Öfkeli Çocuğa Nasıl Davranılmalıdır?

Anne babaların en çaresiz kaldıkları dönemlerden biri de çocuklarının öfkeleri ile başa çıkamadıkları zamanlardır. İstediği yapılmayan her çocuk, bağırma, ısırma, vurma ve kendini yere atma yöntemlerine başvurabilir. Çünkü hiçbir çocuk “hayır” cevabını sevmez. Hatta bu onun öfkesini daha da artırabilmektedir. Bu durumda “çivi çiviyi söker” deyip aynı ölçüde çocuğa tepki göstermek ise yapılan en büyük yanlıştır.

Dikkati çekmek için öfkesi kullanır

Üzüntü, korku, şaşırma, sevinme gibi temel bir duygu olan öfke, spontan ve doğal olarak yüzde kızarma, kalbin çarpması ve küçük çocuklarda ağlama krizlerine varan tepkiler olarak ortaya çıkabilmektedir. Bebek, doğumundan sonraki dönemde ihtiyaçlarının ağlama ile giderildiğini ve çevreyi harekete geçirebildiğini yavaş yavaş öğrenir. İhtiyaçları giderilmediğinde hayal kırıklığı ile tanışır ve tek çaresinin ağlamak olduğunun farkına varmaktadır. Bir yaşından itibaren çocuklar büyüdükçe öfkelenme ve bunu gösterme davranışına başlamaktadır. Öfkeli davranışlar genellikle yapmak istediğini yapamama, istemediği bir şeyi yapma, çok yorulma, acıkma, kendini ifade edememe ve ebeveynlerin dikkatini çekmek amacıyla kullanılan bir yöntemdir.

Krizin başladığı nokta

Çocuklarda davranışlar bu dönemde ben merkezli ve dürtüsel olmaktadır. Çocuklar davranışlarını engellemek istemezler ve bunun karşısında da onu yönlendirmeye çalışan ebeveynler ile zıtlaşmaktadırlar. İşte tam da bu noktada kriz başlamaktadır. Bu noktada çocuk bağırabilir, ısırabilir, vurabilir ve kendini yere atabilmektedir.

2 yaş en kritik dönem

İki yaş dönemi çoğunlukla “korkunç iki yaş (terrible two)” olarak adlandırılmaktadır. Çocuk bu yaşta yürümeye ve konuşmaya başlar, çevre üzerinde hâkimiyeti artar. Kendini dünyanın merkezindeymiş gibi hisseden çocuk, yapmak istediğinin engellenmesinden hoşlanmaz ve ‘hayır’lar başlamaktadır. Karşılıklı gerginlik arttıkça çocukta tutturmalar, negatif tavırlar öfke krizlerine dönüşebilmektedir.

Aynı ölçüde tepki vermeyin

Çocuğun öfkeli tutumlarına karşılıklı tepki vermek onun gerginliğini daha da artırmaktadır. Sakin kalmalı ve kriz anı geçince çocukla konuşarak durumu değerlendirerek duyguların dışa vurulmasını sağlamak her iki tarafı da rahatlatacaktır. Herhangi bir vurma davranışında çocuğu sadece tutmak ve onunla göz kontağı kurarak bunu bir daha yapmaması söylemek doğru olacaktır.

Çocuğunuza vurmak yerine göz kontağı sağlamayı deneyin

Çocuğa vurmanın bir sınırsızlık göstergesi olduğu düşünüldüğünde anne-baba-çocuk çerçevesinde ebeveynin konumu vurgulanarak sınırların çizilmesi gerekmektedir. Çocuğu odaya kapatarak cezalandırmak gibi öfkeyi artırıcı ve anlamsız davranışlardan uzak durmak gerekir. Çünkü çocuğa öfkeli şekilde davranmak onun da aynı şekilde davranmasına model oluşturmaktadır.

Krizi önlemek için doğru cümleler seçin

İstediğini yaptırmak için öfkelenen çocuğun bu davranışlarına son vermek isteyen ebeveynler çocukların isteğini anında yerine getirme davranışını seçebiliyorlar. Hızlı bir çözümmüş gibi görünse de aslında bu durum çocuğun öfkelenmek ve istediğinin olması arasında ilişki kurmasını ve bu davranışını pekiştirmesini sağlamaktadır. Yapılması gereken davranışlarda net olmaktır. Örneğin yatma saati gelmiş ise ‘Yatağa gitmek ister misin?’ gibi açık uçlu bir soru yerine “Yatağa gitme saati’ demek ve krizleri önlemekte daha faydalı olacaktır.

Oyun terapisi ile öfkesine çözüm bulun

Sorun çözülmez ise ilerleyen yaşlarda dikkat eksikliği, hiperaktivite, kaygı, depresyon gibi psikiyatrik tabloların da eşlik ettiği öfke kontrol sorunları yaşanabilmektedir. Bu tür durumlarda ailelerin danışmanlık hizmeti alması yararı olacaktır. Oyun terapisi teknikleri ile uygulanan psikoterapi süreci bu konuda faydalı yöntemler arasında yer almaktadır.

Çocuğa Bir Pedagoga Gideceğini Nasıl Açıklanır?

Çocuk ve Ergen Psikoterapisi, terapist ve çocuk, ergen ya da aile arasında geçen terapötik görüşmeyi ve etkileşimi içeren bir psikolojik tedavi biçimidir. Çocuk/Genç ve ailelerin problemlerini anlamalarına ve çözmelerine, problemli davranışı değiştirmelerine ve hayatlarında olumlu değişiklikler yapmalarına yardımcı olur. Psikoterapi sürecinde, çocuk ve gencin bireysel ihtiyaçlarına ve içerisinde bulunduğu duruma göre Bilişsel Davranışçı Terapi, Psikanalitik Terapi, Oyun Terapisi, Aile Terapisi gibi birçok terapi yönteminden yararlanılabilir.

Psikoterapi süreci hızlı ilerleyen, sorunları bir anda çözen bir süreç değildir. Bu süreç, karmaşık ve zengin bir şekilde ilerleyen, çocuk ve ergenlerin problemlerini azaltan, onlara iç görü kazandıran ve hayat kalitelerini, işlevselliklerini arttıran uzun bir süreçtir.

Çocuğun yardım alması gerektiğine karar verildiğinde bunun çocuğa açıklanması gerekmektedir. Çocuk ve gencin içerisinde bulunduğu yaş dönemine göre bu sorunun cevabı değişmektedir.  Bu açıklama yapılırken temel olarak bu noktalara dikkat edilmelidir:

  • Açıklamak için sakin bir zamanı bekleyin. Çocuğunuz sizi kızdırdığında, üzdüğünde veya çocuğunuzla bir tartışma sonrasında pedagoga götüreceğinizi söylemeyin.
  • Neden psikoloğa gitmesi gerektiği konusunda dürüst ve açık olun. Sizi endişelendiren durumu çocuğunuza söyleyin. Örneğin; “Son zamanlarda, arkadaşlarınla sorunlar yaşadığının farkındayım. Bu konuda bir uzmandan yardım almanın iyi olacağını düşünüyorum.” diye bir açıklama yapılabilir.
  • Problem hakkında kimden yardım alınacağını çocuğa doğru bir şekilde aktarın.” Bir doktora/öğretmene/ablaya/abiye gideceğiz” yerine bir “uzman” ya da “pedagog” yardımı alacağınızı açıklayın. Bu kişiyi, çocuğun içinde bulunduğu durum hakkında konuşacağı ve bu durumla başa çıkma konusunda ona yardım edecek biri olarak tanımlamalısınız.
  • Gençlerde;  terapiye gitmenin onların kötü davranışından kaynaklanmadığının üzerinde durun ve terapide konuşulanların terapist ve genç arasında gizli tutulacağını anlatın.
  • Çocuğunuza, pedagog ile çalışmanın bütün aileye olumlu bir katkısı olacağını belirtin. Böylece çocuk, problemli bir birey olarak ailede dışlanmamış olacaktır.

Çocuğum ne zaman psikolojik desteğe ihtiyaç duyar?

Çocuğunuzun aile, eğitim ve sosyal hayatını aksatan davranış ve tutumları varsa hiç vakit kaybetmeden uzmandan danışmanlık yardımı almalısınız. Anne-babalar, çocuklarında gördükleri sorunlu bir davranış hakkında uzmana danışmadan önce şu soruların cevaplarını da değerlendirmelidir:

  • Ne kadar sıklıkla bu davranışı çocuğumda görüyorum? Her gün? Haftada bir?
  • Çocuğum bu davranışı ne kadar şiddetli yaşıyor? Farkında mı? Kontrol edebiliyor mu?
  • Çocuğumun yaşıtları da böyle davranıyor mu?
  • Eğer çocuğumun bu davranışı hakkında yardım almazsam ileride ne olur?

Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde çözümlenemeyen psikolojik sorunların ihmal edilmesi yetişkinlikte birçok problemin kaynağı olabilmektedir.

Geç Algılama ve Anlama Durumu İçin Ne Yapılmalı?

Günümüzde öğrenme çocukluk döneminden başlar. Bir insanın öğrenmesi hiçbir zaman bitmez, yaşı ilerledikçe çeşitli konularda bilgi sahibi olmaya devam eder. Bilgi dediğimiz kavramın tabiri caizse sonu yoktur, dolaylı olarak öğrenmenin de bir sonu yoktur. Bu beynimizin normal durumdayken yaptığı bir aktivitedir. Fakat bazı durumlarda algılama konusunda sıkıntı yaşanabilir, anlamakta sıkıntı çekebiliriz. Bu durum doğuştan olabileceği gibi sonradan da ortaya çıkabilir. Çeşitli nedenler etki olarak kişide algılama ve anlama konusunda yavaşlama yapabilir.

Geç Algılama ve Anlama Durumu Nedir?

Beynimiz yukarıda bahsedildiği gibi normal aktivitelerinde öğrenmeye açık bir organımızdır. Tabii ki her kişinin bir algılama kapasitesi vardır fakat bu farklar bir sorun niteliğinde değildir. Geç algılama ve anlama durumu, adı üstünde kişinin normal bir insana göre algılama ve anlama durumlarında yaşadığı sıkıntılardır. Fakat başta da örnek verildiği gibi bu durum normal insandakine göre fazla bir farklar barındırır. Bu yüzden her geç algılama durumunu sorun olarak görmek doğru değildir.

