Boşanma Çocukların Psikolojisini ve Yaşamını Nasıl Etkiler?

Ebeveynleri  boşanma kararı almış ya da boşanmak üzere olan çocuklar çeşitli heyecanlar ve sorunlar yaşarlar. Birçok çocuk anne ve babasının boşanma döneminde korku, kafa karışıklığı, hiddetlenme ve güvensizlik gibi karışık duygular hissedebilir; bazen de ebeveynlerin onu terk edeceğini düşünebilir. Anne babasının ilişkisi ne kadar kötü olursa olsun, her çocuk boşanmayı bir kayıp olarak algılar.

Anne babasının boşandığı dönemdeki yaşlarına ve gelişme evrelerine bağlı olarak, çocuklar duygularını farklı şekillerde gösterirler.

Okul öncesi çocuklarda boşanmanın kötü etkileri: Henüz okula başlamamış olan çocuklar, bir ebeveynden ayrılacakları için ya da başka insanların (anneanne, babaanne, amca, dayı gibi akrabalarda ya da çocuk yuvası gibi bir kurumda) kalacağı için korkabilirler. Bazı çocuklar anne ve babasının boşanması konusunda kendisini suçlayabilir. Bu çocuklar bunalımlar geçirebilir, uyku, yeme ya da tuvalet alışkanlıklarında sorunlar ortaya çıkabilir ya da bu düzenleri değişebilir.

Okul çağındaki çocuklarda boşanmanın kötü etkileri: Okula giden çocuklar huysuz, ağlamaklı, öfkeli, dalgın, saldırgan olabilirler ve/veya okula gitmeyi korkabilirler ya da bunalımlar geçirmekten korkabilirler. Boşanmadan dolayı üzüntü duyduklarını ve onların tekrar bir araya gelmelerini çok istediklerini söylerler. Onlara olan bağlılıklarını paylaştırmak zorunda kaldıkları için kaygı duyabilirler. Okul başarılarında düşüş gözlenebilir. Beslenme ve uyku bozuklukları yaşayabilirler.

Ergenlerde boşanmanın kötü etkileri: Anne ve babası boşanmış büyük çocuklarda ve ergenlerde baskın duygu durum değişiklikleri ve şiddetli öfke vardır. Bu yaşlardaki çocuklar genellikle taraf tutar ve suçu diğer ebeveyne yüklerler. Ergenlik döneminde anne ve babası boşanmış çocuklar ailesinden ve arkadaşlarından da uzaklaşabilir, saldırgan bir birey olabilirler. Boşanmanın maddi sonuçlarından kaygı duyabilirler, depresyona girebilirler, ileride yaşayacakları yakın ilişkiler (karşı cinse bağlanmak ve onunla ilgili gelecek planları yapmak gibi) konusunda karamsarlık hissedebilirler. Anne babası boşanmış birçok ergen alkol, sigara ya da başka maddelere başlama eğilimi gösterebilir

Çocuğunuzla Evde Kaliteli Zaman Geçirin!

Kaliteli Zaman Nedir?

Kaliteli zaman kavramı, çocuğunuzla aranızdaki ilişkiyi besleyen, birlikte olmaktan öncelikle keyif aldığınız zaman dilimidir. Hem siz hem de çocuğunuz, birlikte olmaktan keyif alırsınız ve bu sayede de ilişkinizi beslemiş olursunuz.

Evde kaliteli zaman geçirmek

Aşağıda yer alan öneriler size evde kaliteli zaman diliminde yapılabilecek etkinlikler konusunda küçük ipuçları verebilir. Ancak unutmamalısınız ki kaliteli zaman geçirmek, sadece oyun oynamak veya etkinlik yapmak anlamına gelmemektedir. Birlikte yapacağınız sohbetler de “çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun” onun gelişimini besleyecektir.

Gazete, dergi, kitap: Gazete ve dergileri okumak kadar çocuğunuzla değişik etkinlikler yapmanız da oldukça keyiflidir. Resimler hakkında konuşmanız, resimlerdeki insanlara konuşma balonları yazmanız, kendi gazetenizi yaratmanız, evinizin gazetesini çıkarmanız, dergilerde yer alan ilginç fotoğraflara yeni başlıklar yaratmanız çok keyifli olabilir.

Yemek saati: Yemek yemek bazen çocuğunuz için çok zevkli olmayabilir ama her çocuk yemek yapmayı sever. Sandviç malzemeleri hazırlayıp, bunlardan enfes bir sandviç yapmak, meyve salatası hazırlamak, puding yapmak, minik bir tost partisi hazırlamak oldukça keyiflidir. Bunu yaparken malzemeleri hazırlayabilir, işin yaratıcı kısmı için, havuç, zeytin, ketçap gibi malzemeleri kullanarak değişik şekiller yaratabilirsiniz.

Alışveriş: Alışveriş etkinliğinin ilk bölümü bir alışveriş listesi hazırlamakla başlar. Birlikte evde neyin eksik olduğu belirleyip, listenize not edin. Belli bir miktar para ile markete gidin ve işbölümü yapın. Mesela çocuğunuzdan süt ürünlerini almasını isteyebilirsiniz.

Tamir zamanı: Evde bulunan her nesne çocuğunuz için oyuncak olabilir. Çocuğunuz da genelde nesnelerin içinde ne olduğunu çok merak eder. Bunun için yaşına ve becerisine uygun olarak kendi tamir çantası çocuğunuza hediye edebilir, evde bulunan minik tamirleri birlikte yapabilirsiniz.

Uydurmaca–yaratmaca: Atmayıp da sakladığınız her şey bu oyuna katılabilir. Boncuklar, düğmeler, alüminyum folyo, küçük kumaş parçaları çocuğunuzla yaratma gücünüzü ateşleyecektir. Dilerseniz bir şehir inşa edebilir, dilerseniz bir eğlence parkı oluşturabilir veya bir uzay üssü planlayabilirsiniz. Sizin de eğleneceğiniz kesin.

Kendi filmini çek: Film için kameraya her zaman gerek yok. Kartondan yapacağınız bir kamera ile etrafında gördüğü her şeyin filmini çekebilir, hayal gücünüzün sizi götürdüğü yerlere gidebilirsiniz.

Bahçedeki bilim adamı: Artık bahçe bulmak zorlaştı belki ama küçük bir park da işinizi görebilir. Küçük bir deftere toplanmış numuneleri yapıştırarak, yanına nerede nasıl bulduğunuzu yazarak veya çizerek bir bilim adamının araştırmacı gözüne sahip olabilirsiniz.

Kutuda ne var?: Kutuya koyacağınız bir nesneyi 10 soru sorarak çocuğunuzun bulmasını isteyebilirsiniz. Kim bilir belki sadece 3. soruda doğru cevabı verecek. Nesneyi bulmak için ilk seferde sizden çok bilgi alması gerekecek. Oyunu, ikinci kez oynadığınızda, inanın çok daha az soruya ihtiyaçları olacak.

“Bu olmasa ne olurdu?”: Evinizden topladığınız 8-10 tane objeyi bir kutuya koyun. Mum, ataç, bant, kalem kapağı gibi birçok nesne olabilir. Şimdi sıra şu soruyu sormakta: “bu ….. olmasa ne olurdu?” Yaratıcılığınızı kullanın ve nesnelere ikinci bir rol biçin.

Tüm bu oyunları oynarken unutmayın ki esas olan;

  • Çocuğunuzla birlikte paylaşımda bulunabilmektir.
  • Sizin de eğlenmeye çaba göstermenizdir.
  • Duygularınızdan konuşmanız, nelerden keyif alıp almadığınıza dair birbirinize geri bildirim vermenizdir.
  • Hepsinden önemlisi çocuğunuzla birlikte zaman geçirmenin keyfini çıkarmanızdır.

Çocuklara İyi Masal Nasıl Anlatılır

Çocukların hayatında masallar önemlidir.

Masallar; çocuklar ve yetişkinler arasındaki dilsel ve düşünsel engelleri aşmak için çok uygundur.

Çocuklar kendilerini öykülerin kahramanları ile özdeşleştirerek, büyük bir hevesle sorunun çözümü olarak sunulan fikir ve önerileri benimsiyorlar.

Çocuğunuzun ilgi ve ihtiyaçlarını, olaylar dünyasına özel öyküler uydurun.

Öykülerinizin içine çocuğunuzun takip edebileceği çözüm stratejileri katın ki, çocuğunuz sizin desteğinizle oyuna benzeyen bu yeniden öğrenme proğramına yeniden katılsın.

Örn. Kardeşini kıskanan bir çocuğa, harika kardeşler hikayesi bu sorunu yenmede yardımcı olabilir.

Çocuk ve ergen pedagogu olarak oyun, masallar çocukla sorunları konuşmak iletişim kurmak ve çocuğun terapisinde oldukça sık kullandığız yöntemlerdendir.

Bir çocuğun dikkatini verebilmesini istiyorsanız hikâye’yi 5 ya da 10 dakika uzunluğunda tutun. Eğer kendilerini hikâye’nin bir parçası olarak hissederlerse, daha çok odaklanacaklardır.

Karakterlerinize farklı sesler verin. Hikâyeniz de aksiyon varsa, sesinizi ve temponuzu yükseltmek heyecan oluşturur.

Mutlu evliliklerin için 10 altın öneri

İletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlık ciddi sorunlara neden oluyor

Birlikteliklerin ve evliliklerin yenilenmeye ve gelişmeye ihtiyaç duyan bir dinamiğe sahiptir. Mutlu ilişkilerin, yenilenmeye ve gelişmeye açık bireyler tarafından yürütüldüğünü, evlilikteki veya birlikteliklerdeki iletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlığın ciddi sorunların yaşanmasına neden olmaktadır. Aile yapılarının, karakter özelliklerinin, eğitim seviyelerinin ve zevklerin birbirine uyumunun, ilişkilerde ortaya çıkan problemlerle başa çıkılmasını kolaylaştıran unsurlardır.

Güçlü bağlara sahip mutlu evliliklerin için 10 altın öneri

1. Farklılıklar, erkeği kadına kadını erkeğe üstün kılmayan özelliklerdir. Bunun bir üstünlük değil bir özgünlük olarak kabul edilmesi gereklidir. Unutulmamalıdır ki farklılıklar, rutini bozan heyecanlara zemin hazırlar.

2. Çiftlerin yaşamdan beklentileri ve amaçları uyumluluk göstermeli, çift ruhsal uyuma sahip olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, birbirlerini seven ve paylaşma duygusuna sahip çiftler birbirlerini mutlu eder.

3. Fiziksel, sözel ve davranışsal ve psikolojik şiddet, mutlu bir evlilikte olmaması gerekenlerin başında gelir.

4. İlişkide çatışma yaşandığında çiftler sakinliğini koruyarak sorunu çözme yoluna gitmelidirler. Davranışsal ve yapıcı eleştirilerle çözüm için uğraşmalıdır.

5. İlişkide ortaya çıkan herhangi bir sorun, asla çiftlerden birine mal edilmemelidir; çünkü evlilik iki kişiliktir. Var olan bir sorunda, kadın ve erkeğin değişen oranlarda sorumlulukları bulunmaktadır.

