Boşanan Ebeveynlere Ebeveyn Danışmanlığı

Boşanmanın bir geçiş dönemi olduğu ve boşanmadan ziyade boşanma sonrası beliren tüm değişim ve uyum sürecinin çocuğu ve beraberinde ebeveynleri etkilediği görülmektedir.  Boşanmada anne baba arasındaki süre gelen ve devam eden çatışma ve anlaşmazlık kritik öneme sahiptir.  Öyle ki çatışmalı bir ebeveyn ilişkisinden boşanma ile uzaklaşan bir çocuk ebeveyn kaybına karşın bu çatışmadan daha fazla olumsuz yönde etkilenmektedir.  Değişim ve uyum sürecindeki olumsuzluklar, çocuğa almak isteyebileceğinden fazla yetişkinlik rollerinin dayatılmasını, ebeveyn kaybına yönelik yas ve özlemi, çökkünlüğü, mutsuzluğu ve farklı ortamlarda kendini gösterebilen uyum ve davranış sorunlarını getirebilir.  Burada boşanma sonrası ebeveyn çatışmasının nasıl yönetildiği, çoğunlukla babayı içeren ebeveyn kaybının nasıl giderildiği ve değişebilecek sosyo ekonomik şartları nasıl idare edebilecekleri belirleyicidir.

Boşanan anne-babalara ve çocuklarına yönelik bu aile terapisi içerikli çalışma seanslarında hedeflenen ebeveynleri süregelen çatışmalarını yönetmede ve boşanma kararını çocuklarına açıklamada yönlendirici olurken ebeveyn ve çocuklarını boşanma sonrası yeni ilişki dinamiklerine hazırlamaktır.

Çalışma sürecinde ele alınacak alanlar şunlardır:

  • Boşanma ve sonrasında ebeveyn ilişkileri
  • Boşanmanın çocuklara etkileri üzerine bilgilendirme
  • Boşanmanın çocuğa anlatılması ve değişime hazırlık
  • Çocukla anne baba ayrılığı ve değişen ebeveyn çocuk ilişkisinin çalışılması
  • Değişim sürecinde çocuk ve ebeveynin toplumsal yaşama uyumu ve olası destek kaynakları
  • Olası yeniden evliliklerde değişecek ilişki dinamiklerine hazırlanma

Evliliğe Hazır mısın?, Evlilik Öncesi Sorulması Gerekenler

Nikah masasına oturup, hayatının en önemli kelimesini söylemeye hazır mısınız?

Sevdiğiniz kişiyle tüm hayatınızı birlikte geçirmek üzere çıktığınız yolda, bu birlikteliği ömrünüzün sonuna kadar mutlu bir şekilde sürdürebileceğinizden emin misiniz?

Tüm hayatınızı etkileyecek kararı vermeden önce, hazır olup olmadığınızdan emin olmak için aşağıdaki başlıkları dikkatle okumanızı öneririz.

Kırmızı Çizgileriniz Neler?

Bu beraberlik için nelere katlanabilirsiniz? Nelerden vazgeçebilirsiniz? Ne kadar tahammül edebilirsiniz? İhanet etmeyeceğinden ne kadar eminsiniz?

Tüm bu soruları kendinize sorun. Vereceğiniz cevaplar sizi bir adım sonrasına götürsün.

Nerede Yaşayacaksınız?

Yaşayacağınız yere karar verirken, baskı altında kaldınız mı? Hayatınızın bundan sonrasını yaşayacağınız yer kimin ailesine yakın olacak? Eğer bu konuda bir baskı altındaysanız, yaşayacağınız yer içinize sinmediyse daha yolun başında mutsuz olmaya başlarsınız.

Evi Kim İdare Edecek?

Evlilik boyunca evin idaresi nasıl olacak? Eve kim para getirecek? Çocuklar olunca kim bakacak? Evde para idaresi kimde olacak? Hesaplar ortak olacak mı?

Tüm bu soruların cevaplarını birlikte arayın.  Boşanmaların büyük çoğunluğu ekonomik sebeplerle ortaya çıkıyor. Kafanızdaki tüm soruları cevaplamadan evliliğe karar vermeyin.

Çocuk Konusu

Her iki taraf da çocuk istiyor mu? Kaç çocuk istiyorsunuz?

Çocuk evliliklerdeki en önemli konudur. Bu konuda net konuşun ve ortak karar alın.

Çevrenin Etkisi

Benzer sosyal çevrelerden mi geliyorsunuz, yoksa ayrı dünyaların insanları mısınız?

Kültür, dini inançlar birlikte bir yaşam sürmeye karar verirken ilk düşünülmesi ve netleştirilmesi gereken konulardır. Çiftler birbirine deli divane aşıkken her şey toz pembe görünebilir. Ancak zamanla ciddi sorunlar ortaya çıkmaya başlar. Bu nedenle yaşam tarzlarınızın ne kadar yakın olduğuna dikkat edin.

Cinsel Hayat

Cinsel hayat mutlu ve uzun süreli bir evliliğin % 50’sini oluşturur dersek yanlış olmaz. Evlenmeden önce cinsellik konusunda eşlerin mutlaka birbirleriyle konuşabilmeleri gerekir. Evleneceğiniz kişiyle cinsellik konusunda rahat değilseniz, evlilik kararını tekrar tekrar gözden geçirmelisiniz.

İlk Buluşmada Konuşulabilecek Konular

Sizce de ilk buluşma çiftler için en önemli randevu mudur? Peki ilk buluşmanın iyi geçmesi neye bağlıdır? Bu sorunun cevaplarından biri ilk buluşmada ne konuşulduğudur. Peki böylesi heyecanlı ve önemli bir ilk buluşmada ne konuşulur ne konuşulmaz?

Sizce de ilk buluşma çiftler için en önemli randevu mudur? Gerçek olan bir şey var ki ilk buluşma anı her iki taraf için de biraz heyecanlı ve garip olur. Diğer yandan çok da risklidir aslında! Çünkü çok eğlenceli de geçebilir, son derece durağan ve sıkıcı da! Peki ilk buluşmanın iyi geçmesi neye bağlıdır? Öncelikle elbette her iki tarafında heyecanını biraz olsun bastırıp, kendi olabilmesidir ilk kriter. İkinci önemli konuda ilk buluşmada ne konuştuğunuz veya ne konuşmadığınızdır. Karşılıklı frekans öyle tutar ve sohbete öylesine dalarsınız ki zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız ki böylesi en muhteşemi bana kalırsa. Peki böylesi heyecanlı ve önemli bir ilk buluşmada ne konuşulur ne konuşulmaz?

Aslında böylesi buluşmalar öncesi çok kurgu yapmamakta fayda var. Çünkü genellikle çiftler akıllarında bir sürü konu geçirirler, ancak durumun heyecanından çoğu şeyi konuşamazlar bile. Bu demek değildir ki unutulmaz bir ilk buluşma yaşamak için hazırlıklı yapmayın. Bu noktada ilk aşama sohbeti başlatabilmektir, sonrasında da gerisi bir şekilde gelir. İlk buluşmada ne konuştuğunuz kadar neyi konuşmamanız gerektiği de önemlidir. Peki ilk buluşmada hangi konular üzerine konuşmak iyi bir yoldur ve hangi konulara hiç girilmemesi gerekir. İşte başlıyoruz,

İlk Buluşmada Konuşulabilecek Konular

1- Kendinizle ilgili temel bilgiler ile başlayabilirsiniz.

Bu elbette birbirinizi öncesinde ne kadar tanıyıp tanımadığınıza göre değişecek bir maddedir. Örneğin arkadaşlarınız vasıtasıyla tanıştırıldıysanız ve birbirinizi fazla tanımıyorsanız, kendiniz hakkında bazı temel bilgiler vermek ile başlayabilirsiniz. Nereli olduğunuz, ne iş yaptığınız gibi sizi biraz daha yakından anlatan bilgiler olabilir. Belki bunlar içinde ortak bir takım noktaları yakalamayı başarıp konuşmayı daha da ilerletebilirsiniz.

2- İlgi alanlarınız ile beğendiğiniz – beğenmediğiniz şeyler

Birbirinizi tanıyor olsanız bile konuşabileceğiniz muhteşem konulardır, ilgi alanları. İlla ortak ilgi alanlarınız da olmak zorunda değil tabii. Beğendiğiniz kitaplar, filmler hakkında konu açabilirsiniz. Bu sırada ortak bir nokta yakalayıp sohbetin daha da derinleşmesini sağlayabilirsiniz. Hem bu tarz konular aradaki buzları eritip daha rahat olmanızı da sağlayacak,ilişkiler için kapı açacaktır.

3- Başınızdan geçen eğlenceli hikayeler

Elbette pat diye böylesi konulara giremezsiniz. Ancak etraftaki bir şeylerden, oturduğunuz cafe veya restorandan esinlenerek başınızdan geçen eğlenceli bir hikayeyi paylaşabilirsiniz. Çünkü eğlenceli bir hikaye her zaman konuşmayı başlatmak veya derinleştirmek için güçlü bir argümandır. Diğer yandan özellikle ilk buluşmada karşınızdakini güldürebilirseniz partnerinizin size olan bakışıda daha pozitif olur.

4- Günün nasıl geçti?

Özellikle bir süredir tanıdığınız biri ile randevuya çıkıyorsanız birbiriniz hakkındaki bazı temek bilgileri, neyi sevip sevmediğiniz gibi detayları biliyorsunuzdur. Dolayısıyla konuşmaya temel bilgilerden başlamak biraz garip olabilir. Dolayısıyla konuşmaya “Günün nasıl geçti?” sorusu ile başlamak konuşmayı başlatmak için iyi bir konu olabilir.

İlk Buluşmada Konuşulmaması Gereken Konular

1- Eski ilişkiler!

Çok büyük hata! Eski ilişkinizden konuşmak ilk buluşma için hiç iyi bir konu olmayacaktır. İlk buluşmanın romantik havasından sizi anında uzaklaştıracak bir şey arıyorsanız başta tabii. Onun için ilk buluşmada konuşmayı mümkün oldukça buraya getirmemeye çalışın. Özellikle erkekler kendilerini fazla baskı altında hissederler. Zamana bırakmak ve mümkünse geride kalmış konuları gerçekten geride bırakmak en iyisi olacaktır.

