Anne Baba Danışmanlığı

 

Ebeveyn Danışmanlığı, hamilelik, bebeklik, çocukluk ve ergenlik dönemlerinde çocuklarınızı sağlıklı bir biçimde yetiştirmenize yardımcı olan, çocuğun karşılanması gereken ihtiyaçları, çocuğun gelişim özellikleri, hangi davranışın normal hangi davranışın normal dışı olduğunu ayırt etme, çocuğun yaşına uygun gelişiminin sağlıklı bir şekilde ilerleyip ilerlemediğini tespit etme ve sosyal-duygusal gelişimi yerinde olan çocuklar yetiştirmek için sağlıklı, işlevsel ebeveynlik becerileri konularında verilen danışmanlık hizmetidir.

Çocuklarla iletişimde neler dikkat edilmeli?

İletişim sadece konuşmak değil, aynı zamanda karşımızdakini aktif bir şekilde dinlemektir. Çocuklarla konuşurken göz kontağı, beden dili gibi pek çok nokta önemlidir. Çocuklarla konuşurken ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimiz de önemlidir.

Çocuklarda yemek ve uyku sorunlarına nasıl müdahale edilmeli?

Çocukların yaşadıkları yemek ve uyku sorunlarına zamanında ve uygun yöntemlerle müdahale edilmediğinde, bu sorunlar anne, baba, çocuk arasında çatışmaya yol açabileceği gibi, ileriki yaşlarda da devam eden sorunlar olarak kalabilir.

Çocuklara tuvalet alışkanlığı nasıl kazandırılmalı?

Tuvalet alışkanlığı kanma sürecinde sadece çocuğun hazır olma hali önemli değildir. Anne babanın da bu sürece hazır olması oldukça önemlidir. Çocuğun yaşından çok, fiziksel ve sosyal duygusal olgunluk seviyesi önem taşır.

Çocuklara kural ve sınır koyarken nelere dikkat edilmeli?

Toplumsal hayat kural ve sınırlardan meydana geldiği için, çocuklarımızı büyütürken de kurallarımızın ve sınırlarımızın olması önemlidir. Bu kural ve sınırları çocuğumuzun yaş ve gelişim düzeyine göre ayarlamalı ve bu konuda tutarlı ve kararlı olmalıyız.

Çocuklara oyuncak seçerken nelere dikkat edilmeli?

Çocuklara oyuncak seçerken onların gelişimini destekleyici ve keyifli vakit geçirmelerini sağlayacak oyuncaklar seçilmeli. Oyuncak alırken çocuğun da olması ve tercihlerini belirtmesi önemlidir. Oyuncakların güvenli ve sağlıklı olması da bir diğer konudur.

Çocuklarla nasıl oyun oynamalı?

Çocuklarla oyun oynarken en güzeli onların oyununa dahil olmak ve onlar gibi oyundan keyif almaktır. Oyun çocuk için öğrenme sürecidir ama anne babalar olarak bizim öğretici olmamıza gerek yok, zaten bizi model alıp doğru ve yanlış davranışları öğrenecekler

Kaliteli zaman nedir?

Kaliteli zaman ne sadece annenin ne de sadece babanın tekelinde olan bir zaman aralığı değildir. Çocuk hem annesi hem de babası ile zaman geçirmeye ihtiyaç duyar. Önemli olan, çocuğa ayırdığımız zaman aralığını onunla geçirmek ve bölmemektir.

Anne baba tutarlılığı neden önemlidir?

Çocuklar anne babaları arasındaki tutum farkını fark ettikleri andan itibaren bunu kendi lehlerine kullanmaya çalışırlar. Anne baba tutarlılığı, aile birliği olsa da, anne baba boşanmış olsa da önemlidir. Çünkü çocuk karşısından birliği ifade eder.

Çocuklar neden yalan söyler?

Çocuklar özellikle 4 yaşla birlikte yalan söylemeye başlarlar. Bu yalan, biz yetişkinlerin kullandığı yalan olmasa bile, zamanla bizlerin yanlış tutumları ile bu şekilde bir yalana da dönüşebilir. Yalan söyleme gereği duyan çocuğun, gerçekleri söylememek için korktuğu ve çekindiği bir şeyler olabilir. Bu, anne baba çocuk ilişkisi açısından değerlendirilmelidir.

Çocuklar neden hırsızlık yapar?

Çocuklar arkadaşlarında gördükleri eşyaları ve oyuncakların kendilerinde de olmasını çok isterler. Bir çocuk için bunun en kısa yolu, o eşyayı izinsizce o arkadaştan almaktır. Bu durum, özellikle çocukların sosyalleşmeye başladığı ve çok fazla kişi ile iletişim etkileşim içinde olduğu okul öncesi dönem ve ilkokul döneminde görülebilir.

Çocuklarda davranış problemleri nelerdir, çözümü nasıl olmalıdır?

Çocuklarda ortaya çıkan davranış problemlerinin birçoğu, anne baba çocuk ilişkisi çerçevesinde değerlendirilmelidir. Yolunda gitmeyen, yanlış giden bir şeyler varsa, bu durumlar çocukların davranış problemi sergilemesine neden olabilir. Aslında çocuk tırnaklarını yiyerek, altını ıslatarak, bazı şeylerin yolunda gitmediği ile ilgili anne babasına sinyal vermektedir. – Parmak emme – Tırnak yeme – Tikler – Kendine şiddet uygulama – Başkasına şiddet uygulama – İsteklerini ağlayarak ifade etme – Altını ıslatma, kaka yapma ( Enurezis, Enkoprezis)

Metropolitan Okul Olgunluğu Testi

Metropolitan Okul Olgunluğu Testi, okula yeni başlayan birinci sınıf çocuklarının yönergeleri anlamaya hazırlıklı olmalarını sağlayacak olan özellikleri ve başarılarını ölçmek üzere hazırlanmıştır.

Her alt test uzman kişi tarafından sözlü olarak verilen yönergeye göre çocuğun işaretleyeceği ve kopya edeceği resimlerden meydana gelmiştir

Beş-altı yaş arası çocuklara uygulanan bu testin süresi yaklaşık 30 dakikadır.

Çocukları anaokulun sonunda veya birinci sınıfın başlangıcında değerlendirmek için hazırlanan ve on altı sayfadan oluşan bu test, altı ayrı alt testten oluşmaktadır. Bu testler şu şekilde sıralanmaktadır:

Kelime anlama (15 madde) : Bu test dilin anlaşılması ve kavranmasını belirlemeye yönelik bir testtir. Çocuktan, her sırada dört resim içinden söylenileni seçmesi istenmektedir.

Cümleler (14 madde) : Bu testte çocuktan kendisine anlatılan cümleyi anlaması ve gördüğü resimle bunu birleştirmesi gibi karmaşık bir işlem beklenilmektedir.

Genel Bilgiler (14 madde) : Sosyokültürel faktörün etkisinin fazla olduğu alt testlerden biri olan genel bilgi alt testinde söz konusu olan resimler, çocukların günlük hayatta her zaman karşılaşabileceği görme ve elleme olanağına sahip olduğu nesnelere aittir. Çocuktan gösterilen resimle tanıdığı nesne arasında ilişki kurması ve nesneyi isimlendirmesi istenilmektedir.

Eşleştirme (19 madde) : Okuma yazmanın öğrenilmesinde önemli bir yer tutan eşleştirme, metropolitan okul olgunluğu testinin en önemli bölümlerinden birini oluşturmaktadır. Benzerliklerin tanınmasını içine alır. Her madde de hayvanların, eşyaların, sayıların, harflerin, kelimelerin dört ayrı resmi sıralanmıştır. Sıranın ortasında çerçeve içine alınmış resmin aynısının çocuktan bulması ve çerçeve içine alması istenir. Genellikle bu testte şekilleri doğru olarak işaretleyemeyen ve ters işaretleyen çocuklarda okuma ve yazmada problemlerin görüldüğü belirtilmektedir.

Sayılar (24 madde) : Bu test sayı bilgisini ölçmektedir. Bu alt testte sayılar ve seriler hakkında belirli bir eğitimden geçmemiş olan okul öncesi çocuklarda o zamana kadar kazanılmış olan sayı kavramını dolayısıyla sayı olgunluğunu ölçmek amaçlanmaktadır.

Kopya etme (10 madde) : Çocuğun gördüğü şekli doğru olarak algılaması ve buna mekan içerisinde yer verme yeteneğini ölçen bir testtir. Yazının öğrenilmesinde kopya etme önemli bir yer tutmaktadır. Yazı yazmayı öğrenmede gerekli olan, görsel algı ve hareket kontrolünün bileşimini ölçmektedir. Gördüğünü doğru algılayamayan ya da algıladığını mekanda doğru şekilde yerleştiremeyen çocukların, daha sonraları, okuma yazmanın öğrenilmesinde zorluk çekmeleri araştırmacıların özellikle üzerinde durduğu konulardan biridir (Çataloluk 1994). Bu tür testlerin çocuklarda, fiziksel gelişmeyi belirlediği kadar, zihinsel olgunluğu da belirledikleri saptanmıştır. Çocuğun, çizme ve yazmada gösterdiği mekanda ters algılama eğilimi kopya etme alt testinde kendini gösterebilir.

Bütün bu alt testlerde her maddeye doğru verilen yanıt bir puan ile değerlendirilir. Puanların tümü testin toplam puanını oluşturur. Her alt testin kendine ait puanları da belirlenir.

Çocuk Gelişim Testi Nasıl Yapılır?

İster sağlıklı olsun isterse gelişim sorunu olsun, çocukları gelişimsel olarak izlemlemek ve değerlendirmek önemlidir. Anne babaların gözünden kaçan detaylar, bazen gelişimsel olarak önemli olabiliyor. Çocuğun gelişimsel olarak yaşıtlarından geride ya da ileride olma durumunda, çocuk kadar anne babanın da yönlendirilmesi ve onlara doğru rehberlik yapılması gerekmektedir.

Bu amaçla uygulanan gelişim testleri bulunmaktadır. Bir çocuğa gelişim testi uygulamak için, gelişimsel olarak risk altında olma zorunluluğu yoktur. Genel gelişim durumunu takip etmek, kazanmış olduğu bilgi ve beceri düzeyini belirlemek adına da gelişim testi yapılabilir.

Ancak gelişim testi ile zeka testi birbirine karıştırılmamalıdır. Gelişim testi doğum sonrasında ve onu izleyen süreçlerde uygulanabilir, ancak zeka testinin yapılabilmesi için çocuğun 6 yaşını doldurmuş olması gerekmektedir.

Gelişim testinde çocuklar 5 ana gelişim alanında değerlendirilir.

  1. Zihinsel gelişim
  2. Sosyal- duygusal gelişim
  3. Motor gelişim
  4. Dil gelişimi
  5. Özbakım gelişimi

Özbakım gelişimi ile ilgili maddeler çocuğun anne ya da babasına sorularak doldurulmaya çalışılır, ancak diğer gelişim alanlarında çocukla birebir uygulama yapılır.

Bu uygulama sırasında önce çocuğun takvim yaşı gün/ay/yıl olarak hesaplanır ve bu aralıkta ondan beklenen becerileri yapıp yapamadığı test edilir.

Uygulama sırasında testi yapan kişi çocuğa tardım etmez, onu yönlendirmez. Sadece soruları sorar ya da yönergeleri vererek çocuğun bu yönergeler uygun davranıp davranmadığını gözlemler.

Gelişim testi sonucunda eğer çocukta bir ya da birkaç gelişim alanında yaşıtlarında geride olma durumu tespit edilirse, detaylı bir gelişim taraması için farklı alanlara da yönlendirilebilir.

Örneğin, tüm gelişim alanlarında yaşıtlarının düzeyinde fakat dil gelişim alanında geride çıkan bir çocuk, dil gelişimine yönelik çalışmalar planlanır.

Gelişim testi 6 ayda bir tekrarlanabilir. Test sonucuna göre çocuk gelişim takibine alınmışsa, her ay test tekrarlanmaz ama her ay kontrol sırasında hangi becerileri kazandığı, gelişim hızı takip edilir. Gerekli görülürse aileye ev destek programı hazırlanır ve Ebeveyn danışmanlık hizmeti sağlanır.

Dikkat Eksikliği, Hiperaktivite Bozukluğu Nedir?

Dikkat eksikliği – hiperaktivite bozukluğu (DEHB), okul öncesi ve okul dönemi çocuklarda kendini gösteren bir bozukluktur. Çocuğun davranışlarını kontrol etmesinde ve dikkatini vermesinde sorun vardır. Dikkat eksikliği (hiperaktivite bozukluğu) ilk kez 1845 yılında Dr. Henrich Hoffman adlı bir hekim tarafından tanımlanmıştır.

Bu çocuklar, yerinde duramayan, hayallere dalan, düşünmeden davranan, dalgın, unutkan ve benzeri davranışlar sergiler. Bu tür davranışlar genellikle çocuklarda görülen bir durum olduğu için, öyle her çocukta hiperaktivite bozukluğu var denilemez. Bu durumun tanısı deneyimli ve uzman bir psikiyatrist tarafından konulur.

Dikkat eksikliği % 4-8 oranında görülen bir durumdur. Yani 25-30 kişilik bir sınıfta en az 2 çocukta dikkat eksikliği gözlenmektedir. Hiperaktivite bozukluğu son yıllarda tanınmaya başlanmış olsa da, uzun yıllardır bilinmekte ve her yıl bu durum hakkında araştırmalar yapılmaktadır.

DİKKAT EKSİKLİĞİ – HİPERAKTİVİTE NEDEN OLUR?

Dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu nedenleri arasında beynin kimyasal yapısındaki sorunların üzerinde duran araştırma sonuçları vardır. Beyinde mesajların iletimini sağlayan dopamin, serotonin, norepinefrin gibi maddeler ile ilgili araştırmalar halen devam etmektedir.

