocuğunuzun doktoru semptomlarını değerlendirmek için sizinle birlikte koordineli hareket eder. Anaokulu öğretmeninizin veya birinci sınıf öğrencinizin risk altında olabileceğini gösteren işaretler şunları içermektedir;

  • Sözcüklerin seslere ayrıldığını anlamıyor
  • Sayfadaki harflerin seslerine bağlı olmayan okuma hatalarını yapma
  • Okumanın ne kadar zor olduğundan şikâyet etmek
  • Okula gitmek istememek
  • Konuşma ve telaffuz ile ilgili sorunlar yaşamak
  • “Kedi” veya “harita” gibi temel kelimeleri söylemekte sorun yaşamak
  • Harfleri seslerle ilişkilendirememek (örneğin, “p” “paa” gibi ses çıkarır)

İkinci – sekizinci sınıf çocuklarda disleksi

Çoğu öğretmen, disleksiyi tanımaya yönelik eğitim görmemiştir. Zeki ve tam sınıfa katılan çocuklar çatlaklardan kayar, çünkü okuma sıkıntılarını gizlemek iyi olur. Çocuğunuz ortaokula geldiğinde okuma, yazma ve yazım hatlarıyla geride kalmış olabilir. Okul ve ortaokuldaki disleksi belirtileri şunları içerir;

  • Okumayı öğrenmede çok yavaş olma
  • Yavaş ve beceriksiz okuma
  • Yeni kelimeler de zorluk çekme ve ses çıkaramama
  • Sevmemek ya da yüksek sesle okumaktan kaçınma
  • Kelimeleri bulurken ve soruları cevaplarken tereddüt etme
  • Konuşmada çok “umms” kullanma.Uzun, bilinmeyen veya karmaşık olan yanlış yönlendiren kelimeler
  • Kafa karıştırıcı kelimeler
  • Adları ve tarihler gibi ayrıntıları hatırlamakta sorun yaşama
  • Karışık el yazısı.

Lise Ve Kolej düzeyindeki gençlerde disleksi

Lise ve üniversite yılları Lise ve kolej disleksisi olan öğrenciler için yeni bir dizi zorluk içerir. Hızlı bir şekilde okuduğunu anlama zorunlu olduğundan çok daha katı akademik zorluklarla karşılaşırlar. Lise ve üniversite öğrencilerine daha fazla okuma materyali atanır. Ayrıca, farklı beklentilerle birlikte çeşitli öğretmenlerle çalışmayı öğrenmelidirler.

Tedavi edilmediğinde, bazı insanların çocukluklarında oluşan disleksi genç yetişkinliğe geçer. Diğerleri, yüksek öğrenme işlevleri geliştikçe doğal olarak gelişecektir. Çocukluğunda daha önce görülen bulgulara ek olarak, genç yetişkinlikte disleksi işaretleri şunları içerir;

  • Okumak için büyük bir çaba sarf eder
  • Yavaş okuma
  • Nadiren zevk için okumak
  • Her durumda yüksek sesle okumaktan kaçınma.Konuşurken sık durup duraksama
  • Bir sürü “umms”
  • Belirsiz ve yanlış olan dil kullanımı
  • İsimlerin ve yerlerin yanlış telaffuz edilmesi.İsimleri hatırlamakta güçlük çekme
  • Kafa karıştırıcı gibi sesler çıkaran isimler
  • Konuşmada hızlı cevaplar eksik olma.Konuşulan kelimelerin sınırlı olması
  • Çoktan seçmeli testlerde zorluk çekme.

Disleksi tedavisi nasıl uygulanır?

Yetişkin disleksisini tedavi etme ve yönetme;

Doktorunuz, disleksinizin şiddetini değerlendirdikten sonra durumunuzu yönetmenize yardımcı olacak bir tedavi planı oluşturacaktır. Bir tedavi planı aşağıdakileri içerebilir;

  • Her yaşta disleksi için çok önemli olan okuma becerilerini geliştirmeye yardımcı olmak için eğitim veya öğretme
  • Disleksinin işyerinde neden olduğu sorunları yönetmenize ve bunları yönetmenize yardımcı olacak mesleki tedavi
  • Talimatları yazılı olarak değil konuşarak anlatılması
  • Öğrenme ve hatırlamaya yardımcı olacak yöntemler bulma

Teknoloji de, özellikle de çalışan bir yetişkin için disleksiyi yönetmenin önemli bir parçası olabilir. Yardımcı olabilecek bazı şeyler şunlardır;

  • Önemli toplantıları veya önemli konuşmaları kaydetmek, sonra önemli bilgileri kaçırdıysanız tekrar dinlemek
  • Kendinizi, organize etmenize ve uyarıları en aza indirgemek için organizasyon uygulamaları veya elektronik düzenleyicileri kullanma.

Disleksiyi tedavi etmek için

Neyse ki, doğru yardım ile disleksi olan çocukların çoğu normal sınıflarda okumayı ve yazmayı geliştirebilirler. Genellikle durumu okumak, hecelemek ve yönetmek için özel olarak eğitilmiş bir öğretmen, okuma uzmanıyla çalışırlar. Çocuğunuzun öğretmeni, psikologu veya çocuk doktoru, disleksi olan çocuklar ile çalışmak üzere eğitilmiş bir akademik terapiste, (bir eğitim terapisti veya akademik bir dil terapisti olarak da adlandırılabilir) tavsiye edebilir.

Tedavide başlangıçta bozukluğun tanımlanması, ailelere danışmanlık yapılması ve öğretmenlere danışmanlık yapılması da dâhildir. Daha sonraki tedavi, disleksinin şiddetine ve psikolojik semptomlara veya eşzamanlı bozukluklara bağlıdır. Uyuşturucu tedavisi, disleksi için yararlı değildir. Dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan bir disleksi hastası da DEHB için ilaç tedavisi uygulayarak okulun içindeki ve dışındaki öğrenme yeteneklerini artırabilir.

Bozukluğun, nedenlerinin ve tedavi seçeneklerinin tanımlanması genellikle ebeveynlere büyük bir rahatlama getirir. Teşhis genellikle aylarca hatta yıllar alır, bu süre zarfında ebeveynler, genellikle anne, çocuğunu evde günlük pratik yoluyla desteklemeye çalışmalıdır. Disleksi tedavi sürecinde şunlar yapılmalı

  • Bozukluk hakkında bilgi verilmesi
  • Herhangi bir zihinsel belirtinin ve eşzamanlı bozuklukların tedavisi
  • Düzenli okuma desteği
  • Bireysel imla desteği

Öğretmenler için Disleksi tavsiyeleri

Çocuğun psikolojik stresini açıklamaya hizmet eder ve çocuğun okula nasıl daha iyi entegre olabileceğini birlikte düşünme fırsatı sağlar. Disleksi teşhisi de rapor edilmelidir. Disleksi tedavisinin iki bileşeni vardır: çekirdek problemlerin okuma ve yazım denetimi ile eşzamanlı psikolojik rahatsızlıkların tedavisi. Psikolojik bozuklukları tedavi etmek için çocuk ve ergen psikoterapisi mevcuttur. Bu öncelikle çocukların semptomlarını azaltmak ve bireysel gelişimlerini iyileştirmeyi amaçlamaktadır.

Disleksi eğitimi nasıl olmalı?

  • Okuma desteği bireysel olarak çocuğun gelişimine bağlıdır. Okumada gelişimsel durumun detaylı analizine dayanarak, en az bir yıl boyunca haftada en az bir kere düzenli olarak okuma desteği sağlanmalıdır. Bu terapiye ek olarak, sık okuma oturumlarıyla okuma dostu bir aile ortamı kurmak ve birlikte okumak da okuma gelişimini önemli ölçüde artırabilir. Ampirik olarak sadece birkaç tür okuma desteği araştırılmıştır.
  • Yazım desteği, okuma desteğinden ayrı olarak verilmelidir. Okuma desteğinde olduğu gibi, başlangıçta bireysel gelişim statüsü belirlenmelidir. Bundan sonra de destek etrafında tasarlanır. Çocuklar, fonikte (tek tek sesler yazarak) başlayarak yazımda düzenli eğilimleri öğrenirler. Tedavi süresince nörobiyolojik korelasyonlar kaydederek bu çocuklarda bozulan süreçleri daha iyi anlamak için girişimlerde bulunulmaktadır. Tedavinin esaslı bir kısmı psikoterapidir. Anksiyete ve depresyondan muzdarip çocuklar bu tür bir tedaviden önemli ölçüde yardım edilebilir. Bir hasta da DEHB’ye sahipse, psikoterapinin yanı sıra bozukluk şiddetli olduğunda ilaç tedavisi de belirtilir.

Disleksisi olan insanlar için duygusal destek çok önemlidir. Çoğu kez hayal kırıklığına uğradıklarını düşünürler çünkü diğer öğrencilerle yetişemiyor gibi kendilerini görürler. Çoğunlukla aptalca veya değersiz olduklarını hissederler ve zorlandıklarını sınıf içinde hareket ederek veya sınıf palyaçosu haline getirerek örtbas edebilirler. Disleksisi olan insanlar doktorlar, politikacılar, şirket yöneticileri, aktörler, müzisyenler, sanatçılar, öğretmenler, mucitler, girişimciler ya da seçtikleri başka bir meslekle uğraşabilirler.

Disleksi kaç yaşında anlaşılır?

Disleksi okuma yazma çağına gelmiş çocuklarda, belirtiler verse de erken dönemlerde anlaşılması da mümkündür. Çocuğun ilk konuşmaya başladığı dönemlerde, konuşmada güçlük ve gecikme, kelimeleri yanlış telaffuz etme, oyunları sürdürememe gibi ilk belirtiler ile kendini gösterebilmektedir. Ama genellikle teşhis çocuğun okula başladığı ilkokul 1. Sınıfta yapılabilmektedir.