2- Havalardan

Çok gerginim, ne yapacağımı bilmiyorum durumunu yansıtmanın en iyi yolu, “havada son zamanlarda çok sıcak” gibi bir konudan girmek olacaktır. O gergin hava bir anda daha da gerilebilecek ve ikinize de rahatsızlık verecek bir durum oluşmasına neden olacaktır. İnsanlar genellikle çok sıkıştıklarında kurtarıcı olarak hava durumuna baş vurular ama siz ilk buluşmada bunu yapmamaya çalışın

3- Cinsellik

İlk buluşmada cinsel konulara girmek hem taraflar arasında bir ön yargı oluşturabilir hem de istenmeyen bir durum ortaya çıkartabilir. Onun için ilk buluşmada uzak durulması gereken konulardan biridir.

Uzun ve mutlu ilişkiler için tavsiyeler

Uzun ilişkiler için aşk dolu tavsiyeler

Kısa süreli ilişkilerden yoruldunuz mu? Uzun ilişkinizde heyecan kalmadı mı? 14 Şubat Sevgililer Günü yaklaşırken, duygusal hayatınızı yenilemeye ne dersiniz? 

“Sevdiği insanla birlikte yaşlanmayı ve ömür boyu mutlu olmayı kim istemez ki? Yine de sevgi, uzun süreli ve mutlu bir ilişki için tek başına yeterli değildir. İlk başlarda yaşanan yoğun aşk duyguları, cinsellik ve tutku zamanla azalır. Hiç şüphesiz, uzun vadeli ortak bir mutluluk için aşk ilişkisi çok iyi bir başlangıçtır ama devamlılığı sağlamak için ilişkiye emek vermek gerekir”

  • Güven, destek, takdir olmalıdır

Mutlu çiftler birbirlerine güvenirler, birbirlerinin hayallerini ve umutlarını desteklerler, başarılarını kutlarlar. İlişki için sorumluluk alırlar, birbirlerinin hislerini ve isteklerini anlarlar. Beklentilerini ve ihtiyaçlarını açıkça dile getirerek birbirlerini gözetirler. Yapılan hataları yeri geldiğinde hoşgörü ve mizahla karşılarlar.

  • Kişiye özel alanlar olmalıdır

Aşk ve ilişkiler üzerine düşünürken göz önünde bulundurmamız gereken önemli bir nokta var: Uzun süreli ortak bir mutluluğun yaşanması için, çiftlerin ilişkide birbirine bağlı olması kadar önemli olan diğer bir faktör ise, birbirlerini kısıtlamamalarıdır. Birbirlerine bireysel özgürlük alanı tanıyan çiftler, ilişkilerinde daha istikrarlı ilerlerler. Her zaman için, her şeyi partneriyle yaşamak isteyen çiftler uzun vadede mutsuz olurlar. Burada çiftler birbirlerine aynı anda birden fazla rol yüklerler. Partner; hem anne, hem baba, hem en iyi dost hem de sevgili olmalıdır! Böylece partnerimizden insanüstü bir performans beklemeye başlarız. Bu da hayal kırıklıklarını beraberinde getirir. Eşlerin birbirlerine yükledikleri roller ve aşırı beklentiler yüzünden ilişki zorlanabilir. Kişi kendini köşeye sıkışmış hissedebilir.

  • Zıtlıklar ilişkiyi güçlendirir

Her ne kadar halk arasında “farklı kutuplar birbirlerini çeker” dense de kişiler arasındaki zıtlıklar, belki de sadece ilişkinin başlarında yani aşkın yoğun yaşandığı sırada çiftleri rahatsız etmez. Ama uzun vadede zıtlıklar daha çok göze çarpar. Burada, çiftlerin birbirlerini değiştirebileceklerine dair yanlış inançları da söz konusudur. Çoğunlukla kadınlar, evlenince sevdikleri adamları değiştirebileceklerine inanırlarken, erkekler de kadınların hiç değişmeyeceklerine ve hep ilişkinin başlarındaki gibi kalacaklarına inanmak isterler. Karşımdakini değiştirebilirim inancı, uzun süreli cinsel ilişkide mutluluk yaşanan bir yanılsamadır aslında.

 

  • Ortak hayat planı yapılmalıdır

Kişisel değerlerin benzer olması, dünyaya bakış açılarının ortak olması ve ortak planlar çift ilişkisini güçlendirir. Özellikle araştırmalar, çiftlerin ortak bir hayat planlarının, gelecek hayallerinin olmasının ilişkilerinin istikrarlı olması açısından çok önemli olduğunu göstermiştir. Birlikte seyahat etmek, yeniliklere açık olmak, çocuk sahibi olmayı istemek, hobiler gibi ortak ilgi alanlarının olması, iki insanı birbirine daha sıkı bağlar. Çatışmaların daha az yaşanması için bunlar önemli ortak yanlardır. Örneğin, çiftlerden biri, tatillerde dünyayı keşfetmek, diğeri de her yıl yazlık eve gitmek istiyorsa çatışma yaşama potansiyeli artar.

  • Çatışmalardan korkmamak gerekir

Mutlu çiftler de elbette çatışırlar. Çiftler arasındaki çatışma davranışı, diğer önemli bir püf noktadır. İyi bir ilişkide çatışmalar yaşanır. Bu sayede çiftler sınırlarını tanırlar. Önemli olan nasıl tartışıldığıdır. Karşılıklı suçlamalardan ve hakaretlerden, kişisel saldırılardan oluşan bir tartışma kültürü ilişkiyi yıpratır. Bu noktada öfkeyi biriktirmek de ilişkiye zarar verir.

  • Problemleri konuşmak sağlıklıdır

Mutlu çiftler ender olarak birbirlerine soğuk ya da agresif davranırlar. Olumsuz ruh hallerini partnerlerine yüklemezler ve problemleri konuşmak için uygun bir zamanı beklerler. Partnerleri tarafından eleştirildiklerinde şiddetli ve yıkıcı tepki göstermezler. Çift ilişkisi alanında yapılan araştırma sonuçlarına göre; uzun soluklu ilişkide yaşanacak mutluğun temelini karşılıklı saygı ve güven oluşturuyor. Karşılıklı güvenin olduğu bir ilişkide, çiftler kendilerini açıkça ortaya koyabilirler, zayıf yanlarını birbirlerine gösterebilirler ve çok önemli meseleleri birbirleriyle paylaşabilirler.

  • Birlikte gülebilmek gerekir

Çiftlerin güven duygusu içinde birbirlerine karşı açık olmaları kadar önemli olan diğer bir nokta da birlikte gülebilmektir. Birlikte gülen çiftler, ilişkilerini daha fazla güçlendirirler, çünkü gülme sırasında salgılanan mutluluk hormonu (endorfin) sayesinde insanlar mutlu olurlar.

Özetle; uzun vadeli ve mutlu bir ilişki için sevgi tek başına yeterli değildir. Bu dengeyi yakalayabilmek için çiftlerin her birinin ayrı ayrı emek ve anlayış göstermesi gerekiyor.

Çiftleri birbirine bağlayan önemli detaylar

Nikah memurunun karşısında şöyle bir söz vermiştiniz değil mi? Hastalıkta, sağlıkta birlikte olacağınıza… Oysa bazen işler düşündüğünüz gibi gitmeyebilir. Ancak ilişkilerde bağlılık, ilişkinin geleceğini belirlemeye yardımcıdır.

Bazen bir ömür birliktesinizdir ancak sizi birleştiren derin bağlar yoktur. İşte o bağlar;

Birlikte zaman geçirmek

İki insanı birbirine bağlayan en derin şeylerden biri, birlikte nitelikli zaman geçirebilmeyi başarmalarıdır. Sürekliliği olan bir aktivite zamanı, ilişkilerin güçlenmesi için gereklidir. Siz de eşinizle bir kursa kayıt olabilirsiniz.

Veya her hafta bir geceyi ikiniz için sevdiğiniz bir şeyi yapmak üzerine planlayabilirsiniz. Yemek pişirme, çikolata veya resim kursu seçebilir. Her Perşembe sinema gecesi yapabilirsiniz. Eğer bunu bir alışkanlık haline getirirseniz, ilişkinizdeki bağın güçlendiğini fark edeceksiniz.

Kapıdan girince farkındalık başlasın

Her akşam eve gelen birine alışacağınızı biliyor musunuz? Üstelik hayatın içinde çiftler, yaşamın stresi ve yükünden o kadar boğuluyorlar ki; artık aynı evin içinde birbirlerini fark etmiyorlar bile. Oysa her akşam bir araya geldiğinizde, gününüzün nasıl geçtiğini sormanız, yani birbirinizin farkında olmanız büyük önem taşıyor.

Cevabı ne kadar önemsiz olursa olsun, ne kadar sıradan bir gün olursa olsun, çiftlerin kendilerini önemli ve değerli hissetmelerini sağlayan bu sohbeti her gün ihmal etmeden tekrarlamalısınız.

Kendi lisanını oluşturmak

Çiftlerin kendi aralarında oluşan dil, o ilişkiye kuvvet katar. Birbirlerine hitap ettikleri takma isimlerden tutun da, olayları anlatırken kendi aralarında oluşturdukları terimler ve özel anlatım şekli, o ikilinin bağını güçlendirir. Bunu geçmiş ilişkilerinizden hatırlayabilirsiniz.

Ayrılığın ardından oluşan bir olay, belki bir film veya bir komik durum, sadece o kişiye anlattığınızda anlam kazanır çünkü başkaları için onun bir anlamı yoktur. İşte bu ve benzer duygusal bağların kurulması, çiftler arasında bu lisanın gelişmesiyle güçlenir.

Tartışmayı bilmek

Çiftler arasında en önemli konulardan biri de tartışma üslubudur. Eğer bir tartışmanın sonucunu nasıl bağlayacağınızı bilmiyorsanız, kısa süreli kırgınlıklar veya kızgınlıklar karşısında doğru tavrı göstermeyi öğrenemediyseniz, aranızdaki bağın zayıf olduğunu fark edebilirsiniz.

Eşinizle fikirlerinizi rahat biçimde paylaşabilme özgürlüğüne sahip olabilmeniz, aranızdaki iletişimin güçlenmesi için önemlidir. Onunla fikirleriniz veya tepkileriniz konusunda rahatlıkla fikir tartışmasına girebileceğinize güvenirseniz, bu ilişkinin sağlam bağları olduğu anlamına gelir.

Sorun çözme yöntemleri

Eğer ortada bir sorun varsa, eşinizle baş başa verip bu konuya bir çözüm getirebileceğinize güvenmeniz çok önemlidir. Her insan hata yapabilir. Siz veya eşiniz bir hata sonucu zor bir durum yaşamanıza neden olmuş olabilir ancak içinizdeki ses bunu da aşacağınızı söyleyebilecek kadar eşinize güvenmenizi sağlıyorsa, bu ilişkideki bağlar güçlü demektir. Tüm olaylar karşısında el ele verebileceğiniz güvenini mutlaka birbirinize sağlamalısınız.