6. Araştırmalar, evliliğin ilk yıllarında ve ilk çocuk doğduktan sonra çiftlerin birbirlerine ayırdıkları zamanın azaldığını ortaya koymaktadır. Bu dönemlerde eşler, birlikte düzenli vakit geçirecekleri programlar yapmayı ihmal etmemelidir.

7. Eşlerden biri ya da her ikisinin sorun yaşamaları durumunda yardım almaya açık olmaları önemli bir diğer husustur.

8. Eşlerden birinin iletişim ya da öfke kontrol problemleri varsa yine bahsi geçen konularda profesyonel yardım alınması, ilişki açısından oldukça önem taşımaktadır.

9. Evlilikte dostluğun devamı, konuşmak, dertleşmek ve destek olmak vazgeçilmez bir özelliktedir. İlişkiye zarar verdiği düşünülen üçüncü şahıslara sınır koyma, ilişkiye dahil etmeme de önemli ve gereklidir.

10. Çiftler evlilik süresince yaşanabilecek krizlere direnebilme ve ilişkiyi ayakta tutabilme becerilerini geliştirebilir ve gerektiğinde profesyonel yardım alarak yaşanan çatışmalara dışarıdan bakabilmelidir.

Evlilik Öncesi Nişanlılara Tavsiyeler

1. Çiftler Arasında Mesafe Olmalı

Nişanlanan çiftler, nasıl ki bugüne kadar haramdan uzak bir şekilde birbirine mesafeli davrandıysa, nikah gününe kadar bu mesafeyi muhafaza etmelidirler. El ele tutuşmak gibi birbirlerine temas hareketlerinde bulunmamalı, edep sınırlarını aşan mesajlaşma ve telefon görüşmelerinde bulunmamalı. Tabi ki gerektiğinde görüşüp, mesajlaşabilirler. Fakat bu görüşmeler tek başlarına tenha, kimsenin olmadığı yerlerde gerçekleştirilmemelidir. Hatta aile bireylerinden birilerinin yanlarında olması durumunda görüşme sağlamalıdırlar. Eğer bu şartlar sağlamayacaksa çiftler dini nikahlarını da resmi nikahlarını da sonra yapmaları doğrudur. Çünkü nişanlılık döneminde iyi niyet ile kıyılan nikah bazen kötü sonuçları beraberinde getiriyor.Unutmayalım ki nikah; erkek ile kadını birbirine helal kılmanın tek yoludur. “Birinizin içine (nikahı helal) bir kadın ile evlenme düşüncesi doğduğunda ona baksın; çünkü bakmak, kalplerin birbirine kaynaşmasını sağlar.” ( Tirmizî, Nikah, 74 )

 

2. Ailelere Karşı Saygılı Olmalı

Günümüzde nişanlı çiftlerde en çok duyduğumuz cümlelerden birisi: ” Aman ailesiyle mi evleniyorum? banane ki ” gibi eşinin ailesini hiçe sayan, tanımayan, saygı göstermeyen tavır ve davranışlar maalesef ki arttı. Çiftler nişan ile birbirinin ailesini daha iyi tanımaya başlar. Aileler arası yapısal ve kültürel değişiklikler olabilir. Hepimiz Allah’ın yarattığı bir kul olarak bir başkasını küçük görmek, yargılamak gibi haddimizi aşan davranışlarda asla bulunamayız. Eşimiz olacak kişinin; aile büyüklerine kendi ailemize gösterdiğimiz sevgi, saygı ve alakayı göstermeliyiz. Ailelerin rızalığı olmadan bir evliliğin gerçekleşmesi mümkün değildir. Bu yüzden ailelerimizi razı olacağı şekilde davranmaya dikkat etmeli, onların kalplerini kırmamaya özen göstermeliyiz.

 

3. Sabır-Şükür-Dua İle Huzuru Bulmalı

Artık evliliklerin bile günlük yaşandığı bu devirde nişan bozma olayları çok olağan bir hal haline gelmiştir. Sabır ve şükrün olmadığı, duanın az yapıldığı dönemde eşler arası geçimin olması da çok zor tabi. Öncelikle evlenecek kişiler şu özellikleri taşıyan kişileri seçmeli ki huzurlu bir aile hayatına adım atabilsin. Dinine bağlı, ahlâklı, güzel huylu, dürüst; güzellik, maddiyat, kariyer ve meslekte birbirlerine denk ya da erkeğin üstün olduğu kişiler tercih edilmelidir. Ama en önemlisi dindar olanı seçmeli. Çünkü dindar olmayan bir kişinin malı, mülkü, güzelliği onun mutlu ve huzurlu olmasına yetmez. Madde hayatına bağlanan kişinin kalbi Allahu Teâlâ’dan uzaklaşmıştır. Allah’ı unutan bir kalp; ne sabrı bilir ne de şükrü. Her zaman mutluluğu dünyevi şeylerde arayarak sonsuz bir mutsuzluğa düşer. Günümüzdeki ayrılmaların en büyük sebebi de bu mutsuzluktur. “Kim bir kadınla malı veya güzelliği için evlenirse, kadının malından da, güzelliğinden de mahrum olur. (Hayrını görmez). Kim bir kadınla, dindarlığı sebebiyle evlenirse, yüce Allah o kişiyi kadının malıyla da, güzelliğiyle de nasiplendirir, faydalandırır.” (Hadis-i Şerif; Taberânî, El-Evsat N:2527)

Evlilikte Huzur ve Uyum Öneriler

Aile hayatında huzurun sağlanabilmesi için eşlerin her şeyden önce birbirlerini sevip saymaları, insan ve eş olarak birbirlerine ilgi göstermeleri ve değer vermeleri gerekmektedir. Birbirleriyle duygu ve düşüncelerini paylaşabilen eşler daha uyumlu ve huzurlu bir aile hayatı sürdürebilirler.

İyi günde kötü günde…

Evlilik hayatı iyi günleri kadar kötü günleri de olan bir süreçtir. İyi günlerde güzellikleri paylaşmak kadar, kötü günlerde zorluklara karşı dayanışma içerisinde olmak da önemlidir. “Mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır, acılar paylaşıldıkça azalır.” sözü bu gerçeği ifade etmektedir.

Birlikte eğlenmek…

Eşlerin bireysel eğlencesi diğerinin kendisini yalnız hissetmesine sebep olur. Dolayısıyla bu durum aile içi huzursuzluk ve kıskançlıkların artmasına yol açar. Bu nedenle eşler farklı zevk ve eğlence anlayışlarına sahip olsalar bile mümkün olduğunca birbirlerine uyum sağlamaya çalışmalıdırlar.

Ben haklıyım…

Sık sık kırıcı, yıpratıcı ve yıkıcı tartışmaların yaşandığı bir aile ortamında eşlerin huzurlu ve uyumlu olmaları beklenemez. Bir süre sonra evlilik, istenmeyen ancak zoraki katlanılan bir beraberlik haline gelebilir. Bu nedenle eşler, sonu kavgaya varan tartışmalardan olabildiğince kaçınmalı; haklı olmak ya da suçlu bulmak yerine sakin ve anlayışlı bir ortamda konuşabilmelidirler.

Sevginizi besleyin!

Eşlerin, başkalarının yanında birbirlerine sevgi sözcükleriyle hitap etmeleri, övmeleri, iltifat etmeleri, içinde bulundukları sosyal çevre tarafından yadırganıyor olsa bile, bu davranışlar evlilik birliğinin devamı için bir tutkal görevi görmektedir.

Unutmayın!

İlişkinizde başkalarının değil, eşinizin ne düşündüğü önemlidir.

Çok kıskanmak, çok sevmek midir?

İnsan doğasında var olan doğal bir duygudur kıskançlık. Aşırı sahiplenmeyle birlikte ortaya çıkan bu durum, kıskanılan kişiyi rahatsız ettiği gibi bu duyguyu uç noktalarda yaşayan kişi için de tehlikeli hale gelebiliyor.

Uzmanlar bu durumda kıskanan tarafın mutlaka tedavi görmesi gerektiğini söylüyor.

Kıskançlık duygusunun altında en sık gözlemlenen sebeplerin; özgüven eksikliği, karşı tarafa güvenmeme ve karşı tarafı kaybetme korkusu vardır.

Bu olaylara maruz kalan kişinin bu duygusunun tetiklenmesi için romantik ilişki yaşadığı kişiyle güven sarsıcı bir olay yaşıyor olması da gerekmez. Kaybetme, terk edilme korkusu ve sevgiden mahrum kalma durumu kişi için son derece yıkıcı olabilir.

Kıskanılan kişinin ise zamanla kendini kafese konulmuş gibi hissedecektir. Bunalan kişinin zamanla psikolojisi de bozulur, huzursuz olur ve hırpalanır.

Kıskanan kişiyle konuşamaz ve derdini dahi anlatamaz hale gelir. Bu noktada ise bu kişiden ayrılma yollarını arar.

Veyahut kıskanılan kişinin yakınmaları sonucu ilişkinin çıkmaza girmesiyle profesyonel yardıma başvurulur.

Romantik ilişkilerin, tarafların karşılıklı olarak birbirlerinin hayatlarına müdahil olunmadığı durumlarla sağlıklı olarak ilerleyeceğini dile getiren Yavuz, şöyle konuşuyor: “Önemli olan, başkalarının özel hayatına saygı göstermektir.

Birbirini seven iki insanın birbirlerini ölçülü derecede kıskanıyor olması sevimli bir duygudur ancak aşırı kıskançlık çok sevmeden kaynaklanan bir duygu değildir.

Sağlıklı ilişkilerde çiftler birbirlerinin benliklerini eritmeden aynı potada var olabilirler. Birbirlerinin farklı zevklerine ve isteklerine değer verirler. Çiftler birbirlerini önemserler, kıskanırlar ama birbirlerini sıkmazlar.

Evliliği kurtarma yöntemleri

Evliliğinizin o ilk romantik ve tutku dolu halleri zamanla yerini sıkıcı bir rutine mi bıraktı? İlişkinizi yeniden canlandırmak ve eşinizle ilk günkü gibi yeniden mutlu olmak istiyorsanız, bu kuralları asla atlamayın!

Sevginizi gösterin

Hayatın akışına kapılıp çoğu zaman sevgimizi göstermeyi unutuyoruz. Sevgiyi yalnızca bir duygu olarak hissetmek yerine, onu partnerimize ve etrafımızdakilere göstermemiz gerekiyor. Evliliğiniz ilerledikçe “Bugün eşime ne kadar sevgi gösterdim? Ya da ” Onunla gerçekten ilgilendim mi?” gibi soruları kendinize sormanız gerekiyor. Onu önemsediğinizi ve saygı duyduğunuzu hem sözlerinizle hem de davranışlarınızla belli edin. Onunla ne kadar mutlu olduğuzu dile getirmeyi ve en önemlisi “seni seviyorum” cümlesinin sihrini kullanmayı ihmal etmeyin.

