Boşanma Çocukların Psikolojisini ve Yaşamını Nasıl Etkiler?

Ebeveynleri  boşanma kararı almış ya da boşanmak üzere olan çocuklar çeşitli heyecanlar ve sorunlar yaşarlar. Birçok çocuk anne ve babasının boşanma döneminde korku, kafa karışıklığı, hiddetlenme ve güvensizlik gibi karışık duygular hissedebilir; bazen de ebeveynlerin onu terk edeceğini düşünebilir. Anne babasının ilişkisi ne kadar kötü olursa olsun, her çocuk boşanmayı bir kayıp olarak algılar.

Anne babasının boşandığı dönemdeki yaşlarına ve gelişme evrelerine bağlı olarak, çocuklar duygularını farklı şekillerde gösterirler.

Okul öncesi çocuklarda boşanmanın kötü etkileri: Henüz okula başlamamış olan çocuklar, bir ebeveynden ayrılacakları için ya da başka insanların (anneanne, babaanne, amca, dayı gibi akrabalarda ya da çocuk yuvası gibi bir kurumda) kalacağı için korkabilirler. Bazı çocuklar anne ve babasının boşanması konusunda kendisini suçlayabilir. Bu çocuklar bunalımlar geçirebilir, uyku, yeme ya da tuvalet alışkanlıklarında sorunlar ortaya çıkabilir ya da bu düzenleri değişebilir.

Okul çağındaki çocuklarda boşanmanın kötü etkileri: Okula giden çocuklar huysuz, ağlamaklı, öfkeli, dalgın, saldırgan olabilirler ve/veya okula gitmeyi korkabilirler ya da bunalımlar geçirmekten korkabilirler. Boşanmadan dolayı üzüntü duyduklarını ve onların tekrar bir araya gelmelerini çok istediklerini söylerler. Onlara olan bağlılıklarını paylaştırmak zorunda kaldıkları için kaygı duyabilirler. Okul başarılarında düşüş gözlenebilir. Beslenme ve uyku bozuklukları yaşayabilirler.

Ergenlerde boşanmanın kötü etkileri: Anne ve babası boşanmış büyük çocuklarda ve ergenlerde baskın duygu durum değişiklikleri ve şiddetli öfke vardır. Bu yaşlardaki çocuklar genellikle taraf tutar ve suçu diğer ebeveyne yüklerler. Ergenlik döneminde anne ve babası boşanmış çocuklar ailesinden ve arkadaşlarından da uzaklaşabilir, saldırgan bir birey olabilirler. Boşanmanın maddi sonuçlarından kaygı duyabilirler, depresyona girebilirler, ileride yaşayacakları yakın ilişkiler (karşı cinse bağlanmak ve onunla ilgili gelecek planları yapmak gibi) konusunda karamsarlık hissedebilirler. Anne babası boşanmış birçok ergen alkol, sigara ya da başka maddelere başlama eğilimi gösterebilir

Boşanma Kararı Almadan Önce

Evlenirken birbirlerine yaşam boyu aynı yastığa baş koyma sözü veren çiftlerin 1 milyonundan fazlası boşanma kararı aldı. Uzmanlar son 10 yılda yüzde 38 oranında artış gösteren boşanmalarda çiftler arasındaki sosyal, ekonomik, cinsel ve psikolojik nedenlerin başı çektiğini belirtiyor. Boşanmanın başlıca sebeplerini; eşlerde, aile yapılarında ve yaşam tarzlarında zamanla ortaya çıkan uyumsuzluklardır.

Yaş ve sosyal statü evliliklerin geleceğini belirler

Evliliklerin sürmesi için çiftlerin birbirine denk durumda olması çok önemlidir. Kadın ve erkeğin eğitim düzeyi ve sosyolojik yapısı çok uzaksa bu durum çiftler arasındaki paylaşımı azaltarak, çatışmayı artıracaktır. Ayrıca evliliklerde yaşam tarzı ve alışkanlıklarının farklı olması zamanla önemli sorunlara sebep olmaktadır. İlk başlarda erkeğin sosyal statüsü, ekonomik anlamdaki gücü ve olgunluğu genç kadının ilgisini, genç kadının hayat dolu oluşu, güzelliği ve neşesi de yaşça daha büyük olan erkeğe çekici gelmektedir. Bu tür ilişkiler birkaç yıl güzel ve uyumlu sürse de zamanla erkek yorulmakta, daha dingin ve sakin bir yaşamı; kadın ise gençliğinin verdiği enerji ile hareketli ve eğlenceli bir yaşamı devam ettirmek istemektedir. Farklı yerlerde mutlu olan, farklı ilgi alanlarına sahip çiftlerin ayrılığı kaçınılmazdır.

Çiftler karar alma konusunda özgür bırakılmalı

Boşanmanın diğer bir sebebi, ülkemizde büyük bir çoğunluğun problemi olan aynı evde kayınvalide ve kayınpederle yaşamaktır. Yeni evli çiftlerin kurulmuş bir düzene ayak uydurmalarını beklemek ise büyük bir yanlıştır. Hayat tarzını oluşturamayan ve bağımsız olmayan çiftler, kendi evliliklerini de benimseyememekte, erkeğin evin oğlu rolünden, eş rolüne geçmesi zorlaşmaktadır. Çiftlerin bir araya gelerek yaşayacakları yerden çocuklarının eğitimine kadar kendileri karar vermesi evliliklerinin geleceği açısından önemlidir. Geniş aile modeli ile yaşamak; tarafların düşüncelerini dile getirmesini, seçimlerini rahatlıkla yapabilmesini zorlaştırmaktadır ve karı koca arasında erozyonlara sebep olmaktadır. Bununla birlikte evlilik, sadece kadının ekonomik açıdan bağımsız olamadığı ya da çocuklar için sürüyorsa, mutsuzluk vardır. Türkiye’de bu sebeple devam eden mutsuz evliliklerin sayısı oldukça fazladır ve kişiler ancak bağımsız olduklarını hissettikleri kadar birbirlerine bağlı olabilmektedir.

Cinsel sorunlar boşanmanın sessiz sebeplerindendir

Erkek ve kadının tekil olarak ya da bir arada yaşadığı cinsel problemler zamanla dile getirilemeyen fakat huzursuzluk veren sorunlar haline dönüşmektedir. Erkek, cinselliği bedeni ile kadın ise beyni ile yaşamaktadır. Bu farklılık zamanla çözülmemiş diğer problemlerin de çiftlerin cinsel hayatına yansımasına neden olmaktadır. Kadının sürekli aklında olan problemler, cinsel soğukluğu da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle sevişerek evlenen çiftler, sevişememekten dolayı boşanmaktadır. Ayrıca hala günümüzde erkekten dolayı yaşanan cinsel sorunlar ve bunların gizli tutulması ayrıca tıbbi yardım alınmaması yüzünden bakire sürdürülen evliliklerin oranı azımsanmayacak kadar fazladır. Bunun dışında boşanmaların nedeni olarak kuşkusuz aldatma da önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Hayatta ve yatakta paylaşım azalmışsa boşanma kaçınılmazdır.

Paylaşım azaldıkça psikolojik çöküş artar

Çiftlerin olduğu gibi boşanmanın da psikolojisi vardır. Kadının duygusal, erkeğin fiziksel şiddet uygulaması, çiftlerin psikolojisini olumsuz anlamda etkilerken boşanmayı da hızlandırmaktadır. Ayrıca çiftler arasındaki kişilik çatışmaları boşanma da önemli bir faktördür. Kadınlar, hayatın onlar için hazırladıkları rollere daha çabuk uyum sağlarken bu durum erkeklerde zaman almaktadır. Kadın henüz anne olmadan annelik rolüne girebilirken erkek baba olduktan sonra bu role adapte olabilmektedir. Bu süreçte doğal olarak azalan paylaşım, çiftlerin birbirini anlamalarını zorlaştırarak uyumu da yok etmektedir.

Boşanma kararından önce ilişki terapisine başvurulmalı

Ülkemizde birçok çift boşanmayı düşünmelerine rağmen mutsuz evliliklerini sürdürmeyi tercih etmektedir. Bu durum çiftlerin psikolojisi için bir çöküş ve ilerleyen süreçte daha zor zamanların habercisi anlamına gelmektedir. Çiftler boşanma kararından önce ilişki terapisini denemelidir. Bilimle ve doğru iletişim yoluyla çiftlerin sorunlarını çözülebilmeleri mümkün olsa da erkekleri eş terapisine ikna etmek kolay olmamaktadır. Bu da sorunların çözülmesini, çiftler arasındaki uyumun düzelmesini imkansızlaştırmaktadır. İnsanların mutsuzluk ve ilişkilerini düzeltmek için uzmanlardan yardım almaları, gelecekte mutlu olmaları açısından önemlidir.

Çocuklarda Davranış Bozuklukları ve Nedenleri

Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı, iç çatışmalarını davranışlarına aktarması sonucu ortaya çıkar. Hırçınlık, sinirlilik, saldırganlık, inatçılık, yalan, çalma, küfür gibi davranışlar davranış bozukluklarına girer.

Bir çocuğun davranışının bozukluk sayılabilmesi için bazı ölçütler gerekir. Bu ölçütler:

1 Yaşa uygunluk

Her gelişim döneminin kendine özgü davranışları vardır. Bu nedenle çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilmek gerekir. Ör; 2 yaş çocuğu negativist,hareketlidir ve istenilen şeyi yapmaz. Freud’un anal, Erikson’un özerkliğe karşı kuşku ve utanç dönemine rastlayan bu yaşlarda çocuk, özerk bir birey olduğunu öğrenir. Kendisi istemeyince altının değiştirilmesini istemez, öpülmeyi reddeder.

3-5 yaş çocuğu dikkat çekmek ister. Hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatabilir. Henüz yalanla yalan olmayanı ayırt edemezler. Bu nedenle bu yaşlardaki çocukların anlattıkları yalan olarak kabul edilmezken, 11-14 yaşlarındaki çocuklarda görülen yalan normalden sapan bir davranış olarak kabul edilir.

2 Yoğunluk

Bir davranışın bozukluk olarak kabul edilmesindeki 2. Ölçüt yoğunluktur. Örneğin; 5 yaş çocuğunda öfke ve huysuzluk doğalken, bu davranış başkasına fiziki zarar verme şekline dönüşürse, davranış bozukluğu kategorisine girer.

3 Süreklilik

Çocuğun belirli bir davranış türünü ıısrarlı bir biçimde ve uzun zaman devam ettirmesidir.

4 Cinsel rol beklentileri

Erkeklerde kızlara oranla daha saldırgan olmaları beklenirken, davranışları ile erkeklere benzer saldırgan davranan kızların davranışları normalden sapan davranış kategorisine girer.

GENEL OLARAK DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERİ

1. Dikkat çekmek: Çocuğa gerekli sevgi ve ilgi gösterilmediğinde yada yeterli zaman ayrılmadığında dikkat çekmek için davranış bozukluklarına yönelir.

2. Ebeveynlere karşı güç kazanma isteği

3. İntikam alma isteği: Özellikle dayak yiyen, sevgi verilmeyen çocuk ana-babasından intikam almak ister. Aşırı otoriter ve baskıcı tutum, katı disiplin ana-babaya karşı öfke ve nefret duygularının gelişmesine ve buna parelel olarak başkaldırıcı bir bireyin oluşmasına neden olur.

4. Yetersizlik: Çocuğun kendine güvensiz olması davranış bozukluklarına neden olur. Anne-babanın aşırı koruyucu, hoşgörülü tutumu, gerektiğinden fazla özen gösterilmesi fazla kontrol anlamına gelir. Sonuçta çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal olarak çabuk kırılan bir kişi olur. Bu durum çocuğun kendi kendisine yetmesine olanak vermez ve davranış bozukluklarına neden olur.

DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARLA OLUMLU İLİŞKİ NASIL KURULUR?

1 Karşılıklı saygı

Azarlamak, bağırmak, vurmak, susturmak, tutarsız davranmak çocuğa saygısızlığın göstergesidir. Her ana-baba çocuklarına saygı göstermeyi öğrenmelidir. Her çocuk ayrı bir birey olarak ele alnıp, fikirleri sorulmalı ve fikirlerine saygı gösterilmelidir.

2 Çocuğa zaman ayırmak

Çocukla ilgilenmek, zaman ayırmak gerekir. Birlikte geçirilecek zaman nicelik değil, nitelik olarak önemlidir. Birlikte çocuğun hoşlanacağı faaliyetler yapılabilir.

3 Cesaretlendirme

Çocuğun kendine güvenmesini istiyorsa önce anne-baba çocuğa güvenmelidir. Çocuğun çabasını övmeli ve yüreklendirmelidir. Cesaretlendirme çocuğun kendini değerli algılayabilmesi için çok önemlidir. Cesaretlendirme çocuğu olduğu gibi kabul edip, kendi olduğu için değer vermedir.

4 Sevgiyi anlatmak

Çocuğun kendini güvenli hissedebilmesi için, en azındansevildiğini bilmesi ve sevmesi gerekir.