İyileri de paylaşmak

Eğer eşiniz iş hayatında veya hobilerinde veya sosyal ortamda bir başarıya imza attıysa, bunu mutlaka kutlamanız, onu yüreklendirmeniz ve desteklemeniz gerekecektir.

Onun heyecanını, mutluluğunu paylaşmanız, en az kötü zamanları paylaşmanız kadar önemlidir.  İnsan iyi gününde onu destekleyen ve tebrik eden, gurur duyan bir eşe sahip olduğunu bildiğinde, onunla arasındaki bağ güçlenir.

Egzersiz

Yapılan araştırmalar, birlikte egzersiz yapan çiftlerin duygusal bağlarının güçlendiğini gösteriyor. Yani siz kilo verecekseniz, eşiniz de sağlık için spor yapar.

Birlikte fiziksel egzersiz yapmak, tıpkı seks gibi, ilişkide farklı hormonların aktivite olmasını ve bilinçaltında eşinizle büyük bir iletişimsel bağlanma yaşanmasını sağlar.

Empati

Eşe karşı empati kurabilme yeteneğinizin gelişmesi çok önemlidir. Onu gerçekten dinlemek, çoğu zaman çözüm bulmaktan daha önemlidir. Aslında bu durum tüm ilişkiler için geçerlidir. Bazen sadece anlatmak ve dinlenmek istersiniz

Siz mi Yoksa Aileniz mi Evleniyor?

Şunu hiç unutmamalısın; sadece sevdiğin kişiyle değil, onun ailesiyle de evleniyorsun! Şu anda sana karşı tutumları neyse, muhtemelen çok çok uzun yıllar bu tutumları devam edecek.

Onların derdi nedir, bunu öğrenmek için her ikisini de karşına alıp konuşabilirsin ama anlattığın modeldeki kişiler buna da muhtemelen çok sıcak bakmayacaktır.

Burada maalesef işin en ağır ve zor kısmı nişanlına düşüyor. Onun çok iyi bir köprü olması gerekiyor. Sen onun ailesini sevmek zorunda değilsin ama elbette saygı göstermek zorundasın.

İşin zor kısmı şu: Eğer nişanlın ailesiyle senin aranda doğru, akılcı ve olgun bir tavır sergileyemezse, bu ilişki bir gün parçalanır. Sen tüm iyi niyetinle davranmaya devam et ama bil ki, ipin ucu sende değil, nişanlısın elinde.

Sizden önce evlenen büyüklerinden benzer sıkıntılar yaşayan ama durumu çözmüş olanları araştır. Aklı başında, nişanlının sevdiği kişiler varsa, birlikte gidin ve onların geçtiği yolu öğrenin. Deneyimlerinden yararlanın. Size başka bir çıkış yolu gösterebilirler. Bunun haricinde evlilik öncesi eğitim ve danışmanlık almanız da çok iyi bir yol gösterici olacaktır.

Eşinizle Bağınızı Güçlendirecek Öneriler

O sizin eşiniz ve onu en iyi siz tanır ,bilirsiniz. Eşinizle iyi geçinmek ve eve bağlamak için vereceğimiz kurallar oldukça kolay yeter ki eşinizi seviyor olun , saygılı olun gerisi kolaylıkla gelebilir.

– Eşinize her daim güler yüzlü olun.İşten geldiğinde kapıyı gülümseyerek açın , sarılın .Ne kaybedersiniz ki ?

– Eşinize Seni Seviyorum demekten korkmayın. Gözlerine bakın ve sevdiğinizi söyleyin.

– Eşinize özel giyinin .Eve geldiğinde gündelik kıyafetlerinizin dışına çıkın,bakımlı olun.

– Eşinize tatlı dil ve güler yüz gösterin.

– Her hangi bir nedenle eşinizle küstüğünüz de ilk hareketi eşinizden beklemeyin bunu sizde yapabilirsiniz.

– Öfkenize hakim olun.Öfke çok şey kaybettirir.

– Hiçbir şeyin eşinizden daha önemli olmadığını ona hissettirin.

– Eşinizin akrabaları geldiğinde güler yüzlü olun.Sevmeseniz bile saygı gösterin.

– Eskileri gündeme getirmeyin.

– Kızdığınız zamanlar da eşinize cinsel anlamda ceza vermeyin.

– Eşiniz ile yatakları asla ayırmayın.

– Çocuklarınız varsa çocuklarınıza bakın onlar size sevgiyi bir kez daha hatırlatır.

– Gereksiz konuları aranızda tartışma haline getirmeyin.

– Alttan alın .Siz eşinize 1 adım yaklaşırsanız oda buna karşılık verecektir.

– Eşinizi aşağılamayın,küfür etmeyin,olumsuz eleştirmeyin,ön yargılı davranmayın,yargısız infaz yapmayın,asık suratlı olup sürekli ağlamayın
.

Cinsel İsteksizliğin Çözümü Nedir ?

istanbul Cinsel isteksizlik cinsel soğukluk olarak tanımlanabilen bir rahatsızlıktır. Hormonların tepkimesiyle var olan bu rahatsızlık çoğu zaman psikolojik bir algıdan dolayı oluşmuştur. Uzmanların gözünde iki ana temelde incelenir cinsel isteksizlik. İlki ergenlik döneminden bu yana gelen bir isteksizlik. Diğeri ise daha sonraları oluşmuş ve devamlı azalarak bu noktaya gelen isteksizlikler. Çözüm yolu psikolog veya cinsel terapi olan bir olaydır.

Erkekte ya da kadında olmasının bir engeli bulunmayan isteksizlik herkesin bünyesinde rastlayabileceği bir durumdur. Çoğu zaman duyu algılarımızla başlayan ve arzuyla bizi kontrolü altına alan cinsel isteğimizin azalması yada bitmesi oldukça kötü bir durum elbette. %1 oranında fizyolojik sebeplere %99 oranında ise psikolojik bir sebebe bağlı olan isteksizlik kesinlikle tedavi edilmesi gereken bir hadisedir. Daha önceden yaşanmış kötü tecrübe, bu tecrübe sırasında olan bir olay, aşırı deneyimsizliğe dayalı bir korku ve ya endişe bu tarz bir soğumaya temel hazırlamış olabilir. Yine ağrılı yaşanan cinsel yaşam, kanamalar ve ya o an olan vücut tepkimeleri cinsellikten soğumak için bir başlangıç olabilmekte. Bu tedavi süreci yaklaşık 10-12 seans civarı sürmekte olup sorunu yaşayan kişinin tamamen tüm yaşantısını bilmekle çözülebilir. Bireysel bir tedavi olarak sürecek olan bu zaman dilimi kişinin haz duyduğu bölgelerin tanınması, bulunması ve uygulanması yoluyla tekrar cinsel isteğe sahip olana kadar deneme yanılma yöntemlerinden geçer. Örneğin insanın en çok haz aldığı boyun, kulak ya da göğüs gibi bölgelerin hassasiyet değerleri öğrenilerek bir sonra ki ilişki esnasında sadece bu yoğunlukta pratik yapılmalıdır. Bu sayede kişinin haz almasını sağlayarak bir adım ileri gitmesi escort sağlanabileceği gibi özgüven açısından oldukça büyük bir önem taşımaktadır.

Cinsel soğukluk çok sık rastlanabildiği için ki şu sıralarda ülkemizde yaklaşık %33 oranında görülüyor oldukça sık görülen bir olaydır. Böyle bir durumun ilerlemesi daha kötü boyutlara sıçramasını sağlar. Yani cinsel bir isteksizlik yaşıyorsanız ve bunun için bir tedaviyi istemiyorsanız zamanla cinsel tiksintiye dönüşebilir. Bu sizin için aşılması daha güç problemler çıkartabilir. O yüzden mutlaka bir psikolog ya da cinsel terapiste başvurun.

İş stresi aile huzurunu bozuyor

İş, kimine göre hayatımızı sürdürmek ve para kazanmak için katlanılan bir mecburiyet, kimine göre başarılarımız sebebiyle egomuzu besleyen  en önemli içsel doyum kaynağımız kimine göreyse faydalı bir uğraş. Bu kavram, herkese göre farklı anlamlar çağrıştırsa da günümüzün büyük bir kısmını işyerimizde geçirdiğimiz bir gerçek.

“Al, kullan, at” mantığı ile tükettiklerimizi karşılamak ve yenilemek için daha çok çalışıyoruz. Tabii bu da iş ortamında insanlar arası ilişkileri  rekabetçi kılıyor. Ofisteki çekişmeler yetmezmiş gibi bizi zora koşan ve sinsi sinsi strese yönelten olgular da mevcut.

Çalışma koşullarının uygunsuz olması, aşırı sorumluluk yüklenmesi, ücret eşitsizlikleri, fazla mesai, çalışanlar arasındaki iletişim problemleri, yöneticinin çalışanına yaklaşımı, çalışanlar arasında ayrım yapılması,  iş güvencesinin yetersizliği, ulaşımda yaşanan zorluklar bizi geriyor.

İşyerinde yaşanan bu olumsuzluklar, sadece bizi etkilemiyor, bulaşıcı bir özellik göstererek neredeyse tüm çalışanlara yansıyor.

Bu da genel  tempoyu ve iş motivasyonunu azaltıyor, çalışanlar arasındaki iletişimi olumsuz yönde etkiliyor ve  verimini düşürüyor.

Aile içi ilişkiler bozuluyor

Stres ve gerginlik sadece işyerinde kalmıyor çoğu zaman. Bizimle birlikte eve de geliyor. İşte oluşan olumsuz duygular, kadın ve erkeklerde farklı farklı şekillerde tezahür ediyor.

Psikolog/psikoterapist Banu Yaşar’a göre erkekler işyerinde stres yaşadığında genellikle iki türlü tepkide bulunuyor. Bir kısmı içe kapanıp sessizleşiyor.

Bazı erkeklerde ise öfkeli tepkiler ağırlık kazanabiliyor. Böyle kişiler, kızdığı patronu ya da mesai arkadaşlarına gösteremediği tepkiyi, eşine ve çocuklarına yansıtıyor, onlara karşı daha tahammülsüz davranıyor.

İş gerginliğini eve taşıyan kadınlar da ailesine karşı tahammülsüz olabiliyor. Çocukların bakımı, onların okul ve ödevleriyle ilgilenmek, ev işleri çoğu zaman annenin kontrolü altında.

