Anne baba kavgası güveni azaltıyor

Aile çocuk için gelecek hayatını şekillendiren en önemli kurumdur. Bütün dünyada da çocukların ilk gördükleri, gözlerini açtıkları sosyal ortam ailedir. Anne karnından itibaren annenin yaşadığı kaygıyı hissedebilen bebek ev içindeki gerilimi ve kendi için en önemli varlık olan annenin sıkıntılarını da hisseder. Bu onun gelecekteki hayatını da etkileyecektir. Çocuk için gelecekte kendine olan güvenini verecek olan şey ev içindeki güvendir. Çocuk geleceğinden emin olmak ister. Aç açıkta kalmayacağından, anne babasının devamlı onunla ilgilenip bakacağına emin olmak kendine olan güveni arttırır.

Fakat devamlı kavga eden anne babanın ayrılma riski çocukta bana kim bakacak diye kaygı yaratabilir. Bu da gitgide kendine olan güveni azaltır. Devamlı kaygı içindeki çocukta çökkünlük görülür. Bu yüzden anne baba kendi arasındaki problemleri çocuk önünde ya da onun üzerinden çözmeye kalkışmamalıdır. Çocuk burada kendinin anne babanın arasını bozduğunu ya da anne babanın kendini sevmediğini düşünebilir. Bu durumlarda çocuğun şu andaki ve gelecekteki ruhsal sağlığı için anne babanın muhakkak aile terapisi alması gerekir. Yoksa kendi ilişkileri bozulduğu gibi çocuğun da ruhsal sağlığını bozacaklardır.

Okul öncesi çocuklarda arkadaşlık ilişkileri

Çocukların ilk sosyal çevresi aileleridir. Özellikle 3 yaşa kadar sosyallik sadece ihtiyaçların giderilmesi ve dünyayı tanıma adınadır.

3 yaşına geldiğinde artık çocuğumuz özbakım becerilerini geliştirmeye başlar. Bu süreçte tek başına oyundan grup oyununa geçer. Ancak paylaşım duygusu zayıf olduğundan sık sık kavga edebilir. 4 yaşında; yenmek-yenilmek, yapmakyapamamak, başarmak-başaramamak kavramlarının farkına varmaya başlar ve hep olumlu tarafta olmak ister. Bağımsızlık duygusu gelişmiştir.

5 yaşındaki çocuk artık yavaş yavaş gruba ve sosyalleşmeye doğru ilerlemiştir. Kendi başına kalmak istemeyecek, yaşıtları ile aynı ortamlarda bulunmaktan zevk alacaktır. Artık kurallı ve “evcilik” dediğimiz, çocuğun rol yapmasını gerektiren oyunlar öğrenilmiştir.

5 yaşın sonlarında ve 6 yaşında çocuk olumsuz olduğu bir döneme girer. Çeşitli olumsuz huylar edinebilir. Başkalarıyla laf kavgası yapabilir, erkek çocuklarda bedensel kavga gündeme gelebilir. Erkek ve kız çocuklar arası ayrım iyice belirginleşmeye başlar. Erkek çocuklar top, araba vb. oyuncaklara yönelirken, kız çocukları ip atlama, evcilik, gerçek bebeklere bakma türünde davranışlar sergilerler. Suçlanmak, eleştirilmek istemez; verilen cezalara tepki gösterir. Her şeyin hepsini ister, paylaşmaktan kaçınır; ancak zaman zaman toplumsal onay istediği için bunun tam tersi şekilde davranabilirler.

Çocuk okul olgunluğuna erişene kadar olumsuz, hırçın dönem devam eder. Bu dönemde çocuk benmerkezcidir. Bu; çocukların bilinçli ve isteyerek bencil oldukları ya da kendileriyle aşırı derecede meşgul oldukları anlamına gelmez. Benmerkezlilik, daha çok bir şeyi başkasının bakış açısından görme ya da başkasının duygularını, gereksinimlerini fark etme konusundaki yetersizlik anlamına gelir. Bu dönemdeki çocuklar bazen başka çocuklarla alay eder ya da hayvanları incitirler, çünkü karşılarındakilerin duyduğu acıyı fark etmezler. Benmerkezlilik küçük çocukların birbirleriyle ya da daha yaşlı insanlarla iletişimlerinde sık sık görülür.

Eve koşup ‘’Anne, onu aldı,o şimdi yok’’diyen çocuğu düşünün.’’O’’dediğinin kim oldu- ğunu ve ‘’O’’ nun neyi aldığını annesinin bilmediğini anlayamaz, çünkü kendisini annesinin yerine koyamaz. Bu süreçte çocuklarımızın sık sık arkadaşlarını eleştirdiklerini ve şikâyet ettiklerini görebiliriz

5 yaşındaki olgunluk çağında da, 6 yaşındaki negatif dönemde de çocuklarımızın arkadaşlara ihtiyacı olduğunu görürüz. Onlar dünyayı kendi taraflarından algılasalar da birileri ile bu dünyayı paylaşmaya ihtiyaç duyarlar. Gruplarını ve arkadaşlarını genellikle kendi cinslerinden seçerler. Aynı zamanda kendi cinsiyetlerine uygun rolleri öğrenme ve benimseme sürecinde olduklarından, bu yeni davranımları karşılarındakilerle, kendileri gibi olanlarla paylaşırlar. Bu dönemde çocuklar yalnız bir arkadaş ve dostu genellikle tercih etmezler. Kendilerini tüm çevrelerine kanıtlamak istekleri vardır çünkü. Eğer bireysel arkadaş seçimleri varsa da bu seçim çocukların kişiliklerine göre değişecektir. Örneğin lider ruhlu bir çocuk bu liderlik özelliklerini ortaya koyabileceği, daha sessiz, sakin kişilerle arkadaş olabilir. Duygusal olarak anne-babaya bağımlı, takipçi özellikleri olan bir çocuk ise bu karakter yönünde seçimler yapacaktır.

Çocuklarımızın seçimlerini hem desteklemeli, hem de farklı ortamlara girmeleri için onlara fırsatlar sunmalıyız. Okul öncesi dönemde çocuklar sosyalleşme adına pek çok şey öğrenir, bu öğrendikleri ile okulun kurallı ortamına daha uygun ilişki şekilleri geliştirebilirler. Çocuklarımızın sosyalleşmesine olanak verirken, mümkün olduğunca doğru bakış açılarını göstermek ancak arkadaş ilişkilerine birebir müdahale etmemek daha doğru olacaktır. Unutmamalı ki çocuklarımız model alarak ve yaşayarak öğrenirler.

 

Çocuklar Boşanmadan Nasıl Etkileniyor?

Evlilik kadar boşanma da doğal bir şey. Ancak boşanma bazen karı koca kadar çocukları da ilgilendiriyor. Hatta çocukları daha çok ilgilendiriyor diyebiliriz. Çünkü eğer anne baba yeterince dikkatli olmazsa çocukta ciddi travmalara yol açabilir bu boşanma durumu.

 

Çocukta boşanmanın ortaya çıkardığı ilk düşünce ‘Ben şimdi ne olacağım?’ dır. İlk olarak gelecek kaygısı baş gösteriyor yani çocukta.  Ben nerede kalacağım? Babamı görebilecek miyim? Annem evlenirse ne olacak? Bunlar ve bunlar gibi sorular çocukların kafasını meşgul etmeye başlar.

 

Burada çocuğun psikolojisinin korunması için yapılması gereken tek şey, çocuğun olabildiğince boşanmadan uzak tutulmasıdır. Boşanmadan önce çiftler arasında çeşitli tartışmalar yaşanabilir, sürtüşmeler yaşanabilir ama çocuğun bunlardan haberi olmaması gerekir. Çocuğa boşanmayla ilgili açıklanması gereken tek şey, standartlarının değişmeyeceği, annesini de babasını da istediği zaman görebileceği, sadece artık aynı evde yaşamayacaklarıdır. Eğer bu şekilde bir açıklama yapılır ve çocuk gergin ortamdan uzak tutulursa çocuk travmayı en kısa sürede, en kolay şekilde atlatacaktır. Bu aşamada çocuğun öğretmeniyle iletişim içerisinde olmanız yararlı olacaktır. Bazen çocuğun bu dönemden daha az etkilenebilmesi için bir psikolog yardımı gerekebilir.

 

Boşanmanın çocuklar üzerinde bir etkiye yol açacağı aşikar. Ancak sadece bir çocuğun mutluluğu için bir evliliğin devam ettirilmesi sağlıklı bir yöntem değildir. Sevgi, saygı ortamının olmadığı, huzursuzlukların yaşandığı bir evde yaşamak da çocuk için olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

Resim yapmanın çocuk gelişimine faydaları

Çocukların hayal dünyaları çok geniştir. Duygularını hayallerini oyun oynarken ya da resim yaparak açığa vururlar. Resim çocuklar için kendilerini ifade etme biçimidir. Resim yapmak çocuk üzerinde sağ ve sol beynin birlikte çalışması, konsantrasyon gücü ve öz güveninin artması gibi birçok olumlu etki sağlar.

Çocuklar için resim yapmak nedir?

Resim yapmak çocuklar için algı, beceri ve yaratıcı gücünü ortaya çıkaran aynı zamanda da duygusal ve sosyal eğitimin belirleyici unsurudur. Bunlarla beraber birçok faydası vardır.

-Göz-el koordinasyonu sağlar.

-Kendine göre yeni kişiler, nesneler, figürler çizerler. Aile bireyleri veya yetişkinler bunu onaylarla bu durumdan hoşlanır ve kendine karşı güvenleri artar.

-Resim çocuklar için bir iletişim ve kendini ifade etme aracıdır. Kullandığı renklerle, çizdiği çizgilerle iç dünyasını kağıda yansıtır.

-Resim rahatlama aracıdır. Çocuklar gün içerisinde ki duygularını ve enerjilerini kağıda dökerler.

Resimlerde çocukların bilinçaltı ortaya çıkar

Çocuğun bilinçaltında kalan istek, özlem, hayal, korku, endişe, merak gibi düşünce ve hisleri resim aracılığıyla dışa vurulur.  Ancak bu her zaman açık ve net bir biçimde olmaz. Çoğu zaman sembollerle ortaya çıkarken bazıları da çok iyi gizlendiğinden ortaya çıkmaz. Çocukların resim yapmasının temelinde istek duymayla beraber beğenilme ve haz alma amacı yatar. Bu nedenle resme yatkın olan çocuk işin daha çok üstüne düşer.

Resim yaparken çocuğa müdahale edilmemelidir. Çünkü resim çocuğun içselliğini simgelerle nesnel dünyaya kopyalama sürecidir. Özellikle içsel çatışmalarını, ruhsal sıkıntılarını sözel olarak ifade edemeyen bireyler, olumsuz duygu ve düşüncelerini bilinçdışı eylemlerle ifade ederler. Resim yapmak, çocuğun düş gücünü geliştirici bir işleve de sahiptir. Resim yapan çocuk, yönlendirildiği veya çizgilerine çeşitli sınırlamalar getirildiği zaman düş gücü de sınırlandırılmış olur.

Gaziantep İçin Özel Resim Dersi İçin Talep Formu

 

Çocuklar Neden Yalan Söyler?

Çocuklarının yalan söylemesi anne babalar için can sıkıcı bir zorluktur ama ebeveynlik tarzımızda yapacağımız birkaç değişiklikle bunun üstesinden gelebiliriz. Önce, çocukların neden yalan söylediğine bakalım. Yalanın neden kaynaklandığını anlarsak, daha sonra doğruların söylenmesi için neler yapabileceğimizi görebiliriz.

