Evliliğe Hazır mısın?, Evlilik Öncesi Sorulması Gerekenler

Nikah masasına oturup, hayatının en önemli kelimesini söylemeye hazır mısınız?

Sevdiğiniz kişiyle tüm hayatınızı birlikte geçirmek üzere çıktığınız yolda, bu birlikteliği ömrünüzün sonuna kadar mutlu bir şekilde sürdürebileceğinizden emin misiniz?

Tüm hayatınızı etkileyecek kararı vermeden önce, hazır olup olmadığınızdan emin olmak için aşağıdaki başlıkları dikkatle okumanızı öneririz.

Kırmızı Çizgileriniz Neler?

Bu beraberlik için nelere katlanabilirsiniz? Nelerden vazgeçebilirsiniz? Ne kadar tahammül edebilirsiniz? İhanet etmeyeceğinden ne kadar eminsiniz?

Tüm bu soruları kendinize sorun. Vereceğiniz cevaplar sizi bir adım sonrasına götürsün.

Nerede Yaşayacaksınız?

Yaşayacağınız yere karar verirken, baskı altında kaldınız mı? Hayatınızın bundan sonrasını yaşayacağınız yer kimin ailesine yakın olacak? Eğer bu konuda bir baskı altındaysanız, yaşayacağınız yer içinize sinmediyse daha yolun başında mutsuz olmaya başlarsınız.

Evi Kim İdare Edecek?

Evlilik boyunca evin idaresi nasıl olacak? Eve kim para getirecek? Çocuklar olunca kim bakacak? Evde para idaresi kimde olacak? Hesaplar ortak olacak mı?

Tüm bu soruların cevaplarını birlikte arayın.  Boşanmaların büyük çoğunluğu ekonomik sebeplerle ortaya çıkıyor. Kafanızdaki tüm soruları cevaplamadan evliliğe karar vermeyin.

Çocuk Konusu

Her iki taraf da çocuk istiyor mu? Kaç çocuk istiyorsunuz?

Çocuk evliliklerdeki en önemli konudur. Bu konuda net konuşun ve ortak karar alın.

Çevrenin Etkisi

Benzer sosyal çevrelerden mi geliyorsunuz, yoksa ayrı dünyaların insanları mısınız?

Kültür, dini inançlar birlikte bir yaşam sürmeye karar verirken ilk düşünülmesi ve netleştirilmesi gereken konulardır. Çiftler birbirine deli divane aşıkken her şey toz pembe görünebilir. Ancak zamanla ciddi sorunlar ortaya çıkmaya başlar. Bu nedenle yaşam tarzlarınızın ne kadar yakın olduğuna dikkat edin.

Cinsel Hayat

Cinsel hayat mutlu ve uzun süreli bir evliliğin % 50’sini oluşturur dersek yanlış olmaz. Evlenmeden önce cinsellik konusunda eşlerin mutlaka birbirleriyle konuşabilmeleri gerekir. Evleneceğiniz kişiyle cinsellik konusunda rahat değilseniz, evlilik kararını tekrar tekrar gözden geçirmelisiniz.

Evlilik Öncesi Nişanlılara Tavsiyeler

1. Çiftler Arasında Mesafe Olmalı

Nişanlanan çiftler, nasıl ki bugüne kadar haramdan uzak bir şekilde birbirine mesafeli davrandıysa, nikah gününe kadar bu mesafeyi muhafaza etmelidirler. El ele tutuşmak gibi birbirlerine temas hareketlerinde bulunmamalı, edep sınırlarını aşan mesajlaşma ve telefon görüşmelerinde bulunmamalı. Tabi ki gerektiğinde görüşüp, mesajlaşabilirler. Fakat bu görüşmeler tek başlarına tenha, kimsenin olmadığı yerlerde gerçekleştirilmemelidir. Hatta aile bireylerinden birilerinin yanlarında olması durumunda görüşme sağlamalıdırlar. Eğer bu şartlar sağlamayacaksa çiftler dini nikahlarını da resmi nikahlarını da sonra yapmaları doğrudur. Çünkü nişanlılık döneminde iyi niyet ile kıyılan nikah bazen kötü sonuçları beraberinde getiriyor.Unutmayalım ki nikah; erkek ile kadını birbirine helal kılmanın tek yoludur. “Birinizin içine (nikahı helal) bir kadın ile evlenme düşüncesi doğduğunda ona baksın; çünkü bakmak, kalplerin birbirine kaynaşmasını sağlar.” ( Tirmizî, Nikah, 74 )

 

2. Ailelere Karşı Saygılı Olmalı

Günümüzde nişanlı çiftlerde en çok duyduğumuz cümlelerden birisi: ” Aman ailesiyle mi evleniyorum? banane ki ” gibi eşinin ailesini hiçe sayan, tanımayan, saygı göstermeyen tavır ve davranışlar maalesef ki arttı. Çiftler nişan ile birbirinin ailesini daha iyi tanımaya başlar. Aileler arası yapısal ve kültürel değişiklikler olabilir. Hepimiz Allah’ın yarattığı bir kul olarak bir başkasını küçük görmek, yargılamak gibi haddimizi aşan davranışlarda asla bulunamayız. Eşimiz olacak kişinin; aile büyüklerine kendi ailemize gösterdiğimiz sevgi, saygı ve alakayı göstermeliyiz. Ailelerin rızalığı olmadan bir evliliğin gerçekleşmesi mümkün değildir. Bu yüzden ailelerimizi razı olacağı şekilde davranmaya dikkat etmeli, onların kalplerini kırmamaya özen göstermeliyiz.

 

3. Sabır-Şükür-Dua İle Huzuru Bulmalı

Artık evliliklerin bile günlük yaşandığı bu devirde nişan bozma olayları çok olağan bir hal haline gelmiştir. Sabır ve şükrün olmadığı, duanın az yapıldığı dönemde eşler arası geçimin olması da çok zor tabi. Öncelikle evlenecek kişiler şu özellikleri taşıyan kişileri seçmeli ki huzurlu bir aile hayatına adım atabilsin. Dinine bağlı, ahlâklı, güzel huylu, dürüst; güzellik, maddiyat, kariyer ve meslekte birbirlerine denk ya da erkeğin üstün olduğu kişiler tercih edilmelidir. Ama en önemlisi dindar olanı seçmeli. Çünkü dindar olmayan bir kişinin malı, mülkü, güzelliği onun mutlu ve huzurlu olmasına yetmez. Madde hayatına bağlanan kişinin kalbi Allahu Teâlâ’dan uzaklaşmıştır. Allah’ı unutan bir kalp; ne sabrı bilir ne de şükrü. Her zaman mutluluğu dünyevi şeylerde arayarak sonsuz bir mutsuzluğa düşer. Günümüzdeki ayrılmaların en büyük sebebi de bu mutsuzluktur. “Kim bir kadınla malı veya güzelliği için evlenirse, kadının malından da, güzelliğinden de mahrum olur. (Hayrını görmez). Kim bir kadınla, dindarlığı sebebiyle evlenirse, yüce Allah o kişiyi kadının malıyla da, güzelliğiyle de nasiplendirir, faydalandırır.” (Hadis-i Şerif; Taberânî, El-Evsat N:2527)

Evlilikte Huzur ve Uyum Öneriler

Aile hayatında huzurun sağlanabilmesi için eşlerin her şeyden önce birbirlerini sevip saymaları, insan ve eş olarak birbirlerine ilgi göstermeleri ve değer vermeleri gerekmektedir. Birbirleriyle duygu ve düşüncelerini paylaşabilen eşler daha uyumlu ve huzurlu bir aile hayatı sürdürebilirler.

İyi günde kötü günde…

Evlilik hayatı iyi günleri kadar kötü günleri de olan bir süreçtir. İyi günlerde güzellikleri paylaşmak kadar, kötü günlerde zorluklara karşı dayanışma içerisinde olmak da önemlidir. “Mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır, acılar paylaşıldıkça azalır.” sözü bu gerçeği ifade etmektedir.

Birlikte eğlenmek…

Eşlerin bireysel eğlencesi diğerinin kendisini yalnız hissetmesine sebep olur. Dolayısıyla bu durum aile içi huzursuzluk ve kıskançlıkların artmasına yol açar. Bu nedenle eşler farklı zevk ve eğlence anlayışlarına sahip olsalar bile mümkün olduğunca birbirlerine uyum sağlamaya çalışmalıdırlar.

Ben haklıyım…

Sık sık kırıcı, yıpratıcı ve yıkıcı tartışmaların yaşandığı bir aile ortamında eşlerin huzurlu ve uyumlu olmaları beklenemez. Bir süre sonra evlilik, istenmeyen ancak zoraki katlanılan bir beraberlik haline gelebilir. Bu nedenle eşler, sonu kavgaya varan tartışmalardan olabildiğince kaçınmalı; haklı olmak ya da suçlu bulmak yerine sakin ve anlayışlı bir ortamda konuşabilmelidirler.

Sevginizi besleyin!

Eşlerin, başkalarının yanında birbirlerine sevgi sözcükleriyle hitap etmeleri, övmeleri, iltifat etmeleri, içinde bulundukları sosyal çevre tarafından yadırganıyor olsa bile, bu davranışlar evlilik birliğinin devamı için bir tutkal görevi görmektedir.

Unutmayın!

İlişkinizde başkalarının değil, eşinizin ne düşündüğü önemlidir.

Çok kıskanmak, çok sevmek midir?

İnsan doğasında var olan doğal bir duygudur kıskançlık. Aşırı sahiplenmeyle birlikte ortaya çıkan bu durum, kıskanılan kişiyi rahatsız ettiği gibi bu duyguyu uç noktalarda yaşayan kişi için de tehlikeli hale gelebiliyor.

Uzmanlar bu durumda kıskanan tarafın mutlaka tedavi görmesi gerektiğini söylüyor.

Kıskançlık duygusunun altında en sık gözlemlenen sebeplerin; özgüven eksikliği, karşı tarafa güvenmeme ve karşı tarafı kaybetme korkusu vardır.

Bu olaylara maruz kalan kişinin bu duygusunun tetiklenmesi için romantik ilişki yaşadığı kişiyle güven sarsıcı bir olay yaşıyor olması da gerekmez. Kaybetme, terk edilme korkusu ve sevgiden mahrum kalma durumu kişi için son derece yıkıcı olabilir.

Kıskanılan kişinin ise zamanla kendini kafese konulmuş gibi hissedecektir. Bunalan kişinin zamanla psikolojisi de bozulur, huzursuz olur ve hırpalanır.

Kıskanan kişiyle konuşamaz ve derdini dahi anlatamaz hale gelir. Bu noktada ise bu kişiden ayrılma yollarını arar.

Veyahut kıskanılan kişinin yakınmaları sonucu ilişkinin çıkmaza girmesiyle profesyonel yardıma başvurulur.

Romantik ilişkilerin, tarafların karşılıklı olarak birbirlerinin hayatlarına müdahil olunmadığı durumlarla sağlıklı olarak ilerleyeceğini dile getiren Yavuz, şöyle konuşuyor: “Önemli olan, başkalarının özel hayatına saygı göstermektir.

Birbirini seven iki insanın birbirlerini ölçülü derecede kıskanıyor olması sevimli bir duygudur ancak aşırı kıskançlık çok sevmeden kaynaklanan bir duygu değildir.

Sağlıklı ilişkilerde çiftler birbirlerinin benliklerini eritmeden aynı potada var olabilirler. Birbirlerinin farklı zevklerine ve isteklerine değer verirler. Çiftler birbirlerini önemserler, kıskanırlar ama birbirlerini sıkmazlar.