Kadın, tüm bu sorumlulukları dışında bir de iş hayatında sorunlar yaşıyorsa iki kez güçlük çekiyor. Fıtratını zorlayacak şekilde sorumluluk yüklenmek onun psikolojisini olumsuz yönde etkiliyor. Kendini yetersiz ve değersiz hisseden kadın, eş ve çocuklarına karşı hırçınlaşıyor.

Kadın ve erkeğin tüm bu olumsuz davranışları aile içi ilişkileri ve iletişimi bozuyor haliyle. Çocuklar babanın sert çıkışlarından korktukları için zamanla babadan uzaklaşıyor.

Erkeğin eşiyle paylaşımı azalıyor. İş gerginliği yüzünden çocuklarına sert tepkiler veren kadın, daha sonra pişmanlık ve suçluluk duygusu yaşıyor.

Çocukları uyuduğunda ertesi gün onlara daha sabırlı ve iyi davranacağına dair kendine söz veriyor. Fakat işteki stres etkisiyle bu sözünü tutamıyor. İş gerginliğiyle eve gelen kadının eşinden beklentisi de artıyor.

Onu dinlemesi ve evde yardımcı olması yönünde istekleri oluyor. Eşinden bu yardımı alamadığında ise agresif tepkiler veriyor.

“Aile içi ilişkilerimizi olumsuz etkileyen iş stresine karşı evde nasıl bir yol izlemek lazım?” sorusunu yönelttiğimiz Banu Yaşar’a göre öncelikle işinden stresli gelen bir erkeğe biraz zaman tanımalı ve sakinleşmesi için ona fırsat vermeli.

Çünkü erkek, bir sorun veya stres yaşadığında hemen konuşmak istemiyor. Aynı şekilde karısının işle ilgili sıkıntılarını gören bir erkek de ona neler yaşadığını, neyin onu bu kadar incittiğini sormalı.

Ayrıca eşinin evdeki sorumluluklarına yardım eden erkek, karşısında daha mutlu bir kadın görür. İşleri gereği evde de çalışmak zorunda kalan kadın/erkek, çocukları uyuduktan sonra çalışabilir. Yahut çocuklarla bir süre oynadıktan sonra artık çalışması gerektiğini söyleyebilir.

Gazetecilik ve doktorluk gibi mesai kavramı olmayan işlerde çalışanlar, arada boşluk doğduğunda kendilerine iyi geldiğini düşündükleri aktiviteleri yaparak rahatlayabilir. Fırsat buldukça eşle birlikte zaman geçirmek için küçük planlar yapılabilir.

Mesela birlikte müzik dinlenebilir, dışarıda yürüyüş yapılabilir ya da dost ve akrabalarla görüşülebilir. Bunlardan öte en faydalı çözüm tabi ki eşlerin iş stresini eve taşımamaya karar vermeleri. Özellikle işte sorunlu bir gün geçiren kişi eve gelirken kendini rahatlatmaya çalışmalı.

Bu sorunun işle ilgili bir durum olduğunu, evin kapısından girildikten sonra hepsinin dışarıda kalacağı yönünde kendini telkin etmeli. Bu anlamda evde sevdiklerinin onu beklediğini düşünmek, akşam birlikte güzel vakit geçirileceğine odaklanmak kişiyi rahatlatabilir.

Yaşadığımız çağ, bizleri hızlı ve pratik olmaya mahkum ediyor. Yapılacak işler çok, bunlar için ayrılacak zaman ise aynı oranda az. Dolayısıyla yetişemediğimiz iş ve sorumluluklar, gerginliğe dönüşüyor. Bu tempo bedenimizi yorduğu kadar ruhumuzu da tahrip ediyor.

En önemlisi de aile içi iletişimimizi zedeliyor. Hâlbuki hayatımızı anlamlandıran yegane varlıklar; eşimiz, çocuklarımız, anne-babalarımız ve/veya kardeşlerimiz.

Kısaca aynı yuvayı paylaştığımız aile bireylerimiz. Kendimize sürekli olarak bunu hatırlatırsak, evde iş gerginliğinden kurtulabiliriz. Unutmayalım ki, ailemiz işimizden daha önemli.

Bir İlişkiyi Bitirmeden Önce Kendinize Sormanız Gereken 7 Soru

Bir ilişkiyi bitirmeden önce kendinize sormanız gerekenler:

İlişkinizin bir noktasında “Acaba ayrılsak mı?” sorusu bütün korkutuculuğuyla üzerinize çökebilir. Hatta ilişkiniz, kafanızda bu soruyla sürekli test edilebilir. Partnerinizle sık sık tartışabilir, ortak hiçbir şeyiniz kalmamış gibi hissedebilir, hatta birbirinizden nefret etme noktasına gelebilirsiniz. Öyle ki, mutluluk tanımınız sadece partnerinizle kavga etmediğiniz anlara gerileyebilir. İlişkinizde bir sorun olduğunu hissedersiniz. Böyle zamanlarda kendinizi geçirdiğiniz uykusuz gecelerden birinde ilişkinizi analiz ederken bulabilirsiniz. Dilerseniz analizin sonuçlarını işin uzmanlarına bırakalım ve onların bir ilişkiyi bitirmeden önce kendinize sormanız gereken 7 sorusuna göz atalım.


1- İlişkilerinize nesnel bir bakış açısıyla mı bakıyorsunuz yoksa geçmişteki deneyimlerinize göre duygusal tepki mi veriyorsunuz?

Blueprint for a Lasting Marriage: How to Create Your Happily Ever After With More Intention, Less Work kitabının yazarı, ilişki koçu Lesli Doares bize şu tavsiyeyi veriyor: “Yaşamınızı değiştirecek ciddiyetteki kararlarınızı olayın yarattığı kaostan uzaklaşıp, zihnen berrak ve sakin olduğunuz bir zamanda verin.” Uzmanımızın önerisi: “İlişkinizi geriye dönerek gözden geçirin ve ilişkinizin ihtiyaç ve beklentilerinizin ne kadarını karşıladığı üzerine iyice düşünün.”

2- Partnerinizi sadece bir boşluğu doldurmak için mi bekliyordunuz?

Psikoterapist Rhonda Richards-Smith’e göre bütün duygusal ihtiyaçlarınızı partnerinizden karşılama beklentisi son derece sağlıksız ve adil olmayan bir yaklaşımdır. Uzmanımız: “Bir ilişkiyi sonlandırmadan önce, mutsuzluğunuz için partnerinizi suçlamayı bırakın ve önce kendi kişisel mutluluk durumunuzu gözden geçirin.” diyor. Uzmanımız ayrıca son çalışmalarda elde edilen bireysel benlik saygısı ve ilişki memnuniyeti arasındaki pozitif korelasyona dikkat çekiyor.

3- Mutlu olmak için neye ihtiyacınız var? Ve bunu ilişkinize getirebilmek için neler yapabilirsiniz?

‘The Marriage Restoration Project’in kurucusu ve ilişki terapisti Rabbi Shlomo Slatkins bize şöyle söylüyor: “İnsanların genel inancı onları iyi hissettirmeyen bir şeyi bırakmaları ve başka bir şey üzerinde devam etmeleri. Bu hakikat senin mutluluğunun başkalarından bağımsız olduğunu ifade eder, şayet mutluluğun başkalarına bağlıysa bu zaten gerçek mutluluk değildir.”

4- Bu ilişkide gerçekten mutlu musunuz yoksa daha mutlu olabilir miydiniz?

Bu sorunun yanıtı için Nortwestern Üniversitesi’nde klinik psikoloji alanında öğretim üyesi olan Michele Kerulis’e kulak verelim. Uzmanımız bu soruyu sorduğumuzda kendimizi zihnimizde yalnız olarak tasvir etmemizi öneriyor. Neler daha iyi olurdu ve neler şimdikinden daha zor olurdu? Ayrıca şunu da kendinize sorun: ‘Partnerinizle ilgili özlediğiniz şeyler var mı?’ Kendinizi sürekli yalnız hayal ediyor ve kendi başınıza bir şeyler yaptığınızda normalden daha mutlu hissediyorsanız bu ilişkiyi bitirmenin zamanı gelmiş olabilir.

5- Birlikte gelişmeye devam ediyor musunuz?

The Invitation to Love: Recognizing the Gift Despite Pain, Fear and Resistance kitabının yazarı ve eğitimci Darren Pierre bu sorunun ilişkilerdeki en zorlayıcı ve sancılı soru olduğunu söylüyor. Bu soruya yanıtınız hayır ise, ilişkiniz miyadını doldurmuş olabilir.

6- Partneriniz size bir şeyler katıyor mu yoksa sizden bir şeyler mi götürüyor?

Yaşam koçu Patricia Shaw bu soruya dürüstçe yanıt vermenin sizi zehirleyen bir ilişkiden kurtulmak adına önemli olduğunu ifade ediyor. Elinize boş bir sayfa alın ve tam ortasından ikiye bölün. Bir tarafına partnerinizin size kattıklarını diğer tarafına ise partnerinizin sizden götürdüğünü düşündüğünüz şeyleri yazın. Bu egzersiz size katılan ve sizden eksiltilen değerleri daha net görmenize yardımcı olacaktır.

7- Eğer çok sevdiğiniz bir oğlunuz ya da kızınız olsaydı şu andaki partneriniz gibi biriyle bir ilişki içinde olmasını ister miydiniz?

25 yıldan fazla zamandır çiftlerle çalışan terapist Gary Brown, bu sorunun ilişkinize dair güçlü bir gerçeklik kontrolü sağladığını söylüyor ve ekliyor: “Eğer çocuğunuzun böyle bir partnerle ilişki yaşamasını istemiyorsanız o halde siz neden böyle bir partnerle hala ilişki içindesiniz?”

Nasıl Bir Anne ve Babasınız?

Bir evde ne kadar anlaşmazlık ve itaatsizlik olduğunu anne baba ve çocuklar arasındaki ilişkiyi gözleyerek tahmin edebilirsiniz. Çocuk yetiştirme tarzları çocukların davranışlarını derinden etkiler.

Yıllar içinde psikologlar, çocuğun hayatı boyunca süre giden ve diğer kardeşlere de aynen uygulanan genel anlamda dört tip çocuk yetiştirme tarzı olduğunu tespit etmişler. Bu dört temel yöntem, anne babaların çocuklarını ne kadar kontrol etmeye çalıştıklarına (buna “Anne babanın talepkarlığı” da denilebilir) ve çocukların isteklerine ne oranda kulak verdiklerine (“Anne babanın anlayışlı olması”) dayanır.

Anne babanın talepkarlığına, davranışsal kontrol de denir. İsmi kulağa biraz ürkütücü gelse de, aslında sadece çocukları denetleme, sınırlar koyma ve yanlış davranışlarda bulunduklarında disipline etmeye hazır olma anlamına gelir.