Ayrıca yakın zamanda yapılan araştırmalarda DEHB’li çocukların beyin hacimlerinin diğer çocuklara göre % 5 daha küçük olduğu ortaya koyulmuştur. Bu çocukların bazılarının beyin hacmi ergenlik döneminde diğer çocuklar ile aynı seviyeye ulaşabilmektedir.

Dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu teşhisi konulan çocukların birinci dereceden akrabalarının % 25’inde de aynı problemler görüldüğü saptanmıştır. Bu tespit sonucuna göre de, genetik faktörler önemlidir.

Bunların dışında bazı çevresel faktörler de dikkat eksikliği – hiperaktivite bozukluğunun ortaya çıkmasında etkilidir. Dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu nedenleri hamilelik dönemi ve doğum sırası ve sonrası şeklinde iki ana gruba ayrılır.

Hamilelik dönemi hiperaktivite bozukluğu nedenleri : Hamilelik döneminde sigara, alkol kullanımı, kötü beslenme, kimyasal zehirlere maruz kalma, çoğul gebelik ve ilaç kullanımı gibi faktörler DEHB’ye neden olabilmektedir.

Doğum sırası ve doğum sonrası hiperaktivite bozukluğu nedenleri : Doğum sırasında zor doğum, doğum sırasında ya da sonrasında yaşanan sağlık sorunları, erken doğum, eksik kiloda doğmak, merkezi sinir sistemi enfeksiyonları, demir eksikliği ve kimyasal zehirler (kurşun gibi) faktörler dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluklarına yol açabilir.

DİKKAT EKSİKLİĞİ – HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU BELİRTİLERİ

Hiperaktivite bozukluğu belirtileri : Yerinde duramama, oturması gerektiği halde oturamama, sessiz sakin oynamayı başaramama, yerli yersiz koşmalar ve tırmanmalar, çok fazla konuşma, bir soru sorulduğunda soru bitmeden hemen cevap verme, sürekli bir şeyler ile uğraşma, sırasını beklemede güçlük çekme, olaylara veya konuşmalara müdahale etme gibi belirtiler hiperaktivite bozukluğunda görülen belirtilerdir.Belirtilere bakıldığında dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu birçok çocukta normalde de görülebilen belirtileri içerir. Fakat durumun tanısı konulurken bunların sayısı, süresi ve bu durumun çocuk üzerindeki olumsuz etkileri önemlidir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri iki grupta değerlendirilir.

Dikkat eksikliği belirtileri : Yönergeleri başından sonuna kadar takip edememe, yaptıkları işlerde, oynadıkları oyunlarda odaklanma sorunu yaşama, evde ya da okulda yapacakları işler veya aktiviteler için gerekli malzemeleri kaybetme, aile büyükleri ya da öğretmenleri konuşurken dinlemiyormuş gibi görünme, detayları gözden kaçırma, düzensiz görünme, uzun süre zihinsel uğraş gerektiren işleri yapmakta zorlanma ve bu işlerden kaçınma, unutkanlık, ilgisinin sürekli başka taraflara kayması gibi belirtiler de dikkat eksikliği belirtileridir.

DİKKAT EKSİKLİĞİ – HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU TEŞHİSİ

Dikkat yetersizliği ve hiperaktivite bozukluğunu tespit etmek için duyulardan başlamak gerekir. Çocuğun duyularını yeterince kullanıp kullanmadığını anlamak önemlidir. Çocukta eksik olan algılar alanında mı, beyindeki yorum alanında mı, çocuğun içgüdüsel yönlendirmesi alanında mı, motor fonksiyon alanında mı diye birtakım nörolojik ve nöro-psikiyatrik testler uygulayarak bu durumun saptanması gerekir.

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu testleri denildiğinde sadece testlerin sonucu değil, değerlendirmeyi yapan çok iyi bir nöro-psikiyatri uzmanı olması da önemlidir.

Anaokuluna Hazır Çocukların Sahip Olduğu 10 Ortak Özellik

Çocuklar, ilkokula giden daha büyük çocukların dünyasına katıldıkları için heyecanlıdırlar. Ebeveynlerin, çocuklarının resmi okula geçişinden ötürü duygulanmaları ve belki de çocuğun sınıfta kendisinden beklenecek görevlere hazır olup olmadığı konusunda endişelenmeleri oldukça anlaşılabilir bir şeydir. Anaokuluna kaydolma döneminin de yaklaşmasıyla, ebeveynler küçük çocuklarını birkaç ay içerisinde anaokuluna nasıl hazırlayacaklarını merak ediyor olabilirler. Belirli bazı beceriler ve karakter özellikleri pek çok çocuk için yumuşak bir geçiş ve başarılı bir anaokulu yılı sağlayacaktır.

Anaokuluna hazır durumda olan çocuklar:

  1. Seçim yapabilen çocuklardır. Okulda çocuklara seçim yapabilmeleri için pek çok fırsat tanınır. Oyun alanında ne ile oynayacaklarını seçerler. Sınıfta etkinlikleri ve kitapları seçerler. Evde, tercihler belirlemede ve sınırlı seçeneklerden anlamlı seçimler yapmada özgürlük tanınan çocuklar, bu becerileri okul ortamına da taşıyabilir; böylece sınıf ortamında akıllıca seçimler yaparak özgüvenlerini geliştirebilirler.
  2. İlişki kurabilen çocuklardır. Olayları, başlıkları ve sınıf dışında yaşadıkları deneyimleri okulda öğrendikleriyle ilişkilendirme becerisi olan çocuklar sınıf içi tartışmalar ve bireysel öğrenmeyi kendi başlarına artırabilirler. Ebeveynler çocuklarıyla ne yaptıkları, ne deneyimledikleri ve ne okudukları konusunda diyaloglar kurarak anlamlı ilişkiler kurma becerisinin gelişimini destekleyebilirler.
  3. Kendini savunabilen çocuklardır. Kendi isteklerini ve ihtiyaçlarını açık ve kibar bir dille belirtebilen çocuklar, okula daha kolay geçiş yapmaya eğilimlidirler. Ebeveynler, aile içinde görgü kurallarına uygun davranışlar sergileyip böyle davranışlar bekleyerek ve sızlanma ve öfke patlamalarından caydırarak çocuklarına uzun vadede bir iyilik yapmış olurlar. “Evet, lütfen” ve “Hayır, teşekkürler” gibi ifadeler dünyaları genişlerken çocuklara iyi bir şekilde hizmet edecektir.
  4. Sırasını bekleyebilen ve hayal kırıklığıyla baş edebilen çocuklardır. Okulda çocuklar beklemek zorundadır ve hiç kimse her seferinde birinci olamaz ya da canının istediğini yapamaz. Çocuklar önemli yaşamsal beceriler olan sabrı, sportmenliği ve hayatın her zaman adil olamayabileceğini öğrenme konusunda evde alıştırma yaptıklarında, en az 20 diğer çocukla alan ve ilgiyi paylaşacakları bir yer olan okula geçiş konusunda daha başarılı olacaklardır.
  5. Dikkatini sürdürebilen çocuklardır. Çocuklardan sınıf ortamında dikkat göstermeleri ve dinlemeleri beklenir. Başından sonuna kadar bir kitabın okunmasına dikkatini vermeye ve kitapla ilgili bir sohbete katılmaya alışık çocuklar anaokuluna gayet hazır durumdadırlar. Ebeveynler günlük rutinlerine yüksek sesle okumayı dahil ederek bu becerilerin gelişimini destekleyebilirler. Ayrıca ailece yenen yemekler de yerinde oturma ve sırasını bekleyerek ve diğerleri söylediklerini bitirene ve bir sonraki etkinliğe hazır olana kadar dinleyerek sohbete katılma becerilerini geliştirmek için harika bir fırsat sunar.
  6. Birlikte çalışarak ortalığı toplayabilen çocuklardır. Çocuklar anaokulunda çevreyi birlikte temizlerler ve sınıfı düzenli tutma sorumluluğunu paylaşırlar. Evdeki işlere nasıl yardım edeceğini bilen çocuklar bu becerileri okula da taşırlar ve diğer çocuklar için de harika bir örnek oluştururlar. Ebeveynler, aile üyelerini evi toplu tutma konusunda işe girişmek ve birlikte çalışmak için yüreklendirerek bu olumlu alışkanlığın gelişiminde çocuklarına yardım edebilirler. Küçük çocuklar, oyuncaklarını kaldırabilirler ve sofrayı kurma ya da küçük çamaşır yığınlarını kirli sepetinden makineye taşıma gibi işlerde mükemmel yardımcılar olabilirler.
  7. Kendi başlarına giyinebilen çocuklardır. Kendi başlarına ayakkabılarını ve ceketlerini giyip çıkarabildiklerinde çocuklar, sınıf içi aktivitelere katılmak ve oyun oynamak için daha fazla zaman bulurlar. Çocuklar ayrıca kendi ellerini yıkayabilmeli, beslenme çantalarını ve kaplarını açıp kapayabilmedirler.
  8. Kitaplar, öyküler ve kafiyelere aşina olan çocuklar okulda başarılı olacaklardır.
  9. Çocuklar ayrıca evde keşfetme, risk alma ve kendi hayallerini, sanat çalışmalarını ve fikirlerini inşa etme, tasarlama ve üretme fırsatına sahip olmanın faydasını görürler.
  10. Fakat bir çocuğun resmi okul sistemindeki yolculuğuna başarılı ve kendinden emin bir şekilde çıkması için en önemli etken, onlarla ilgili, onları dinleyen ve onlarla ilginç konular hakkında konuşan, onlara öğrenmek ve okulda başarılı olmak için gerekli potansiyele sahip oldukları konusunda inanan biriyle duyarlı, besleyici bir ilişki içinde olmaktır.

Çocuğunuzun öğrenme stili hangisi?

Bireylerin öğrenme stilleri akademik başarılarında etkili olabiliyor. Peki sizin çocuğunuzun öğrenme stili hangisi, biliyor musunuz?

Çocuğunuzun akademik başarısı düşük mü? Ne yaparsanız yapın derslere ilgi göstermiyor, hatta okuldan uzaklaşıyor mu? Sorun çocuğunuzdan değil, çocuğunuzun öğrenme stilini bilmemenizden kaynaklanıyor olabilir! Her bireyin öğrenme stilinin birbirinden farklıdır. Uygun öğrenme tekniğiyle eğitim alamayan çocukların akademik başarılarının düşük olacaktır.

İnsanların; görsel, işitsel ve dokunsal/kinesteik öğrenme stiline sahip bireyler olarak 3 gruba ayrılır. Her gruptaki bireyin farklı yöntemlerle eğitilmesi gerekmektedir. Çocuklar gerek oyunlarında, gerekse günlük yaşamlarında öğrenme stillerini belli eden davranışlarda bulunurlar. Aileler ve eğitimciler çocukların hangi öğrenme stiline sahip olduğunu gözlemleyerek kolaylıkla belirleyebilir, çocuğa özel yöntemlerle akademik başarıyı ve okula olan ilgiyi yükseltebilirler.

Bireylerin öğrenme stillerinden yalnızca birine sahip olması gerekmiyor, bazen iki hatta üç gruba birden de dahil olabileceklerinin de unutulmaması gerekiyor.

GÖRSEL ÖĞRENME STİLİNE SAHİP BİREYLER

Bu gruptaki çocuklar özellikle resim yapmaya meraklıdırlar. Resimli kitaplara ilgi gösterirler. En büyük özellikleri tertipli ve düzenli olmalarıdır. Küçük yaşlardan itibaren düzen konusunda yaşıtlarından ayrılırlar. Genellikle sessiz çocuklardır. Yaşadıkları olaylardaki görsel detayları unutmazlar. Bu gruptaki çocuklar öğretmenleriyle ilgili her detayı incelerler. Öğretmenin kıyafeti, saçları, hareketleri bu gruptaki çocuklar için çok dikkat çekicidir. Duyarak değil, görerek öğrendikleri için genelde bu gruptaki çocuklar öğretmenleri tarafından ‘dersi çok iyi dinliyor’ şeklinde yorumlanır. Okuyarak çalışılması gereken konularda zayıftırlar. Ders çalışırken okumak yerine dersin anlatılmasını tercih ederler. Bu nedenle bireysel olarak ders çalışmakta zorluk çekebilirler.

İŞİTSEL ÖĞRENME STİLİNE SAHİP BİREYLER

Bu gruptaki çocukları diğerlerinden ayıran en önemli özellik konuşkan olmalarıdır. İşitsel öğrenme stiline sahip çocuklar küçük yaşlardan itibaren sanki yanlarında biri varmış gibi kendi kendilerine konuşurlar. Yaşlarına göre kelime dağarcıkları, dil hakimiyetleri yüksektir. Şarkıları kolayca öğrenebilirler, şiirleri ezberlerler. Bu gruptaki çocukların okulda yaşadıkları en yaygın sorun sınıfta kendi kendilerine konuşmaya devam etmeleridir. Yeni bir bilgiyi ancak sesli olarak duyduklarında öğrenebilen bu çocuklar, sınıf ortamında sessiz kalmakta zorlanırlar. Kitapları yüksek sesle okumak isterler. Eğitimciler ve aileler bu gruptaki çocukları sessiz okumaya zorlamamalıdır. Yabancı dil ve müzik eğitimine çok yatkındırlar.

DOKUNSAL/KİNESTEİK ÖĞRENME STİLİNE SAHİP BİREYLER

Bu gruptaki çocuklar için dokunmak öğrenmenin olmazsa olmaz koşuludur. Çok hareketli bir yapıya sahip olan bu çocukların en belirgin özelliği sınıf ortamında sabit duramamalarıdır. Bu çocuklar etraflarındaki her şeye dokunmak isterler. Düzenli yaşama adapte olmakta zorluk çekerler. Otoriteye karşı sürekli karşı çıkan özellikler gösterebilirler. Bu gruptaki çocukların öğrenme sırasında hareket etmeleri kesinlikle engellenmemelidir. Çalışırken yerinde sallanma, yürüyerek kitap okuma, yüksek sesle tekrar yapma öğrenmelerini etkin kılan özellikleridir. Akademik başarılarının yükselmesi için bu gruptaki çocuklar için deney, aktivite panoları gibi özel eğitim araçları kullanılmalıdır. En belirgin özellikleri taklit ederek ve deneyerek öğrenmeleridir.