İnternet Bağımlılığını nasıl önleyebiliriz?

Özellikle çocuklarda internet bağımlılığı son zamanlarda en büyük sorunlardan biri haline gelmiştir. İnternet bağımlılığı problemi yalnızca çocuklarda değil, gençlerde ve yetişkinlerde de ciddi sorunlara yol açmaktadır.

Bağımlılığı, genelde alkol, esrar, kokain, kumar gibi maddelerle ilişkilendirsek de, bağımlılık sadece bir maddeye bağlı olarak gelişmez. Bir nesne, kişi ya da bir varlığa bağımlılık duyulabilir. Bağımlılık,  kişinin sosyal, fiziksel ve ruhsal sağlığına zarar vermesine, günlük yaşamdaki işlevselliğini düşürmesine rağmen,  kişinin engel olamadığı  ve önüne geçemediği bir istekle bağımlı olduğu şeyi bulduğu durumdur.

Bağımlı kişilerde, bağımlı olduğu nesne ya da kişi ile ilgili, zihinsel düşünme, tolerans düşüklüğü, yoksunluk belirtileri vardır. Fiziksel ve psikolojik olarak yaşanan bu belirtiler aynı zamanda kişinin sosyal yaşantısında, iş yaşantısında çatışmalar yaşamasına sebep olmaktadır.

İnternet bağımlılığı ise, davranışsal bir bağımlılık olarak karşımıza çıkmıştır. İnternet bağımlılığı son yıllarda çok fazla yaşanmaya başladı. Çoğu kişi elinin altında telefon sürekli olduğu için, bağımlılıklarının farkında olamayabiliyor. İnternet bağımlılığı olan kişiler bağımlı oluşlarını genellikle ya yoksunluk yaşadıklarında, ya da aile bireylerinin farkında olmasını sağlamalarıyla anlayabiliyorlar.

Çocuklar internet oyunlarında ve veya sosyal medyada çok uzun zaman geçirmekte ve anne – babalar durumu engelleme konusunda çaresiz kalmaktadır.

İnternet Bağımlısı olduğumuzu nasıl anlarız?

Planladığımız zamandan daha fazla internette vakit geçiriyorsak, Sürekli internette yaptığımız aktiviteler hakkında düşünmeye başladıysak, İnternette geçirilen keyifli zamanı çoğaltmak için daha fazla kalmaya başladıysak,  Yoksun kaldığımız zamanlarda, çökkünlük, kızgınlık hissetmeye başladıysak, İnternette çok vakit harcadığımız için git gide iş yaşantımızda, aile yaşantısında ve sosyal çevre içerisinde sorunlar yaşamaya başladıysak, İnternette geçirilen vakitler ile ilgili yalan söylemeye başlamışsak ve ve interneti duygusal ya da ruhsal sıkıntılarımızdan kaçmak için kullanmaya başladıysak, bağımlı olduğumuz söylenebilir.

İnternet Bağımlılığını nasıl önleyebiliriz?

Günümüz dünyasında  internetin çok önemli bir yeri var. Özellikle işlerimizi kolaylaştırmak adına etkisi küçümsenemez durumda.  Dolayısıyla günlük yaşantımızda bu kadar yerini almış bir teknolojinin hayatımızdan çıkarılması, yaşam kalitemizde azalmaya yol açabilecektir. Bu nedenle bu teknolojiyi hayatımızdan çıkarmak yerine, hayatımızda sınırlı bir yerde kalmasını sağlamak bağımlılığı önlemek için kullanılabilir.

İnternet bağımlılığını kontrol etmek adına birkaç yöntem:

  • İnternette geçirilen zamanların kontrol altına alınması (saat değişimleri)
  • İnternet hesaplarının sınırlandırılması (oyun, sosyal medya vb.)
  • İnternet yerine yapılabilecek aktivitelerin bulunması (spor vb.)
  • İnternete girilen zamanda hissedilenlerin farkındalığının sağlanması
  • İnternet tatillerinin planlanması
  • Bireysel terapi ya da aile terapisi almak.

Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisi nelerdir

Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisi

1.Çocukluk ve ergenlikteki (emosyonel)duygusal davranışlara etkisi
2.Eğitim ve sosyoekonomik düzeye etkisi
3.Agresif,antisosyal ve suç içeren davranışlar üzerine etkisi
4.Beden sağlığı ve gelişimine etkisi
5.Ruh sağlığına etkisi
6.Madde kötüye kullanımına etkisi
7.Ergenlik ve yetişkinlikte aile ve diğer ilişkilere etkisi.

Uzun dönemli yapılan çalışmalarda parçalanmış aile çocuklarında diğerlerine göre sosyal,psikolojik, ve fizik gelişimde olumsuz yönde belirgin farklar var. Bu çocuklar ileri yaşlarda evlilik hakkında kaygı duyuyorlar veya evlenmeyi daha az istiyorlar ya da başarılı bir ilişki kurma konusunda karamsar oluyorlar.

Anne-babası ayrılmış çocukların neler hissettiklerini araştırmak için yapılan çalışmalarda; çocukların ayrılmadan sonra en çok üzüntü, sıklıkla öfke ve şaşkınlık duygularını yaşadıkları görülmektedir. Öfke bazen ayrılmaya sebep olmuş gibi görünen ebeveyne yönelmektedir. Küçük çocuklar içinse evden ayrılan yetişkin boşanmayı başlatan kişi olarak algılanmaktadır. Bazı çocukların anne-babasının ayrılmasından dolayı kendilerini suçladıklarını gösteren bazı çalışmalar vardır. Bununla beraber bir çalışmada ise kendilerini anne-baba ayrılığından dolayı suçlayan çocukların oranı sadece yüzde beş olarak bulunmuştur. Çocukların ayrılma sebebini bilip bilmediklerini araştıran bir çalışmaya göre, çocukların sadece %20-30′ u anne ve babasının ayrılma sebebini söyleyebilmektedir. Ebeveynlerin boşanmasından sonra çocuk için en erken değişiklik; genellikle baba olmak üzere yetişkinlerden birinin fiziksel yokluğudur. Çocuklar anne-baba arasındaki çatışmaya, kendilerinde oluşan çok büyük bir sıkıntıyla cevap vermektedirler.Bu çatışmanın çocuklar üzerindeki etkisi çok net olarak görülebilmektedir. Çocuklar, kendilerine yönelik bir içsel şiddet ortaya koyarlar. Bu da agresyon, davranış problemleri, anksiyete, okul problemleri, dikkat eksikliği ve somatik yakınmaları içeren bir dizi sonuca yol açmaktadır. Yakın zamanda yayınlanmış çalışmalarda boşanmış aile çocuklarındaki (ve de böyle ailelerin ergenlerindeki) problemlerin altta yatan en önemli nedeninin ayrılığın kendisi olduğu tesbit edilmiştir. Ayrıca anne-baba arasındaki fazla miktardaki çatışmanın çocuk üzerindeki olumsuz etkisinin boşanmadan daha fazla olduğu bulunmuştur. Ülkemizde ergenler üzerinde yapılan bir çalışmada yüksek anne-baba çatışması olan ailelerin çocuklarında, düşük çatışma olan ailelere göre daha kötü etkilerin oluştuğu gösterilmiştir. Yine aynı çalışmada anne-baba arasındaki çatışmanın çocuklarıyla olan ilişkilerine de yansıdığı belirtilmektedir.

BOŞANMA SONRASI AİLE FERTLERİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER :

Boşanma sonrası aile hayatındaki değişikliklere tesir eden etkenler 4 grupta toplanabilir. Bunlar şu şekilde özetlenebilir:

1.Çocukların beraber yaşadığı ebeveyni ile olan ilişkisinin kalitesi.
2.Her iki ebeveyn arasındaki çatışmanın devam etmesi.
3.Ailenin ekonomik durumu.
4.Çocukların beraber yaşamadıkları ebeveyn ile görüşme sıklık ve kalitesi.

Çocukların durumu ve beraber yaşadıkları yetişkin ile ilişkileri : Çeşitli sıkıntılardan sonra boşanma meydana geldiği için beraber yaşadıkları ebeveyn ile çocuk arasında birtakım zorluklar gözlenmiştir.

Çocukların durumu ve ebeveynler arası çatışma : Boşanmış ailelerde, beraber yaşanan ebeveyn ile çocuk ilişkisinde bir takım sıkıntılar olduğu gibi, ebeveynler arası çatışma da çocukların psikolojisi üzerine olumsuz etki yapmaktadır.

Ayrı yaşayan anne yada babanın çocukları ile sosyal teması : bir çalışmada ayrı yaşayan ebeveynin biyolojik çocukları ile temas düzeyindeki cinsiyet farkı araştırılmıştır. 1988-1987 yılları Amerikan Ulusal Aile Araştırma verileri ile ayrı yaşayan ebeveynler ile bizzat görüşerek bu çalışma yapılmıştır. Ayrı yaşayan anne veya babanın göreceli olarak çocukları ile teması düşük bulunmuştur. Çocuğun, evden ayrı yaşayan ebeveyn ile görüşmesi değişik faktörlerden etkilenmektedir. Toplumsal beklentiler veya anne yada babanın çocuktan ayrılma şekli bu durumu etkilemektedir.

Sonuç olarak yapısal ve duygusal faktörler ayrı yaşayan anne yada babanın biyolojik çocukları ile temasını etkilemektedir. Çocuklarından ayrı olan anneler babalara göre daha sık çocukları ile görüşmektedirler. Çünkü toplum anneden böyle bir beklenti içindedir. Çocukları ile beraber yaşayan anneler yine çocukları ile beraber yaşayan babalardan daha çok çocuklarına sahip çıkmaktadırlar. Yakın zamanlı bazı çalışmalar göstermiştir ki, ayrı yaşayan ve yeniden evlenen babanın fiziksel olarak çocukları ile görüşmesi belirgin olarak azalmaktadır.