Kavgaları uzatmayın

Eşinizle şiddetli bir kavga etmiş bile olsanız, bir köşeye çekilip ilk adımın ondan gelmesini beklemek ya da sinirlerinize hakim olamayıp tartışmaya devam etmek, ilişkinizi oldukça yıpratır. Bu sebeple kavga sonraları kendinize ve eşinize düşünmek için biraz zaman tanıyın. Kavganın ardından bir süre bekleyin ve eşinize “Bu tartışmaya sebep olacak yanlış bir şey mi yaptım?” ya da “Son zamanlarda seni üzecek bir hareketim mi oldu?” gibi soruları sorabilirsiniz. Eşiniz, sorduğunuz sorulara sizin kadar sakin cevaplar veremiyorsa, ona biraz daha zaman tanıyın. Ona karşı olan nazik yaklaşımınız eşinizin yumuşamasına ve aranızdaki soğukluğun hızla düzelmesine zemin hazırlayacaktır.

Özür dilemekten çekinmeyin

“Özür dilerim” cümlesi, ilişkide en az “seni seviyorum” kadar etkilidir. Kimse yaptığı hataları kabullenmek istemez; ancak bazı anlarda özür dilemeyi bilmek tüm sorunları ortadan kaldırmaya yeter. Evliliğinizin ve aranızdaki ilişkinin her şeyden önemli olduğunu unutmayın ve özür dilemeyi bir gurur meselesi haline getirmeyin. Bir tartışmada haklı çıkmaya çalışmak ve “Evet, her şey senin yüzünden oldu!” gibi suçlayıcı cümleler kurmak yerine, “Aramızda anlaşmazlıklar olsa da bizim ilişkimiz her şeyden önemli” demelisiniz.

Görünüşünüzü değiştirin

Erkekler dış görünüşe oldukça önem verirler. Her ne kadar “Seni her halinle seviyorum ve beğeniyorum” deseler de, sizi her zaman bakımlı görmek isterler. Evliliğiniz boyunca sizi pijamalar içinden rahat ve salaş kıyafetlere kadar her halinizle gören eşiniz, bir süre sonra ilişkinin ilk evrelerindeki o seksi kadını özlemeye başlar. Bu durumu fark ettiğinizde eşinize küçük bir oyun oynayarak onun sizi eskisi gibi arzulamasına fırsat verebilirsiniz. Örneğin, iç çamaşırlarınız arasından en seksi olanlardan birkaç tane seçin ve eşinize “Yarın bunlardan birini giymek istiyorum ama karar veremedim” gibi bir şeyler söyleyin. Eşiniz tüm gün boyunca sizi bu iç çamaşırlarının içinde yeniden seksi bir kadın olarak hayal edecek ve eve gelmek için sabırsızlanacaktır.

İlk sürprizi siz yapın

Tüm gün ofisteki iş yoğunluğu, evde yapacağınız işler, sorumluluklar derken, eşinizi ve ilişkinizi ihmal edebilirsiniz. Aranızdaki ilişkinin üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, romantik sürprizlerin etkisi hiçbir zaman değişmez. İlk adımı eşinizden beklemek yerine, siz ahrekete geçin ve eve küçük sürprizlerle dönün. Onu tutkulu bir öpücükle karşılayın ve ne kadar özlediğinizi dile getirin. En sevdiği tatlıyı satın alın veya spontane bir şekilde eşinizi siz yemeğe çıkarın. Bunun gibi küçük sürprizler, eşinize onunla ilgilendiğinizi hissettirecek ve oldukça mutlu edecektir.

Planlarınızı gözden geçirin

Eşinizle kahvaltı yaptığınız sırada gün içinde ofiste neler yapacağını, kaç toplantıya gireceğini ya da önemli bir sunumu olup olmadığını sorun. Hiç de romantik olmayan bu sorular kulağa tuhaf gelse de, aslında sağlıklı bir ilişki için oldukça önemli. Eşiniz ofiste yoğun bir tempoda çalışırken, sizinle bunları paylaştığı için ona önem verdiğinizi görecek ve sabah konuştuğunuz şeyler ona iş yerinde destek olacaktır.

Doğru iletişim kurun

Yoğun iş temposu ve günlük koşuşturmaca esnasında eşinizle birbirinizi ihmal ediyor olabilirsiniz. Gün içinde yalnıca “Nasılsın?” ya da “Eve gelirken bir şey istiyor musun?” gibi mesajlar atmak yerine, onu ne kadar özlediğinizi ya da sevdiğinizi gösteren mesajlar atın. Hatta mesajlaşmak yerine kısa da olsa sesinizi duyması için fırsatlar yaratın. 2 dakikalık da olsa romantik bir konuşma kalplerinizi ısıtmaya yetecektir.

‘Biz’ fikrini unutmayın

Dengeli bir ilişki yürütmeye çalışırken farkında olmadan eşinizle aranızda bir yarışa girmiş olabilirsiniz. Örneğin, kim daha çok çalışıyor, sosyal çevresine fazladan vakit ayırıyor ya da daha fazla para hacıyor gibi düşünceler, ilişkinizi bir rekabete sokmaya başlayabilir. Bu konuları yüksek sesle dile getirmeseniz bile içinizde eşinize karşı bir kızgınlık duyabilir ve ilişkinize zarar verebilirsiniz. Bu düşünceleri bir kenara bırakıp evliliğin bir takım işi olduğunu unutmamanız gerekiyor. Eğer ‘biz’ düşüncesi yerini sadece ‘ben’e bırakıyorsa, ilişkinizde yavaş yavaş sorunlar baş gösterecektir.

Birbirinizin özel vakitlerine saygı duyun

İlişkinizde birbirinizden ayrı geçirdiğiniz ya da hobilerinizle uğraştığınız zamanlara karşılıklı olarak saygı duymalısınız. Eşiniz kendine vakit ayırdığı ve dinlendiği bir anda, ona musluğu tamir etmesini ya da yapması gereken bir işi hemen o anda kalkıp bitirmesini istemeyin. Onun da kendine özel anları oması gerektiğini ve buna gerçekten ihtiyaç duyduğunu unutmayın. Hafta sonu güzellik bakımınızı yaptığınız anda eşiniz elinde ütülenmesi gereken bir gömleği ile yanınıza gelse ve yapmanız için diretse hiç hoş olmaz, değil mi?

Yatağa birlikte gidin

İlişkinizin ilk dönemlerinde birlikte yatağa girmenin size ne kadar heyecan verdiğini hatırlıyor musunuz? Evlilikte yıllar geçtikçe yatağa birlikte girme rutini yerini koltukta sızıp kalmaya ve sabahı orada geçirmeye ya da ayrı yataklarda uyumaya bırakabiliyor. Yatağa eşinizle birlikte girmek, yalnızca onunla yapabileceğiniz kutsal ve özel bir şeydir. İlişki uzmanları, yatağa girdiğinizde sevişmeseniz bile kısa süre de olsa bir şeyler paylaşmak, ilişkinize güç katmaya yeteceğini vurguluyor.

 

 

Evlilikte dikkat edilmesi gereken davranışlar

Dünya değişiyor. Evlilikler de değişim gösteriyor. Bu değişim sırasında evli çiftlerin ilişkileri de değişim geçiriyor. Ancak evlilikleri yürütmek için tarafların bazı fedakarlıklar yapmaları gerekirken, bazı ilkelere de uygulamaları gerekiyor. Evlilik uzmanları, evli çiftlerin uygulamaları gereken 7 ilkeyi çıkardı.

– Heyecan verici şeyler bulun

Evli insanların iiişkilerinin bir süre sonra monotonluğa girdiği bilinen bir gerçek. Evlililiğiniz uzun soluklu olmasını istiyorsanız, eşinizin gözünde ilginç olmanız kaçınılmaz birinci kuraldır. İlişkinizde yeni bir şeyler denemek hayatınızı heyecanlı hale getirecektir.

– Kavgadan kaçının

Evliliklerde sorunların ortaya çıkmaması mümkün değildir. Ancak sorunlar kavgayla değil, konuşarak çözümlenir. Bunun için tartışmalarınızı uzun sürdürmeyin, dinlemeyi bilin ve çözüm yolları bulmaya çalışın. Eşinizi dinlemek ve anlamaya çalışmak en iyi yoldur. Dinlemez hep konuşursanız, kavgaların sonucu boşanma olabilir. Boşanma bir çözüm değildir, sonuçtur.

– Hobilerine ortak olun

Aynı şeylerle ilgilenen kişilerin aynı hobilere sahip olması doğaldır. Birbirinizin yaptığı hobilere katılmaya ve bunlardan zevk almaya çalışın. Tabi bu konuda çok da ısrarcı değiliz. Eşinizin hobisinden zevk almıyorsanız, zorla katılmaya çalışmayın. Unutmayın hobiler, kişilerin kendilerini en iyi ifade edebildikleri alanlardır.

– Öfkeli yatağa gitmeyin

Yatağa her zaman pozitif ve yapıcı düşüncelerle girin. Olumsuz düşünceler hem sizin sağlığınızı etkiler hem de eşinizle olan ilişkinizi. Akşamlar insan vücudunda stres birikimleri olur. Bunları azaltmanın farklı yolları vardır. Gerginliğinizi azaltmak için müzik dinleyin, kitap okuyun, komedi filmi izleyin, yürüyüş yapın.

– Dürüstlük yeminini iyi uygulayın

Dürüstlük en iyi politikadır. Bu, önemli bir şey hakkında konuşurken olmazsa olmaz kuraldır. Beyaz yalanlar ise bazen sağlıklıdır. Özellikle çok önemli olmayan konularda eşinizin hoşuna gitmesi için yalanlar söyleyebilirsiniz. Ancak eşinizi üzecek, onu kötü duruma düşürecek durumlarda yalanlardan kaçının.

İlişki Evlilik Değerlendirme Testi

Eşinizi değerlendirme testi sorularını cevaplayarak ilişki durumunuz hakkında daha fazla bilgi sahibi olacak ve eşinizi değerlendirmiş olacaksınız. Eşinizi değerlendirme testini yaparken aldığınız puanları not edin ve aldığınız puan aralığına göre ilişkinizde ki durumu öğrenin.

Sorulan sorulara en dürüst cevapları verirseniz sonucuna siz de şaşıracaksınız.

Puanlama sistemi

Hiç – 0 puan

Nadiren – 1 puan

Kesinlikle Doğru – 2 puan

Eşinizi değerlendirme testi

1. Eşiniz boş vaktinin çoğunu arkadaşlarıyla geçirir veya sizin dahil olmadığınız çeşitli aktivitelerle geçirir.

2. Sizin yapmak istediklerinizi yapmak istemez çünkü “çocuklar yalnız kalacak” bahanesi vardır.

3. Zamanınızın çoğunu evde geçirirsiniz çünkü eşinizin bir şey yapmaktan veya birlikte yapabileceklerinizin planlarını yapmaktan hoşlanmaz.