Geç Algılama ve Anlama Durumuna Neler Sebep Olur?

Bu sorun doğuştan olabileceği gibi sonradan da olabilir. Doğuştan olabilen durumlar bebeklerin kafasının üst kısmında bulunan bıngıldak bölgesinden ve doğuştan zeka seviyesinin daha az olmasıdır. Sonradan olabilen durumları ise yüksek ateş, sinir sisteminin yıpranması, hamilelikte kullanılan sigara ve rastgele ilaçlar, uyku bozukluğu şeklinde sıralamak mümkündür.

1. Doğuştan Kaynaklı Sorunlar

Bebekler doğduklarında bıngıldak bölgeleri açık olur ve bu bölge zamanla kapanır. Bebeğin bu bölgesinin kapalı olarak doğması veya normal zamandan daha geç kapanması durumları zeka seviyesini olumsuz etkileyebilir. Bu konuda bir doktora gitmek en doğru tercih olacaktır. Ayrıca bir bebek doğuştan zeka seviyesi düşük olarak doğabilir. Bu durum da geç algılama ve anlama konusunda sıkıntı yaşanmasına nedendir.

2. Yüksek Ateş

Yüksek ateş hemen hemen herkesin başına gelebilen fakat bebekler ve çocuklarda daha fazla görülen bir durumdur. Vücudumuzun normal sıcaklığı 36 derece civarındadır. Bu sıcaklığın artması ve yüksek ateş olarak tanımlanır. Uzun süre yüksek ateş durumda kalan bir kişinin havale geçirmesi sonucu beyin hücrelerinde sorunlar meydana gelebilir.

3. Sinir Sisteminin Yıpranması

Sinir sistemlerinin yıpranması durumu algılama ve anlama konusunda sorunlar çıkarabilir. Aşırı yorgunluk gibi durumlar sinir sistemini olumsuz etkileyebilir.

4. Hamilelikte Kullanılan Sigara ve Rastgele İlaçlar

Sigara kullanımı kişinin kendi sağlına dahi zarar vermekle beraber hamile olan bir kadının sigara kullanması bebeği için olumsuz bir durumdur. Hamilelik döneminde sigara kullanımının etkilerinden bir tanesi de bebekte oluşabilen zeka geriliğidir. Hamilelik döneminde yapılan bir başka yanlış da doktorun önermediği ilaçları kullanmaktır. Bazı ilaçlar özellikle hamilelik döneminde kullanılmaz.

5. Uyku Bozukluğu

Uyku düzeni bir insanın sağlığı için önemli bir konudur. Uyku zamanında vücut toparlanır ve yeni güne kendini hazırlar. Uyku düzenin bozulması çeşitli sorunlara yol açabilir. Bu sorunlardan bir tanesi kişinin gün içinde algı ve anlama konularında sıkıntı yaşamasıdır.

Geç Algılama ve Anlama Durumunda Ne Yapılmalıdır?

Bahsi geçen durumların sebepleri yukarıda görüldüğü gibi çeşitli konulardan olabilir. Doğuştan kaynaklı sorunların belli başlı kesin çözümleri yoktur. Tabii ki bir doktora görünmeli ve neler yapılabileceği konusunda danışılmalıdır. Ayriyeten yüksek ateş ve sinir sisteminde kalıcı sorunlar için de bilindik kesin bir çözüm yoktur. Aynı şekilde bu gibi yaşanılan durumlar bir doktora görünmekte fayda vardır. Bunlar dışında hamilelik döneminde kullanılan sigara ve rastgele ilaçlar bebeğin zekası konusunda sorun yaratabileceği için dikkat edilmelidir. Uyku düzeni konusunda ise kişinin en uygun düzeni kendisine belirlemesi ve buna uyması gerekir.

Her kişinin kendine has uyku ihtiyacı vardır. Bunun dışına çıkmaz ve uyku düzeninizi korursanız gün içinde uykudan kaynaklı algılama ve anlama konusunda sıkıntı yaşamazsınız. Vitamin eksikliği gibi durumlar da algı ve anlama konusunda sıkıntı yaratabilir. Bu sebeple kan değerleri ve vitaminleri ölçtürmek için test yaptırılıp doktora danışılmasında fayda vardır. Son olarak olabildiği kadar stresten ve sıkıntıdan uzak durulmalıdır. Kafanızın yoğun olduğu zamanlarda algılama ve anlama konularında sıkıntı yaşamak doğal bir sonuçtur. Bu yüzden bu konuya dikkat etmekte fayda vardır.

Boşanma Kararı Almadan Önce

Evlenirken birbirlerine yaşam boyu aynı yastığa baş koyma sözü veren çiftlerin 1 milyonundan fazlası boşanma kararı aldı. Uzmanlar son 10 yılda yüzde 38 oranında artış gösteren boşanmalarda çiftler arasındaki sosyal, ekonomik, cinsel ve psikolojik nedenlerin başı çektiğini belirtiyor. Boşanmanın başlıca sebeplerini; eşlerde, aile yapılarında ve yaşam tarzlarında zamanla ortaya çıkan uyumsuzluklardır.

Yaş ve sosyal statü evliliklerin geleceğini belirler

Evliliklerin sürmesi için çiftlerin birbirine denk durumda olması çok önemlidir. Kadın ve erkeğin eğitim düzeyi ve sosyolojik yapısı çok uzaksa bu durum çiftler arasındaki paylaşımı azaltarak, çatışmayı artıracaktır. Ayrıca evliliklerde yaşam tarzı ve alışkanlıklarının farklı olması zamanla önemli sorunlara sebep olmaktadır. İlk başlarda erkeğin sosyal statüsü, ekonomik anlamdaki gücü ve olgunluğu genç kadının ilgisini, genç kadının hayat dolu oluşu, güzelliği ve neşesi de yaşça daha büyük olan erkeğe çekici gelmektedir. Bu tür ilişkiler birkaç yıl güzel ve uyumlu sürse de zamanla erkek yorulmakta, daha dingin ve sakin bir yaşamı; kadın ise gençliğinin verdiği enerji ile hareketli ve eğlenceli bir yaşamı devam ettirmek istemektedir. Farklı yerlerde mutlu olan, farklı ilgi alanlarına sahip çiftlerin ayrılığı kaçınılmazdır.

Çiftler karar alma konusunda özgür bırakılmalı

Boşanmanın diğer bir sebebi, ülkemizde büyük bir çoğunluğun problemi olan aynı evde kayınvalide ve kayınpederle yaşamaktır. Yeni evli çiftlerin kurulmuş bir düzene ayak uydurmalarını beklemek ise büyük bir yanlıştır. Hayat tarzını oluşturamayan ve bağımsız olmayan çiftler, kendi evliliklerini de benimseyememekte, erkeğin evin oğlu rolünden, eş rolüne geçmesi zorlaşmaktadır. Çiftlerin bir araya gelerek yaşayacakları yerden çocuklarının eğitimine kadar kendileri karar vermesi evliliklerinin geleceği açısından önemlidir. Geniş aile modeli ile yaşamak; tarafların düşüncelerini dile getirmesini, seçimlerini rahatlıkla yapabilmesini zorlaştırmaktadır ve karı koca arasında erozyonlara sebep olmaktadır. Bununla birlikte evlilik, sadece kadının ekonomik açıdan bağımsız olamadığı ya da çocuklar için sürüyorsa, mutsuzluk vardır. Türkiye’de bu sebeple devam eden mutsuz evliliklerin sayısı oldukça fazladır ve kişiler ancak bağımsız olduklarını hissettikleri kadar birbirlerine bağlı olabilmektedir.

Cinsel sorunlar boşanmanın sessiz sebeplerindendir

Erkek ve kadının tekil olarak ya da bir arada yaşadığı cinsel problemler zamanla dile getirilemeyen fakat huzursuzluk veren sorunlar haline dönüşmektedir. Erkek, cinselliği bedeni ile kadın ise beyni ile yaşamaktadır. Bu farklılık zamanla çözülmemiş diğer problemlerin de çiftlerin cinsel hayatına yansımasına neden olmaktadır. Kadının sürekli aklında olan problemler, cinsel soğukluğu da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle sevişerek evlenen çiftler, sevişememekten dolayı boşanmaktadır. Ayrıca hala günümüzde erkekten dolayı yaşanan cinsel sorunlar ve bunların gizli tutulması ayrıca tıbbi yardım alınmaması yüzünden bakire sürdürülen evliliklerin oranı azımsanmayacak kadar fazladır. Bunun dışında boşanmaların nedeni olarak kuşkusuz aldatma da önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Hayatta ve yatakta paylaşım azalmışsa boşanma kaçınılmazdır.

Paylaşım azaldıkça psikolojik çöküş artar

Çiftlerin olduğu gibi boşanmanın da psikolojisi vardır. Kadının duygusal, erkeğin fiziksel şiddet uygulaması, çiftlerin psikolojisini olumsuz anlamda etkilerken boşanmayı da hızlandırmaktadır. Ayrıca çiftler arasındaki kişilik çatışmaları boşanma da önemli bir faktördür. Kadınlar, hayatın onlar için hazırladıkları rollere daha çabuk uyum sağlarken bu durum erkeklerde zaman almaktadır. Kadın henüz anne olmadan annelik rolüne girebilirken erkek baba olduktan sonra bu role adapte olabilmektedir. Bu süreçte doğal olarak azalan paylaşım, çiftlerin birbirini anlamalarını zorlaştırarak uyumu da yok etmektedir.