Çocuk Yalan Söylüyorsa Nasıl Davranmalı?

Çocuğum yalan söylüyor diye üzülüyor musunuz? ‘Bu çocuk yalan söylemeyi nasıl öğrendi?’ diye dertleniyor musunuz? Evet, çocuklar yalan söyleyebilir. Ancak doğuştan yalancı olamazlar. Doğrusu şu ki; çocuklar yalan söylemeyi öğrenirler. Peki kimden?

Yalan kaç yaşında başlıyor?

Çocuklar en çok 4-6 yaşlarında yalan söylemeye başlıyor. Bu yaş aralığında çocukların abartılı anlatımları ve hayal güçleri olduğunu da unutmamak gerekiyor. Yedi yaşından sonra ise çevre ile iletişim artıyor. Buna bağlı olarak yalan söyleme potansiyelleri yükseliyor, kurguları daha karmaşık ve gerçekçi olmaya başlıyor. Örneğin çocuğunuz okula gitmek istemediği için karnının ağrıdığını söyleyebilir. Ona “Sus, yalan konuşma, hadi okula!” diyerek, ne yalan ne de okul problemini çözebilirsiniz.

Çizgi filmlere dikkat!

Çizgi filmlerde de oldukça fazla yalan faktörü gizli. Kurt, Kırmızı Başlıklı Kız’ı kandırıyor, Keloğlan sokağa çıkmak için annesini… Tom, Jerry’i yakalamak için birçok yalan uyduruyor. Dizilerde eşler birbirine yalan söylüyor. Üstelik çocuklar çizgi filmleri daha ilgi çekici ve komik bulduğu için bunları çok daha kolay hafızalarına kaydediyor. Bu yüzden çocuğunuzun izlediği çizgi filmlere dikkat etmeniz gerekiyor.

Ne verirseniz onu alıyor

Çocuklar ailelerinin aynası. Onların yaptıkları genellikle çocukların da sevdikleri, yedikleri, yaptıkları oluyor! Annebabanın davranışlarını kendi süzgeçlerinden geçiren çocuklar aynı davranışları sergilemeye başlıyor. Bu yüzden yalanı da dolaylı yoldan ailelerinden öğreniyorlar. Psikolog Nagihan Akarsu, çocuğun ilk yalanlarını çevreden öğrendiğini belirtiyor: “Aslında çocuklar altı yaşına kadar oldukça açık ve dürüsttür. Tıpkı bir papağan gibi ne verirseniz onu söylüyorlar. Örneğin siz komşunuz hakkında konuşursanız, komşu geldiğinde çocuğunuz ‘annem böyle dedi’ diyebilir. Eğer siz de ona ‘sus öyle denir mi, çok ayıp, çocuk işte’ derseniz büyüyünce yalan söyleyebileceğine kanıt sağlamış, çocuğa ilk yalan tohumlarını atmış olursunuz. Misafirliğe davet edildiğinizde telefondaki kişiye ‘başka yere gideceğiz’ deyip evde oturursanız da çocuğunuz tüm bunları zihnine kaydeder.” Ayrıca çocuklar baskı altındayken de yalana yönelebiliyor. Özellikle de ceza; bağırma ve vurma şeklindeyse bu durum kaçınılmaz oluyor. Yalan, doğuştan gelen bir özellik değil. Bu yüzden kendinize küçük bir çocuğun gözünden bakıp, korktuğunuzda nasıl kurtulmaya çalıştığınızı düşünmeye çalışın. Çocuğunuza baş edebileceğinden fazla baskı yapmak, her zaman yalanın doğmasına sebep olur. Kendisini yetersiz hissettiğinde üstün göstermek için, ödevini yapmadığında düşük not almamak için, babaannesinin ilgisini kazanmak için… Unutmayın ki çocuğunuz yalan söylemeyi öğrendiği andan itibaren hem baskılardan kurtulmak hem de ödüller için yalana başvurmaktan çekinmeyecek.

Öykülerle yalanı anlatın

• Öncelikle dürüst olmak konusunda çocuğunuza karşı ne kadar iyi bir model olduğunuzu tartmanız gerek. Çocuğunuza iki yaşından itibaren her yaptığınız davranışı açık bir şekilde anlatmanız da önemli. Yalan konuşmuşsanız ve bunu çocuğunuz fark ettiyse ‘Ben şaka yapmıştım’ dememelisiniz. Yalana bir kılıf uydurduğunuzda çocuğunuz da aynısını yapacak.

• Çocuğunuza yeterli ilgiyi gösterdiğinizden emin olmalısınız. Daha fazla değil, kaliteli ve yeterli olması önemli. Aksi takdirde sevgi yoksunluğu onay görme ihtiyacını artıracak, çocuğunuz dikkat çekmek için yalana başvuracak.

• Fazla ilgi görmesi çocuğunuzun herkesten aynı ilgi ve sevgi beklentisi içine girmesine sebep olur. Eğer göremezse aynı ilgi için olmayan şeyleri varmış gibi anlatmaya başlayabilir.

• Çocuğunuza hikaye okurken dürüstlüğün önemini neden-sonuç ilişkisi içinde devamlı vurgulamaya çalışabilirsiniz. Kurdun, Kırmızı Başlıklı Kız’a neden yalan söylediğini, doğru yapıp yapmadığını ve son olarak ne yapması gerektiğini konuştuktan sonra hikayenize devam edebilirsiniz. Aynı şekilde çizgi film izlerken de mutlaka kontrol edebileceğiniz ve iletişim kurabileceğiniz bir mesafede izlemesine izin verin.

• Yine fark ettiğiniz bazı durumlarda Pinokyo gibi yalan söylediği için ceza görmüş bir kahraman hakkında ‘Yalan konuşursak ne olur?’ sorusunu sorabilirsiniz. Yalancının hikayesini anlatarak, doğru söylemenin önemi üzerinde durabilirsiniz. Bunların çok sıklıkla vurgulanmaması da önemli. Çünkü çocuklar sık yapılan şeyleri gereksiz ve abartılı bir şekilde alırlar. Çocuğunuz farkında olmadan serpiştirerek işlemek en etkili yöntem.

• Bazen alacakları ödüller de çocukları yalan söylemeye sevk eder. Ödül vereceğinizi söylemek, o ödülü kazanmak adına çocuğunuzun ‘Ödevimi yaptım’ demesine yol açabilir ve hep ödül için yapmaya devam eder. Bunu çok nadiren yapmalısınız ve ödülü neye vereceğinizi iyi belirlemelisiniz. Ayrıca ‘Ödevin bitti mi?’ yerine ‘Ödevine bakalım mı?’ demek, çocuğunuzun dürüst davranmasını kolaylaştıracak.

• ‘Doğru söylersen…’ diye başlayan cümleler kurmamalısınız. Bu tip cümleler, ona yalancı etiketini yapıştırdığınızı ve güvenmediğinizi gösteriyor.

• Çocuğunuza bazen neden yalana başvurduğunuzu söylemelisiniz, ‘Küçük bir yalandı, şaka yapmıştım’ gibi aldatıcı cümleler kurmayın, yalanın doğru olup olmadığını mutlaka tartışın. Bunun yanlış ve zararlı olduğuna karar verdikten sonra, ne yapmamız gerektiğini de mutlaka konuşun.

• ‘Bak doğruyu söylemezsen seni babana, öğretmenine söylerim’ gibi tehditler, çocuğun daha çok korkmasına, doğru söylerse de kaçış yolu olmayacağını düşünmesine, ceza göreceğini bilmesine ve kendine güveninin azalmasına sebep olur.

• Çocukları korkutarak yalanı engelleyemezsiniz. Yedi yaşına kadar çocuklar soyut düşünemeyeceği için ‘Yalan söylersen Allah dede yakar, başımıza taş atar’ gibi cümleler kurmamalısınız. Bu yöntem yalanı önlemez, sadece olmayacak şeyi söyleyerek korkutmak olur. Bu dönemde tutarsız olmamaya özen gösterin. ‘Bak uslu olmazsan parka götürmem’, ‘Amca doktormuş, ağlarsan sana iğne yapar’ gibi geçiştirmek için söylediğiniz birçok cümle, size aynı şekilde döner.

• Başka çocuklarla kıyaslanmak da; onu kendini olduğundan farklı göstermesine ya da o kişiden daha yetersiz olacak diye sizin onaylayacağınız tarzda yanıtlar vermesine neden olur.

• Çocuğunuzun yapacağından fazla bir şey beklememek, gereğinden fazla yasak ve kural koymamak, tabii çok fazla da serbest bırakmamak önemli.

• Son olarak da yalan söylemesini önlemek adına dürüst davrandığı durumları yakalamaya çalışın ve onu takdir ettiğinizi belirtin. Bu doğru davranış pekiştikçe bununla gurur duymayı da öğrenecektir.

Çocuklarda özgüven eksikliğinin nedenleri

Aşırı eleştirel olmak, yüksek beklentilere girmek, mükemmeliyetçilik ve onun bağımsızlığını engelleyecek şekilde korumacı davranışlar, çocuğunuzun özgüven eksikliği ile büyümesine neden olabiliyor.

Çocuğunuz evde sizinle çok iyi iletişim kuruyor olabilir. Hatta o kadar hareketli ve konuşkandır ki bazen “Of, biraz sussa keşke” dediğiniz bile oluyordur. Fakat bu durum okulda, arkadaşlarının yanında ya da yabancıların yanında tamamen değişiyorsa, sürekli çekingen davranıyorsa özgüven ile ilgili bir sorun yaşıyor olabilir.

Çocuklarda özgüven eksikliği çok sık görülen bir durum mu?

Özgüvenin gelişiminde özellikle çocukluk döneminin ilk yıllarında (3-4 yaş) ana-baba tutumları, yetiştirme biçimi, bireyin kendisi hakkındaki duygularının oluşumunda ve özgüvenin derecesinde son derece önemli. Daha sonra arkadaş ve sosyal çevreden aldığı tepkiler de önemli bir rol oynuyor. Çocuk çevresinden aldığı tepkiler doğrultusunda kendine ilişkin olumlu ya da olumsuz bir benlik algısı ediniyor. Aile içinde sevildiğini, değerli bulunduğunu hisseden bir çocuk, çevreden gelecek olumsuz tepkilerden pek fazla etkilenmeyecek, etkilense bile çok kısa sürede bunu atlatacaktır.

Bu sorun nelerden kaynaklanır?

Ebeveynlerden biri ya da her ikisi, aşırı derecede eleştirel ve yüksek beklentili, mükemmeliyetçi ise ya da aşırı korumacı ve bağımsızlığı engelleyiciyse, çocuğun kendine ilişkin duygu ve yargısı; yeteneksiz, yetersiz ve değersiz olduğu oluyor. Ebeveynler, aşırı korumacı tavırlarıyla çocuklarını koruduklarını, onlara iyilik ettiklerini düşünüyorlar. Çocuğunu aşırı sevgi ve ilgiye boğan, zorluk yaşamasın diye her şeyi kendisi yapan ve fazlaca kontrol eden ebeveyn tutumu; sorumluluk alamayan, anne-babaya bağımlı, problem çözme becerisi, özetle özgüveni gelişmemiş çocuklar oluşturuyor. Oysa ebeveynler, çocuğun girişimlerini destekler, gelişimini alkışlar, hata yaptığında doğrusunu bulmasına yardımcı olur, onu bu haliyle sevmeye ve kabullenmeye devam ederlerse çocuk da kendini kabul etmeyi, sevmeyi ve kendine güvenmeyi öğrenir.

Özellikle belirli bir ortamda, örneğin okul ya da arkadaş ortamında konuşmayan çocuklarda özgüven eksikliğinden şüphelenmek gerekir mi?

Çocuklar, arkadaş veya sosyal çevre içinde bazen haksızlık ve istismara maruz kalabilirler. Bundan ne yönde ve ne derece etkilenecekleri aileden aldıkları temel güven duygusunun yeterliliğiyle doğru orantılıdır.

Okula ve öğretmene nasıl görevler düşüyor?

Öğretmen tarafsız bir gözlem yeteneğine sahip olmalı. Sadece ders performansına göre değil, özel yeteneklerinde ya da küçük bile olsa yaptığı güzel ve doğru davranışları için öğrencilerini övmeli.

Özgüven eksikliği tedavisinde hangi terapiler kullanılıyor?

Öncelikle, aileler çocuklarında özgüven eksikliği hissettiğinde, bir çocuk psikoloğuna başvurmaları oldukça önemli. Psikolog tarafından çocuğa psikolojik testler ve aileye birtakım ölçekler uygulanmalı. Temelinde özgüven eksikliğinin sebebi tespit edildiğinde, terapi süreci başlıyor. Bu süreçte aile ile birlikte destekleyici terapi yöntemi ile çalışmak çok önemli. Destekçi terapi yöntemi ile birlikte çocuk ve ergenler için olan bilişsel davranışçı terapi uygulanabiliyor. Bilişsel davranışçı terapide düşünceleri ayırt etmeye, anlamaya, değiştirmeye ve davranışları tekrar şekillendirmeye odaklanılıyor. Terapinin sonuç verme süreci bireye göre 12-16 hafta arasında değişiyor.