Evliliği kurtarma yöntemleri

Evliliğinizin o ilk romantik ve tutku dolu halleri zamanla yerini sıkıcı bir rutine mi bıraktı? İlişkinizi yeniden canlandırmak ve eşinizle ilk günkü gibi yeniden mutlu olmak istiyorsanız, bu kuralları asla atlamayın!

Sevginizi gösterin

Hayatın akışına kapılıp çoğu zaman sevgimizi göstermeyi unutuyoruz. Sevgiyi yalnızca bir duygu olarak hissetmek yerine, onu partnerimize ve etrafımızdakilere göstermemiz gerekiyor. Evliliğiniz ilerledikçe “Bugün eşime ne kadar sevgi gösterdim? Ya da ” Onunla gerçekten ilgilendim mi?” gibi soruları kendinize sormanız gerekiyor. Onu önemsediğinizi ve saygı duyduğunuzu hem sözlerinizle hem de davranışlarınızla belli edin. Onunla ne kadar mutlu olduğuzu dile getirmeyi ve en önemlisi “seni seviyorum” cümlesinin sihrini kullanmayı ihmal etmeyin.

Kavgaları uzatmayın

Eşinizle şiddetli bir kavga etmiş bile olsanız, bir köşeye çekilip ilk adımın ondan gelmesini beklemek ya da sinirlerinize hakim olamayıp tartışmaya devam etmek, ilişkinizi oldukça yıpratır. Bu sebeple kavga sonraları kendinize ve eşinize düşünmek için biraz zaman tanıyın. Kavganın ardından bir süre bekleyin ve eşinize “Bu tartışmaya sebep olacak yanlış bir şey mi yaptım?” ya da “Son zamanlarda seni üzecek bir hareketim mi oldu?” gibi soruları sorabilirsiniz. Eşiniz, sorduğunuz sorulara sizin kadar sakin cevaplar veremiyorsa, ona biraz daha zaman tanıyın. Ona karşı olan nazik yaklaşımınız eşinizin yumuşamasına ve aranızdaki soğukluğun hızla düzelmesine zemin hazırlayacaktır.

Özür dilemekten çekinmeyin

“Özür dilerim” cümlesi, ilişkide en az “seni seviyorum” kadar etkilidir. Kimse yaptığı hataları kabullenmek istemez; ancak bazı anlarda özür dilemeyi bilmek tüm sorunları ortadan kaldırmaya yeter. Evliliğinizin ve aranızdaki ilişkinin her şeyden önemli olduğunu unutmayın ve özür dilemeyi bir gurur meselesi haline getirmeyin. Bir tartışmada haklı çıkmaya çalışmak ve “Evet, her şey senin yüzünden oldu!” gibi suçlayıcı cümleler kurmak yerine, “Aramızda anlaşmazlıklar olsa da bizim ilişkimiz her şeyden önemli” demelisiniz.

Görünüşünüzü değiştirin

Erkekler dış görünüşe oldukça önem verirler. Her ne kadar “Seni her halinle seviyorum ve beğeniyorum” deseler de, sizi her zaman bakımlı görmek isterler. Evliliğiniz boyunca sizi pijamalar içinden rahat ve salaş kıyafetlere kadar her halinizle gören eşiniz, bir süre sonra ilişkinin ilk evrelerindeki o seksi kadını özlemeye başlar. Bu durumu fark ettiğinizde eşinize küçük bir oyun oynayarak onun sizi eskisi gibi arzulamasına fırsat verebilirsiniz. Örneğin, iç çamaşırlarınız arasından en seksi olanlardan birkaç tane seçin ve eşinize “Yarın bunlardan birini giymek istiyorum ama karar veremedim” gibi bir şeyler söyleyin. Eşiniz tüm gün boyunca sizi bu iç çamaşırlarının içinde yeniden seksi bir kadın olarak hayal edecek ve eve gelmek için sabırsızlanacaktır.

İlk sürprizi siz yapın

Tüm gün ofisteki iş yoğunluğu, evde yapacağınız işler, sorumluluklar derken, eşinizi ve ilişkinizi ihmal edebilirsiniz. Aranızdaki ilişkinin üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, romantik sürprizlerin etkisi hiçbir zaman değişmez. İlk adımı eşinizden beklemek yerine, siz ahrekete geçin ve eve küçük sürprizlerle dönün. Onu tutkulu bir öpücükle karşılayın ve ne kadar özlediğinizi dile getirin. En sevdiği tatlıyı satın alın veya spontane bir şekilde eşinizi siz yemeğe çıkarın. Bunun gibi küçük sürprizler, eşinize onunla ilgilendiğinizi hissettirecek ve oldukça mutlu edecektir.

Planlarınızı gözden geçirin

Eşinizle kahvaltı yaptığınız sırada gün içinde ofiste neler yapacağını, kaç toplantıya gireceğini ya da önemli bir sunumu olup olmadığını sorun. Hiç de romantik olmayan bu sorular kulağa tuhaf gelse de, aslında sağlıklı bir ilişki için oldukça önemli. Eşiniz ofiste yoğun bir tempoda çalışırken, sizinle bunları paylaştığı için ona önem verdiğinizi görecek ve sabah konuştuğunuz şeyler ona iş yerinde destek olacaktır.

Doğru iletişim kurun

Yoğun iş temposu ve günlük koşuşturmaca esnasında eşinizle birbirinizi ihmal ediyor olabilirsiniz. Gün içinde yalnıca “Nasılsın?” ya da “Eve gelirken bir şey istiyor musun?” gibi mesajlar atmak yerine, onu ne kadar özlediğinizi ya da sevdiğinizi gösteren mesajlar atın. Hatta mesajlaşmak yerine kısa da olsa sesinizi duyması için fırsatlar yaratın. 2 dakikalık da olsa romantik bir konuşma kalplerinizi ısıtmaya yetecektir.

‘Biz’ fikrini unutmayın

Dengeli bir ilişki yürütmeye çalışırken farkında olmadan eşinizle aranızda bir yarışa girmiş olabilirsiniz. Örneğin, kim daha çok çalışıyor, sosyal çevresine fazladan vakit ayırıyor ya da daha fazla para hacıyor gibi düşünceler, ilişkinizi bir rekabete sokmaya başlayabilir. Bu konuları yüksek sesle dile getirmeseniz bile içinizde eşinize karşı bir kızgınlık duyabilir ve ilişkinize zarar verebilirsiniz. Bu düşünceleri bir kenara bırakıp evliliğin bir takım işi olduğunu unutmamanız gerekiyor. Eğer ‘biz’ düşüncesi yerini sadece ‘ben’e bırakıyorsa, ilişkinizde yavaş yavaş sorunlar baş gösterecektir.

Birbirinizin özel vakitlerine saygı duyun

İlişkinizde birbirinizden ayrı geçirdiğiniz ya da hobilerinizle uğraştığınız zamanlara karşılıklı olarak saygı duymalısınız. Eşiniz kendine vakit ayırdığı ve dinlendiği bir anda, ona musluğu tamir etmesini ya da yapması gereken bir işi hemen o anda kalkıp bitirmesini istemeyin. Onun da kendine özel anları oması gerektiğini ve buna gerçekten ihtiyaç duyduğunu unutmayın. Hafta sonu güzellik bakımınızı yaptığınız anda eşiniz elinde ütülenmesi gereken bir gömleği ile yanınıza gelse ve yapmanız için diretse hiç hoş olmaz, değil mi?

Yatağa birlikte gidin

İlişkinizin ilk dönemlerinde birlikte yatağa girmenin size ne kadar heyecan verdiğini hatırlıyor musunuz? Evlilikte yıllar geçtikçe yatağa birlikte girme rutini yerini koltukta sızıp kalmaya ve sabahı orada geçirmeye ya da ayrı yataklarda uyumaya bırakabiliyor. Yatağa eşinizle birlikte girmek, yalnızca onunla yapabileceğiniz kutsal ve özel bir şeydir. İlişki uzmanları, yatağa girdiğinizde sevişmeseniz bile kısa süre de olsa bir şeyler paylaşmak, ilişkinize güç katmaya yeteceğini vurguluyor.

 

 

Evlilikte dikkat edilmesi gereken davranışlar

Dünya değişiyor. Evlilikler de değişim gösteriyor. Bu değişim sırasında evli çiftlerin ilişkileri de değişim geçiriyor. Ancak evlilikleri yürütmek için tarafların bazı fedakarlıklar yapmaları gerekirken, bazı ilkelere de uygulamaları gerekiyor. Evlilik uzmanları, evli çiftlerin uygulamaları gereken 7 ilkeyi çıkardı.

– Heyecan verici şeyler bulun

Evli insanların iiişkilerinin bir süre sonra monotonluğa girdiği bilinen bir gerçek. Evlililiğiniz uzun soluklu olmasını istiyorsanız, eşinizin gözünde ilginç olmanız kaçınılmaz birinci kuraldır. İlişkinizde yeni bir şeyler denemek hayatınızı heyecanlı hale getirecektir.

– Kavgadan kaçının

Evliliklerde sorunların ortaya çıkmaması mümkün değildir. Ancak sorunlar kavgayla değil, konuşarak çözümlenir. Bunun için tartışmalarınızı uzun sürdürmeyin, dinlemeyi bilin ve çözüm yolları bulmaya çalışın. Eşinizi dinlemek ve anlamaya çalışmak en iyi yoldur. Dinlemez hep konuşursanız, kavgaların sonucu boşanma olabilir. Boşanma bir çözüm değildir, sonuçtur.

– Hobilerine ortak olun

Aynı şeylerle ilgilenen kişilerin aynı hobilere sahip olması doğaldır. Birbirinizin yaptığı hobilere katılmaya ve bunlardan zevk almaya çalışın. Tabi bu konuda çok da ısrarcı değiliz. Eşinizin hobisinden zevk almıyorsanız, zorla katılmaya çalışmayın. Unutmayın hobiler, kişilerin kendilerini en iyi ifade edebildikleri alanlardır.

– Öfkeli yatağa gitmeyin

Yatağa her zaman pozitif ve yapıcı düşüncelerle girin. Olumsuz düşünceler hem sizin sağlığınızı etkiler hem de eşinizle olan ilişkinizi. Akşamlar insan vücudunda stres birikimleri olur. Bunları azaltmanın farklı yolları vardır. Gerginliğinizi azaltmak için müzik dinleyin, kitap okuyun, komedi filmi izleyin, yürüyüş yapın.

– Dürüstlük yeminini iyi uygulayın

Dürüstlük en iyi politikadır. Bu, önemli bir şey hakkında konuşurken olmazsa olmaz kuraldır. Beyaz yalanlar ise bazen sağlıklıdır. Özellikle çok önemli olmayan konularda eşinizin hoşuna gitmesi için yalanlar söyleyebilirsiniz. Ancak eşinizi üzecek, onu kötü duruma düşürecek durumlarda yalanlardan kaçının.

Evliliği Ayakta Tutmanın Yolları

Son zamanlarda Türkiye’de ve dünyada artan boşanmalar, bu konuda ciddi önlemlerin alınmasını gerektirmektedir. Boşanmaların en önemli gerekçeleri ise eşlerin birbirine olan tahammülsüzlüğü. Bu durum ilişkilerin zaman içinde zedelendiğinin göstergesi. Peki evlilikleri bu denli yıpratan süreçleri ortadan kaldırmak mümkün mü? Tamamen ortadan kaldırılamasa da, evliliğinizi daha kaliteli yaşamanız mümkün. İşte birkaç öneri.

  • 1- Kendinizi Tanıyın

Kendi benliğinizi, hoşlandığınız ve hoşlanmadığınız özelliklerinizi bilin. Kendinizi tanırsanız, eşinizi de daha doğru yönlendirebilir ve daha sağlıklı iletişim kurabilirsiniz.