Yalan söylemenin en bariz sebeplerinden birisi cezalandırılmaktan ya da istenmeyen bir sonuç yaşamaktan kaçınmaktır. Bir davranışının sonunda fiziksel bir ceza alacağını, aşağılanacağını ya da azarlanacağını bilen bir çocuğun dürüst davranması zordur. Ona hak vermemek mümkün mü? Bir yetişkin olarak siz bile öfkeli bir patron ya da söylenip duran bir komşu karşısında aynı yolu izleyebilirsiniz.

Bir diğer sebep de, sizin gözünüzden düşme korkusudur. Çocukların en son istediği şey anne babalarını hayal kırıklığına uğratmaktır, yaptıkları (ya da yapmadıkları) bir şey yüzünden onların gözündeki değerlerinin düşmesindense yalan söylemeyi tercih ederler.

Nihayet, çocuklar her zaman bir tepki beklerler, bu yüzden de sizi ya da başkalarını etkilemek için hikâyeler uydururlar.

Pek çok anne baba çocuklarının sürekli yalan söylemesinden şikâyetçi. Onlara, çocukları yalan söylediğinde ne yaptıklarını sorduğumda genellikle anında sert cezalar verdiklerini öğreniyorum. Maalesef bu bir kısır döngüye sebep oluyor: Çocuklar yalan söylediklerinde cezalandırılırlarsa, ileride daha fazla yalan söyleyebilirler. Ceza, istediğimiz sonucun tam tersine sebep olur.

Ama yalan söylemek gerçekten ciddi anlamda kötü bir davranış olduğuna göre, daha da alevlendirmeden bu probleme nasıl yaklaşmalı? Probleme başka bir açıdan bakmayı deneyerek: Her yalanda bir ceza vermek yerine, doğrunun söylenmesi için güvenli bir ortam yaratarak. Bu ortamı aşağıdaki önerilerle sağlayabilirsiniz.

1. Çocuklarınızın yaramazlıklarına genel olarak nasıl tepki verdiğinizin ayırdında olun. Çocuklarınız kötü bir şey yaptıklarında cezalandırılacaklarından ya da sizin onlara bağıracağınızdan korkuyorlarsa, size doğruları söylemek için kendilerini güvende hissetmeyeceklerdir. Hemen suçlamaya başlamak yerine, bazen bu çok zor olsa da, sesinizi yükseltmemeye ve problemi çözecek sorunlara odaklanmaya çalışın.

2. Çocuğunuzun durumu kurtarmasına izin verin. Cevabını zaten bildiğiniz sorular sorarak çocuğunuzun yalan söylemesine fırsat vermeyin. Örneğin, “Ödevini bitirdin mi?” diye sormak yerine, “Ödevini nasıl bitirmeyi planlıyorsun?” diye sorun. Çocuğunuz ödevini henüz bitirmediyse, bir yalan uydurmak yerine, ödevini bitirmek için bir plan yapmaya odaklanacaktır.

3. Duygulara odaklanın. Çocuğunuz size karşı dürüst davranmadıysa, buna sebep olan şeyi anlamaya çalışın. Onu hemen yalan söylemekle suçlamak yerine, “Bana biraz uyduruyormuşsun gibi geldi, galiba doğruyu söylemeye korkuyorsun. Bunu konuşalım mı biraz?” demeyi deneyin. Hem çocuğunuzun o anda doğruyu söylemesini sağlarsınız, hem de ileride doğruları söylemesini pekiştirirsiniz.

4. Dürüst davranışları takdir edin. Çocuklarınız doğruyu söylediklerinde onları yüreklendirip teşvik edin. “Gerçekten neler olduğunu anlatmak senin için zor oldu herhalde. Bana doğruyu söyleyecek kadar cesur davrandığın için sana hayranım. Gerçekten büyüyorsun artık!”

5. Hataları bağrınıza basın. Hataları ileride daha iyi tercihler yapmayı öğrenmenin bir yolu olarak görün. Çocuklarınız hata yaptıklarında sizin kızmayacağınızı ya da hayal kırıklığına uğramayacağınızı bilirlerse, sizinle daha dürüst bir ilişki kuracaklardı. Şöyle şeyler demeyi deneyebilirsiniz; “Bu ilerisi için çok iyi bir öğrenme fırsatı. Eğer baştan yapsaydın, neyi farklı yapardın?” Çocuğunuzun davranışları başka birisini olumsuz etkilediyse, incinen taraf için ne yapılması gerektiğini sorun.

6. Koşulsuz sevginizi iyice pekiştirin. Çocuklarınız, bazen onların davranışlarından memnun olmasanız da, ne yaparlarsa yapsınlar onlara duyduğunuz sevginin değişmeyeceğini bilsinler.

7. Kendi ufak yalanlarınıza dikkat edin. Genç kulakların ve gözlerin sizi sürekli izlediğini unutmayın. Alışveriş yaparken kasiyerin verdiği fazla para üstünü iade etmediğinizde okulda bir şey için para toplanırken neden gönüllü olmadığınıza dair bir şeyler uydurduğunuzda, bu yaptıklarınızın kabul edilebilir davranış biçimleri olarak görüleceğini aklınızdan çıkarmayın.

Bunları uyguladığınızda çocuğunuzun giderek daha az yalan söylediğini fark edeceksiniz. Dahası, böyle davranarak onlara, hangi koşullar altında ne olursa olsun dürüst davranmanın herkes için iyi olduğunu göstermiş olursunuz.

Kaynak: http://www.today.com/parents/why-kids-lie-7-ways-get-them-tell-truth-t107285

Dil Gelişimi İçin Neler Yapabilirsiniz

Ortalama olarak tüm çocuklar aynı evrelerden geçerek dil öğrenirler ve gelişimlerini tamamlarlar. Fakat her çocuğun gelişimi kendine özgüdür bu sebeple sürelerde ve durumlarda değişkenlikler olabilir.

Çocuklar taklit ederek ve sık tekrarlar ile öğrenirler. Çocuğunuzun gelişiminde hangi konuda olursa olsun unutulmaması gereken en önemli nokta budur.

  •  Dil gelişiminin en önemli ve ilk basamağı taklittir. Bebeğiniz taklit ederek konuşmayı öğrenmeye başlar bu sebeple doğduğu andan itibaren onunla konuşmalısınız. Birlikte yaptığınız tüm faaliyetleri ona anlatabilirsiniz. Anlamıyor sanmayın, her şeyin farkında!
  • Bebeğiniz ile konuşurken tensel temas ve göz kontağı kurmaya özen gösterin. Size odaklanması dinlemesini kolaylaştırır bu şekilde sözel olmayan bir iletişim içine de girebilirsiniz.
  •  İlk aylarda dil gelişimi konusunda bebeğinize destek olabilmek dikkat etmeniz gereken iki önemli nokta vardır. Bunlardan biri beden dilinizi kullanmak, bahsettiğiniz şeyi bedeniniz ile ya da işaret ederek anlatmanızdır. Bir diğer nokta ise ses tonunuzdur. Ses tonunuzu alçaltıp yükselterek kullanırsanız bebeğinizin ilgisini çeker ve konuşmanıza odaklanmasını sağlayabilirsiniz.
  • Dil gelişiminde çocuğun ana dilinin kurallarını öğrenebilmesi ve ileride okuma yazma konusunda sıkıntı çekmemesi için çevresindeki bireylerin bebek dilinde değil, dilin kurallarına uygun şekilde konuşması faydalı olacaktır.
  • Çıkardığı seslere mutlaka cevap verin. Anlamsız olsa gülümseyerek cevaplar vermeye çalışın, ses çıkarmasına teşvik edin.
  • Bebeğinizin işaret ettiği nesnelere ve kullandığı beden hareketlerine dikkat edin. Anlatmaya ya da göstermeye çalıştığı ne ise bebeğinize onu açıklayın. Beyni her an her şeyi kaydediyor!
  • Sosyalleşmek çocuk gelişiminde birçok açıdan faydalı olduğu gibi dil gelişimi konusunda da faydalıdır. Çocuk ne kadar çok farklı ortamda bulunur ise ne kadar farklı kişi ile iletişime geçerse dil gelişimi o kadar hızlı olur.
  • Kitaplar ve müzikler çocuk gelişiminde her zaman sizin en eğlenceli yardımcılarınız olacaktır. Dil gelişiminde de bebeğinize ve size oldukça faydalı olacaklardır.
  •  Bebeğiniz ile birlikte kitap okuduğunuz bir köşeniz olsun ve her akşam uyumadan önce mutlaka kitap okuyun. Kelime çeşitliliği için farklı kitap seçenekleriniz olsun.
  •  Bebeğinize anlatacağınız nesne ve kavramları müzik ile anlatmak oldukça faydalı olacaktır. Bebekler melodileri oldukça hızlı öğrenirler. Melodik olmaya özen gösterin ve çocuk şarkılarından, tekerlemelerden faydalanın.
  •  Çocuk gelişiminde dil gelişimi konusunda en büyük düşmanınız televizyon, telefon ve tablet gibi nesneler olacaktır. Bebeğinizi bu nesnelerden oldukça uzak tutmaya, kitaplarla ve oyuncaklarla iç içe olmaya ve sosyalleşmeye yönlendirmeniz sadece dil gelişimi için değil, tüm gelişim evreleri için faydalı olacaktır.

En kısa zamanda bebeğinizin tatlı sesinden ‘’Seni seviyorum, anne/baba!’’ cümlesini duymanız dileğiyle

Çocuklarda Dil Gelişim Nasıldır?

Çocuklarınızın o ilk sözcükleri! Anne mi diyecek yoksa baba mı? Çocuklarının gelişiminde aileleri en çok meraklandıran ve heyecanlandıran konulardan biri konuşmadır.

Sizin çocuğunuz ne zaman konuşur, ilk hangi kelimeyi söyler bilemeyiz Ama bugün size çocukların dil gelişimi hakkında ilginç detaylar vereceğiz. Bu detaylar ile çocuğunuzun dil gelişimine nasıl katkı sağlayabileceğinizi öğrenebilir ve gelişim evrelerini takip edebilirsiniz.

Çocuklarda dil gelişim aşamaları dönemsel olarak aşağıdaki gibi ayrılmıştır.

Agulama-Babıldama dönemi: 0-6 ay arası dönemi kapsar. Çoğunlukla bebeklerin ağladığı ve bilinçsizce ses çıkardığı dönemdir. İletişimi ağlayarak kurarlar. Babıldama ise, bebeğin bir ünlü ile bir ünsüzden oluşan heceleri seslendirdiği dönemdir. Değişik sesler çıkarabilir ve tepkiye göre tekrar edebilir. Babıldamaya anlam yüklenmemelidir. Ünlü dil bilimci Noam Chomsky’e göre bu dönem bebekler, dünya dillerindeki tüm sesleri çıkarmaktadır.

Heceleme-Çağıldama Dönemi:6-12 ay arası dönemi kapsar. Duyarak tekrarlamanın ve anlamlı sesler çıkarmaya başlamanın dönemidir. Organlar konuşmaya hazırlanmaya başlar ve artık bebek duyduklarını tekrar ettiklerini araştırmaya ve öğrenmeye çalışır.