Boşanma kararından önce ilişki terapisine başvurulmalı

Ülkemizde birçok çift boşanmayı düşünmelerine rağmen mutsuz evliliklerini sürdürmeyi tercih etmektedir. Bu durum çiftlerin psikolojisi için bir çöküş ve ilerleyen süreçte daha zor zamanların habercisi anlamına gelmektedir. Çiftler boşanma kararından önce ilişki terapisini denemelidir. Bilimle ve doğru iletişim yoluyla çiftlerin sorunlarını çözülebilmeleri mümkün olsa da erkekleri eş terapisine ikna etmek kolay olmamaktadır. Bu da sorunların çözülmesini, çiftler arasındaki uyumun düzelmesini imkansızlaştırmaktadır. İnsanların mutsuzluk ve ilişkilerini düzeltmek için uzmanlardan yardım almaları, gelecekte mutlu olmaları açısından önemlidir.

Bebeklerin rahat bir uykuya dalması için öneriler

Çocukların uykuya olan ihtiyacı ve uyku süreleri büyüme dönemlerine göre farklılık gösteriyor. Çocuğun yeterli büyüyüp gelişmesi için geceleri düzenli uyuması gerekiyor.  Sağlıklı uyku alışkanlığını kazandırmak için bebeklikten itibaren belirli bir saatte, bebeğin uyuması ve uyanmasını sağlamak büyük önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Erkan Uçlar, bebeklerin sağlıklı ve kaliteli uykusu için neler yapılması gerektiği hakkında bilgi verdi.

Bebeğinizin aşırı yorgun olmamasına dikkat edin

Bebeklerin uyku saatleri biyolojik ritme göre düzenlenmelidir. Bebeğin geç uyutulması, uyku süresinin daha uzun olacağı anlamına gelmez. Hatta bebek bu nedenle yorgun düşerse uyku düzeni etkilenir, uykuya dalmakta ve uykuda kalmakta zorluk çeker, bir süre sonra da kronik uykusuzluk gelişebilir. Bu nedenle bebeğin yorgunluğunun belirtileri iyi gözlemlenmelidir. Bebeğin yorgun olduğu ancak bu yorgunluğun aşırı olmadığı an çok önemlidir.

Bebeğin rahat bir uykuya dalması için 8 altın kural;

  1. Ilık banyo yaptırmak
  2. Badem, papatya ya da lavanta yağı ile masaj yapmak
  3. Kitap veya masal okumak
  4. Şarkı söylemek
  5. Hafif müzik dinletmek
  6. Beslemek
  7. Memede uyuma alışkanlığı kazandırmamak
  8. Odasının karanlık olmasına özen gösterin

Emerek uykuya dalmasını engelleyin

Bebekler için yatma vakti rutini geliştirilmelidir. Uyku vaktinden bir saat önce gerçekleştirilen bu rutin, bebeğe uyku vaktinin geldiğini işaret eder ve uykuya hazırlanmasında yardımcı olur. Eğer bir bebek uykuya sürekli emzirilerek ya da biberonla beslenerek dalıyorsa, emzirme ile uykuyu ilişkilendirebilir. Bu durum zamanla uykuya başka yollarla dalmasına engel olur. Bebeğin herhangi bir yardım olmadan uykuya dalması isteniyorsa, uykulu hale gelene kadar emzirilmeli fakat bu şekilde uyuyakalması engellenmelidir.

Uyanırken nasıl sesler çıkardığına dikkat edin

Bebeğin daha uzun uyuyabilmesine yardım etmek için ilk adım onun uykuda çıkardığı seslerle, uyanmış olduğu zamanlarda çıkardığı sesleri belirleyebilmektir. Bu durumda bebeğin gerçekten uyanmaya başlarken onu beslemeye başlamanız ya da uykuya dalması için kullandığınız sözcüklerle onu nazikçe okşamanız, uykusunu bölmeden tekrar uyumasına yardımcı olabilir. Aksi takdirde bebek en ufak kıpırdanışında kucaklanıp beslenir, bakımı yapılır veya sallanırsa, zamanla uykuya dalabilmek için bu rutine ihtiyacı olduğunu düşünür.

Sağlıklı bir uyku alışkanlığı kazandırmak için bunlara dikkat edin;

  • Gece bebeğin uyuduğu odayı olabildiğince karartın
  • Geceleri yanındayken sakin ve yavaş hareket edin
  • Gece çok gerekli olmadıkça alt değiştirmemeye çalışın ve bezini nazikçe kontrol edin
  • Gece uyandığında kendini oyun zamanında hissetmemesi için hareketli oyuncakları bebeğin yatağından uzak tutun
  • Bebeği yatırırken kullandığınız “pış pış, uyku zamanı” gibi bazı anahtar kelimeleri birkaç hafta boyunca tekrara edin
  • Bebeğin akşam uyuyacağı odada gün boyunca kitap okuma, şarkı söyleme ve oyun oynama gibi sakin zamanlar geçirin. Bu odada onu gün boyunca 2 ya da 3 kez gündüz uykusuna yatırın. Bu bebeğin kendi yatağının güvenli ve çok rahat bir yer olduğunu öğrenmesinde yardımcı olacaktır
  • Kendi başına oynaması için yatağında bırakıp o oynarken arkasına geçip onu izleyebilirsiniz
  • Bebeğe uykuyu anımsatacak oyuncak ya da battaniye gibi bir uyku oyuncağı alabilirsiniz
  • Uyuyan bir bebek beslenmemelidir.
  • Eğer bebek on sekiz aylıktan büyükse ve onunla uyumayı isteyecek ondan daha büyük bir kardeşi varsa birlikte uyumalarını sağlayın
  • Düzenli bir öğle uykusu, beslenme ve aktivite programı takip ederek, bebeğin iç saatinin ayarlanmasını sağlayın

Ev ödevlerini yaptırmanın kolay yolları

Okul çağındaki çocukların en büyük sorunu; eve geldikten sonra ödevlerini yapmaları için ebeveynlerinin verdiği mücadeledir.

Okulun en büyük gerekliliklerinden biri de ev ödevidir. Özellikle 5-7 yaş arasındaki çocuklar günde en az bir saat ev ödevi yapmalıdır.

İşte çocuğunuza ev ödevlerini yaptırmanın 6 kolay yolu;

1. Çocuğunuzun ödevlerine bakıp hangisi için kaç dakika ayıracağına siz karar verebilirsiniz. Böylelikle onun da bu zaman limitine uymasını sağlayabilirsiniz.

2. Ev ödevinin ne zaman yapılacağına dair birtakım kurallar belirleyebilirsiniz. Örneğin; Fayda sağlaması için ev ödevini okuldan gelir gelmez yapması için yönlendirebilirsiniz.

3. Okuldan geldikten sonra biraz ara verip, başka aktiviteler yaptıktan sonra da ödeve başlatabilirsiniz. Ancak hangi zaman aralığını seçerseniz seçin, ev ödevi söz konusu olduğunda bunu düzenli olarak uygulamaya çalışın.

4. Bir okuma günlüğü tutabilir, çocuğunuzla birlikte kitap okurken yaşadıklarınızı bu günlüğe yazabilirsiniz.

5. Her gece aynı saatte çocuğunuzla birlikte bir kitap okuyabilirsiniz.

6. Çocuğunuzun okul sonrası yaptığı spor, resim veya müzik gibi aktivitelerin saatlerini de çocuğunuzun ev ödevlerine göre ayarlamaya dikkat edin.

Çocuğunuzla kaliteli vakit geçirmenin 10 yolu

Evimizin, hayatımızın neşesi çocuklarımızla, evde geçirilen zamanın kalitesi çok önemlidir. Çocukları oyalamak için onları gelişimine katkıda bulunmayacak teknolojik aletlere emanet etmek yerine yapmanız gereken şeyler var.

Çocukların gün içinde hayatlarını yönetmeleri ve bu yönetimden iyi sonuçlar çıkarmaları pek mümkün olmaz. Bu yüzden onları doğru yönlendirme görevi biz büyüklere düşecektir. Çocukken edinilen alışkanlıklar, tüm hayatlarında etkili olacaktır.

Hedefler belirleyin: Öncelikle çocuklarınızın her şeyi küçük adımlarla başardığını ve zamanla gelişebileceğini unutmayın. Bu yüzden onlara kendiniz kadar büyük yükler yüklemeyin.

Çocuklarla geçirilecek zaman içinde ne gibi ikramlar ve yiyecekler olacak, öncelikle bunu planlayın. Sonra onarlı bu işe dahil edin. Örneğin birlikte kurabiye pişirebilirsiniz ve yumurtaların kırılması veya çırpılması işini çocuğunuz üstlenebilir.

Günlük sorumluluklar: Gündelik işler her zaman olacak ve hiç bitmeyecektir. Yani sizin temizliğiniz, çamaşırınız ve bulaşığınız önceliğiniz olmamalı. Öncelik çocuğunuzla kurduğunuz iletişim ve onun huzuru olmalıdır.

Gündelik işlerde size yardımcı olabileceği hissini ona verebilirsiniz. Örneğin çamaşırları renklerine göre ayırırken, ondan yardım isteyin. Yaşına uygun olarak, bu çok eğlenceli ve ona da beceri kazandıracak bir oyun olabilir.

Verimli ve verimli insanlar, çocukluklarından itibaren içindeki gücü kullanmaya imkan bulmuş kişilerden çıkmıştır.

Sağlıklı yaşamın en temel şartı olan egzersiz, çocuklarınızla birlikte yapıldığın da hem daha eğlenceli olur, hem zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız, hem çocuğunuza sporalışkanlığı vermiş olursunuz.

Evde birlikte spor yapmak veya sokakta birlikte ip atlamak gibi egzersizler veya daha yaratıcı egzersizler bulabilirsiniz. Özellikle hareketli çocuklar için egzersiz, enerjilerini harcamaları için en güzel yollardan biridir.

Akşam hep beraber sofra kurulduğunda oturmak ve yemek, ailenin iletişimi, bağlarını güçlü tutması ve ilişkinin devamı için çok faydalıdır.

Peki, siz akşam yemeğini hazırlarken, çocuğunuzun yardım etmesi güzel olmaz mı? Elbette ona soğan doğratmayacaksınız! 🙂

Ancak çocuğunuza yıkanmış marul veya göbek salata yapraklarını verip, eliyle küçük parçalar koparmasını ve büyük bir salata kabının içine koymasını söyleyebilirsiniz.