Özgüven eksikliği belirtileri neler?
• Anne ve babaya bağımlı olmak
• Utangaçlık ve içine kapanıklık
• Yeni aktivitelere girmekte isteksiz olmak
• Başka çocuklarla kaynaşmakta sıkıntı çekmek
• Yeni durumlarla karşılaştığında ürkek davranmak, uyum sağlayamamak
• Davranışlarının olumlu biçimde düzeltilmesinden bile hemen incinmek, rahatsız olmak
• Kendini aşağı görme alışkanlığı edinmek
• Dönemsel ve olağan çocukluk korkuları dışında yoğun korku duymak
• Bireysel kimliği ve otonomisi gelişmemiş çocuklar, hakkını koruyamaz ve kendini savunamaz
• Bağımlı olmasına rağmen ebeveynlerinden çekinip, korkmak
• Davranışlarının tutuk olması
• Sık sık okuldan kaçmak

Neler yapabilirsiniz?

• Evdeki herkesin birbirine güvendiği bir ortam oluşturulmalı. Güvenli bir ortamda yetişen çocuk, duygu ve düşüncesini, sevgisini, başarı ya da başarısızlığını, hayal kırıklıklarını aile fertleriyle rahatça paylaşabiliyor. Bu onun özgüveninin gelişmesini sağlar.

• Onunla ilgili duygularınızda açık olmalısınız. Sevginizin onun başarı ya da başarısızlığına bağlı olmadığını, varlığının sizin için ne derece önemli olduğunu ve ne olursa olsun onu daima seveceğinizi ona hissettirmelisiniz.

• Çocuğunuzun gerçek kapasitesinin farkında olmalısınız. Zayıf yanlarını görmezlikten gelmeyin, dürüst olun ancak onları eleştirirken tüm kişiliğine yaymayın. Çocuk kendindeki eksiklik ve kusurların farkında olmalı, kabullenmeli. Bunun yanı sıra güçlü olduğu yönleriyle de gurur duyabilmeli.

• Davranışlarınızla ona model olmalısınız. Onda görmek istemediğiniz davranışları ona ya da başkalarına karşı göstermemelisiniz. Çocuklar size ya da diğerlerine sizin ona davrandığınız gibi davranacaktır. Çocuğunuzun yanlışlarını, onu suçlamadan ve onun tüm kişiliğini eleştirmeden tartışmalısınız. Çocuğunuza sorumluluklar vermelisiniz. Kendisine güvenilip sorumluluk verilen çocuk, kendini yararlı ve önemli hisseder.

Okul Çağının Sorunu Akran Zorbalığı Nedir?

Çocukların arkadaşları tarafından maruz kaldıkları fiziksel, cinsel, sözel ya da sosyal şiddet olan ‘akran zorbalığı’ birçok sorunu beraberinde getiriyor…

Okullarda her dört öğrenciden biri akran zorbalığına uğruyor. Birçok türü bulunan akran zorbalığının eğer engellenmezse, zorbalığa maruz kalan çocuğun hayatında ömür boyu kalıcı psikolojik yaralar açtığını belirtiyor.

Akran zorbalığı (bullying), çocukların arkadaşları tarafından maruz kaldıkları fiziksel, cinsel, sözel ya da sosyal şiddettir; okul şiddeti olarak da adlandırılır. Akran zorbalığını tanımlarken dikkat edilmesi gereken şey, yaşanan şiddetin kasıtlı ve devamlı olup olmadığıdır. Zira akran zorbalığında söz konusu olan davranışlar, bir kereye mahsus olmayıp sistematik olarak devam eder ve ‘kurban’ kendini koruyamaz.

Birçok türü bulunan akran zorbalığı eğer engellenmezse, zorbalığa maruz kalan çocuğun hayatında ömür boyu kalıcı psikolojik yaralara yol açabilir.

Akran zorbalığının türleri neler?

• Fiziksel şiddet: Dürtmek, itmek, tekme atmak, tükürmek, ısırmak, vurmak, kulak çekmek, tokat atmak, çelme takmak, kesici ve delici aletlerle saldırmak, cisim fırlatmak, ateşli silahlarla korkutmak vs.

• Cinsel şiddet: Cinsel çağrışımlı sözler söylemek, giysileri kaldırmak ya da çıkarmaya çalışmak, sarkıntılık yapmak vs.

• Sözel şiddet: Bedensel özelliklerle alay etmek, kaba sözler söylemek, isim takmak, sözlü olarak tehdit etmek vs.

• Sosyal şiddet: Oyunlara almamak, dışlamak, yalnızlığa itmek, görmezden gelmek, öğrenci hakkında dedikodu ve söylenti çıkarmak, iftira atmak, haksız şikayetlerde bulunmak, öğrenciyle konuşmamak ve diğer öğrencilerin de konuşmasını engellemek vs.

Akran zorbalığının nedenleri

Akran zorbalığının “okullardaki öğrenci kalabalığı, öğrencilerin kendi aralarında yaşadıkları yoğun rekabet, düşük özgüven seviyesi ve düşük öz saygı” gibi nedenleri olabiliyor. Bu durumun sonuçları da; düşük benlik algısı, kendine güvenememe, gelişim gerilemesi veya bozukluğu, depresyon, kaygı bozuklukları, akademik başarısızlık, madde bağımlılığı, evden veya okuldan kaçma gibi son derece ciddi…

Çözüm için ne yapmalı?

Tüm bu sonuçları yaşamamak için anne babalar öncelikle sorunu kabul etmeli ve çocuklarının duygularını, sıkıntılarını paylaşmalı. Sonrasında çocuğun öğretmeniyle iş birliği yaparak ve profesyonel destek alarak bu sıkıntı aşılmaya çalışılmalı.

Sınav Kaygısı İle Nasıl Baş edilir?

Sınav öncesi aşırı endişe duymak öğrencileri nasıl etkiliyor? Sınav kaygısını gidermek için neler yapılabilir?
Kaygı, hayatın olağan akışında, bazı stres durumlarında her insanın zaman zaman duyumsadığı temel duygulardan biridir. Kimi insanlar kaygıyı korkulacak, hayatı mahvedecek bir öcü olarak görür. Sanılanın aksine kaygı kurtulunması, yok edilmesi gereken bir duygu değildir. Düşük kaygı düzeyi kişiyi umursamaz yapar, sorumluluklarını ertelemesine, işlerin birikmesine neden olabilir. Ilımlı düzeyde kaygı enerji verir, içsel motivasyonu arttırır ve kişiyi hedefine ulaşması için harekete geçirir. Aşırı kaygı düzeyleri ise kişiyi harekete geçirmek yerine hiçbir şey yapamaz duruma getirebilir, kişinin işinden gücünden olmasına neden olur.

Sınav kaygısı
Sınav kaygısında sınav ve sonuçlarına dair aşırı, çarpıtılmış olumsuz düşünceler vardır. Bu düşünceler kişinin aşırı endişe duyumsamasına neden olur ve bedende, zihinde birtakım değişikliklere sebebiyet verir.

Sınav öncesinde ya da esnasında, sınavla ilgili değerlendirme öncesinde ya da esnasında ellerde uyuşma, terleme, titreme, mide ağrıları, baş ağrısı, baş dönmesi, zihnin boşalmış hissi, yüzde kızarma, nefes alamama gibi belirtileri yaşıyorsanız sınav kaygınız olabilir. Bu belirtilerle beraber kişinin zihninde olumsuz düşünceler hakimdir. Bu durum, kişinin sınav öncesinde edindiği bilgi ve becerilerini sınav esnasında gösterememesine, performans düşüklüğüne ve başarısızlığa götürebilmektedir. Ve en nihayetinde kendini gerçekleştiren kehanet gibi kendisi ile ilgili değersizlik yetersizlik düşünceleri olan kişinin bu düşüncelerinin pekişmesine neden olur.

BUNLARI DENEYİN
Senav kaygısı yaşıyorsanız, bunları deneyin:
1. Beslenmenize dikkat edin.
2. Düzenli yormayacak şekilde spor aktiviteleri, egzersizler yapın.
3. Uyku hijyenini sağlayın.
4. Sınavlara en iyi şekilde, bir plan ve program dahilinde hazırlanın.
5. Zamanı iyi kullanın. (hazırlanma aşamasında ve sınav esnasında)
6. Kendi kapasitenizin farkına varın ve gerçekçi beklentiler ve hedefler koyun.
7. Sınav ve sonuçları ile ilgili olumlu tutum ve düşünceler geliştirin.
8. Yeterli ve uygun bir hazırlık aşamasından geçtikten sonra sınavdan sonra sonuç ne olursa olsun kendinizi ödüllendirin.
9. Bedeninizdeki belirtileri fark ettiğiniz anda doğru nefes alma teknikleri ve gevşeme egzersizleri ile kendinizi rahatlatın.

Tüm bunlara rağmen yine de baş etmekte zorlanırsanız profesyonel destek almanızda fayda olabilir. Bilişsel davranışçı terapi yöntemi ile kaygılarınızla baş etmek mümkün hale gelebilir.

2 Yaş Sendromu İçin Neler Yapılmalıdır?

İki yaş sendromu nedir? İki yaş sendromunun temelinde neler yatıyor? Bu dönemde nasıl davranmak gerekiyor?

İki yaş sendromu nedir?
Anne-babaların en zorlandığı dönemlerden biri olsa da aslında çok da zor değil. Sadece bu dönemde çocuğa nasıl davranmak gerektiğini bilmek gerekiyor. Bu şekilde işler biraz kolaylaşabiliyor. Bu yaş için en önemli ipucu; söz konusu gelişim dönemini çok iyi tanımak. Yemek yemeye direnme, uyumak istememe, hareketlilik, vurma veya atma davranışları, kendi istediğinin olmasını istemede inatlaşma… Ailece keyifle dışarı çıkacakken bir türlü evden çıkamadığınızı görebilir hatta çıkmaktan bir anda vazgeçebilirsiniz. Kıyafet giydirmek bile bu dönemde büyük sorun olabiliyor.

‘İki yaş’ diye geçse de bu dönemin çok erken ya da geç dönemde de ortaya çıkma ihtimali var mı?

Bu dönemi erken veya geç olarak da nitelendirmemek gerekiyor. Bir yaş da farklı, üç yaş da! Bu durumu sorun haline getiren çocuk değil, onun gelişim özellikleri karşısında anne-babanın farkında olmadan geliştirdikleri yanlış veya eksik tutumlar aslında. Bize başvuran birçok anne-baba, çocuğunun söz dinlemediğini ve onu kontrol etmekte zorlandığını ifade ediyor. Oysa çocuk bu davranışları kasıtlı yapmıyor. Yani söz dinlemek istemediği, yaramaz olduğu için değil, bazı şeyleri gelişimsel olarak yapmaya henüz hazır olmamasından kaynaklanıyor. Bir yaşından itibaren yürümeye başladığını, iki yaşla beraber kendini ifade edebilen kelimeleri kullandığını gören anne-baba onun büyüdüğünü düşünerek, çocuğuna bazı şeyleri öğretmeye çalışıyor. Masanın üzerinde duran bardağa uzandığında onu almaması gerektiğini, oyuncaklarını atmaması, arkadaşına vurmaması, hızla koşarken düşebilecek endişesi ile koşmaması gerektiği uyarılarında bulunuyor. Uyarılar tabii ki doğru ama o yaşta bu uyarılar pek işe yaramıyor. Çünkü sizi anlasa bile kendi üzerinde henüz bu kontrolü sağlayabilecek bir gelişim döneminde değil. Bir kere dikkati çok kısa süreli. Uzun açıklamalarınız üzerinde dikkatini toparlayamadığı için sizi dinlemiyormuş gibi hissedebilirsiniz. Uzun açıklamalar yerine kısa ve net açıklama yapmak gerekiyor.

Bu dönemi bebeklikten çocukluk dönemine geçiş olarak nitelemek mümkün mü?

Evet, bu şekilde nitelendirilebilir. Ama kendi kendine bazı şeyleri başarsa, yürüse ve konuşsa bile henüz o kadar büyümedi. Çocuklar çok hareketli oluyor bu dönemde. Oradan oraya koşup, her şeyi merak ederek, dokunmak istiyor. Sağlıklı bir gelişim için de bunu yapmasına izin verilmesi gerekiyor. ‘Hayır’, ‘korkma’, ‘elleme’, ‘dokunma’ demek yerine, çevresindeki şeyleri keşfetmesine izin vermek gerekiyor. Algıları bu dönemde çok açık oluyor, bunu desteklemek zeka gelişimi için de büyük önem taşıyor. Oyun alanlarında güvenliği sağlanarak geniş alanlarda hareket etmesine izin vermek ve enerjisini boşaltmak gerekiyor. Enerjisini gün içinde yeteri kadar boşaltabilen çocuklar acıktığı için yemeğini yiyip, yorulduğu için de derin ve güzel bir uyku uyuyor. Oyun alanına gelişimi destekleyen renkli, sesli ve hareketli oyuncakları koyun. Minderler, mutfaktaki kırılmayan ahşap ve zarar vermeyecek metal tencereler, tabaklar, çoraplarınız dahi onun oyuncağı olabilir. Her oyuncağın farklı duyularına hitap ettiği için gelişimini destekleyeceğini unutmayın.

İki yaş bir sendrom dönemi değil. Dil, motor ve zihinsel gelişimin en hızlı olduğu dönemlerden birine karşılık geliyor. Çocuk bu süreçte birçok değişimi aynı anda yaşıyor.

Bağımsız bir birey olmanın ilk adımları bu dönemde mi atılıyor?