Tek sözcük Dönemi: 12-18 aylar arası dönemi kapsar. Tam olarak konuşmanın başladığı dönemdir. Genellikle tek sözcükle her şeyi anlatmaya çalışırlar. Tek sözcükler bir durumu anlatmaya ‘’Morgem’’ denir. Örneğin, işaret ederek ‘’kedi’’ demesi ‘’kedi geliyor’’ demek olabilir. Anlaşabilir konuşmanın başladığı dönemdir.

Telegrafik Konuşma Dönemi: 18-24 ay arası dönemi kapsar. Telegrafik konuşma döneminde, iki ya da daha fazla kelimeyi bağlaç ya da ek kullanmadan anlamlı bir cümle oluşturabilir. Bu dönemde sözcük dağarcığı çok fazla gelişir. Dilin iletişim kurmak için kullanıldığını bu dönemde kavramaya başlarlar.

İlk Gramer Süreci: 24-60 aylar arasını kapsar. Gramere uygun, kuralli cümlelerin kurulmaya başlandığı dönemdir. Dilbilgisi kurallarını öğrenmeye ve uygulamaya başlar. Yaş ilerledikçe daha çok kelimeden oluşan cümleler kurmaya başlayabilirler.

Bu noktada unutmamak gerekir ki her bebeğin gelişimi kendine özgüdür. Bu tür bilgiler çocuk gelişimindeki normatif standartlar göz önüne alınarak oluşturulur. Her bebek aynı dönemde aynı şeyi yapabilecek diye bir kural yoktur. Daha erken ya da daha geç olabilir. Dış faktörlere bağlı olarak zamanlar ve durumlar değişebilir. Unutmayalım!

Çocuklar hangi yaş dönemlerinde nelerden korkarlar?

0-2 yaş arası çocuklaranne ve babadan ya da bakımını yapan kişilerden ayrılmaktan, yabancılardan, seslerden, düşmekten, hayvanlardan ve böceklerden, büyük tuvaleti kullanmaktan ve banyo yapmaktan korkabilirler.

(Okul öncesi dönem) 2-6 yaş döneminde ki çocuklar arasında hayvan ve böceklerden korkma, canavar ve hayaletlerden korkma, karanlık, kaybolma korkusu, polis korkusu, anne-babanın ayrılması veya anne-babadan birini kaybetmekten korkma ve yatma zamanına ilişkin bazı korkular yaygın olarak görülür.

Okul çağındaki çocuklarda ayrı yaşamaktan, seslerden, yeni ortamlardan (özellikle okula başlama) korkma ve yatma zamanına ilişkin korkular; daha büyük çocuklarda ise sosyal olarak reddedilme, başkaları önünde küçük düşürülme, utandırılma korkusu, yeni durumlar ve hırsızlardan korkma yaygın olarak görülmektedir.

Çocukların korkularıyla başa çıkma becerisini kazanması, özgüvenlerinin ve kişiliklerinin gelişmesi açısından çok önemlidir. Bu süreçte, çocuklar anne ve babalarının desteğine ihtiyaç duyarlar.

Korku yaşayan çocuğunuza nasıl yardımcı olursunuz?
İlk adım çocuğunuzun yaşadığı bu korku kabul edilmeli ve ciddiye alınmalıdır. “Bunda korkacak ne var? Sen büyüdün, artık abisin, artık ablasın, bebek gibi davranıyorsun” gibi çocuğun korkusunu küçümseyen türden cümleler, çocuğun korkusunu yok etmediği gibi; onun anne ve babasına olan güvenini de yitirmesine neden olabilir.

Çocuğun korkularını görmezden gelmek fayda sağlamayacaktır. Onun korkularını anlamaya çalışın ve çocuğunuzun yanında olduğunuzu hissettin, gösterin.

Korkuların kısa sürede kaybolmasını beklemeyin. Bu süreç oldukça uzun sürebilir. Önemli olan kısa zamanda kaybolmuş korkular değil, tamamen kaybolmuş korkulardır.

Çocuktan korkusunu tarif etmesini isteyin ve bu konuda onunla konuşun. Sabırla konunun üzerinde durun. Bazen bir çocuğun korkusu, biri onu dinleyince ve korktuğu durumla ilgili doğru ve yeterli bilgi verince azalabilir.

Onun korkularının nedenlerini bulmaya çalışın. Eğer gerçekten daha önce yaşadığı olaylardan korkuyorsa (ev yangını, deprem, hırsız ya da benzeri), kendini güvende hissetmesi için böyle bir durumda neler yapılabileceğini birlikte düşünün. Örneğin; birlikte hırsız için evi güvenilir yapabilecek çözümler üretin ve uygulayın (pencere kilidi taktırmak gibi). Eğer çocuğunuzun korkuları birçok insanda bulunan korkulardan (karanlık, yükseklik, köpek korkusu…) ise bu korkuların normal olduğunu söyleyin ve korkuyu adım adım ele alın, örneğin; eğer çocuğunuz köpekten korkuyorsa;

İlk adım: ona köpeklerle ilgili güzel hikayeler okuyun,
İkinci adım: ona uysal köpeklerle ilgili film izlettirin, Üçüncü adım: uysal bir köpeği uzaktan izlettirerek zararsız olduğunu ona gösterin,
Dördüncü adım: köpekten korkmayan birinin köpeğe yaklaştığını ve okşadığını izletin, son olarak ona biraz zaman tanıyın ve yavaş yavaş yaklaşmasını sağlayın.

Korkularına aşırı tepki vermeyin, fazla ilgi göstermeniz korkunun pekişmesine yol açabilir.
Cesur olduğu ve korkmadığı durumları pekiştirin. Hep olumsuza odaklanmak yerine, olumluyu da alkışlayın, övün.
Çocuğun korktuğu zamanlarda, onu kucağınıza alıp okşayabilir, yumuşak bir ses tonuyla ona bir şey olmayacağını anlatabilirsiniz. Eğer hala sakinleşmediyse onunla oyun oynayarak dikkatini başka yöne çekebilirsiniz. Böyle anlarda çocuğun kendini yalnız hissetmesine izin vermemek, en doğru yaklaşım olucaktır.

Her durumda onun kendine olan güvenini arttıracak girişimlerde bulunun: “Sana bir konuda ihtiyacım var, bakar mısın?” ya da “Sana bir şey danışmak istiyorum.” “ Bu konuda bana bir tek sen yardımcı olabilirsin” gibi cümlelerle onu yüreklendirin.

Aşırı korumacı davranmayın ve korktuğu her şeyden kaçınmasına izin vermeyin, ancak aynı zamanda da korktuğu şeyi yapması için zorlamayın. Unutmayın ki; çocuğunuza korktuğu her şeyden kaçınmasını öğretmek, uzun vadede yaşamını olumsuz etkileyebilir.

Hangi durumda uzman yardımı almalısınız?

Çocuğunuzun korkuları, gelişimini veya günlük yaşamını engellemeye başladıysa,
Yaşına ve gelişim düzeyiyle kıyaslandığında, mantık dışı bir korkusu varsa. (Örneğin; 2 yaşında bir çocuğun tuvalete oturmaktan korkması normaldir, Ancak 8 yaşında bir çocuğun tuvalete oturmaktan korkması mantık dışıdır.),
Tüm çabalara rağmen hiçbir şekilde rahatlatılamıyorsa,
Dikkati korkusundan uzaklaştırılamıyorsa, bir uzmana başvurmakta yarar olabilir.

Her Anne Babanın Oyunla İlgili Bilmesi Gereken 10 Şey

1.  Çocuklar oyun aracılığıyla öğrenirler.

Oyunun değerini küçümsemeyin. Çocuklar oyunla öğreniyor ve gelişiyorlar:

Bilişsel beceriler – Kendi yarattıkları bir markette matematik ve problem çözme becerilerini kullanmaları gibi

Fiziksel beceriler – Blokları dengelemek ve oyun alanında koşmak gibi

Yeni sözcükler – Oyuncak dinozorlarla oynarken ihtiyaç duydukları kelimeler gibi

Sosyal beceriler – Bir yangın söndürme oyununda birlikte oynamak gibi

Okur yazarlık becerileri – Kendi yarattıkları bir restoran için menü yaratmak gibi

2. Oyun sağlıklıdır.

Oyun, çocukların güçlü ve sağlıklı bir şekilde büyümelerine yardım eder. Ayrıca bugün pek çok çocuğun yaşadığı obezite sorununa karşı güçlü bir araçtır.

3. Oyun stresi azaltır.

Oyun çocuğun duygusal olarak gelişmesini sağlar. Eğlencelidir, kaygı ve stres duygularının dışarı atılmasını sağlar.

4. Oyun göründüğünden çok daha fazlasıdır.

Oyun basittir ve karmaşıktır. Oyunun pek çok türü vardır: Sembolik, sosyo-dramatik, fonksiyonel ve kurallı oyunlar bunlardan sadece bazıları. Araştırmacılar oyunun pek çok yönünü araştırıyor: Çocukların oyunla nasıl öğrendiğini, açık havada oyun oynamanın çocukların sağlığını nasıl etkilediğini, ekran zamanının oyun üzerindeki etkilerini ya da okullardaki teneffüs ihtiyacını…

5. Oyuna zaman yaratın.

Ebeveynler, çocuklarının eğitiminin en büyük destekçileridir. Gün içinde, okulda ya da evde mümkün olduğu kadar fazla oyun oynayacak zamanları olduğundan emin olun. Oyun zamanı demek bilişsel, dilsel, fiziksel, sosyal ve duygusal gelişim zamanı demektir.

6. Oyun ve öğrenme bir arada gerçekleşir.

Oyun ve öğrenme iki ayrı aktivite değildir. İç içe geçmişlerdir. Laboratuarda yapılan bir fen dersi gibi düşünebilirsiniz. Oyun çocuğun laboratuarıdır.

7. Açık havada oynayın.

Kendi çocukluğunuzu sık sık hatırlayın: Kaleler kurmanızı, sahilde oynamanızı, ağaçlara tırmanmanızı, karda yokuştan aşağı kaymanızı ya da mahalledeki diğer çocuklarla oynamanızı. Aynısını yapamasanız da çocuğunuzun da açık havada çocukluk anıları olmasını sağlayın.

8. Oyun hakkında yapılan araştırmaları okuyun.

Çocuklar ve oyun hakkında sayısız makale ve araştırma var. Üstelik hepsi de oyunun yararları ve kazanımları ile ilgili.

9. Kendi oyuncu içgüdülerinize güvenin.

Çocukken oyunun size ne kadar doğal geldiğini hatırlıyor musunuz? Sıra çocuklarınızda… Onlara oyun için zaman verin ve onlara bu fırsatı verdiğinizde neler yapabildiklerini ve neleri başarabildiklerini izleyin.

10. Oyun çocuğun öğrenme ortamıdır.

Çocuklar oyun sırasında farklı alanlarda öğrendikleri şeylerin pratiğini yapar ve öğrendiklerini pekiştirir. Oyun, çocuklara öğrenme için bir yer ve zaman verir. Bir çalışma kağıdını doldurarak başaramayacakları şeyleri başarırlar. Örneğin “restorancılık” oyununda çocuklar menüler çizer ve yazar, yiyeceklere fiyat koyarlar, sipariş alırlar ve hesap getirirler. Oyun zengin öğrenme fırsatları sunar. Çocukları başarıya götürür, özgüven kazandırır.

Çocuklar Hangi Yaşta Ne Yapabilir?