Çocukların Yaşına Göre Boşanmanın Etkileri

Oyun Çocukluğu Dönemi -Bebeklik Dönemi (1-3 Yaşlar Arası)

Boşanma Bu Dönemde Çocuk İçin Ne İfade Eder?

  • Ana-babadan birinin evden ayrıldığını anlar. Ama sebebini kavrayamaz.

Bu Dönemde Çocuğun Boşanmaya Karşı Tepkileri?

  • Eskisine göre daha sık ve çok ağlama, bağlanma.
  • Uyku sorunları
  • Gerileme :Altına kaçırma, parmak emmenin yeniden başlaması.
  • Ebeveynden ayrı olduğunda endişe ve kaygı hissetme.
  • Öfke patlamaları.
  • Isırma ve rahatsız edici davranma gibi saldırgan davranışlar.

Bu Dönemde Ebeveynler Neler Yapabilir?

  • Eskiden olduğu gibi, günlük yaşamın ritmini bozmadan eskisi gibi yaşamaya devam etmek
  • Sürekli endişeli görünmekten kaçınmak.Çocuğu güvenli bir aile ortamında yetiştirmek..
  • Çocukla birebir zaman geçirmek (Anne ve babanın ayrı ayrı zaman geçirebilir.)

Okul Öncesi Çocuklar (3-6 Yaş Arası)

Boşanma Bu Dönemde Çocuk İçin Ne İfade Eder?

  • Boşanmanın anlamını tam olarak anlayamamakla birlikte, anne veya babadan birinin hayatında eskisi gibi yer almadığını fark eder.

Bu Dönemde Çocuğun Boşanmaya Karşı Tepkileri?

  • Yaşananlardan dolayı kendisini suçlayabilir.
  • Öfke duygularını yoğun olarak yaşayabilir.
  • Birlikte yaşadığı ebeveynine hırçın ve öfkeli ve huysuz olur.
  • Uyku sorunları yaşayabilir.Geceleri korkulu rüyalar görebilir..

Bu Dönemde Ebeveynler Neler Yapabilir?

  • Ayrı kaldığı ebeveynini istediği zaman ziyaret edebileceğine dair güven hissi vermek ve bunu düzenli olarak gerçekleştirmek.Ayrı kalan ebeveynle çocuğun telefonla görüşmesine olanak hazırlamak.
  • Çocukla, anne ve baba olarak farklı zamanlarda farklı etkinliklerde buluşmak (sinema, tiyatro, piknik).Birlikte geçirilen vakitlerde, çocuğu konuşmaya ve iletişim kurmaya cesaretlendirmek.
  • Çocuğun duygularını ifade olanağı bulabileceği doğal ortamlardan faydalanmak. (Anaokulunda oyun oynama, evde parmak boya ve serbest resim faaliyetleri, birlikte kitap okuma gibi.)
  • Boşanmadan onun sorumlu olmadığını ve bakımının sürekli ve düzenli olarak yerine getirileceğini, onu hiçbir zaman yalnız bırakmayacağınızı anlatmak.

Okul Dönemi (6-11 yaş)

Boşanma Bu Dönemde Çocuk İçin Ne İfade Eder?

  • Boşanma olgusunun ne olduğunu anlamaya başlar.Ana-babasının artık birlikte yaşamayacağını ve birbirlerini eskisi gibi sevmeyeceklerini anlar.

Bu Dönemde Çocuğun Boşanmaya Karşı Tepkileri?

  • Kendisini aldatılmış hissedebilir..
  • Ebeveyninden gidenin geri döneceğini ümit eder.
  • Ayrılan ebeveynin artık kendisini istemediğini düşünür.
  • Arkadaşlarını görmezlikten gelebilir..
  • Kimsenin onu okuldan almaya gelmeyeceğini düşünerek kaygı duyar.
  • Baş ve karın ağrılarından şikayet edebilir..
  • Uyku düzeni bozulur. Uyuma güçlükleri yaşar.
  • Boşanmadan sorumlu tuttuğu, birlikte olduğu ana ya da babasını, zaman zaman kum torbası gibi hırpalar. Ona karşı hırçınlaşır.

Bu Dönemde Ebeveynler Neler Yapabilir?

  • Birlikte özel zamanlar planlamak ve ev dışında anne ve babayla ayrı ayrı programlar gerçekleştirmek (hayvanat bahçesine, lunaparka gitmek gibi).
  • Kaliteli vakit geçirmek
  • Çocuğu büyükbaba-büyükanneye bırakmak yerine, anne ve babanın ayrı ayrı “yüz yüze iletişim” kurmaya dikkat göstermeleri.
  • Çocuğun ev dışında aktif olmasını sağlamak(tenis, basket, yüzme gibi), ter atmak yoluyla bir yandan fiziki rahatlamayı sağlarken, bir yandan da duygularını ifade edebileceği ortamı hazırlayarak (enstrüman çalmak, resim yapmak vb.) duygusal boşalımı sağlamak.
  • Olan bitenle ilgili sorduğu tüm soruları cevaplandırmak ve iletişim kanallarını açık tutmak.
  • Depresyon ve korku belirtilerinde duyarlı olmak. Bir psikologdan devamlı profesyonel yardım almak.
  • Günlük yaşam alışkanlıklarının eskiden olduğu gibi, aynen devamını sağlamak.
  • Kendisini nasıl hissettiğini anlatması için cesaretlendirmek.
  • Anne/baba, bütün bunları, yüzünde hiçbir gergin ifade yansıtmadan, içinden geldiği gelerek yapmalı.

Çocuklar Neden Korkar?

İnsanın varoluşşal özelliği olarak korku duyması oldukça normaldir. Korku hissi, bizleri tedbir almamız gerektiğine dair uyaran bir mekanizma olarak işler. Ancak bazen korku hissi beklenenden yoğun, işlevselliği azaltıcı nitelikte olabilir.

Annenin yaklaşımı bebeğin korkmamasını sağlar

Literatürde korkunun ilk başta 5-12 ay civarında bebeğin kişileri tanıması ve ayırt etmesi ile belirginleştiğinden bahsedilir. Bu dönemde çocuk sürekli gördüğü insanlara yakınlık gösterir, tanımadığı insanlardan ürkebilir, ağlayabilir. Böyle bir durumda yeni girilen ortamda bebek ebeveyninin kucağında oturtulup, ortama ve insanlara alışması sağlanırsa ve güven duygusu verilirse kısa sürede ağlaması kesilecektir. Bebek anneyi oldukça takip eder niteliktedir. Anne `korkulan yabancı kişi` ile jest ve mimiklerle desteklenmiş olumlu bir iletişim başlatıp, bu iletişime bebeği de dahil ederek bebeğinin korkusunu aşmasına yardımcı olabilir.

12-18 aylık bebeklerde ayrılık endişesi görülür. Bu dönemde bebeklerin zeka gelişimi hızlanmış ve algıları daha da açılmıştır. Kendisine bakan, seven, ihtiyaçlarını karşılayan biri olduğunun farkındadır. Bebeğiniz zamanla annesinin gidip, geri döneceğini kavramaya başlayacak bu doğal duygusu zamanla azalacaktır.

Okul öncesi döneme dikkat!

Okul öncesi dönemde 2-5 yaş arası ani seslerden, karanlıktan, yalnız kalmaktan, hayali yaratıklardan, yani anlamlandıramadıkları durumlardan korkabilirler. 6 yaş civarı okula başlama ile beraber, anneden ayrılık korkusu (okul korkusu) tekrar gündeme gelir, aynı zamanda performans kaygıları da başlayabilir. Bu dönemde bedensel kaygılar görülebilir. Görüldüğü üzere bu dönemde sosyalleşme ile beraber daha gerçekçi korkular vardır, anne-babanın kaygıları çocuğun da kaygılanmasında etkili olur.

Çizgi film ve tv programları konusunda seçici davranın

Yukarıda bahsedilen korkular günlük etkilenmeler ve gelişim düzeyi ile alakalı olanlardır. Bir de anne-baba, bakıcı veya yakınların yanlış tutumlarından oluşan korkular gelişebilir. Çocuğa yapılan terk edilme ile ilgili tehditler, anne ve babadan uzun süre ayrı kalma, çocuğun ebeveyninin aşırı kaygılı bir tutum sergilemesi, çocuğa karşı aşırı eleştirici ve mükemmeliyetçi tutum, fiziksel veya psikolojik cezalar çocukta korku gelişmesine neden olabilir. Bir de medyadan gelen şiddet ve olumsuz içerikli mesajlar çocukta korkuyu tetikleyebilir. Bu nedenle ebeveynlerin çizgi filmler ve televizyon programları konusunda seçici davranması önem taşımaktadır.

Çocuklara ölüm kavramını uygun bir dille anlatmak çok önemli

Özellikle ölüm ile ilgili yanlış açıklamalar, bilgiler çocukta ölüm korkusu geliştirebilir. 3 yaştan önce çocuklar ölümü anlamlandıramazlar. 3-5 yaş arası ölüm geçici bir şey olarak algılanır. 6 yaştan itibaren ölümün son olduğunu kavramaya başlarlar, 9 yaş itibarı ile de canlıların öldüğünü ve evrensel bir durum olduğunu kavramaya başlarlar. Çocuğunuz ölüm ile ilgili sorular sorduğunda; sorulara kısa, net, doğrudan cevap vermek önemlidir. Özellikle çocuğa `uzun yolculuğa çıktı` demek çocukta döneceğine dair beklenti yaratabilir,” sonsuz uykuya daldı” demek uyku ile ölümü eşleştirmesine ve uyku problemlerine yol açabilir. Yakın bir kişinin kaybı varsa çocuğa bunu uygun bir dille belirtmek ve yas tutmasına, kişiye psikolojik anlamda veda etmesine müsaade etmek ve bu süreçte çocuğun güvende olduğu duygusunu aşılamak oldukça önemlidir.

Ergenlik Dönemi Çocuğun Ailesine Öneriler

Ergenlik dönemi, çocukluktan yetişkinliğe geçişteki ara bir dönemdir diyebiliriz. Genellikle 11-21 yaş arası ergenlik dönemidir. Vücudun fiziksel değişimi, hormonlar, yeni kimlik oluşturma çabaları, bireyselleşmeye çalışma ve sosyal çevreye de uyum gösterme, kadınlık, erkeklik özelliklerinin oluşturulmaya çalışılması gibi konular ve oldukça sık duygu değişimleri bu dönemin belirgin özellikleridir.

Çocuğunuzun birey olma çabasını destekleyin

Bu dönemde anne-babaya bağımlı olan çocukluk dönemi gitmiş, ani öfke ve sevinç duyguları gösteren, abartılı tepkiler veren, gizliliğin ön planda olduğu, paylaşımın aile ile daha az arkadaşlarla daha fazla olduğu, dağınıklığın, tembelliğin, sakarlığın görüldüğü adeta bağımsızlık savaşının yapıldığı bir dönem gelmiştir. Anne-babalar bu dönemde çocuklarının kişilik özelliklerine, bireysel olma çabalarına saygı göstermeli, yine çocuklarına rehberlik etmelidirler. Ergenin davranışlarını saygısızlık olarak almamalı, kişiselleştirmemelidirler.

Ondaki değişiklikleri iyi gözlemleyin

Bu dönemde mutsuzluk, üzüntü gibi duygular görülebilir. Ergeni onaylamamak, izin vermemek veya küçük bir espri bile onun çok mutsuz olmasını sağlayabilir. Bu duygular genellikle geçicidir ve üzüntü duygusuyla günlük hayatlarını devam ettirebilirler. Çocuklarda ve ergenlerde tipik depresyon belirtileri olmayabilir, daha çok görünen tutum ve davranışlardaki değişimlerdir. Ancak yemek ve uyku da değişiklikler, okul başarısının düşmesi, uzun süreli üzüntülü ve mutsuz olma hali, sık sık ağlama isteği, eleştirilere karşı aşırı tepkili olma, otorite ile sorunlar, okuldan veya evden kaçma, huzursuz olma, intihar düşüncesi, madde kullanımı, hiçbir şeyden zevk alamama, dünyaya ve kendine yabancılaşma, suçluluk duyguları, saldırganlık eğilimi, madde kullanımı, rastgele cinsel ilişki varsa ve yaklaşık 2 haftadır gözlemleniyorsa ergenlik depresyonundan bahsedilebilir.

Çocuğunuzun problemlerini kabullenin ve çözüm yoluna gidin

Aileler genelde çocuğunun problem yaşadığını kabul etmeme eğilimi gösterebilirler. Ancak bu tutum ergenin problemlerinin çözülmesini engeller nitelikte bir kısırdöngü oluşturur. Ergenlik döneminde, boşanma, taşınma, karşı cinsle ilgili hayal kırıklıkları, benlikle ilgili olumsuz düşünceler, aile içi çatışmalar gibi çeşitli stres durumları depresyona neden olabilir. Bunun yanında genetik faktörler de depresyonda önemli rol oynar.

Uzman yardımı çok önemli

Ergenlik depresyonunu gözden kaçırmamak, yetişkin yaşamda ruhsal anlamda daha sağlıklı bireyler olma yolunda önemlidir. Özellikle terapi ve gerekiyorsa ilaç tedavisi ile depresyonun tedavisi mümkündür.