Aile kişinin sadece kendisi olduğu için sevildiği bir yerdir. Ona sahip çıkmak ülkeye ve bu ülkenin geleceğine sahip çıkmak demektir. Milletler aileler ile yaşar. Dağılmış aileler ruh sağlığı açısından ciddi bir risk sunmaktadırlar.

Çocuklarda 0-6 Yaş Psikolojisi

Doğumdan ölüme kadar ki yıllar içerisinde, en önemli dönem olarak nitelendirilen okul öncesi yaşlar, olumlu ve olumsuz bütün davranışların kazanılmasında çok önemli bir yere sahiptir. Çünkü bu yaşlardaki davranışlar kalıcı olmakta ve kişinin ilerdeki sosyal yaşantısı başta olmak üzere, bütün yaşantıları üzerinde rol oynamaktadır.

Ergenlikten sonraki dönemlerde bireyin ilişkilerini sağlıklı olarak sürdürebilmesi, çocukluk yaşlarındaki olumlu davranışların artırılmasında veya olumsuz davranışlar görülüyorsa bunların ya en alt seviyesine düşürülmesine ya da ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Çocuklarda görülmesi muhtemel olan olumsuz davranışlar (ruhsal bozukluklar) bağımlılık, çocukluk şizofrenisi, dikkat eksikliği, enkoprezis, enürezis, hırsızlık, inat, kaçma, kaygı, kekemelik, kıskançlık, korku, otizm, öfke, parmak emme, pika, saldırganlık, tırnak yeme, tik bozuklukları, uyku bozuklukları, yalan, yeme sorunları olabilir.

Okul öncesi dönemde, çocuklarda başka ruhsal sorunlar da görülebilir. Fakat bunlar en sık görülebilecek olanlardır.

Çocuklarda görülen olumsuz davranışların en önemli nedenlerinden biri ailedeki ilgi, sevgi yoksunluğudur. Aile çocukla ilgilenmiyorsa, çocuk başka çocuklarla karşılaştırılıyorsa veya diğer kardeşleri ailede daha çok ön plandaysa böyle çocuklarda anormallikler görülmesi normaldir. Fakat bunların görülmesi normal olan zamanların dışına da sarkmışsa burada mutlaka önlem alınması gereklidir.

Örneğin; çocukta enürezis veya enkoprezisin belli dönemlerde görülmesi normaldir. Fakat çocuk 6 yaşına geldiği halde yine de bu davranışları gösteriyorsa çocuğun bir sorunu var demektir. Burada ilk görev ebeveyne düşmektedir. Anne baba bu konuda önlem almalıdır. Eğer bir sonuç elde edemiyorlarsa konu ile ilgili uzmana başvurmalıdırlar, o da faydasız kalıyorsa çocuk bir doktora götürülerek tedavi edilmelidir. Çocuklarda ki diğer sorunlarda da bu yol izlenerek, çekirdek halindeki sorunların daha sonra büyüyerek önce fidan, sonra da kocaman bir ağaç olması önlenmelidir.

Çocuk, doğduktan sonra ilk olarak ailesiyle karşılaşır. Anne babasıyla ilişki içerisine girer. Fakat aradan birkaç yıl geçtikten sonra sırasıyla; arkadaşlarıyla, okula başladığında öğretmenleriyle ve toplumdaki diğer insanlarla etkileşim içerisine girer. Çocuk için önceleri anne babası ve onların fikirleri önemliyken sonraları diğer insanlarda önem taşımaya başlar. Bu yüzden de çocukta herhangi bir sorun varsa, bu sorunun çözümlenmesinde aileye görev düştüğü kadar topluma da görev düşmektedir. Sorunlu olan çocuğa yakın olan bireylerin, ona yardımcı olabilmeleri için çocuğun sorunu hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir. Eğer hiçbir bilgileri yoksa, rastgele uygulamalar sonucunda olumlu sonuçlar yerine çocuk daha da büyük çıkmazların içine girebilir.

İşte bütün bunların önlenmesi, başta anne babalar olmak üzere bütün toplumun bilinçlendirilmesine bağlıdır. Çünkü çocuklarımız geleceğimizdir. Gelecekte daha sağlıklı anne babalar, daha sağlıklı eşler, daha sağlıklı öğretmenler, kısacası daha sağlıklı bir topluma sahip olabilmek için bireylerle birebir ilgilenip onların sorunlarına en kısa zamanda çözüm yolları bulmakla sağlanabilir.

Televizyon İzlemesi Çocukların Davranışlarını Bozuyor

Çocukların fazla televizyon izlemesi, davranış bozukluklarına yol açabiliyor. 3 ile 7 yaş arasındaki çocukların günde en fazla 30 ile 60 dakika, 7 ile 12 yaş arasındaki çocukların ise günde en fazla bir saat televizyon izlemesi tavsiye ediliyor.

İngiltere’de yapılan bir araştırmada günde iki saat televizyon izleyen 5 yaşındaki çocukların davranış bozukluklarına yakalanma risklerinin arttığı belirlendi. 2 bin 707 çocuk üzerinde yapılan araştırmaya göre, televizyon karşısında uzun saatler geçiren çocuklar sosyal becerilerini geliştirmekte başarısız oluyor.

Bu çocukların obezite ve otizme yakalanma riskleri de artıyor. Bilim adamları, 3 ile 7 yaş arasındaki çocukların günde en fazla 30 ile 60 dakika, 7 ile 12 yaş arasındaki çocukların günde en fazla bir saat televizyon izlemesi tavsiyesinde bulunuyor.

Çocuklarda Tırnak Yeme Alışkanlığı ve Tedavisi

Çocuklarda tırnak yeme alışkanlığı genellikle 3-4 yaşlarından sonra görülmeye başlar. Tırnak yeme alışkanlığı, yapılan araştırmalara göre, az rastlanan bir durum da olsa çocuklarda 15-20 aylık gibi erken dönemlerde de görebildiği ortaya çıkmış.

Tırnak yeme davranışının altında yatan temel sebepleri, tıpkı diğer uyumsuz davranışlara olduğu gibi, psikolojik nedenlere bağlıyorlar.

İşte Tırnak Yemeye Sebep Olan Durumlar:

Çevresi, ailesi ve kendine karşı bir güvensizlik durumu, tırnak yeme davranışının çocukta oluşmasına sebep olabilir.

Çocuğun içinde bulunduğu ve yetiştiği ortamda aşırı baskıcı, otoriter bir eğitimin uygulanması, sürekli eleştirilmesi de tırnak yeme alışkanlığının sebeplerindendir.

Çocuğun aile içinde, kardeşler arasında birbirleriyle kıyaslanması, kardeşler arasında sevginin eşit olarak dağıtılmaması da tırnak yemede diğer bir etkendir.

Aile içinde yaşanan problemler, eşlerin yaşamış oldukları kavga ve geçimsizlik, tırnak yeme davranışına sebep olabilir.

Peki Bu Durumda Anne Babalar Neler Yapabilirler?

• Uzmanlar, bu konuda en etkili yöntemin 3-4 yaşlarına kadar bu alışkanlığın anne babalar tarafından görmezlikten gelinmesi olduğunu savunuyor.

• Diğer davranış problemlerinin çözümünde faydalanıldığı gibi, çocuğun bu davranışının sebepleri araştırılmalı, onu bu alışkanlığa iten durumların ortadan kaldırılmasına çalışılmalıdır.

• Korkutularak, ceza vererek problemin çözümüne yaklaşılmamalıdır. Bu durum çocukta daha farklı problemlerin oluşmasın sebep olabilir.

• Anne babalar aile içinde kavga etmemeli ve çocukları üzerinde gerginlik, stres ve endişe oluşturacak hareketlerden kaçınmalıdırlar.

• Çocuklar, kavgalı, şiddet içerikli ve korkutucu filmlerden uzak tutulmalıdır.

• Çocuğunuza özgüven duygusu kazandıracak görevler verebilirsiniz.

• Çocuğunuza yaşına uygun sportif ve kültürel etkinliklere katarak onun boş zamanlarını değerlendirmelisiniz.

• Çocuğunuza tırnak yemenin sağlık açısından sakıncalarını anlatın.

Doğru İletişim Çocuğun Yanlış Davranışını Engeller

Anne ve Baba evde çocuğun ilk iletişimi kurduğu bireylerdir. İletişim, çocuğun özgüvenli yetişmesi, kendisini doğru ifade edebilmesi ve yanlış olan bir davranışı ortadan kaldırma açısından çok önemlidir. Çocuğunuzun hatalı davranışlarını durdurmanın en temel kuralı doğru iletişimdir.

Doğru iletişim kurmanın yolları;

1. Ben Dili: Çocuğunuz, onaylamadığınız bir davranış yaptığında, ” ben dili ” kullanırsanız onun kişiliğini hedef almadan, ona suçluluk duygusu vermemiş olursunuz. Onaylamadığınız davranışın, kısa ve somut tanımını yaparak, bu davranışın sizde hangi duygu ve etkiyi yaşattığını açıklayın. Örneğin; “SEN” beni üzüyorsun, “SEN” beni kızdırıyorsun`un yerine “BEN” üzülüyorum, “BEN” kızıyorum gibi cümlelerle duygularınızı ifade etmek çok daha doğru bir iletişim şekli olacaktır.