Çocuklarımızın başarılı yetişkinler olabilmeleri için ihtiyaç duyacakları yüzme, kendi çamaşırını yıkama ya da sağlıklı bir yemek pişirebilme gibi becerilere sahip olması biz ebeveynlere bağlı. Burada asıl mesele, onlara bu becerileri ne zaman öğreteceğimiz. Bu yazıda çocukların kendi ayakları üzerinde durmadan önce, her yaşa göre edinmeleri gereken beceriler için bir kılavuz bulacaksınız.

Her çocuğun gelişim hızı ayrıdır, bu yüzden onların ne kadar ilgi gösterdiği ve olgunlaşma seviyeleri de çok önemlidir. Ancak bu kılavuzdaki yaş aralıkları, çocuklarınızın ne zaman yeni bir beceri edinmeye hazır olacak şekilde geliştiği konusunda size bir fikir verecektir. Ne de olsa, çocuğunuzun üniversite çağına gelmesine rağmen hâlâ düzgün bir hijyen alışkanlığı edinmemiş olması gerçeğiyle yüzleşmek istemezsiniz herhalde. Bu da mümkün, ama eğer çocuğunuzun gerçek dünyaya adım attığında daha bağımsız ve kendine güvenen biri olmasını istiyorsanız onlara bu becerileri kazandırın.

Uyku düzeni: 1 ile 6 yaş arası

Evet, iyi bir uyku düzeni bir yaşam becerisidir, çoğumuzu çocukluk yıllarımızda epey uğraştırmıştır. Çocuğunuz bebeklikten çıktığında ona tutarlı bir uyku düzenine bağlı kalmayı öğretin. (Kimi zaman biz yetişkinlerin de buna ihtiyacı olabiliyor.) Banyo, diş fırçalama, kitap okuma ve yatağa girme şeklinde dört aşamalı bir süreç takip edin ve bu rutine mümkün olduğunca haftanın her gecesinde bağlı kalın. Çocuklarınız 6-7 yaşına geldiklerinde kendi rutinlerini kendileri takip edebilir, yatağa kendileri gidebilirler. Bununla birlikte yine de onlara bu düzene uymalarını hep hatırlatmanız gerekebilir, böylece her gece ihtiyaçları olan 9-11 saatlik uykularını almış olurlar. Ergenlik dönemine girip gece kuşuna dönüştüklerinde de onları hep dürtmeniz gerekeceğini unutmayın.

Yüzme: 1 ile 6 yaş arası

Çocuklar her yaşta suda rahat hareket eder ve suyu sever ama Amerikan Çocuk Doktorları Birliği, ebeveynlerin çocuklarını yüzme dersine başlatmak için bir yaşına kadar beklemelerini öneriyor. Birlik, 1-4 yaş arasındaki çocukların yüzme dersi alması gerekmediğini ama dersleri çocuğunuzun suyla haşır neşir olmasına bağlı olarak değerlendirmenizi söylüyor. Yüzme ve su güvenliği becerileri tablosuna göre çocuklar altı aylıktan 3 yaşa kadar, su altında gitme, suyun üstünde durma ve ileriye atılma gibi basit becerileri edinebilecekleri belirtiliyor. Birinci ve ikinci seviye becerilerini edinmiş olan okul öncesi çocuklar (4-5 yaş arası) üçüncü seviyeye geçebilir yani kollarını ve bacaklarını kullanarak suyun içinde dik durabilirler. 6 yaş ve üzeri için ise üç beceri seviyesi daha öneriliyor: Kulaca başlangıç, kulaç geliştirme ve kulaçların iyileştirilmesi. Temel olarak kollarını ve bacaklarını kullanma konusunda daha fazla beceri ve koordinasyon kazanan çocuklar, giderek yetkin ve kendinden emin yüzücülere dönüşüyorlar.

Temel yemek yapma becerileri: 2 yaş ve üzeri

Çocuklarınız belki de dünyaca ünlü bir şef olmayacaklar ama temel yemek yapma becerileri edinmeleri ileride çok işlerine yarayacak. Kaç yaşında olurlarsa olsunlar onları mutfağa sokun. Böylece daha sağlıklı beslenecek ve yeni yiyecekleri daha fazla yiyeceklerdir (ayrıca yemek konusunda daha az seçici olacaklardır). Okul öncesi çocuklar malzemeleri ölçebilir, çırpabilir, pizza malzemesi yerleştirebilirler. 6-8 yaş arası çocuklar – nasıl güvenli kullanılacaklarını öğretirseniz – mikrodalga fırın, tost makinesi ve konserve açacağı kullanabilirler. Ergenlik dönemi öncesinde temel bıçak kullanma becerilerini edinebilir, sizin nezaretinizde fırını ya da ocağı kullanarak yemek yapabilirken ergenler aileye yemek hazırlayabilir.

Destek tekerlekleri olmadan bisiklete binme: 3 ile 8 yaş arası

Pek çok çocuk bisiklete binmeyi 5 yaş civarında öğrenir ama 3 yaşında öğrenen çocuklar olduğu gibi 8 yaşında (ya da daha geç) öğrenenler de vardır. Çocuk doktoru Dr. Vincent Iannelli, bisiklete binmeyi öğrenmenin gelişimsel becerilerin yanı sıra bisiklete binilebilecek güvenli bir alanın olup olmadığına ve çocuğun çevresindekilerin bisiklete binmeyi bilip bilmediğine de bağlı olduğunu söylüyor. HealthyChildren.org sitesinde pek çok çocuğun 3 yaşındayken üç tekerlekli bisiklete binebileceği belirtiliyor. Destek tekerlekleri çocukların bacaklarının pedala yetişmesine yardımcı olsa da aslında her zaman gerekli olmayabilir, bazen çocuklar için koltuk değneği yerine geçer.

Dişlerini yardımsız fırçalama: 6 ile 8 yaş arası

En sağlam beceri ve alışkanlıklarımız genellikle erken yaşlarda edindiklerimizdir. Diş bakımı da bunların arasında yer alır. Amerika Diş Sağlığı Birliği, ebevynlerin 3 yaşına kadar çocuklarının dişlerini fırçalamalarını, 3-6 yaş arasında diş fırçalamalarında onlara yardım etmelerini öneriyor. Çocuğunuz altı yaşından sonra dişlerini kendisi fırçalayabilir. Bu biraz da motor becerilerine ve koordinasyonuna bağlı olduğu gibi çocuğun motivasyonu da önemlidir.

Ayakkabı bağı (ya da kravat) bağlama: 6 ile 8 yaş arası

Gülmeyin ama çocukların spor ayakkabılarında bağcık yerine cırtcırt kullanılması yaygınlaştıkça kravat bağlama sanatı da neredeyse tarihe karışıyor. Kravat bağlama, ayakkabı bağlamayla hiç cebelleşmediyseniz unutulup gidecek becerilerden birisi aslında. Diş fırçalama gibi, çocuklar kendi ayakkabılarını bağlamalarına yetecek motor becerileri ve koordinasyonu 6-8 yaş aralığında kazanıyorlar. Eğer bir çocuk ufak düğmeleri ilikleyebiliyor ya da basit çöp adamlar çizebiliyorsa kendi ayakkabılarını da bağlayabilir. Çocuklarınıza ayakkabı bağlamayı öğretmek için atlama iplerinden yararlanabilirsiniz.

Para idaresi: 6 yaş ve üzeri

Çocuğunuz harçlık alıp paranın neye yaradığını anlar anlamaz finansal beceriler edinmeye de hazır demektir. Bir şey satın almadan önce durup ihtiyaçlar ve istekler arasında ayrım yapmayı öğretmenizin tam zamanıdır bu. 6-10 yaşındaki çocuklar sizinle markette alışveriş yaparken karşılaştırmalı alışveriş yapmayı, daha ileri yaşlarda faiz kavramını ve kredi kartlarının nasıl işlediğini öğrenebilirler. Ergenlik yaşlarındaysa yazın çalışarak para biriktirebilirler.

Çamaşır: 8 ile 12 yaş arası

Küçük çocuklar çamaşır makinesini nezaretsiz kullanamayabilirler ama çamaşır işine kesinlikle yardımcı olabilirler. Havluları katlayabilir, kendi çamaşırlarını ayırabilir, kirlileri banyoda yere atmamayı öğrenebilirler. Bu, kendi çamaşırlarını halletmeleri ya da evin genel çamaşır işlerine yardımcı olmaları için en azından bir başlangıç olur. Yine de bu çocuğunuza bağlıdır.

Harita kullanma ve tek başına toplu taşımayla bir yerden bir yere gitme: 6 ile 13 yaş arası

Japon öğrenciler altı ya da yedi yaşında kendi başlarına toplu taşımayı kullanıyorlar. Amerika’daysa ebeveynler, on üç yaşındaki çocukların durakta tek başına otobüs beklememesini savunanlarla dokuz yaşındaki çocuğunun New York metrosunda tek başına seyahat etmesine izin verenler şeklinde ikiye bölünmüş durumda. Elbette Japonya, çok farklı bir yer ama okul yollarının güvenliğiyle ilgili içeriğin yer aldığı www.saferoutesinfo.org sitesine göre, genel olarak çocukların on yaşına kadar tek başına yolun karşısına geçmesi, güvenli değil. Ama bu yine de bu size kalmış bir karar. Çocuğunuz ne kadar bağımsız hareket edebiliyor ve temel güvenlik kurallarını ne kadar biliyor? Yabancılarla konuşmayacak kadar kendinden emin olsa da karşıdan karşıya geçecek kadar güveniyor mu kendisine? Oturduğunuz semt çocukların etrafta dolaşabileceği kadar güvenli mi? Ben okula otobüsle tek başıma gitmeye başladığımda lisedeydim. Öte yandan çocuğa ve çevreye bağlı olarak, pek çok çocuğun 12 yaşında tek başına toplu taşımayı kullanabileceğini düşünüyorum. Çocuklarınızın okula tek başına yürüyerek ya da toplu taşımayla gitmesine izin verin ya da vermeyin, mutlaka harita okumayı öğrenmelerini sağlayın. Böylece daha sonra yollarını bulabilirler. Kızımı farklı vesilelerle alıp eve getirirken yolu onun göstermesini isterdim. Birkaç kez kaybolduk ama şimdi önemli noktaları biliyor. Başlangıçta mağazaları referans alıyordu, ya mağaza kapanırsa ne olacak diye sormamdan sonra önemli sokakların ve caddelerin isimlerini de öğrendi. Ayrıca metro ya da araba yolculuklarınızı bir harita üzerinde birlikte planlayabilirsiniz.

Başka bir canlıya bakma: 6 yaş ve üzeri

Evcil hayvanlar çocuklara çok iyi arkadaşlık etseler de birbirlerine her zaman nazik davranmayabilirler. Bu yüzden veteriner Butch Schroyer, ebeveynlerin çocuklarına ancak altı yaşından sonra bir evcil hayvan almalarını öneriyor. Bir köpek ya da kediye geçmeden önce bir balık ya da hamster almayı düşünebilirsiniz. Yine de, ergenlik dönemine kadar olan çocukların evcil hayvan bakımında nezarete ihtiyacı olabilir. İki yaş civarındaki çocuklar bahçedeki çiçeklerin ve ağaçların bakımıyla yavaş yavaş tanıştırılabilir, altı yaşından sonra, bakımından kendilerinin sorumlu olacağı bitkilerle ilgilenebilirler. Ardından diğer kardeşler ya da bebekler gelir. Yukarıdaki tüm beceriler gibi bu da çocuğunuzun ne kadar olgun olduğuna bağlıdır.