Her söyleneni yapan çocuk, sağlıklı bir gelişim gösteriyor diyemeyiz. Kendini ortaya koyması tabii ki çok önemli. Kendine güvenen bir birey olmanın temelleri şimdiden atılıyor. İnatlaşmalar, çocuğunuzun değil, bu yaşın gelişimsel bir özelliği. İnatlaşmalar karşısında doğru davranışlar gösterirseniz, iki yaş sendromu ile karşılaşma olasılığınız oldukça düşük. Üstünü giymemek konusunda ısrar eden bir çocuğunuz varsa onunla inatlaşmamalı, oyunla dikkatini başka bir yöne çekmelisiniz. Zaten dikkati kısa süreli olduğu için oyunla ilgisini kıyafetlerden sokaktan geçen bir arabaya çekerek ağlamasını engellemiş olursunuz. İşte size çok pratik bir yöntem! Yaşadığınız soruna odaklanmayın. Yanından ayrılın ve içeri gidin. İçeriden sesli bir şekilde “Aaa, bak buradan kocaman komik bir araba geçiyor” diye heyecanla seslendiğinizde merakla yanınıza gelip sizi izlediğini ve yaşanan sorunu bir saniyede unuttuğunu göreceksiniz. Oyunları kullanmak da en önemli ipuçlarından biri bu yaş dönemi anneleri için. Uzun açıklamalar yapmak yerine, oyunla ona istediğiniz birçok şeyi yaptırabilirsiniz. Çünkü uzun açıklamalar anneyi yorar, oyunlar ise keyiflendirir.

Çocuklardaki davranışlar daha çok yemek yememek, söz dinlememek, uyumak istememekle sınırlandırılıyor. Oysa vurmak, sürekli olarak karşı tarafın ne dediğini dinlemeksizin ‘hayır’ demek ya da itiraz etmek, ağlamak da görülebiliyor. Peki başka belirtiler ya da çocuk tarafından yapılan davranışlar da var mı?

Gün içinde her olayda bu inatlaşmalar yaşanabiliyor. Uykusunu alan bir çocuk güne keyifli başlar. Bu nedenle düzenl uyuması çok önemli. Siz kahvaltısını hazırlarken oyunla geçen keyifli bir sürenin sonrasında yine oyunları ve gülümsemelerinizi kullanarak onu masaya çekebilirsiniz. Kontrol ondaymış gibi hissettirin. ‘Hayır’ları kullanmadığınız sürece size gün içinde daha uyumlu davranacağını göreceksiniz. Unutmayın, yapmasını istemediğiniz bir davranışta ‘hayır’ yerine dikkatini başka bir yöne çekmek gerekiyor. İnatlaştığı davranışlarla ilgilenmeyin. O soruna odaklansa da siz odaklanmayın.

En çok hangi konularda çatışma yaşanıyor?

Uyku ve yemek yeme süreçleri! Çünkü bir anne-baba için çocuğunun sağlıklı beslendiğini görmek çok önemli. Yemediğinde tabii ki çok üzülüyor anne, önce sabırlı olsa da ısrarlı reddetmeler ve ağlamalar karşısında sinirlenebiliyor. Keyifle başlayan bir kahvaltı çatışmaya dönüşüyor. Uyku da en fazla yaşanan çatışmalardan biri bu dönemde. Uzun uykuya dalma süreçleri anneyi yoruyor. Çalışan anne-baba için bu durum çok daha zor.

Çocuğa sert davranmak, bağırmak, ceza vermek çözüm mü?

Tabii ki çocuk söz dinlemediğinde ve sınırlarını bilmediğinde ebeveynlerin gerekli uyarılarda bulunması önemli. Ama bu uyarılar iki yaş döneminde işe yaramıyor. 3.5 yaş dönemlerinde çocuğa disiplin eğitimi dediğimiz sınırların ve kuralların öğretilmesi önem taşıyor. Bu yaş döneminde gelişimsel olarak çocuk bunları öğrenebilecek ve kendi üzerinde bir kontrol sağlayabilecek duruma geliyor. Bağırmak veya cezalandırmak asla doğru bir tutum değil. En doğru yaklaşım, bağırmak yerine gerekli açıklamalar sonrası kararlı bir tutum sergilemek! Sık sık azarlanarak büyütülen bir çocuk, ilerleyen yaşlarda kendine güvensiz oluyor veya uyumsuz davranışlar gösteriyor, duygusal ve davranışsal problemler yaşayabiliyor.

Her çocuk iki yaş sendromuna girecek diye bir kural var mı? Bazı çocuklarda olur, bazılarında olmaz diyebilir miyiz?
“Biz iki yaş sendromu diye bir şey yaşamadık” diyen anneler de var. Bu anneler kendini şanslı hissediyor. Her çocuk birbirinden farklı; bazıları daha sakin ve uyumlu oluyor.

Bunun temelinde ne yatıyor?

Çalışan anne-babalar eve daha yorgun geliyor. Evde heyecanla onu bekleyen ve ilgi isteyen çocukları ile güzel zaman geçirmek isteseler de yorgun oldukları için gerekli sabrı gösteremeyebiliyorlar. İki yaş, çocuklar için enerjik bir dönem. Onun enerjisine yetişmek için biraz enerjik olmak gerekiyor. Oyun onlar için çok önemli. Çok enerjiniz olmasa da sakin oyunlarla onu mutlu edebileceğinizi unutmayın. Tabii ki çalışmayan anneler de evin sorumluluklarıyla ilgilenirken yorgun düşebiliyor. Aynı durum onlar için de geçerli. İki yaş sendromu yaşanmaması için anne-babanın psikolojisi de çok önemli. Kendisine gerekli zamanı ayırmayan bir ebeveyn, çocuğu ile kurduğu iletişimde farkında olmadan eksik veya yanlış tutumlar sergileyebiliyor.

Toplumda özellikle çalışan annelerin çocuklarının iki yaş sendromuna girdiği, annesinin onunla birlikte olma süresinin azlığına dair bir tepki oluşturduğu kanısı var. Bu doğru mu?

İki yaş sendromunda çocukla daha az zaman geçirmenin çok etkisi var diyemeyiz. Önemli olan birlikte geçirilen zamanlarda o yaşın beklentilerine uygun tutumlar sergilemek ve sabırlı olmak.

Kreş ya da anaokuluna giden çocukların okulda söz dinleyen, uslu hatta arkadaşlarına örnek gösterilecekken ailesine karşı davranışlarının 180 derece farklı olmasının temelinde ne var?

Anaokulundaki öğretmen, çocukla ilişkisini belli bir dengede tutabilme becerisine sahip oluyor. Ağlayan, yemek yememekte direnen bir çocuğa nasıl yaklaşması gerektiğini çok iyi biliyor. Çocuk, bu sınırları diğer çocukların davranışlarını da örnek alarak çok hızlı öğreniyor. Evde böyle bir ortam söz konusu olmadığı için, evdeki davranışlarında farklılık gözlenebiliyor. Birebir okulda davrandığı gibi evde davranmasını beklemek ise yanlış. Evde ise biraz daha esnek davranılan noktalar olabiliyor. Sadece sınırlarını bilmesi, uyku, yemek yeme, oyuncaklarını toplama, yaşına göre ihtiyaçlarını giderebilme gibi becerileri kazanması mutlu bir aile ortamında olması önem taşıyor.

Öğretmen-öğrenci ilişkisi ile ebeveyn-çocuk ilişkisinin arasındaki farklar ne?
Her ikisinde de sevgi en önemli faktör. Sevgiyle kurulan ilişkide her şey daha yolunda oluyor. Öğretmen çocuk için daha farklı bir otorite ama. Sosyalleşmenin ilk adımları okulda atılıyor. Evde, okuldakine göre her şey biraz daha esniyor. Anne-babadan başka, diğer ebeveynler de farklı yaklaşımlarıyla çocuk üzerinde farklı etkiler bırakıyor. Yine de anne-babanın genel tutumları ile çocuk yetiştirme konusunda daha etkin olarak, sınırlarını çizebilmesi gerekiyor.

Siz sakin olun ki anlaşmak kolay olsun!
Çocuk büyütmek kolay değil. Her şeyini düşünmek zorundasınız. Yemeğini yedi mi? Sağlıklı büyüyor mu? Bu endişeler çocuk büyürken ona daha fazla müdahale etmeye neden oluyor. İki yaş sendromunda anne-babayı rahatlatacak en kolay şey ise çocuk yeni bir yaşa girerken, gireceği yaş dönemi ile ilgili olarak çocuk doktorundan veya bir pedagogdan bilgi almak.

Biraz zor olsa da yaşanan şeyin o dönemde normal olduğunu bilmek anne-babayı rahatlatıyor. Daha sakin kalmasını sağlıyor. Çözümlerde daha pratik davranıp, sorun büyümeden kısa bir sürede halledilmiş oluyor. Diğer yandan çocuğun enerjisinin boşalmasını sağlayacak gün içi aktiviteler bu yaşta çok önemli. Minderlerde zıplasın, enerjisini boşaltsın. ‘Hayır’ kelimelerini mümkün olduğunca az kullanın. Onun yerine oyunlarla dikkatini başka yöne çekin. Bu dönemde sözünüzü dinlemesini ve hep uyumlu davranmasını beklemeyin. Uyumlu davrandığı zamanlar da olabileceğini unutmayın.

Bu dönemi çok iyi tanımak gerekiyor. Yaptığı yaramazlıkları bilmeden yaptığı, gelişiminden kaynaklandığını anlamak önemli. Hep böyle devam etmeyecek merak etmeyin. Enerjisini boşaltsın, koşsun, oynasın, konuşsun, dokunsun. Siz de iyi dinlenin ki ona yetişebilin!

Kurallar Çocuklara Nasıl Uygulanmalıdır?

Çocuğunuza kural koyma arzusu ile baskıcı ebeveyn olma endişesi arasında sıkışanlardansanız kuralsızlığın onun gelecekteki hayatını zorlaştıracağını bilmelisiniz.

Bazı anne-babalar en doğrusunu yaptığına emin bir şekilde “Ben çocuğumu hiçbir şekilde kısıtlamıyorum. ‘Onu yapma bunu yapma’ demiyorum. Kendi haline bırakıyorum” diyerek, çocuğunu özgür yetiştirdiğini düşünüyor ve bununla övünüyor. Nedense kuralların ve çocuğa sınır koymanın ona zarar vereceğine inanıyoruz. Oysa ki uzmanlar hiç de öyle olmadığını söylüyor.

Çocuğun nerede nasıl davranacağını öğrenmesini sağlayan kurallardır. Sanılanın aksine kuralların bir çocuğu koruyan ve çevresiyle sağlıklı etkileşim kurmasını sağlayan özelliktir. Her çocuk yaşadığı dünyanın, çevrenin kurallarını anlamak ister. Aynı zamanda buna ihtiyaçları da vardır. Çocuklar kendilerinden ne beklendiğini, diğer insanlarla beraberken nerede durmaları gerektiğini ve çok ileri gittiklerinde ne olacağını bilmek isterler. İşte sınırlar, çocuklara bunları öğrenme ve keşfetme sürecinde önemli role sahiptir.

Kural ve yasak aynı şey değil
Sınır ve kuralları en çok yasaklayıcılıkla karıştırıyoruz. Oysa sınırlar, çocuğumuzu korumak için var ve biz anne-babalar olarak onu korumakla yükümlüyüz.  Örneğin;

“Örneğin, 10 yaşındaki çocuğumuzun oturduğumuz sitenin içindeki parkta oynamasına izin verebiliriz. O parkın her tarafına gidebilir, her oyuncağıyla oynayabilir. Bu 10 yaşındaki bir çocuk için bile yeterli bir özgürlüktür. Ancak diyelim ki karşı sitenin parkında oynamak istiyor fakat aradan büyük bir anayol geçiyor. O zaman tabii ki tek başına karşı sitenin parkında oynayamayacağını bilmeli.”

Peki çocuğumuza yapmaması gereken bir şeyi nasıl öğreteceğiz? İşte anne-babaların en çok zorlandığı konulardan biri de bu.

Çocuğumuz yapmaması gereken bir şeyi yapabilir. Çünkü o daha yolun başında ve doğru ile yanlışı ayırt etmekte yetişkin bir insan kadar başarılı olmaması son derece doğal. Tabii ki yapmaması gereken şeyi yaptığında kendisini uyarmalıyız fakat bunu yasaklayarak yaparsak çocuk neden yapmaması gerektiğini öğrenemez. Bu nedenle yanlışını kendisine göstermemiz ve nedenlerini açıklamamız gerekiyor.”

Bir güç savaşına dönüşmemeli
Aksi taktirde iş savaşa dönüyor. ‘Benim dediğim oldu, kazandım’ diyen anne-babaya, çocuk da içinden ‘Size gününüzü göstereceğim’ diyor. Aslında aile ve çocuğa kazan-kazan durumu öğretilmeli. Çünkü çocuğun başına bir şey geldiğinde bunun kaybedeni yine iki taraf oluyor. Çocuk da üzülüyor, aile de…” Dolayısıyla anne-baba olarak bunu inatlaşma ve güç savaşına dönüştürmemek, çocuğu doğru olana yönlendirmek ve sabırlı olmak gerekiyor. Çocuğunuz bazen sizin sınırlarınızı zorlayabilir. Bunu da en çok ağlayarak yapar. Diyeceksiniz ki ‘Sınır koyuyorum ama ağlıyor.’ Ağlayabilir. Bir bebek emeklemeye başladığında ilk önce prize gider, prizi kapatırız ya da bebeği oraya emeklerken durdururuz. Ağlasa da ‘Ah yavrum çok ağlıyorsun tamam bir kere dokun’ demeyiz. Bu kararlılığın ve anlayışın her yaşta devam ettirilmesi çok önemli.

Bu çizgi nerede başlıyor?
Sınır koyma, evde anne-babanın koyduğu kurallarla başlıyor, okul döneminden itibaren toplumsal kurallarla devam ediyor. Ayrıca çocuğun yaşına, gelişimine ve ihtiyaçlarına göre değişkenlik gösterebiliyor.

Örneğin 15 yaşındaki bir genç kız, eğer anne ve babası ona ulaşmaya çalıştığında ulaşabiliyorsa ve söz verdiği vakitte eve dönüyorsa o akşam arkadaşları ile dışarı çıkma sorumluluğunu almaya hazır demek. Ancak ‘Telefonumun şarjı bitti. Arkadaşımdan arayıp haber vermek de aklıma gelmedi’ diyerek söz verdiği saatte eve dönmeyen genç kıza, daha katı bir sınır konulmalı. Çünkü o, daha akşam dışarı çıkma sorumluluğunu almaya hazır değil. Dolayısıyla anne, baba, öğretmen ve toplumla kurduğu ilişkide alabildiği sorumluluk doğrultusunda da çocuğa sınır konulmalı. Kendini koruyabilir hale geldiğinde bu sınır esnetilebilir.”