Anne babanın anlayışlı olması, çocukların ihtiyaçlarına uydurma, destekleyici olma ve çocuklar gelişimsel olarak bir aşamadan diğer aşamaya geçerlerken kuralların tekrar düzenlenmesine hazırlıklı olma anlamına gelir.  Bu dört tip anne baba, değişik düzeylerde taleplerde bulunur ve anlayış gösterir.

İşte size bu dört yöntem:

Otoriter: Muhtemelen hepimiz otoriter anne babası olan birilerini tanıyoruzdur ve duymuşuzdur. Bu tip anne babalar aşırı talepkar olur; itaate değer verirler ve emirlerine sorgusuz sualsiz itaat beklerler. Bu eski moda çocuk yetiştirme tarzı, ayrıca, çocuğun isteklerine veya bir durumun kendine özgü koşullarına anlayış göstermeyen anne babalar tarafından da uygulanır. Bu, “Sorgu sual istemiyorum; ne diyorsam onu yap” tarzı bir anne babalıktır. Otoriter anne babalar ceza olarak genellikle duygusal baskı (çocuğu suçlu hissettirir veya utandırırlar) veya tokat atma gibi fiziksel ceza kullanırlar. Çok uç bir tarz olarak gözükse de, hâlâ oldukça yaygın görülen bir çocuk yetiştirme biçimidir.

Aşırı hoşgörülü: Otoriter tip anne babaların tam tersidirler. Aşırı hoşgörülü anne babalar çocuklarının nasıl davranması gerektiğiyle ilgili çok az talepte bulunurlar; ancak çocuklarının isteklerine karşı çok anlayışlıdırlar. Bu tip anne babalar çocuklarının her kaprisine çoğu zaman göz yumarlar ve genellikle çocuklarına olan sevgilerini göstermenin en iyi yolunun, her istediklerine “evet” demek olduğuna inanırlar. Sınır ve kısıtlamalar hemen hemen yok gibidir. Bu tip anne babalar genellikle çocuk ne isterse onu yapmasına izin verirler ve onu çok seyrek cezalandırırlar. İlgisiz Bu tür anne babalar ne talep ederler, ne de anlayış gösterirler. Çocuklarından hiçbir şey istemezler ve onların tepkilerine karşı da hiçbir geri-dönüşte bulunmazlar: Ne kontrol vardır, ne da ceza…

İlgisiz: Anne babalar çocuklarına özen göstermiyor gibi görünürler ve hatta bazı uç durumlarda çocukları adeta yok bile sayabilirler.

İlgili ve demokratik: Bu tip anne babalar hem bazı taleplerde bulunurlar, hem de çocukların istek ve arzularına karşı anlayışlıdırlar. Çocukların uyması gereken açık ve net kurallar koyarlar; ancak diğer yandan çocukların arzularına da kulak kabartırlar. İlgili ve demokratik anne babalar, gerekli olduğunda taleplerini öne sürmekten kaçınmazlar, ancak içinde bulunulan şartlara göre, kurallarda uzlaşmaya veya onları değiştirmeye de açıktırlar. Bu tip anne babalar, kurallar ihlal edildiğinde harekete geçerler; ancak duygusal baskı veya fiziksel ceza uygulamayı tercih etmezler. Çocukları iyi davranmaya yönlendirmek ve bunu pekiştirmek için ödülleri kullanırlar.

Babalar ve Kızların İyi İletişimi İçin

Babaların kızlarıyla hayatın ilk dönemlerinde hayranlıkla başlayan özel ilişkileri, kız çocuklarının babalarının hayatlarındaki ilk erkek olmaları nedeniyle yoğun bir bağlılık duygusuyla kendini gösteriyor. Koruyucu, kollayıcı bir şekilde başlayan bu özel iletişimde, ergenlik çağından itibaren çatışmalar ortaya çıkıyor. Bu fırtınalı dönemde babalar ve kızları arasında en çok görülen sorunları, iyi iletişim rehberinin 7 vazgeçilmezini şöyle sıralıyor:

Kural varsa anne de uymalı: Baba kızının giyim kuşamına, eve gidiş geliş saatlerine karışıyor. Genç kız ise, babasına ben büyüdüm, bana karışmayın, özgürüm diyor. Bu durumda baba kızına hoşlanmadığı davranışlar nedeniyle yasak koyuyor. Burada baba kural koyarken, anne babadan gizli yasağı kaldırıyor. Oysa kurallara uyumun sağlanması davranış birliğiyle mümkün.

Yasakların mantığı olmalı: Baba kızına yasak koyuyorsa, bunun gerekçelerini de onun anlayabileceği bir şekilde anlatmalı. Sınırsız bir özgürlük olmadığını, yaşamda bazı sınırlamaların olduğunu söylemeli.

Konulan tavır eşref saatine göre değişmemeli: Babalar kızlarına yaşamın herhangi bir alanıyla ilgili kısıtlama getirdiklerinde ya da kural koyduklarında, bu kural her zaman geçerli olmalı. Yani babanın eşref saatinde konulup, sakinleştikten sonra başka kural getirilmemeli.

Sen iyisin dünya kötü demek yanlış: Günümüzde babaların kızlarına en çok söylediği cümlelerin başında ‘Sana güveniyorum, ama dünya kötü bu yüzden sana kural koyuyorum’ geliyor. Oysa bu cümleyle başlayan ifadeler güvensizlik ifade ettiğinden çocuğun da çevresine güvenini zedeliyor. Genç kızın hiç evden çıkmaması, cam bir fanusta yaşaması mümkün değil. Bu nedenle çevresinden gelecek olumsuzluklara karşı neler yapabileceğini ve çözüm yollarını anlatmak daha doğru.

Erkeklerle ilgili korkutmayın, bilgilendirin: Babalar kızlarının hayatına giren erkekleri kolay kabullenemez. Eleştirel yaklaşır. Ama eleştirel ve küçümseyici tavırlarla, kızının hayatına giren erkekle ilgili olumsuz yorumlar yapmak, küstürmek ve yalana teşvik etmek gibi sonuçlar doğurur. Babalar kızlarının hayatına başka erkeklerin girebileceğini kabul etmeli.

Babalar idol olmaktan vazgeçin: Birçok kadın hayatına giren erkekleri, babasıyla kıyaslar. Bu nedenle baba kızının gözünde idol olmaktan vazgeçmeli, kendi hatalarını anlamalı, erkeklerle ilgili kızıyla sohbet etmeli. Erkeklerle ilgili bilgileri korkutmadan, gerçekçi bir şekilde kızıyla konuşmalı.

Tartışmacı değil, çözümcü olun: Kızların eve gidiş geliş saatleri, giyimleri de babalar için sorun oluyor. Geliş gidiş saatleri konusunda, yaşanılan sosyal çevreye uygun, zaman zaman esnetilen kurallar konulmalı. Anne de bu kurala uymalı. Babanın koyduğu ve mantıklı olan kurallar, annenin yumuşak kalbiyle çözülmemeli.

Boşanmada Sosyal Medya Etkisi

Boşanmalarda son dönemlerde bir artış yaşanıyor. Kişilerin henüz birbirini tanımadan evliliğe adım atmalarının boşanmaları hızlandırmaktadır. Sosyal medyanın da boşanmadaki etkisinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Sadakati zayıflatıcı çeldiriciler sosyal medyada fazladır, anne babası boşanmış çocukların ileride boşanma riskleri de yüksek olmaktadır.

Özellikle son yıllarda insanların birbiriyle tanışma ve kendi görüşleriyle eşini belirleme olanaklarında bir artış olmaktadır. Adayların duygusal davranıp, oturup düşünmeden, henüz daha birbirini tanımadan evlilik kararı alıyorlar. Hal böyle olunca da ilerleyen dönemlerde kişilik yapılarının ortaya çıkmasıyla evliliklerin boşanmalarla sonuçlanıyor. İletişim toplumunda gerek sosyal medya gerek diğer kanallar olsun evlilikte çeldirici rol oynuyor.

Sanal tanışıklıklar yanıltıcı oluyor

Çeldiriciler karşında bireylerin iradesi çok önemli. Yanlış bir şey yapacak olmaktan kişiler korkmalı. Boşanma aşamasına gelmiş evliliği kurtarmayı tartışmak yerine evlenecek adaylara nasıl davranırsak sorunsuz evlilik inşa ederiz, bunu konuşabilmemiz gerekir.

 İnternet ortamında tanışıklıklar yanıltıcı olabiliyor. Sanal ortamda o an aşk insanın aklını başından alabiliyor. Aklı bir karış havada kullanımı doğru bir kullanım. Bu kişiler bu süreçte sağlıklı analiz ve muhakeme yapamayabiliyor.

Görücü usulü ile evlilik daha mı sağlıklı?

Bizim kültürümüzde sosyal ortamın olmadığı durumlarda görücü usulü evlilikler vardı ve bunların daha sağlıklı ilerlediğini görüyoruz. Kişiler önce büyükleri aracılığıyla birbirlerini tanıma fırsatı buluyorlardı bu evliliklerde ve aile desteğiyle eşler daha mutlu oluyordu. Ama şimdi adaylar büyüklerini bir şekilde devre dışı bırakıyor. Anne baba artık müdahale edemiyor, otorite çok fazla gösteremiyor. Gösterilme olduğu durumlarda inatlaşma ve kaçmalar gözleniyor.

Boşanan anne baba çocukları da boşanıyor

Sanal ortam üzerinden gidilen evliliklerde boşanmaların sık yaşandığını klinikte de tecrübe ettiklerini vurgulayan Evrensel bu çiftlerin çocuklarına da dikkat çekiyor. Boşanmış anne babaların çocuklarının da ileriki yaşamlarında boşanma riskiyle karşı karşıya kaldığının altını çizen Evrensel, anne babaların bunu göz önünde bulundurarak bir karara varmaları gerektiğini söyledi. “

Sosyal medya sadakati zayıflatıyor

Sosyal medyanın riskli ve sabıkasının herkes tarafından bilinmektedir. Gerek evli gerek evlenmemiş kişilerin sanal ortamda iletişim halinde olma sadakati zayıflatabiliyor. Bakınca internet ortamında zayıflatıcı çok çeldirici söz konusu. Sosyal medyanın sabıkası çok açık. Kıvılcımla başlayıp yangına dönebiliyor ilişki. İnsanlar ummadıkları yerlere ilerleyebiliyorlar. Kimse kendine fazla güvenmemeli. Çok acı örnekler görüyoruz. Sosyal medyadan bu noktada oldukça uzak durmak gerekir.