4. Sizinle konuşurken çoğu zaman ya işten ya da çocuklardan söz eder. Ailecek vakit geçirdiğinizde ilgisinin tamamı neredeyse çocuklardadır ve size pek ilgi göstermez

5. Sizinle yalnız kalabilmek ve romantik vakit geçirebilmek için herhangi bir efor sarf etmez.

6. Duygularını açığa çıkartmaktan pek fazla hoşlanmaz.

7. Yakın arkadaşlarınızla paylaştığınız duygularınızı eşinizle konuşmaktan kaçınırsınız çünkü onun anlamayacağını düşünürsünüz.

8. Sizinle konuşmak için çaba harcamaz ve siz onunla konuşmaya çalıştığınızda da sizi gerçekten dinlemeyip, dinler gibi yapar.

9. Eşinizle yalnız kalmamak için elinizden geleni yaparsınız.

10. Eşinizin gözünde, ne yaparsanız yapın, hiçbir zaman yaptığınız onun için iyi veya yeterli değildir.

11.Hassas konuları konuştuğunuzda, konuşmanın sonunda genelde siz üzülürsünüz.

12. Eşinizin size kızgın olduğunda, kızgınlığının geçmesi uzun zaman alır.

12. Eşinizle sık sık tartışırsınız ve bu tartışmalardan çok çabuk sıkıldığını anlarsınız.

13. Eşiniz sizi sık sık eleştirir.

14. Beraber olduğunuz zamanlarda eşinizin söylediklerinden size saygı duymadığı anlamını çıkarırsınız.

15. Eşinizin kendisine bakmamasında ve size olan davranışlarından başka bir kişiyle ilişkiye girmeyi düşündüğünüz zamanlar olur.

16. Yemeğe veya tatile gittiğinizde eşinizin çok çabuk irite olduğunu görürsünüz.

17. Eşiniz görünüşüne önem vermez; aşırı kilo alma, giyim, temizlik gibi.

18. Eşiniz sizinle seks yapmak için herhangi bir girişimde bulunmaz. Bu girişimi sizin yapmanızı bekler.

19. Eşiniz sizi bir eşya parçasıymış gibi görür.

20. Eşinizden ev işleriyle yardım görebilmeniz için sürekli ondan bir şeyleri yapmasını istemeniz gerekir.

Cevap Anahtarı

0-15 Puan

Tebrikler. Çoğu yönden takdir edilecek bir eşe sahipsiniz. Sadece birkaç yönünün gelişmesi gerekiyor.

16-30 Puan

Büyük bir ihtimalle şu anda ilk 6 aylık “canım cicim” dönemini yaşıyorsunuzdur. Bu ilişkinin devam etmesini istiyorsanız eşiniz “2” puan aldığı sorunları ortadan kaldırmaya çalışın. İlişkinize çekin düzen vermeniz gerekecektir aksi takdirde başarılı bir ilişki olmama ihtimali yüksektir.

31-44 Puan

İlişkiniz gerçekten de problemlerle dolu. Belki profesyonel açıdan yardım almanız bile gerekmektedir. Bu ilişkiyi kurtarabilmeniz için her iki tarafında büyük çaba ve fedakarlık yapması gerekecektir.

Boşanma sonrası kadın psikolojisi

Boşanma sonrası kadın ne yapmalıdır?

Evlilik, kadın ve erkek için güzel umutlarla başlar, masallardaki gibi sonsuza kadar mutlu olma inancı kalplerde çarpar. Ama bazen beklenmedik sorunlarla başlayan süreç, boşanmayla son bulur. Boşanma, herkes için yaralayıcı olsa bile kadınları daha çok etkiler. ‘Yüksek Topuklar’ ekibi olarak, bu zor durumda yanınızda olmak istedik ve boşanan kadın nasıl mutlu olur, hayata nasıl yeniden başlar gibi sorular için Nörolog Dr. Mehmet Yavuz’a danıştık. “Boşanma bir son değil, bir başlangıçtır” sözüyle ilk adımınızı atın ve mutlu olma yolunu aydınlatmak için önerileri uygulayın.

Boşanma ardından zaman yeni bir başlangıç yapma zamanıdır. Ancak bu her zaman düşünüldüğü kadar kolay olmaz. Genellikle erkekler bu süreci daha kolay atlatırken kadınlar evlilik sürecinde aldıkları derin yaralarla yaşamaya çalışırlar. İç varlıklarında acı, öfke, kin, pişmanlık gibi pek çok farklı duyguyu bir arada hissederler. Kişi kendini her anlamda dibe vurmuş gibi hisseder.

Boşanan kadın nasıl hisseder?

Hiçbir çift boşanmak için evlenmez. Ancak şunu unutmamak gerekir ki evlenmek kadar boşanmakta hayatın gerçeklerinden bir tanesidir. Boşanma sadece eski eşinizi ile aranızda yaşadığınız bir durumda değildir. Genellikle bu sürece ailenizden tutan da arkadaşlarınıza kadar pek çok kişi katılır. Boşanma sonrasında çevrenizdeki insanların kendinizi iyi hissetmeniz için verdikleri tavsiyeler tam tersi bir etki yaratıp bu süreci atlatmanızı zorlaştırabilir. Boşanma sonrasında yaşanan duygusal dalgalanmalardan en az zararla kurtulabilmek için bazı öneriler.

Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden Nörolog Dr. Mehmet Yavuz’a sorduk: Peki boşanma sonrasında ayrılık acısını nasıl hafifletilir? Bu durumun bir travmaya ya da boşanma depresyona dönüşmemesi için neler yapılabilir?

Arkadaşlarınızı seçin

Boşandıktan sonra ister istemez arkadaş çevrenizde bazı değişikler olacaktır. Ortak arkadaşlarınızın bazılarını kaybedeceksiniz. Ama bunun moralinizi düşürmesine izin vermeyin. Özellikle boşanma sonrasında siz siz olduğunuz için seven yanındayken kendinizi iyi ve huzurlu hissedeceğiniz insanları çevrenizde bulundurun, ayrılık acısı atlamanın en iyi yollarından biri budur.

Aile desteği alın

Bu süreçte aile desteği çok önemli. Ailenizden uzaklaşmak yerine onlarla dertleşin, sohbet edin. Bu zor süreci onlarla paylaşmak size kendinizi iyi hissettirecektir.

Onu hatırlatan her şeyi atın

Eşyaları atarak işe başlayabilirsiniz. Tabii ki eşyaları atmak kolay ama anıları silmek zaman alacaktır. Anıların en az hatırlaması için eğer imkanınız varsa yaşadığınız evi değiştirin mümkün olduğunca onunla birlikte gittiğiniz yerlere gitmeyin. Bunun yerine yeni yerler keşfedin. Yani, bu yaranın kabuk tutması için kaşıyıp kanatmayın, bırakın kendi kendine iyileşsin.

Dolabınızı baştan yaratın!

Eşyalar gibi dolabınızı da baştan yaratın. Onunla birlikte aldığınız kıyafetleri atın, yerine yenisini alın. Eşya, kıyafet derken eski eşinizi size hatırlatacak eşyalardan yavaş yavaş kurtulmuş olacaksınız.

Sporu hayatınıza dahil etmek için özen gösterin

Kendinizi dört duvar arasına kapamayın. Daha önce egzersiz yapmadıysanız yavaş yavaş sporu hayatınıza dahil edin. Evde egzersizler ve hobiler, stres ve üzüntüden arınmaya yardımcı yöntemlerdir. Derin nefes alarak, psikolojik ve fizyolojik olarak gevşeyip rahatlayabilirsiniz. Açık havada yürüyüşler yapın ve oksijenin yoğun olduğu yerleri tercih edin. Her gün mutlaka duş alın. Suyun terapi etkisini unutmayın. Belki size basit gelebilir ama her gün 15 bardak su içmek, ruh halinizin iyileşmesine yardımcı olacaktır. Bu denemeye ne dersiniz?

Tatile çıkın

İlk olarak kısa süreliğine de olsa bulunduğunuz ortamdan uzaklaşıp kısa bir tatile çıkmak bir süreliğine her şeyden uzaklaşmak sizi rahatlatacaktır. Yalnız tatile çıkıp yaşadıklarınızın muhasebesini yapabilir, kendi durumunuzu değerlendirebilir, yaşamınızda nereleri değiştirmeniz gerektiğiyle ilgili tespitlerde bulunabilirsiniz. Tatile çıkarken kendinizi dış dünyaya kapatmayın, yeni insanlarla tanışmaya açık olun.

Evliliği Ayakta Tutmanın Yolları

Son zamanlarda Türkiye’de ve dünyada artan boşanmalar, bu konuda ciddi önlemlerin alınmasını gerektirmektedir. Boşanmaların en önemli gerekçeleri ise eşlerin birbirine olan tahammülsüzlüğü. Bu durum ilişkilerin zaman içinde zedelendiğinin göstergesi. Peki evlilikleri bu denli yıpratan süreçleri ortadan kaldırmak mümkün mü? Tamamen ortadan kaldırılamasa da, evliliğinizi daha kaliteli yaşamanız mümkün. İşte birkaç öneri.

  • 1- Kendinizi Tanıyın

Kendi benliğinizi, hoşlandığınız ve hoşlanmadığınız özelliklerinizi bilin. Kendinizi tanırsanız, eşinizi de daha doğru yönlendirebilir ve daha sağlıklı iletişim kurabilirsiniz.

  • 2- Rutin İşlerin Dışına Çıkın

Evlilikler zaman içinde durağanlaşabilmektedir. Bunun en önemli sebebi ise ilişkideki heyecan durumunun ortadan kalkmasıdır. Bir türlü bitmeyen dünya işlerinin, evliliğinizdeki heyecanı yok etmesine izin vermeyin.

  • 3- Kendinizi Sevin

Kendini sevmek , şişkin ve narsist bir egoya dönüşmedikçe, insanlarla daha doğru ilişkiler kurmamızı sağlar. Sevgi, kendimizi ve başkalarını olduğu haliyle kabul etmeyi gerektirir. Evliliğinizin sağlıklı işleyişi için bu sırrı gözden kaçırmayın.

 

  • 4- Eşinize Onu Sevdiğini Söyleyin

Eşinizin sizin onu sevdiğinizi muhakkak ki biliyor. Ancak zaman zaman sevdiğini söylemek ve sevildiğini duymak, sihirli bir değnek gibi ilişkinize muazzam dokunuşlar yapabilir. Eşinize onu sevdiğinizi söylemekten çekinmeyin.

  • 5- Olaylara İyi Tarafından Bakın

Hayat üzerinde yol alırken, mutluluklar kadar mutsuzluklar, problemler de karşınıza çıkabilir. Yaşanan problemlerin sorun tarafında değil, çözüm tarafında durun. Olumsuzluklara odaklanmak, problemlerin çözülmesine yetmeyeceği gibi ilişkinizi de zorlayacaktır.

  • 6- Yargılayıcı ve Suçlayıcı Bir Tavır Takınmayın

Eşiniz her zaman doğru olanı yapmayabilir. Belki de bu durum size göre doğru olmayabilir. Her ne olursa olsun eşinizi yargılamanız, onu suçlamanız iletişiminizi olumsuz yönde etkileyecektir. Sorunlar ortaya çıktığında savunmacı veya suçlayıcı olmak işi daha da zorlaştırmaktan öteye geçmeyecektir.