2. Beden Dili: Beden dili, çocuğu konuşmaya ve işbirliğine açık hale getirir. Çocuğunuzla bir şey konuşacağınız zaman; yakın mesafede, onun göz hizasına denk gelecek şekide boyunuzu ayarlayarak ve yüz yüze durarak konuşun. Çocuğunuzun dikkatini toplaması için dokunarak konuşmayı başlatmanız yardımcı olacaktır. Çocuğunuzla aynı hizada olarak konuşmanız, bedensel eşitliği sağlar ve çocuklarımıza kendilerini değerli hisettirir.

3. Net Olun: Çocuklarınıza duygularınızı yansıtırken net olun. Örneğin; ”Ben üzülüyorum”, “Ben kızıyorum” derken sebebini net olarak açıklayın. Eğer net bir açıklama yapmazsanız, çocuğunuz sizin aklınıza bile gelmeyecek bir şeyler düşünüp bu durumdan çok farklı sonuçlar çıkarabilirler.

4. Koşulsuz kabul edin: Çocuğunuzu, her yönüyle yani güçlü-zayıf, yeterli-yetersiz bütün yönleriyle kabul edin. Başka bir çocukla çocuğunuzu kıyaslamak onu reddetmek anlamına gelir. Anne ve Baba`nın ne anlatmak istediği kadar çocuğunda ne anlayacağı önemlidir. ”Bak Ayşe`ye ne güzel yüksek not almış, sen neden düşük aldın” demek Ayşe`yi onaylamak, çocuğunuzu da onaylamadığınız anlamını taşır. Bu da çocuğunuzun hırçınlaşmasına, sizinle daha çok inatlaşmasına neden olacaktır.

5. Dinleyin ve Anlamaya çalışın: Çocuğunuzu dinlemeniz daha doğrusu anlamaya çalışarak “aktif” dinlemeniz, onun anlattıklarının altında yatan gerçek duygu ve düşüncelerini anlamanızı sağlayacaktır.

 Aile içi sık sık yapılan iletişim hataları:

– Anne ve Baba`nın tutarsız olması

– Şikayet

– Taktir etmeme

– Tartışma

– Tekrarlama

– Yanlış davranışı görmezden gelme

Okul başarısızlığının sebepleri nelerdir?

  • Bilgisayar oyunları ve televizyon, öğrencilerin vaktini fazlaca harcayıp sorumluluklarını aksatmalarına yol açar.
  • İlgisizlik, motivasyonun düşük olması ders çalışmak istememesine neden olur.
  • Hedefin çok büyük ya da çok küçük görülmesi yani “Ben çalışsam da yapamam, bunu kimse yapamaz.” ya da “Yapmayı istesem çok basit ama istemiyorum.” vb düşünceler ile çalışma konusundaki yetersizlik örtülmeye çalışılır.
  • Ders çalışmayı seven, başarılı arkadaşlar çalışmaya teşvik ederken; ders çalışmayan arkadaşlar da çalışmama konusunda dolaylı bir mesaj verir.
  • Başka alanlara yönelerek başarısızlığı örtebileceğine inanmak okul başarısızlığının devam etmesini tetikler. Örneğin, bilgisayar oyununda çok iyi bir skora ulaşmaya çalışır ve böylelikle başarılı olma duygusu yaşamayı hedefler.
  • Güven eksikliği yaşayan bir öğrencide gerekli iradede azalma olur ve derslerde olan başarı aksar.
  • Aşırı disiplin, çalışma sırasında yeterli molanın verilmemesi, sık sık ders çalışmaya zorlanmak, baskıcı-müdahaleci tutumlar çocuğu derslerden uzaklaştırabilir.
  • Öğrencinin sorumluluk bilinci az ise çevresindekilere sinirlenerek görevlerini aksatmaya çalışır.
  • Zamanı iyi değerlendirememek ve plan yapamamak vaktini etkili kullanamamaya ve dolayısıyla başarısızlığa neden olabilir.
  • Yıkıcı rekabet çocuğu mutsuzluğa ve başarısızlığa sürükler.
  • Sık sık “Hava çok güzel bugün gezeyim, yarın çalışırım.” vb ertelemeler ya da “Biraz başım ağrıyor.”, ” Canım sıkkın.”, “Bu ders çok sıkıcı ve zor.” gibi bahanelere sığınarak çalışmamak başarıyı olumsuz etkiler.
  • Ders dışı faaliyetlere çok fazla vakit ayırmak çocuğun dikkatini dağıtarak derse karşı ilgisini azaltabilir.
  • Okulu sevmemek, arkadaşları ile çatışmalı iletişim, öğretmenler ile yaşanan zorluklar başarılı olma oranını negatif yönde etkiler.
  • Çalışma süresinin olması gerekenden daha kısa olması ve yeterli gelmemesi de beklenen başarıya ulaşmayı engeller.
  • Çalışma ortamının uygun koşullarda olmaması çocuğun motivasyonunu düşürür ve başarısızlığın kaynaklarından birini oluşturabilir.
  • Dikkat eksiklikleri, öğrenme güçlükleri, zeka sorunları, kaygı ve stres, kişilik problemleri, uyku ve yeme bozuklukları, davranış bozuklukları, depresyon ve duygu durum problemleri, madde kullanım bozuklukları gibi psikiyatrik sebepler de okul başarısını düşüren diğer faktörlerdir ve psikiyatrik problemler için bir uzmana başvurmak en doğru adımdır.

 

Okul başarısını arttırmak için neler yapılabilir? 

  • Çalışma ortamı öncelikle temiz, havadar ve gürültüden uzak olmalı, dağınık ve sıkışık olmayacak şekilde düzenlenmelidir. En iyi çalışma alanı ışığı 75 Watt`lık bir ampulün ışığıdır.  Açık renk eşyalar tercih edilmelidir. Çalışma masası yüzeyi için hiperaktif ve bu sebeple de konsantrasyon sorunu yaşayan çocuklar için koyu yeşil; yorgunluk ve dolayısı ile dikkatsizlik hakim ise portakal rengi tercih edilebilir.
  • Çocukla okul hakkında sohbetler yapılabilir, onu dikkatle dinleyerek “Anlaşıldım.” duygusunu hissetmesi ve kendisini aile sohbetlerinin değerli bir üyesi olarak değerlendirmesi sağlanabilir.
  • Herhangi bir akademik alana ilgi duyuyorsa, örneğin matematiğe ilgisi var ise mental aritmetik dersleri, satranç gibi ekstra takviyelerle desteklenebilir.
  • Eğer çocuğun sıkıcı bulduğu bir ders ya da konu varsa çocuğa bunun eğlenceli yanını göstermek gerekir. Örneğin matematikten hoşlanmayan bir çocuk için, matematiği gündelik yaşama dahil etmek, sayıları daha nesnel kılmak etkili olabilir.
  • Herhangi bir derste başarılı olmakta zorlanıyor ise yardım edilebilir, ihtiyaçlarını anlatmasına fırsat verilip, onun için neler yapılabileceği üzerine etkili iletişim kurulabilir.
  • Çalışması için destekleyip, gerekli imkanlar sağlanırken; performans kaygısı yaşamasını engellemeye çalışmak, aldığı notlar ile onu yargılamamak gerekir.
  • Aşırı müdahaleci bir tutumdan uzak durulmalı, kimseyle karşılaştırma yapılmamalı, “Tembelsin!”, “Sen zaten çalışmayı sevmezsin!” gibi etiketlemelerden uzak durulmalıdır.
  • Öğrenmeyi keyifli hale getirerek çocuğun duyduğu stres ve kaygı azaltılmaya çalışılmalıdır.

Çocuğunuz Hiperaktif mi?, Hiperaktivite Belirtileri Nelerdir?

Anne –Babaların Söyledikleri Cümleler

·        Yerinde durmaz

·        Sürekli koşup tırmanır

·        Çok konuşur

·        Sürekli konuşmaları böler

·        Sırasını bekleyemez

·        Misafirliklere onun yüzünden gidemeyiz

Öğretmenlerin Söyledikleri Cümleler

·        Arkadaşlarıyla konuşur

·        Derste garip sesler çıkartır

·        Sınıfın içinde dolanır

·        Oturarak yazamaz

·        Sık sık tuvalete gider

·        Tenefüse ilk önce o çıkar

Acaba çocuğumda dikkat eksikliği var mı ?

Anne –Babaların Söyledikleri Cümleler

·        Ödevlerini genellikle eksik alır

·        TV ve bilgisayarın karşısında çok dikkatli ama derse gelince her şey değişiyor

·        Aslında çok zeki ama kendini derse vermiyor ah bir istese..

·        Dersin başında oturamıyor ki sürekli bir bahane bulup dersin başından kalkıyor

·        Her hafta kalem – silgi almakta usandık. Ya unutuyor ya da kaybediyor

·        Bir şey söylediğimde başını dinliyor sonunu dinlemiyor

 

Öğretmenlerin Söyledikleri Cümleler

·        Derste dalıp gidiyor

·        Ders gereçlerini genelde unutuyor

·        Aklı sanki hep başka yerde gibi

·        Aslında zeki bir çocuk birde kendini derse verse

·        Yanındaki arkadaşıyla konuşup duruyor

·        Yazı yazmayı hiç sevmiyor

·        Dikkati hemen dağlıyor

 

Ergenlik döneminde DEHB

·         Ders çalışamama, unutkanlık

·         Okulda arkadaş ve öğretmenleri ile ilgili sorunlar

·         Tehlikeli aktiviteler ( sık kavga etme, alkol madde kötüye kullanımı, cinsel riskli davranışlar)

·         Gerginlik, huzursuzluk

·         Ders Çalışamama, ya da odaklanamama

·         Düşük kendilik algısı ve depresif yakınmalar

Eğer bu cümleler size tanıdık Geldi ise çocuğunuzun DEHB açısından bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu(DEHB) çok yüksek bir oranda (%5-7) görülen tıbbi bir hastalıktır. DEHB bütün tıbbi hastalıklar gibi erken tanı ve tedaviye son derece iyi yanıt veren bir bozukluktur. Ancak tedavi edilmediği takdirde ciddi tıbbi , akademik ve sosyal sorunlara yol açabilir.