Çocuğunuz Her İstediğini Ağlayarak Yaptırıyorsa

Sürekli ağlayan ve her istediğini bu şekilde yaptırmak isteyen çocuklar, anne babaların en rahatsız olduğu konulardan biridir. Çocuğun ağlamasına kıyamayıp hemen istediğini yapmak veya “dokunma, yapma” gibi kuralcı söylemler; çocuğun duygularını ve istediklerini sürekli ağlayarak belirtmesine neden olmaktadır.

Bebekler Ağlamayı İletişim Aracı Olarak Kullanır

Bebekler İhtiyaçları için ağlayarak haber vermektedirler, zamanla ihtiyaçları karşılandıkça beklemeyi öğrenirler. Bebek, 1 yaş gibi hareket kabiliyetinin gelişmesiyle birlikte; özgürlük, özerklik, bağımsızlık için çabalarken, ebeveynler bebeğe zarar gelmesinden korkarak sınırlamalar getirmeye, kuralları öğretmeye çalışmaktadır.

2 Yaşında Çocuklarda İnatçılık Ve Ağlama Çok Sık Görülür

Özellikle 2 yaş civarında hem anneye bağımlılık hem de özerk bir durum vardır. İnatçılık ve ağlamalar bu dönemde çok sık görülmektedir. Öncelikle bu dönemde çocukların hareketli, keşfedici, karıştırıcı ve ısrarcı olduklarını bilmek gerekmektedir. Ancak bu olumsuz özellikler geçicidir. 3 yaş gibi daha uyumlu, kurallara uyan beklemeyi bilen bir çocuk ortaya çıkmaktadır.

Kurallar Konusunda Kesin Ve Kararlı Olmak Önemli

Çocuklar çok çabuk öğrenirler ve unutmazlar. Örneğin çocuk şeker istediğinde, anne baba bunu istemediğini belirttiği halde çocuk ağlamaya başladığında sussun diye veriyorsa çocuk ağlama yolu ile istediklerini yaptırabileceğini öğrenmiş olur. Ödüllendirmeyi yanlış yapmamak için öncelikle kurallar konusunda kesin kararlı olmak ve tutarlı davranmak önemlidir. Tutarlı davranış için eşlerin ortak kurallarda anlaşmaları ve bunları uygulamaları gerekmektedir.

Çocuğun Ağlama Alışkanlığını Azaltmak İçin Anne Ve Babalara Öneriler

  • Çocuğunuz oynanmasını istemediğiniz bir materyalle oynuyorsa, yavaşça elinden alarak ilgisini çekecek başka bir oyuncak vermelisiniz.
  • Çocuğa rahatça oynayabileceği bir yer ayrılmalıdır
  • Çocuğa sürekli yapma, elleme, koşma demekten sakınmak gerekir
  • Çok sıkı veya çok rahat bir disiplin anlayışı çocuklara zarar verir.
  • Olumlu davranışları ödüllendirilmeli, olumsuz davranışların tepki verilmeden sakinleşilmesi beklenmelidir
  • Çocuk her ağladığında istediğini yapmayarak bu davranışın işe yaramadığını ona gösterilmelisiniz.
  • Çocuğa korkutarak disiplin vermek kısa süreli işe yarar uzun vadede çok zararlıdır
  • Çocuk ağladığında başkalarının yanından ayrılarak ağlamasının geçmesi için, dikkati başka noktalara çekilip, sakinleşince konuşmak ve anlatmak önemlidir
  • Disiplin de olumlu davranışları ödüllendirme, olumsuzları ödüllendirmeme ve pekiştirmeme, 1-2 ay bunu denedikten sonra hala olumsuz davranışlar devam ediyorsa yaptığı davranış karşılığında geciktirmeden, belirli süreli olarak, sevdiği bir aktiviteden mahrum bırakma uygulanabilir.

Boşanmada Çocuğun Psikolojisi Nasıl Olur?

Aile üyelerinden herhangi birinin yaşadığı bir olay, sürekli bir etkileşime sahip aile ortamında her bireyi farklı ölçülerde etkilemektedir. Boşanma sonrasında, boşanmış bir aileye sahip olmak bu çocukların başkaları tarafından algılanış biçimlerini de değiştirmektedir. Boşanma kadın ve erkeğin evli olma bireysel statülerini kaldırarak onları “boşanmış” olarak adlandırılan yeni bir statüye sokmaktadır. Bu tamamlanmış, bitirilmiş, sonlanmış evlilikten olan çocuk da artık “boşanmış aile çocuğu” olarak tanımlanmaktadır.

Boşanmış aile çocukları genel olarak şu 5 aşamadan geçmektedir:

  1. İnkâr etme aşaması
  2. boşanma nedenlerine kızma aşaması
  3. Anne babayı birleştirmeye çalışma aşaması
  4. Depresyon aşaması
  5. Boşanmayı kabullenme aşaması

Boşanmayı kabullenme aşamasına kadar boşanma sürecinin çocukların hayatlarında çok boyutlu ancak çoğu zaman olumsuz birçok etkisi olmaktadır. Ebeveynler açısından psikolojik, sosyal ve ekonomik açıdan oldukça ciddi değişikliklere neden olan boşanma genel olarak, çocuklarda; boşanma sonrasında akademik, sosyal ve psikolojik açılardan olumsuz sonuçlar olarak kendini göstermektedir. Boşanma sonrası, ebeveynleri ile ilişkilerinde bozulma, ebeveynlerinden aldıkları duygusal desteği kaybetme, ekonomik zorluklar çocukların yaşadıkları stresli yaşam olaylarından bazılarıdır. Boşanmış ailede yetişen çocuklar, daha fazla davranış problemi göstermekte, okul başarıları daha düşük olmakta, daha depresif olmaktadır. Boşanmış çiftlerin çocuklarının uyumlu evlilikleri olan çiftlerin çocuklarına göre benlik algıları daha düşük, kaygı düzeyleri daha yüksektir.

Boşanma sonrası çocukların yaşayabileceği sorunlar çeşitlidir. Anne ya da babanın yanında kalma, bir ebeveynin eksik olduğu düzene alışma, ayrı olduğu ebeveyn ile ilişkileri düzenleme, arkadaş ortamı içinde kendini eksik ya da farklı hissetme, üvey anne, baba ve kardeşlerle ilişkileri kurma çocukların karşılaştıkları sorunlardan bazılarıdır.

Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisi dolaylı olarak ebeveynlerin koşullarından da kaynaklanabilir. Klinik olarak depresyon tanısı almış boşanmış anne-babaların iyi ebeveyn olma ve çocuklarına ihtiyaç duydukları desteği verme yetileri de çoğunlukla zarar görür. Dolayısıyla çocuk hem boşanmanın kendisinden hem de ebeveynin depresyonundan dolaylı olarak olumsuz etkilenir. Yine çocuklarda depresyon görülme olasılığı da yüksektir. Kötü fiziksel sağlık, akademik yetersizlikler, zayıf sosyal iletişim, karşı çıkma davranışı, fobiler, kaygı bozuklukları da diğer olası rahatsız edici sonuçları olabilmektedir.

Boşanmış aile çocuklarının, boşanmamış aile çocuklarına göre daha kötü akıl sağlığına sahip olmaları, daha çok ebeveyn çatışmasına maruz kalmaları, sosyoekonomik zorluklar yaşamaları ve ebeveynlik tutumlarındaki eksiklikler, özellikle de annelerin ebeveynlik tutumundaki tutarlıkla açıklanmaktadır.

Bernard, boşanmanın olumsuz etkilerini 4 nedene bağlamaktadır: Boşanma öncesi koşullar, işlevsel olmayan bir boşanma süreci; boşanmadan önce, boşanma sürecinde ve sonrasında zayıf ya da yetersiz ebeveyn olma ve ebeveynlerin çocuklara ihtiyaç duydukları desteği sunmamaları. Boşanmanın çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinde, ebeveynlerin rolü çok büyüktür. Ancak boşanma ile, depresyonda olan bir ebeveyne sahip olma birleşince, psikolojik olarak uyum süreci daha da güçleşmektedir. Boşanmış annelerin annelik rolü gereği yaşadığı sıkıntıların hem bireysel hem de çocuğu etkileme çerçevesinde ele alınması önemlidir. Boşanmanın babalar aracılığıyla çocuklar üzerindeki etkilerine ilişkin araştırmalara göre, çocuğun babası ile olan ilişkinin kalitesi, babanın yaşadığı yer, annenin evli olup olmaması, çocuğu ile iletişimi, ne sıklıkta görüştüğü gibi etkenlerden etkilenmektedir.

Çocukların boşanmaya uyum sağlamasında en önemli etkenlerden biri, boşanma sonrasında hem annenin hem babanın çocuklarıyla kurdukları ilişkinin kalitesidir. Boşanmanın getireceği belirsizlikler, güvensizlik, kaygı ve endişe duygularını yaşayan çocuklar için anne-babalarının tutarlı biçimde sergileyeceği tavır çok önemlidir.

5 yaş grubu boşanmış aileye sahip çocuklarla yapılan bir araştırmada, çocukların boşanmayı algılayabildikleri, anne-babalarının yeniden bir araya gelmesini istemelerine karşın, gerçekliğin farkında oldukları bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca boşanma sonrasında, yalnızlık, kızgınlık, üzüntü gibi duyguların yanı sıra mutluluk duygusunu da yaşamaları, boşanmanın tek boyutlu olmadığını göstermiştir. Çocukların 5 yaş grubunda dahi boşanma sonrası ebeveynlerinin yas sürecinin farkında oldukları, ebeveynlerinin iyi olma halleri konusunda endişe taşıyabildikleri görülmüştür.

Boşanmış aileye sahip çocuklarda özellikle en büyük çocuğun boşanma sürecinde ebeveyn rolü üstlendiği görülmüştür. Bu rol dolayısıyla boşanmış aileye sahip en büyük çocukların, boşanma sonrasında daha etkin karar veren ve otorite sahibi, olgun çocuklar oldukları sonucuna ulaşılmıştır.

Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkileri yetişkinlikte de devam etmektedir. Amato ve Sobolewsky’nin yaptıkları araştırmanın bulgularına göre, çocukluk döneminde yaşanan boşanmanın yetişkinlikte düşük iyi olma halini yordadığı saptanmıştır. Evlilikteki anlaşmazlıkların çocukların anneleriyle olan duygusal bağlarını zedelediği ama hem boşanmanın hem evlilikte yaşanan anlaşmazlığın çocukların babalarıyla olan duygusal bağlarını etkilediği görülmüştür. Ebeveynleri ile dengeli ilişkiye sahip olmayan bireylerin psikolojik strese meyilli olduğu ve değişken ve sağlıksız ev ortamında yetişen çocukların yetişkinlikte de devamlı ilişkiler kuramadığı düşünüldüğünde, ebeveynlerin anlaşmazlık ve ayrılıklarının, çocukların iyi olma hallerine etkisinden dolayı incelenmesi gerekmektedir. Boşanmış ebeveyni olan yetişkinlerin, boşanmamış ebeveyni olan yetişkinlere oranla psikolojik olarak daha kötü olması bu konuyu önemli kılmaktadır. Ebeveynlerin evlilikle ilgili sorunları, çocuk ve ebeveyn arasındaki duygusal bağı zedeleyebilmekte, bu da düşük özgüven, stres ve genel anlamda mutsuzluğa etki etmektedir.

Boşanmış aileden gelen kız çocuklar, daha çok psikolojik ve ilişkisel sorun yaşarken, her kız hem erkek çocuklar arasında, eğitimine devam etmeme, işsizlik, olumsuz hayat olayları, riskli davranışlar boşanmamış aile çocuklarına göre daha çok görülmektedir. Çocuklukta yaşanan stres yetişkinlikte de kendini göstermektedir.

Boşanmanın çocukların ilişkilerini etkileyen bir araştırmaya göre, boşanmış aileye sahip kızların, boşanmamış aileden gelen kızlarla kıyaslandığında, evlilikle ilgili daha olumsuz tutumları olmakla birlikte, ilişkilerinde daha çok kararsızlık ve memnuniyetsizlik yaşadıklarını görülmüştür.

Boşanmanın nesiller arası uzun süreli etkisini inceleyen bir araştırmada, büyükanne ve büyükbabaların boşanma kararlarının torunların iyi olma halini etkilediği saptanmıştır. Torunlarda daha az eğitim alma, daha çok evlilikle ilgili sorun yaşama ve ebeveynleriyle daha zayıf bağlara sahip olma gibi etkileri olduğu belirtilmiştir. Çok sık kavga eden ya da boşanan ebeveynlerin sadece kendi çocuklarında değil, çocuklarının çocuklarına da yansıması olduğu görülmüştür.

Türkiye’de boşanmanın ileri yaşlarda çocuklar üzerindeki etkilerinin incelendiği bir başka araştırmada, yetişkin çocukların sabırlı ve fedakar bir tutumdansa, boşanmayı daha kolay bir çözüm olarak gördükleri sonucu ortaya çıkmıştır. Araştırma katılımcıları, boşanmayı ilk seçenek olarak gördüklerini ya da boşanmaya eşlik eden sorunlarla başedemeyip, öfke ve hayal kırıklıklarını çocuklarına yansıttıklarını belirtmiştir. Bu araştırmanın en temel bulgusu ise, katılımcıların evliliğe düşük düzeyde bağlılık hissetmeleri olmuştur.