  • 2- Rutin İşlerin Dışına Çıkın

Evlilikler zaman içinde durağanlaşabilmektedir. Bunun en önemli sebebi ise ilişkideki heyecan durumunun ortadan kalkmasıdır. Bir türlü bitmeyen dünya işlerinin, evliliğinizdeki heyecanı yok etmesine izin vermeyin.

  • 3- Kendinizi Sevin

Kendini sevmek , şişkin ve narsist bir egoya dönüşmedikçe, insanlarla daha doğru ilişkiler kurmamızı sağlar. Sevgi, kendimizi ve başkalarını olduğu haliyle kabul etmeyi gerektirir. Evliliğinizin sağlıklı işleyişi için bu sırrı gözden kaçırmayın.

 

  • 4- Eşinize Onu Sevdiğini Söyleyin

Eşinizin sizin onu sevdiğinizi muhakkak ki biliyor. Ancak zaman zaman sevdiğini söylemek ve sevildiğini duymak, sihirli bir değnek gibi ilişkinize muazzam dokunuşlar yapabilir. Eşinize onu sevdiğinizi söylemekten çekinmeyin.

  • 5- Olaylara İyi Tarafından Bakın

Hayat üzerinde yol alırken, mutluluklar kadar mutsuzluklar, problemler de karşınıza çıkabilir. Yaşanan problemlerin sorun tarafında değil, çözüm tarafında durun. Olumsuzluklara odaklanmak, problemlerin çözülmesine yetmeyeceği gibi ilişkinizi de zorlayacaktır.

  • 6- Yargılayıcı ve Suçlayıcı Bir Tavır Takınmayın

Eşiniz her zaman doğru olanı yapmayabilir. Belki de bu durum size göre doğru olmayabilir. Her ne olursa olsun eşinizi yargılamanız, onu suçlamanız iletişiminizi olumsuz yönde etkileyecektir. Sorunlar ortaya çıktığında savunmacı veya suçlayıcı olmak işi daha da zorlaştırmaktan öteye geçmeyecektir.

  • 7- Şeffaf Olun

Sorunlarınızı, duygularınızı anlatmak konusunda eşinize karşı şeffaf olun. İlişkilerdeki en temel problemlerden biri karşımızdakine kendimizi kapatmaktan dolayı ortaya çıkan yanlış anlaşılmalardır. Bu yanlış anlaşılmalar zaman içinde birikir ve evliliğiniz için0 yok edici bir etki yaratabilir. Eşinize karşı şeffaf ve açık olun.

 

  • 8- Eğlenin

Eşiniz aynı zamanda hayatınızdaki en iyi arkadaşınız. Eşinizle yaptığınız etkinliklerde eğlencenin, mizahın ve gülmenin evliliğinizi güçlendiren etkisinden her zaman faydalanın. Asık suratla değil, ne yaparsanız yapın, aşkla yapın.

  • 9- Bağışlayıcı Olun

Hatalar bazen küçük, bazense büyük olabilir. Hatanın ne olduğunu, neden olduğunu anlamaya çalışın. Anlamak bizi dinginleştirir ve kalbimizi yumuşatır. Hataları affedici olun. Bu, hataları yok etmenin en naif yolu olacaktır.

  • 10- Eşinizin Kendisine Zaman Ayırmasına İzin Verin

Sizin de, eşinizin de kendinize ait özel zamanları olmalı. Bu kişisel zamanlar, ilişkinizi daha konforlu yaşamanızı sağlayacaktır.

  • 11- Eşinize Saygı Duyun

Kimine göre sevgi daha önceliklidir, kimine göre ise bir evlilikte saygı önplanda olmalıdır. İşin doğrusu ise şudur: bir evlilikte her ikisi de olmak zorunda! O nedenle karşınızdaki kişiye bir birey olarak saygı göstermelisiniz.

  1. 12- Ona Küçük Sürprizler Yapın

Bu klişe ifade her ne kadar klişe de olsa her zaman işe yarar. Küçük sürprizler, eşinize değer verdiğinizin fiiliyata dönmüş halidir. Mesela, eşinizin en sevdiği yemeği yapmak, küçük bir hediye almak gibi minik dokunuşlar, evliliğinize büyük güzellikler katacaktır.

Eşinizin Sizi Dinlemesi İçin Önce Dinlemeyi Öğrenmelisiniz

Bir erkeğin size açılmasına yardım etmenin en iyi yollarından biri ona gerçekten dinlemektir. Çoğu insan dinliyor olması gereken yerde dinlemeden otomatik olarak karşılık verir. Dinlemek dikkat, konsantrasyon gerektirir. Samimi konuşmalarda dinlemek konuşmaktan çok daha önemlidir. Çünkü konuşmanın devam etmesi için ona güven vermeniz gerekir.

New York’ta insanların en gizli sırlarını açmasını sağlamak konusunda iyi bir kadın gazeteci: “Konuşmanın önemli bir diğer yanı da hatırlamaktır. Uzun süre önce veya aynı konuşmada biraz önce söylediği bir sözden bahsedin, unutmadığınızın ve hatırlamaya değer gördüğünüz gerçeği rahatlatıcıdır“. Ve devam eder. “İnsanlardan alabildiğin kadar bilgi alırım. Çünkü ne söyleyeceklerini gerçekten merak ediyorum ve bu ilgiyi sürekli hissediyorum. Onlara bakıyorum, bir kere bile başımı çevirmiyorum. En azından o an için dünyada onun konuşmasını dinlemekten başka istediğim hiçbir şeyin olmadığını açıkça ifade ediyorum. Ünlü insanların başına pek sık gelmese de, onlar da kendilerine sorulan samimi sorulara dürüstlükle cevap veriyor.”

Eğer böyle yoğun bir dikkat ünlülere bile nadiren yöneliyorsa, birçok erkeğe hiç yönelmiyor demektir. Erkekler için erkek arkadaşlarıyla konuşmak bir diyalogdan çok yarışmaya benzerken, kadınlarla yapılan tüm konuşmalar erkeğin güvensizliği dolayısıyla bastırılır. Kadın doğru ortamı oluşturup erkeğinin kendisine söyleyeceği şeyi, gerçekten dinlemek istediğini göstererek, onu gerçekten dinlerse erkeğinin kendisine açılmasını kolaylaştırabilir. Peki kadın bu durumu nasıl sağlayacak?

Eşinizin Size Açılmasına Hazırlıklı Olun

Kadınların duygusal açılma aşamasında erkeklerin cesaretlerini farkında olmadan en sık kırma biçimleri, duymak istemediği bazı belirsiz şeyler olduğunu erkeğe hissettirmektedir. Eşinizin duygusal samimiyet yolundaki ilk çabaları ne kadar acemice hatta acı verici de olsa desteklenmelidir. Eşiniz duygularını daha önce size hiç açmamışsa, ilk duygusal kıpırtıları sizi memnun etmekten çok şaşırtabilir.

Kadınların eşleri içe döndüğünde sıkça yaptıkları şeylerden birisi de, onların boğazlarına atlamak, eşini ilgiyle boğmaktır. Bir danışanın kocasıyla ilgili hoşlanmadığı tek şeyin duygusal olarak ona karşı kapalı olması ve duygularını kendisiyle hiç paylaşmaması olduğunu söylemişti. Sonunda kocası onunla evlendiklerinde, hiçbir kadınla daha önce bir yakınlaşması olmadığı gerçeğini paylaştı. Kadınlara gerçekten ilgi duyduğunu ama iletişim kurmak için ne yapması gerektiğini bilmediğini söyledi. Kocası aslında planlı olarak bu şekilde davranmadı, yani rol yapmıyordu. Fakat kadın bu davranışa öfkeyle karşılık vermiş, bağırıp çağırmaya başlamış. Onunla, bu şekilde davrandığı için kocasını pek ödüllendirmemiş olduğunu konuştuk. Daha sonra saldırgan olmayan yollarla karşılık vererek İyi bir dinleyici olmayı başardı. Kadın değiştikçe eşi ona karşı açılmaktan daha az korkar bir hal aldı.

Unutmayın eşiniz her zaman sizin hoşlandığınız şeylerden konuşmak zorunda değil. Bu yüzden eşiniz hoşlanmadığınız şeylerden bahsederken, öfkeyle tepki vermemeyi öğrenmelisiniz. Kadın için genellikle erkeğin söylemek zorunda olduğu şeyi bir süre duymamak da fayda vardır. Zaten erkeğin suskunluğunun nedeni de budur. Eğer kadın eşinin açılmasını ve duygularını anlatmasını gerçekten istiyorsa, eşinin kafasındakileri bilinmemekle elde edeceği yarardan vazgeçmek zorundadır. Kadın bundan hoşlanmaya bilir ama buna hazırlıklı olmalıdır.

Kadınların eşinin açılma cesaretimi kırma sebeplerinden biride bu konuda yeterince özen göstermemektir. Eşinizin size anlattığı her hangi bir sırrını ya da paylaşımını, her ne kadar samimi de olsanız, başka bir arkadaşınıza anlatmamalısınız. İnsan kendine duyulan güveni kötüye kullanmamalıdır. He ilişkide hassas konulardaki açıklamaların kötü amaçla kullanılma eğilimi doğduğu zamanlar vardır. Bu tarz durumlarda kendimizi kontrol etmeyi öğrenmemiz gerekir.

Kelimelerin Ardındaki Anlamlara Bakın

İyi dinleyicilerin görevlerinden bir bölümü de dinledikleri kişinin sözcük ve davranışların ardına bakarak ne hissettiklerini anlamaya çalışmaktır. Eşinizi nasıl dinleyeceğinizi öğrenmelisiniz ve kendinize ‘Onun geçmişinde neler var?‘, ‘Bana gerçekten neyi anlatmaya çalışıyor?‘ sorularını sorarak bütün gereksiz yanlış anlamalardan kurtulabilirsiniz.

Görünürdeki argo kelimelerin ve yalnızlık mizahının ardında erkekler, çoğu kadının düşünemeyeceği kadar çok iletişim kurar. Örneğin sporla ilgili konuşmalar erkeklerin, duyguları hakkında bilgi verir. Futbol, basketbol veya herhangi bir spor dalıyla ilgilenen erkekler takımları benimserler. Ruhları takım ruhu ile batar veya yükselir. Tüm oyuncuları sanki her biri çocuklarıymış gibi bilir ve kariyerlerini büyük bir dikkatle takip ederler. Aynı şeyi pembe dizi izleyen biz kadınlar için de geçerlidir.

Erkekler pazar gecesi maç seyrederken, kadınların dizilerini izlerken hissettikleri aynı “ait olma” duygusunu tadar. Diğer erkeklerle konuşurken sporu paylaşarak ait olma duygusunu sürdürebilirler.

Çoğu durumda müstehcen şakalar ile konuşan iki erkeğin, birbirlerinin kıyafetleri ile ilgili konuşmaya başlayarak, öğle yemeğine giden iki iş kadınından hiçbir farkı yoktur. Konuşmanın önemi ne söylediğinde değil, bir şeylerin söyleniyor olmasında, basit eğlencelerle diğerinin de varlığının paylaşılmasındadır. Bu aynı zamanda konuşmayı başlatmak, ilk karşılaşmayı çekilir hale getirmek ve daha ağır konulara geçişi sağlamak için iyi bir yoldur. Birçok kadın için birbirleriyle konuşmak bir çeşit önemseme şekliyse erkekler içinde müstehcenlik ayni şeydir.
Eşinizi genellemelerle bir kalıba oturtmaktansa kendi yaratılışına göre ne anlatmaya çalışıyor onu anlamak için dinlemelisiniz ve yargılardansa şefkatle eşinize bakabilmeyi öğrenmelisiniz.