3 tipi bulunmaktadır

1-      Dikkat Eksikliğinin ön planda olduğu tip

2-      Hiperaktivite –Dürtüselliğin ön planda olduğu tip

3-      Dikkat eksikliği ve hiperaktivitenin birlikte olduğu tip

DEHB NEDEN OLUR ?

Özellikle önceleri hatalı anne baba tutumlarının DEHB ye yol açtığı düşünülse de yapılan araştırmalar DEHB nin nörobiyolojik bir hastalık olduğunu göstermektedir.Araştırmalar Özellikle beynin frontal lobunun işleyişi ve metabolizması ile ilgili bir problem olduğu üzerinde durmaktadır.

DEHB nin nedeni tam bilinmemekle birlikte daha çok üzerinde durulan genetik etmenlerdir.Yapılan aile çalışmalarında DEHB si olan çocukların anne ve babalarında  topluma göre 2-8 kat daha fazla DEHB görülmektedir (Biederman- Faraone 2002).

Bununla birlikte hamilelikte geçirilen enfeksiyonlar ve ilaç kullanımı,uzamış doğum öyküsü,  düşük doğum ağırlığı,gebelik sırasında alkol ve sigara kullanımı çocukta DEHB riskini arttırdığı ile ilgiliçalışmalar bulunmaktadır. Ayrıca kurşun düzeyinin yüksek olması da DEHB benzeri tablo oluşmasına neden olabildiği bildirilmektedir.

TANI VE TEDAVİ

DEHB kronik bir hastalıktır ve tedavi edilmediği sürece çocuk veya ergenin yaşadığı sorunlar gitgide artar. .DEHB belirtileri  birçok tıbbi ve psikolojik rahatsızlıkta da görüldüğü için doğru teşhis çok önemlidir.   Bu nedenle belirtilerin olduğunu düşündüğünüzde bir çocuk ve ergen psikiyatristine başvurmak gerekmektedir. DEHB  de tanı, klinik gözlem ,anne baba ve öğretmenden alınan bilgiler gerekli olduğu hallerde yapılan psikometrik değerlendirmeler ile konulmaktadır. maalesef ülkemizde çocuk ve  ergen psikiyatristi sayısı az olduğu için yanlış tanı sıklıkla konulmakta ve buna bağlı olarak yanlış tedaviler sıklıkla uygulanmaktadır.

Tedavi

DEHB da aile, öğretmen iyi bir şekilde bilgilenderilmeli ve yapılabilecek uygulamalar üzerinde konuşulmalıdır. Her çocuk kendine özgü davranışlar sergilediği için bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından değerlendirildikten sonra tedaviye başlanmalıdır.

1.     İlaç tedavisi

Yapılan araştırmalar( özellikle multimodal treatment study of children with ADHD MTA 2007 ) ve birçok tedavi kılavuzu göstermektedir ki DEHB da en etkin tedavi ilaç tedavisidir. Tedavide kullanılan ilaçlar hareketlilik, dikkatsizlik ve dürtüsellik üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır. Maalesef ülkemizde bu ilaçlar ile ilgili yanlış bilgilendirmeler ( bağımlılık,beyine zarar verme) tedaviyi geciktirmekte ve daha önemli problemlerin gelişmesine yol açmaktadır. Çocuk ve ergen psikiyatristi kontrolü altında önerilen ilaçlar kullanılması gerekmektedir.

2.     İlaç dışı tedaviler

·     Psikoeğitim

Hasta ve ailesinin DEHB ile ilgili bilgilendirilmesi tedavinin en önemli kısımlarından bir tanesi olup ilk basamağı oluşturur

·     Okula yönelik düzenlemeler

·     Davranışcı tedaviler

·     Aile terapisi

 

Otizm Nedir, Otizm Belirtisi ve Tedavisi

Otizm kelime anlamı içe kapanma olan 3 yaşından önce belirtilerin başladığı erkeklerde 4-5 kat daha fazla görülen, karşılıklı sosyal etkileşimde bozulma, dil gelişiminde yetersizlik, kısıtlı ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize gelişimsel bir bozukluktur.

BELİRTİLER

Sağlıklı gelişmekte olan 3 aylık bir bebek insan yüzüne ve sesine ilgi gösterir. 6 aylık bebek mutluluğunu veya üzüntüsünü yüzü ve bedeni ile ifade edebilir. 8-9. aylarda el çırpabilir, heceleri tekrar ederek sesler çıkarabilir, yabancılardan çekinmeye anneyi aramaya başlayabilir, 1 yaşında anne-baba diyebilir, işaret parmağı ile bir cisimi gösterebilir.2 yaşındaki bebek 2 kelimeli basit cümleler kurabilir, taklide dayalı oyunlar oynayabilir. Otistik bozuklukta bu gelişim basamaklarında aksama gözlenir.

Otizmde genellikle başvurma şikayeti çocuğun konuşmasında gecikmedir. Çoğu zaman çocuk belli sesler çıkarır fakat herhangi bir anlam ifade etmez ya da ba  ba  ve ya de de gibi kelimeler söylemesine rağmen bunu babaya ya da dedeye değil herhangi bir duruma karşı söylemektedir. Çocuğun kendini anlatması sınırlıdır. Konuşma gecikmesi olan çocuklarda işaretle veya farklı kelimelerle kendini ifade edebilirken , otizmde ise kendini ifade edebilme çok azdır İstediği bir şeyi  parmağıyla göstermektense genellikle annenin elinden tutarak anlatmayı seçer. 3 yaş sonrası ise daha sık olmakla birlikte karşısındaki kişinin söylediği cümleyi veya kelimeyi aynı şekilde tekrar etme görülebilir. Bazen zamirleri kullanmadıkları (ben,sen,o vb) veya yanlış kullandıkları,ebeveynlerine de ismi ile hitap ettikleri görülebilir.

Erken dönemlerden itibaren görülebilen önemli olan diğer bir belirti ise göz temasındaki kısıtlılıktır. Göz teması insan için iletişimin en önemli parçalarından biridir. Otizmi olan çocuklarda karşısındaki kişi ile olan göz teması birkaç sn civarındadır. Direk olarak karşısına ve boyuna uygun bir şekilde oturduğumuzda bu belirtiyi daha rahat anlayabiliriz. Fakat bazen bir şarkı söylendiğinde veya karşılıklı oynanan kısa süreli oyunlarda bu göz teması biraz daha uzun olabilir. Bu yanıltıcı olmamalı ve genel olarak göz teması değerlendirilmelidir.

Diğer önemli bulgu ise ismi ile seslenildiğinde bakmamasıdır. Anneler genellikle bunu ‘’işine geldiğinde bakıyor örneğin sevdiği reklam çıktığında koşturup geliyor’’ şeklinde anlatır. Fakat çocuk kendi halindedir etrafında olan olaylara kayıtsızdır. Sanki bambaşka bir dünyası varmış gibidir. İlgisini çekmek için ebeveynlerin çok uğraşması gerekir ama çekebilseler de bu kısa sürelidir. 1-2 yaş civarında önemli olan anneye yakın durma, bazen ayrılamama bu çocuklarımızda görülmeyebilir annenin ayrılmasına tepki göstermeyebilir. Ayrıca diğer çocuklarla çok ilgilenmezler parka gittiklerinde ya da sık gördükleri bir çoçuk eve geldiğinde o yokmuş gibi davranabilir. Duygusal olarak tepkilerinin anlaşılması zordur. Ten temasını, sarılmayı öpmeyi çok sevmezler.

1 yaş sonrasında hızlıca gelişmesini beklediğimiz çevreyi merak etme,  bu çocuklarımızda sınırlıdır. Herhangi bir eşyaya, oyuncağa dönen cisimlere ya da sürekli camdan dışarı bakma gibi belli durumları merak ederler. Bazı farklı otizm türlerinde ise özellikle 3 yaş sonrasında özel ilgi alanları oluşabilir. Sayılara, markalara, harflere aşırı ilgi görülebilir. Erken yaşlarda okumayı çözdükleri, zor matematiksel işlemleri yaptıkları, bazı durumlara karşı hafızlarının çok güçlü olduğu merak duyduğu konularla ilgili çok küçük ayrıntılara bile dikkat ettikleri görülür. Örn 4 yaşındaki bir çoçuk ilk kez gördüğü  havalimanını ayrıntılı bir şekilde çizebilmişti. Bu farklı otizmde çocuklarda konuşmada önemli bir gecikme olmamasına rağmen farklı ilgi alanları ve iletişimi sürdürmekte zorluk ve motor yeteneklerde kısıtlılıkla karakterizedir.

Diğer bir belirti ise tekrarlayıcı el kol  ve baş hareketleridir. Bazen mutlu olduğunda yapmasına rağmen çoğu zaman bu hareketler herhangi bir anlam taşımaz. Ayrıca kendi etrafında dönme özellikle 1 yaş sonrasında sık görülen belirtilerdendir. Bazende anlamsız sesleri tekrar tekrar çıkardığı görülür. Bazı otizmi olan çocuklarda parmak ucunda yürümede görülebilir.