  • 7- Şeffaf Olun

Sorunlarınızı, duygularınızı anlatmak konusunda eşinize karşı şeffaf olun. İlişkilerdeki en temel problemlerden biri karşımızdakine kendimizi kapatmaktan dolayı ortaya çıkan yanlış anlaşılmalardır. Bu yanlış anlaşılmalar zaman içinde birikir ve evliliğiniz için0 yok edici bir etki yaratabilir. Eşinize karşı şeffaf ve açık olun.

 

  • 8- Eğlenin

Eşiniz aynı zamanda hayatınızdaki en iyi arkadaşınız. Eşinizle yaptığınız etkinliklerde eğlencenin, mizahın ve gülmenin evliliğinizi güçlendiren etkisinden her zaman faydalanın. Asık suratla değil, ne yaparsanız yapın, aşkla yapın.

  • 9- Bağışlayıcı Olun

Hatalar bazen küçük, bazense büyük olabilir. Hatanın ne olduğunu, neden olduğunu anlamaya çalışın. Anlamak bizi dinginleştirir ve kalbimizi yumuşatır. Hataları affedici olun. Bu, hataları yok etmenin en naif yolu olacaktır.

  • 10- Eşinizin Kendisine Zaman Ayırmasına İzin Verin

Sizin de, eşinizin de kendinize ait özel zamanları olmalı. Bu kişisel zamanlar, ilişkinizi daha konforlu yaşamanızı sağlayacaktır.

  • 11- Eşinize Saygı Duyun

Kimine göre sevgi daha önceliklidir, kimine göre ise bir evlilikte saygı önplanda olmalıdır. İşin doğrusu ise şudur: bir evlilikte her ikisi de olmak zorunda! O nedenle karşınızdaki kişiye bir birey olarak saygı göstermelisiniz.

  1. 12- Ona Küçük Sürprizler Yapın

Bu klişe ifade her ne kadar klişe de olsa her zaman işe yarar. Küçük sürprizler, eşinize değer verdiğinizin fiiliyata dönmüş halidir. Mesela, eşinizin en sevdiği yemeği yapmak, küçük bir hediye almak gibi minik dokunuşlar, evliliğinize büyük güzellikler katacaktır.

Eşinizin Sizi Dinlemesi İçin Önce Dinlemeyi Öğrenmelisiniz

Bir erkeğin size açılmasına yardım etmenin en iyi yollarından biri ona gerçekten dinlemektir. Çoğu insan dinliyor olması gereken yerde dinlemeden otomatik olarak karşılık verir. Dinlemek dikkat, konsantrasyon gerektirir. Samimi konuşmalarda dinlemek konuşmaktan çok daha önemlidir. Çünkü konuşmanın devam etmesi için ona güven vermeniz gerekir.

New York’ta insanların en gizli sırlarını açmasını sağlamak konusunda iyi bir kadın gazeteci: “Konuşmanın önemli bir diğer yanı da hatırlamaktır. Uzun süre önce veya aynı konuşmada biraz önce söylediği bir sözden bahsedin, unutmadığınızın ve hatırlamaya değer gördüğünüz gerçeği rahatlatıcıdır“. Ve devam eder. “İnsanlardan alabildiğin kadar bilgi alırım. Çünkü ne söyleyeceklerini gerçekten merak ediyorum ve bu ilgiyi sürekli hissediyorum. Onlara bakıyorum, bir kere bile başımı çevirmiyorum. En azından o an için dünyada onun konuşmasını dinlemekten başka istediğim hiçbir şeyin olmadığını açıkça ifade ediyorum. Ünlü insanların başına pek sık gelmese de, onlar da kendilerine sorulan samimi sorulara dürüstlükle cevap veriyor.”

Eğer böyle yoğun bir dikkat ünlülere bile nadiren yöneliyorsa, birçok erkeğe hiç yönelmiyor demektir. Erkekler için erkek arkadaşlarıyla konuşmak bir diyalogdan çok yarışmaya benzerken, kadınlarla yapılan tüm konuşmalar erkeğin güvensizliği dolayısıyla bastırılır. Kadın doğru ortamı oluşturup erkeğinin kendisine söyleyeceği şeyi, gerçekten dinlemek istediğini göstererek, onu gerçekten dinlerse erkeğinin kendisine açılmasını kolaylaştırabilir. Peki kadın bu durumu nasıl sağlayacak?

Eşinizin Size Açılmasına Hazırlıklı Olun

Kadınların duygusal açılma aşamasında erkeklerin cesaretlerini farkında olmadan en sık kırma biçimleri, duymak istemediği bazı belirsiz şeyler olduğunu erkeğe hissettirmektedir. Eşinizin duygusal samimiyet yolundaki ilk çabaları ne kadar acemice hatta acı verici de olsa desteklenmelidir. Eşiniz duygularını daha önce size hiç açmamışsa, ilk duygusal kıpırtıları sizi memnun etmekten çok şaşırtabilir.

Kadınların eşleri içe döndüğünde sıkça yaptıkları şeylerden birisi de, onların boğazlarına atlamak, eşini ilgiyle boğmaktır. Bir danışanın kocasıyla ilgili hoşlanmadığı tek şeyin duygusal olarak ona karşı kapalı olması ve duygularını kendisiyle hiç paylaşmaması olduğunu söylemişti. Sonunda kocası onunla evlendiklerinde, hiçbir kadınla daha önce bir yakınlaşması olmadığı gerçeğini paylaştı. Kadınlara gerçekten ilgi duyduğunu ama iletişim kurmak için ne yapması gerektiğini bilmediğini söyledi. Kocası aslında planlı olarak bu şekilde davranmadı, yani rol yapmıyordu. Fakat kadın bu davranışa öfkeyle karşılık vermiş, bağırıp çağırmaya başlamış. Onunla, bu şekilde davrandığı için kocasını pek ödüllendirmemiş olduğunu konuştuk. Daha sonra saldırgan olmayan yollarla karşılık vererek İyi bir dinleyici olmayı başardı. Kadın değiştikçe eşi ona karşı açılmaktan daha az korkar bir hal aldı.

Unutmayın eşiniz her zaman sizin hoşlandığınız şeylerden konuşmak zorunda değil. Bu yüzden eşiniz hoşlanmadığınız şeylerden bahsederken, öfkeyle tepki vermemeyi öğrenmelisiniz. Kadın için genellikle erkeğin söylemek zorunda olduğu şeyi bir süre duymamak da fayda vardır. Zaten erkeğin suskunluğunun nedeni de budur. Eğer kadın eşinin açılmasını ve duygularını anlatmasını gerçekten istiyorsa, eşinin kafasındakileri bilinmemekle elde edeceği yarardan vazgeçmek zorundadır. Kadın bundan hoşlanmaya bilir ama buna hazırlıklı olmalıdır.

Kadınların eşinin açılma cesaretimi kırma sebeplerinden biride bu konuda yeterince özen göstermemektir. Eşinizin size anlattığı her hangi bir sırrını ya da paylaşımını, her ne kadar samimi de olsanız, başka bir arkadaşınıza anlatmamalısınız. İnsan kendine duyulan güveni kötüye kullanmamalıdır. He ilişkide hassas konulardaki açıklamaların kötü amaçla kullanılma eğilimi doğduğu zamanlar vardır. Bu tarz durumlarda kendimizi kontrol etmeyi öğrenmemiz gerekir.

Kelimelerin Ardındaki Anlamlara Bakın

İyi dinleyicilerin görevlerinden bir bölümü de dinledikleri kişinin sözcük ve davranışların ardına bakarak ne hissettiklerini anlamaya çalışmaktır. Eşinizi nasıl dinleyeceğinizi öğrenmelisiniz ve kendinize ‘Onun geçmişinde neler var?‘, ‘Bana gerçekten neyi anlatmaya çalışıyor?‘ sorularını sorarak bütün gereksiz yanlış anlamalardan kurtulabilirsiniz.

Görünürdeki argo kelimelerin ve yalnızlık mizahının ardında erkekler, çoğu kadının düşünemeyeceği kadar çok iletişim kurar. Örneğin sporla ilgili konuşmalar erkeklerin, duyguları hakkında bilgi verir. Futbol, basketbol veya herhangi bir spor dalıyla ilgilenen erkekler takımları benimserler. Ruhları takım ruhu ile batar veya yükselir. Tüm oyuncuları sanki her biri çocuklarıymış gibi bilir ve kariyerlerini büyük bir dikkatle takip ederler. Aynı şeyi pembe dizi izleyen biz kadınlar için de geçerlidir.

Erkekler pazar gecesi maç seyrederken, kadınların dizilerini izlerken hissettikleri aynı “ait olma” duygusunu tadar. Diğer erkeklerle konuşurken sporu paylaşarak ait olma duygusunu sürdürebilirler.

Çoğu durumda müstehcen şakalar ile konuşan iki erkeğin, birbirlerinin kıyafetleri ile ilgili konuşmaya başlayarak, öğle yemeğine giden iki iş kadınından hiçbir farkı yoktur. Konuşmanın önemi ne söylediğinde değil, bir şeylerin söyleniyor olmasında, basit eğlencelerle diğerinin de varlığının paylaşılmasındadır. Bu aynı zamanda konuşmayı başlatmak, ilk karşılaşmayı çekilir hale getirmek ve daha ağır konulara geçişi sağlamak için iyi bir yoldur. Birçok kadın için birbirleriyle konuşmak bir çeşit önemseme şekliyse erkekler içinde müstehcenlik ayni şeydir.
Eşinizi genellemelerle bir kalıba oturtmaktansa kendi yaratılışına göre ne anlatmaya çalışıyor onu anlamak için dinlemelisiniz ve yargılardansa şefkatle eşinize bakabilmeyi öğrenmelisiniz.

Uzun ve mutlu ilişkiler için tavsiyeler

Uzun ilişkiler için aşk dolu tavsiyeler

Kısa süreli ilişkilerden yoruldunuz mu? Uzun ilişkinizde heyecan kalmadı mı? 14 Şubat Sevgililer Günü yaklaşırken, duygusal hayatınızı yenilemeye ne dersiniz? 

“Sevdiği insanla birlikte yaşlanmayı ve ömür boyu mutlu olmayı kim istemez ki? Yine de sevgi, uzun süreli ve mutlu bir ilişki için tek başına yeterli değildir. İlk başlarda yaşanan yoğun aşk duyguları, cinsellik ve tutku zamanla azalır. Hiç şüphesiz, uzun vadeli ortak bir mutluluk için aşk ilişkisi çok iyi bir başlangıçtır ama devamlılığı sağlamak için ilişkiye emek vermek gerekir”

  • Güven, destek, takdir olmalıdır

Mutlu çiftler birbirlerine güvenirler, birbirlerinin hayallerini ve umutlarını desteklerler, başarılarını kutlarlar. İlişki için sorumluluk alırlar, birbirlerinin hislerini ve isteklerini anlarlar. Beklentilerini ve ihtiyaçlarını açıkça dile getirerek birbirlerini gözetirler. Yapılan hataları yeri geldiğinde hoşgörü ve mizahla karşılarlar.