Herhangi bir becerinin kazandırılmasındaki temel kıstas yaş değildir. Çocuğunuza bir beceri kazandırmaya çalışırken öncelikle onun kişisel gelişimini dikkate alın.  Çoğu zaman, onlara bir şans verdiğinizde pek çok şeyi öğrenmeye hazır olduklarını görerek şaşıracaksınız.

 

Kaynak: lifehacker

Disleksinin Belirtileri Nelerdir?

OKUL ÖNCESİ ( 3-5 YAŞ )

      • Sesleri, kelimeleri, harfleri hatırlamada güçlük
      • Alfabedeki ve kelimelerdeki harflerin verilen talimatları vs sıralamalarını hatırlamada güçlük
      • Okunuşu benzer olan kelimeleri karıştırma
      • Kopyalama ve boyamada zayıflık
      • Zayıf hafıza
      • Ailede disleksi olması
      • Bazı aktivitelerde yavaş tepki verme ( harf kelime oyunları gibi )

​İLKÖĞRETİM

      • Okula gitmede isteksizlik
      • Kelimeleri, harfleri, sesleri öğrenmede güçlük
      • Verilen talimatları takip etmede güçlük
      • Kelimeleri harflere veya hecelere ayırmada güçlük
      • Kelime ve ses bilgisinde zayıflık
      • Okuma veya hecelemede güçlük
      • Organize olamama
      • Davranış bozuklukları

ORTAÖĞRETİM ( 12- 18 YAŞ )

      • Okurken veya hecelerken harf ve seslerin sıralanmasında güçlük
      • Ödev ve yazılı çalışmaların çok zaman alması
      • Zamanı yetiştirememe
      • Hatırlama ve organize olmada güçlük
      • Sürekli bir asabiyet hali
      • Okuldan kaçmak için çeşitli taktikler geliştirme

Yazılı bir metni çözümlemekle (harf ve ses ilişkisini kurarak, kelimeleri doğru olarak okumak) ile ilgili olan disleksi, okuma faaliyetinin doğruluğu ve okumanın akıcılığı yetileri otomatik hale gelmediği zaman kendini gösteren bir durumdur. Dislektik çocuğun okuma güçlüğü belirtileri okuma yazma öğrenimi süreci ile başlar. Bu yüzden çocuk birkaç yıl eğitim alana kadar disleksi tanısı konulamaz. Ancak okuma yazma becerilerinin gelişimi için gerekli olan pek çok temel beceri vardır. Bu becerilerde gözlenen yetersizlikler, risk faktörü taşıyan bireylerin farkedilebilmesi için önemli ipucu niteliği taşımaktadır.

Dislektik bir çocuk harfleri tanımakta, harfleri seslendirmekte, bu becerileri otomatikleştirmekte ve hızlı bir şekilde çözümlemede zorlanır. Dislektik öğrencilerin sesli okumaları yaşlarına, okul düzeylerine ve aldıkları eğitime göre beklenenden daha yavaş ve yanlıştır.

Genel olarak yapılan okuma hataları şunlardır:

      • Benzer/Sesteş harfleri karıştırma: d-b-p, m-n, t-f / b-p, t-d, f-v, s-z
      • Harf sırasını ters algılama: çok = koç ; en = ne ; ve = ev …
      • Harf atlama: kabak = kabk
      • Alfabeyi öğrenme güçlüğü
      • Aşina olunmayan veya nadiren kullanılan kelimeleri okuma ya da telaffuz etme güçlüğü
      • Aynı satırı okumaya devam etmede veya bir sonraki satırı okumak için sağdan sola geçme güçlüğü

Dislektik öğrenciler tarafından yapılan en yaygın yazım hataları şunlardır:

      • Harfleri karıştırma

Benzer sesteki harfler: b-d-t; f-v; k-g…

Benzer görünüşteki harfler: b-d; n-u ; ı-i; o-ö; u-ü;a-e…

Hem benzer seste hem de benzer görünüşte olan harfler: b-d; m-n; o-ö; u-ü….

      • Harf atlama
      • Yan yana gelen aynı iki sessiz harf: attı = atı; bakkal= bakal
      • Harf ekleme
      • Hece tekrarı: Kafeterya = kafefeterya
      • Yer değiştirme: çark / çrak ;
      • Ortografi: Dağıtmak=dahıtmak=dayıtmak…

Ayrıca büyük harfleri genellikle kullanmazlar veya yanlış yerde kullanırlar. Diğer noktalama işaretlerini neredeyse hiç kullanmazlar. Son olarak, bazı öğrenciler yazım hatalarını gizlemek için, muhtemelen bilinçsizce, el yazıları anlaşılamayacak şekilde yazılarını deforme ederler.

Disleksi yazılı anlama becerileriyle ilgili değildir; ancak yazılı bir metni anlama ve akıcı okuma güçlüğü, çözümleme becerilerinin yavaş gelişiminin bir sonucu olarak ikincil bir etki olabilir. Bu etki de yazılı metinlere maruz kalmayı azaltarak kelime ve genel kültür edinimini engelleyebilir.

Disleksili pek çok insan ezber gerektiren sıralamaları (örneğin: alfabedeki harf dizinleri, çarpım tablosu, aylar) öğrenmekte ve yön zaman kavramlarını (örneğin, sağ/sol) ayırt etmekte zorlanırlar.

Yeni bir dil öğrenme söz konusu olduğunda ise, dislektik bir öğrencinin karşılaşabileceği zorluklar önemli ölçüde artar. İkinci bir dili öğrenmek, anadilin edinimi için gerekli olan aynı becerilere dayandığı için anadildeki olası güçlükler ikinci dile aktarılacaktır. Bu yüzden fonoloji, yazım ve sözdiziminde zorlananlar yeni dilde de benzer zorlukları yaşayacaklardır (Sparks vd., 2006). Ancak, zorlukların kendilerini gösterme derecesi bu becerilerin yeni dildeki önemine bağlıdır.

Çocuk emzik ve biberonu, en geç 2 yaşın sonunda bırakılmalı

Emziğin uzun süreli kullanımı, ağız-diş yapılarında kalıcı zararlara, konuşma ve telaffuz bozuklukları ile orta kulak enfeksiyonlarına da neden olabilmektedir. Emzik, bebeğin çok huzursuz olduğu durumlarda sakinleşmesi için ya da yalnızca gece uykusunda verilerek kısıtlanmalı, sonrasında da tamamen ortadan kaldırılmalıdır.

Bu hareket diş çürükleri ve çene bozukluklarına yol açar. Bu çürükler biberon çürüğü olarak adlandırılır. Uzun süreli ve gece boyunca biberonla, tatlandırılmış süt verilmesi ya da emziğin bala ya da pekmeze batırılması ile bu hastalık oluşur.

Bebeklik döneminde sıklıkla kullanılan emziğin en geç 2 yaşın sonunda çocuğa bıraktırılması, 2 yaşından sonra devam eden emme alışkanlığı dişlerin yer değiştirmesine ve üst dişlerin öne, alt dişlerin arkaya çekilerek aralarında açıklıklar meydana gelmesine neden olur. Bu dönemde bıraktırılabilirse bu açıklıklar kapanır. Ancak 3.5 yaşından sonra meydana gelen açıklıklar kalıcı hale gelebilir. 3-4 yaşlarına kadar emzik emen çocuklarda V tipi üst çene ve dolayısıyla ile yüz yapısında bozulma meydana gelebilir. 4 yaş civarına kadar emzik emmeye devam eden çocuklarda kulak ve burun hastalıkları daha sık gözlenir.

Emziğin bıraktırılması kolay bir durum değildir. Emzik kullanımının süre ve sıklığının azaltılmasıyla bu sürece başlanmalıdır. Emzik, bebeğin çok huzursuz olduğu durumlarda, sakinleşmesi için ya da yalnızca gece uykusunda verilerek kısıtlanmalı, sonrasında da tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Çocuğun emzik emmeyen yaşıtlarıyla sık sık bir araya getirilmesi, ödül yöntemleri, stresli anlarında alternatif yöntemlerle çocuğun rahatlatılması, ilgisinin başka alanlara çekilmesi, sevgi ve sabır temelli yaklaşımlarla bu zor süreç aşılabilir.

Özetle, yaşamın ilk aylarında bebeğinizle emziği çok rahat kullanabilirsiniz ama sürenin uzadığını ve emziği bırakma zamanı geldiğini düşünüyorsanız emzik bıraktırma sürecini önceden düşünmeli, bunu yumuşak geçişlerle yapmalısınız. Emzik bırakma aşamasında bebeğiniz kısa süreli gerileyebilir, size daha çok ihtiyaç duymaya başlayabilir. Bu dönemde onu biraz şımartmanız gerekebilir. 2-3 yaşındaki ve daha büyük çocuklara emzik bıraktırırken çocuğunuzun hayatından önemli bir şeyi çektiğinizi unutmamalı ve bu dönemde mutlaka bir uzmandan yardım almalısınız.

Çocuklarda Korku ve Başetme Yöntemleri

Çocuklarda büyümeyle birlikte değişik korkuların ortaya çıkması normaldir. Her çocuk az ya da çok bazı korkulara sahip olabilir. Önemli olan çocuklara korkuyla baş etmelerini öğrenmede yardımcı olmaktır. Çocuklar korkularla baş etmeyi öğrendikçe, hayatın diğer zorluklarıyla ve yeni durumlarla baş etmede de daha yeterli hale geleceklerdir.

İlk olarak çocuğunuzun korkularını önemsediğinizi ve korkularının normal olduğunu bilmesini sağlayın. Korkmamayı, kocaman çocuk olmak ve büyümekle eşleştirmeyin. Korkuları nedeniyle çocuğunuzu eleştirmeyin, korkularını alay konusu haline getirmeyin. Örneğin, karanlıktan korkan çocuğunuza, “Korkacak bir şey yok” demek yerine, uzanabileceği yükseklikte açıp kapayabileceği bir gece lambası ya da hafif bir müzik koymak yararlı olabilir. Karanlıkta çocuğunuzla çeşitli oyunlar oynamanız da faydalı olabilir. Çocuğun korkularıyla yüzleşmesi adına korktuğu objeye/ kişiye onu yaklaştırmak ya da mekâna zorla götürmek gibi yöntemlerse çok uygulanmasına rağmen iyi bir sonuç getirmemektedir. Aksine var olan korkuyu arttırmaktır. Bu tür davranışlardan mümkün olduğunca kaçının. Çocuğunuzun korktuğu her neyse ondan biraz uzaklaşmasına izin verin ve ona güven duygusu aşılayın. Korkusundan bir müddet uzaklaştıktan sonra korkusunun üstesinden aşama aşama gelmesi için çocuğunuza zaman tanıyın. Örneğin, çocuğunuz denize girmekten korkuyorsa, önce çocuğunuza denizle ilgili anılarınızdan bahsedin, hikâyeler okuyun, konuyla ilgili çizgi film vb. programları izlettirin. Daha sonraki aşamada denizde keyifli vakit geçiren, oynayan yaşıtlarını onun görmesini sağlayın. Son olarak, sadece ailenizde vakit geçirebileceğiniz, kalabalık olmayan bir yere gidin. Deniz kıyısında oyunlar oynayın, denize kısa aralılıklarla sizinle birlikte girmesini sağlayın. Elbette bu aşamalar arasında çok hızlı geçişler yapmayın.