Boşanmış Babalara 5 Öneri

1. Verdiğiniz sözleri tutun.

Yerine getirilen sözler, boşanma gibi belirsizlik durumlarında istikrar yaratmanızı sağlar. Yerine getirmediğiniz her söz, önemsiz de olsa, çocuğunuzun size olan güvenini git gide azaltır. Bu nedenle tutamayacağınız sözler vermeyin ve verdiğiniz sözü tutmak için elinizden geleni yapın.

2. Çocuğunuza iyi olduğunuzu gösterin.

Çocuğunuzun güvende ve huzurlu hissedebilmesi için sizin kendine güvenli ve huzurlu olduğunuzu görmesi gerekir. Sizi yıkılmış halde görürse, o da kendini güvende hissedemeyecektir. Bu, hiçbir zaman zayıflık göstermeyeceksiniz anlamına gelmiyor; dürüstlük önemlidir. Fakat, sözleriniz ve davranışlarınızla zor zamanların üstesinden gelebildiğinizi göstermelisiniz.

3. Anneyi destekleyin.

Zor olabilir ama sağlıklı aile ilişkileri için çocuğunuzun annesini desteklemek çok büyük önem taşır. Anne ile ilişkileri kesmek, sizi uzun vadede küçük düşürür. Çocuğunuzun annesi ile gurur duymasına izin verin. Anlaşmazlıkları da anne ile kendi aranızda halledin.

4.İyi bir baba olmak için elinizden geleni yapın.

Çocuklar sabır ve anlayışa, belirli sınırlara, denge ve tutarlılığa ihtiyaç duyar. Bu nedenle çocuğunuzun annesinin ebeveynlik stilini kötülemeye çalışmayın. Bu, çocuğunuza daha çok zarar verir.

5. İlginiz uzun süreli olsun.

Zaten olması gereken şey budur fakat çok sayıda baba, boşandıktan sonra yeni iş, yeni bir şehir, yeni bir ilişki, belki de yeni bir aile ile uğraşırken, çocuklarını ihmal ediyor. Çocuğunuzun yaşamında olumlu bir etkiye sahip olmanız için, her ihtiyaçları olduğunda yanında olmanız gerekir. Unutmayın, çocuğunuzdan değil, eşinizden boşanıyorsunuz!

Boşanmanın Okulöncesi Dönem Çocukları Üzerindeki Etkileri

Okul öncesi çocukların ebeveyn boşanmasına tepkileri Regresyon, Emosyonel gereksinimlerde artma, Bağımlılık, Clinging (yapışkanlık, yetişkinin eteklerinin dibinden ayrılmama) Artmış Agresyon  Korku, üzüntü, kızgınlık olarak gözlenebilmektedir. Klinik çalışmalarda genel olarak okul öncesi dönemdeki çocukların akut yas dönemimi yaşantılarının benzer olduğu belirtilmektedir. Gelişimsel evreye bağlı olarak 3 özgün faktör zedelenebilirliği (vulnerability) belirlediğine işaret edilmektedir (Roseby, 1985).

Kısa Dönemdeki (Akut ) Etkiler

Okul öncesi çocukların bilişsel, gelişimsel sınırlılıkları ve duygusal immaturiteleri sebebiyle, boşanmaya tepkileri abartılı olmaktadır. Wallersteib ve Kelly (1980) okul öncesi çocukların boşanmanın akut dönemdeki kriz etkilerine oldukça duyarlı olduklarına dikkat çekmişlerdir. Bu semptomlar bu yaş çocuklarının olaylara immatur yaklaşımları, fantazi ile gerçeği ayırt etmede güçlükleri, bakım ve korunma için anne-babaya muhtaç ve bağımlı oluşlarının farkında oluşlarıyla ilişkilidir. Erkekler babanın gidişini kızlara oranla daha az tolere etmektedirler. Bu çalışmada ayrılık sonrasında 1 yıl sonra yapılan değerlendirmede bu çocukların çoğunda; regresyon, agresyon ve korkunun kaybolduğu gözlenmiştir. Eğer bu bulgular devam ediyorsa, bu durum boşanmanın kendisinden başka faktörlere bağlıydı. Bunlar: devam eden ebeveyn çatışması ve yetersiz anne-baba işlevlerinin olmasıydı. Bu durum çalışmadaki 34 çocuğun yarısında gözlenmekteydi. Bu durum; çok küçük çocuklarda boşanma kararı ve erken yas evresinde kriz tepkilerinin normal olabileceğini düşündürmektedir. Wallerstein ve Kelly: ebeveyn çocuk ilişkisinin kalitesinin boşanmayı takiben ilk yılda küçük çocuğun durumla başa çıkabilmesinin en önemli belirleyicisi olduğu sonucuna vardılar.

Davranışsal Tepkiler

Klinik çalışmalarda okul öncesi çocukların çoğunun, anne ve babasının ayrılmasına ve boşanmasına, gelişimlerinde tamamladıkları bir aşamaya geri dönerek tepki gösterir. Bu kısa vadede (bir kaç ay) normal sayılabilir. Çocuklara zor durumlardan kaçarak, kontrolü elinde tuttukları, zihinsel olarak emin ve rahatlatıcı bir yere sığınma imkanı verir. Bu davranışların 1 yıl sonrasında iyileşmeye başladığı belirtilmektedir (Hetherington ve ark 1978). Tipik gerileme davranışları parmak emme, yatağı ıslatma, tutturmalar, anne ve babaya vurma, anne babaya aşırı düşkünlük gösterme ve eskiden sevilen bir oyuncuğa yada nesneye tekrar bağlanmaktır.

Çocuklar, anne ve babalarının evliliğinin sona ermesine duydukları öfkeyi, yaşlarına, kişilik özelliklerine ve ailenin durumuna göre değişen şekillerde ifade ederler. Çoğu çocuk, özellikle erkek çocuklar sık sık kavga ederek, anne ve babaya, öğretmenlerine ve onlarla ilgilenen diğer kişilere bağırarak ve kırıp dökerek öfkelerini açığa vurular. Kalter ve Rembars’ın çalışmalarında (1981): bu yaş grubu için agresyonu diğer yaş gruplarına göre düşük bulmuştur. Wallerstein ve Kelly (1975) Odipal dönemdeki okul öncesi çocukların daha agresif ve bağımlılık gösterdiklerini belirtmektedir.

Duygusal Tepkiler

Wallerstein ve Kelly (1975) boşanma veya ayrılma kararını açıklandığı erken yas evresindeki 2.5-6 yaş arasındaki küçük çocukların emosyonel tepkileri başlıca:

  • Korku, anksiyete ve üzüntü
  • İrritabilite
  • Akut seperasyon anksiyetesi
  • Uyku Problemleri
  • Bilişsel konfüzyon
  • Otoerotik aktiviteler (masturbasyon)

Bütün çocuklar anne ve babalarının ayrılmasından ve ailenin dağılmasından sonra korkuya kapılırlar. Okul öncesi çocukları daha çok, birlikte yaşadıkları evde kalan ebeveyninde kendini terk edip gitmesinden, giden ebeveyn tarafından eskisi kadar sevilmemekten, yiyecek ya da yatacak yer bulamamaktan korkarlar. Bu korkularını ağlamak, ebeveynden başka kimse ile kalmayı reddetmek veya ebeveyni göz önünden ayırmamak şeklinde ortaya çıkar.

Bu dönemde çocuklar yaşadıklarına bir anlam verebilmek için fantazilere ve masallardaki büyülü olaylara sığınabilirler. Doğadaki olayların merkezinin kendileri olduklarını inandıkları için ebeveynin gidişinin kendisinin suçu olduğunu düşünürler. Hayallerinde, anne babanın hiç ayrılmadığını kurar, reddedilme ve kaybetme duyguları ile başa çıkabilmek için türlü şeyler uydururlar.

Çocuklar anne babanın ayrılma kararı konusunda söz hakkına sahip değillerdir. Ancak suçluluk duygusu bu konuda onların da rolü olduğu düşüncesine yol açar. Bu duygunun nedeni kendilerinin dünyanın merkezi olduklarına inanmaları ve bu yüzden her şeyin nedeninin kendileri olduğunu düşünmeleridir. Eğer daha uslu olsalardı, okulda daha iyi notlar alsalardı, gizlice babalarının gitmelerini istemeselerdi, annelerine geçen gece karşı gelmeselerdi vb. gibi nedenlerle her şeye kendilerinin sebep olduğunu düşünürler. Hatta durumu düzeltmenin de kendilerine bağlı olduğuna inanırlar.

Anne ve babanın boşanmasının üzerinden yıllar geçse de, hatta onlar ikinci kez evlenmiş olsalar bile bir çok çocuk hala onları bir araya getirme hayalleri kurar, bazen anne ve babalar çocuklarına yanlış sinyaller vererek, onların boş yere umutlanmasına yol açarlar.

Okul öncesi yaşlardaki çocukların çoğu cansız nesneleri insan gibi düşünür ve anne ve babanın onları her türlü şeyden koruyabileceğine inanır. Dolayısıyla en büyük korkuları, onları koruyan bu kişileri kaybetmektir. Bir ebeveynin evden ayrılması bu korkunun gerçeğe dönüşmesidir. Bir ebeveyn gittiğine göre, diğeri de her an gidebilir diye düşünürler. Zaman ve mesafe kavramları tam olarak gelişmemiş olduğu için, onlara göre, bir ebeveynin her sabah işe gitmesi ile başka bir şehirde yaşaması arasında bir fark yoktur. Ayrıca aynı örneklem grubundaki daha büyük çocuklarına oranla daha akut ve büyük tepkiler gösterdiklerine işaret etmişlerdir. Okul öncesi erkek çocukların, aynı yaş grubu kız çocuklarına oranla boşanmadan daha fazla etkilendikleri ifade edilmektedir. Okul öncesi çocuklarda boşanmanın akut etkileri bir yıllık sürede genellikle düzelmektedir.

Uzun Dönemdeki Etkiler (Long-term Effects)

Wallerstein (1984), erken dönemdeki bulguların aksine, 10 yıllık takip çalışmalarında: küçük çocukların daha büyük çocuklara oranla anlamlı derecede daha az emosyonel problem yaşadıklarını saptamıştır. Araştırmacı bunu o dönemde yaşananları küçük çocukların anımsayamamaları ile ilişkili olarak değerlendirmiştir.