Böyle bir etkinliği, dilimlenmiş salatalık, domates ve rendelenmiş havuç, turp dilimlerini ayrı tabaklarda çocuğunuzun önüne koyup, ondan ortaya şık bir salata çıkarmasını isteyerek de sağlayabilirsiniz.

Çocuklarınızla geçirilecek zamanın genişliği, kalitesi ve keyfi, sizin hayal gücünüze bağlı!

Serbest zaman: Birlikte geçirdiğiniz zamandan sonra çocuğunuza kendisi için yapmak istediği bir şey olup olmadığını sorabilirsiniz. Televizyonda çizgi film izlemek, oyuncaklarıyla odasında oynamak gibi… Sizinle birlikte zaman geçiren çocuğunuz mutlu ve tatmin olmuş olacağı için, size de nefes alacak zaman kalacaktır.

Çocuk Yetiştirmenin 10 Altın Kuralı

Makarenko’ya göre sevgi olmadan mutlu bir insan yetiştirmek imkansız. İşte çocuk yetiştirmeye dair 10 altın kural:

Çocuğunuzun eğitimindeki en önemli kısım sizin kendi davranışınız.
Çocuğunuzla birlikte olduğunuz her an aslında onu eğitiyorsunuz, o yorulmak bilmeden sizi izliyor, davranışlarınızı ve sözlerinizi kaydediyor. Yaşadığınız en ufak bir değişikliği bile fark edecek kadar iyi gözlemliyor sizi. Ve eğer siz etrafınıza karşı olumsuz davranışlar içindeyseniz çocuğunuzun aksi şekilde davranmasını beklemek tam bir hayal olur.

Eğitimde en açık, en içten ve ciddi tavrınızı takınmalısınız.
Bu üç özellik eğitimde mutlaka olmalıdır, çünkü bu üçlü hayatta da önemli bir yere sahiptir. Ciddi olmak sert ve kızgın olmanızı gerektirmez. Ciddi olurken samimi de olabilirsiniz. Emin olun çocuğunuz bu üçlüyü anlar ve değer verir.

Her ebeveyn çocuğunda ne görmek istediğini iyi bilmelidir.
Anne baba olarak çocuğunuzdan ne beklediğiniz konusunda açık olmalısınız. Beklentileriniz üzerine ciddi ciddi kafa yormalısınız, bu süreçte kendi hatalarınızı görebilirsiniz ancak hatalarınızın olması cesaretinizi kırmamalı.

Çocuğunuzun iyi olduğundan emin olmalısınız.
Çocuğunuza gerekli ölçüde özgürlük tanımalısınız ancak onun nerede ve kimle olduğunu bilmeniz önemlidir. Onu karşılaşabileceği iyi ve kötü tüm durumlara karşı hazırlarsanız her zaman güvende olacağından emin olursunuz.

İyi bir eğitimin anahtarı düzenli olmaktır.
Eğitimde küçük hatalar bile affedilemeyebilir. Ancak düzenli olursanız tüm ayrıntıları gözünüzün önünde tutabilirsiniz. Her gün, her an ve sürekli gerçekleşen küçük detaylar aslında hayatta büyük öneme sahiptir ve onları kontrol edebilmek ancak düzenle olur.

Çocuğunuzu yardımınızı almaya zorlamayın ama yardım etmekten de mutlu olun.
Ebeveynlerin çocuklarına yardım etmesi zorlayıcı, sıkıcı ve rahatsız edici olmak zorunda değildir. Çocuğunuz bazen zorlanabilir ama zorlukların üstesinden gelebilmeyi öğrenmek için biraz kendi başına çabalaması gerekir. Önemli olan ebeveyn olarak çocuğunuzun zorluklar arasında ne yapacağını bilmez halde kaybolmasına izin vermemenizdir.

Gerçekleştirdiği bir işin sonucuna göre onu ödüllendirmeyin veya cezalandırmayın.
Bir problemini çözebiliyor olmak çocuğunuz için kendi başına yeterli olmalıdır. Onun yaptığı işi takdir etmenizin en iyi yolu sarf ettiği çabayı, becerilerini, ve yöntemlerini takdir etmenizdir. Çocuğunuzu hem överken hem de cezalandırırken dikkatli olmalısınız. Onu arkadaşlarının yanında övmemeli ve cezalandırmamalısınız.

Bir çocuk kendi değerini bilmezse kimseyi sevemez.
Sevmek, sevgiyi anlamak ve mutlu olmak için çocuğunuzun önce kendi değerinin farkında olması lazım. Kendine değer vermeden başkaları için bunu yapmasını bekleyemezsiniz.

Çocuğunuz için kendinizi feda etmeyin.
Çoğu ebeveyn gün gelir şu şekilde yakınır: “Anne/baba olarak onun için her şeyimi feda ettim, kendi mutluluğumu bile.” Asla bunu yapmayın. Çocuğunuza iyilik yaptığınızı düşünerek yapacağınız en büyük kötülüklerden birini yapmış olursunuz çünkü. Onun için kendi mutluluğunuzdan vazgeçmeyin, beraber mutlu olmanın yollarını bulun.

Sevgi en güçlü duygu çünkü harikalar yaratabilen, insanları baştan yaratan ve insani değerleri yaratan duygu sevgi. Çocuğunuzu bu yönde, sevgiyle eğitirseniz onu mutlu edersiniz.

Anne Baba Olmadan Önce Yapılması Gerekenler

Anne baba olmadan için hayatınızda ve yaşam stilinizde bazı değişiklikler yapmanız gerekebilir. Çocuklu bir hayata uyum sağlamak için yapmanız gereken değişiklikleri derledik.

Daha toleranslı olmalısınız.
Toleranslı olmak demek çocuklarınızın isteklerini karşılamak için yeterince esnek olabilmeniz anlamına gelmektedir. Çocuğunuzun istekleri sizin gerçekleştiremeyeceğiniz şeyler olsa bile bu durumu değiştirmek için yeterince toleransınız olmalı.

Daha düzenli olmalısınız.
Bekar olmak ve çocuk sahibi olmamak boş zamanınızın ebeveyn olanlara göre daha çok olduğuna işaret eder. Ancak çocuk sahibi olduğunuz zaman sahip olduğunuz zaman artmaz ve sizin o zamanı daha düzenli ve organize bir şekilde kullanmanız gerekir.

Daha üretken olmalısınız.
Annelik ve babalık tam zamanlı işlerdir ve bu zamana kadar kazandığınız beceriler ve sahip olduğunuz para bu tam zamanlı işler için kullanılacaktır. Çocuğunuz büyüdükçe ihtiyaçları değişecek ve gelişecektir ebeveyn olarak bunları karşılamak sizin sorumluluğunuzdur.

Daha destekleyici olmalısınız.
Ebeveyn olmak zaman zaman çok zorlayıcı olabilir, özellikle de bu konuda tecrübeniz yoksa. Bu süreçte destekleyici olmanız çok önemlidir çünkü hem eşiniz hem de siz desteğe fazlasıyla ihtiyaç duyacaksınız.

Daha çok kıymet bilin.
Ebeveynliğin zorlukları arasında birçok şeyi kolaylıkla daha az takdir edebilir ve çevrenizdekileri kırabilirsiniz. Ancak ebeveyn olmak başlı başına bir hediyedir ve bunun kıymetini bilirseniz hem siz hem de çocuğunuz daha mutlu olur.

İlişkinizin daha güçlü olması gerekir.
İyi ebeveyn olmak eşinizle iyi bir ilişkiye sahip olarak başlar. güçlü olmayan bir ilişkiniz varsa yaşanan aksaklıkların etkisi çocuklarınız üzerinde de kendini gösterir.

Duygularınızı daha iyi kontrol edebilmelisiniz.
Kaygılı, öfkeli, huzursuz vb. bir insansanız ve bu duygularınızı kontrol edemiyorsanız ebeveyn olarak işiniz zor diyebiliriz. Her ne kadar harika olsa da ebeveyn olmaz duygusal açıdan sizi yıpratabilir. Duygularınızı kontrol altında tutabilmek size ciddi bir üstünlük sağlar.

Sorumluluk sahibi olmalısınız.
Sorumluluk sahibi olmak, bazı şeyleri üstlenmek ebeveynlikte çok önemlidir. Anne-baba olduğunuzda sorumluluklarınız artacaktır bunların farkında olmak ve yerine getirmek hiçbir zaman olmadığı kadar önemli olacaktır.

Sağlığınıza daha çok önem vermelisiniz.
Sağlık yalnızca fiziksel sağlıktan ibaret değildir. İyi bir çocuk yetiştirmek için ruhsal, duygusal sağlığınızın da yerinde olması gerekir. Ebeveynler çocukları üzerinde büyük etkiye sahiptir. Çocuğuna karşı öfke, eleştiri ve kinlilik göstermeyi hiçbir ebeveyn istemez.

Tutarlı olmalısınız.
Tutarlı bir tutumunuz olduğunda çocuğunuza güven aşılarsınız. Sizi kararlarının arkasında duran kendinden emin bir insan olarak gördüğünde kendi gelişimi için de olumlu noktaları gözlemler.

Disleksi Belirtileri Nelerdir ve Tedavisi

Disleksi bir öğrenme bozukluğudur ve dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ve matematik becerilerinin öğrenilmesinde ve uygulanmasında yaşanan güçlükleri ifade eder. Disleksi sahibi kişiler dilin işitsel parçalarını işlemede sıkıntı çektiklerinden iletişimde ve öğrenme de sıkıntılar yaşarlar.

Disleksiye Ne Sebep Olur?

Disleksi genellikle çocuklukta teşhis edilir ve kökenlerinin nörolojik olduğu düşünülmektedir. Disleksi ayrıca beyin hasarlarının sonucu da olabildiği gibi temelinde dil işleme ile ilgili sorunların yattığı öğrenme bozukluklarının da bir sonucu olabilir. Beynin sadece dili işleyen kısımlarının değil aynı zamanda hafıza ile ilgili kısımlarındaki anormalliklerin de dislekisye sebep olacağına inanılır.

Disleksi Belirtileri Nelerdir?