Evlilikte Uyum Nasıl Yakalanır?

Evlilikte uyum hem çiftleri hem de çocukları etkileyen en önemli faktör. Evlilikteki uyum beraberinde mutluluğu ve evlilik doyumunu da getirir. Uyumsuzluk ise tüm aile bireylerinin psikolojik ve fizyolojik sorunlar yaşaya ihtimalini doğurur.

“Evliyseniz arkanıza bakıp nasıl bir evliliğinizin olduğunu düşünün. İşinizi kolaylaştırıp size şöyle bir soru soralım; eşinizle ne kadar uyumlusunuz? Evlilikte uyum olmazsa sizin, eşinizin hatta çocuklarınızın psikolojik ve fizyolojik sağlıkları olumsuz yönde etkilenebilir. Evlilikteki uyum beraberinde mutluluğu ve evlilik doyumunu da getirir.

Evlilikte uyum yakalanılamadığı sürece mutlu bir insan olabilmekten bahsetmek oldukça zordur. Evlilik uyumu ve evlilik doyumu benzer kavramlardır ve bu iki kavram sürekli birbirini destekler. Yani doyumun olduğu yerde uyum, uyumun olduğu yerde doyum vardır.

Evlilikte uyum, iyi işleyen sağlıklı bir evliliği ifade eder. Uyumlu evliliklerde; eşler ailenin işleyişi ve evliliğin gidişatı konusunda olumlu yönde hem fikirdirler. Birbirleri ile iyi iletişim kuran; eşlerinden, evliliğinden memnun olan çiftler iyi bir evlilik sürdürebilirler. Fazla anlaşmazlığı olmayan, olduğu takdirde iki tarafın da memnun kalacağı şekilde çözüme kavuşturabilen eşlerin evliliği uyumlu ve mutlu evliliklerdir.

Uyumu Belirleyen Faktörler

Çiftler arasındaki uyumu belirleyen faktörler iki boyutlu ele alınabilir. İlk boyut; çiftlerin iletişimi ve mutluluğunu kapsayan boyuttur ve anlaşma, aşk, cinsel birliktelik, sevgi, evlilikleri hakkında doyum hisleri gibi konular içerir.
İkinci boyut ise çatışmaların olduğu, boşanma hikayelerinin yer aldığı boyuttur. Burada da fiziksel şiddet, sözel saldırganlık, kıskançlık, öfke, ekonomik sorunlar, eşlerin birbirine zaman ayıramaması ve eşlerin kişiliklerinin evlilikte sorun yaratıp yaratmadığı önemlidir.

Eğer farklı kişilik yapısı ve bakış açılarına rağmen çiftler sağlıklı iletişim kurabilir, karşı tarafın görüşlerine saygı duyup anlamaya çalışırsa daha doyumlu bir evlilik hayatı sürdürmeyi başarırlar.

Uyum İçin Çiftler Arası Destek Şart

Evlilik doyumunda eşlerin birbirine desteği, cinsel yaşam memnuniyeti, çiftlerin eğitim seviyeleri ve bu faktörlerin evliliğe nasıl yansıdığı çok önemlidir. Evlilikten önce çiftler arasındaki eğitim farkı göz önüne alınmadığında, evlendikten sonra bu fark çok yüksekse eğer çatışmalar kaçınılmaz olabilir.

Evlilik Biçimi ve Evlilik Süresi Önemli

Kendi seçimi ile evlenen kişilerin evlilik uyumu daha fazladır. Ancak bu görücü usulü evlenenler uyumsuzdur olarak algılanmamalıdır. Görücü usulü evliliklerde aile yapılarının benzer olması uyumu kolaylaştırır. Burada önemli olan aileler uygun görse de son kararı evlenecek olan kişinin vermesidir. Ayrıca, evlilik öncesi tanışma süresinin ya da nişanlılık döneminin olması evlilikte uyumu beraberinde getirir. Yapılan çalışmalarda kadınların evlilik süresi uzadıkça evlilikten duyduğu memnuniyet düşerken, erkekler de tam tersi bir durum gözlemlenmektedir. Yani kadınlar yıllar geçtikçe yorulmakta, erkekler ise daha evcimen olmaktadırlar.

Eşi Çalışmayan Koca Daha Uyumlu

Evli çiftlerin meslekleri de evlilik uyumunu etkiler. Kadınların mesleksel statüleri, eşlerinin evlilik uyumu üzerine etkili değildir. Bununla birlikte çalışan kadınların eşleri, çalışmayan kadınların eşlerine göre daha az evlilik uyumuna sahiptirler.

Mesleksel statüsü yüksek kişiler, orta ya da düşük olan kişilerden daha iyi yaşam standardına ve evlilik uyumuna sahiptirler.

Hazır Olduğunuzda Çocuk Sahibi Olun

Evlilik uyumunu etkileyen başka bir faktör ise çiftlerin çocuk sahibi olmasıdır. Bazı erkeklerde çocuğun varlığı evlilik uyumunu olumsuz yönde etkiler, kadınlarda ise çocuğun bakımını üstlenildiği için eşiyle duygusal iletişim zayıflar ve evlilik uyumu sekteye uğrar.

Buna neden olan sebeplerden arasında; eşlerin çocuk sahibi olamaya hazır olup olmadığını bilmemeleri, erken çocuk sahibi olmak sayılabilir. İki taraf da hazır ve istekli olduğu zaman çocuk sahibi olmak evliliği sağlamlaştırır.

Bu yüzden çocuk sahibi olmadan önce çiftlerin aile ve çift terapistlerinden yardım almaları gerekebilir. Sadece çocuk için değil diğer tüm faktörler için de dışarıdan bir terapistin evliliğinize farklı bir bakış açısıyla bakıp değerlendirme yapması evlilik uyumunuz için hayati önem taşır. “

Eşinize Duyguların Dilini Öğretin

Bir ilişkide samimiyetin sağlanması için erkek ve kadının her ikisinin de anlayabileceği, duygularını açığa çıkarabilecekleri, ortak bir dil bulmaları gerekir. Kadın bu ortak dilin gelişimin de eşine üç şekilde yardım edebilir. İlk olarak eşini cesaretlendirip ona örnekler vererek, duyguların dili hakkında bazı ipuçlarını öğretebilir. İkinci olarak eşinin bazen duygularını dolaylı bir şekilde ifade etmede kullandığı sessiz yöntemleri daha ilgili dinlemeyi öğrenebilir. Son olarak da eyleme dökülmüş iletişim şekillerinin yanında dökülmemiş olanların da değerini anlamaya ve kabullenme çalışabilir. Bu yazımda eşinize duygularının dilini nasıl öğretebilirsiniz onun üzerinde duracağım.

Eşinize Duyguların Dilini Öğretin

Samimiyetim bilinmeyen yönleri her iki tarafın da bunun için çaba göstermesi ile açığa çıkabilir. Kadınlar ve erkekler duygularını farklı yollarla ifade ederler. Duygu ve düşüncelerinizi birbirinizi anlayacak şekle nasıl çevireceğinizi öğrenmeniz gerekir. Evet hepimiz eşinizin, bu dile nasıl çevirmesi gerektiğini kendiliğinden öğrenmesini isteyebiliriz. Fakat gerçek dünyada bir erkeğin kendi kendine çıkıp, duygularını bir kadın gibi öğrenmesini bekleyemeyiz. Eğer eşinizle tam duygusal bir paylaşım istiyorsanız, çaba sarf etmeli ve eşinize kendi duygusal dilinizi öğretmelisiniz. Aksi takdirde beklentileriniz sizi hayal kırıklığına uğrayacaktır.

Ortak Konular ve İlgi Alanları Bulun

Çoğu kadın samimiyetin temelini yanlış bir düşünceye dayandırır, samimiyet için sadece duyguların paylaşılması gerektiğini düşünür. Samimiyeti aşk muhabbeti ile eş tutar. Bu nedenle de kadınlar çoğunlukla ilişkideki sorunları birbirlerine besledikleri duyguları karşılıklı konuşarak, bir takım formüllerle ifade ederek, analiz ederek, eleştirerek çözmeye çalışırlar. Çoğu ilişkinin aşktan gözlerinin kör olduğu başlangıç dönemlerinde bu tür tartışmalar yaşandığı için pek çok kadın, böyle tartışmaların duygusal bağlılığın en belirgin kanıtı olduğuna inanmaya devam eder.

Fakat ilişkinin kendi kendini destekleyen bu başlangıç evresi nadiren süreklilik kazanır. Sadece karşılık görmemiş aşk sürekli olabilir ve bunun sonucu da samimiyet değil saplantıdır. Bu evre geçtikten sonra sağlıklı bir evlilik için, paylaşılan deneyimlerle eşler ilişkilerini kuvvetlendirmelidir.

Kadın eşinin kendisiyle konuşmasını istiyorsa, konuşacakları bir şeylerin olduğundan emin olmalıdır.
Erkekler bir sohbet esnasında daha çok “Ne yapıyorsun ya da şimdiye kadar neler yaptın?” gibi sorulara odaklanırken, kadınlar “Nasılsın?” diye başlayan duygusal muhabbetlere daha açıktır.

İlişkiyi kendi temelleri yerine ilgi duyulan konular üzerine kurmak erkeklere çok daha kolay gelir. Duygularımı açamayan bir eşiniz varsa, kişisel duygularının yerine görünürde kişisel olmayanları koyması onu daha kolay gelecektir. Mesela erkeklerin ilgi alanlarında duygularını paylaşarak kurdukları ya da kurmayı istedikleri samimiyeti en güzel örneğini futbol maçı seyreden bir grup erkeğin duygu alışverişinde görebiliriz.

Elbette eşinizle oturup futbol muhabbeti yapın demiyorum fakat eşinizin bu isteğimden yararlanarak onun duyguları hakkında konuşmaya çalıştırabilirsiniz. Futbol hakkında konuşmaktansa, bir film, kitap ya da gazete manşetleri üzerine konuşabilirsiniz. Korkutucu olmayan bu tip duygusal diyaloglarla başlayan bir kadın yavaş yavaş eşinin kendi iç dünyasını daha yakından paylaşmaya doğru gidebilir. Böylece erkek samimiyet kapısını açan anahtarıyla kendi duygularını da benimseyebilir.

Ona Kendini Nasıl İfade Edeceğini Öğretin

Çiftler birbirine karşı duygularıyla veya özellikle ilişkideki duygusal problemleriyle ilgili olarak konuşmaya başladığında kendilerine açık bir şekilde nasıl ifade edeceğini öğrenmeleri gerekir. Kadınlar duygularını anlama ve anlatma da erkeklere göre daha deneyimlidir. Bu nedenle erkeğin kendisini anlatmak için gerekli konuları, kadın öğretmek zorunda kalabilir.

İletişim kurmak isteyen bir çift, gerçek doğru ya da uzlaşım peşinde olmaksızın nasıl konuşacaklarını bilmelidirler.
Erkekler için önemli olan duygularıyla düşüncelerini ayırt edebilmeyi öğrenmektir. Erkek kadının daha iyi bildiği bu ayırımı yaptığında, kendini motive etme yollarını bulmaya başlayabilir. Böylece neden bu şekilde tepki gösterdiğini, hangi geçmiş olayların sevgisini ifade etmekte korku yarattığını, konuşmayı neden kendisinden başka bir tarafa yöneltmek istediğini, kendi kendine sormaya başlayabilir. İşin püf noktası erkeğin kendisi ile iletişim kurmasını sağlamaktır. Bunu başardıktan sonra başkalarıyla iletişim kurmaya da başlayabilir.