Erkek çocukların Cinsiyet Özdeşimi

Yapılan ilk çalışmalarda (Biller 1970, Westman 1970): cinsiyet özdeşimi ve bozulmuş güven ve otonomiyi araştırmak amacıyla araştırmalar yapmışlar. Psikoseksüel gelişimin odipal evresinde boşanma yaşayan erkek çocukların, 3 yaş öncesi ebeveyn boşanması yaşayan erkek çocuklara oranla daha fazla agresif davranışlar gösterdiklerini saptamışlardır. Santrock (1970) yaptığı çalışmada 0-2yaş, 3-5 yaş ve 6-9 yaşlarında boşanma veya ayrılık yaşamış 11 yaşındaki çocukları çalışmasına almış: erken yaşlarda boşanma yaşayan çocukların daha düşük derecede agresyon gösterdiklerini bildirmiştir. Psikoanalitik alanda çalışan araştırmacılar ve kilinisyenler baba-yokluğu çalışmalarında tipik olarak altını çizdikleri; ödipal evrede artmış agresyonu erkekliği telafi ile açıklamaktadırlar (Gardner 1977).

Kızların Cinsiyet Davranışı

Kalter ve Rembar (1981) 3-5 yaşlarında ebeveyn ayrılığı veya boşanmış ergen kızlarla yaptıkları çalışmada; bu kızların arkadaşlarına karşı daha fazla agresyon gösterdiklerini, aynı yaş grubundaki erkeklere oranla daha fazla akademik problemler yaşadığı gözlenmiştir. Araştırmacılar: bu kızların ödipal dönemde yaşadıkları boşanmaya karşı öfkeyi internalize ederek puberteye kadar taşıdıklarını ileri sürmektedirler.

Hetherington (1972): 13-17 yaşında intakt, dul ve boşanmış aile kızlarıyla yaptığı çalışmada: boşanmış ailelerdeki kız çocuklarının dul ailesi kız çocuklarına oranla daha fazla heteroseksüel patern ve düşük benlik sayısı saptamıştır. 5 yaşından önce ebeveyn boşanması yaşamış kızlar, 5 yaşından sonra ebeveyn boşanması yaşayan kızlara oranla; daha fazla erkeklerle uygunsuz ilişkiye girdikleri, daha fazla baştan çıkarıcı davrandıkları, daha erken ve daha sık flörte ve cinsel ilişkiye başladıkları görülmüştür. Baba yokluğu açısından bakıldığında Hetherington kızların ödipal dönemde bir erkek ebeveyni kaybının etkilerini ergenlik döneminde gösterdiklerini ileri sürmüştür. Baba yokluğu, kızların erkeklerle etkileşimlerini etkişlediğini iddia etmiştir.

Davranışsal ve Akademik Etkiler

Kalter ve Rembar (1981) ‘e göre anne-baba ayrılığını ödipal dönemde yaşamış, anlamlı derecede daha yüksek derecede okul davranış problemleri yaşadıklarını bulmuştur. Araştırmacılar ödipal dönemde ayrılık ve ya boşanma yaşayan erkek çocukların agresyonlarını latans döneme taşıdıklarını ileri sürmektedirler. Blachcberd ve Biller (1977): baba yokluğu yaşayan erkek çocukların okul başarılarını araştırmasında: 5 yaş öncesi ebeveyn boşanması yaşayan latans yaşı erkek çocukların anlamlı derecede daha sık okul başarısızlığı yaşadıklarını saptamıştır.

Çoğu baba sevgi doludur ve çocuklarının hayatında olumlu bir rol oynar. Babalar evden ayrıldıkları zaman çocuklarını her karşılarında görebilecekleri güçlü erkek modelinden mahrum etmiş olurlar. Dahası erkek çocuklar sorumluluk, başarı, babalık, diğer insanlarla geçinmek, karşı cinsle ilişki kurmak ve saldırgan huylarını kontrol etmek gibi konularda uygun erkek davranışlarını öğrenmek için belki de hayatlarının en güvenilir öğretmenini kaybetmiş olurlar.

Babasız evlerde büyüyen erkek çocukların daha az rekabetçi, sporla daha az ilgili, başkalarına bağımlı ve daha saldırgan oldukları araştırmalarda saptanmıştır. Okulda da başarısız olmaları ve otoriteye başkaldırmaları olasıdır. Eğer baba, erkek çocuk okul öncesi dönemdeyken ayrılırsa, çocuğun cinsel kimliği konusunda da aklı karışır.

Babasız büyüyen kız çocuklar ise karşı cinsle ilişki kurmakta zorlanırlar. Bazıları yaşlarına göre çok uyanmıştır. Bunun nedeni, babaları ile olması beklendiği gibi cinsellik dışı yollarla bir erkeğin ilgisini çekme egsersizleri yapma fırsatı bulamamış olmalarıdır. Yaşça küçük kızlar hayallerinde bir baba yaratıp, onunla kendilerini avutur ve gerçeğin soğuk yüzünden kaçarlar. Babaları tarafından ihmal edilen kız çocukların, mutluluğu, erkekleri mutlu etmekle ölçmeleri çok üzücüdür.

Araştırma sonuçları çatışmalar sonucu yıpranmış bir ailede yaşayan çocukların, boşanmış ailelere oranla daha fazla problemler yaşadığıdır. 1965-1979 arasında boşanma oranları hızlı artış göstermiştir. 1970’in sonlarında veya 80’lerin başında doğan %40-50 arası çocuk boşanma deneyimi yaşayacakları tahmin edilmektedir ve bunlar yaklaşık 5 yıl boyunca tek ebeveyn evlerde yaşayacaklardır. Boşanmış annelerin %75’i, babaların %80’i tekrar evleneceğinden, ikinci bir boşanma riski de artmaktadır (Hetherington, 1989). Sonuçta çocuklar bir geçiş gösterirler: orijinal aileden tek ebeveynli aileye, genellikle anne ile, eğer yeni bir evlilik olursa yeni aileye ve yeni ebeveyne ve sıklıkla yeni kardeşlere uyum sağlamakla yüz yüze kalır.

Boşanmada annenin velayetindeki erkek çocukta özel sorunlar oluşmuştur. Tersine, tekrar evlenme ergenlik öncesi kızlar için özel problemler doğurmuştur. Tekrar evlenmeyi takiben ikinci yılda, anne ile kız çocuğu rasındaki çatışmalar yüksekti. Tekrar evlenmenin olduğu kızlarda, intakt ve evlenme olmayan boşanmış aile kızlara oranla daha fazla talepkar, daha hostil, ve baskı altında ve daha az sevecen oluyorlardı. Davranışları zamanla iyileşirken, aileleriyle aralarındaki zıtlaşma ve distruptif davranışlar devam ediyordu.

Üvey babaya yakınlaşma ilişkilerinde problemler özellikle kız çocuklarında yaşanıyordu. Bunun birinci sebebi boşanmanın fırtınalı döneminde anne-kız arasında oluşan olumlu ilişkinin yeniden evlenme ile bozulması olabilir. Boşanma sonrasında anneler kızlarına daha fazla bağımsızlık, otorite ve karar verme sorumluluğu veriyorlar (boşanma öncesi yaşantıya oranla). Bu sonuçta eşitlikçi ve ortak destek ilişkisine dönüşüyor (en azından ergenlik öncesi kızlarda). Sonuçta; ergenlik öncesi kızlar, annelerinin yeniden evlenmesine gücenebilmekte ve üvey baba onun bu ilişkisi için tehdit oluşturabilmektedir. Üvey baba üvey kızını kontrol altında tutmak için iyi ebeveyn olmak yerine, yoğun duygusal katılıktan kaçınan nazik yabancı rolü alabilir. Küçük ve daha büyük çocuklar üvey babayı sonuçta sıcaklıkla kabullenirler fakat 9-15 yaşlarındakiler direnç göstermeye devam ederler çünkü bağımsızlıkları için mücadele etmek sebebiyle, çünkü güçlü seksüel arzuları nedeniyle biyolojik olmayan babayı tehdit olarak görmelerinden dolayıdır.

Hetherington (1989) yeniden evlenmenin sıkıntılı dönemlerinde kardeşlerin olmasının tampon ya da destekleyici olup olmayacağını sorgulamıştır. Yeniden evlenmiş ailelerin çocuklarında ambivalans, hostil, düşmancıl ilişkiler boşanmamış ailelere göre daha sıktır. Daha da ötesi kardeş kıskançlığı, agresyon ve alaka kurmama, antisosyal davranışların artmasında önemli rol oynar. Bu tarz erkeklerde kızlara oranla daha sıktır. Kardeş ilişkileri zamanla iyileşirken, yinede boşanmış yeniden evlenmiş grupta diğer iki grupa oranla (intakt, boşanmış yeniden evlenmemiş) daha fazla bozukluk kalır.

Aile İçi Sorunlar nasıl çözülür?

Sorunlar tartışma yarattığında kaçınılmaz hâle gelir, çünkü hayat basit çözümleri olmayan çeşit çeşit zorlukları bulup çıkarıverir. Sorunları nasıl çözdüğünüz, ilişkinizin kalitesini ve nihayetinde varlığını sürdürüp sürdüremeyeceğini belirler.

Sorunlar nasıl çözülür?

Aşağıda işe yarayabilecek bazı genel yaklaşımlar bulabilirsiniz.

  1. Karşınızdakinin bakış açısını anladığınızdan emin olun. Konu hakkındaki bilgisini paylaşması için açık uçlu sorular sorun. Yani cümlelerinize “kim”, “ne zaman”, “ne”, “nasıl”, veya “nerede” gibi soru zamirleriyle başlayabilirsiniz. Çok fazla savunmacı yanıtlar üretebileceğinden dolayı, “neden” diye sormaktan kaçının. Birçok sorunun, basitçe bir dinleme çağrısından ibaret olduğunu unutmayın. Gerçekten de sadece dinlemek bile, eşinizin hissettiği kaygıları kolayca azaltabilir.
  2. Yanıt vermeden önce, karşınızdaki kişinin söylediğini yineleyin. Bu hem karşınızdakine olan saygınızı göstermenize, hem de eşinizin ilgilendiği şeyi gerçekten anladığınızdan emin olmanıza yardım edecektir.
  3. İkinize de uygun çözümler için, mümkün olduğunca açık ve pozitif bir düşünme düzeneği kurmaya çalışın. Bu ikiniz arasında ortak bir zemin kurulmasına yarayabilir: “X ve Y konularında anlaştığımızı görüyorum, ancak Z konusunun biraz daha üzerinden geçmemiz gerekiyor”.
  4. Sorunlarınızı çözmek için uygun bir zaman seçin. Üzerinde çalıştığınız şeyleri halledebilmeniz için enerjinizi bu işe sevk edebilmeniz gerekir. Eğer aklınız başka bir yerdeyse veya çok yorgunsanız, başka bir zamanı seçmeniz çok daha iyi olur.
  5. Değişim için açık ve net taleplerde bulunmalısınız. Eğer bir şey canınızı sıkıyorsa, ona bunu anlatın. Örneğin, “X’i ne zaman halledeceksin, bu konuda gerçekten çok kötü hissediyorum çünkü… Lütfen gelecek sefer Y yapmayı dener misin?”
  6. Kışkırtıcı bir dilden ve eleştirel saptamalardan kaçının.
  7. Sorunu, eşinizin kişiliğinden ayrı tutmaya çalışın. Bir sorunu, karşınızdakinin karakterine genel bir saldırı yaparak yok edemezsiniz. Böylece örneğin, ikinizden biri bazı şeyleri son dakikaya bırakmayı tercih ediyorsa, bunu düşüncesiz bir kişilik yapısının örneği olarak farz etmekten imtina edin ve bunun yerine özel bir durum üzerine yoğunlaşın: “Bugün on beş dakika daha erken hazırlanmaya ne dersin? Bu, benim daha rahat hissetmemi sağlayacak”.
  8. İkiniz için de uygun çözümler araştırın.
  9. Elinizdeki sorun üzerinde yoğunlaşın. Eski mevzulara uzanmak, felaket habercisidir.
  10. Bir kerede, sadece bir sorunla ilgilenin.
  11. Mizah duygunuzu canlı tutmaya çalışın.