Tüm bunlara ek olarak, çocuğunuzun korkularıyla baş etmesi için bazı yöntemler üzerine onun düşünmesine yardımcı olabilir, onu yüreklendirebilirsiniz. Eğer çocuk korkusu üzerinde biraz kontrolü olduğunu hissederse, korkusu azalacaktır. Mesela eğer izlediği bir çizgi filmde bir şeyden korkuyorsa, o anda gözlerini kapatabileceğini ya da televizyonu kapatabileceğini ona hatırlatın.

Anne babaların baş etmekte zorlandığı başka bir örnek verecek olursak; bu da doktor korkusudur. Eğer çocuğunuz doktora gitmekten korkuyorsa, mümkünse hasta olmadığı, muayene veya iğne olmayacağı bir zamanda doktoru ziyaret edin. Önceden yapılan bu ziyaret hasta olduğunda doktora gitmesini kolaylaştıracaktır.

Anne -babaların bazı durumlar karşısında gösterdiği tepkiler de önemlidir. Çünkü çocuklar anne-babalarını örnek alarak etkilenebilirler. Bu şekilde bazı korkular çocuklar tarafından öğrenilir. Olay karşısındaki tepkilerinizde mümkün olduğunca kontrollü olmaya çalışın.

Çocuklarda Yeme Sorunu

Çocuklarda yeme sorunları fiziksel ve psikolojik değişimler, ebeveyn tutumları, ailenin yemek yeme kültürü ve aile içi ilişkiler sonucu ortaya çıkmaktadır. Beslenme çocuğun doğumu ile başlar ve hayat boyu devam eder. Yeni doğan bebeklerde bedensel ve duygusal duyumlar ayrışmamıştır. Açlık, susuzluk, uykusuzluk, üşüme ve hastalık durumlarını ağlayarak ifade ederler. Bu durumda anne çocuğunun neden ağladığını, ağlamasıyla neye ihtiyaç duyduğunu algılar ve ihtiyacını karşılarsa çocuk anlaşıldığını hisseder. Fakat anne çocuğu her ağladığında onun karnını doyurursa çocuk bedensel ve duygusal duyumlarını ayırt etmekte zorlanır ve her duyumu yeme yoluyla yatıştırmayı öğrenir. Çocuğu acıkmadan ya da sık aralıklarla beslemek çocuğun açlık hissini edinmesini engeller. Sağlıklı yemek yeme alışkanlığı kazanmak için çocuğun acıktığını hissetmesi, yemek istediğini ifade etmesi ardından doyurulması gerekir.

Çocuklarda yeme sorunu çoğunlukla az yeme ya da yemek seçme, belli yemeklere takılma şeklinde görülür. Bu problem çocuğun yemek yemeye başlama yaşında ortaya çıkar. Bu da çocuğun inatlaşma ve anneden ayrışma dönemine denk gelir. Eğer anne çocuğunun iyi doyması ve sağlıklı beslenmesi konusunda gereğinden fazla duyarlı, istekli ve talepkar ise çocuk yemek yemeği reddederek ya da istediği yemekleri yemeyi tercih ederek kontrolü ele alma ve bağımsızlığını ilan etme mücadelesi verir. Çocuk yemeği reddettikçe ve belli gıdalara takıldıkça anne daha çok kaygılanır ve çocuğun üstüne düşer. Bu durum bir kısır döngüye dönüşür. Anneler çocuklarının yemeği reddederek bağımsızlaşma, kimliğini, tercihlerini kabul ettirme mücadelesi verdiklerini bilirler ve anlayışla karşılarlarsa sorun zamanla çözülecektir.

NELER YAPILMALIDIR?

Çocukta yemek sorunu çoğunlukla bozuk ebeveyn çocuk ilişkisinin sonucudur. Ebeveyn ile çocuk ilişkisi düzeldiği zaman yeme sorunu düzelebilir ya da yeme sorunu çözüldüğü zaman ebeveyn çocuk ilişkisi düzelebilmektedir.

Çocuğun özerk olma, kendi seçimlerini kendisinin yapmasını istediği ve irade savaşına girdiği dönem olan 1-4 yaş arasında annenin sabırlı olması, ısrarcı, kontrolcü, talepkar olmaması ve çocuğu zorlamaması çok önemlidir. Yeme konusunda inatlaşılırsa çocuğa bu konuda savaş alanı sunulmuş olur.

Sağlıklı beslenmek çok yemek demek değil, dengeli beslenmek demektir. Çocuk acıkmadan beslenmemelidir. Dengeli beslemeye çalışmalı fakat çocuğun yemek tercihlerine saygı duyulmalıdır. Sevmediği yemek için zorlanmamalı, çocuğun yemediği yemeğe alternatif olacak besleyici değeri olan öğünler sunulmalıdır.

Yemeği masada birlikte yemek çok önemlidir. Televizyon karşısında, kucağa alarak, tabakla peşinden takip ederek yemek yedirilmemeli ve yemeğini kendisinin yemesi teşvik edilmelidir. Çocuk bu şekilde kendini özerk ve yetkin hissedeceği için yemeğini severek yiyecektir.

Yemeklerin tüm aile bireylerinin aynı anda sofraya oturduğu, düzenli, stressiz ve keyifli bir ortamda üç öğün halinde yenilmesine dikkat edilmelidir. Bir öğün yemek yemek istemeyen çocuğa ısrar etmek yerine yemeğini yemediği takdirde bir sonraki öğüne kadar yemek hazırlamayacağınızı söylemeli ve çocuk acıksa bile bir sonraki öğüne kadar bir şey verilmemelidir. Bir sonraki öğünde acıktığı için yemeğini yiyecektir.

Şeker, çikolata gibi şeyler ödül olarak kullanılmamalıdır. Evde mümkün olduğunca ulaşılabilir yerde olmamalı ki çocuk öğün atladığı zaman abur cubur, kek, tatlı, meyve gibi yiyeceklerle açlığını bastırmış olmasın.

Sevmediği yemeklerle sevdiği yemekleri karıştırarak ve yemekleri süsleyerek önyargısının kırılması sağlanabilir. Örneğin et yemeyi sevmeyen makarna seven çocuğa kıymalı makarna yapılabilir ya da köfte seven ama sebze sevmeyen çocuğa sebze kıyma karışımlı köfte hazırlanabilir.

Yemek yaparken çocuktan yardım alarak yemek yapmanın ve yemenin eğlenceli bir şey olduğu deneyimlemesi sağlanabilir. Çocuklarda yetişkinler gibi fiziksel ve psikolojik nedenlerle iştahsız olabilir. Bu durumlarda çocuğu yemeğe zorlamak yerine yemek yemeyi istememesinin altındaki nedeni bulmaya çalışmak sorunu çözecektir.

Çocuğunuzun Dikkat Becerisini Nasıl Arttırabilirsiniz?

Çocuklarımızın öğrenme heveslerinin olmasını ve başarılı olmalarını, sınıfta sabırlı bir şekilde öğretmenlerini dinlemelerini, zorlu sorunları çözebilme becerilerinin olmasını ve hayallerini peşinden gitmelerinin önemli olduğunu düşünüyoruz.Tüm bunlar için çocuğun dikkatli ve odaklanabilir olması gerekir. Çocuğun ‘dikkatli olması‘nın doğal ve kolay olmasını da istiyoruz.Çocuğunuzun ilk yılları dikkat ve odaklanma becerisini geliştirmek için çok değerli, yazıda bulunan ipuçlarını uygulayarak büyük gelişim kaydedebilirsiniz.

Çocuğunuzun uzun süreli dikkat aralığının olması için:

1. En az eğlence ve uyaran. Bebekler çok kolay alışkanlık kazanırlar. Doğal olarak çevreyi keşfetme istekleri bir yetişkinin/nesnenin onları eğlendirmesine tercih edebilir hale gelebilirler. Sürekli var olan uyaran, yorgun ebeveynlere ve çabuk sıkılan,aşırı uyarılmış bebeklere neden olur.RIE felsefesini oluşturan Magda Gerber‘e göre çocukların doğaları gereği sıkılma duyguları mevcut değildir. Bebekler bedenlerinin hareket edişi, gördükleri, duydukları, kokladıkları şeyler konusunda büyük heyecan duyarlar.Çevrelerinden gelen bu doğal uyaranları deneyimlemek ve özümseme ihtiyacındadırlar.

2. İlk 2 yıl TV veya bilgisayar oyunu yok. İlk yıllarda Tv veya video oyunlarına maruz kalan çocukların gelişimsel gecikemeler yaşadıklarını ve özellikle dikkat sürelerinin,odaklanma beerilerinin gerilediğini gözlemleyebiliyoruz.TV ve oyunlarda aşırı hareket, değişim ve parlak renkler vardır. Ancak gerçek hayattaki hiç bir alanda uyaranlar bu kadar sık ve değişken değildir. TV veya video oyunları oynayan 2 yaş çocukları odaklanma-dikkat becerilerini geliştirme ihtiyacı ve alanı bulmaz

3.Güvenli oyun alanı. Çocuğunuzun uzun sürlerce meşgul olabileceği tehlikelerden arınmış güvenli bir alana ihtiyaç duyar.Çok geniş ve çocuğun keşfetmesinin uygun olmayan nesnelerin olduğu bir ortam çocuğun dikkatinin uyarılar ile bölünmesine neden olacaktır.

4.Sade, yapılandırılmamış oyuncak ve nesneleri tercih edin. Dikkati dağılmamış bebekler bir peçete ve koltuk üzerinde deseni uzun süre inceleyebilir, nesneyi ağzına sokabilir, yere atabilir.Bebek henüz tam olarak idrak edemediği uyaranlar veya pasif bir konumda izledikleri müzikli oyuncaklar için çocuğun odaklanması veya dikkat etmesi gerekemez.Bu nedenle olabildiğince hazır oyuncaklardan uzak durun. Çocuğunuzun dikkat ve öğrenme becerisini arttırabilecek yap bozla, that bloklar, el kuklaları, büyük legolar gibi oyuncaklar seçin.

5. Çocuğunuza seçim fırsatı verin. Çocuklar kendi seçtikleri etkinliğe daha iyi odaklanırlar bu nedenle çocuğunuza oyun alanında oynayabileceği 2-3 oyun seçeneği sunun.

6.Dikkatsizliği desteklemeyin. Yemek sırasında çocuğunuzun bir lokmayı ağzına atması için veya altını değiştirme sırasında fazla hareket etmemesi için bir çizgi film veya oyuncak ile dikkatini dağıtmaya çalışabilirsiniz. Ancak bu durum çocuğunuzu dikkat etmemesi için eğitmeniz demek. Çocuğunuzunla o an neyi yapıyorsanız, her ikinizin de ona odaklanması ilerideki dikkat aralığı ve odaklanma becerisi için çok önemli.

Odaklanma ve dikkat becerileri aynı bir bedenimizdeki bir kas grubu ile gibi uygun çalışmalar ile güçlendirilebilir.Odaklanabilme çok önemli bir güçtür. Uzun süreli dikkat bir çok farklı alandaki başarılar için şart olduğunu unutmayın (spor,akademik, sanat vb).