DEĞERLENDİRME

Belirtiler içinde bulunduğu gelişimsel döneme göre değerlendirilmelidir. Bu belirtilerden sadece birinin olması otizm tanısı koydurmayacağı gibi hepsinin olmasına da gerek yoktur. Bilinmesi gereken bir durum bu belirtilerin bazılarının normal gelişime sahip çocuklarda da görüldüğüdür. Şüphelenildiği durumlarda mutlaka bir Çocuk ve Ergen Psikiyatristinden yardım almak gerekir. Ayrıca işitme problemleri, bazı nörolojik bozukluklarda benzer bulgular görülebilir. Fakat sıklıkla psikososyal yoksunluk  ile karışabilir. Psikososyal yoksunlukta çocukla anne arasında etkili bir iletişim yoktur  Tv, bilgisayar, tablet telefon gibi elektronik eşyalarla çok vakit geçirirler ve etraflarında çok fazla yaşıtları yoktur.Bu durumda ebeveynlerin de ruhsal değerlendirilmesinin yapılması gerekir.

NEDEN OLUR ?

Otizm bozukluğunun tam nedeni bilinmemekle birlikte daha çok doğum ve doğum öncesi problemlerin ve genetik yatkınlığın önemli olduğu varsayılmaktadır. Bununla birlikte birçok farklı alanlarda hem nedenine hem de tedaviye yönelik birçok araştırma devam etmektedir. Fakat maalesef daha etkinliği kanıtlanmamış birçok yöntem, otizmi olan çocuklarda umut ışığı olarak aileler tarafından yüksek maliyetlerle uygulanmakta fakat faydası da pek görülmemektedir.

TEDAVİ- ÖNERİLER

Günümüzde otizmde en etkin tedavi özel eğitimdir. Bu yöntemde amaç uygun davranışlar geliştirebilmesi ve bağımsız yaşama olasılığını arttırmaktır. İyi düzenlenmiş ve özel eğitim uzmanlarınca verilen programların belirtiler üzerinde birçok düzelmeye yol açtığı görülmektedir. Tedavide başarıyı etkileyen en önemli etken, erken tanı almasıdır. Özellikle tedavinin 3 yaş öncesi başlaması önemlidir. Fakat bazen bu duruma karşı anne babanın bir kabullenememesi olabilir. Bazen de annenin çocukla ilgili durumu abarttığı, babasının veya herhangi akrabasının da küçükken böyle olduğu sonra düzeldiği gibi yakınlar tarafından yapılan yorumlar doktora başvurmayı ve tedaviye başlanmasını geciktirebilir. Zamanla tedaviye konuşma terapisi eklenebilir.ayrıca uzmanlardan tarafından yönlendirilmesiile duyusal bütünleme yöntemleri , occutipinal terapi ve sosyal beceri eğitimleri uygulanabilir Eşlik eden davranış bozuklukları, dikkat eksikliği,tekrarlayıcı hareketler ve aşırı hareketlilik vb durumlarda ilaç tedavisi uygulanabilir. Fakat bu yöntemler tedavinin sadece bir parçasıdır. En önemli kısmı evin içinde anne babanın da uygun bir şekilde davranmasıdır. Evde yapılacak en önemli işlevlerden biri anne babanın göz temasını artırmaya yönelik çabalarıdır. Uzun süre yalnız bırakmamak, konuşurken göz teması ve ten teması kurmaya çalışmak, onu konuşturmaktansa onun yaptıklarını sözelleştirmek önemlidir. Ayrıca otizm belirtilerini en çok arttıran televizyon,bilgisayar, tablet vb elektronik eşyalarla çocuğun vakit geçirmesini olabildiğince azaltmak çok önemlidir. Çünkü bu aletler çocukta göz temasının azalmasına ve daha çok kendi halinde vakit geçirmesine neden olur.Ayrıca beyin gelişimi üzerine de birçok olumsuz etkisi araştırmalarda gösterilmiştir. Özellikle 5 yaş altında bu uğraşların en fazla 1 saati geçmemesi önemlidir.

Otizm bozukluğu ( yaygın gelişimsel bozukluklar)  geniş bir penceredir. Bu bozulukluğun çok hafif formları olduğu gibi ağır düzeyde olanları da vardır. Bu nedenle tedavinin ilerleyişi çocuktan çocuğa  farklılık gösterir. Bu süreçte anne ve babanın en büyük ilacı sabırdır. Bazen tedavi yavaş ilerlese de bilinmesi gereken asla daha kötüye gitmeyeceğidir. Özellikle bu süreçte anne çok yorulmakta ve maalesef bazen en yakınları tarafından bile eleştirilmekte ve bu annenin suçluluk düşüncelerini haksız yere  arttirmaktadir. Babanın anneye destek olması, çocukla ilgili işlerin paylaşılması anneyi hem duygusal  hemde fiziken çok rahatlatır. Yani otizm tüm ailenin aktif  katılımını gerektiren bir tablodur.

Yoğun ve çok meşakatli bir iş olmasına rağmen çocuklarda görülen gelişmeler en başta anne babayı mutlu etmektedir. Bu nedenle erken tanı ,etkili özel (bireysel) eğitim ve ebeveyn tutumları bu çocuklar için hayata dair en güzel hediye olacaktır.

Bebeklerin İlk 12 Ay Sosyal Gelişimi

Bebeklerin ilk 12 ay sosyal gelişimi geleceğe dair önemli adımlardan biridir. Temelleri ilk yılda atılan psikolojik gelişim tüm yaşam boyu sürer.

Gelişimin en hızlı olduğu dönem 0-3 yaş olmakla beraber, her yaşa özgü tamamlanması gereken fiziksel, sosyal, zihinsel, cinsel, duygusal ve ahlaki görevler vardır. Bilinmelidir ki, hiçbir çocuk yürümeyi öğrenmeden koşmayı öğrenemez. Ancak hangi çocuğun ne zaman yürüyeceği, ne zaman koşacağı birbirinden farklı zamanlarda olur.

Bebek, dünyaya geldiği andan itibaren sanıldığı gibi pasif değildir. Yeni doğan bebekler duyar, görür, tat alır, koklar, dokunmayı hisseder. Her an öğrenir, bu nedenle zengin bir uyarıcı çevreye ihtiyacı vardır.

İlk yıl içinde bebek, ihtiyaçlarını ancak ağlayarak belirtir. Bebeğe asıl bakan kişi (bu anne ya da bir başkası olabilir) onun ağlama biçiminden ne istediğini anlayıp bebeğin ihtiyacını sevecenlikle yerine getirirse, bebekte “Ben bakılmaya değerim, benim ihtiyaçlarım önemli” duygusu gelişir. Buna karşın, bebeğin ağlamalarına kimse gelmezse, ya da her seferinde farklı kişi gelir ve farklı şekilde (biri sevecenken diğeri aceleci, sessiz, asık suratlı, vb.) bakım verirse, bebek değerli olup olmadığına karar veremez ve çevresine güven duyamaz. Kendine bakan kişiye güven duymuş olan çocuk ise, biraz bekletilse de sonunda sıkıntısının giderileceğini bilir, annesinin bir süre gözden uzaklaşmasına dayanabilir.

Bebek, dünyaya geldikten sonraki ilk 6 ay içinde annesiyle iletişim kurmayı ve onu oyuna teşvik etmeyi öğrenir. Eğer bebek gülümsediğinde anne de ona gülümser, bebeğin seslerini taklit ederek onunla konuşur ve oynarsa, bebek de ona cevap verme isteği duyar. Böylece bebeğin ilk sosyal ilişki kurma becerisi gelişmeye başlar. Zamanla anneye bağlanır ve güven duyar.

Güven duygusu, 1.5-2 yaşına kadar gelişimi destekleyen en temel ihtiyaçtır. Bağlandığı kişiyi güvenli bir zemin olarak gören 1 yaş üstü çocuğu, dış dünyayı tanımak için anneden bağımsız hareket etme cesaretini ancak kendinde bulabilir.

Çocuğun temel ihtiyaçlarından biri de, kucağa alınmak, sarılınıp okşanmaktır. Bazen bebekler sebepsiz yere ağlar. Bu zamanlarda kucaklayın onu. Öpün. Onu şımartmaktan korkmayın, çünkü bebekler şımarmaz.

Doğum sonrası depresyonu nedir?, Nasıl tedavi edilmelidir?

Üzüntü, boşluk duygusu, kaygı, aşırı sinirlilik, ağlama krizleri, bebeği yeterince sevememe ya da bakamama kaygısıyla kendini gösteren ve ilk gebeliklerde daha fazla görülen lohusa sendromu, yeni anneleri ve doğumdan hemen sonra etkiliyor.

Üzüntü, boşluk duygusu, kaygı, aşırı sinirlilik, ağlama krizleri, bebeği yeterince sevememe ya da bakamama kaygısıyla kendini gösteren ve ilk gebeliklerde daha fazla görülen lohusa sendromu, yeni anneleri ve doğumdan hemen sonra etkiliyor.

Anne olduktan sonra birçok kadının ruh halinde değişiklikler meydana gelir. Bu durum normal ve beklenen bir durumdur. Hafif hüzün ve kaygı durumu 7-10 gün içinde kendiliğinden düzelir. Bu duruma doğum hüznü denir. Bazı kadınlarda ise daha ağır olan ve doğum sonrası depresyon diye adlandırılan rahatsızlıklar görülür.

Lohusa depresyonu kendisini nasıl gösterir?

  • Doğum depresyonu doğum sonrasındaki ilk 6 hafta içinde sinsice başlar.
  • Birkaç ay içinde düzelir.
  • Önlem alınmazsa 1-2 yıla kadar sürebilir.
  • Şiddetli hüzün ya da boşluk duygusu, psikomotor hareketlilikte artış, yerinde duramama, endişe, sinirlilik, sıkıntı, bunaltı, kendiliğinden ağlamalar, panik atak, duygusal küntlük ya da duyarsızlık, aşırı yorgunluk, enerji eksikliği gibi yakınmalarla kendini gösterir.
  • Aile, arkadaş ya da keyif veren etkinliklerden uzak durma gibi belirtiler de zaman zaman ortaya çıkabilir.
  • Bazı annelerde bebeklerini yeterince sevmedikleriyle ya da bebeğin beslenmesiyle uykusuyla ilgili endişeler ortaya çıkabilir.
  • Bebeğe zarar verme korkuları, iştahsızlık, kilo kaybı, uykusuzluk, mutlu olmaları gerekirken çökkün duygulara sahip oldukları için suçluluk duygusu, ilgi ve istek kaybı en önemli belirtilerdir.