Sevdiğiniz biriyle her bir sorunu tanımladığınızda ve çözdüğünüzde, daha da yakınlaşırsınız. İlişkiniz güçlenir ve köşe başında sizi bekleyen yeni sorunlar için güzel bir “yatırım” yapmış olursunuz. Sorunlar hakkında birlikte uğraştığınızda, birbiriniz hakkında da daha çok şey öğrenirsiniz. Ve neticede, aşkınızı sürdürmenize ve aynı zamanda gerçek dünyada yaşamanıza yardım etmiş de olursunuz.

Babanın Çocuğun Kişilik Gelişimindeki Rolü Nedir?

Eşinin hamilelik döneminden itibaren ona destek olup, huzurlu olmasını sağlayarak, bebeğin anne karnındaki gelişimini takip etmeye ve onunla iletişim kurmaya çalışarak babanın da çocuğun kişilik gelişimindeki rolü başlamış olur. Yoğun ve stresli iş yaşamından sonra bile çocuklarına özel zaman ayırabilmeleri, sohbet etmeleri, tavla-santraç oynamak, tamir yapmak gibi birlikte yapılabilecek alternatifler üretmeleri, sorunlarına çözüm bulmak için onlara yardımcı olmaları onları sakince dinleyebilmeleri, çocuğun gelişimi açısından büyük önem taşır. Anneler kadar babaların da sevdiklerini söyleyebilmeleri, duygularını iyi ifade edebilip, sarılarak, bakışlarıyla, şakalaşmalarıyla da bunu somutlaştırabilmelidirler. Bu şekilde çocuklarıyla sıcak ilişki kuracak ve çocuğun da babasıyla her şeyini paylaşabileceği güvenini ona vereceklerdir. Bu çocuklar sosyal ilişkilerinde çok daha başarılı çocuklar olarak yetişeceklerdir.

Aşırı otoriter, hiç ilgi göstermeyen, aldırmayan babalar çocuklarının utangaç, kaygılı, hayata karşı güvensiz olmalarına sebep olabilirler. Özellikle erkek çocuğun sağlıklı ve güvenli bir ilişki kurduğu babayı kendine model alması çok önemlidir. Erkek çocukta baba ile özdeşleşme başlayacağından babanın iyi bir model olması çok önemlidir. Aksi takdirde çocuğun kimlik gelişimi olumsuz yönde etkilenip maskülen özelliklerin yeterince benimsenememiş olma riski oluşabilir.

Kız çocuklarda da baba ile olan iletişim çok önemlidir. Karşı cinsi tanımaları, onları nasıl gördüklerini değerlendirmeleri, karşı cinse karşı nasıl davranacakları ile ilgili ilk öğrenimler küçük yaşlarda baba ile başlar. Burada yaşanan güçlükler kız çocuklarında ergenlik dönemlerini zor geçirmelerine sebep olabilir.

Sevgi Başka, Saygı Başka mı?

Hayatta, çok sevdiğimizi her fırsatta söylediğimiz kişilere, gerçekten sevgimizi hissettiğimiz gibi hissettirebiliyor muyuz?

Bunu içimizde cevaplandırabilmek için öncelikle bazı soruları kendimize sorarak başlamakta fayda var. Biz sevgiden neyi anlıyoruz? Değer verme kavramını da içeren “saygı” hayatımızın neresinde?

Aslında “sevgi” saygıyı doğuran, besleyen bir kavram olması gerekirken, sevgiden bunu beklerken, yaşantımızın içinde suistimali, yönetmeyi, kontrol etmeyi sağlayan bir kavram mı oldu?

İnsan seviyorsa, sevgisini nasıl ifade eder veya nasıl ifade ediyor, hiç düşündük mü? Ki sevmenin tanımını bile ne kadar düşündük, bu bile tartışılabilir. Evet, hakikaten sevmek ne demek?

SEVMEK?

Sevmek, inanmaktır… Sevmek, güvenmektir… Sevmek, yaşamak ve yaşatmaktır…
Sevmek, sevdiğini kendisi gibi, hatta kendisinden de çok duyumsamaktır, önemsemektir… Sevmek, sevdiği olmaktır… Sevmek, paylaşmaktır… Sevmek, vermektir…
Sevmek, beklememektir… Sevmek, gücenmemektir…
Sevmek, sevdiğini hissetmektir, hatta sevmek sevdiğinin yerine de hissetmektir…
Sevmek, sevgili için yaşamaktır…

Hal böyle olunca sevmek, değer vermek ve saygı duymak da demektir. Değer vermek, verdiğini hissettirmek, yaşatmak, onunla yaşamak, duygularını önemsemek, emek vermek, hayatında yer vermek ama bedel ödetmeden hayatında yer vermektir…

Değer ve saygıyı besleyen sevgi, sevgiyi besleyen saygı ve değer verme. Bunlar birbirlerini adeta doğuran kavramlar. Buradan bakarak karşısındakine kölesi, mecburu, zorunlusu, muhtacı, gibi davranıp ardından da sevdiğini söyleyen, iddia eden kişi ne kadar inandırıcıdır?

Gerçekte sevdiği sevdiği midir, yoksa kendisi mi?

Aslında kendisini severek, kendisini sevenleri sevdiğini söylemek, sevgi değil belki egoizmdir. Sevginin, bir koluna saygı, diğer koluna değer verme girmeli ki insanlar birlikteliklerinde gerçek, fedakâr, dürüst, güvenli, paylaşımlı, samimi olsunlar ve güven veren birlikteliklere ulaşsınlar. Tersi halinde ise, ister eş, ister evlat olsun, isterse çevredeki diğer insanlar olsun, ilişkileri bir süre sonra ruhsuz, menfaate dayanan, bencilliğin merkeze oturduğu, ortak mekân, ortak hayat, ortak evlerde yaşasalar da ortak hayat, ortak duygu, ortak değerlere ulaşamayan insanlar, aileler, toplumlar haline geliveriyor.

Sevgi, saygı, samimiyet ve değerin hâkim olduğu huzurlu hayatlar duasıyla…

Evlilikte İletişim, Eş Seçimi, Ailede Sosyal Medya Etkisi, Şafak Fm-Beş Çayı

Selman Kaymaz’ın sunduğu Çay sıcaklığında, Şiir tadında, Birbirinden özel konuklarla, Rengarenk bir program. Çayın yanında iyi giden yayın. 5 Çayı Programının 17.12.2016 Cumartesi Yayın Konuğu Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Danışmanı Okan Bal Katıldı.

Program İçeriğinde, Evlilik Öncesi Psikoloji, Eş Seçimi, Evlilikte İletişim, Evlilikte Sosyal Medya Kullanımı, Aile İçi İletişim Becerileri, Aldatma Aldatılma Konuları İşlendi.

Şafak Fm 5 Çayı Programı Selman Kaymaz – 17.12.2016

Kadınların hoşlandığı sevgili modeli

Erkek arkadaşınız bu özelliği taşıyorsa çok şanslısınız…

1- Konuşkan Sevgili:

Kartal escort Sevgiliniz ya da eşiniz artık sizinle eskisi kadar konuşmuyorsa bir problem var demektir. Çünkü sadık erkekler eşleriyle konuşmaktan çekinmez. Sizinle her konuda konuşup, tartışabilirler. Bunun sebebi diğer erkeklerin aksine; sakladıkları, ve ağızlarından kaçmasından korktukları bir şey olmamasıdır.

2- Kahraman Sevgili:

Kendini ilişkinin kahramanı olarak gören erkekler, tehlike arz etmiyor. Onlar kendilerini ilişkilerine adadıkları gibi, bu durumdan zevk de alıyorlar. Bu sebeple dışarıya ilgi duymaları için sebepleri kalmıyor. Onlar için “örnek” gösterilmek önemli!

3- Önemseyen Sevgili:

Aldatan erkeklerde çok bariz kadınına karşı ilgi azalması olur, eğer yaptığından pişmansa da yoğun bir ilgi artışı gözlemleyebilirsiniz. Sadık erkeğimiz içinse sizinle geçireceği vakit, arkadaşlarıyla geçireceği vakitten daha önemlidir. Bir erkek sizi arkadaşlarından ne kadar geri planda tutuyorsa, aldatma olasılığı da o kadar yüksektir.

4- Romantik Sevgili:

Aldatmayan erkek, sizinle güzel anılar biriktirmek ister. Daha önce birlikte gitmediğiniz güzel yerlere götürür, sizi şaşırtacak sürprizler yapmaya zaman ayırır. Onun, sizden başkasına zaten ihtiyacı yoktur.

5- Yapıcı Sevgili:

Sizinle tartışan erkekten korkmayın! Sürekli bir şeylerden yakınıyor olması, içerdeki sorunları düzeltmeye çalıştığı anlamına gelir. Aldatan erkeğin aksine, canının sıkıldığı konular olduğunda problemi çözmek yerine, soluğu başka kadınların yanında almaz.

6- Dertleşen Sevgili:

Dertlerinizi dinlemekten zevk alıyor, sizi üzen konularda çözüm üretmeye çalışıyorsa; korkulacak bir şey yok! Çünkü, erkeğiniz sizi üzecek bir şey yapmaya kalkışmaz demektir bu.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.