-Konuşma becerisinin gelişiminde yavaşlık ve güçlük
-Yazılı ve sözel dili kavramada ve ifade etmede yaşanan zorluk
-Harfleri öğrenmede ve sesleri çıkarmada yaşanan sorunlar
-Kelimenin tümünü ya da parçalarını okuyamama
-Kafiye türetmede sorun yaşama
-Heceleme becerisindeki eksiklikler
-Ritm temelli aktiviteleri yaparken zorlanma

Bunların yanı sıra görme ile ilgili ya da odaklanma, depresyon gibi çeşitli rahatsızlıklar da disleksinin belirtileri olarak görülebilir.

Disleksinin Tedavisi Var Mıdır?
Disleksinin erkenden teşhis edilmesi öğrenmede, yazmada ve konuşmada oldukça etkili olmaktadır. Disleksinin seviyesine ve diğer öğrenme bozuklarının varlığına göre tedavi değişebilmektedir. Özel dersler, okuma iyileştirici sınıflar ya da sınavlar ve dersler için ayrılan fazladan süreler bu sorunun ortadan kaldırılmasında yardımcı olmaktadır. Konuşma ve dil terapistleri de rahatsızlığın düzeltilmesinde etkin bir şekilde rol almaktadırlar.

Disleksi Başarıyı Engeller Mi?
Disleksi teşhisi almış birçok insanın hayatlarında başarılı olduğu bilinmektedir. Özellikle bazı örneklerde disleksi ve ortalama-üstü zekâ arasında ilişki bulunmaktadır.

Thomas Edison ve Albert Einstein disleksi rahatsızlığına sahip olmalarına karşı başarılı olan iki ünlü bilim insanıdır.

Çocukların Hayali Arkadaşları Varsa Ne Yapılmalı

Hayali arkadaşlar, küçük çocukların hayallerinde yaratılan kimi zaman ergenler de hatta yetişkinlerde de görülen gerçekte var olmayan arkadaşlardır. Hayali arkadaşa sahip olmak normal psikolojik gelişimin bir parçası olarak görülür.

2004 yılında Washington Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada yaşları 3 ve 7 arasında değişen çocukların %65’inden fazlasının en az bir tane hayali arkadaşa sahip olduğu ortaya çıktı. Okul öncesi çağdaki kız çocuklarının, kendi yaşıtlarındaki erkek çocuklarına göre daha fazla hayali arkadaşa sahip olduğu görüldü. Araştırmada ayrıca, bu hayali arkadaşların %57’sinin insan, %41’inin ise hayvan olduğu bulundu. Çocukların büyük bir kısmı ise hayali arkadaşlarının gerçekte var olmadığının farkındaydı.

Çocuklar ile hayali arkadaşları arasındaki ilişki esnektir. Bir çocuk bir ya da daha fazla arkadaşa belli dönemlerde sahip olabildiği gibi bu arkadaşlığı tüm çocukluğu boyunca da sürdürebilir. Çocuk ile hayali arkadaşı arasındaki ilişki genelde ya hiyerarşik ya da eşitlikçidir. Araştırmalar tüm hayali arkadaşların arkadaş canlısı olamayabileceğini gösteriyor. Birçok çocuk hayali arkadaşlarını kontrol etmekte güçlük çektiklerini veya bu hayali arkadaşların kendilerini bunalttığını ifade etmektedirler.

Ruh sağlığı uzmanlarının büyük bir çoğunluğu, çocukların hayali arkadaşlara sahip olmasının veya nesnelere ya da oyuncaklara insan özelliği kazandırmasının çok normal olduğunu savunuyor. Çünkü bu hayali arkadaşlar çocukların sosyal, duygusal ve bilişsel yönden gelişiminde oldukça önemli bir rol oynuyor. Hayali arkadaşları sayesinde çocuklar, yetişkinlerden gördükleri kişiler arası iletişimi taklit edebiliyor, bazı çatışmaları sonuca kavuşturabiliyor ya da içinden gelen korku ya da kaygı gibi hisleri tek başına (arkadaşının yardımıyla) yatıştırmayı başarabiliyor. Ayrıca hayali arkadaşlar çocukların empati yapabilme becerisini de geliştiriyor.

Çocuklarda soyut düşünme becerilerinin kazandırılmasında da hayali arkadaşların önemi var. Erken çağdaki soyut düşünceler, semboller ya da durumlar bu arkadaş sayesinde kavranıyor. Bir başka araştırmanın parçasında, 4 yaşında olan ve hayali arkadaşları bulunan çocukların, 7 yaşında olan ama hayali arkadaşı hiç olmamış çocuklara göre duygusal anlamlandırma testlerinde daha yüksek sonuçlar aldıklarını gösteriyor.

Hayali arkadaşlar insanlar tarafından ruh sağlığı açısından olumlu olarak değerlendirilmese de çocukların yaratıcılığını artırdığı gibi onlara güvenli bir ortamda dünyayı anlama ve rekabet etme olanağı sağladığı açık bir şekilde ortada. Ayrıca çocuklar kaygı, stres ya da travma gibi durumlarla da bu arkadaşlarıyla konuşarak başa çıkabiliyorlar.

Çocuklarda Alt Islatma Nedenleri

Enürezis (İng.; enuresis) çocuğun gece veya gündüz istemsiz bir şekilde altını ıslatması, idrar kaçırmasıdır. Alt ıslatma 4-5 yaşına kadar normal kabul edilir. 4-5 yaşından sonra ise çocukların %85’i hem gece hem de gündüz idrar kontrolünü sağlamıştır.

Altıslatma Nedenleri?
En önemli nedenleri çocuğun ailesinin katı bir tuvalet eğitimi vermesi, hemen alt ıslatmayı bırakmasının beklenmesi, alt ıslatmanın çok önemli bir sorun olarak görülmesi ve ailenin eğitiminin yetersiz gelmesidir. Diğer bir nedeni de çocuğun ebeveynleri ile yeterli bir duygusal etkileşim kuramamasıdır.

Altıslatma ve Psikoterapi
Alt ıslatma organik veya gelişim geriliğine bağlı olarak karşımıza çıkabilir. Bu durumda çocuğun idrar kontrolünü sağlaması uzun zaman alabilir veya hiç kazanamayabilir. Çocuğu bir pediatrik üroloğa veya özel eğitim veren kurumlara götürmek gereklidir. Ancak enürezisin psikolojik yönü daha sık karşımıza çıkmaktadır. Psikiyatrist ve psikoloğun davranışçı yöntemlerle psikoterapi, oyun terapisi veya ilaç tedavisini (her ikisi birlikte de olabilir) uygulamaları sorunu çözmeye ve ortadan kaldırmaya yönelik etkili bir adımdır.

Çocuklarda İnatçılık, inatçı çocuklarla nasıl başedilir

İnatçı çocuk saldırganlığını pasif direniş yoluyla açığa vurur. Her işi ağır yapar. Ağır giyinir, okula geç gider, çalışmam demez ama masa başına geçip hiçbir şey yapmadan oturur. Eğer çocuğum çok inatçı nasıl davranmalıyım diyorsanız okuyunuz.

İnatçı çocuk kimdir ?

İnatçı çocuk saldırganlığını pasif direniş yoluyla açığa vurur. Her işi ağır yapar. Ağır giyinir, okula geç gider, çalışmam demez ama masa başına geçip hiçbir şey yapmadan oturur. Okulda da öğrenmeye karşı isteksizdir. Ancak geçebilecek kadar not alabilir.

Anne baba ve öteki yetişkinlere karşı olumsuz bir tutum içindedir. Arkadaşları ile tam olarak kavga etmese de geçimsiz ve uyumsuzdur. İnatçı çocuk gergin ana çocuk ilişkisinin bir sonucudur ve başlangıcı özerklik dönemine kadar gider. Annenin tuvalet eğitimi veya yemek konusunda çok katı ve ısrarcı oluşu çocuğu pasif direnmeye götürür.

Çok karışan çok söylenen ayrıntılar üzerinde çok duran bir anne çocuğunu böyle bir savunma yoluna kolayca iter. Kardeşler arasında ayırım yapılması da yine inatçılığı tetikleyen bir durum olabilir.

İnatçı cocuğa nasıl yaklaşılmalıdır

 – Aile tutum ve davranış çeşitlerinden olan baskıcı ve katı olma çocuğun inatçılık davranışını artırır.

 – Aile sosyalleşmeyi öğrenebilmesi için kabul edilmiş uygun davranış biçimlerini içeren birer model oluşturmalıdır.

 – Çocuğa isteklerini ertelemesi ve bu istekleri kontrol altına alması konusunda destek olunmalıdır.

 – Çocuğun benlik saygısını geliştirmesine destek olun.

 – Arkadaşları ve diğer yetişkinlerle nasıl sağlıklı iletişim kurulabileceği konusunda yardımcı olun.

 – İnatçı olan bir çocuğun inatçılık davranışını pekiştirebilecek ve devamını sağlayacak her türlü tutum ve davranışlardan kaçının.

 – Çocuk yetiştirme konusunda uygulanacak disiplin ve konacak kurallar konusunda tutarlı ve kararlı bir davranış sergileyin.

 – Okul ortamında inatçı çocuğun davranışları karşısında öğretmen zıtlaşma şeklinde ortamların olmasına izin vermemelidir.

 – Öğretmen inatçı bir çocuğun istek ilgi ve ihtiyaçlarını çok iyi belirlemelidir.

 – Öğretmen inatçı bir davranışla karşılaştığında çocuğu örselemeden uzlaşabilecekleri bir orta nokta bulmalıdır.

 – Öğretmenin bu davranışın ortadan kaldırılmasına yönelik aile ve uzman kişiler ile işbirliği yapması gereklidir.

Çocuklarda Kekeleme ve Fonolojik Bozukluklar Nedir?

Çocuğun konuşmasının zamanlamasında ve akıcılığında bozulma söz konusudur, seslerin ve hecelerin sık uzatılması ve tekrar edilmesi olabilir. Hece ve kelimeleri söylerken duraklama olabilir. Fonolojik bozuklukta ise bazı harflerin ve hecelerin telaffuz edilmesinde problem vardır.