Lohusa depresyonu kimler için daha fazla risk taşır?

  • Lohusa depresyonu riski özellikle geçmişte depresyon gibi ruhsal sıkıntılar, evlilikle ilgili sorunlar yaşayanlarda, ailelerinde ruhsal hastalık öyküsü olanlarda daha fazladır.
  • Ayrıca, evlilik dışı doğum yapma, istenmeyen gebelik, annelik rolü için hazırlıksız olma, doğum korkusu gibi nedenler lohusa sendromunu tetikler.
  • İlk gebeliklerde lohusa sendromu daha fazla görülür.
  • Sosyal desteği olmayan yeni anneler de lohusa sendromuna daha fazla yakalanabilir.
  • Özellikle ergen, planlanmamış veya istenmeyen hamileliklerde ve sosyo-ekonomik düzeyi düşük kadınlar lohusa depresyonuna girmeye daha çok yatkındır.
  • Gebelik süresince evlilik gerilimi ve doyumsuzluğu yaşayan ve özellikle eşlerinden yeterli destek alamayan, evlilik ilişkilerinde sorunlu olan kadınlarda da doğum sonrası depresyonu ortaya çıkma riski daha yüksektir.

Lohusa sendromunu engellemek için yeni anne ne yapabilir?

  • Moral bozukluğu ve stres anne sütünün azalmasına hatta kesilmesine yol açabilir.
  • Yeni bir bebekle baş başa kalmak, ona bakmak yeni doğum yapmış anneleri tedirgin eder.
  • Hatta saplantılı bir şekilde tüm dikkatlerini yeni doğanın üzerine verirler.
  • Yeni bir anne için bir taraftan yeni rolüne adapte olmak diğer yandan da bebeğin fizyolojik bakımını ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmak oldukça yıpratıcıdır.
  • Bu sebeple bu zor dönemde mutlaka eş ve aile desteği almakta fayda vardır.
  • Ayrıca doğum sonrasındaki dönemi daha rahat atlatmak için doğum öncesi eğitim almak, bebek bakımı ve annelik konusunda çeşitli yayınlar okumak da anne adaylarına fayda sağlar.
  • Ayrıca yeni annelerin tedirgin oldukları, kaygılandıkları, her türlü fizyolojik ve psikolojik değişiklikleri doktorları ile paylaşmaları ve kafalarında büyütmemeleri gerekir.
  • Yeni annelerin etrafında çocuğu olan ve bu dönemlerden geçmiş akraba, arkadaş, komşu gibi kişilerle iletişim halinde olmaları da bu sendroma yakalanmamaları açısından oldukça önemlidir.

Lohusa sendromunun tedavisi nasıl olur?

  • Lohusa sendromu kötü sonuçlar doğurmadan tedavi edilmelidir.
  • Tedavi için yeni annenin mutlaka yardım alması gerekir.
  • Doğum hüznü durumu ortaya çıktığında istirahat ederek, bebek uyuduğunda uyuyarak, aile bireyleri ya da arkadaşlardan yardım alarak, her gün düzenli duş alıp giyinerek, dışarı çıkıp yürüyüş yaparak ve rahatlamak ihtiyacı duyulduğu zamanlarda çocuğu bir başkasına kısa süreli de olsa bırakarak rahatlamaya çalışılmalıdır.
  • Daha ağır depresif durum ortaya çıktığında mutlaka tıbbi değerlendirme yapılmalıdır.
  • Depresyona neden olabilecek tıbbi durumları belirlemek için tıbbi muayene, tetkikler ve gerektiğinde antidepresan veya antipsikotik ilaç uygulaması yapılabilir.
  • Gerektiğinde bireysel terapi ile anne ve babaya yönelik danışmanlık hizmeti de alınabilir.

Çocuklarda Saldırganlık, Çocuklarda Vurma ve Isırma Davranışı

Şaşırtıcı gelse de saldırgan davranışlar yürüme çağındaki çocuğunuzun gelişiminin bir parçasıdır* ancak bu davranışların gelişimsel sürecin normal bir parçası olması saldırganlığı görmezden gelmek gerektiği anlamına gelmemelidir.

  • Çocuğunuz saldırgan davranışlar gösteriyorsa;
  • Ona bu davranışların kabul edilemez olduğunu anlatmalı,
  • Duygularını daha farklı şekillerde ifade etme yollarını göstermelisiniz.

Agresif çocuğun davranışlarını nasıl değiştirebilirsiniz?

1. Olası sonuçları çocuğunuza gösterin: Çocuğunuzla kapalı bir oyun alanına gittiğinizi ve çocuğunuzun bir top havuzuna dalıp topları diğer çocuklara hızlıca fırlatmaya başladığını düşünün. Böyle bir durumda ne yapmalısınız? Çocuğunuzu top havuzundan hemen çıkarın ve birlikte diğer çocukların top havuzunda oynamasını izleyin. Çocuğunuza, diğer çocukları incitmeden eğlenebilmeye hazır olduğunu hissettiğinde aralarına katılabileceğini açıklayın. Çocuğunuz bu yaş dönemindeyken henüz yeterli bilişsel olgunluğa ulaşmadığı için ona “Eğer başka bir çocuk sana top fırlatsa ve canın acısa nasıl olurdu?” diye sormak anlamsızdır. Bu tür sorular ile çocuğunuzun mantık yürütmesine çalışmaktan kaçının. Çünkü bu dönemde çocuklar kendilerini başkalarının yerine koymayı hayal etme kapasitesine sahip değillerdir ya da sözel olarak yapılan mantıksal açıklamalar onlar için pek bir şey ifade etmez. Ancak çocuklar olayların sonuçlarını gözlemleyip buna göre davranışlarını değiştirebilirler.

2. Sakin olun: Bağırmak, vurmak ya da çocuğunuza “Çok kötü bir çocuksun!” demek çocuğunuzu daha çok sinirlendirecek ve yeni agresif davranışlar sergilemesine neden olacaktır. Bağırmak, vurmak ya da kızmak yerine aksine sakin kalmanız ve çocuğunuzun kendinizi kontrol ettiğinizi gözlemlemesine izin vermeniz ona kendini kontrol etmeyi öğretme yolundaki ilk adım olabilir.

3. Net sınırlar belirleyin: Çocuğunuz saldırgan davranmaya başladığı anda olaya hemen müdahale edin. Mesela “Bu kadarı yeter” demek için çocuğunuzun erkek kardeşine üçüncü kez vurmasını beklemeyin. Çocuk yaptığı davranışın yanlış olduğunu hemen o an öğrenmelidir. Ayrıca çocuğunuza 1-2 dakika mola verdirebilirsiniz yani çocuğunuzu ortamdan bir süreliğine uzaklaştırabilirsiniz. Böylelikle çocuğunuz kendine zaman tanıyıp sakinleşmeyi öğrenecek, bir süre sonra davranışıyla sonuçlar arasında bağlantı kurabilecek ve birine ısırırsa ya da vurursa ortamdan soyutlanacağını öğrenecektir.

4. Tutarlı disiplin verin: Çocuğunuzun her davranışına bir önceki benzer durumda nasıl tepki verdiyseniz öyle tepki verin. Tahmin edilebilir tepkiniz çocuğunuzun davranışlarınızdan bir kalıp oluşturmasını sağlar ve neyle karşı karşıya kalacağını bilir.

5. Alternatifler öğretin: Çocuğunuzun sakinleşmesini bekleyin ve nazikçe az önce olanları gözden geçirin. Çocuğunuza kendisini neyin bu kadar sinirlendirdiğini sorun. Kızgın olmanın tamamen doğal bir duygu olduğunu ancak vurmak ya da ısırmak dışında başka yollarla da bu duyguyu ifade edebileceğini kısaca anlatın. Çocuğunuzu kızgınlığını farklı bir şekilde dışavurmak konusunda cesaretlendirin.

Ayrıca çocuğunuzun saldırganca davranışından sonra özür dilemesi gerektiğini anladığından emin olun. Başlarda içtenlikle özür dilemeyecektir ancak zamanla bu davranış şekli kişiliğine oturacak ve dilediği özür de samimi olacaktır. 1-2 yaş döneminin gerginliği çocuğun mizacına ait özellikleri bastırabilir. Ancak eninde sonunda çocuk birini incittikten sonra özür dilemeyi öğrenecektir.

6. İyi davranışı ödüllendirin: Dikkatinizi yalnızca çocuğunuzun kötü davranışlarına değil iyi davranışlarına da yöneltin. Mesela çocuğunuz sadece salıncakta sallanmak için başka çocukları ittiğinde ya da düşürdüğünde değil sıraya girdiğinde ya da o sırada salıncakta sallanan çocuktan izin istediğinde de dikkatinizi çekmeli. İyi davranış karşısında takdirinizi sözlü şekilde belirtin “Sıra için izin istemen harika bir davranıştı!”. Çocuğunuz bu şekilde kelimelerin gücünü anlayabilir. Daha sonra da çocuğunuzu kendiniz sallamayı teklif ederek ya da onunla oyun oynayarak beraber zaman geçirin.