Çocuğunuza Bu Sözlerden Kaçını Kullanıyorsunuz

Sözcükleri davranışlar takip etmediğinde anlamsız olabiliyor, ancak sözcüklerin gücü çok büyüktür. Çocuğunuz ile yaşamınızda da olumlu ifadeler kullanmaya bugün başlayabilirsiniz.. Çocuklar gerçek olmayan iltifatları, ifadeleri hemen hissederler.Bu neden ile çocuğunuzu cesaretlendirirken, dürüst ve gerçekçi olmanız önemlidir.Çocuğunuzun tüm hayatı boyunca sizden kalan hangi kelimeleri taşıyacağınız bilemezsiniz. Aşağıdaki ifadeler size ilham verebilir, çocuğunuza dönüp:

  1. Seni özledim.
  2. İyi ki varsın.
  3. Benimle güvendesin.
  4. Sana inanıyorum.
  5. Beni gülümsetiyorsun.
  6. Baş edebileceğini biliyorum.
  7. Üreticisin.
  8. İç sesine güven.
  9. Fikirlerin çok değerli.
  10. Güçlüsün.
  11. Hayır diyebilirsin.
  12. Seçimlerin önemli.
  13. Bir değişim başlatabilirsin.
  14. Kelimelerinin gücü büyük.
  15. Başkalarının da duygularını ve düşüncelerini önemsiyor olman hoşuma gidiyor.
  16. Duyguların kuvvetli olmasına rağme uygun seçimler yapabilirsin.
  17. İyi bir arkadaşsın.
  18. İyi kalplisin.
  19. Birine saygı duymak için sadece hoşlandığın şeyleri duyman gerekmez.
  20. Mükemmel olmak zorunda değilsin, ben de mükemmel değilim.
  21. Birinin uygun olmayan davranışı senin için bahane olamaz.
  22. Fikirlerin, duyguların değişebilir.
  23. Hatalar çok doğal, hatalarından öğrenebilirsin.
  24. İhtiyacın olduğunda başkalarından yardım isteyebilirsin.
  25. Üstesinden gelebileceğini biliyorum, sana inancım tam.
  26. Değerlisin.
  27. İlginçsin.
  28. Önemlisin.
  29. Hak ediyorsun.
  30. Düşüncelerin önemli.
  31. Bedenin sana ait.
  32. Bedenin ile ilgili kararlar almak senin hakkın.
  33. Öğreniyor , büyüyorsun ve büyükmek bazen zor.
  34. Önemlisin.
  35. Beceriklisin.
  36. Elinden gelenin en iyisini yapıyor olman önemli.
  37. İstediğin şeyi başarmak için çok çalışacağını biliyorum.
  38. Ailemiz de olduğun için şanslıyız.
  39. Hata yapman sana olan sevgimi değiştirmiyor.
  40. Seni olduğun gibi kabul ediyorum.
  41. Her gün çalıştığını ve yeni şeyler öğrendiğini görüyorum.
  42. Düşündüğün şeyi merak ettim.
  43. Fikirlerin ilgimi çekiyor.
  44. Bunu nasıl başardın?
  45. Bunu yaptığını görmek beni heyecanlandırdı.
  46. Bana yardımıcı olduğun için teşekkür ederim.
  47. Seninle vakit geçirmek hoşuma gidiyor.
  48. Seninle bunu yapmak çok eğlenceli.
  49. Seninle konuşmak beni mutlu ediyor.
  50. Seni dinliyorum.
  51. Seni dinlemek benim için önemli.
  52. Senin için hep zamanım var.
  53. Seni dinlemeye hazırım.
  54. Her şey bir deneyim.
  55. Neye ihtiyacın olursa hep yanındayım, arkandayım.
  56. Sözcüklerinin güçlü etkileri var.
  57. Davranışlarının güçlü etkileri var.
  58. Seninle gurur duyuyorum.
  59. İyi ki senin annen/baban olmuşum.
  60. Seni seviyorum.

diyebilirsiniz…

Çocuğunuzun Beynini Geliştirecek 10 Yöntem

İnsan beyninin 10 yaşına kadar sünger kıvamında olduğunu ve bu dönemde temel yetenek ve becerilerle ilgili her şeyi emdiğini söyleyen Yard. Doç. Dr. Oktay Aydın bu dönemin çocukların içindeki potansiyeli açığa çıkarma ve yükseltmek için çok önemli olduğunu vurguluyor. Yani çocuğun beynini bir santral gibi düşündüğümüzde bu santrali 50 hatla kullanmak yerine bin hatlık bir merkeze dönüştürmek mümkün. Ancak bunu yaparken beynin nasıl işlediğini çok iyi bilmek gerektiğini belirten Aydın “Okul öncesi süreçte aklına gelen her davranışı yapmaya çalışan çocuk, ilköğretim döneminde daha mantıklı ve kontrollü davranışlar geliştirir. Bunu sadece büyüme ile açıklamak mümkün değil.

Aslında buradaki değişikliğin sağ ve sol beyindeki tepkilerden kaynaklandığını bilmek ebeveynlerin yapacağı pek çok yanlışı da önleyebilir. Çünkü beyni bilmeden çocuğun davranışlarını yorumlamak pek çok hataya neden oluyor. Çocuğun birçok davranışı ile ilgili ‘vurdumduymaz, saygısız, saldırgan, tembel vb.’ nitelemeler yapılabilir. Oysa bu tepkiler çocuğa özgü değil, bulunduğu yaşa uygun davranışlar” diyor. İşte Aydın’ın tavsiyeleri…

1- Ardışık rakamlarla işlem yaptırın Okul öncesinden başlayıp ilkokulu bitirinceye kadar çocuklara oyunlaştırılmış ortamlarda dikkat ve bellek çalışmaları yaptırılmalı. Dikkat ve bellek çalışmaları sanılanın aksine sadece bu konuda sorun yaşayan çocuklar için değil, bu yaştaki tüm çocuklar için gerekli. Ardışık olarak verilen sayı ve sözcük kümelerini tekrar etmek. (Örneğin, 3-0-9-8, araba-toprak-masa-deniz gibi. Giderek sayı ve sözcük sayısı artırılarak uygulama devam ettirilebilir.) İki resim arasındaki farkları bulmak. Anlamsız cümleleri söyleyip tekrarlamasını istemek gibi uygulamalar yapılabilir. (Örneğin, “Gökyüzünde yürüyen evin yaprakları mutluydu.”)

2- Parmaklarıyla değil akıldan hesap yaptırın Akıldan hesaplama egzersizleri de beyin açısından oldukça etkili. Çocuğun yaşına uygun yönergeler verin ve hesaplamayı parmaklarıyla değil, akıldan yapmasını isteyin. Uygulamayı, zorluk düzeyini artırarak ve zenginleştirerek tekrarlayın. “İki elman var, iki elma da ben verirsem, kaç elman olur?” “Üç elman var, ikisini ben alıp yesem, kaç elman kalır?” “Dört elman var, birini ben yedim, birini de arkadaşın yedi, toplam kaç elman kalır?” “Beş elman var, iki elma daha verdim, bir elmanı da arkadaşına verdin, kaç elman olur?” “28+12+7=?” “33-6+5=?”

3- Ses ve görüntüsünü kaydedip izletin Çocuğun günlük bir faaliyetini, oyununu, hareketini görüntülü olarak kaydedip daha sonra izlettirin. Bu çocuğun kendini dışarıdan görmesi ve izlemesini sağlar. İzleme sürecinde, olumsuz herhangi bir yorumun yapılmaması son derece önemlidir. Sadece, çocuğun kendisi ile ilgili söylediği şeyler olursa dinleyin ve söylediklerinin özünü ona tekrar edin. Ya da belirli bir konuyu öğrenme aşamasındayken, konuyu sesli olarak okuyarak veya anlatarak ses kayıt cihazına kaydedin ve dinlemesini sağlayın. Böylece, okurken/anlatırken ve kendi sesinden dinlerken tekrar tekrar öğrenme gerçekleşir. Ayrıca, uygulama çocuklara ilgi çekici geldiğinden ders çalışma motivasyonlarını da artırıyor. Kendi sesimizi dinlemenin yaratacağı sempati de öğrenme sürecimizi kolaylaştırıcı bir başka etkendir. Uygulamanın bir başka şekli de, tanıdığı, sevdiği kişinin konuyu okurken ya da anlatırken kaydedilmesi ve onun izlenmesi yolu ile olabilir.

4- Sözcükleri tersine çevirerek okutun Tersine çevirme işlemi zorlayıcı olduğu için beyni geliştirir. Sözcükleri, verilen sayıları, işlemleri, olayları, hareketleri vb. tersine çevirin. Mesala “araba” sözcüğünü ya da “8-2-5 sayılarını” tersten okumasını isteyin. Çocuğunuzla “20’den geriye doğru 2’şer say” “56’dan geriye 7’şer say” “Labirenti sondan başa doğru çizerek tamamla” gibi alıştırmalar yapabilirsiniz.

5- Anlattıklarının resmini çizdirin Beyin girdi-işlem-çıktı süreci ile çalışıyor. Dışarıdan gelen bilgiler üzerinde bir dizi işlem yapan beyin, onları konuşma, yazma, okuma, hareket etme vb. çıktılara dönüştürüyor. Baktığı resmi anlatma, anlatılan öykünün resmini yapma, resimde gördüklerini canlandırma, dinlediği şarkının resmini yapma gibi pratikler beynin kapasitesini artırıyor.

6- İsteklerinizi tekrarlatın Çocuklar, çoğu zaman kendisinden yapılması istenen şeyi ya hatırlayamaz ya da nasıl yapacaklarını şaşırırlar. Bu nedenle dinleme, işitsel dikkat, sıralama gibi becerilerinin gelişimini sağlamak için onlara bir ile dört aşamalı isteklerde bulunun ve bu isteklerinizi tekrar etmesini isteyin. Örneğin: “İstersen önce kitabını çıkarıp resim yapabilir, sonra oyuncaklarınla oynayabilirsin” gibi bir yönerge verdikten sonra “Hadi tekrar et bakalım senden ne yapmanı istedim” deyin.

7- 5N1K kuralını uygulayın Kitap okuma çocukların gelişimleri açısından çok önemli. Ancak, kitabı sadece okumak yeterli değil. Okuma, beyne girdi sağlıyor ama çıktı sağlamıyor. Oysa beyin çıktılarla daha fazla geliştiği için okunan metnin anlatılması çok daha etkili. Okumalarda kısa metinden başlayıp aşamalı olarak uzun metinlere doğru gidilmelidir. Çocuğunuzdan öncelikli olarak serbest anlatma (çocuğun kendi istediği gibi anlatması) değil, yapılandırılmış anlatma (5N1K) yapmasını isteyin. Böylece, çocuğun zihninde belirli bir okuma sistematiği kodlanmış oluyor. Bu okuma ve anlatma sistematiği yerleştiğinde, çocuğunuz görsel (metni okuyabiliyorsa) ve işitsel dikkati (metin kendisine okunmuşsa), okuduğunu anlama becerileri gelişiyor ve kısa süreli hafızası daha da güçleniyor.

8- Öğrendiklerini bir arkadaşına anlatsın Öğrenmenin en iyi yolu öğretmedir. Beynimiz, dışarıdan gelen birçok bilgiye lokal bölgelerle tepki verirken öğretme eyleminde neredeyse topluca tepki veriyor. Bu nedenle, çocuğunuzla bir arkadaşını “öğrenme/öğretme partneri” olarak tanımlayın. Derslerden sonra çocuğunuz, partneri olan arkadaşıyla öğrendiklerini paylaşsın ve ona aklında kalanları anlatsın. Öğrendiklerini arkadaşına anlatırken beyni daha yoğun şekilde harekete geçecek ve öğrenme kapasitesi belirgin şekilde artacaktır.