Kuralsızlık ve sınırsızlık nelere yol açar?
Düşünün ki bir işe girdiniz ve şartlar hakkında hiçbir bilginiz yok. Deneyerek öğreneceksiniz. Bir gün işe 12.00’de geldiniz, kimse bir şey demedi. Siz de ‘Oh ne rahat iş’ diye ertesi gün yine öğlen geldiniz ve geldiğinizde öğrendiniz ki saat 10.00’da çok önemli bir toplantı varmış. Kaçırdığınız için azar işittiniz. Ne hissederdiniz? Güvensiz, ne yapacağını bilmez ve öfkeli… Çünkü bilmeye ihtiyacınız var çünkü birinin size yol göstermesine ihtiyacınız var. İşte çocukların da bizim rehberliğimize ihtiyacı var.

Buradan hareketle düşündüğümüzde, ev içinde sınırsızca özgür bırakılan çocuk, sosyal hayatla tanıştığında da bu şekilde davranmak isteyecek. Fakat gerçek hayat sınırlamalar ve kurallarla doludur. Her şeyin bir sınırı olduğu gibi toplumsal hayatın da bir sınırı vardır. Çocuğumuza bu sınırları evdeyken öğretmeye başlamak en doğrusu.

Çocuğunuz için anaokulu nasıl seçilir?

Çocuğunuz için anaokulu seçimini, ona bir doktor ya da kendinize bir iş seçermiş gibi düşünmelisiniz. Her iki durumda da en iyisini bulabilmek için zaman ve emek harcamalısınız. Çevrenize sorular sormalı, görüşmelere gitmeli ve arkadaşlarınızdan tavsiyeler almalısınız.

Alternatiflerinizi maliyet, mesafe ve diğer temel özellikleri göz önüne alarak azalttığınızda, seçenekleriniz arasındaki okulu arayın ve soracağınız sorularla kriterlerinize uyup uymadığını kontrol edin. Okulun lisansı ve açık kuralları olup olmadığını mutlaka kontrol edin. İyi bir okulun mutlaka kati kuralları olmalıdır. Çocuk-öğretmen oranını da mutlaka öğrenmelisiniz. Ne kadar iyi olursa olsun, bir öğretmen 10’dan fazla çocukla ilgilenirse, çocuklar gerekli ilgiyi göremezler.

Ancak her şey bununla da bitmiyor. Okulun eğitim felsefesi de büyük önem taşıyor. Anaokulu geleneksel ya da yenilikçi yöntemlerle eğitim veriyor olabilir. Hangi yöntem izleniyorsa izlensin, bir okulun öğrencilerine nasıl eğiteceği konusunda mutlaka bir planı olması ve sizin bu felseyi öğrenip kabullenmeniz gerekiyor.

Sırada okulları ziyaret etmek var. Anaokulunun yöneticileri ile mutlaka bire bir konuşmalı ve öğretmenlerin öğrencilerle nasıl ilgilendiğini gözlemlemelisiniz.

Sonraki adım ise çocuğunuzla birlikte okulu ziyaret etmek olmalı. Çocuğunuzun okula ve öğretmenlere nasıl tepki vereceğini gözlemleyin. Öğretmenler çocuğunuzu tanımak için ne kadar çaba harcıyor? Çocuğunuz aktivitelerden hoşlandı mı? Çocuğunuzu izleyerek ve bu sorulara yanıt vererek daha iyi bir karar vereceksiniz.

Yerinde Duramayan Çocuklara Dikkat

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, erken çocukluk yıllarında başlayan bir hastalıktır. Rahatsızlığın temel özelliği, kalıcı ve sürekli olan dikkat süresinin kısalığı, engellenmeye yönelik deneyim eksikliği nedeniyle davranışlarda ortaya çıkan ataklık ve huzursuzluktur. Belirtiler genellikle 3 yaş civarı ortaya çıkmakla birlikte tanı ilkokul yıllarında konulur.

Okul hayatının başlamasıyla belirtiler belirginleşiyor

Dikkat eksikliği problemi olan çocukların önemli bir kısmı “Bunu isteyerek yapıyor” diye düşünülerek gereksiz zorlamalara ve baskıya maruz kalabilmektedir. Bu sorun, özellikle okul hayatının başlamasıyla belirginleşir. Erken tanı, çocuğa nasıl yardım edileceğini anlama ve destek olma açısından önemlidir. Çocuk bu sayede yaramaz etiketi almamış, olumsuz davranışlara maruz kalmamış ve eğitimin temeli zayıf atılmamış olur.

Çok konuşan ve yerinde duramayan çocuklara dikkat

Dikkat eksikliği ve hiperaktivitesi olan çocuklar genellikle agresif bir yapı sergiler ve kaygı bozukluğu olur. Bu çocuklar; karşı gelme davranışlarının yüksek olmasının yanı sıra düşük toleranslı olmaları, inatçılık ve azalmış güven duyguları nedeniyle arkadaşları tarafından reddedilme sorunları yaşarlar. Bu çocuklarda görülen diğer belirtiler ise şu şekilde sıralanabilir:

  • Aşırı hareketlilik ve kıvranma
  • Yerinde oturmada güçlük
  • Çok konuşma
  • Dikkatini sürdürmede güçlük
  • Dikkatin kolay dağılması
  • Sıklıkla bir şey kaybetme
  • Sorulara birden atlayıp cevap verme
  • Kuralları takip etmede güçlük
  • Sessizce oynamada güçlük
  • Oyunlarda sırasını beklemede güçlük
  • Bir aktiviteden diğerine kayma
  • Sıklıkla ne söylediğini bilememe
  • Tehlikeli aktivitelerle uğraşma

Disleksi nedir? Disleksi Nedenleri, belirtileri ve tedavisi

Disleksi, bir çeşit öğrenme güçlüğü türüdür, erken yaşlarda ortaya çıkmasına rağmen genellikle okula yeni başlayan çocukların okuma güçlüğü çekmesi ile anlaşılır. ‘Okuma, heceleme ve yazma becerilerinde meydana gelen nörogenetik kökenli bir farklılık’ olarak ta tanımlanan disleksi, öğrenme bozukluğu olan bir kişinin sözcükleri veya sayıları işlemekte zorlanması durumudur. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, disleksi yaygınlığı %5 ila %15 gibi çok yüksek bir görülme oranına sahiptir. ‘Dahilerin Hastalığı’ olarak ta bilinen disleksi, okuma ve yazma öğrenmenin ciddi derecede bozulması ile karakterizedir. Öğrenmeye engel birkaç türü bulunmaktadır. Disleksi olan çocuklar yeterince zeki ve öğrenmeye motive olsalar bile okumayı öğrenmekte güçlük çekerler. Disleksi bir hastalık değildir, doğumsal bir rahatsızlıktır ve çoğu kez ailelerden geçmektedir.

Disleksisi olan insanlar aptal, geri zekalı veya tembel değildir. Çoğu, ortalama ya da ortalamanın üstünde bir zekâya sahiptirler ve öğrenme problemlerinin üstesinden gelmek için çok çalışırlar. Bazıları Nobel ödül almış bilim insanı, sanatçı, politikacıların hayatları incelendiğinde bunların Disleksi oldukları saptanmıştır. Tanınmış bazı ünlü disleksililer arasında, Albert Einstein, Charles Darwin, Thomas Edison, Graham Bell, Mozart, Agatha Christie, Goethe, Jules Verne, Hemingway ve Napoleon bulunmaktadır.

Disleksi nedenleri nelerdir?

Araştırmalar, disleksinin, beynin bilgi işleme biçiminden dolayı gerçekleştiğini göstermiştir. Modern görüntüleme yöntemleri ile yapılan beyin taramaları, disleksisi olan insanların okuduğu zaman, disleksi bulunmayan insanlara kıyasla beynin farklı bölümlerini kullandıklarını görülmüştür. Bu resimler, aynı zamanda okuma sırasında disleksi hastalarının beyinlerinin etkin çalışmadığını göstermiştir. İşte bu yüzden disleksi olan kişilerde okuma eylemi yavaş, zor bir iş gibi görünür.

Çoğu zaman, disleksik insanların harf ve sayıları tersine çevirmesine ve geriye kelimeleri görmesine neden olur. Ancak, tersine dönmeler, gelişimin normal bir parçası olarak gerçekleşir ve birçok veya daha fazla çocuğun birinci veya ikinci sınıfına kadar görülür.

Disleksideki asıl sorun, konuşmanın temel sesleri olan (örneğin, “bat” daki “b” sesi bir fonemdir) fonemleri tanımakta sorun oluşturmasıdır. Bu nedenle, o ses için harf simgesi ile harf simgesi arasında bağlantı kurmak ve sesleri sözlerle harmanlamak mücadeledir. Bu, kısa, tanıdık kelimeleri tanımayı veya daha uzun sözcükleri seslendirmeyi zorlaştırır. Bu sebeple disleksisi olan birinin sesli ses çıkarması çok zaman alır.

Kelimenin anlamı çoğu zaman kaybolur ve okuma anlama zayıftır. Disleksisi olan kişilerin yazımında zorluk çekilmesi şaşırtıcı değildir. Ayrıca kendilerini yazılı ve hatta konuşurken ifade etmekte güçlük çekebilirler. Disleksi bir dil işleme bozukluğudur, bu nedenle konuşulan ya da yazılı olan tüm dil biçimlerini etkileyebilir.

Bazı insanlar daha hafif disleksi biçimlerine sahiptir, bu yüzden sözlü ve yazılı dildeki bu diğer alanlarda daha az sıkıntı yaşayabilirler. Disleksi, tek başına ortadan kaybolan veya büyürken düzelen bir rahatsızlık değildir. Neyse ki, doğru yardım ile disleksi olan çoğu insan okumayı öğrenir. Çoğu zaman bu stratejileri öğrenmek ve kullanmak için farklı yollar bulunmaktadır. Bunlar dışında diğer bazı nedenler arasında;

  • Beyin Hasarı
  • Genetik, kalıtımsal nedenler
  • Nörolojik nedenler
  • Yapısal farklılıklar
  • İşlevsel farklılıklar
  • Yarıküre arası iletişim sorunları
  • Algısal nedenler
  • Görsel algılama, işitsel algılama
  • Dilsel nedenler
  • Bellek bozuklukları

Disleksi belirtileri nelerdir?

Okuma bozukluğu, okuma hızının çok düşük olması ile karakterizedir. Okuma bozukluğu olan çocuklar sıklıkla metni okumak için diğer çocukların iki katından üç katına veya daha fazlasına ihtiyaç duyarlar. Okumanın yavaş olması, özellikle okunan cümleleri okurken, okumanın ne olduğunu anlamada zorluk çekerler. Bireysel harfleri karşılık gelen seslerle ilişkilendirmek çok yavaş olur bu durumda, hatalar sıklıkla yapılır.

Okunması güç olan kelimelerin yerine, okuma bozukluğu olan çocuklar, benzer harfli diğer kelimeleri okumaya eğilimlidir. Bazı çocuklar, tek bir sözcük yanlış okunduğunda bile (örn. Madde yerine çekiçle) diğer kelimeleri temel alarak bir cümlenin içeriğini çıkarırlar. Bu nedenle tanıda, sadece okuduğunu anlama değil, aynı zamanda tek tek kelimelerin yüksek sesle okunması da hesaba katılması çok önemlidir.

Sınırlı okuma hızı aynı zamanda yetişkinlerde okuma bozukluğunun ana belirtisidir. Bu, özellikle, karmaşık, çok sesli ve nadir kelimelerle oluşur. Stresli durumlarda, ör. Resmi bir ofiste veya meslektaşlarınının önünde formları okurken, belirtiler artar. Okuma bozukluğun da saymada (ör. Matematik kelime problemleri okurken) ve yabancı dil öğrenirken kendini gösterir.

Yazım bozukluğu, önemli ölçüde artan yazım hataları ile karakterizedir. Yazım bozukluğu olan çocuklar genelde 40 test kelimesinin yalnızca %10’unu doğru yazar. Bu sıklıkla sınırlı kelime dağarcığı veya dil yeteneği eksikliği olarak algılanır. Bununla birlikte, çoğunlukla kırmızı kalemle düzeltilen yazım hatalarını öğretmenlerin olumsuz yorumlarıyla önlemek, genellikle telafi stratejisidir.

Disleksi teşhisi ve tanısı nasıl yapılır?

Disleksinin ve izole okuma bozukluğunun ve yazım denetimi bozukluğunun teşhisi karmaşıktır ve okuma ve / veya yazım bozukluğunun çekirdek semptomlarına ek olarak aşağıdakilere dayanır. 

  • Teşhisin sağlanması: Disleksi teşhisi için, bir çocuğun okuma ve yazım denetimi performansı ortalamanın çok altında olmalıdır. Bu, ortalamanın altında bir standart sapmaya tekabül eden yüzde 16’dan küçük bir sıralama anlamına gelmektedir. Buna ek olarak, ebeveynler sıklıkla öğretmenlerden çocuğun evde daha fazla uygulamadan yararlanabileceği konusunda rapor alırlar.
  • Eşzamanlı bozukluklar: Disleksili ergenlerde dünyevi düşünceler ve intihar girişimleri, aynı yaştaki diğer insanlardaki gibi üç kat daha yaygındır. Depresif bozuklukların oranı iki kat daha fazladır ve anksiyete bozuklukları üç kat yaygındır
  • Psikiyatrik bozukluk: Çocuğun bilişsel yeteneği (istihbarat), Kronik hastalıklar (diabetes mellitus), Olumsuz psikososyal faktörler (okulda zorbalık gibi önemli gergin faktörler), Çocuğun psikososyal işlevsel seviyesi (aynı yaşla etkileşim).