KEKELEME BOZUKLUĞU

Çocuğun konuşmasının zamanlamasında ve akıcılığında bozulma söz konusudur, seslerin ve hecelerin sık uzatılması ve tekrar edilmesi olabilir. Hece ve kelimeleri söylerken duraklama olabilir. Bazen söyleyemediği kelimeyi konuşmamak için kişi başka kelimeler kullanmaya çalışabilir. Kelime yinelemeleri olabileceği gibi hece yinelemeleride olabilir.

Genelde 2-4 yaşları arasında olan kekemelik normal olarak karşılanır. Kekemeliğin %90 geçici olmakla beraber kadarı kalıcı olabilir . Israr eden kekemeliklerde gerekli müdahalenin yapılması gerekir.Bazı durumlarda kekemelik dalgalanmalar şeklinde değişik dönemlerde görülebilir.

Ailenin çocuğun kekemeliğine dikkat çekmemesi gerekir . Çocuk kekelemeye başladığında sanki normal konuşuyormuş gibi davranmak önemli bir noktadır .Eğer dikkat çekerse, uyarırsa çocuğun anksiyetesi daha da artar , bu da konuşmanın daha da bozulmasına neden olur. Kekemelik durumunu değişik stres etkenlerinin, kaygı durumlarının , aşırı kontrolcü ebeveyn davranışlarının, yeni hayat aşamasında ( kardeş doğumu, okula başlama gibi ) uyum güçlüklerinin kekemeliğin şiddetini artırdığı konusunda klinik veriler mevcuttur. Kekemelik belli bir süre geçmez ise anne babaların zaman kaybetmeden çocuklarını çocuk psikiyatristine getirmeleri gerekir. Belli bir yaştan sonra kekeleme için konuşma , nefes ve ritim egzersizleri verilir . Bu egzersizler ile çocuğun durumuna eşlik eden kaygı durumlarını azaltmak amacı ile ilaç tedavisi de uygulanabilir. Yurt dışında konuşma terapisti yetiştiren dört senelik fakülteler olmasına karşın ülkemizde kekemelik profesyonel anlamda ele alınmamaktadır.

Bu arada kekemelikten dolayı çocukta gelişebilecek özgüvenin zedelenmesi , sosyal ortamlara girmek istememe ile birlikte sosyal fobi, etrafta konuşmaktan kaçınma, arkadaş ilişkilerinde bozulmalar, ders ve okulda konuşmak istemediği için uyum güçlükleri, içe çekilme, kendini ifade etmekte zorluk, kronik depresyon gibi durumlar görülebilir. Bu nedenle eşlik eden bazı psikiyatrik sıkıntılar için psikoterapi ve ek ilaç desteği yapılmalıdır.

FONOLOJİK BOZUKLUKLAR

Fonolojik bozukluğu kekelemeden ayırt etmek gerekir. Fonolojik bozuklukta bazı harflerin ve hecelerin telafuz edilmesinde problem vardır. Fonolojik bouzukluğun tedaviside kekelemeye benzerdir. Ancak burada yaklaşım ve altta yatan psikopatoloji farklıdır.

Fonolojik bozukluğu olan çocuklarda bu durum zeka gerilikleri, işitme ve duysal sorunlar, konuşma ile ilgili motor bozukluklardan, merkezi sinir sistemi sorunlarından ayırt edilmelidir.

Hafif dereceli fonolojik bozuklukta çocuğun konuşması aile üyeleri tarafından anlaşılmasına rağmen çevre tarafından anlaşılmaz. Ağır derecede fonolojik bozuklukta ise aile üyeleri tarafından da konuşma anlaşılamaz.

Fonolojik bozuklukta en sık r-s-k-ş gibi harflerin telaffuz edilmesinde sorunlar vardır. Bu sorunlardan dolayı çocuk yaşıtları arasında uyum güçlükleri ile karşılaşabilir .Özellikle bu durumu fazla olan çocukların sosyalleşmelerinde sorun olabilir. Çocuk konuşma sorunundan dolayı çok fazla sosyal ortamlara girmek istemez, kendini toplum içerisinde ifade etmekten çekinir, bildiği halde derste kalkıp soruları cevaplamak istemez , kronik depresyon gelişebilir, arkadaş ilişkilerinde zorluklar yaşayabilir, kendine olan özgüveninde azalma olabilir. Bütün bu nedenlerden dolayı fonolojik bozukluğu olan çocukların gerekli psikososyal desteğe ihtiyaçları vardır. Gerekirse sıkıntının fazla olduğu durumlarda ilaç tedavisi kullanılabilir.

Fonolojik bozukluğun tedavisinde çocuğun yaşına uygun olan önerilerde bulunulur. Temel tedavi yöntemi ses çıkarma, konuşma ve telaffuz konusunda eğitim ve egzersizdir.

Çocuklar Niçin Küfür Eder, Küfür Eden Çocuk İçin Ne Yapılmalı?

Her gelişim basamağında başarılması gereken bazı zorluklar vardır ve çocuk bu zorlukları anne baba desteğiyle aşarak yeni beceriler kazanır. Aşılamayan zorluklar gelişim basamaklarındaki sonraki döneme aktarılır ve uyumsuz davranışlar ortaya çıkar. Bunlardan biride çocuğun küfür etmesidir.

Küfür

Küfür üç temel gruba ayrılır.

  • Ya beddua etmek yada birine zarar verilmesi dileğini yansıtan konuşma biçimi
  • Cinsel içerikli küfürler, müstehcen konuşmalar
  • Kişiliğe yönelik küfürler. Manyak, salak…

Çocuğun küfür etmesinin nedenleri

  1. Dikkat çekme : Bazı çocuklar ana – babadan yeterli ilgiyi göremiyorlarsa, dikkat çekmek için küfrederler.
  2. Sarsılma : Bazı çocuklar için yetişkinleri şok etme, rahatsız etme eğlenceli olabilir.
  3. Ağızdan kaçıverme : İnsanlarda engellenme yada kızgınlık hissedildiğinde yada fiziksel bir gerginlik olduğunda küfürün ağızdan çıkıvermesi çok doğaldır. Çok engellenen, yaşama alanı çok daraltılan çocuk, kızgınlık olarak küfredebilir.
  4. Savunma : Bazıları için kötü söz söyleme bir savunma davranışıdır. Küfür etmenin tam anlamıyla yasak olduğu çevrede yetişenler, isyan ederek bağımsızlıklarını göstermek isterler.
  5. Olgunlaşma : Bazende çocuklar yetişkin olmanın bir sembolü olarak, kötü söz söylerler.
  6. Akranları tarafından onaylanması.
  7. Çocukça bir zevk : Küçük çocuklarda banyo ve ona ilişkin konuşmak, çocuklarda bir tür çocuksu seksüel zevk alma durumu ortaya çıkarmaktadır.

Küfür eden çocuğa ne yapılmalı

Örnek oluşturma : Eğer kaba ve küfürlü bi konuşma eğilimini kendinizde engelleyebiliyorsanız, çocuğunuzda bu kontrolü sizi taklit ederek öğrenecektir.

Dürtülerini ifade edebilme : Eğer çocuk, size olan kızgınlıklarını rahatlıkla dile getirebiliyorsa, bu özgürlüğe sahip ise, olumsuz duygularını belirtmek için daha az küfürlü sözcük kullanacaktır.

Tartışma : Bu kelimeler bir kağıda yazılarak tanımlanır ve daha sonra tartışılır.

Önemsememek : Çocuklar kötü sözcükler kullandığında, anne – babalar bu duruma pek fazla üzülüp şaşırmıyorlarsa, çocukların bu sözcükleri söylemeleri için bir nedenleri kalmayabilir.

Dilsizlik Oyunu : Ana – babalar böyle durumlarda şoke olmaktan çok, sessizlik oyunu oynayarak çocuğu yönlendirebilirler. “senin kullandığın kelimenin anlamı nedir?”, “anlamıyorum”, denilerek çocuktan yanıtlaması istenir.

Üretici olmaya özendirmek : Üretici uğraşlar, yazınsal faaliyetler, spor vb. Üreticiliği artırıp kötü söz kullanımını engeller.

Kötü sözcüklerin yıpratılması : Çocuk bu kelimeyi kullandığında 5 dakika boyunca bu kelimeyi söylemesini isteyin. Büyük olasılıkla bir daha kullanmayacaktır. Söylemek istemediği zaman, ancak kötü sözcüğü kullanmaktan dolayı verilen cezayı uyguladıktan sonra, istediğini yapabileceğini söyleyin.

Ciddi cezalandırmama : Eğer çocuğunuzu, döverek, bağırarak, tehdit ederek cezalandırırsanız; çocuğunuz bu bu kelimeleri yakalanıp cezalandırılmamak için, gizlice kullanmayı öğrenir.

Uygun olmayan bu sözcüklerin yerine, uygun kabul edilebilir sözcükler kullanması için çocuğu bilgilendirmek gerekir. Çocuk olumlu sözcük kullandığında, çocuğun övülmesi teşvik edilmesi gerekir.

Çocuklarda Davranış Bozuklukları ve Nedenleri

Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı, iç çatışmalarını davranışlarına aktarması sonucu ortaya çıkar. Hırçınlık, sinirlilik, saldırganlık, inatçılık, yalan, çalma, küfür gibi davranışlar davranış bozukluklarına girer.

Bir çocuğun davranışının bozukluk sayılabilmesi için bazı ölçütler gerekir. Bu ölçütler:

1 Yaşa uygunluk

Her gelişim döneminin kendine özgü davranışları vardır. Bu nedenle çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilmek gerekir. Ör; 2 yaş çocuğu negativist,hareketlidir ve istenilen şeyi yapmaz. Freud’un anal, Erikson’un özerkliğe karşı kuşku ve utanç dönemine rastlayan bu yaşlarda çocuk, özerk bir birey olduğunu öğrenir. Kendisi istemeyince altının değiştirilmesini istemez, öpülmeyi reddeder.

3-5 yaş çocuğu dikkat çekmek ister. Hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatabilir. Henüz yalanla yalan olmayanı ayırt edemezler. Bu nedenle bu yaşlardaki çocukların anlattıkları yalan olarak kabul edilmezken, 11-14 yaşlarındaki çocuklarda görülen yalan normalden sapan bir davranış olarak kabul edilir.