  • Kişiye özel alanlar olmalıdır

Aşk ve ilişkiler üzerine düşünürken göz önünde bulundurmamız gereken önemli bir nokta var: Uzun süreli ortak bir mutluluğun yaşanması için, çiftlerin ilişkide birbirine bağlı olması kadar önemli olan diğer bir faktör ise, birbirlerini kısıtlamamalarıdır. Birbirlerine bireysel özgürlük alanı tanıyan çiftler, ilişkilerinde daha istikrarlı ilerlerler. Her zaman için, her şeyi partneriyle yaşamak isteyen çiftler uzun vadede mutsuz olurlar. Burada çiftler birbirlerine aynı anda birden fazla rol yüklerler. Partner; hem anne, hem baba, hem en iyi dost hem de sevgili olmalıdır! Böylece partnerimizden insanüstü bir performans beklemeye başlarız. Bu da hayal kırıklıklarını beraberinde getirir. Eşlerin birbirlerine yükledikleri roller ve aşırı beklentiler yüzünden ilişki zorlanabilir. Kişi kendini köşeye sıkışmış hissedebilir.

  • Zıtlıklar ilişkiyi güçlendirir

Her ne kadar halk arasında “farklı kutuplar birbirlerini çeker” dense de kişiler arasındaki zıtlıklar, belki de sadece ilişkinin başlarında yani aşkın yoğun yaşandığı sırada çiftleri rahatsız etmez. Ama uzun vadede zıtlıklar daha çok göze çarpar. Burada, çiftlerin birbirlerini değiştirebileceklerine dair yanlış inançları da söz konusudur. Çoğunlukla kadınlar, evlenince sevdikleri adamları değiştirebileceklerine inanırlarken, erkekler de kadınların hiç değişmeyeceklerine ve hep ilişkinin başlarındaki gibi kalacaklarına inanmak isterler. Karşımdakini değiştirebilirim inancı, uzun süreli cinsel ilişkide mutluluk yaşanan bir yanılsamadır aslında.

 

  • Ortak hayat planı yapılmalıdır

Kişisel değerlerin benzer olması, dünyaya bakış açılarının ortak olması ve ortak planlar çift ilişkisini güçlendirir. Özellikle araştırmalar, çiftlerin ortak bir hayat planlarının, gelecek hayallerinin olmasının ilişkilerinin istikrarlı olması açısından çok önemli olduğunu göstermiştir. Birlikte seyahat etmek, yeniliklere açık olmak, çocuk sahibi olmayı istemek, hobiler gibi ortak ilgi alanlarının olması, iki insanı birbirine daha sıkı bağlar. Çatışmaların daha az yaşanması için bunlar önemli ortak yanlardır. Örneğin, çiftlerden biri, tatillerde dünyayı keşfetmek, diğeri de her yıl yazlık eve gitmek istiyorsa çatışma yaşama potansiyeli artar.

  • Çatışmalardan korkmamak gerekir

Mutlu çiftler de elbette çatışırlar. Çiftler arasındaki çatışma davranışı, diğer önemli bir püf noktadır. İyi bir ilişkide çatışmalar yaşanır. Bu sayede çiftler sınırlarını tanırlar. Önemli olan nasıl tartışıldığıdır. Karşılıklı suçlamalardan ve hakaretlerden, kişisel saldırılardan oluşan bir tartışma kültürü ilişkiyi yıpratır. Bu noktada öfkeyi biriktirmek de ilişkiye zarar verir.

  • Problemleri konuşmak sağlıklıdır

Mutlu çiftler ender olarak birbirlerine soğuk ya da agresif davranırlar. Olumsuz ruh hallerini partnerlerine yüklemezler ve problemleri konuşmak için uygun bir zamanı beklerler. Partnerleri tarafından eleştirildiklerinde şiddetli ve yıkıcı tepki göstermezler. Çift ilişkisi alanında yapılan araştırma sonuçlarına göre; uzun soluklu ilişkide yaşanacak mutluğun temelini karşılıklı saygı ve güven oluşturuyor. Karşılıklı güvenin olduğu bir ilişkide, çiftler kendilerini açıkça ortaya koyabilirler, zayıf yanlarını birbirlerine gösterebilirler ve çok önemli meseleleri birbirleriyle paylaşabilirler.

  • Birlikte gülebilmek gerekir

Çiftlerin güven duygusu içinde birbirlerine karşı açık olmaları kadar önemli olan diğer bir nokta da birlikte gülebilmektir. Birlikte gülen çiftler, ilişkilerini daha fazla güçlendirirler, çünkü gülme sırasında salgılanan mutluluk hormonu (endorfin) sayesinde insanlar mutlu olurlar.

Özetle; uzun vadeli ve mutlu bir ilişki için sevgi tek başına yeterli değildir. Bu dengeyi yakalayabilmek için çiftlerin her birinin ayrı ayrı emek ve anlayış göstermesi gerekiyor.

Çiftleri birbirine bağlayan önemli detaylar

Nikah memurunun karşısında şöyle bir söz vermiştiniz değil mi? Hastalıkta, sağlıkta birlikte olacağınıza… Oysa bazen işler düşündüğünüz gibi gitmeyebilir. Ancak ilişkilerde bağlılık, ilişkinin geleceğini belirlemeye yardımcıdır.

Bazen bir ömür birliktesinizdir ancak sizi birleştiren derin bağlar yoktur. İşte o bağlar;

Birlikte zaman geçirmek

İki insanı birbirine bağlayan en derin şeylerden biri, birlikte nitelikli zaman geçirebilmeyi başarmalarıdır. Sürekliliği olan bir aktivite zamanı, ilişkilerin güçlenmesi için gereklidir. Siz de eşinizle bir kursa kayıt olabilirsiniz.

Veya her hafta bir geceyi ikiniz için sevdiğiniz bir şeyi yapmak üzerine planlayabilirsiniz. Yemek pişirme, çikolata veya resim kursu seçebilir. Her Perşembe sinema gecesi yapabilirsiniz. Eğer bunu bir alışkanlık haline getirirseniz, ilişkinizdeki bağın güçlendiğini fark edeceksiniz.

Kapıdan girince farkındalık başlasın

Her akşam eve gelen birine alışacağınızı biliyor musunuz? Üstelik hayatın içinde çiftler, yaşamın stresi ve yükünden o kadar boğuluyorlar ki; artık aynı evin içinde birbirlerini fark etmiyorlar bile. Oysa her akşam bir araya geldiğinizde, gününüzün nasıl geçtiğini sormanız, yani birbirinizin farkında olmanız büyük önem taşıyor.

Cevabı ne kadar önemsiz olursa olsun, ne kadar sıradan bir gün olursa olsun, çiftlerin kendilerini önemli ve değerli hissetmelerini sağlayan bu sohbeti her gün ihmal etmeden tekrarlamalısınız.

Kendi lisanını oluşturmak

Çiftlerin kendi aralarında oluşan dil, o ilişkiye kuvvet katar. Birbirlerine hitap ettikleri takma isimlerden tutun da, olayları anlatırken kendi aralarında oluşturdukları terimler ve özel anlatım şekli, o ikilinin bağını güçlendirir. Bunu geçmiş ilişkilerinizden hatırlayabilirsiniz.

Ayrılığın ardından oluşan bir olay, belki bir film veya bir komik durum, sadece o kişiye anlattığınızda anlam kazanır çünkü başkaları için onun bir anlamı yoktur. İşte bu ve benzer duygusal bağların kurulması, çiftler arasında bu lisanın gelişmesiyle güçlenir.

Tartışmayı bilmek

Çiftler arasında en önemli konulardan biri de tartışma üslubudur. Eğer bir tartışmanın sonucunu nasıl bağlayacağınızı bilmiyorsanız, kısa süreli kırgınlıklar veya kızgınlıklar karşısında doğru tavrı göstermeyi öğrenemediyseniz, aranızdaki bağın zayıf olduğunu fark edebilirsiniz.

Eşinizle fikirlerinizi rahat biçimde paylaşabilme özgürlüğüne sahip olabilmeniz, aranızdaki iletişimin güçlenmesi için önemlidir. Onunla fikirleriniz veya tepkileriniz konusunda rahatlıkla fikir tartışmasına girebileceğinize güvenirseniz, bu ilişkinin sağlam bağları olduğu anlamına gelir.

Sorun çözme yöntemleri

Eğer ortada bir sorun varsa, eşinizle baş başa verip bu konuya bir çözüm getirebileceğinize güvenmeniz çok önemlidir. Her insan hata yapabilir. Siz veya eşiniz bir hata sonucu zor bir durum yaşamanıza neden olmuş olabilir ancak içinizdeki ses bunu da aşacağınızı söyleyebilecek kadar eşinize güvenmenizi sağlıyorsa, bu ilişkideki bağlar güçlü demektir. Tüm olaylar karşısında el ele verebileceğiniz güvenini mutlaka birbirinize sağlamalısınız.

İyileri de paylaşmak

Eğer eşiniz iş hayatında veya hobilerinde veya sosyal ortamda bir başarıya imza attıysa, bunu mutlaka kutlamanız, onu yüreklendirmeniz ve desteklemeniz gerekecektir.

Onun heyecanını, mutluluğunu paylaşmanız, en az kötü zamanları paylaşmanız kadar önemlidir.  İnsan iyi gününde onu destekleyen ve tebrik eden, gurur duyan bir eşe sahip olduğunu bildiğinde, onunla arasındaki bağ güçlenir.

Egzersiz

Yapılan araştırmalar, birlikte egzersiz yapan çiftlerin duygusal bağlarının güçlendiğini gösteriyor. Yani siz kilo verecekseniz, eşiniz de sağlık için spor yapar.

Birlikte fiziksel egzersiz yapmak, tıpkı seks gibi, ilişkide farklı hormonların aktivite olmasını ve bilinçaltında eşinizle büyük bir iletişimsel bağlanma yaşanmasını sağlar.

Empati

Eşe karşı empati kurabilme yeteneğinizin gelişmesi çok önemlidir. Onu gerçekten dinlemek, çoğu zaman çözüm bulmaktan daha önemlidir. Aslında bu durum tüm ilişkiler için geçerlidir. Bazen sadece anlatmak ve dinlenmek istersiniz

Evlilikte Uyum Nasıl Yakalanır?

Evlilikte uyum hem çiftleri hem de çocukları etkileyen en önemli faktör. Evlilikteki uyum beraberinde mutluluğu ve evlilik doyumunu da getirir. Uyumsuzluk ise tüm aile bireylerinin psikolojik ve fizyolojik sorunlar yaşaya ihtimalini doğurur.