Çocuklarda Disleksi

Disleksinin ilk belirtileri, çocukların ilk sesleri çıkarmayı öğrendiklerinde 1-2 yaş civarında ortaya çıkar. İlk kelimelerini 15 aya kadar ya da 2 yaşına kadar olan ilk cümlelerinde söylemeyen çocuklar disleksi geliştirme riski yüksektir. Bununla birlikte, konuşması geç olan tüm çocukların disleksi geliştirdiği ve disleksisi olan her çocuğun konuşma gecikmeleri yaşadığı doğru değildir. Konuşmanın gecikmesi, ebeveynlerin dil gelişimine dikkat etmeleri için bir işarettir. Okuma zorluğu çeken ailelerin çocukları da disleksi açısından yakından izlenmelidir.

5 yaşından önce ortaya çıkan diğer disleksi uyarı işaretleri şunları içerir;

  • Alfabedeki harflerin isimlerini öğrenme ve hatırlama konusunda sorun yaşama.
  • Ortak çalışmalarda tekrar eden kelimeleri öğrenmekte güçlük çekmek,
  • Kendi adının harflerini tanıyamıyor olmak
  • Tanıtılan kelimeleri yanlış okumak veya bebek konuşmasını kullanarak tekrar sesleri fark edememek.

Anaokulu ve birinci sınıf çocuklarında disleksi;

5 ya da 6 yaş civarında çocuklar, okumayı öğrenmeye başladıklarında, disleksi semptomları daha belirgin hale gelir. Disleksi için standart bir test yoktur, bu nedenle çocuğunuzun doktoru semptomlarını değerlendirmek için sizinle birlikte koordineli hareket eder. Anaokulu öğretmeninizin veya birinci sınıf öğrencinizin risk altında olabileceğini gösteren işaretler şunları içermektedir;

  • Sözcüklerin seslere ayrıldığını anlamıyor
  • Sayfadaki harflerin seslerine bağlı olmayan okuma hatalarını yapma
  • Okumanın ne kadar zor olduğundan şikâyet etmek
  • Okula gitmek istememek
  • Konuşma ve telaffuz ile ilgili sorunlar yaşamak
  • “Kedi” veya “harita” gibi temel kelimeleri söylemekte sorun yaşamak
  • Harfleri seslerle ilişkilendirememek (örneğin, “p” “paa” gibi ses çıkarır)

İkinci – sekizinci sınıf çocuklarda disleksi

Çoğu öğretmen, disleksiyi tanımaya yönelik eğitim görmemiştir. Zeki ve tam sınıfa katılan çocuklar çatlaklardan kayar, çünkü okuma sıkıntılarını gizlemek iyi olur. Çocuğunuz ortaokula geldiğinde okuma, yazma ve yazım hatlarıyla geride kalmış olabilir. Okul ve ortaokuldaki disleksi belirtileri şunları içerir;

  • Okumayı öğrenmede çok yavaş olma
  • Yavaş ve beceriksiz okuma
  • Yeni kelimeler de zorluk çekme ve ses çıkaramama
  • Sevmemek ya da yüksek sesle okumaktan kaçınma
  • Kelimeleri bulurken ve soruları cevaplarken tereddüt etme
  • Konuşmada çok “umms” kullanma.Uzun, bilinmeyen veya karmaşık olan yanlış yönlendiren kelimeler
  • Kafa karıştırıcı kelimeler
  • Adları ve tarihler gibi ayrıntıları hatırlamakta sorun yaşama
  • Karışık el yazısı.

Lise Ve Kolej düzeyindeki gençlerde disleksi

Lise ve üniversite yılları Lise ve kolej disleksisi olan öğrenciler için yeni bir dizi zorluk içerir. Hızlı bir şekilde okuduğunu anlama zorunlu olduğundan çok daha katı akademik zorluklarla karşılaşırlar. Lise ve üniversite öğrencilerine daha fazla okuma materyali atanır. Ayrıca, farklı beklentilerle birlikte çeşitli öğretmenlerle çalışmayı öğrenmelidirler.

Tedavi edilmediğinde, bazı insanların çocukluklarında oluşan disleksi genç yetişkinliğe geçer. Diğerleri, yüksek öğrenme işlevleri geliştikçe doğal olarak gelişecektir. Çocukluğunda daha önce görülen bulgulara ek olarak, genç yetişkinlikte disleksi işaretleri şunları içerir;

  • Okumak için büyük bir çaba sarf eder
  • Yavaş okuma
  • Nadiren zevk için okumak
  • Her durumda yüksek sesle okumaktan kaçınma.Konuşurken sık durup duraksama
  • Bir sürü “umms”
  • Belirsiz ve yanlış olan dil kullanımı
  • İsimlerin ve yerlerin yanlış telaffuz edilmesi.İsimleri hatırlamakta güçlük çekme
  • Kafa karıştırıcı gibi sesler çıkaran isimler
  • Konuşmada hızlı cevaplar eksik olma.Konuşulan kelimelerin sınırlı olması
  • Çoktan seçmeli testlerde zorluk çekme.

Disleksi tedavisi nasıl uygulanır?

Yetişkin disleksisini tedavi etme ve yönetme;

Doktorunuz, disleksinizin şiddetini değerlendirdikten sonra durumunuzu yönetmenize yardımcı olacak bir tedavi planı oluşturacaktır. Bir tedavi planı aşağıdakileri içerebilir;

  • Her yaşta disleksi için çok önemli olan okuma becerilerini geliştirmeye yardımcı olmak için eğitim veya öğretme
  • Disleksinin işyerinde neden olduğu sorunları yönetmenize ve bunları yönetmenize yardımcı olacak mesleki tedavi
  • Talimatları yazılı olarak değil konuşarak anlatılması
  • Öğrenme ve hatırlamaya yardımcı olacak yöntemler bulma

Teknoloji de, özellikle de çalışan bir yetişkin için disleksiyi yönetmenin önemli bir parçası olabilir. Yardımcı olabilecek bazı şeyler şunlardır;

  • Önemli toplantıları veya önemli konuşmaları kaydetmek, sonra önemli bilgileri kaçırdıysanız tekrar dinlemek
  • Kendinizi, organize etmenize ve uyarıları en aza indirgemek için organizasyon uygulamaları veya elektronik düzenleyicileri kullanma.

Disleksiyi tedavi etmek için

Neyse ki, doğru yardım ile disleksi olan çocukların çoğu normal sınıflarda okumayı ve yazmayı geliştirebilirler. Genellikle durumu okumak, hecelemek ve yönetmek için özel olarak eğitilmiş bir öğretmen, okuma uzmanıyla çalışırlar. Çocuğunuzun öğretmeni, psikologu veya çocuk doktoru, disleksi olan çocuklar ile çalışmak üzere eğitilmiş bir akademik terapiste, (bir eğitim terapisti veya akademik bir dil terapisti olarak da adlandırılabilir) tavsiye edebilir.

Tedavide başlangıçta bozukluğun tanımlanması, ailelere danışmanlık yapılması ve öğretmenlere danışmanlık yapılması da dâhildir. Daha sonraki tedavi, disleksinin şiddetine ve psikolojik semptomlara veya eşzamanlı bozukluklara bağlıdır. Uyuşturucu tedavisi, disleksi için yararlı değildir. Dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan bir disleksi hastası da DEHB için ilaç tedavisi uygulayarak okulun içindeki ve dışındaki öğrenme yeteneklerini artırabilir.

Bozukluğun, nedenlerinin ve tedavi seçeneklerinin tanımlanması genellikle ebeveynlere büyük bir rahatlama getirir. Teşhis genellikle aylarca hatta yıllar alır, bu süre zarfında ebeveynler, genellikle anne, çocuğunu evde günlük pratik yoluyla desteklemeye çalışmalıdır. Disleksi tedavi sürecinde şunlar yapılmalı

  • Bozukluk hakkında bilgi verilmesi
  • Herhangi bir zihinsel belirtinin ve eşzamanlı bozuklukların tedavisi
  • Düzenli okuma desteği
  • Bireysel imla desteği

Öğretmenler için Disleksi tavsiyeleri

Çocuğun psikolojik stresini açıklamaya hizmet eder ve çocuğun okula nasıl daha iyi entegre olabileceğini birlikte düşünme fırsatı sağlar. Disleksi teşhisi de rapor edilmelidir. Disleksi tedavisinin iki bileşeni vardır: çekirdek problemlerin okuma ve yazım denetimi ile eşzamanlı psikolojik rahatsızlıkların tedavisi. Psikolojik bozuklukları tedavi etmek için çocuk ve ergen psikoterapisi mevcuttur. Bu öncelikle çocukların semptomlarını azaltmak ve bireysel gelişimlerini iyileştirmeyi amaçlamaktadır.

Disleksi eğitimi nasıl olmalı?

  • Okuma desteği bireysel olarak çocuğun gelişimine bağlıdır. Okumada gelişimsel durumun detaylı analizine dayanarak, en az bir yıl boyunca haftada en az bir kere düzenli olarak okuma desteği sağlanmalıdır. Bu terapiye ek olarak, sık okuma oturumlarıyla okuma dostu bir aile ortamı kurmak ve birlikte okumak da okuma gelişimini önemli ölçüde artırabilir. Ampirik olarak sadece birkaç tür okuma desteği araştırılmıştır.
  • Yazım desteği, okuma desteğinden ayrı olarak verilmelidir. Okuma desteğinde olduğu gibi, başlangıçta bireysel gelişim statüsü belirlenmelidir. Bundan sonra de destek etrafında tasarlanır. Çocuklar, fonikte (tek tek sesler yazarak) başlayarak yazımda düzenli eğilimleri öğrenirler. Tedavi süresince nörobiyolojik korelasyonlar kaydederek bu çocuklarda bozulan süreçleri daha iyi anlamak için girişimlerde bulunulmaktadır. Tedavinin esaslı bir kısmı psikoterapidir. Anksiyete ve depresyondan muzdarip çocuklar bu tür bir tedaviden önemli ölçüde yardım edilebilir. Bir hasta da DEHB’ye sahipse, psikoterapinin yanı sıra bozukluk şiddetli olduğunda ilaç tedavisi de belirtilir.

Disleksisi olan insanlar için duygusal destek çok önemlidir. Çoğu kez hayal kırıklığına uğradıklarını düşünürler çünkü diğer öğrencilerle yetişemiyor gibi kendilerini görürler. Çoğunlukla aptalca veya değersiz olduklarını hissederler ve zorlandıklarını sınıf içinde hareket ederek veya sınıf palyaçosu haline getirerek örtbas edebilirler. Disleksisi olan insanlar doktorlar, politikacılar, şirket yöneticileri, aktörler, müzisyenler, sanatçılar, öğretmenler, mucitler, girişimciler ya da seçtikleri başka bir meslekle uğraşabilirler.

Disleksi kaç yaşında anlaşılır?

Disleksi okuma yazma çağına gelmiş çocuklarda, belirtiler verse de erken dönemlerde anlaşılması da mümkündür. Çocuğun ilk konuşmaya başladığı dönemlerde, konuşmada güçlük ve gecikme, kelimeleri yanlış telaffuz etme, oyunları sürdürememe gibi ilk belirtiler ile kendini gösterebilmektedir. Ama genellikle teşhis çocuğun okula başladığı ilkokul 1. Sınıfta yapılabilmektedir.

Çocuklarda 0-6 Yaş Psikolojisi

Doğumdan ölüme kadar ki yıllar içerisinde, en önemli dönem olarak nitelendirilen okul öncesi yaşlar, olumlu ve olumsuz bütün davranışların kazanılmasında çok önemli bir yere sahiptir. Çünkü bu yaşlardaki davranışlar kalıcı olmakta ve kişinin ilerdeki sosyal yaşantısı başta olmak üzere, bütün yaşantıları üzerinde rol oynamaktadır.

Ergenlikten sonraki dönemlerde bireyin ilişkilerini sağlıklı olarak sürdürebilmesi, çocukluk yaşlarındaki olumlu davranışların artırılmasında veya olumsuz davranışlar görülüyorsa bunların ya en alt seviyesine düşürülmesine ya da ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Çocuklarda görülmesi muhtemel olan olumsuz davranışlar (ruhsal bozukluklar) bağımlılık, çocukluk şizofrenisi, dikkat eksikliği, enkoprezis, enürezis, hırsızlık, inat, kaçma, kaygı, kekemelik, kıskançlık, korku, otizm, öfke, parmak emme, pika, saldırganlık, tırnak yeme, tik bozuklukları, uyku bozuklukları, yalan, yeme sorunları olabilir.

Okul öncesi dönemde, çocuklarda başka ruhsal sorunlar da görülebilir. Fakat bunlar en sık görülebilecek olanlardır.

Çocuklarda görülen olumsuz davranışların en önemli nedenlerinden biri ailedeki ilgi, sevgi yoksunluğudur. Aile çocukla ilgilenmiyorsa, çocuk başka çocuklarla karşılaştırılıyorsa veya diğer kardeşleri ailede daha çok ön plandaysa böyle çocuklarda anormallikler görülmesi normaldir. Fakat bunların görülmesi normal olan zamanların dışına da sarkmışsa burada mutlaka önlem alınması gereklidir.

Örneğin; çocukta enürezis veya enkoprezisin belli dönemlerde görülmesi normaldir. Fakat çocuk 6 yaşına geldiği halde yine de bu davranışları gösteriyorsa çocuğun bir sorunu var demektir. Burada ilk görev ebeveyne düşmektedir. Anne baba bu konuda önlem almalıdır. Eğer bir sonuç elde edemiyorlarsa konu ile ilgili uzmana başvurmalıdırlar, o da faydasız kalıyorsa çocuk bir doktora götürülerek tedavi edilmelidir. Çocuklarda ki diğer sorunlarda da bu yol izlenerek, çekirdek halindeki sorunların daha sonra büyüyerek önce fidan, sonra da kocaman bir ağaç olması önlenmelidir.