Dikkat Eksikliği Okul Başarısını Olumsuz Etkiliyor

Okul çağındaki çocuklarda, belirgin halde görülen dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) çocukların okul başarısını olumsuz etkilediği belirtiliyor.

Öğrencilerin okul başarısının düşmesine yol açan dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) hususunda anne babaların dikkatli olmalıdırlar.

İlk kez 1845’te Dr. Henrich Hoffman tarafından tanımlanan dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB), okul öncesi ve okul çağı çocuklarında belirgin halde görülmektedir, çocuğun davranışları ve derse karşı olan dikkatini kontrol edememe, hayallere dalma, düşünmeden davranış gösterme, bu da sınıf ortamında uyumsuzluğa sebebiyet vermektedir.

Hiperaktivite aşırı hareketlilik anlamına gelmektedir, çocukta hiperaktivite olmadan da dikkat eksikliği bozukluğunun (DEB) görülebilir, hiperaktivitenin daha çabuk fark edilebilmekte, ancak dikkat eksikliği bozukluğunun (DEB) daha geç fark edilmektedir.

Çocuğunuzun dikkat dağınıklığı yaşadığını anlayabilirsiniz

Dikkat dağınıklığı yaşayan çocuğun okul dönemi ile birlikte anlaşılır hale gelmektedir. Çocuğun çabuk sıkılması bir işaret ve dikkat edilmesi gerekmektedir.

Okul dönemi başladığında ödevlerini yapamaz, masa başında sürekli oturmaktan sıkılır ve çeşitli bahaneler uydurarak su içme,tuvalete gitme vb.. masa başından kalkarlar,velinin yada öğretmenin baskısı ile ancak ödevleri yapabilir. Sınıfta öğretmeni dinlemez, çevresel uyarılarla hemen dikkati dağılır, arkadaşlarıyla konuşur, kalemle oynar, sırayı sallar, canı sıkıldığı için sürekli bahaneler bulup sınıf dışına çıkmaya çalışır. Başladıkları işi bitirmekte zorlanır ve biri bitmeden diğerine geçerler. Okuma yazma becerileri arkadaşlarından daha kötüdür, düzenli defter tutamaz ve yazıları bozuktur. Okurken sürekli hata yaparlar, cümlelerin sonuna başka kelimeler uydurabilirler. Ders kitaplarının yanı sıra hikâye kitaplarını da okumayı sevmezler.

Sınavlarda da dikkatsizce hatalar yaparlar, akıl karıştırıcı sorularda yanıltıcı şıkka yönelirler hemen. Dersler ağırlaştıkça zorlanmaya başlarlar ve başarısız olurlar.

B12 eksikliği de dikkat dağınıklığına neden olabilir

Dikkat dağınıklığı yaşanan bir çocuğun velisine ve öğretmenine büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun yaşadığı sorun alanlarının doğru şekilde tanımlanması önemlidir. Velinin gözlemleri, öğretmenlerin ve rehberlik servisinin tespitleri çocuğun uygun şekilde yardım alabilmesi için gereklidir. Dikkat dağınıklığı gibi sıkıntılar yaşadığından şüphelenildiğinde bir uzmana başvurmak ilk adımdır. Dikkat ve hafıza sorunu yaşayan çocukların her şeyden önce fiziksel taramaları yapılmalıdır. Örneğin vücudumuzda bulunun B12 vitamin eksikliğinin bu tip sorunlara yol açabildiği bilinmektedir. Gerekli olan tanı ve değerlendirmeler uzmanın yönlendirilmesi ile tamamlanacaktır. Bundan sonraki adım ise yaşanılan sorunlar ile baş etmek için uygun olan tedavinin programlanmasıdır. Bu konu hakkındaki en doğru ve gerekli bilgileri uzmanlardan edinmek önemlidir.

Ödev sonrası ödev verimli olacaktır

İlgi ve motivasyonu arttırmanın dikkatin toparlanmasında etkili olacağı, dikkat dağınıklığı yaşayan çocuğun ilgisini çeken bir konu hakkında çalışmasının sıkıcı bir konu hakkında çalışmasından daha kolay olacaktır. Ödüllerin doğru şekilde kullanıldığında çocukların becerilerinin gelişmesine yardımcı olacaktır. Bu anlamda aile pekiştirenleri doğru kullanmalıdır. Bilgisayar, televizyon ve sevilen bir aktivite çocuklar için genellikle işe yarayan pekiştiricilerdir. Önce ödül verilirse ödeve oturmak daha zor olacaktır ama ödevini bitirip ödüle hak kazanmak daha verimli olacaktır. Derslere ve okul hayatına alıştırmak için ilgisini çeken uyaranları olumlu yönde kullanmamız gerekmektedir. Onun istediği bir oyuncak veya bir eylemi ona okula ve derslere olan düzenine bağlı bir ödül olarak verebiliriz.

Dikkat Eksikliği Mi Öğrenme Güçlüğü Mü?

Çocuğunuz Okuma-Yazma Güçlüğü Çekiyor mu?

Öğrenme güçlüğü, kişilerin en çok eğitim hayatını olumsuz etkileyen, belirli alanlarda öğrenmesini zorlaştıran, kişinin genel zekâ düzeyi ile ilgisi olmayan bir problemdir. Öğrenme güçlüğü olan kişiler için keyifle birkaç sayfa kitap okumak, herhangi bir telefon numarasını kaydetmek, bir kitabın köşesine kısa bir not düşmek, oldukça zor ve karışık olabilir. Zekâ düzeyi çok yüksek olan insanlar dahî bu problemi yaşayabilirler. Basit bir şeyi hâfızalarına yerleştirmek, çok uzun zaman ve uğraş gerektirebilir.

Öğrenme güçlüğü, genellikle belirli bir ya da birkaç alanda birlikte görülen özel bir durumdur. İlköğretime başlayan öğrencinin yaşıtlarından yavaş ve zor öğrenmesi, teşhis için ilk belirleyici unsurlardan birisidir. Öğrenme bozukluğu olan çocuk; okuma, yazma alanlarında problem yaşayabilir. Bu alanlarda, eğitimden istifade düzeyi yaşıtlarından geride seyreder.

Okuma güçlüğü çeken öğrencilerin okumayı sökmesi çoğu zaman gecikmeli olur, okumaya başladıklarında ise alt ya da üst satıra atlayabilirler. Okurken var olan bir heceyi yutabilir, harfi atlayabilir ya da harfleri birbirleriyle karıştırabilirler. Harfler birbirine karışınca da okuduklarına bir anlam veremezler.

Bazı çocuklar ise, okumayı rahatlıkla sökmelerine rağmen, tahtada gördüğü ödevi defterine doğru bir şekilde kopyalayamaz. Yazma ile ilgili öğrenme güçlüğü olanlar, genellikle yazarken başladığı satıra devam etmekte zorlanır; yazıyı aşağı ya da yukarı kaydırır, kelimelerin arasına boşluk bırakmayı unutur. Nokta ve çizgileri olan harflerin işaretlerini koymayı ihmal edebilir. Harflerin ve rakamların yönünü hatırlamakta güçlük çekebilirler.

Okuma ya da yazma alanında görülen problemlerle ayrı ayrı karşılaşılabildiği gibi, bu iki problem sıklıkla bir arada da görülebilir.

Anne-babalar, genellikle çocuklarının dikkat problemi olduğunu, çocuğun okuduğuna ya da yazdığına dikkatini tam olarak veremediğini söylerler. Hâlbuki, çocuğun yaşadığı temel sıkıntı, dikkat eksikliğinden ziyade öğrenme bozukluğudur. Öğrenme bozukluğu  dikkat eksikliğinden farklı ve özel bir durumdur.

Öğrenme bozukluğu da diğer bütün rahatsızlıklar gibi farklı şiddetlerde gözükür; hafif ve orta şiddette yaşanan öğrenme güçlükleri tedavi ile düzeltilebilir. Ağır şiddetteki öğrenme güçlüklerinde de tedavi oldukça önemlidir. Ne yazık ki, ağır şiddette öğrenme güçlüğü olan bir kişinin, tedavi ile bu rahatsızlığından tamamen kurtulması çok kolay değildir.

Tedavideki başarı oranını belirleyen en önemli iki kriterden birisi erken teşhis, diğeri ise tedavide süreklilik sağlanmasıdır. Tedavi edildiği takdirde öğrenme güçlüğü yaşayan öğrenciler eğitim hayatlarına zorlanmadan devam edebilir, kendilerine olan güvenlerini yitirmezler.

Ebeveynler çocukları ile nasıl oyunlar oynamalıdır?

Çocuğun iç dünyasını anlayabilmenin tek yolu onların iletişim yolu olan oyun dilini çözebilmektir. Ebeveynler çocukları ile genellikle eğitici-öğretici oyunlar oynamayı tercih ederler. Fakat çocukların tamamen serbest bırakıldığı, eğitici ve yönlendirici olmayan oyunlar ile çocuklar kendilerini oyun içerisinde ifade etmektedirler.

Öncelikle, her ne kadar günlük yaşamın zorlukları içerisinde buna vakit ayırmak zor olsa da her ebeveyn çocuğu ile mutlaka günlük olarak oyun oynamalıdır. Oyunun süresi değil, kalitesi önemlidir. Çocuk gelişimi için kaliteli oyun onlara sayıları, renkleri, kuralları öğreten oyunların yanı sıra iç dünyalarının akmasına izin veren oyunlardır. Eğitici oyunlar yaygın olarak anaokullarında, kreşlerde oynanmaktadır. Bu nedenle ebeveyn daha çok yönlendirici olmayan oyunlar ile çocuğunun duygu dünyasını anlamaya özen göstermelidir.

Yönlendirici olmayan oyunda öncelikle yeterli oyuncak bulunması önemlidir. Ebeveyn çocuğu ile birlikte oyuna oturur ve çocuğu hiçbir şekilde yönlendirmez. Çocuk kendisi ne oynayacağına ve nasıl oynayacağına karar verir. Eğer oyuncağı yetişkine uzatarak katılmasını talep ederse ebeveyn oyuna katılır. Bunun haricinde oyuncaklara dokunmaz ve oyuna dâhil olmaz.

Yönlendirici olmayan oyun içerisinde önemli olan çocuğun ne söylediğini ve ne hissettiğini duyabilmektir. Bunun için etkili bir dinleme gerekir. Çocuğunuzla oyun oynarken gerçekten orada ve o anda olmanız bu nedenle çok önemlidir. Oyun içerisinde çocuğun kurduğu her cümlenin onun iç dünyasında bir anlamı olduğunu bilmek ve bunu önemsediğini belli etmek iyi bir iletişim kurmanın temel kuralıdır. Yönlendirici olmayan oyun içerisinde çocuğun tüm duygularının akmasına izin verilmeli, öfke, kıskançlık gibi “kötü” bildiğimiz duygulara ket vurulmamalı ve bu duygular yargılanmamalıdır.

Gün içerisinde yeterli vakit geçiremediyseniz bile bu tarz bir oyun sayesinde çocuğunuzun nasıl bir gün geçirdiğini, okulunda veya bakıcısıyla neler yaşadığını rahatlıkla anlayabilirsiniz. Özellikle, kendilerini sözel olarak rahat ifade edemeyen küçük çocukların oyun içerisinde hayatlarındaki tüm gerçekleri döktüğünü göreceksiniz. Böylece bir takım sorunlar varsa erken müdahale edebilirsiniz. Eğer oyunda her şey yolunda ise, çocuğunuzla iletişiminizin ve bağınızın kuvvetlendiğini göreceksiniz.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.