Kendinizi Belirgin Bir Şekilde İfade Edin

Erkeklerin çoğu, konuşmanın konusuna önem verir. Niyeti sorunları çözmektir. Eşiniz böyle biriyse, ona doğrudan sorular sorarak ve özel çözümler getiren özel problemler sunarak bir adım öne geçebilirsiniz. Belki de eşinizi etkilemenin en önemli yollarından biri, ona çözülecek genel bir problem vermek yerine daha özel bir problem vermek ve çözmesini beklemektir.

Bir kadın eşinin kendisiyle konuşmadığından ne kadar şikayetçi olsa da, erkeklerin çoğu eşiyle diyalog halinde olmamayı, konuşamamayı bir sorun olarak görmüyor ve dolayısıyla bu konuyu tartışmanın faydasız olduğunu düşünüyor. Birçok erkeğe göre, “problem” çözülmesi gereken bir şey olarak tanımlanır. Ona göre eşinizin sizinle konuşmaması bir problem değildir.

Size tavsiyem genel durumlar ve sizin genel olarak nelerden hoşlanmadığınız hakkında eşinizle konuşmaya çalışmayın. Konuşmanızı bunun yerine istediğiniz değişikliklere odaklanın. Eşinize sorunlarınız ile ilgili uzun bir konuşma yapmak ve bu arada aranızdaki samimiyetin gelişmesini ümit etmek yerine, zor bir konuda doğrudan sorular sorarak çok daha açık bir yanıt alabilirsiniz. Mesela babasıyla geçirdiği saatlerinin sıcak anıları nelerdi? Çocukluk arkadaşları nasıldı?

Birbirinize Sırlarınızı Açın

Bir erkeğin samimiyet kapılarını aralayan tek şey sırdır. Çünkü erkekler kişisel olaylarla ilgili olarak çok az konuşur ve kendilerini sorgular. Onlar açığa çıkarıldığında acı veren özel sırlar barındıran gerçek hazinelerdir.

Eğer en önemli sırlarını sizi anlatan bir eşe gerçekten sahipseniz açık bir ilişki oluşturmak yolunda, bence uzun bir yol kat etmişsiniz demektir. Bir erkeğin hayatı boyunca taşıdığı sırrı nedir? Babasının para kazanma şeklinden daima utanç mı duymuştur? Çocukken kötü bir şeyler mi yapmıştır? Ne olursa olsun sorunu ifade etmenin gereğine inandırmak çok önemlidir. Böylesi bir sır yükünden kurtulmak hayat değiştirebilir. Hatta eşinizin kişiliğini yeniden kurabilir.

Kısaca eşinizin size bu tip sırlarını anlatmayı düşünmesini sağlamak için, kendi geçmişinizden onun bilmesini istemediğiniz, utanç duyduğunun sırlarınızı anlatarak onu cesaretlendirmek en iyi yoldur. Eğer onu tüm geçmişinizi açarak güveninizi gösterirseniz o da kendi sırlarını vermek için size güvenebilir.

Ayrılık sonrası depresyonu nasıl geçer?

Bir aşkın parçalanması, beraberinde yas sürecini de getiriyor. Acısını içine gömenler, itiraf edemeyenler, ayrılık acısının can yoldaşı depresyonu yanı başında buluyor.

Dilin söyleyemediğini, içinize attıklarınızı, üstünü örttüğünüz, toprakla kapattığınız yaraları göz önünden kaldırınca başa çıktığınızı zannediyorsunuz. Oysa yaptığınız, patlamak üzere olan bir tüpü evin kilerine koymaktan başka bir şey değil.

Anlatmıyor, yüzleşmiyor, itiraf edemiyorsunuz ancak bedeniniz buna izin vermiyor. Dilinizde şekillenmeyen yardım çağrısı, bedeninizden geliyor. Depresyon sizi ele geçiriyor. Depresyonda olduğunuzu anlamanın yolları var elbette!

Öncelikle, şiddetli ve yoğun bir üzüntü duygusu içinde oluyorsunuz. Bu duygu günlük hayatınızda zaman zaman yaşadıklarınızdan farklı olarak, süreklilik gösteriyor. Yani, uyumadığınız her an bu ağır duygunun içinde oluyorsunuz. Kendinizi önemsiz, değersiz hissediyorsunuz. Sürekli bir suçluluk hissi yaşıyorsunuz. Konsantre olmak zorlaşıyor. Dikkat eksikliği hemen kendini gösteriyor. Okuduğunuzu bile anlayamaz hale geliyorsunuz. Eliniz, kolunuz kalkmıyor. Boş bir çuval gibi, sanki bıraksalar olduğunuz yerde yığılıp kalacaksınız. Sabahları yataktan kalkmak istemiyorsunuz. Yemek yiyemiyorsunuz. Kendinizi hem çok yalnız hissediyor, hem başkalarıyla vakit geçirmeye tahammül edemiyorsunuz.

Bunlar depresyonun en belirgin özellikleri ama ilk sırayı uyku bozukluğu alıyor. Yani, depresyon içinize sızmaya başladığında, önce uykuya saldırıyor. Ardından isteksizlik devreye giriyor. Eskiden üstüne titrediğiniz işler, önemsizleşiyor. Zorunluluğunuz yoksa kenara atılıp, itelenebiliyor.

Aslında insan, yüreğini koyduğu, zamanını harcadığı ve emek verdiği bir aşkı kaybettiğinde, biraz içine dönme, mutsuz olma lüksüne sahip olmalıdır. Bu yası doya doya yaşayabilmelidir. Ancak tehlike çanlarının kulakları tırmaladığı bir an var, ya dönemezseniz? Yürüdüğünüz karanlık tünelin ucu ya uçuruma çıkıyorsa? Bu yüzden ayrılıkların ardından yaşanan o kötü dönemde, mutlaka bir arkadaşınıza yetki verin. İçinde bulunduğunuz ruh hali çok uzun süre değişmezse, size müdahale etmesi için tembihleyin. Siz vaktin nasıl geçtiğini anlayamayacaksınız. Dışarıdan bakan bir göz ise, tam sınıra geldiğinizde müdahale edebilir.

Tek yapmanız gereken, dostunuz kapıyı çaldığında itiraz etmeden profesyonel yardım almaya gitmek olmalıdır. Aşkın acısını yaşamaya hakkınız olduğu kadar, hayatın güzelliklerini tatmaya devam etmek gibi bir zorunluluğunuz da var. Ayrıca aşkın sizi nerede bulacağını kim bilebilir? Ya gittiğiniz psikoloğun kapısında çarpışırsanız? Bunların yalnızca filmlerde olduğunu mu düşünüyorsunuz? Siz sadece bir adım atın…

Evliliğiniz Monotonlaştı mı?

Evliliğinizi tekrar harekete geçirmenin yolu, ilk günlere geri dönmektir. Mesela eşine bir mektup yaz. Ona ilk aşık olduğun zaman neler hissetmiştin, neden onu seçmiştin, neden onu istemiştin, o günleri düşün ve duygularını, düşüncelerini yaz. Sonra şık bir sofra kur, makyajını, saçını yap, keyifli bir gece geçirmek için her şeyi hazırla ve eşine bu mektubu ver.

Kendisini hala çok sevdiğini, 7 yılın sonunda bazı heyecanlarını yittiğini fark ettiğini, bu yüzden o aşık olduğunuz günlere geri dönmek istediğini anlat. Onun da senin için hissettiklerini o günlere dönerek anlatmasını rica et.

Birlikte olabileceğiniz aktiviteler bul. Sinemaya gitmek, konsere gitmek, sahilde yürüyüş yapmak, ormanda gezmeye gitmek gibi birlikte olacağınız programlar yap.

Birbirinizi özleyebilmeniz için bir hafta ayrı tatil yapmayı öner. Herkes kendi arkadaşlarıyla bir hafta geçirsin, bakalım dönüşte neler hissedeceksin.

Yatak oyunları keşfet, fanteziler üret. Eşinle birlikte olabileceğin zamanlar yarat. Öğlen yemeğine davet et dışarıda birlikte yemek yiyin. Sonra herkes işinin başına dönsün mesela.

Önümüzdeki yaz için yurt dışında bir yer seçin birlikte, oraya gitmek için şimdiden para biriktirip, o ülkenin dilini öğrenmeye başlayın. Her hafta birkaç kelime ezberleyin.

Duygular durup dururken geri dönmezler. Onları tekrar canlandırmak bizim elimizdedir.

Kavga Ederken bile Saygı Sınırı Aşılmamalı

Ailemizle, eşimizle, kendimizle, arkadaşımızla kavga edebiliriz; bu hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak, kavga ederken öfkeyle söyleyeceğiniz sözler daha sonra tamiri zor durumlara yol açabilir.

Boşanmak istiyorum!

Her zaman uzlaşma yolunu aramaya açık olun. Bazen söylediğiniz şeylerin geri dönüşü olmaz. Özür dilemek de işe yaramayabilir. Bu cümleyi söylemeyin çünkü geri dönülmez bir yola girebilirsiniz.

Tıpkı baban gibisin!

Birilerini aile fertlerine benzetmek, sadece o şahsa değil benzettiğiniz kişiye de hakaret etmek anlamına gelir. Herkes bir birey olarak görünmek ister, onu herhangi birine benzetmeyin.

Küfür etmeyin

Onu aşağılayacak kelimeler söylemeyin. Kişiliğine ve yapısına karşı hakaret içeren sıfatlar takmayın. Pislik, korkak vs…

Çocuk senin yüzünden böyle oldu

Çocuğunuzu kavganın konusu haline getirmeyin. O sizin aranızda bir piyon değil. Çocukları tartışmaların dışında tutun.

Sürekli aynı şeyi anlatmak

Geçmişte olmuş bir olayı sürekli önüne çıkararak kavga konusu haline getirmeyin. Yıllar önce olmuş ve bitmiş bir olayı sürekli gündemde tutmayın.

Her zaman böylesin

Onda şikayetçi olduğunuz konuları kavga sırasında yüzüne vurarak, onu düzeltemezsiniz. Tam tersi, olayın abartılmasına sebep olursunuz.

Neden sinirlendin?

Madem suçlu değilsin neden sinirleniyorsun cümlesi, karşınızdakinin sinir kat sayısını ikiye katlayacaktır. İnsanlara kavga ederken enden sinirlendiğini sormak, yaraya tuz basmak demektir.

Benimle şimdi konuşacaksın!

Sizinle hemen o anda konuşmasını istemeniz, onu zorlamak ve gerginleştirmekten başka işe yaramaz. Gerçekten konuşmak istiyorsanız, ikiniz için de uygun zamanı beklemelisiniz.

Hepsi senin suçun

Uçağı kaçırmaktan, yağmurun yağmasına kadar her şey için onu suçlarsanız, bir süre sonra sizin söylediklerinizin bir değeri kalmayacaktır.

Şiddete sevk etmek

Beden dili şiddete doğru yönlenmiş ama kendini kontrol eden birini şiddete yönlendirecek söylemlerde bulunmayın. “Bir de vuracak mısın, hadi vursana, erkeksen vursana” gibi kışkırtıcı cümlelerden sakının.

Evliliğinizi kurtarmak için neler yapılabilir

‘Hayatımın en mutlu günü’ diyerek evlenen birçok insan, kısa zamanda boşanmanın eşiğine geliyor. Evlilik bitmeden önlemini almak için şu tavsiyelere kulak verin!

Günümüzdeki boşanma oranlarına ve ayrılık hesaplarına bakarsak, ilişkilerini ve evliliklerini yürütebilen çiftlerin sayısı gittikçe azalıyor. Bu durumda her çiftin kendine düşeni yapması gerekiyor.