7. Televizyon saatlerine kısıtlama getirin: Çizgi filmler ve küçük çocukların izlemesi için tasarlanmış televizyon şovları bile bağırma, tehdit etme, dalaşma ve vurma gibi agresif davranışlarla dolu. Çocuğun hangi programları izlediğinin farkında olun. Özellikle de son zamanlarda agresif davranışlar sergilemeye başladığını gözlemlerseniz. Televizyon saatlerinde de programları onunla beraber izleyin ve yanlış davranışlar gördüğünüzde “Bu davranış istediğini elde etmek için yanlış bir seçimdi, değil mi?” gibi cümlelerle yorumda bulunun. (Amerikan Pediatri Akademisi 2 yaş altındaki çocukların televizyon izlememesini önerir.)

8. Fiziksel aktiviteler sağlayın: 1.5-2.5 yaşlarında bir çocuk enerjisini atamamışsa evin içinde terör estirmeye başlar. Eğer sizin çocuğunuz da enerjisi yüksek bir çocuksa özellikle dışarıda yapılabilecek önceden planlanmamış aktivitelerle çocuğunuzun enerjisini atmasına imkan sağlayın.

9. Yardım istemekten korkmayın: Bir çocuğun agresyonu bazen bir ebeveynin sağlayabileceğinden daha farklı müdahaleler ister. Eğer çocuğunuz olağandışı şekilde ve birkaç hafta süresince agresif davranıyorsa, diğer çocukları korkutuyor ya da sinirlendiriyorsa, yetişkinlere saldırıyorsa, onun davranışını törpülemeye yönelik harcadığınız eforun etkisini göremiyorsanız çocuk psikoloğu ya da psikolojik danışman ile birlikte çocuğunuzun agresif davranışlarının kaynağını belirleyip problemi kaynağından çözebilirsiniz. Çocuğunuzun hala çok küçük olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Eğer onunla sabırlı ve yaratıcı bir şekilde ilgilenirseniz bu kavgacı yaklaşımların geçmişte kalacağını görebilirsiniz.

Otizmli çocuklar ve iletişim davranışları

Göz takibinin olması, bedenini kullanması ve ses çıkarması bebeğin ilk iletişim davranışlarındandır.

Otizmli çocuklar ve iletişim davranışları konusunda bilgiler;

Göz takibinin olması, bedenini kullanması ve ses çıkarması bebeğin ilk iletişim davranışlarındandır.

Bebeğin göz takibinin olması:

Bebeklerde görsel-motor sistemin olgunlaşması 3.5. ayda gerçekleşir. Bebek böylelikle iletişim için göz kontağı kurmaya başlar.

Otizmli çocuklar ise;

  • Belli nesnelere sürekli bakabilir ya da bir nesnenin tümüyle ilgilenmek yerine bir parçasına takılıp kalabilirler.
  • Göz teması yerine geometrik modelleri tercih ederler.
  • Yönerge ile göz teması kursalar bile görmemezliktem gelir gibi görünebilirler.
  • İnsanlarla göz teması kurmak yerine geometrik modelleri/kalıpları tercih ederler; ya da ebeveynin yönergesi ile göz teması kursalar bile görmemezlikten geliyor gibi görünürler.
  • Göz teması sorunu otizmli çocukların dünyayı anlamalarında ve iletişim kurmalarında problem yaratır.

Bebeğin babıldaması:

Bebeğin çevresinde konuşulan dilin seslerine duyarlı hale gelmesi bebek 7 aylıkken gerçekleşir.
Otizmli çocuklar ise;

  • Kendilerine yöneltilen konuşma seslerine ilgi göstermeyip hiç duymuyormuş gibi davranırlar.
  • Bazı sesleri çıkarsalar dahi bu sesleri iletişim amaçlı olarak ve/veya sıra alarak çıkarmazlar.
  • Ebeveynlerinin kendilerine yönelik olarak söyledikleri kelimeleri ve çıkardıkları sesleri tekrar etmek için çaba göstermezler veya az çaba gösterirler.

Bebeğin jestleri:

Bir bebek istediği bir şeyi belirtmek için 9. aydan itibaren uzanma davranışı gösterir. Zamanla bütün vücudunu kullanarak nesneye yönelir. Bebek jestlerini kullanarak ebeveyni ile bir iletişim içerisine girer.
Otizmli çocuklar ise;

  • Jest kullanmak yerine ”yönlendirme” denilen farklı bir yöntem ile istediklerini belirtirler. Örneğin yetişkinin elini ya da kolunu o nesneye doğru iterek bir şey isterler, yani yetişkin ile iletişime girmezler ve onları sadece bir araç olarak kullanırlar.

Çocuklarda dil gelişimini hangi değişkenler önceler?

Motor taklit, ortak dikkat ve sembolik oyun çocuklarda dil gelişimini önceleyen değişkenlerdir.

Motor taklit becerisi: Motor taklit becerisi için; çocuğun dikkatini karşısındaki kişiye yönlendirmesi ve o kişinin davranışının zihinsel temsilini oluşturması gerekir.
Otizmli çocuklar ise;

  • Motor taklit konusunda değişen oranlarda sorun yaşarlar. Mesela; el sallama davranışını taklit ederken elini kendi yüzüne doğru döndürebilir.

Ortak dikkat: Ortak dikkat; dil gelişimi ile ilişkilidir ve çocuğun dikkatinin kendisi, etkileşim halinde olduğu kişi ve nesne arasında düzenlemesi olarak tanımlanabilir.
Otizmli çocuklar;

  • Etkileşim içerisinde bulunduğu kişinin herhangi bir nesne ya da olaya bakması için çabalamaz ve onun ilgilendiklerine karşı bir tepki göstermez.

Sembolik oyun: Otizmli çocuklar

  • İşlevsel ve sembolik oyun oynamada zorluk yaşarlar.

Öğrenme Güçlüğü Nedir? Belirtileri ve Tedavisi

Öğrenme güçlüğü belirli tedavilerle giderilebilecek bir rahatsızlıktır. Uzun bir okul yaşamına ilk adımların atıldığı günler her birimiz için farklı heyecanların yaşandığı günlerdir. Anne-baba için, özenle yetiştirdikleri biricik evlatlarının büyümeye başlamasını gözlemledikleri yeni bir yaşantıya geçiş iken, evin miniği için pek çok şeye uyum sağlaması gereken ve çok şey öğrenmesi ve öğrendiğini de göstermesi gereken yepyeni insanlarla tanıştığı yepyeni bir ortam demektir.

Öğrenme Güçlüğü, okuma-yazma gibi ciddi becerilerin geliştirildiği dönem olan ilkokul dönemi ile birlikte karşımıza çıkmaya başlar. Her çocuk mutlaka öğrenir. Ama aynı zamanlarda ve aynı şekillerde değil. Her birimizin öğrenme kapasiteleri farklı olduğu gibi, öğrenme sitilleri de birbirinden farklı olabilir. Bu farklılıklar okulda öğrenilmesi gereken konularda sorun yaşanmasına neden olabilir.  Bu nedenle öğrenme güçlüğü açısından riskli çocukların ilkokula başlamadan , okul öncesi dönemde dikkatle izlenmesi gerekir.

Öğrenme Güçlüğü Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Öğrenme güçlüğü veya öğrenme bozuklukları ilkokula başlayınca genellikle ortaya çıkar. Ancak, okul öncesi dönemde erken belirtiler  gösterirler. Bu çocukların (riskli çocuklar) öğrenme bozukluğu açısından değerlendirilmesi, erken müdahale ve kolay yol almak açısından önem taşır. Öğrenme güçlüğü için erken tanı konulduğu ve yardım alındığı oranda çocuklar yaşıtlarına yetişebilmekte, gerçek potansiyellerini gösterebilmektedirler.

Öğrenme güçlüğü açısından erken belirtileri fark edebilmek için erken yaşta gelişimsel bazı özellikleri mutlaka iyi gözlemlemek gerekir.

Çocuklarda Öğrenme Güçlüğü Belirtileri Şunlardır:

  • Konuşmada gecikme var ise,
  • Sözcük bulmada, isimlendirmede güçlük yaşanıyor ise,
  • Sözcük dağarcığı yaşına uygun değilse,
  • Telaffuz sorunları yaşanıyorsa,
  • Temel sözcükleri karıştırıyor ise, (gelmek , yemek, vermek gibi),
  • Konuşurken hecelerin yerini değiştiriyorsa,
  • Sözlü yönergeleri dinleme ve izlemede güçlük yaşanıyorsa ,
  • Harf-ses ilişkisini öğrenmede güçlük çekiliyorsa,
  • Kafiyeli sözcüklerde güçlük yaşanıyorsa,
  • Sayı, harf, renk kavramlarını öğrenmede güçlük yaşanıyorsa,
  • Geometrik şekilleri çizmede güçlük varsa,
  • Dikkat ve konsantrasyon güçlükleri yaşanıyorsa,
  • Yön karıştırıyorsa,
  • Rutini izlemekte güçlük çekiliyorsa,
  • Yaşıtlarıyla ilişki kurmakta-sürdürmekte güçlük yaşanıyorsa,
  • Zaman ve mekan sorunları yaşanıyorsa,
  • El tercihi net olarak gerçekleşmemişse,
  • Kalemi hatalı tutuyorsa,
  • Bisiklet kullanmak, ip atlamak, topu takip etmek gibi koordinasyon gerektiren etkinliklerde zorluk yaşanıyorsa,
  • Plan yapmakta güçlük çekiyorsa,
  • Düşünmeden harekete geçiyorsa,
  • Sakarlık, kazalar sık oluyorsa,

Çocuğunuz öğrenme güçlüğü ve öğrenme bozukluğu açısından risk grubunda demektir. Bir uzman ile işbirliğine girmek için harekete geçmek gerekir. Bu konuda bir uzman desteği alınmadığında okul ortamında öğrenme sorunlarına, duygusal, sosyal ve davranış sorunlarının eşlik etme olasılığının yükseldiği göz ardı edilmemelidir.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.