Boşanma öncesinde evlilik de düşük çatışma yaşayan ailelerde çocuklar boşanmadan daha çok etkilenmektedir. Yüksek çatışma olmasının ise daha olumlu etkileri olmaktadır. Bu ilişki çocukların yakın ilişkisinin kalitesi, arkadaş ve akrabalardan aldığı sosyal destek ve genel, psikolojik iyi olma hali ile alakalıdır. Daha az çatışma yaşayarak boşanan ebeveynler topluma daha zor entegre olup, boşanmaya daha olumlu tutum beslemekte, riskli davranışa daha eğilimli olmakta, boşanma ile ilgili daha az engelle karşılaşmaktadır. Bir anlamda, çocuğun çatışmalı ve işlevsel olmayan bir ev ortamından ayrılması yarar sağlayabilmektedir.

Boşanmış bireyler evlilerden çok farklı algılanmazken, boşanmış aile çocuklarının, toplumda olumsuz anlamda farklılaşacağı düşünülmektedir. Boşanmış aile çocuklarının daha mutsuz, yaramaz alıngan ve kavgacı olacağına dair bir algı söz konusudur.

Küçük çocuklar boşanmanın ne olduğunu sanılandan daha iyi anlayabilmektedir. Boşanmanın basit ve doğru tanımlarını yapabilmekte, oyunlarında ise, anne-babalarının bir araya gelmesi, güvenlik konusundaki endişelerini ve iki eve sahip olmanın karmaşasını yansıtmaktadırlar. Boşanmış aile çocukları, anne-babalarının ilişkisini ve kendilerine etkisini, boşanmamış aile çocuklarına göre daha olumsuz olarak değerlendirmektedir.

Çocuklar mutsuz ve çatışmalı bir evliliğin sürmesindense, boşanmayı tercih etmektedir. Velayeti almayan ebeveynle görüşebilme özgürlüğü çocuklar için oldukça önemli görülmektedir.

Velayeti alan ebeveynlerin yani genellikle annelerin ise, psikolojik, ekonomik, sosyal vb. birçok alanda zorluklar yaşaması nedeniyle çocuklarına kısıtlı zaman ve enerji harcayabildikleri belirtilmektedir. Velayeti almış olan, yani çocukla aynı evde yaşayan ebeveynin, çocuğuna destek ve kontrolünün çocuğun iyi olma hali ve gelişimi için önemlidir. Ancak boşanmanın neden olduğu stres de, ebeveynin çocuk yetiştirme kalitesini etkileyip, çocuk için olumsuz sonuçlara neden olabilmektedir.

Annelerin, annelik konusundaki görüşlerinin boşanmanın neden olduğu stres ve uyum problemleriyle ilişkili olduğu saptanmıştır. Annelerin kabul edici ve tutarlı disiplin anlayışına sahip olmaması çocukların boşanmaya yönelik daha çok stres ve problem yaşamasıyla ilişkilidir. Yüksek kabul ve disiplin konusunda yüksek tutarlılık gösteren annelerin çocukları en düşük seviyede uyum problemi yaşamaktadır.

Ebeveyn ve çocukların bakış açıları aileye dair birçok konuda olduğu gibi birbiriyle ilişkili saptanmıştır. Ebeveynlerin bakış açısı, çocukların boşanmaya yaklaşımına ve uyumuna etkisi söz konusudur. Özellikle çocukların boşanmaya ilişkin olumlu yaklaşımlarının şunlarla ilişkili olduğu görülmektedir:

a) boşanmanın ebeveynler arasında psikolojik bir ayrılma olarak tanımlanması,

b) boşanma ile ilgili endişelerin arkadaşlar ile paylaşılabilmesi,

c) iki ebeveyn hakkında da olumlu düşüncelere sahip olunması

d) boşanma deneyimi sonucunda bazı güçlü yanlar ve sorumluluklara sahip olunması.

Yine boşanma sonrasında çocukların boşanmayı anlamlandırması ve duygularına boşanma sonrası geçiş sürecinde değer verilmesi önemlidir. Çocuklar ebeveynlerinin neden boşandıklarını öğrenmeye ve boşanma sonrası düzenlemelerde kendi fikirlerinin de sorulmasına ihtiyaç duymaktadır.

Mobil Cihazların Çocuk Psikolojisi Üzerine Olumsuz Etkisi

12 yaş altı çocukların mobil cihazları kullanabilmesi size gurur veriyor olabilir. Çocukların her şeyi hemen öğrendiğini düşünerek onlar için tüm elektronik aletleri de almak isteyebilirsiniz. Ancak Amerikan Pediatri Derneği sizinle aynı fikirde değil. Onlara göre çocukların 0-2 yaş arasında teknoloji ile uzaktan yakından ilgisi olmaması gerekiyor. 3-5 yaş arasında günde 1 saat, 6-18 yaş arasında ise günde 2 saati geçmemeli. Bu önerilerin dışında teknoloji ile ilgisi olan çocuklar ciddi tehdit altındalar. Pediatrik terapistlere göre 12 yaş altındaki çocukların teknolojik aletleri kullanmaları yasaklanmalı. Çocuğumu neden teknolojiden uzak tutacakmışım diye düşünüyorsanız bunun için size 10 haklı neden verebiliriz.

Teknolojik Gelişmelerin Çocuklar Üzerine Olumsuz Etkisi

1-) Hızlı Beyin Gelişimi 

Bebeklerin 0-2 yaş arasında beyinleri 3 kat büyür ve 21 yaşına kadar bu gelişim devam eder. Eğer çocuk bu dönemde teknolojiye çok fazla maruz kalırsa beyin gelişimi stimülasyonunun dikkat eksikliği, anlamada gecikme, yüksek dürtüsellik, öfke nöbetleri ve öğrenme bozukları ortaya çıkmaktadır. Çocuğun kendini kontrol etme becerisinde azalma da meydana gelmektedir. (Small 2008, Pagini 2010).

2-) Gelişmede Gecikme 

Çocuklar teknoloji ile ilgilenirlerken normal şartlarda daha çok hareket etmeleri gerekirken daha az hareket ederler. Bu da gelişimlerinin gecikmesine neden olur. Hareket eden çocuk daha dikkatlidir ve öğrenme kabiliyeti daha yüksektir. Çocuklar teknoloji ile ilgilendikleri sürece gelişimleri konusunda kendi üzerlerinde olumsuz etkilere neden olacaklardır.

3-) Obezite

Teknoloji ile ilgilenmek demek hareketsiz kalmak demektir. Sürekli yiyen ve hareket etmeyen çocuklar obezite tehlikesi ile karşı karşıyadır. Teknoloji ile ilgilenen çocukların obeziteye yakalanma oranı %30 daha fazladır. Obeziteye yakalanan çocuklarda kalp krizi ve erken felç riski artmakta, obez çocukların %30’unda diyabet ortaya çıkmaka ve ortalama yaşam ömürleri kısalmaktadır.

4-) Uyku Yoksunluğu 

Teknoloji ile ilgilenen 9-10 yaş arasındaki çocukların %75’i okulda başarısız olacakları şekilde uyku problemi yaşıyorlar.

5-) Ruhsal Bozukluk

Çocuklarda görünen çocuk depresyonu, anksiyetesinin, bağlanma bozukluğu, dikkat eksikliği, otizm, bipolar bozukluk ve sorunlu çocuk davranışlarının nedenlerinden biri de çocukların teknoloji ile gereğinden fazla ilgilenmesidir.

6-) Saldırganlık 

İçerisinde şiddet olan medya içerikleri çocukların saldırgan bir kimliğe bürünmelerine neden oluyor. Teknolojik gelişmelerin sonucu olarak çocuklarda son dönemlerde saldırganlık daha fazla görülmektedir.

7-) Dijital Demans

Teknolojik gelişmelere ayak uydurmaya çalışan çocuklarda dikkat eksikliği, konsantrasyon ve hafıza problemleri görülmektedir. Dikkatini olaylara veremen çocukların öğrenme durumu da çok azalacaktır.

8- ) Bağımlılık

Anne ve babalar teknoloji ile ne kadar çok ilgilenirlerse çocuklarından o kadar çok ayrı düşmektedirler. Durum böyle olunca da çocuklar anne ve babasının ilgi eksikliğini kapatmak için teknolojik aletlere sarılırlar. Bu durumda da teknolojik bağımlılık ortaya çıkmaktadır.

9-) Radyasyon Yayımı

Çocuklar radyasyondan yetişkinlere göre daha çok etkilenirler. Radyasyon kanser riskini çok fazla arttırmaktadır.

Çocuğunuz Hangi Yaşta Nasıl Kitaplar Okumalı?

Kitapların çocuk gelişiminde oldukça önemli bir yere sahip olduğunu birçok kez okumuşsunuzdur. Bizler de her zaman bu konunun üzerinde durmayı çok seviyoruz. Kitaplar çocukların zihinsel, dil, duygusal ve sosyal gelişimlerine katkı sağlıyor. Ayrıca çocukların hayal dünyalarının, yaratıcılıklarının ve kişiliklerinin gelişmesine de destek oluyorlar.

Peki, çocuk gelişiminde önemli bir yere sahip olan kitapları çocuklarımız nasıl okumalıdır? Elbette yaşlarına ve algı seviyelerine uygun olarak… Bu yazımızda çocukların hangi yaşlarda hangi tür kitapları okumasının faydalı olacağını sizlerle paylaşacağız.

0-1   yaş: Duyuların geliştiği dönemdir. Bu sebeple dokun hisset özellikli (nesnelerin veya canlıların yüzeylerini dokunarak anlayabilecekleri) kitaplar ya da kartlar bu dönemde kullanılabilir. Ayrıca kontrast renk yoğunluklu ve nesneleri, hayvanları ve durumları anlatan kitapları da tercih edebilirsiniz.

1-2   yaş: Basit konulu, renkli resimlerden oluşan kitaplar bu yaş aralığına uygundur.  Bol resimli ve gündelik hayatta öğrenmesi gereken kelime ve konuları içeren kitapları tercih edebilirsiniz.

2-4 yaş:  Sözcük dağarcığının geliştiği bir dönemdir. Sade anlatımlı ve yine bol resimli kitaplar tercih edebilirsiniz. Kitaplardaki hikayelerin bir mesajı olması, öğrenilmesi gerekenlerin çocuğunuz tarafından algılanmasını kolaylaştırır.

4-6 yaş: Hayal dünyasının çok canlı olduğu bir dönemdir. Masallar, resimli öyküler ve biraz daha karışık olay örgüsüne sahip hikayeler tercih edilebilir. Çocuklarınız bu dönemde çabuk ezber yapabilir ve belleği daha güçlüdür. Bu sebeple çok çeşitli kitaplarının olması faydalı olabilir.

7-8 yaş: Okuma- yazmanın başladığı dönemdir. Resimli hikayeler yerine anlatımın yoğun olduğu kitaplar tercih edilebilir. Olumlu durum hikayeleri, hayat hikayeleri, kahramanlık hikayeleri ya da kısa öyküler bu dönem için en güzel kitap seçenekleri olacaktır.

9-10 yaş: Çocuğunuzun bu dönemde kitaplar konusunda kendi beğenileri ve tercihleri oluşur. Anlatımı yoğun kitaplar tercih edilebilir. Yaşına uygun klasik eserlere, macera ve gezi içerikleri kitaplara ilgisi artabilir.

2 Yaş Sendromu Nedir? Nasıl Başa Çıkılır?

Son zamanlarda en sık söylediğiniz cümleler şunlar mı?

“Ortada hiç sebep yokken ağlama krizine giriyor”

“Eline ne geçse fırlatıyor”

“Bize ve akranlarına çok fazla vurmaya başladı”

“Bıraksam saatlerce aralıksız ağlar”

“Ne desem tersini yapıyor”

“Her şeyi kendi başına yapmak istiyor”

Çünkü çocuklar artık herkesin az-çok fikrinin olduğu “iki yaş sendromu” adı ile anılan bir döneme giriyor. Psikologların çok olağan karşıladığı fakat ailelerin çileden çıktığı davranışların sergilendiği, sınırların sonuna kadar zorlandığı, aileye patronun kim olduğunu göstermeye çalıştıkları bir yaş dilimi. Her konuda olduğu gibi doğru iletişim ile bu durumu

da en aza indirebilirsiniz.