Öncelikle şunu unutmayın; ilişkinizde halledilemeyen bir sorun varsa, bu vücudunuza giren bir mikrop gibidir. Sonunda sizi hasta edeceği kesindir. Önleminizi alıp doktora gitmek varken, evde oturup beklemezsiniz değil mi? Aynı durum ilişkinizde de geçerlidir. Eğer bir sorun var ve çözülmüyorsa, bunun uzmanları var. Gidip yardım almaktan çekinmeyin.

İşin acı tarafı; pek çok çift bunu yapmak için uzun süre bekliyorlar. Çiftlerin yardım alması neredeyse 6 yılı buluyor. Ancak sorunlu evliliklerin yarısı, zaten ilk 7 yıl içinde bitiyor.

Problem çifti yiyip bitirmiş, gereksizce tahrip etmiş, artık kurtarılamayacak duruma geldikten sonra alınan yardımın da bir anlamı kalmıyor. Yani kanser olduğunuzu biliyorsunuz, hastalık bütün vücudunuzu sarıyor, artık bazı organlarınızı kullanamıyorsunuz ve nihayet aklınıza doktora gitmek geliyor. Ama bu durumda doktor ne yapsın?

Çiftlerin sık yaptıkları davranışlardan biri akşam yaptıkları kavgayı yatak odasına taşımaktır. Eğer bir konuda tartışıyorsanız, uyku zamanı geldiğinde bu tartışmayı duraklatmayı bilmelisiniz. “Pause” düğmesine basıp, sabah kahvaltıdan sonra tekrar aynı konuyu tartışmaya devam edebilirsiniz ama bunu yatak odanıza taşımayın.

Yatağınıza kavgalı girmeyin! Ayrı yataklarda uyumayın! Küslüğünüzü ayrı uyuyarak geçirmeye çalışmayın!

İlişkinizin uzun yıllar sürmesini istiyorsanız, yakınlığınızı ve saygınızı her zaman koruyun. Eşinize karşı sıcak, sevecen ve yakın olun. Bu yakınlık meselesi emin olun cinsellikten daha önemlidir. Her zaman sarılın, bedensel temas kurun, el ele tutuşun. Birbirinizi dinleyin ve sohbet edin.

Konuşan çiftlerin temelinde dostluk olduğunda, ilişkilerinde daha fazla güven ve sağlamlık gelişir. Ayrıca birbirinize saygınızı asla elden bırakmayın. Birbirine karşı saygısını kaybetmiş çiftlerin ilişkilerini yürütemedikleri araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır.

Para biriktirip biriktirmediğiniz elbette önemlidir ve bir ilişki geleceğini de sağlama almalıdır. Ancak ilişkinizin kendine ne kadar yatırım yaptığınız, paranızdan daha değerlidir.

Evlilikte mutluluk nasıl sağlanır?

Bir insan evinde ve ailesiyle mutluysa, hayatta her zorluğun üstesinden gelir, yaşamaktan zevk alır. Bu yüzden, aile içinde birlik, ve beraberlik kavramlarının önemi yüksektir. 

Güne şükrederek başlayın

Günümüzde çoğu insan güne başlarken kendini olumsuz yönde ya da yargılayarak günlerini planlıyorlar. Güne şikayet ederek başlıyoruz ve onları çağırıyoruz. Bu yüzden güne şükrederek başlarsak, evren de bize şükredeceğimiz bir gün yaşatır.

Pozitif enerjiyle kendinizi sarın

Güne başlarken insanlar küçücük sorunları kafalarında büyüterek onların gün içerisinde patlamasını tetikliyorlar. ’’Yarım saattir traş oluyor! Çorabımı bulamıyorum’’ ve bunun gibi cümlelerle günlerini negatif bir enerji ile adeta sabote ediyorlar. Bu tarz düşünceler sizi erken yorar ve yıpratır, güne hayatınızdaki her şeye şükrederek başlamayı öğrenmeli ve bunu kendinize ilke edinmelisiniz.

Önce durumu kabullenin

Aile içi motivasyonda, hayatınızı paylaştığınız kişi ile iletişim problemi duyuyor ve davranışlarından hoşlanmıyorsanız ilk başta bu durumu kabule geçmeniz gerekir. ’’Eşimi (ya da diğer aile bireylerinden birini) olduğu gibi kabul ediyorum’’ demelisiniz. O kişinin kapasitesinin o kadar olduğunu ve onu değiştiremeyeceğinizi kabul etmelisiniz.

 

Hayalinizdeki sizi mutsuz etmesin

Birçoğumuzun hayalinde bir rolmodel vardır ve birlikte olduğumuz kişi o rolmodele uymadığında problemler çıkmaya başlar. Emin olun kafanızdaki rolmodel bu hayatta yok. Bu rolmodel kişi, küçüklüğümüzden itibaren çevremizde gördüğümüz ilişkilerden etkilenip yarattığımız bir modelden öteye geçemez. Önemli olan karşınızdaki kişiyi olduğu gibi kabul etmenizdir. Eşinizi olduğu gibi kabul ettiğinizde mutlu olmaya başlarsınız ve otomatikman eşiniz de sizinle birlikte olmaktan mutluluk duyacaktır.

Haklı olmaktan vazgeçin

Önce aile içindeki bireyler beyaz bayrak çekmelidir. Haklı çıkmak için şikayet etmekten vazgeçin. Çünkü bunlar maskedir, bu maskelerden kurtulmak için niyet edin. Birbirinizi suçlamak sadece olduğunuz yerde saymanıza ve durumunuzu kurtarmayı geciktirmeye sebep olur. Kendinizin hatalarını da olduğu gibi kabul edin ve bu kötü süreci sevgiyle kurtarmak için niyet edin. Eşlerin birbirlerine olan korkularını içlerinden temizlemeleri gerekmektedir.

Kendi korkularına odaklanın

Örneğin; Eşinizin sizi aldatacağını düşünmeniz bir aldatılma korkusudur. Ya da sizi terkedip gitmesini düşünmeniz ayrılık korkusudur. Ve bu korkuya kapıldığınızda sağlıklı düşünemez, hareket edemezsiniz. Karşınızdaki kişi sizin aynanızdır. Onda bulduğunuz her hata ve kusur sizde de vardır. Dışavurum olmuş ya da olmamış hiç farketmez, eleştirdiğiniz taraflarının kendi bünyenizde de olduğunu unutmayın ve sevgiyle çözüm için niyet edin.

 

Çocukluğunuzu iyileştirin

Aslında bu tür korkular bizim çocukluğumuzdan itibaren yaşadığımız durumların içe vurumlarıdır. Bu durumun gelişmesi ve korkularımızın bizde kalıcı hale gelmesi yetiştirilme tarzımızla alakalıdır. Anne babamızdan sevgi, ilgi ve şefkat görebildik mi? ilgisiz sevgisiz olan ya da aileden biri değil sizi yetiştiren birisi de olabilir .

Önce kendinizi affedip kucaklayın

Sizin kendinize yapacağınız en büyük iyilik kendinizi ve kızgınlıklarınızı affetmektir. Kızgın olan insan iticidir. Önüne gelen tüm mutluluk fırsatlarını farkında olmadan iter. Zaten öfke ve kızgınlık itici güçlerdir. Bu durumda mutluluğun ve huzurun size gelmesini engellersiniz. Eleştirmek, küçük görmek ya da kendinden büyük görmek itici güç için ortam hazırlar. Ve bunlar kötü enerjilerdir. Para rekabeti de kötü bir enerjidir. Evren size der ki: ’’Benim yeterli bolluk bereketim yok mu ki sen para için rekabet ediyorsun?’’ Sizin için evrende yeterince bolluk ve bereket var, siz sadece evrenin bolluk ve bereket kaynağını kullanın.

Değerli bir insan olduğunuzu bilin

Kendi öz güveninizi artırın. Siz değerli ve bütün bir insansınız, eğer sizde değersizlik korkusu varsa karşınızdaki kişiler de size değersiz olduğunuzu hissettirecektir. Çünkü bu sizin düşünceniz ve evrende bu düşüncenizin sürekliliği için çalışacaktır.

Siz nasılsanız etrafınız öyle olur

Unutmayın, kendine güveni yerinde olan, huzurlu ve mutlu olan insanlar kendilerine bolluk ve bereketi daha rahat çekerler ve evren bu şekilde yaşayan insanlara kendileri gibi hayırlı insanlar gönderir. Problemli, sorunlu ve içine kapanık kişiler de kendilerine bu tür insanları çeker. Kendisini o kişiler içinde görür ve onların içinde kendini güçlü göstermeye çalışır. Bu kişiler cesur gözükür fakat kendi içlerinde kendilerini yer bitirirler.

 

Şimdinin gücünü hissedin

Geçmiş çok tehlikeli bir dönemdir. Sürekli geçmişi yaşamak sizi yorar ve anı iptal eder. Örneğin iki sene önce yaşanmış bir kıskançlık olayını ele alalım. Kıskanan kişi hatasını fark etmiş ve kendini geliştirerek bu tutumundan kurtulmuş. Fakat bir tartışma anında eşi iki sene önce yaşadığı bu olayı gündeme getirerek ’’Sen iki sene önce de beni kıskanıyordun zaten senin ailen de böyle’’ dediğinde karşısındaki kişinin iki sene içinde edindiği gelişimi alıyor ve onu geçmişe götürüyor. O andaki öfkeyle eşini iki sene geçmişe götürüyor ve eşinin kendi için iki sene daha uğraşmasına neden oluyor. Tabii gelebilirse.

Dua edin ki gelsin

Açın ellerinizi ‘’Mutlu olmak için bize yardım et, huzurlu olmak için bize yardım et ‘’ diye Allah’tan yardımını dileyin. Unutmayın, her insan mutlu olmayı hak eder, her çocuk mutlu ve huzurlu ortamda büyümeyi hak eder, her şirket iyi iş yapmayı hak eder, her insan üretken olmayı hak eder.

Güzel sözler söyleyin

Hayatınızdaki insanlara güzel şeyler söyleyin. Bir gün ninemle sohbet ederken şöyle bir soru sordum: Nine rahmetli dedem seni hiç sevdiğini söyledi mi? Ninem düşündü düşündü: Söyledi ya, dedi. Ne söyledi? Dedim. Ninem; ’’Güzel kadınsın ama burnun biraz büyük’’ dedi bana.

Hastalıklar psikolojiktir

Her gün kocasına öfke duyan bir kadın o hasta olduktan sonra suçu başka bir yerde aramamalı. Kocasına öfkesini aktararak, enerjisini çaldığı için ve sevgi vermediği için kocası hastalanmış olabilir mi? Bakın; tıptaki hastalıkların %70 i psikolojiktir. Kocanızla ya da karınızla ettiğiniz kavgaların çoğu onların vücutlarında dışavuruma ulaşır. Lütfen konuştuklarınıza ve davranışlarınıza dikkat edin. Eşinize sevgili ve saygılı olun. Çocuğunuza hoşgörülü olun ve değerli olduğunu sıkça hatırlatın.

En Sık Rastlanan Evlilik Sorunları

Evli bir çift arasındaki gerginliğin asıl nedeni çok daha farklı olabilir. Klasik nedenleri ortaya atmadan önce, siz farkında olmadan evliliğinizi tehdit eden şeyleri öğrenin. İşte en sık yaşanan evlilik sorunlarının gizli nedenleri:

Çok fazla özür dilemek

Bir kavganın ardından eşinizin duymak istediği şey ”özür dilerim” olmayabilir. Özür dilemenin yerine, uzlaşmaya varmayı deneyin. Böylelikle iki taraf ta kendisi için sorun oluşturan şeyleri göz ardı etmek zorunda kalmaz ve problem gerçekten çözümlenir.