“Evliyseniz arkanıza bakıp nasıl bir evliliğinizin olduğunu düşünün. İşinizi kolaylaştırıp size şöyle bir soru soralım; eşinizle ne kadar uyumlusunuz? Evlilikte uyum olmazsa sizin, eşinizin hatta çocuklarınızın psikolojik ve fizyolojik sağlıkları olumsuz yönde etkilenebilir. Evlilikteki uyum beraberinde mutluluğu ve evlilik doyumunu da getirir.

Evlilikte uyum yakalanılamadığı sürece mutlu bir insan olabilmekten bahsetmek oldukça zordur. Evlilik uyumu ve evlilik doyumu benzer kavramlardır ve bu iki kavram sürekli birbirini destekler. Yani doyumun olduğu yerde uyum, uyumun olduğu yerde doyum vardır.

Evlilikte uyum, iyi işleyen sağlıklı bir evliliği ifade eder. Uyumlu evliliklerde; eşler ailenin işleyişi ve evliliğin gidişatı konusunda olumlu yönde hem fikirdirler. Birbirleri ile iyi iletişim kuran; eşlerinden, evliliğinden memnun olan çiftler iyi bir evlilik sürdürebilirler. Fazla anlaşmazlığı olmayan, olduğu takdirde iki tarafın da memnun kalacağı şekilde çözüme kavuşturabilen eşlerin evliliği uyumlu ve mutlu evliliklerdir.

Uyumu Belirleyen Faktörler

Çiftler arasındaki uyumu belirleyen faktörler iki boyutlu ele alınabilir. İlk boyut; çiftlerin iletişimi ve mutluluğunu kapsayan boyuttur ve anlaşma, aşk, cinsel birliktelik, sevgi, evlilikleri hakkında doyum hisleri gibi konular içerir.
İkinci boyut ise çatışmaların olduğu, boşanma hikayelerinin yer aldığı boyuttur. Burada da fiziksel şiddet, sözel saldırganlık, kıskançlık, öfke, ekonomik sorunlar, eşlerin birbirine zaman ayıramaması ve eşlerin kişiliklerinin evlilikte sorun yaratıp yaratmadığı önemlidir.

Eğer farklı kişilik yapısı ve bakış açılarına rağmen çiftler sağlıklı iletişim kurabilir, karşı tarafın görüşlerine saygı duyup anlamaya çalışırsa daha doyumlu bir evlilik hayatı sürdürmeyi başarırlar.

Uyum İçin Çiftler Arası Destek Şart

Evlilik doyumunda eşlerin birbirine desteği, cinsel yaşam memnuniyeti, çiftlerin eğitim seviyeleri ve bu faktörlerin evliliğe nasıl yansıdığı çok önemlidir. Evlilikten önce çiftler arasındaki eğitim farkı göz önüne alınmadığında, evlendikten sonra bu fark çok yüksekse eğer çatışmalar kaçınılmaz olabilir.

Evlilik Biçimi ve Evlilik Süresi Önemli

Kendi seçimi ile evlenen kişilerin evlilik uyumu daha fazladır. Ancak bu görücü usulü evlenenler uyumsuzdur olarak algılanmamalıdır. Görücü usulü evliliklerde aile yapılarının benzer olması uyumu kolaylaştırır. Burada önemli olan aileler uygun görse de son kararı evlenecek olan kişinin vermesidir. Ayrıca, evlilik öncesi tanışma süresinin ya da nişanlılık döneminin olması evlilikte uyumu beraberinde getirir. Yapılan çalışmalarda kadınların evlilik süresi uzadıkça evlilikten duyduğu memnuniyet düşerken, erkekler de tam tersi bir durum gözlemlenmektedir. Yani kadınlar yıllar geçtikçe yorulmakta, erkekler ise daha evcimen olmaktadırlar.

Eşi Çalışmayan Koca Daha Uyumlu

Evli çiftlerin meslekleri de evlilik uyumunu etkiler. Kadınların mesleksel statüleri, eşlerinin evlilik uyumu üzerine etkili değildir. Bununla birlikte çalışan kadınların eşleri, çalışmayan kadınların eşlerine göre daha az evlilik uyumuna sahiptirler.

Mesleksel statüsü yüksek kişiler, orta ya da düşük olan kişilerden daha iyi yaşam standardına ve evlilik uyumuna sahiptirler.

Hazır Olduğunuzda Çocuk Sahibi Olun

Evlilik uyumunu etkileyen başka bir faktör ise çiftlerin çocuk sahibi olmasıdır. Bazı erkeklerde çocuğun varlığı evlilik uyumunu olumsuz yönde etkiler, kadınlarda ise çocuğun bakımını üstlenildiği için eşiyle duygusal iletişim zayıflar ve evlilik uyumu sekteye uğrar.

Buna neden olan sebeplerden arasında; eşlerin çocuk sahibi olamaya hazır olup olmadığını bilmemeleri, erken çocuk sahibi olmak sayılabilir. İki taraf da hazır ve istekli olduğu zaman çocuk sahibi olmak evliliği sağlamlaştırır.

Bu yüzden çocuk sahibi olmadan önce çiftlerin aile ve çift terapistlerinden yardım almaları gerekebilir. Sadece çocuk için değil diğer tüm faktörler için de dışarıdan bir terapistin evliliğinize farklı bir bakış açısıyla bakıp değerlendirme yapması evlilik uyumunuz için hayati önem taşır. “

Eşinize Duyguların Dilini Öğretin

Bir ilişkide samimiyetin sağlanması için erkek ve kadının her ikisinin de anlayabileceği, duygularını açığa çıkarabilecekleri, ortak bir dil bulmaları gerekir. Kadın bu ortak dilin gelişimin de eşine üç şekilde yardım edebilir. İlk olarak eşini cesaretlendirip ona örnekler vererek, duyguların dili hakkında bazı ipuçlarını öğretebilir. İkinci olarak eşinin bazen duygularını dolaylı bir şekilde ifade etmede kullandığı sessiz yöntemleri daha ilgili dinlemeyi öğrenebilir. Son olarak da eyleme dökülmüş iletişim şekillerinin yanında dökülmemiş olanların da değerini anlamaya ve kabullenme çalışabilir. Bu yazımda eşinize duygularının dilini nasıl öğretebilirsiniz onun üzerinde duracağım.

Eşinize Duyguların Dilini Öğretin

Samimiyetim bilinmeyen yönleri her iki tarafın da bunun için çaba göstermesi ile açığa çıkabilir. Kadınlar ve erkekler duygularını farklı yollarla ifade ederler. Duygu ve düşüncelerinizi birbirinizi anlayacak şekle nasıl çevireceğinizi öğrenmeniz gerekir. Evet hepimiz eşinizin, bu dile nasıl çevirmesi gerektiğini kendiliğinden öğrenmesini isteyebiliriz. Fakat gerçek dünyada bir erkeğin kendi kendine çıkıp, duygularını bir kadın gibi öğrenmesini bekleyemeyiz. Eğer eşinizle tam duygusal bir paylaşım istiyorsanız, çaba sarf etmeli ve eşinize kendi duygusal dilinizi öğretmelisiniz. Aksi takdirde beklentileriniz sizi hayal kırıklığına uğrayacaktır.

Ortak Konular ve İlgi Alanları Bulun

Çoğu kadın samimiyetin temelini yanlış bir düşünceye dayandırır, samimiyet için sadece duyguların paylaşılması gerektiğini düşünür. Samimiyeti aşk muhabbeti ile eş tutar. Bu nedenle de kadınlar çoğunlukla ilişkideki sorunları birbirlerine besledikleri duyguları karşılıklı konuşarak, bir takım formüllerle ifade ederek, analiz ederek, eleştirerek çözmeye çalışırlar. Çoğu ilişkinin aşktan gözlerinin kör olduğu başlangıç dönemlerinde bu tür tartışmalar yaşandığı için pek çok kadın, böyle tartışmaların duygusal bağlılığın en belirgin kanıtı olduğuna inanmaya devam eder.

Fakat ilişkinin kendi kendini destekleyen bu başlangıç evresi nadiren süreklilik kazanır. Sadece karşılık görmemiş aşk sürekli olabilir ve bunun sonucu da samimiyet değil saplantıdır. Bu evre geçtikten sonra sağlıklı bir evlilik için, paylaşılan deneyimlerle eşler ilişkilerini kuvvetlendirmelidir.

Kadın eşinin kendisiyle konuşmasını istiyorsa, konuşacakları bir şeylerin olduğundan emin olmalıdır.
Erkekler bir sohbet esnasında daha çok “Ne yapıyorsun ya da şimdiye kadar neler yaptın?” gibi sorulara odaklanırken, kadınlar “Nasılsın?” diye başlayan duygusal muhabbetlere daha açıktır.

İlişkiyi kendi temelleri yerine ilgi duyulan konular üzerine kurmak erkeklere çok daha kolay gelir. Duygularımı açamayan bir eşiniz varsa, kişisel duygularının yerine görünürde kişisel olmayanları koyması onu daha kolay gelecektir. Mesela erkeklerin ilgi alanlarında duygularını paylaşarak kurdukları ya da kurmayı istedikleri samimiyeti en güzel örneğini futbol maçı seyreden bir grup erkeğin duygu alışverişinde görebiliriz.

Elbette eşinizle oturup futbol muhabbeti yapın demiyorum fakat eşinizin bu isteğimden yararlanarak onun duyguları hakkında konuşmaya çalıştırabilirsiniz. Futbol hakkında konuşmaktansa, bir film, kitap ya da gazete manşetleri üzerine konuşabilirsiniz. Korkutucu olmayan bu tip duygusal diyaloglarla başlayan bir kadın yavaş yavaş eşinin kendi iç dünyasını daha yakından paylaşmaya doğru gidebilir. Böylece erkek samimiyet kapısını açan anahtarıyla kendi duygularını da benimseyebilir.

Ona Kendini Nasıl İfade Edeceğini Öğretin

Çiftler birbirine karşı duygularıyla veya özellikle ilişkideki duygusal problemleriyle ilgili olarak konuşmaya başladığında kendilerine açık bir şekilde nasıl ifade edeceğini öğrenmeleri gerekir. Kadınlar duygularını anlama ve anlatma da erkeklere göre daha deneyimlidir. Bu nedenle erkeğin kendisini anlatmak için gerekli konuları, kadın öğretmek zorunda kalabilir.

İletişim kurmak isteyen bir çift, gerçek doğru ya da uzlaşım peşinde olmaksızın nasıl konuşacaklarını bilmelidirler.
Erkekler için önemli olan duygularıyla düşüncelerini ayırt edebilmeyi öğrenmektir. Erkek kadının daha iyi bildiği bu ayırımı yaptığında, kendini motive etme yollarını bulmaya başlayabilir. Böylece neden bu şekilde tepki gösterdiğini, hangi geçmiş olayların sevgisini ifade etmekte korku yarattığını, konuşmayı neden kendisinden başka bir tarafa yöneltmek istediğini, kendi kendine sormaya başlayabilir. İşin püf noktası erkeğin kendisi ile iletişim kurmasını sağlamaktır. Bunu başardıktan sonra başkalarıyla iletişim kurmaya da başlayabilir.