Bu tepkileri vermeleri çok doğal çünkü “negativizm” dediğimiz bir

döneme giriyorlar. Aslında uzmanlar bu dönemi kısaca şöyle özetliyor;

“Ayakkabılarını getir giydireyim”

“Hayır ben giyeceğim”

“Peki al sen giy”

“Hayır gel sen giydir! ”

Buradaki kilit nokta bilinçli olmak, çünkü tüm yaş dönemlerinin kendine has özellikleri vardır. Elbette her çocuk tam anlamıyla bu dönemlerden geçecek diye bir şey yok. Fakat büyük bir yüzde yaş özelliklerini taşır. İki yaş sendromunu hiç yaşamayan çocuklarla da var, bu bir sorun

değildir. Önemli olan ailelerin çocuk kriz geçirdiğinde de aslında çok büyük bir sorun olmadığını (birtakım

etmenler araştırıldıktan sonra) bilmeleri gerekir. Çünkü, çocukların krizinin arttıran etmenlerden biri anne-babasının çaresizliğini görmeleridir. Onu sözel olarak söylemeseniz dahi beden dilinizden anlarlar. O yüzden önce kafanızdaki şu düşüncelerden sıyrılarak işe

başlayın:

-“Baş edemiyorum, bıraktım ne yaparsa yapsın”

-“Kesin bir yerlerde hata yaptık”

-“Yanlış bir şey yaptım ki benden intikam alıyor”

-“Dün akşam yemekte biraz zorladım, kesin ondan oldu”

-“Belli oldu işte! Her istediği olduğu için şımarık bir çocuk olacak, en iyisi ben ona daha sert davranayım”

-“Daha çok kural koymalıyım”

-“Benim dediğimi yapmalı/sözümü dinlemeli”

-“Babası yüzünden böyle oldu, her dediğini yapıyor”

-“Beni sinirlendirmek için yapıyor”

Gördüğünüz üzere çocuğun 2 yaş civarına gelip, davranışlarında asilikler görülmeye başlanınca, hep bir suçlu ya da bir sebep arandığını gördügörürüz. Hayır, kendinizi suçlu hissetmeyin! Çünkü bu zorlu bir dönemden geçen çocuğunuzla yanlış bir iletişim kurmanıza

neden olacaktır.

Bu dönemin sağlıklı geçmesi önemli. Çünkü dönemden kalan sürtüşmeler ileride karşınıza çıkabilir. O yüzden önce durumun farkında olmak gerekiyor. Bu dönemle ilgili bilinçlenin, olası durumları anlatan kitaplar okuyun ve psikologlara danışın.

Çünkü bilgi sahibi olarak ve bilerek davranmak, sağlıklı sonuca ulaşmada en etkileyici yoldur.

Farkında olmak hasarı yarı yarıya indirecektir. Olaya karşı bakış açınızı şöyle düşünerek değiştirin:

-“Bu davranışlar yaş döneminin bir özelliği”

-“Bu geçici bir dönem.”

Peki, ya bu krizlerin sebebi nedir?

Altta yatan sebebi, onların dünyalarında neler yaşandığını anlamak… O zaman olaya daha farklı bir pencereden bakıyor, onunla tartışmaya girmiyor, diretmiyorsunuz. Şöyle ki; iki yaşına kadar çocuğunuzla aranızda bir ip var gibi düşünün. Onunla birbirinize bağlısınız ve birlikte hareket ediyorsunuz. Çocuklar, bu yaşa kadar kendilerini anne babalarının bir uzantısı gibi algılarlar. Ancak iki yaşından sonra bu ip kopar ve artık ayrı birer kişi olduklarını anlarlar. Öyle olunca da kendilerini biraz güvensiz, ne yapacağını bilemez bir halde hissederler. O yüzden artık daha çok size düşkündür. Mutfakta bile bacağınıza yapışık iş yapabilirsiniz. Sizden başka herkese çok kötü davranır çünkü kimseye güvenmez. Dünya ona çok büyük ve tehlikeli, görünmektedir.

Eğer o dünyanın anne-babasından oluşan küçük bir kısmını bile kontrol edebilirse; kendisini daha güvenli  hissedeceğine inanmaktadır.

O yüzden onlardan aslında çok fazla bir şey beklememek, yönetmeye çalışmamak, duygularını anlamak gerekiyor. Yoksa doğacak sonuçlar  olumsuz olabilir.

2 Yaş Sendromu ile Başa Çıkmak İçin Yöntemler

-“Şu iki yaş bir geçse rahatlayacağız.”

-“Bu dönem bitince bu tip başka bir kriz çıkmaz artık herhalde, değil mi?”

-“Bir büyüse oh diyeceğim.”

Evet, belki bu dönem geçecek ama ilerleyen yaşlarda daha farklı durumlar ortaya çıkacaktır. Bu zorlu döneme bu kadar büyük anlamlar yüklemeyin. Bitmesi konusunda beklentiye girmeyin çünkü hayal kırıklığı yaşarsınız. 2 yaş sendromunu geçirecek ama bir bakmışsınız 3 yaşında başka bir konu karşınıza geliyor.

Bulunduğunuz anın, çocuğunuzun içinde bulunduğu yaşın tadını çıkarın. Bir daha 3, bir daha 2 yaşında olmayacak. O dünyaya geldiği andan itibaren sizin için bu süreç başladı. Ya sizi zorlayacak davranışlarının elbette olabileceğini fakat bunlarla baş etmek için hazır olduğunuzu kabul ederek yola çıkıp, çocuğunuzla olmaktan keyif alırsınız. Ya da her zorlu davranışında pes ederek, bitmesi için dua edip, bir başka olumsuz davranışıyla dibe çökerek hayatı kendinize zindan edersiniz, karar sizin…

Kendimizi düşünelim; hâlâ anne-babamıza bazı sorunlarla gitmiyor muyuz? Bu bitmeyecek süreci baştan kabullenir, planınızı buna göre yaparsanız; hem siz hem de çocuğunuz rahat edecektir. Peki, bakış açımızı değiştirdik. Tabii bununla bitmiyor, bu ilk ve en önemli kısmıydı. Bundan sonrası daha kolay olacak. O küçük canavarlarla baş etmek için elbette bazı taktiklere de ihtiyacınız var.

Anne-baba ya da ev halkı olarak tutarlı ve kararlı olun. Siz görmezden gelirken başkasının onu kucağına alması, size karşı olumsuz duygular beslemesine neden olabilir. İlişkiniz içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Daha kötüsü ileriye yönelik ilişki biçiminizi bile etkileyebilir. Sonradan bazı durumların tamiri daha güç olmaktadır. İlişkinizin bozulmasına izin vermeyin.

Bu dönemde daha sabırlı olun. Çok fazla kural koymayın. Unutmayın; ne kadar çok kural koyarsanız uyması için o kadar çaba harcarsınız. Bu demek değildir ki çok esnek bir tavır! Bazı durumlar için kurallarınız olsun. Yemek saati, uyku zamanı gibi… Fakat sizin için çok elzem olmayan durumlarda daha esnek olun. Elinde cam bir bardakla koşmasına izin vermeyin ya da camdan sarkmasına kural koyun. Ama giyinme, oyuncak toplama gibi durumlarda biraz daha toleranslı olun. Çünkü, karşınızda kuralları delmeye ant içmiş bir çocuk var, kaybeden olmamak gerekir. Eğer bir kere kaybettiğinizi görürse, zafer sarhoşluğu ile tekrar denemeler yapacaktır.

“Hayır” kelimesini ve yüksek ses tonunuzu olur olmaz her şeye harcamayın. Yoksa gerçekten kullanmanız gereken yerde hiçbir işe yaramayacaktır. Gün içinde nelere “evet”, nelere “hayır” dediğinizi bir kâğıda yazın ve ikisi arasındaki uçurumu kapatın.

Çocuklarda Bilgisayar Oyun Bağımlılığı

Günümüzde kullanılan teknolojik ürünler, hayatımızı kolaylaştıran ve bir o kadar da insan hayatının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş araçlardır. Geçmişte oyunlar sıklıkla kapalı olmayan (oyun parkı, sokaklar vb.) mekanlarda arkadaşlarla etkileşim halinde gerçekleşirken, bilgisayar ve internetin yaygın kullanımı ile birlikte çocuklar, dışarıda oyun oynamak yerine bilgisayar oyunları ile zaman geçirmeyi tercih etmeye başlamışlardır. “Çocuklarımız bilgisayarda nasıl zaman geçiriyor/ ne oynuyor”? Kontrol kimin elinde?

Son zamanlarda bilgisayarı olan aileler çocuklarını bilgisayarın başından kaldıramamaktan, olmayanlar ise çocuklarının eve bilgisayar alma yönündeki ısrarlarından yakınıyorlar. Bununla birlikte şiddet içeren oyunların giderek artması, aileleri bu oyunların olumsuz etkileri üzerine de düşünmek zorunda bırakıyor. Bilindiği gibi oyun oynamak çocuklar için bir lüks değil, ihtiyaçtır. Bununla beraber çocuğa doğru bir eğitim verilmesi açısından ailelerin oyuna ayrılacak süre ve oyunun içeriği konusunda dikkatli olması ve bilinçli hareket etmesi çok önemlidir.

 

Bilgisayar Oyunları Ve Popüler Kimlik İlişkisi

Günümüzde iyice yayılan bir akım, kitle iletişim araçları vasıtasıyla popüler kimliklerin oluşturulması ve bu kimliklerin bilgisayar oyunlarıyla desteklenmesi yoluyla çocuklara benimsetilmeye çalışılmasıdır. Çocukların popüler kimliklerle özdeşim kurması sağlanarak o kimliklerin üzerinden tüketim arttırılmaya çalışılmaktadır. Buna karşı çocukları küçük yaştan itibaren bilinçlendirmek gerekir. Aileler çocuklara bu kimliklerin kasıtlı olarak ortaya çıkarıldığını anlattıkları takdirde çocuk eleştirel düşünme becerisi kazanır.

Bilgisayar Oyunlarının Olumlu Etkileri

Bilgisayar oyunlarının sürekli olumsuz etkilerine vurgu yapmak yerine çocuğa teknolojik aletleri doğru kullanmayı öğretmek gerekir. Yapılan araştırmalar bilgisayar oyunlarının çocukların zihinsel gelişimi üzerine olumlu etkilerinin de olduğunu gösteriyor. Ayrıca son zamanlarda psikolojik destekli eğitim merkezlerinde sıklıkla karşılaşılan “Bilgisayarlı eğitim modülleri” dikkat dağınıklığı çeken, okuldaki başarısı düşük olan çocuklara kavrama, algılama, akıl yürütme, görsel beceri gibi yetenekler kazandırmakta oldukça faydalıdır. Özellikle hiperaktif çocukların acelecilik ve sabırsızlık gibi belirgin özelliklerini törpülemek, onlara katlanmayı, yılmamayı öğretmek için bu tür oyunlar kullanılmaktadır.

  • Bilgisayar oyunları oynayan çocukların problem çözme becerisi gelişir, ekip çalışmasını öğrenir ve algısı daha açık olur.
  • Bilgisayar oyunları çocukların kısa süreli hafızanın gelişmesine yardımcı olur. Bilgisayar oyunları oynamak, daha hızlı ve doğru kararlar almalarını gerektirir, böylece karar verme becerileri geliş
  • İnteraktif bilgisayar oyunları, yarıştığı rakipleri arasında en iyisi olmak için çocuğu pratik yapmaya daha çok zorlar. Oyun oynamak, oyun stratejileri tasarlamak ve kazanmak, çocuğa başarı duygusu kazandırır ve güvenini artırır.

 

  • Bilgisayar oyunu oynayan çocuklar odaklılık, hız, çoklu görev, vizyon ve doğruluk içeren testlerde, diğerlerine ve oyun oynamayanlara göre daha iyi performans gösterdikleri yapılan araştırmalarca da desteklenmektedir. Buna göre, bilgisayar oyunları oynamak, çocuklara daha çok konsantre olmayı, plan yapmayı, amaca ulaşmak için farklı stratejiler tasarlamayı ve karışık durumlarla nasıl baş edebileceklerini öğ
  • Bilgisayar oyunları oynamak, algısal ve bilişsel yeteneklerin ve motor becerilerinin gelişmesine yardımcı olur.
  • Bu sanal dünya, eğitimin geleceği olarak, öğrencilere rekabetçi dünyada öğrenmek ve başarılı olmak için interaktif bir yol sunmaktadır.

Bilgisayar Oyunlarının Olumsuz Etkileri

Ne yazık ki bilgisayar oyunlarının çocukların fiziksel sağlığı üzerinde negatif etkileri de mevcuttur. Saatlerce oturan edilgen bir şekilde ekrana bakan bir çocukta;

  • Obezite,
  • Uyku rahatsızlıkları,
  • Baş ağrıları,
  • Kuru gözler,
  • Karpal tünel sendromu (el bileği rahatsızlığı),
  • Kas hastalıkları ve aynı zamanda iskelet düzensizlikleri gibi sağlık problemleri gözlemlenebilir. Sağlık üzerindeki diğer etkiler, kalp hızında artış ve yüksek kan basıncı olarak sayılabilir.
  • Çeşitli araştırmalar, şiddet içeren bilgisayar oyunları ile agresif davranışlar arasında bir ilişki olduğunu göstermiş İçinde çokça ateş etme ve öldürme eylemi bulunan oyunlara düşkünlük, çocuklarda öfke kontrolünü sağlayamama ve agresif davranışların artmasını tetiklemektedir.
  • Bilgisayar oyunları oynayan ve kazanan çocuğun morali de artmaktadır. Calgary Üniversitesi’nin şiddet içeren bilgisayar oyunları oynayan 9-15 yaş arası çocuklar üzerinde yaptığı online ankete göre, bu oyunlar zorbalık, küfür etme, akranlara veya kardeşlere dayak atma gibi eğilimlerin artmasına neden olmaktadır.
  • Zamanının çoğunu video oyunu oynayarak geçiren ve derslerini aksatan çocukların, zayıf bir akademik performans gösterdikleri, okulu kırdıkları, hatta okulu bıraktıkları gözlemlenmiş

Bilgisayar Başında Geçirilen Zaman!