2 Yoğunluk

Bir davranışın bozukluk olarak kabul edilmesindeki 2. Ölçüt yoğunluktur. Örneğin; 5 yaş çocuğunda öfke ve huysuzluk doğalken, bu davranış başkasına fiziki zarar verme şekline dönüşürse, davranış bozukluğu kategorisine girer.

3 Süreklilik

Çocuğun belirli bir davranış türünü ıısrarlı bir biçimde ve uzun zaman devam ettirmesidir.

4 Cinsel rol beklentileri

Erkeklerde kızlara oranla daha saldırgan olmaları beklenirken, davranışları ile erkeklere benzer saldırgan davranan kızların davranışları normalden sapan davranış kategorisine girer.

GENEL OLARAK DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERİ

1. Dikkat çekmek: Çocuğa gerekli sevgi ve ilgi gösterilmediğinde yada yeterli zaman ayrılmadığında dikkat çekmek için davranış bozukluklarına yönelir.

2. Ebeveynlere karşı güç kazanma isteği

3. İntikam alma isteği: Özellikle dayak yiyen, sevgi verilmeyen çocuk ana-babasından intikam almak ister. Aşırı otoriter ve baskıcı tutum, katı disiplin ana-babaya karşı öfke ve nefret duygularının gelişmesine ve buna parelel olarak başkaldırıcı bir bireyin oluşmasına neden olur.

4. Yetersizlik: Çocuğun kendine güvensiz olması davranış bozukluklarına neden olur. Anne-babanın aşırı koruyucu, hoşgörülü tutumu, gerektiğinden fazla özen gösterilmesi fazla kontrol anlamına gelir. Sonuçta çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal olarak çabuk kırılan bir kişi olur. Bu durum çocuğun kendi kendisine yetmesine olanak vermez ve davranış bozukluklarına neden olur.

DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARLA OLUMLU İLİŞKİ NASIL KURULUR?

1 Karşılıklı saygı

Azarlamak, bağırmak, vurmak, susturmak, tutarsız davranmak çocuğa saygısızlığın göstergesidir. Her ana-baba çocuklarına saygı göstermeyi öğrenmelidir. Her çocuk ayrı bir birey olarak ele alnıp, fikirleri sorulmalı ve fikirlerine saygı gösterilmelidir.

2 Çocuğa zaman ayırmak

Çocukla ilgilenmek, zaman ayırmak gerekir. Birlikte geçirilecek zaman nicelik değil, nitelik olarak önemlidir. Birlikte çocuğun hoşlanacağı faaliyetler yapılabilir.

3 Cesaretlendirme

Çocuğun kendine güvenmesini istiyorsa önce anne-baba çocuğa güvenmelidir. Çocuğun çabasını övmeli ve yüreklendirmelidir. Cesaretlendirme çocuğun kendini değerli algılayabilmesi için çok önemlidir. Cesaretlendirme çocuğu olduğu gibi kabul edip, kendi olduğu için değer vermedir.

4 Sevgiyi anlatmak

Çocuğun kendini güvenli hissedebilmesi için, en azındansevildiğini bilmesi ve sevmesi gerekir.

Çocukların Yaşına Göre Boşanmanın Etkileri

Oyun Çocukluğu Dönemi -Bebeklik Dönemi (1-3 Yaşlar Arası)

Boşanma Bu Dönemde Çocuk İçin Ne İfade Eder?

  • Ana-babadan birinin evden ayrıldığını anlar. Ama sebebini kavrayamaz.

Bu Dönemde Çocuğun Boşanmaya Karşı Tepkileri?

  • Eskisine göre daha sık ve çok ağlama, bağlanma.
  • Uyku sorunları
  • Gerileme :Altına kaçırma, parmak emmenin yeniden başlaması.
  • Ebeveynden ayrı olduğunda endişe ve kaygı hissetme.
  • Öfke patlamaları.
  • Isırma ve rahatsız edici davranma gibi saldırgan davranışlar.

Bu Dönemde Ebeveynler Neler Yapabilir?

  • Eskiden olduğu gibi, günlük yaşamın ritmini bozmadan eskisi gibi yaşamaya devam etmek
  • Sürekli endişeli görünmekten kaçınmak.Çocuğu güvenli bir aile ortamında yetiştirmek..
  • Çocukla birebir zaman geçirmek (Anne ve babanın ayrı ayrı zaman geçirebilir.)

Okul Öncesi Çocuklar (3-6 Yaş Arası)

Boşanma Bu Dönemde Çocuk İçin Ne İfade Eder?

  • Boşanmanın anlamını tam olarak anlayamamakla birlikte, anne veya babadan birinin hayatında eskisi gibi yer almadığını fark eder.

Bu Dönemde Çocuğun Boşanmaya Karşı Tepkileri?

  • Yaşananlardan dolayı kendisini suçlayabilir.
  • Öfke duygularını yoğun olarak yaşayabilir.
  • Birlikte yaşadığı ebeveynine hırçın ve öfkeli ve huysuz olur.
  • Uyku sorunları yaşayabilir.Geceleri korkulu rüyalar görebilir..

Bu Dönemde Ebeveynler Neler Yapabilir?

  • Ayrı kaldığı ebeveynini istediği zaman ziyaret edebileceğine dair güven hissi vermek ve bunu düzenli olarak gerçekleştirmek.Ayrı kalan ebeveynle çocuğun telefonla görüşmesine olanak hazırlamak.
  • Çocukla, anne ve baba olarak farklı zamanlarda farklı etkinliklerde buluşmak (sinema, tiyatro, piknik).Birlikte geçirilen vakitlerde, çocuğu konuşmaya ve iletişim kurmaya cesaretlendirmek.
  • Çocuğun duygularını ifade olanağı bulabileceği doğal ortamlardan faydalanmak. (Anaokulunda oyun oynama, evde parmak boya ve serbest resim faaliyetleri, birlikte kitap okuma gibi.)
  • Boşanmadan onun sorumlu olmadığını ve bakımının sürekli ve düzenli olarak yerine getirileceğini, onu hiçbir zaman yalnız bırakmayacağınızı anlatmak.

Okul Dönemi (6-11 yaş)

Boşanma Bu Dönemde Çocuk İçin Ne İfade Eder?

  • Boşanma olgusunun ne olduğunu anlamaya başlar.Ana-babasının artık birlikte yaşamayacağını ve birbirlerini eskisi gibi sevmeyeceklerini anlar.

Bu Dönemde Çocuğun Boşanmaya Karşı Tepkileri?

  • Kendisini aldatılmış hissedebilir..
  • Ebeveyninden gidenin geri döneceğini ümit eder.
  • Ayrılan ebeveynin artık kendisini istemediğini düşünür.
  • Arkadaşlarını görmezlikten gelebilir..
  • Kimsenin onu okuldan almaya gelmeyeceğini düşünerek kaygı duyar.
  • Baş ve karın ağrılarından şikayet edebilir..
  • Uyku düzeni bozulur. Uyuma güçlükleri yaşar.
  • Boşanmadan sorumlu tuttuğu, birlikte olduğu ana ya da babasını, zaman zaman kum torbası gibi hırpalar. Ona karşı hırçınlaşır.

Bu Dönemde Ebeveynler Neler Yapabilir?

  • Birlikte özel zamanlar planlamak ve ev dışında anne ve babayla ayrı ayrı programlar gerçekleştirmek (hayvanat bahçesine, lunaparka gitmek gibi).
  • Kaliteli vakit geçirmek
  • Çocuğu büyükbaba-büyükanneye bırakmak yerine, anne ve babanın ayrı ayrı “yüz yüze iletişim” kurmaya dikkat göstermeleri.
  • Çocuğun ev dışında aktif olmasını sağlamak(tenis, basket, yüzme gibi), ter atmak yoluyla bir yandan fiziki rahatlamayı sağlarken, bir yandan da duygularını ifade edebileceği ortamı hazırlayarak (enstrüman çalmak, resim yapmak vb.) duygusal boşalımı sağlamak.
  • Olan bitenle ilgili sorduğu tüm soruları cevaplandırmak ve iletişim kanallarını açık tutmak.
  • Depresyon ve korku belirtilerinde duyarlı olmak. Bir psikologdan devamlı profesyonel yardım almak.
  • Günlük yaşam alışkanlıklarının eskiden olduğu gibi, aynen devamını sağlamak.
  • Kendisini nasıl hissettiğini anlatması için cesaretlendirmek.
  • Anne/baba, bütün bunları, yüzünde hiçbir gergin ifade yansıtmadan, içinden geldiği gelerek yapmalı.

Çocuklar Neden Korkar?

İnsanın varoluşşal özelliği olarak korku duyması oldukça normaldir. Korku hissi, bizleri tedbir almamız gerektiğine dair uyaran bir mekanizma olarak işler. Ancak bazen korku hissi beklenenden yoğun, işlevselliği azaltıcı nitelikte olabilir.

Annenin yaklaşımı bebeğin korkmamasını sağlar

Literatürde korkunun ilk başta 5-12 ay civarında bebeğin kişileri tanıması ve ayırt etmesi ile belirginleştiğinden bahsedilir. Bu dönemde çocuk sürekli gördüğü insanlara yakınlık gösterir, tanımadığı insanlardan ürkebilir, ağlayabilir. Böyle bir durumda yeni girilen ortamda bebek ebeveyninin kucağında oturtulup, ortama ve insanlara alışması sağlanırsa ve güven duygusu verilirse kısa sürede ağlaması kesilecektir. Bebek anneyi oldukça takip eder niteliktedir. Anne `korkulan yabancı kişi` ile jest ve mimiklerle desteklenmiş olumlu bir iletişim başlatıp, bu iletişime bebeği de dahil ederek bebeğinin korkusunu aşmasına yardımcı olabilir.

12-18 aylık bebeklerde ayrılık endişesi görülür. Bu dönemde bebeklerin zeka gelişimi hızlanmış ve algıları daha da açılmıştır. Kendisine bakan, seven, ihtiyaçlarını karşılayan biri olduğunun farkındadır. Bebeğiniz zamanla annesinin gidip, geri döneceğini kavramaya başlayacak bu doğal duygusu zamanla azalacaktır.