Televizyon aşkları Televizyon ve filmlerde

gördüğünüz hayali çiftlerden vazgeçemiyor musunuz? Araştırmalar, televizyon romansına ciddi ölçüde kapılan ve inanan insanların eşleriyle olan ilişkilerine kendilerini daha az adadıklarını göstermekte. Dizi ve filmlere kendini kaptıran kişiler, gerçek, inişli çıkışlı ilişkiler yerine çiçekler almayı ve heyecanlar yaşamayı bekliyorlar ve ne yazık ki gerçek hayatta ilişkiler o şekilde yürümüyor. Bu da çiftlerin mutsuz olmalarına sebep oluyor.

Dijital iletişim Birbirinize SMS, e-posta ya da Facebook’tan mesajlar göndermek yüz yüze iletişim içinde olmaktan çok daha kolay ve hızlı gelebilir ama Oxford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, dijital yollardan birbirleriyle iletişime geçmeyi tercih eden çiftlerin ilişkilerinde daha doyumsuz olduklarını gösteriyor.

 

Rüyalarınız Rüyanızda kocanızın size kötü davrandığını ya da sizi aldattığını görmeniz gerçek hayatta da kavga etmenize neden olabilir. Bu, araştırmalarca da kanıtlanmış bir gerçektir. Rüyanızda sinirlendiğiniz bir konu için eşinizle kavga etmek yerine, neden canınız sıkıldığı hakkında onunla konuşun.

Başbaşa randevuya çıkmak Normalde romantik ve rahatlatıcı olması gereken bu aktivite iki tarafın farklı istekleri nedeniyle bir kabusa dönebilir. Kadınlar, planlı aktiviteleri tercih ederken, erkekler, daha spontan aktivitelerden hoşlanırlar. Bu nedenle, iki taraftan birinin mutsuz olmaması için, randevunuzda ne yapmak istediğinizi karşılıklı konuşmak ve ortak bir karara bağlamak evliliğiniz için daha doğru olacaktır.

Az uyku

İhtiyacınız olan uykuyu almazsanız sinirli ve gergin olursunuz. Bu da ilişkinize sinir ve kavga olarak yansır.

Boşanan arkadaşlar Araştırmalar, boşanmanın bulaşıcı olduğunu göstermekte. Mesela, arkadaşınızın kocası onu aldattığında siz de ister istemez kendi kocanızın sadakatini sorgulamaya başlarsınız ve bu durum, ortada bir şey yoksa dahi, evliliğinizi kötü yönde etkiler.

Hiç kavga etmemek Kavga etmiyor olmanız birbirinize sinirlenmediğiniz anlamına gelmez. Kavga etmek, tartışmak sağlığınız için iyidir ve birbirinize karşı dürüst olmanızı sağlar. Kavgadan kaçınmak ise stres hormonlarınızı arttırır. Kavgadan kaçınmak yerine sakin bir şekilde sizi sıkan durumları konuşmayı deneyin.

Evlilikte her zaman iniş çıkışlar olabilir. Önemli olan karşılıklı olarak birbirinizi anlamaya çalışmak, orta yol bulmak ve bu güzel günlerin keyfini çıkarmaktır.

Aile Danışmanlığı Desteği İçin Randevu Alabilirsiniz

Evlilikte Ailelerin Müdahalesi Boşanmalara Neden Olabilir

Ailelerin evliliğe karışması başlangıçta işleri kolaylaştırıyormuş gibi görünse de sonradan işleri dahada zorlaştırmakta ve evliliği gençler için kabusa çevirmektedir.

Evlilikte yaşanan sorunların en büyük nedeni ailelerin, özellikle erkeğin annesinin, yani kayınvalidenin evliliğe karışması ile yaşanmaktadır.

Genellikle kız tarafının ailesi de evliliğe karışmakta hatta el altından evliliği idare etmektedir ama bunu çok belli etmeden ve tepki çekmeden yapmaktadırlar. Eşler arasında sorunlar oluşmaya başladığında ise bu durum problemlere neden olmaktadır.

Ailelerin evliliğe yardım etmesi ile karışması farklı şeyler olup bir süre sonra “ Senin ailen şunu yaptı, benim ailem bunu yaptı” şeklinde tartışmalar başlamakta ve giderek bu tartışmalar evliliği sıkıntıya sokmaktadır. Ailelerin ekonomik yönden yardım etmeleri, tartışmalarda arabulucu olarak müdahale etmeleri, evde yaşanan sıkıntıların aktarılıp her şeyden haberdar edilmeleri, farkında olmadan onları evliliğe müdahil duruma getirmekte ve tartışmalarda taraf olmalarına neden olmaktadır.

Ailelerin genelde kendi evlatlarını haklı görmeleri, onlardan yana olmaları, eşlerin birbirlerine karşı öfkelerini arttırmakta, kimi zaman aileler ile iplerin kopmasına neden olmaktadır. Bu durumdan kendisi ile sorun olmadığı halde öbür tarafın ailesi de nasibini almakta, “Sen benim ailemle görüşmüyorsan ben de senin ailen ile görüşmüyorum” diyerek her iki tarafla da sorun yaşanmaktadır.

Sonuç olarak aileleri evliliğe karıştırmak kolayımıza gelir ama daha sonra onları olaylardan uzak tutmanın mümkün olmayacağını düşünerek evlilik içinde yaşananları evlilik içinde çözmeye çalışmalıyız.

Eğer bunu yapamazsak profesyonel bir yardım almalı ama ailelere ev içinde yaşanan olumsuzlukları aktarmamalıyız. Buna dikkat etmediğimizde biz eşimizle aramızı düzeltiriz ama sonrasında ailemiz eşimize karşı cephe alır ya da onlar affetse bile ortalıkta dolaşan laflar nedeniyle bu sefer eşimiz onları affetmez. Buna asla sebebiyet vermeyelim.

Gerek ekonomik gerekçelerle, gerek çocuğumuza bakma adına, gerekse ev içinde yaşananları çözmek adına ailelerimizden yardım istemeden önce on kere daha düşünelim, mümkünse de yapmayalım.

 

Aile Danışmanlığı Desteği İçin Randevu Alabilirsiniz

Evlenince Değişir mi?, Evlenince Değişir misiniz?

İlişkinin en keyifli zamanlarında, karşımızdakini tahlil etmeye başlarız. Hoşlandığımız, sevdiğimiz, aşık olduğumuz adamın da kusurları varmış meğer!

Aşkın büyüsü etkisini azalttığında, akıl tahlillere başlar. Karşınızdakinin size göre ters gelen yanlarını, sinir bozan huylarını görürsünüz.

Bu noktada ise, aklımıza şu cümleyi düşünürüz: “Evlenince değişir!” İşte yapılan en büyük hatalardan biri budur!

İnsanların değişimi çok zordur. Alışkanlar zamanla değişebilir. Yaşam denilen öğretmen, hepimizi gelişmeye ve değişime zorlar.

Evlenene kadar kerevizden hiç hoşlanmayan ve ağzına bile sürmeyen bir adamın, eşinin pişirdiği kereviz yemeğini bayılarak yemesi, sıklıkla rastlanabilir bir durumdur. Ancak aşırı tutumlu veya eli sıkı birini, cömert bir adam haline getiremezsiniz.

Alışkanlıklar bile çok zor değişirken, kişilerin kimlikleriyle ilgili bir değişim olacağını düşünerek evliliğe girmek, sonradan hayal kırıklığı yaratabilir.

Evlenmeye karar verdiğinizde, karşınızdaki insanı iyi değerlendirin. Size göre eksilerini ve artılarını belirleyin. Doğru gözlemleyin ve tanıyın.

Ondan sonra yapılması gereken ise; sevmediğiniz yönlerini kabullenmektir. Eğer evlendikten sonra onu değiştireceğinizi düşünerek, evlenene kadar geçen sürede tahammül etmeyi denerseniz, sonunda mutsuz olursunuz.

En hoşunuza gitmeyen yanlarına rağmen ve o yönlerini de sevebildiğinizde, evliliğinizin uzun soluklu ve huzurlu olmasını sağlayabilirsiniz. Unutmayın! Evlenince değişmeye yakın olan şeyler, sadece alışkanlıklardır! Karakteriniz sizinle yol alacaktır!

Eşinizin Kalbini Açan Bir Anahtar Mutlaka Vardır

Problemsiz bir dünya olmadığı gibi problemsiz evlilik de olmaz. Çünkü iki farklı insanın tek bir insan gibi düşünmesi, konuşması ve hareket etmesi imkânsızdır.

Fakat birbirini se­ven akıllı eşler, aralarındaki ufak tefek anlaşmazlıkları ko­layca aşar. Bazıları ise kaderine küser, problemleri çözmeye yanaşmaz. O zaman da aralarındaki çatlak büyüdükçe bü­yür ve bir uçurum oluşur. Uçurumu aşıp bir araya gelemez­ler.

Eşinizle aranızda uçurumlar mı var ya da size mi öyle ge­liyor?

“Birçok yolu deniyorum; ama aradaki bu çatlağı kapatıp I uçurumu atlayarak onun dünyasına giremiyorum” mu di­yorsunuz?

Hiç düşündünüz mü belki de yanlış yol deniyor, ters isti­kamete doğru yürüyorsunuz. Çünkü insan yüz kapılı bir sa­raya benzer. Yüz kapıdan birini mutlaka açabilirsiniz. Bu­nun için ne yapmak gerek?

Önce o sarayın kapılarını tanımaya çalışın. Hangi anah­tarla açılabileceğini öğrenin. Eğer kapı çelikse yüz çeşit normal anahtar deneseniz de o kapılardan hiçbirini açamazsı­nız. Eşinizin de mutlaka kalbini açan bir anahtar vardır.

Yoksa siz o anahtarı bilmiyor musunuz?

Ya da o anahtarı bulmak için çaba mı sarf etmiyorsunuz? Sadece sarayın önünde durup “Açıl susam açıl” tekerlemesini mi tekrarlı­yorsunuz? Şayet öyle yapıyorsanız boşuna beklersiniz. Çün­kü bu tekerlemelerle kapılar; ancak masallarda açılır.

Evlilik uzmanlarının yapmış olduğu araştırmalarda yıl­larca bir arada yaşayan eşlerin birbirlerini tanımadıkları tes­pit ediliyor. Daha doğrusu, onlara, sevgi dillerini öğrenmek bir yabancı dil öğrenmek gibi zor geliyor. Herkes kendi bil­diği dili konuşup sonra da “Eşim beni anlamıyor” diye şikâ­yette bulunuyor.

Eşler genellikle kendi istediklerini karşı ta­rafa kabul ettirmeye çalışıyorlar. Eşinin beklentisini karşıla­mak yerine kendi isteğine göre davrananlar, matematik ho­casının sorusuna şiir yazarak cevap veren öğrencinin duru­muna düşüyor.

Başarı ve mutluluk istiyorsak Öğretmenin sorusuna kendi bildiğimizi değil; öğretmenin istediği cevabı verelim.

Evliliği kurtarmanın yolları

Beğeni, aşk, sevgi ve bağlılıkla başlayan ilişkiler yaşamın doğal bir döngüsü olarak evlilik müessesesine dönüşür. Bu süreçte her iki tarafında kendi ailesinden ayrışarak yeni bir aile olma yolunda mücadeleler başlamıştır. Anne babadan ayrılığa hazır olmak, bireysel olarak hem duygusal, hem de maddi sorumluluğu alabilmek gerekir.

Bireyin ailesinden ayrılabilmesi ülkemizde çok zorlu bir süreçtir. Evlilik hazırlıklarından başlayarak her aşamada çiftler üçüncü şahısların etkisi altındadır. Kıyafet seçiminden mobilyaya, düğünün nerde ve nasıl olması gerektiğine kadar bir çok kararın iki kişi arasında alınması mümkün değildir.