 

Çocukların oyun oynamalarının onlar için doğal bir ihtiyaç olduğunu ve bilgisayar aracığıyla da çocuklara bazı şeylerin öğretilebileceğini ifade ettim. Ancak bir “çocuğun bütün gününü bilgisayarda oyun oynayarak” “geçirmesinin de doğru olmadığı açıktır. Uzmanların çocukların bilgisayar başında geçirecekleri sürenin günde en fazla iki saat olduğuna dikkat çekiyorlar.

Ailelerin Yaklaşımı Nasıl Olmalıdır?

Bir çocuğa “Bilgisayar oyunu oynama” demek hiçbir zaman gerçekçi olmaz. İnsanlarda yasaklanan şeylere karşı merak ve öğrenme içgüdüsü uyanır. Bu nedenle yasaklamak çözüm değildir. Yasaklamak yerine çocuğa bilgisayarı doğru kullanmayı öğretmek ve onu farklı alanlarla, hobilerle tanıştırmak gerekir.

 

Uzun bir süre bilgisayar istedikten amacına ulaşan çocuğun ilk günlerde bunun keyfini çıkarmasına izin verilmelidir. Ondan sonra aile içi oturum yapılmalı ve çocuğa bilgisayar kullanma kültürü anlatılmalıdır.

Ancak her konuda olduğu gibi bilgisayarla da ilgili bazı kurallarımızın olması gerekir. Aileler bilgisayarla ilgili koydukları kurallara çocuklarının ne kadar uyduğunu takip etmelidirler. Aileler uygulamayacakları kuralları koymamalı, koydukları kuralın da arkasında durmalıdırlar.

Çocuk böylece bilgisayarla oynamanın, televizyon seyretmenin yöntemini öğrenmiş olur. Çocukta görev bilgisi, sorumluluk duygusu oluştuktan sonra gerisi kolay olacaktır. Sorumluluk bilincine eren çocuk gereğinden fazla oyun oynarsa zaten kendisini huzursuz hisseder.

Anne babalar çocuğun gerek bilgisayar gerekse televizyon aracılığıyla maruz kaldığı mesajları takip edip gerektiğinde uyarılarda bulunmalı, çocuğa eleştirel düşünme yeteneği kazandırmalıdırlar.

Doğru yöntemler kullanıldığı takdirde bilgisayar oyunları zaman yönetimi, mesajları doğru algılama, eleştirel düşünme, görsel becerinin artışı, zihinsel kapasiteyi yükseltme, stres altında soğukkanlı kalabilme becerisi gibi özelliklerin kazandırılmasına aracı olabilir. Bilgisayar oyunlarını zararlı deyip yasaklamak yerine doğru kullanmayı öğretmemiz gerekir.

Çocuklarda Uyku Sorununa Çözümler

Bebeklik, erken çocukluk, okul çağı ve ergenlik dönemlerinin tümünde uyku sorunlarına sık rastlanılmaktadır. Okul öncesi çocukların yaklaşık %25-50 sinde çeşitli uyku sorunları tanımlanırken okul çağı çocuklarının ve ergenlerin yaklaşık %20-30 unda uyku bozukluğu denilebilecek düzeyde sorun yaşadığı bildirilmektedir. Sağlam çocuk kontrollerinde çocuk doktorlarının bu yaş grubunda en çok karşılaştıkları problemdir.

Bazı Öneriler

  • Bebeğin uyku döngüleri, süresi ve kendi kendine uyumasının önemi ve yöntemi
  • Bebeğin giyeceklerinin, yatak ve battaniyesinin yünden yapılmış olması
  • Yatağının korunaklı olması
  • Bebeği yatağına uyanık halde bırakılması ve kendi kendine uyumayı öğrenmesinin sağlanması
  • Bebeğin sallanma, emme gibi bir aracı kullanmadan uyumayı öğrenmesi
  • Uyuduktan sonra yerinin değiştirilmemesi
  • Bebek yatağa bırakılırken sevdiği bir nesne (ayıcık, bebek, tülbent, battaniye gibi) ile beraber uyumasına izin verilmesi
  • Uyku saatlerinin aile tarafından belirlenmesi ve ödün verilmemesi
  • Uyku saatleri konusunda ailenin kararlı olması ve çocuklara uygun sınırlar koyması
  • Uykudan önce sakin ve aile ile beraberce zaman geçirilebilecek etkinlikler, uyku törenleri (masal anlatmak, ninni söylemek gibi) düzenlenmesi
  • Yatağa aç olarak yatırılmaması, hafif ve onu tok tutacak yiyecek veya içecek verilmesi
  • Gece uyarıcı özelliği olan besinlerden uzak tutulması (kahve, çay, çikolata)
  • Odasının çok karanlık olmamasına, ortamın nem ve ısısının (18˚C) yeterli olmasına, odanın havalandırılmasına ve odada sigara içilmemesine özen gösterilmesi
  • Bebek yatağında elektrikli battaniye veya sıcak su torbası kullanılmaması
  • Direkt güneş ışığı altında veya ateş ya da ısıtıcı yanında uyutulmaması

Genellikle gece uyanmaları sırasında bebeğin ağlamasına yanıt olarak, anne-babanın çocuğun yanında bulunması onun endişesini azaltır. Onun yanında bulunma süresinin gittikçe uzatılması önerilmektedir (Duyarsızlaştırma). Uyku öncesi yaşantıyı düzenlemek için uyku öncesi ilişkilerin değiştirilmesi amaçlanır. Okuma, şarkı söyleme, sakin olarak oyun oynama gibi bireyselleştirilmiş yatak alışkanlıkları edinilmeli ve anne-baba, çocuk uyandığında yatakta kalmasını teşvik etmelidir. Bunu anne-baba çocuğun yatağının yanında oturarak, ona dokunarak veya yanına uzanarak yapabilir. Yatma zamanında ayrılık sorunu çözülürse, geceleri uyanma sorunu da büyük olasılıkla kaybolacaktır.

Çocukların Zeka Gelişimi İçin Oyunlar

Her yaş aralığı için tavsiye edilen belirli oyuncaklar vardır. Bir yaşındaki çocuktan elbette beş yaşındaki bir çocuğun oynayabileceği bir oyunu oynamasını bekleyemezsiniz. Uzmanlar zekâ gelişimin sağlanması ve sağlıklı birer birey olarak yetiştirilmeleri için oyunun önemini vurgulamaktadırlar. Bilimsel araştırmalar oyun süreci ile öğrenmenin hem en etkili yöntem hem de en organik yöntem olduğunu dile getiriyorlar. Oyun oynamanın zeka gelişimi üzerindeki payını bütün uzmanlar kabul eder hale geldiler. Peki, her oyun zekâ gelişimine yol açar mı? Elbette hayır. Bunun için öncelikle zekâ gelişimini sağlayan oyunlar başlığı altında bu oyunların hangileri olduğunu görelim.

Zeka Gelişimi İçin Olumlu Olan Oyun Önerileri

Yap-Boz Oyunları

 Yab-boz oyunları uzun yıllardır zekâ gelişimi sağlayan oyuncaklar arasındaki yerlerini koruyorlar. Belirli bir yaşa gelen çocuklara özellikle yap-boz oyunları verilerek, hayal gücünün ve analitik düşünme becerisinin gelişmesi sağlanmaktadır. Çocuk bir ev hayal edip onu Legolar ile gerçeğe dönüştürmeye çalışırken hayal gücünü kullanmayı öğrenecek, görsele bakarak bir yapı inşa etmesi ise analitik düşünmesini geliştirecektir.

Bilgisayardan Oynanabilecek Zekâ Geliştirici Oyunlar

Birçok anne babanın derdi çocukların teknolojik aletler ile haşır neşir olması olurken şimdi nereden çıktı bu bilgisayar oyunu diye düşünebilirsiniz. Oysa yararlı olabilecek bir şeyi çocuğunuzun elinden tamamen alarak hiç de ona tam olarak bir iyilik yaptığınızı söyleyemeyiz. Uzmanlar teknoloji kullanımını elbette kısıtlamanızı istiyor fakat bu asla tamamen son buldurmak olmamalıdır. Sizin gözetiminiz altında ve belirlediğiniz saatler içerisinde çocuğunuzun bilgisayarda zekâ geliştirici oyunlar oynamasına izin verebilirsiniz. Bu konuda tasarlanmış birçok zeka geliştirici oyun olduğundan siz çocuğunuz için en uygun oyunu seçmelisiniz.

Bil Bakalım Kim Oyunu

Oldukça eskiye dayanan bu zekâ geliştirici oyun belki birçoğunuz biliyorsunuzdur. Tek tek açılan kartlardan saç rengi göz rengi gibi detaylarla çocuğa anlatılan profili bulması istenmektedir. Çocuk bu oyunda karakterleri hafızasında tutmayı ve doğru soruları sormayı öğrenecektir. Mantık ve özellikle de hafıza oyunları içinde özel bir yere sahip olan bil bakalım kim oyunu sizin de çocuğunuza eşlik edebileceğiniz harika bir oyundur.

 

Solo Test

Hala ara sıra siz de rastladığınızda oynuyorsunuz öyle değil mi? Oyunun amacı geriye tek bir piyon kalana kadar hamlelerle oyunu sürdürmektir. Anlatması kolay olan bu oyunun oynaması daha doğrusu tek bir piyon kalana kadar oynaması pek de kolay değildir. Satranca benzeyen bir strateji oyunu olan solo test oyununu mutlaka çocuğunuzla birlikte oynamanızı tavsiye ederiz.

Puzzle

Her yaştan insanın oynamaktan keyif aldığı bir oyun olan puzzle oyunu çocuklarınız için de harika bir seçenek olacaktır. Çocuğunuzun yaşına ve potansiyeline uygun olanını seçmeniz yeterli olacaktır. Aynı zamanda ortaya çıkacak olan resmin çocuğunuzun ilgi alanına sahip olmasına özen göstermelisiniz. Böylelikle çok daha severek ve çok hızlı olarak parçaları birleştirmenin telaşına düşecektir.

Çocuklarda Tırnak Yeme Sebepleri

Tırnak yeme alışkanlığı çoğunlukla çocukluk zamanlarında ortaya çıkan bir alışkanlıktır. Sadece stresli zamanlarda değil zaman içerisinde vazgeçilemeyen genel bir davranış şeklini alan tırnak yeme kişinin kendisini rahatsız etmese bile toplum içinde bir rahatsızlık hissi uyandırabilir. Özellikle genç kızlarda ve kadınlarda önlenemeyen tırnak yeme alışkanlığı el ve tırnaklarda yarattığı tahribat ile psikolojik olarak da kişiyi rahatsız edebilmektedir. Tırnak yemenin birçok nedeni olabilir fakat bu nedenlerin genel olarak temelinde ailenin çocuğuna olan yaklaşımı yatmaktadır. Sadece el değil ayak tırnaklarının da yenildiğinin altını çizen uzmanlar bu alışkanlığın ise neredeyse tamamının kız çocuklarında görüldüğünü belirtiyorlar.

Çocuklarda Tırnak Yeme

Genellikle 5 yaşından önce gözlemlenmeyen bu alışkanlık çocuk ergenlik dönemine yaklaştıkça görülebilir. Eğer ailede tırnak yeme alışkanlığı olan biri var ise çocuk bu kişiyi rol model olarak alarak tırnak yeme alışkanlığı kazanabilir. Tırnak yemenin birçok sebebi olabilir. Bu sebeplerin başında ise psikolojik sebepler yatmaktadır. Aileden onay görmeyen, sürekli eleştirilen ve otorite figürleri yüzünde sürekli kısıtlanmaya maruz kalan çocuklar bir tepki olarak tırnak yeme alışkanlığını edinebilirler.

Tırnak yemek her şeyden önce bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir. Özellikle anne baba arasında süregelen şiddetli tartışma ve kavgalar çocuğu derinden etkilediği için stres anında kendini rahatlatacak bir yöntem olarak çocuk tırnak yeme alışkanlığı kazanabilir. Ergenlik döneminde çocuğun hırçın olması, takdir görme arzusu ve ait olma hissi gibi duygularının ağır basması ile birlikte bunların dışa vurumu olarak görülen bu alışkanlığı zaman içerisinde ortadan kalkabildiği gibi hep var olan bir alışkanlık olarak da kişide kalabilir.

Tırnak Yemek Nasıl Bırakılır?