Okul öncesi döneme dikkat!

Okul öncesi dönemde 2-5 yaş arası ani seslerden, karanlıktan, yalnız kalmaktan, hayali yaratıklardan, yani anlamlandıramadıkları durumlardan korkabilirler. 6 yaş civarı okula başlama ile beraber, anneden ayrılık korkusu (okul korkusu) tekrar gündeme gelir, aynı zamanda performans kaygıları da başlayabilir. Bu dönemde bedensel kaygılar görülebilir. Görüldüğü üzere bu dönemde sosyalleşme ile beraber daha gerçekçi korkular vardır, anne-babanın kaygıları çocuğun da kaygılanmasında etkili olur.

Çizgi film ve tv programları konusunda seçici davranın

Yukarıda bahsedilen korkular günlük etkilenmeler ve gelişim düzeyi ile alakalı olanlardır. Bir de anne-baba, bakıcı veya yakınların yanlış tutumlarından oluşan korkular gelişebilir. Çocuğa yapılan terk edilme ile ilgili tehditler, anne ve babadan uzun süre ayrı kalma, çocuğun ebeveyninin aşırı kaygılı bir tutum sergilemesi, çocuğa karşı aşırı eleştirici ve mükemmeliyetçi tutum, fiziksel veya psikolojik cezalar çocukta korku gelişmesine neden olabilir. Bir de medyadan gelen şiddet ve olumsuz içerikli mesajlar çocukta korkuyu tetikleyebilir. Bu nedenle ebeveynlerin çizgi filmler ve televizyon programları konusunda seçici davranması önem taşımaktadır.

Çocuklara ölüm kavramını uygun bir dille anlatmak çok önemli

Özellikle ölüm ile ilgili yanlış açıklamalar, bilgiler çocukta ölüm korkusu geliştirebilir. 3 yaştan önce çocuklar ölümü anlamlandıramazlar. 3-5 yaş arası ölüm geçici bir şey olarak algılanır. 6 yaştan itibaren ölümün son olduğunu kavramaya başlarlar, 9 yaş itibarı ile de canlıların öldüğünü ve evrensel bir durum olduğunu kavramaya başlarlar. Çocuğunuz ölüm ile ilgili sorular sorduğunda; sorulara kısa, net, doğrudan cevap vermek önemlidir. Özellikle çocuğa `uzun yolculuğa çıktı` demek çocukta döneceğine dair beklenti yaratabilir,” sonsuz uykuya daldı” demek uyku ile ölümü eşleştirmesine ve uyku problemlerine yol açabilir. Yakın bir kişinin kaybı varsa çocuğa bunu uygun bir dille belirtmek ve yas tutmasına, kişiye psikolojik anlamda veda etmesine müsaade etmek ve bu süreçte çocuğun güvende olduğu duygusunu aşılamak oldukça önemlidir.

Ergenlik Dönemi Çocuğun Ailesine Öneriler

Ergenlik dönemi, çocukluktan yetişkinliğe geçişteki ara bir dönemdir diyebiliriz. Genellikle 11-21 yaş arası ergenlik dönemidir. Vücudun fiziksel değişimi, hormonlar, yeni kimlik oluşturma çabaları, bireyselleşmeye çalışma ve sosyal çevreye de uyum gösterme, kadınlık, erkeklik özelliklerinin oluşturulmaya çalışılması gibi konular ve oldukça sık duygu değişimleri bu dönemin belirgin özellikleridir.

Çocuğunuzun birey olma çabasını destekleyin

Bu dönemde anne-babaya bağımlı olan çocukluk dönemi gitmiş, ani öfke ve sevinç duyguları gösteren, abartılı tepkiler veren, gizliliğin ön planda olduğu, paylaşımın aile ile daha az arkadaşlarla daha fazla olduğu, dağınıklığın, tembelliğin, sakarlığın görüldüğü adeta bağımsızlık savaşının yapıldığı bir dönem gelmiştir. Anne-babalar bu dönemde çocuklarının kişilik özelliklerine, bireysel olma çabalarına saygı göstermeli, yine çocuklarına rehberlik etmelidirler. Ergenin davranışlarını saygısızlık olarak almamalı, kişiselleştirmemelidirler.

Ondaki değişiklikleri iyi gözlemleyin

Bu dönemde mutsuzluk, üzüntü gibi duygular görülebilir. Ergeni onaylamamak, izin vermemek veya küçük bir espri bile onun çok mutsuz olmasını sağlayabilir. Bu duygular genellikle geçicidir ve üzüntü duygusuyla günlük hayatlarını devam ettirebilirler. Çocuklarda ve ergenlerde tipik depresyon belirtileri olmayabilir, daha çok görünen tutum ve davranışlardaki değişimlerdir. Ancak yemek ve uyku da değişiklikler, okul başarısının düşmesi, uzun süreli üzüntülü ve mutsuz olma hali, sık sık ağlama isteği, eleştirilere karşı aşırı tepkili olma, otorite ile sorunlar, okuldan veya evden kaçma, huzursuz olma, intihar düşüncesi, madde kullanımı, hiçbir şeyden zevk alamama, dünyaya ve kendine yabancılaşma, suçluluk duyguları, saldırganlık eğilimi, madde kullanımı, rastgele cinsel ilişki varsa ve yaklaşık 2 haftadır gözlemleniyorsa ergenlik depresyonundan bahsedilebilir.

Çocuğunuzun problemlerini kabullenin ve çözüm yoluna gidin

Aileler genelde çocuğunun problem yaşadığını kabul etmeme eğilimi gösterebilirler. Ancak bu tutum ergenin problemlerinin çözülmesini engeller nitelikte bir kısırdöngü oluşturur. Ergenlik döneminde, boşanma, taşınma, karşı cinsle ilgili hayal kırıklıkları, benlikle ilgili olumsuz düşünceler, aile içi çatışmalar gibi çeşitli stres durumları depresyona neden olabilir. Bunun yanında genetik faktörler de depresyonda önemli rol oynar.

Uzman yardımı çok önemli

Ergenlik depresyonunu gözden kaçırmamak, yetişkin yaşamda ruhsal anlamda daha sağlıklı bireyler olma yolunda önemlidir. Özellikle terapi ve gerekiyorsa ilaç tedavisi ile depresyonun tedavisi mümkündür.

Çocuğunuz Her İstediğini Ağlayarak Yaptırıyorsa

Sürekli ağlayan ve her istediğini bu şekilde yaptırmak isteyen çocuklar, anne babaların en rahatsız olduğu konulardan biridir. Çocuğun ağlamasına kıyamayıp hemen istediğini yapmak veya “dokunma, yapma” gibi kuralcı söylemler; çocuğun duygularını ve istediklerini sürekli ağlayarak belirtmesine neden olmaktadır.

Bebekler Ağlamayı İletişim Aracı Olarak Kullanır

Bebekler İhtiyaçları için ağlayarak haber vermektedirler, zamanla ihtiyaçları karşılandıkça beklemeyi öğrenirler. Bebek, 1 yaş gibi hareket kabiliyetinin gelişmesiyle birlikte; özgürlük, özerklik, bağımsızlık için çabalarken, ebeveynler bebeğe zarar gelmesinden korkarak sınırlamalar getirmeye, kuralları öğretmeye çalışmaktadır.

2 Yaşında Çocuklarda İnatçılık Ve Ağlama Çok Sık Görülür

Özellikle 2 yaş civarında hem anneye bağımlılık hem de özerk bir durum vardır. İnatçılık ve ağlamalar bu dönemde çok sık görülmektedir. Öncelikle bu dönemde çocukların hareketli, keşfedici, karıştırıcı ve ısrarcı olduklarını bilmek gerekmektedir. Ancak bu olumsuz özellikler geçicidir. 3 yaş gibi daha uyumlu, kurallara uyan beklemeyi bilen bir çocuk ortaya çıkmaktadır.

Kurallar Konusunda Kesin Ve Kararlı Olmak Önemli

Çocuklar çok çabuk öğrenirler ve unutmazlar. Örneğin çocuk şeker istediğinde, anne baba bunu istemediğini belirttiği halde çocuk ağlamaya başladığında sussun diye veriyorsa çocuk ağlama yolu ile istediklerini yaptırabileceğini öğrenmiş olur. Ödüllendirmeyi yanlış yapmamak için öncelikle kurallar konusunda kesin kararlı olmak ve tutarlı davranmak önemlidir. Tutarlı davranış için eşlerin ortak kurallarda anlaşmaları ve bunları uygulamaları gerekmektedir.

Çocuğun Ağlama Alışkanlığını Azaltmak İçin Anne Ve Babalara Öneriler

  • Çocuğunuz oynanmasını istemediğiniz bir materyalle oynuyorsa, yavaşça elinden alarak ilgisini çekecek başka bir oyuncak vermelisiniz.
  • Çocuğa rahatça oynayabileceği bir yer ayrılmalıdır
  • Çocuğa sürekli yapma, elleme, koşma demekten sakınmak gerekir
  • Çok sıkı veya çok rahat bir disiplin anlayışı çocuklara zarar verir.
  • Olumlu davranışları ödüllendirilmeli, olumsuz davranışların tepki verilmeden sakinleşilmesi beklenmelidir
  • Çocuk her ağladığında istediğini yapmayarak bu davranışın işe yaramadığını ona gösterilmelisiniz.
  • Çocuğa korkutarak disiplin vermek kısa süreli işe yarar uzun vadede çok zararlıdır
  • Çocuk ağladığında başkalarının yanından ayrılarak ağlamasının geçmesi için, dikkati başka noktalara çekilip, sakinleşince konuşmak ve anlatmak önemlidir
  • Disiplin de olumlu davranışları ödüllendirme, olumsuzları ödüllendirmeme ve pekiştirmeme, 1-2 ay bunu denedikten sonra hala olumsuz davranışlar devam ediyorsa yaptığı davranış karşılığında geciktirmeden, belirli süreli olarak, sevdiği bir aktiviteden mahrum bırakma uygulanabilir.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.