Kendinizi Belirgin Bir Şekilde İfade Edin

Erkeklerin çoğu, konuşmanın konusuna önem verir. Niyeti sorunları çözmektir. Eşiniz böyle biriyse, ona doğrudan sorular sorarak ve özel çözümler getiren özel problemler sunarak bir adım öne geçebilirsiniz. Belki de eşinizi etkilemenin en önemli yollarından biri, ona çözülecek genel bir problem vermek yerine daha özel bir problem vermek ve çözmesini beklemektir.

Bir kadın eşinin kendisiyle konuşmadığından ne kadar şikayetçi olsa da, erkeklerin çoğu eşiyle diyalog halinde olmamayı, konuşamamayı bir sorun olarak görmüyor ve dolayısıyla bu konuyu tartışmanın faydasız olduğunu düşünüyor. Birçok erkeğe göre, “problem” çözülmesi gereken bir şey olarak tanımlanır. Ona göre eşinizin sizinle konuşmaması bir problem değildir.

Size tavsiyem genel durumlar ve sizin genel olarak nelerden hoşlanmadığınız hakkında eşinizle konuşmaya çalışmayın. Konuşmanızı bunun yerine istediğiniz değişikliklere odaklanın. Eşinize sorunlarınız ile ilgili uzun bir konuşma yapmak ve bu arada aranızdaki samimiyetin gelişmesini ümit etmek yerine, zor bir konuda doğrudan sorular sorarak çok daha açık bir yanıt alabilirsiniz. Mesela babasıyla geçirdiği saatlerinin sıcak anıları nelerdi? Çocukluk arkadaşları nasıldı?

Birbirinize Sırlarınızı Açın

Bir erkeğin samimiyet kapılarını aralayan tek şey sırdır. Çünkü erkekler kişisel olaylarla ilgili olarak çok az konuşur ve kendilerini sorgular. Onlar açığa çıkarıldığında acı veren özel sırlar barındıran gerçek hazinelerdir.

Eğer en önemli sırlarını sizi anlatan bir eşe gerçekten sahipseniz açık bir ilişki oluşturmak yolunda, bence uzun bir yol kat etmişsiniz demektir. Bir erkeğin hayatı boyunca taşıdığı sırrı nedir? Babasının para kazanma şeklinden daima utanç mı duymuştur? Çocukken kötü bir şeyler mi yapmıştır? Ne olursa olsun sorunu ifade etmenin gereğine inandırmak çok önemlidir. Böylesi bir sır yükünden kurtulmak hayat değiştirebilir. Hatta eşinizin kişiliğini yeniden kurabilir.

Kısaca eşinizin size bu tip sırlarını anlatmayı düşünmesini sağlamak için, kendi geçmişinizden onun bilmesini istemediğiniz, utanç duyduğunun sırlarınızı anlatarak onu cesaretlendirmek en iyi yoldur. Eğer onu tüm geçmişinizi açarak güveninizi gösterirseniz o da kendi sırlarını vermek için size güvenebilir.

Ayrılık sonrası depresyonu nasıl geçer?

Bir aşkın parçalanması, beraberinde yas sürecini de getiriyor. Acısını içine gömenler, itiraf edemeyenler, ayrılık acısının can yoldaşı depresyonu yanı başında buluyor.

Dilin söyleyemediğini, içinize attıklarınızı, üstünü örttüğünüz, toprakla kapattığınız yaraları göz önünden kaldırınca başa çıktığınızı zannediyorsunuz. Oysa yaptığınız, patlamak üzere olan bir tüpü evin kilerine koymaktan başka bir şey değil.

Anlatmıyor, yüzleşmiyor, itiraf edemiyorsunuz ancak bedeniniz buna izin vermiyor. Dilinizde şekillenmeyen yardım çağrısı, bedeninizden geliyor. Depresyon sizi ele geçiriyor. Depresyonda olduğunuzu anlamanın yolları var elbette!

Öncelikle, şiddetli ve yoğun bir üzüntü duygusu içinde oluyorsunuz. Bu duygu günlük hayatınızda zaman zaman yaşadıklarınızdan farklı olarak, süreklilik gösteriyor. Yani, uyumadığınız her an bu ağır duygunun içinde oluyorsunuz. Kendinizi önemsiz, değersiz hissediyorsunuz. Sürekli bir suçluluk hissi yaşıyorsunuz. Konsantre olmak zorlaşıyor. Dikkat eksikliği hemen kendini gösteriyor. Okuduğunuzu bile anlayamaz hale geliyorsunuz. Eliniz, kolunuz kalkmıyor. Boş bir çuval gibi, sanki bıraksalar olduğunuz yerde yığılıp kalacaksınız. Sabahları yataktan kalkmak istemiyorsunuz. Yemek yiyemiyorsunuz. Kendinizi hem çok yalnız hissediyor, hem başkalarıyla vakit geçirmeye tahammül edemiyorsunuz.

Bunlar depresyonun en belirgin özellikleri ama ilk sırayı uyku bozukluğu alıyor. Yani, depresyon içinize sızmaya başladığında, önce uykuya saldırıyor. Ardından isteksizlik devreye giriyor. Eskiden üstüne titrediğiniz işler, önemsizleşiyor. Zorunluluğunuz yoksa kenara atılıp, itelenebiliyor.

Aslında insan, yüreğini koyduğu, zamanını harcadığı ve emek verdiği bir aşkı kaybettiğinde, biraz içine dönme, mutsuz olma lüksüne sahip olmalıdır. Bu yası doya doya yaşayabilmelidir. Ancak tehlike çanlarının kulakları tırmaladığı bir an var, ya dönemezseniz? Yürüdüğünüz karanlık tünelin ucu ya uçuruma çıkıyorsa? Bu yüzden ayrılıkların ardından yaşanan o kötü dönemde, mutlaka bir arkadaşınıza yetki verin. İçinde bulunduğunuz ruh hali çok uzun süre değişmezse, size müdahale etmesi için tembihleyin. Siz vaktin nasıl geçtiğini anlayamayacaksınız. Dışarıdan bakan bir göz ise, tam sınıra geldiğinizde müdahale edebilir.

Tek yapmanız gereken, dostunuz kapıyı çaldığında itiraz etmeden profesyonel yardım almaya gitmek olmalıdır. Aşkın acısını yaşamaya hakkınız olduğu kadar, hayatın güzelliklerini tatmaya devam etmek gibi bir zorunluluğunuz da var. Ayrıca aşkın sizi nerede bulacağını kim bilebilir? Ya gittiğiniz psikoloğun kapısında çarpışırsanız? Bunların yalnızca filmlerde olduğunu mu düşünüyorsunuz? Siz sadece bir adım atın…

Evliliğiniz Monotonlaştı mı?

Evliliğinizi tekrar harekete geçirmenin yolu, ilk günlere geri dönmektir. Mesela eşine bir mektup yaz. Ona ilk aşık olduğun zaman neler hissetmiştin, neden onu seçmiştin, neden onu istemiştin, o günleri düşün ve duygularını, düşüncelerini yaz. Sonra şık bir sofra kur, makyajını, saçını yap, keyifli bir gece geçirmek için her şeyi hazırla ve eşine bu mektubu ver.

Kendisini hala çok sevdiğini, 7 yılın sonunda bazı heyecanlarını yittiğini fark ettiğini, bu yüzden o aşık olduğunuz günlere geri dönmek istediğini anlat. Onun da senin için hissettiklerini o günlere dönerek anlatmasını rica et.

Birlikte olabileceğiniz aktiviteler bul. Sinemaya gitmek, konsere gitmek, sahilde yürüyüş yapmak, ormanda gezmeye gitmek gibi birlikte olacağınız programlar yap.

Birbirinizi özleyebilmeniz için bir hafta ayrı tatil yapmayı öner. Herkes kendi arkadaşlarıyla bir hafta geçirsin, bakalım dönüşte neler hissedeceksin.

Yatak oyunları keşfet, fanteziler üret. Eşinle birlikte olabileceğin zamanlar yarat. Öğlen yemeğine davet et dışarıda birlikte yemek yiyin. Sonra herkes işinin başına dönsün mesela.

Önümüzdeki yaz için yurt dışında bir yer seçin birlikte, oraya gitmek için şimdiden para biriktirip, o ülkenin dilini öğrenmeye başlayın. Her hafta birkaç kelime ezberleyin.

Duygular durup dururken geri dönmezler. Onları tekrar canlandırmak bizim elimizdedir.

Kavga Ederken bile Saygı Sınırı Aşılmamalı

Ailemizle, eşimizle, kendimizle, arkadaşımızla kavga edebiliriz; bu hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak, kavga ederken öfkeyle söyleyeceğiniz sözler daha sonra tamiri zor durumlara yol açabilir.

Boşanmak istiyorum!

Her zaman uzlaşma yolunu aramaya açık olun. Bazen söylediğiniz şeylerin geri dönüşü olmaz. Özür dilemek de işe yaramayabilir. Bu cümleyi söylemeyin çünkü geri dönülmez bir yola girebilirsiniz.

Tıpkı baban gibisin!

Birilerini aile fertlerine benzetmek, sadece o şahsa değil benzettiğiniz kişiye de hakaret etmek anlamına gelir. Herkes bir birey olarak görünmek ister, onu herhangi birine benzetmeyin.

Küfür etmeyin

Onu aşağılayacak kelimeler söylemeyin. Kişiliğine ve yapısına karşı hakaret içeren sıfatlar takmayın. Pislik, korkak vs…

Çocuk senin yüzünden böyle oldu

Çocuğunuzu kavganın konusu haline getirmeyin. O sizin aranızda bir piyon değil. Çocukları tartışmaların dışında tutun.

Sürekli aynı şeyi anlatmak

Geçmişte olmuş bir olayı sürekli önüne çıkararak kavga konusu haline getirmeyin. Yıllar önce olmuş ve bitmiş bir olayı sürekli gündemde tutmayın.

Her zaman böylesin

Onda şikayetçi olduğunuz konuları kavga sırasında yüzüne vurarak, onu düzeltemezsiniz. Tam tersi, olayın abartılmasına sebep olursunuz.

Neden sinirlendin?

Madem suçlu değilsin neden sinirleniyorsun cümlesi, karşınızdakinin sinir kat sayısını ikiye katlayacaktır. İnsanlara kavga ederken enden sinirlendiğini sormak, yaraya tuz basmak demektir.

Benimle şimdi konuşacaksın!

Sizinle hemen o anda konuşmasını istemeniz, onu zorlamak ve gerginleştirmekten başka işe yaramaz. Gerçekten konuşmak istiyorsanız, ikiniz için de uygun zamanı beklemelisiniz.

Hepsi senin suçun

Uçağı kaçırmaktan, yağmurun yağmasına kadar her şey için onu suçlarsanız, bir süre sonra sizin söylediklerinizin bir değeri kalmayacaktır.

Şiddete sevk etmek

Beden dili şiddete doğru yönlenmiş ama kendini kontrol eden birini şiddete yönlendirecek söylemlerde bulunmayın. “Bir de vuracak mısın, hadi vursana, erkeksen vursana” gibi kışkırtıcı cümlelerden sakının.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.