Tırnak yeme alışkanlığının bırakılmasında anne ve babanın rolü oldukça fazladır. 4 yaşlarına kadar çocuktaki bu  alışkanlığın görmezden gelinmesi gerekmektedir. Eğer bu alışkanlık 4 yaşından sonra da devam ederse;

    • Çocukların ilgisi başka yönlere çekilmeli. Özellikle televizyon ya da sinema gibi algının bir yere kitlendiği durumlarda çocuğa ısıracak ya da çiğneyecek bir şey vermek çocuğun elini ağzına götürmemesini sağlayabilir.
    • Hiçbir zararı bulunmayan bir miktar acı ve sıvı bir madde tırnağa sürülebilir. Böylece çocuk elini ağzına götürdüğünde istenmeyen bir tat ile karşılaşacaktır. Bu istenmeyen tat düzenli olarak karşılaştığı bir şeye dönüştüğünde ise zaman içerisinde bu alışkanlık ortadan kalkabilir.
    • Çocukların kaygı, korku yaratan ortamlar ve durumlardan uzak tutulması bu alışkanlığının önüne geçecektir.
    • Çocukların uygun oranlarda başarılarının ödüllenmesi faydalı olacaktır. Yalnız bu ödüllerin miktarının ve zamanlanmasının doğru bir şekilde ayarlanması gerekmektedir. Aksi takdirde çocuk bu ödüllere sahip olabilmek adına çeşitli yanlışlara düşebilir.
    • Tırnağı derinden kesmek bu  alışkanlığı için bir önlem olabilir.
    • Tırnak yiyen çocukların asla korkutulmaması gerekmektedir. Çocuklar kaygı anında hemen tırnaklarının ağızlarına alma alışkanlığını tekrarlayabilirler.
    • Çocuğu bu alışkanlığına sürükleyen gerginlik ve uyumsuzluğun nedeni araştırılmalı, buna uygun bir psikolojik tedavi uygulanmalıdır.

 

Çocukluk Döneminde Hayali Arkadaşlar

Hayali arkadaşlar gözle görülmeyen fakat bir adı ve kendine özgü bir kişiliği bulunan, gittiği her yerde çocuğa eşlik ederek onun ve ailesinin günlük yaşamının bir parçası olan, ailenin bir bireyi haline gelebilen  erken çocukluk döneminde sık rastlan bir olgudur.

Hayali arkadaşların varlığı okul öncesi dönemde normal gelişimin bir parçasıdır. Bu sebeple anne babaların hayali arkadaşlara dair kafalarındaki soru işaretlerini bir kenara bırakmalarını tavsiye ederim. Bireysel farklılıklar ve gelişim dönemlerindeki eğilimler çocuktan çocuğa değişkenlik gösterebilir.  Hayali arkadaşı olan çocuklar, onların gelişimsel açıdan üst basamakları daha kolay atlamasına neden olacak özelliği sahiptir.  Ailelerde kaygı ve endişe yaratan bu durumun esasında pozitif yönlü kazanımlara neden olduğu bilinmelidir ve endişe edilmemelidir.

Hayali Arkadaşlar Ne zaman Ortaya Çıkar?

Hayali arkadaşların ortaya çıktığı yaşlar iki yaş ve dokuz yaşları arasında olup, en sık görüldüğü yaşlar ise  2,5 ve 3,5 yaş arasındadır.

 

Okul öncesi dönemdeki çocuklar arasında hayali arkadaş edinme oranının yapılan araştırmalar sonucunda %65 seviyesine kadar ulaşıldığı belirtilmektedir. Bununla birlikte  hayali arkadaşlara sahip olan çocukların normal gelişim gösterdiği vurgulanmıştır. Hayali arkadaşlar tamamen görünmez olabildiği gibi çocuğun sahip olduğu bir oyuncağına ( oyuncak ayı, oyuncak bebek) sürekli ve kalıcı bir kişilik yüklemesi şeklinde de ortaya çıkabilmektedir.

 

Okul öncesi dönemdeki çocukların oyunları arasında; hayal gücüne dayalı, nesnelere ve kişilere gerçekte olduğundan farkı nitelik ve işlevler vererek oynadıkları sembolik oyunlar önemli bir yer tutar. Bir oyuncak ayının evcilik oyununda çocuk rolüne sokulması, kalemlerin doktorculuk oyununda enjektör olarak kullanılması bu tür sembolik oyunlara örnek olarak verilebilir. Ama sembolik oyun esnasındaki “ –mış gibi yapma”  eylemi ile hayali arkadaş olgusu birbirine karıştırılmamalıdır. Nesnelere ve kişilere tek bir oyun esnasında yüklenen geçici anlamlardan farklı olarak hayali arkadaşlar kalıcı bir kimliğe sahiptirler. Sembolik oyun esnasında yüklenen anlam geçicidir ve oyun sonlandığında varlığı son bulur.

 

Birden fazla hayali arkadaşa sahip olan çocuklar için her hayali arkadaşın ayrı bir ismi, kişiliği, davranış şekli ve karakteri vardır. Hayali arkadaşların çocuklarla birlikteliği bir kaç ay sürebildiği gibi birkaç yıl gibi uzun soluklu da olabilmektedir. Süre çocuğun ihtiyacına ve hayali arkadaşın çocuk için ne anlama geldiği ile ilgilidir.

İnsanlar, doğumdan ölüme kadar geçen her evrede başa çıkması gereken durum ve olaylarla karşı karşıya gelirler ve bu durum bireylerde belirli ölçüde stres yaratabilir.  Bu bağlamda düşünüldüğünde erken çocukluk dönemini bilişsel, sosyal ve duygusal yönden dış yönetimden iç denetime, bağımlılıktan, bağımsızlığa ve kendi kararlarını almaya doğru geçişin yaşandığı bir dönem olduğu söylenebilir. Bu geçişte zaman zaman çocuğun zorlanması, bir takım olumsuz duygular yaşaması kaçınılmazdır. Bu sebeple hayali arkadaşlar stresli durumlar yaşayan okul öncesi dönem çocuğunun  etkili stres ve kaygıyla başa çıkma yöntemi olarak görülebilir. Hayali arkadaşa sahip olmak, bu dönemin bir özelliği olan “zengin hayal gücü” olanakları ile bu dönemde karşılaşılan sorunları çözmek için yaratıcı ve akılcı bir çözüm olarak görülmelidir.

Hayali Arkadaşa Sahip Olan Çocukların Özellikleri

Hayali arkadaşa sahip olan çocuklarla ilgili bazı yanlış ve önyargılı kanılar bulunmaktadır.  Bu çocuklar içe dönük, gerçek arkadaşları olmayan, gelişimi normal çizgisinin dışında pasif ve mutsuz çocuklar değillerdir. Sanılanın aksine hayali arkadaş edinmiş çocukların da gerçek arkadaşları vardır. Anaokuluna gitme, akranlarıyla iletişim kurma, oyun oynama konusunda isteklidirler. Hayali bir arkadaşının olması çocuğun, diğer çocuklarla mutlu, uyum içinde oynayabileceğinin bir göstergesidir.  Genel zeka düzeyleri bakımından diğer çocuklarla aralarında bir fark yoktur, yaratıcılık kurduğu oyunların içeriğindeki zenginlik, dil becerilerindeki gelişimleri onların, hayali arkadaşı olmayanlardan ileri noktada olduğuna işaret eder.

 

Gerçek olanla hayali olanı ayırt edebilme yetisi bu dönemde aşamalı olarak gelişir.Bu dönemde çocuklar gerçek olmadığını bilseler dahi hayali kahramanlar oyunlar ve olaylarla iç içe olmaktan büyük zevk duyarlar.  Hayali arkadaşı olan çocukların gerçekte olan ve olmayanı ayır etmekte bir sorunları yoktur aslında bu tamamen tercih meselesidir.

Çocuğa gittiği her yerde eşlik eden, bazen kendi sorunlarının yansıtıldığı, bazen bakılıp özenle kollanan, gece birlikte sohbet edip uykuya dalınan, çocukla aynı yaşta ondan daha büyük ya da küçük olabilen hayali bir arkadaşa sahip olmak zengin bir hayal gücüne sahip olmakla ilgilidir.

Hayali Arkadaşa Anne Babanın Tutumu

Hayali arkadaşa karşı ebeveyn kabullenici davranmalı, yönlendirici, zorlayıcı bir tutum içerisinde olmamalıdır. Tamamen çocuğun yaratığı bir olgu olması nedeniyle hayali arkadaş çocuğun denetiminde ve başka kimse görmediği için tamamen ona ait bir varlıktır.  Çocuğun yaşadığı olumsuz duyguların varlığına işaret etmesinin yanında çocuğun yaşadıklarıyla başa çıkmasında önemli bir araç olması nedeniyle hayali arkadaş, çocuğun güçlü yanını oluşturmaktadır.

Çocuk kimi zaman hatalarının ve yetersizliklerini hayali arkadaşına yansıtacak, bazı duygularını onun kimliğinde dile getirecektir. 

Çocuğun, hayali arkadaşı ile birlikteliğini sona erdirmesi çocuğun yaşadıklarıyla başa çıkması sonucunda gerçekleşebilir. Bu süreç ailenin müdahalesi ile sekteye uğradığında çocuğun gelişimi olumsuz yönde etkilenebilir. Bu başa çıkma sürecinde ailenin kabullenici olması, çocuğun sorununu çözme sürecinde ona yardımcı olacaktır. Hayali arkadaş ailenin bireyi olarak kabullenen ve bunu davranışlarına yansıtan aileler, çocuğun bu süreci sağlıklı bir biçimde tamlamasına yardım ederler. Anne baba çocuğa, hayal arkadaşın gerçekte var olmadığını ikna etmeye çalışmamalı, bu konuda sürtüşme ve inatlaşma yaratılmamalıdır.  Anne babanın kabulü, duyarlılığı ve hoşgörüsü çocuğun yaşadığı stresi azaltarak gelecekte ciddi sorunlar yaşamasını engeller.

Çocukların hayali arkadaşına “merhaba” deyip ona aile yaşamlarında yer ayırabilen anne babaların çocuklarının zamanı geldiğinde ona sağlıklı bir biçimde “güle güle1 diyebilmesine yardımcı olacakları unutulmamalıdır.

Boşanmış Aileler ve Çocuk Psikolojisi

Günümüzün en yaygın problemlerinden biri de boşanmış aileler ve onların çocuklarıdır. Bazı çocuklar ailelerinin boşandığını hissetmezken, bazı çocuklar bu dönemi çok güçlüklerle atlatır. Hatta çoğu zaman tedaviye ihtiyaç duyar. Bunun nedeni anne ve babasının artık yanında olmayacağını hissetmesi, tercih yapmak zorunda olduğunu düşünmesidir. Fakat çoğu zaman boşanan taraf fark etmeksizin çocuk annesinin babasını sevmediğini ya da babasının annesini sevmediğini düşünerek psikolojik bunalıma girebilir. Çiftler boşanma evrelerinde sona yaklaşmışsa bu durumu uzatmadan halletmelidir. Çocuğun alışma süresinin geniş tutulması ve bu nedenle boşanmak yerine evleri ayırmak yanlış olabilir. Çocuk her istediğinde anne ya da babasını görebileceğini her zaman bilmelidir. Eğer çok sorunlu bir evlilik sonlandırılıyorsa, o zaman hiçbir şekilde durum çocuğa yansıtılmamalıdır. Özellikle çocukla birebir diyaloglarda eşler birbirini eleştirmemelidir. Bu tutum kesinlikle çocukların psikolojisini bozacaktır.

Boşanmış Aileler Çocuklarına Nasıl Davranmalı?

Boşanmış aileler bu kararlarından önce ve sonrasında  çocuğun pedagoga görünmesi  faydalı olacaktır. Çocuk özellikle anne ya da babadan birine düşkünse, boşanma sonrasında da beraberliği kesmemeli ve aynı evde yaşıyormuşçasına vakit geçirilmelidir. Çocuğa bu durum detaylandırılmadan anlatılmalıdır. Yaşanan kötü durumlar ve boşanma noktasına gelen taraf sakinliğini korumalıdır. Çocuk sayısının tek olması onun için bu dönemi daha zor hale getirebilir. Yalnız, unutulmamalıdır ki çocuğa hiçbir şekilde anne ya da babasını görme konusunda sınırlandırma getirilmemelidir. Bu oldukça yanlış tutumlardan biridir. Mahkeme önünde çocuğun ifadelerinin ve görüşlerinin alınması her zaman sağlıklı olmayacaktır. Çocuğun kimle yaşamak istediğinin önemi kadar çocuğa kimin daha iyi bakacağı da önemli bir husustur.

 

Bazı boşanmış ailelerin çocukları, üzüntülerini ya da korkularını dışarı vurmaktan çekinirler. Örneğin, kolay kolay ağlamazlar ama yanlış başına kaldıklarında ağlayabilirler. İçlerinde yaşadıklarını belli etmek yerine mutlu görünmeyi yeğlerler fakat ufak bir sıkıntıda çöküşe ya da depresyon dönemine dahi girebilirler. Çocuklarını güçlü ve mutlu sanan aileler pek çok zaman yanılarak istedikleri gibi davranır ve istedikleri gibi konuşurlar. Her zaman çocuk psikolojisi ön planda tutulmalı ve aileler çocuklarını çok iyi tanımalıdır.