Çocuk, doğduktan sonra ilk olarak ailesiyle karşılaşır. Anne babasıyla ilişki içerisine girer. Fakat aradan birkaç yıl geçtikten sonra sırasıyla; arkadaşlarıyla, okula başladığında öğretmenleriyle ve toplumdaki diğer insanlarla etkileşim içerisine girer. Çocuk için önceleri anne babası ve onların fikirleri önemliyken sonraları diğer insanlarda önem taşımaya başlar. Bu yüzden de çocukta herhangi bir sorun varsa, bu sorunun çözümlenmesinde aileye görev düştüğü kadar topluma da görev düşmektedir. Sorunlu olan çocuğa yakın olan bireylerin, ona yardımcı olabilmeleri için çocuğun sorunu hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir. Eğer hiçbir bilgileri yoksa, rastgele uygulamalar sonucunda olumlu sonuçlar yerine çocuk daha da büyük çıkmazların içine girebilir.

İşte bütün bunların önlenmesi, başta anne babalar olmak üzere bütün toplumun bilinçlendirilmesine bağlıdır. Çünkü çocuklarımız geleceğimizdir. Gelecekte daha sağlıklı anne babalar, daha sağlıklı eşler, daha sağlıklı öğretmenler, kısacası daha sağlıklı bir topluma sahip olabilmek için bireylerle birebir ilgilenip onların sorunlarına en kısa zamanda çözüm yolları bulmakla sağlanabilir.

Televizyon İzlemesi Çocukların Davranışlarını Bozuyor

Çocukların fazla televizyon izlemesi, davranış bozukluklarına yol açabiliyor. 3 ile 7 yaş arasındaki çocukların günde en fazla 30 ile 60 dakika, 7 ile 12 yaş arasındaki çocukların ise günde en fazla bir saat televizyon izlemesi tavsiye ediliyor.

İngiltere’de yapılan bir araştırmada günde iki saat televizyon izleyen 5 yaşındaki çocukların davranış bozukluklarına yakalanma risklerinin arttığı belirlendi. 2 bin 707 çocuk üzerinde yapılan araştırmaya göre, televizyon karşısında uzun saatler geçiren çocuklar sosyal becerilerini geliştirmekte başarısız oluyor.

Bu çocukların obezite ve otizme yakalanma riskleri de artıyor. Bilim adamları, 3 ile 7 yaş arasındaki çocukların günde en fazla 30 ile 60 dakika, 7 ile 12 yaş arasındaki çocukların günde en fazla bir saat televizyon izlemesi tavsiyesinde bulunuyor.

Çocuklarda Tırnak Yeme Alışkanlığı ve Tedavisi

Çocuklarda tırnak yeme alışkanlığı genellikle 3-4 yaşlarından sonra görülmeye başlar. Tırnak yeme alışkanlığı, yapılan araştırmalara göre, az rastlanan bir durum da olsa çocuklarda 15-20 aylık gibi erken dönemlerde de görebildiği ortaya çıkmış.

Tırnak yeme davranışının altında yatan temel sebepleri, tıpkı diğer uyumsuz davranışlara olduğu gibi, psikolojik nedenlere bağlıyorlar.

İşte Tırnak Yemeye Sebep Olan Durumlar:

Çevresi, ailesi ve kendine karşı bir güvensizlik durumu, tırnak yeme davranışının çocukta oluşmasına sebep olabilir.

Çocuğun içinde bulunduğu ve yetiştiği ortamda aşırı baskıcı, otoriter bir eğitimin uygulanması, sürekli eleştirilmesi de tırnak yeme alışkanlığının sebeplerindendir.

Çocuğun aile içinde, kardeşler arasında birbirleriyle kıyaslanması, kardeşler arasında sevginin eşit olarak dağıtılmaması da tırnak yemede diğer bir etkendir.

Aile içinde yaşanan problemler, eşlerin yaşamış oldukları kavga ve geçimsizlik, tırnak yeme davranışına sebep olabilir.

Peki Bu Durumda Anne Babalar Neler Yapabilirler?

• Uzmanlar, bu konuda en etkili yöntemin 3-4 yaşlarına kadar bu alışkanlığın anne babalar tarafından görmezlikten gelinmesi olduğunu savunuyor.

• Diğer davranış problemlerinin çözümünde faydalanıldığı gibi, çocuğun bu davranışının sebepleri araştırılmalı, onu bu alışkanlığa iten durumların ortadan kaldırılmasına çalışılmalıdır.

• Korkutularak, ceza vererek problemin çözümüne yaklaşılmamalıdır. Bu durum çocukta daha farklı problemlerin oluşmasın sebep olabilir.

• Anne babalar aile içinde kavga etmemeli ve çocukları üzerinde gerginlik, stres ve endişe oluşturacak hareketlerden kaçınmalıdırlar.

• Çocuklar, kavgalı, şiddet içerikli ve korkutucu filmlerden uzak tutulmalıdır.

• Çocuğunuza özgüven duygusu kazandıracak görevler verebilirsiniz.

• Çocuğunuza yaşına uygun sportif ve kültürel etkinliklere katarak onun boş zamanlarını değerlendirmelisiniz.

• Çocuğunuza tırnak yemenin sağlık açısından sakıncalarını anlatın.

Doğru İletişim Çocuğun Yanlış Davranışını Engeller

Anne ve Baba evde çocuğun ilk iletişimi kurduğu bireylerdir. İletişim, çocuğun özgüvenli yetişmesi, kendisini doğru ifade edebilmesi ve yanlış olan bir davranışı ortadan kaldırma açısından çok önemlidir. Çocuğunuzun hatalı davranışlarını durdurmanın en temel kuralı doğru iletişimdir.

Doğru iletişim kurmanın yolları;

1. Ben Dili: Çocuğunuz, onaylamadığınız bir davranış yaptığında, ” ben dili ” kullanırsanız onun kişiliğini hedef almadan, ona suçluluk duygusu vermemiş olursunuz. Onaylamadığınız davranışın, kısa ve somut tanımını yaparak, bu davranışın sizde hangi duygu ve etkiyi yaşattığını açıklayın. Örneğin; “SEN” beni üzüyorsun, “SEN” beni kızdırıyorsun`un yerine “BEN” üzülüyorum, “BEN” kızıyorum gibi cümlelerle duygularınızı ifade etmek çok daha doğru bir iletişim şekli olacaktır.

2. Beden Dili: Beden dili, çocuğu konuşmaya ve işbirliğine açık hale getirir. Çocuğunuzla bir şey konuşacağınız zaman; yakın mesafede, onun göz hizasına denk gelecek şekide boyunuzu ayarlayarak ve yüz yüze durarak konuşun. Çocuğunuzun dikkatini toplaması için dokunarak konuşmayı başlatmanız yardımcı olacaktır. Çocuğunuzla aynı hizada olarak konuşmanız, bedensel eşitliği sağlar ve çocuklarımıza kendilerini değerli hisettirir.

3. Net Olun: Çocuklarınıza duygularınızı yansıtırken net olun. Örneğin; ”Ben üzülüyorum”, “Ben kızıyorum” derken sebebini net olarak açıklayın. Eğer net bir açıklama yapmazsanız, çocuğunuz sizin aklınıza bile gelmeyecek bir şeyler düşünüp bu durumdan çok farklı sonuçlar çıkarabilirler.

4. Koşulsuz kabul edin: Çocuğunuzu, her yönüyle yani güçlü-zayıf, yeterli-yetersiz bütün yönleriyle kabul edin. Başka bir çocukla çocuğunuzu kıyaslamak onu reddetmek anlamına gelir. Anne ve Baba`nın ne anlatmak istediği kadar çocuğunda ne anlayacağı önemlidir. ”Bak Ayşe`ye ne güzel yüksek not almış, sen neden düşük aldın” demek Ayşe`yi onaylamak, çocuğunuzu da onaylamadığınız anlamını taşır. Bu da çocuğunuzun hırçınlaşmasına, sizinle daha çok inatlaşmasına neden olacaktır.

5. Dinleyin ve Anlamaya çalışın: Çocuğunuzu dinlemeniz daha doğrusu anlamaya çalışarak “aktif” dinlemeniz, onun anlattıklarının altında yatan gerçek duygu ve düşüncelerini anlamanızı sağlayacaktır.

 Aile içi sık sık yapılan iletişim hataları:

– Anne ve Baba`nın tutarsız olması

– Şikayet

– Taktir etmeme

– Tartışma

– Tekrarlama

– Yanlış davranışı görmezden gelme

Okul başarısızlığının sebepleri nelerdir?

  • Bilgisayar oyunları ve televizyon, öğrencilerin vaktini fazlaca harcayıp sorumluluklarını aksatmalarına yol açar.
  • İlgisizlik, motivasyonun düşük olması ders çalışmak istememesine neden olur.
  • Hedefin çok büyük ya da çok küçük görülmesi yani “Ben çalışsam da yapamam, bunu kimse yapamaz.” ya da “Yapmayı istesem çok basit ama istemiyorum.” vb düşünceler ile çalışma konusundaki yetersizlik örtülmeye çalışılır.
  • Ders çalışmayı seven, başarılı arkadaşlar çalışmaya teşvik ederken; ders çalışmayan arkadaşlar da çalışmama konusunda dolaylı bir mesaj verir.
  • Başka alanlara yönelerek başarısızlığı örtebileceğine inanmak okul başarısızlığının devam etmesini tetikler. Örneğin, bilgisayar oyununda çok iyi bir skora ulaşmaya çalışır ve böylelikle başarılı olma duygusu yaşamayı hedefler.
  • Güven eksikliği yaşayan bir öğrencide gerekli iradede azalma olur ve derslerde olan başarı aksar.
  • Aşırı disiplin, çalışma sırasında yeterli molanın verilmemesi, sık sık ders çalışmaya zorlanmak, baskıcı-müdahaleci tutumlar çocuğu derslerden uzaklaştırabilir.
  • Öğrencinin sorumluluk bilinci az ise çevresindekilere sinirlenerek görevlerini aksatmaya çalışır.
  • Zamanı iyi değerlendirememek ve plan yapamamak vaktini etkili kullanamamaya ve dolayısıyla başarısızlığa neden olabilir.
  • Yıkıcı rekabet çocuğu mutsuzluğa ve başarısızlığa sürükler.
  • Sık sık “Hava çok güzel bugün gezeyim, yarın çalışırım.” vb ertelemeler ya da “Biraz başım ağrıyor.”, ” Canım sıkkın.”, “Bu ders çok sıkıcı ve zor.” gibi bahanelere sığınarak çalışmamak başarıyı olumsuz etkiler.
  • Ders dışı faaliyetlere çok fazla vakit ayırmak çocuğun dikkatini dağıtarak derse karşı ilgisini azaltabilir.
  • Okulu sevmemek, arkadaşları ile çatışmalı iletişim, öğretmenler ile yaşanan zorluklar başarılı olma oranını negatif yönde etkiler.
  • Çalışma süresinin olması gerekenden daha kısa olması ve yeterli gelmemesi de beklenen başarıya ulaşmayı engeller.
  • Çalışma ortamının uygun koşullarda olmaması çocuğun motivasyonunu düşürür ve başarısızlığın kaynaklarından birini oluşturabilir.
  • Dikkat eksiklikleri, öğrenme güçlükleri, zeka sorunları, kaygı ve stres, kişilik problemleri, uyku ve yeme bozuklukları, davranış bozuklukları, depresyon ve duygu durum problemleri, madde kullanım bozuklukları gibi psikiyatrik sebepler de okul başarısını düşüren diğer faktörlerdir ve psikiyatrik problemler için bir uzmana başvurmak en doğru adımdır.

 

Okul başarısını arttırmak için neler yapılabilir? 

  • Çalışma ortamı öncelikle temiz, havadar ve gürültüden uzak olmalı, dağınık ve sıkışık olmayacak şekilde düzenlenmelidir. En iyi çalışma alanı ışığı 75 Watt`lık bir ampulün ışığıdır.  Açık renk eşyalar tercih edilmelidir. Çalışma masası yüzeyi için hiperaktif ve bu sebeple de konsantrasyon sorunu yaşayan çocuklar için koyu yeşil; yorgunluk ve dolayısı ile dikkatsizlik hakim ise portakal rengi tercih edilebilir.
  • Çocukla okul hakkında sohbetler yapılabilir, onu dikkatle dinleyerek “Anlaşıldım.” duygusunu hissetmesi ve kendisini aile sohbetlerinin değerli bir üyesi olarak değerlendirmesi sağlanabilir.
  • Herhangi bir akademik alana ilgi duyuyorsa, örneğin matematiğe ilgisi var ise mental aritmetik dersleri, satranç gibi ekstra takviyelerle desteklenebilir.
  • Eğer çocuğun sıkıcı bulduğu bir ders ya da konu varsa çocuğa bunun eğlenceli yanını göstermek gerekir. Örneğin matematikten hoşlanmayan bir çocuk için, matematiği gündelik yaşama dahil etmek, sayıları daha nesnel kılmak etkili olabilir.
  • Herhangi bir derste başarılı olmakta zorlanıyor ise yardım edilebilir, ihtiyaçlarını anlatmasına fırsat verilip, onun için neler yapılabileceği üzerine etkili iletişim kurulabilir.
  • Çalışması için destekleyip, gerekli imkanlar sağlanırken; performans kaygısı yaşamasını engellemeye çalışmak, aldığı notlar ile onu yargılamamak gerekir.
  • Aşırı müdahaleci bir tutumdan uzak durulmalı, kimseyle karşılaştırma yapılmamalı, “Tembelsin!”, “Sen zaten çalışmayı sevmezsin!” gibi etiketlemelerden uzak durulmalıdır.
  • Öğrenmeyi keyifli hale getirerek çocuğun duyduğu stres ve kaygı azaltılmaya çalışılmalıdır.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.