 

Anne ya da baba olarak çocukların hayatında yeri büyük olan insanların çocuklarına bu dönemde arkadaş gibi yaklaşması da doğru değildir. Çünkü çocukların her şeyden önce bir anne ve bir babaya ihtiyaçları vardır. Yaşamlarının her evresinde arkadaşlık kavramının abartılmaması gerektiği de söylenebilir. Bunların dışında çocuklara sadece maddi ihtiyaç anlamında bakılmaması gerektiği de bilinmelidir. Evden ayrılan tarafın her gün çocuğu ile iletişim kurması, görüntülü konuşması ya da onu görmesi önemli ayrıntılardır. Çocuğun gün içinde neler yaptığını bilmesi ya da onunla diyalog halinde kalmaya çabalaması çocuğun süreci daha kolay ve hızlı şekilde atlatmasına yardımcı olacaktır.

Ailesi boşanmış çocuklarda farklı bir özgürlük dönemi hissedilir. Anne ya da baba bazı izin görevlerini birbirine atarak aslında çocuğu istemeden gereksiz bir özgürlük dönemine sokarlar. Örneğin, dışarı çıkmak isteyen çocuğun annesinden izin alması ve babasına sorması gerektiği cevabı ile karşılaşması direkt olarak çocuk beyninde anneyi geçersiz kılacaktır. Bir zaman sonra çocuk büyüdüğünde anneyi görmezden gelerek istediğini yapmaya başlamasının sebebi de budur.

Çocuğunuz İçin Pedagog ‘dan Yardım Alın

Anne ve babanın boşanmış olması asla ortak bir maneviyata sahip oldukları gerçeğini değiştirmemektedir. Her zaman çocuk hakkında irtibat halinde kalmak ve aralarındaki anlaşmazlığı çocuk konusuna yansıtmamak önemlidir. Doğru ebeveynler sadece aynı evi paylaşan kişiler değildir. Çocuğunun anne ve babasının boşanması halinde çok daha mutlu olduğunu ispatlayan pek çok boşanma vakası da bulunmaktadır. Bu nedenle boşanmış ailelerde çocuk psikolojisi her şeyden önce düşünülmesi ve gerekirse yardım alınması gereken konulardan biridir.

Eşler Arası Çatışma ve Çocuk Psikolojisi

Çoğunlukla ebeveynlerin çocuklarının gelişimi konusunda odaklandıkları nokta fiziksel gelişimi olmaktadır. Bazı ebeveynler boy ve kilo gelişimini maalesef bazen zihinsel ve psikososyal gelişiminden önde tutabiliyorlar. Halbuki fiziksel gelişimden çok daha önce dikkatle takip edilmesi gereken çocuğun zihinsel ve psikososyal gelişimidir.

     Çocukların bu anlamda gelişimlerini etkileyen en önemkli hususlardan birisi de eşler arasındaki uyumdur. Klinik gözlemlerimiz göstermiştir ki, eşler arasındaki uyum arttıkça çocuğun sosyal ve sağlıklı gelişim sergileme olasılığı da artmaktadır. Anne ve baba arasındaki tartışma ve kavgalar çocuğu olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuğun yaşına göre ebeveynler arasındaki tartışmalar sonucunda çocukların verdikleri tepkiler değişiklik göstermektedir. Ortak nokta ise çocuk psikolojisinin mutlaka ev içinde yaşanan tartışmalar sonucunda yara aldığıdır.

Çocuk, yaşadığı ve karşılaştığı olay ve durumlar karşısında vereceği duygusal ve davranışsal tepkileri öncelikli olarak anne ve babasından öğrenir. Anne-baba veya çocuğun yaşadığı ortamda bulunanların sergiledikleri duygu ve davranışlar, çocuk tarafından model alınarak öğrenilir ve çocuk bunları taklit eder. Çocuğun kişilik yapısı da bu taklitsel tepkilerden etkilenerek şekillenir. Devamlı olarak ev içinde kavga ve tartışmalar yaşanıyorsa, eşler birbirlerine bağırarak hitap ediyorlarsa çocuk da doğal olarak tartışmayı, kavgayı ve bağırarak konuşmayı öğrenir. Böylesi bir ortamda yaşayan çocuğa öfkeli olmamayı öğretmek, normalden çok daha zordur. Bu sebeple eşler öncelikli olarak sorunları öfkeye kapılmadan, sakince, sağlıklı yollarla çözme becerisini gösterebilmeli, aksi taktirde tartışmalarını çocuğun bulunmadığı ortamda gerçekleştirmelidir. Tartışmalar esnasında ev içerisinde çocuğun başka bir odada olması, eşlerin yüksek sesle tartışmaları durumunda bir anlam ifade etmeyecektir. Mutlaka her eş arasında anlaşmazlıklar ve tartışmalar yaşanacaktır. Önemli olan bu tartışmaları anlaşarak sonlandırabilmek ve sürekli tekrar etmemektir. Aksi bir durumda çocuk, anne ve babasından olumsuz davranış kalıpları öğrenebileceği gibi anne ve babasının ayrılacağı korkusuna da kapılarak yıpranabilir, ruh sağlığı olumsuz yönde etkilenebilir.

Çocuğun yaşı ne olursa olsun (ister 1 yaşında, ister 15 yaşında) eşler arası çatışmalar çocuğu etkiler. Bu etkilenmeye karşılık yukarıda da belirttiğimiz gibi çocukların verecekleri tepkiler yaşa göre büyük değişiklikler göstermektedir. 5 yaşında tuvalet eğitimi almış bir çocuk bilinçli veya bilinçsizce alt ıslatma ve dışkılama tepkisi verebilirken, ergenlik dönemindeki bir çocuk, içine kapanıp hiç kimseyle konuşmama, odasına kapanma, okul başarısında düşme, evden kaçma gibi tepkiler verebilir. Çocukların verebilecekleri diğer tepkiler ise hırçınlaşma, saldırganlık, etrafına veya kendine zarar verme, yalan söyleme ve söz dinlememe şeklinde olabilir.

Unutmamalıdır ki, eşler arasındaki çatışmalar çocukların gelecek yaşantılarını da olumsuz etkileyebilmektedir. Kişiliğin şekillendiği dönemlerde sürekli olarak kavga ve tartışma ortamında bulunan çocuklar kişilik bozuklukları gösterebilirler. Bu durum da ister istemez arkadaşlık ilişkilerini, okul ve iş hayatını, hatta evlilik yaşantısını derinden etkileyecektir.

Anne ve babaların mutlaka öncelikli olarak aralarındaki çatışmaları çözmeleri, doğru tartışma yöntemlerini öğrenmeleri, öfkelerini kontrol etmeyi bilmeleri, çocuklara her zaman örnek olduklarını unutmamaları gerekmektedir. Çocuğun ruh sağlığı, eşler arasındaki uyuma derinden bağlıdır. Bu sebeplerle hem eşler arasındaki sorunlar hem de çocuğun yaşadığı sorunlar için bir psikolog desteği alınması ilişkilerin ve dolayısıyla hayatın daha uyumlu yaşanmasını destekleyecektir.

Evliliğe Hazır mısın?, Evlilik Öncesi Sorulması Gerekenler

Nikah masasına oturup, hayatının en önemli kelimesini söylemeye hazır mısınız?

Sevdiğiniz kişiyle tüm hayatınızı birlikte geçirmek üzere çıktığınız yolda, bu birlikteliği ömrünüzün sonuna kadar mutlu bir şekilde sürdürebileceğinizden emin misiniz?

Tüm hayatınızı etkileyecek kararı vermeden önce, hazır olup olmadığınızdan emin olmak için aşağıdaki başlıkları dikkatle okumanızı öneririz.

Kırmızı Çizgileriniz Neler?

Bu beraberlik için nelere katlanabilirsiniz? Nelerden vazgeçebilirsiniz? Ne kadar tahammül edebilirsiniz? İhanet etmeyeceğinden ne kadar eminsiniz?

Tüm bu soruları kendinize sorun. Vereceğiniz cevaplar sizi bir adım sonrasına götürsün.

Nerede Yaşayacaksınız?

Yaşayacağınız yere karar verirken, baskı altında kaldınız mı? Hayatınızın bundan sonrasını yaşayacağınız yer kimin ailesine yakın olacak? Eğer bu konuda bir baskı altındaysanız, yaşayacağınız yer içinize sinmediyse daha yolun başında mutsuz olmaya başlarsınız.

Evi Kim İdare Edecek?

Evlilik boyunca evin idaresi nasıl olacak? Eve kim para getirecek? Çocuklar olunca kim bakacak? Evde para idaresi kimde olacak? Hesaplar ortak olacak mı?

Tüm bu soruların cevaplarını birlikte arayın.  Boşanmaların büyük çoğunluğu ekonomik sebeplerle ortaya çıkıyor. Kafanızdaki tüm soruları cevaplamadan evliliğe karar vermeyin.

Çocuk Konusu

Her iki taraf da çocuk istiyor mu? Kaç çocuk istiyorsunuz?

Çocuk evliliklerdeki en önemli konudur. Bu konuda net konuşun ve ortak karar alın.

Çevrenin Etkisi

Benzer sosyal çevrelerden mi geliyorsunuz, yoksa ayrı dünyaların insanları mısınız?

Kültür, dini inançlar birlikte bir yaşam sürmeye karar verirken ilk düşünülmesi ve netleştirilmesi gereken konulardır. Çiftler birbirine deli divane aşıkken her şey toz pembe görünebilir. Ancak zamanla ciddi sorunlar ortaya çıkmaya başlar. Bu nedenle yaşam tarzlarınızın ne kadar yakın olduğuna dikkat edin.

Cinsel Hayat

Cinsel hayat mutlu ve uzun süreli bir evliliğin % 50’sini oluşturur dersek yanlış olmaz. Evlenmeden önce cinsellik konusunda eşlerin mutlaka birbirleriyle konuşabilmeleri gerekir. Evleneceğiniz kişiyle cinsellik konusunda rahat değilseniz, evlilik kararını tekrar tekrar gözden geçirmelisiniz.

Mutlu evliliklerin için 10 altın öneri

İletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlık ciddi sorunlara neden oluyor

Birlikteliklerin ve evliliklerin yenilenmeye ve gelişmeye ihtiyaç duyan bir dinamiğe sahiptir. Mutlu ilişkilerin, yenilenmeye ve gelişmeye açık bireyler tarafından yürütüldüğünü, evlilikteki veya birlikteliklerdeki iletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlığın ciddi sorunların yaşanmasına neden olmaktadır. Aile yapılarının, karakter özelliklerinin, eğitim seviyelerinin ve zevklerin birbirine uyumunun, ilişkilerde ortaya çıkan problemlerle başa çıkılmasını kolaylaştıran unsurlardır.

Güçlü bağlara sahip mutlu evliliklerin için 10 altın öneri

1. Farklılıklar, erkeği kadına kadını erkeğe üstün kılmayan özelliklerdir. Bunun bir üstünlük değil bir özgünlük olarak kabul edilmesi gereklidir. Unutulmamalıdır ki farklılıklar, rutini bozan heyecanlara zemin hazırlar.

2. Çiftlerin yaşamdan beklentileri ve amaçları uyumluluk göstermeli, çift ruhsal uyuma sahip olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, birbirlerini seven ve paylaşma duygusuna sahip çiftler birbirlerini mutlu eder.

3. Fiziksel, sözel ve davranışsal ve psikolojik şiddet, mutlu bir evlilikte olmaması gerekenlerin başında gelir.

4. İlişkide çatışma yaşandığında çiftler sakinliğini koruyarak sorunu çözme yoluna gitmelidirler. Davranışsal ve yapıcı eleştirilerle çözüm için uğraşmalıdır.

5. İlişkide ortaya çıkan herhangi bir sorun, asla çiftlerden birine mal edilmemelidir; çünkü evlilik iki kişiliktir. Var olan bir sorunda, kadın ve erkeğin değişen oranlarda sorumlulukları bulunmaktadır.

6. Araştırmalar, evliliğin ilk yıllarında ve ilk çocuk doğduktan sonra çiftlerin birbirlerine ayırdıkları zamanın azaldığını ortaya koymaktadır. Bu dönemlerde eşler, birlikte düzenli vakit geçirecekleri programlar yapmayı ihmal etmemelidir.

7. Eşlerden biri ya da her ikisinin sorun yaşamaları durumunda yardım almaya açık olmaları önemli bir diğer husustur.

8. Eşlerden birinin iletişim ya da öfke kontrol problemleri varsa yine bahsi geçen konularda profesyonel yardım alınması, ilişki açısından oldukça önem taşımaktadır.

9. Evlilikte dostluğun devamı, konuşmak, dertleşmek ve destek olmak vazgeçilmez bir özelliktedir. İlişkiye zarar verdiği düşünülen üçüncü şahıslara sınır koyma, ilişkiye dahil etmeme de önemli ve gereklidir.

10. Çiftler evlilik süresince yaşanabilecek krizlere direnebilme ve ilişkiyi ayakta tutabilme becerilerini geliştirebilir ve gerektiğinde profesyonel yardım alarak yaşanan çatışmalara dışarıdan bakabilmelidir.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.