Çiftler daha hazırlık aşamasından başlayarak sürekli zorlanmaya, tercihlerinin etkilenmesine, hatta çocuklarının eğitimine kadar bir çok konuda tek başlarına  söz sahibi değillerdir. Sürekli birilerinin müdahaleleri çiftler arasında gerginliğe, ciddi kavgalara sebep olmaktadır.

Düğün sonrası birlikte yaşamaya başlayan çiftlerin hayatlarındaki en zorlu dönem başlamıştır. Bu dönemde birlikte bir yaşam inşa edecekler, birbirlerine destek olacaklar, uyum sağlayacaklar, gelişimlerini sürdürecekler, birbirlerine bağlı kalarak birlikteliklerini devam ettireceklerdir.

Bu dönemde birbirlerini çok yargılarlar, sürekli doğru kişiyle mi evlendim acaba? gibi kendi içlerinde sorgularlar. Boşanmaların en sık olduğu dönemdir ilk yıllar.

Bu dönemde her iki tarafında ciddi çabalar göstermesi gerekir. Yeni bir düzen, sistem kurduklarının bilincinde olup ona göre adımlar atmalı, birbirleriyle olan iletişimlerinde yapıcı olmalıdırlar. Evlilik öncesi hayatlarını sürdüremeyecekleri gerçeğini kabul etmeli, artık ben değil biz olabilmelidirler. Bu ilk zamanlarda yaşanan en önemli sorunlardan biride cinsellik ve fiziksel şiddetle ilgili sorunlardır. Basit olarak değerlendirilen çözüm için adım atılmayan bu sorunlar zamanla ilişkide çok ciddi hasarlar meydana getirmektedir.

Evliliğin ilk birkaç yılından sonra meydana gelen çocuk yepyeni güzellik ve duyguların yanında ciddi sorumluluk gerektirdiğinden yeni sorunları da beraberinde getirmektedir. Karı-koca sistemini oluşturmadan anne-baba evresine geçilmemelidir.

Genellikle de yolunda gitmeyen evliliklerde çocuğu kurtarıcı unsur olarak görüp çiftlerin hazır olmadan çocuk yapmaları durumuna sık rastlanmaktadır. Unutulmamalıdır ki aileye katılan yeni bir bireyin sorumluluğunu da üstlenmek,  onun bakımıyla, eğitimiyle ilgilenmek, ona karşı davranışlarda tutarlı olmak, kurallar koyup uygulamak ciddi bir iştir.

Çocuğun büyüyüp ergenlik çağına geldiği dönemde aile çocuğunun bir takım tutumları karşısında şaşkın, ne yapacağını bilemez konumdadır. Artık kuralların esnetilmesi gerekmektedir.

Çünkü her istediklerini yapan, elinden tutup her yöne çektikleri çocuk yoktur artık. Kendi bireyselleşme mücadelesini veren bir ergenle karşı karşıyadırlar. Artık çocuğa endeksli bir hayat bitmekte çiftlerin baş başa kalabildiği, birbirlerini ve birlikteliklerini sorguladıkları bir dönem başlamaktadır.

Kendi kariyerlerini sorgulayan çiftler, işlerinde yaşadıkları sorunlardan dolayı birbirlerini, hatta çocuklarını suçlayabilirler.

Hayatımda sen olmasaydın şu an farklı bir yerde olurdum, kariyerimden vazgeçip kendimi sana ve çocuğa adadım, şu an kaybettiğim o kadar çok şey var ki tarzında yaklaşımlar sergilenebilir. Bir taraftan da bu dönemde çiftlerin kendi anne babalarıyla ilgili sağlık sorunları ortaya çıkmaya başlar ve onlarla ilgilenmek durumunda kalabilirler.

Çocukların ergenlikten yetişkinliğe geçtikleri dönemde yuvadan uçup kendi hayatlarını kurdukları, evlilik, öğrenim yada iş nedeniyle ayrıldıkları zaman geldiğinde çocuktan kopamama ayrışamama, çocuğun artık yetişkin bir birey olduğunu kabullenememe, kendileri olmadan yapamayacağını düşünmeleri gibi sorunlar baş göstermeye başlar. Artık baş başa kalan karı-koca geçmiş hayatı sorgularlar, senin yaptıkların, benim fedakarlıklarım şeklinde başlayan tartışmalar sürer gider.

Zaman su gibi akmış çiftler artık yaşlanmış emeklilik dönemi gelmiş, sağlık sorunları, fizyolojik sorunlar artmıştır. Bu dönemde deneyimlerini kendilerinden sonrakilere aktarmaya çalışan çiftler, ölüme hazırlanması gerekir. Geriye kalan zaman sınırlıdır ve kaliteli yaşanması gerekmektedir. Bu dönemde ortaya çıkacak sorunların çözümü daha da güçtür.

Aile sisteminin oluşumundan başlayarak devam eden süreçte bir çok problemle karşılaşılması olağandır. Ailenin işlevi çocuk dünyaya getirmek, neslin devamını sağlamaktır. Bunu gerçekleştirirken de o süreçteki gerekli niteliklere sahip olmak elzemdir.

Sağlıklı ve mutlu bir ailede olması gereken özellikler;

İletişim becerilerinin olması,

Problem çözme becerilerinin olması,

Zamanla oluşturulan uygun otoritenin olması,

Zamanla oluşturulan ve uyulan kuralların olması,

Çocuk yetiştirme konusunda bilgi ve deneyimin olması,

Ailece ve bireysel hedeflerin olması,

Aile bireylerinin tutarlı ve destekleyici olması,

Esneklik ve uyum becerilerinin olması.

Aile bireylerin rollerini gerektiği gibi yerine getirmeleri, rol karmaşasının olmaması gerekir. Mutlaka bir düzen, hiyerarşi olmalıdır.

Sağlıksız aile tipleri Fisher şu şekilde sıralamıştır;

1.Sınırlanmış/sıkıştırılmış aile tipi: Bu tip aileler bastırıcı, negatif, mükemmeliyetçilik anlayışına sahiptir.

2.İçe dönük aile tipi: Dış dünyadan kopmuş kendi içlerinde yaşayan aileler.

3.Obje odaklı aile tipi: Çocuk odaklı, birey odaklıdır. Ya da obje yerine geçebilecek başka bir şey.

4.Fevri-dürtüsel aile tipi: Antisosyal özellikler taşıyan ailelerdir.

5.Çocuksu aile tipi: Kendi anne-babalarına bağlı ailelerdir. Yetersiz, bağımlı, gelişmemiş ailelerdir. Sürekli başkalarından bir şeyler talep ederler.

6.Kaotik aile tipi: Hiçbir düzen kural olmayan ailelerdir.

Ailelerin sağlıklı olup olmadığını anlamak için sınırlara, kurallara, rollere, bireyselliklerine, bütünlüklerine, iletişimlerine bakılır.

Aile terapisi alacak ailenin bir probleminin olması gerekir ve bu problemi kendi başlarına çözemeyecekleri bilincinde olmalıdırlar. Terapide öncelikli olarak çiftlerin beklentileri konuşulur ve iletişimle ilgili sorunlar irdelenir.

Terapi için gelen çiftlerin bir çoğunda iletişim kazalarının fazla yer aldığını gözlemliyoruz. Bireysel ve cinsel farklılıklardan, içinde bulunulan andaki stres yoğunlu, kültürel farklılıklar, sosyal farklılıklar, hatta mesleki farklılıklar gibi çiftlerin ellerinde olmayan bir takım nedenler istem dışı çatışmalara, yanlış anlamalara, sorunlara yol açmaktadır.

Bir çok çift birlikte yaşadığı, hayatını paylaştığı insanı anlamakta zorluk çekmekte, yada yanlış anlamaktadır.

Terapi sürecinde çiftlerin iletişim dilleri, çatışma çözme yöntemleri, empati yetileri konuşularak birbirlerini anlamaları sağlanır ve ilerde doğabilecek sorunlarla mücadele becerileri geliştirilir.

Evlilikten beklentiler bir çok insan için değişiklik gösterse de ömür boyu sevdiği kişinin şu anki gibi kalması, değişmemesidir.

Oysa her şey gibi gerek bireysel hayatta gerekse ilişkide değişim kaçınılmazdır. Zamanla ortaya çıkacak kariyerle ilgili sorunlar, ekonomik sorunlar, fiziksel değişimler, cinsel sorunlar, değişen sosyal çevreyle etkileşim v.b. bir çok nedenden dolayı çiftler evlendikleri zamanlardaki gibi kalmayacak zamanla farklılaşacaklardır.

Bu farklılaşma çiftlerde bazen hayal kırıklığı yaratacak, “benim tanıdığım evlendiğim insan sen değilsin, çok değiştin” gibi sözler sıkça tekrarlanmaya başlayacaktır. Oysa sorun çoğu kez değişen karşıdaki eşte değil, değişimi kabullenemeyen, eşine ayak uyduramayandadır.

Evlilik kusursuz işlemeli anlayışı, beklentisi de çiftlerin hayal kırıklıklarına neden olmaktadır. Her deniz dalgalıdır, coşkundur ve çoğu zamanda durgundur. Evliliğinde zor günleri olacaktır, olmalıdır da.

Zorluklara karşı birlikte hareket edebilen, birlikte mücadele eden çiftler bir takım olabilir ve birbirlerine daha sıkı bağlanabilir. Küçük bir sıkıntıda takımına küsen, oynamak istemeyen bir oyuncunun asla başarılı olamayacağı gibi sorunları birlikte göğüsleyip çözmek için mücadele etmeyen çiftlerde evliliği yürütemezler.

Elbette kavgalar, anlaşmazlıklar olacaktır. Bunları güç mücadelesine çevirmeyip yerine göre müsamahalı davranma, biri öfkelendiğinde diğerinin yatıştırıcı olması, istek ve düşüncelerin kızgınlıkla değil sakin bir şekilde anlatılması kalıcı yaralar açılmasını önleyecektir.

Çiftler bir birlerine karşı kin tutmamalı, affetmesini bilmeli, geçmişteki olumsuz hatıralar yerine yaşanmış güzel anıları hatırlamalıdırlar.

Keyifli, mutlu bir ilişki; geleceğe dönük ortak hedeflerin olması, çiftlerin birbirlerinin duygularını, isteklerini, ihtiyaçlarını önemsemeleri, kendilerini rahat bir şekilde ifade etmeleri, birbirlerini desteklemeleri ve motive etmeleri, en önemlisi sorunlardan kaçmak yerine onlarla yüzleşmeleriyle mümkündür.

Çiftler terapide kendilerini daha rahat ve güvende hissetmekte ve duygularını çok daha iyi ifade edebilmektedirler. Birlikteyken konuşulmaya cesaret edilemeyen çoğu şey gün yüzüne çıkmakta, ilişkiyi kötü gösteren tozlar alınmakta, çözümsüz gibi görünen sorunlar terapistin farklı bakış açısı ve yaklaşımıyla çözülmektedir.

Ülkemizde eş, dost, akraba tarafından halledilmeye alışılmış olan evlilikteki problemler, terapiste gitme konusunda çiftleri engellemektedir. Oysa kalıcı çözüm üretmeyen bu yöntem bazen de problemi daha da kronikleştirmektedir.

Eşlerden birinin isteksizliği de terapi sürecini olumsuz etkilemektedir. Eşim terapiste gitmek istemiyor diye mutsuz bir hayata katlanmamalı, eş yada terapist tarafından ikna edilerek çiftler terapi sürecine birlikte alınmalıdır.

Mutluluk bir hedef değil yolculuktur. Bugün için yaşa, buna benzer başka bir yaşamın olmayacak. Yaşam kaliten yaşama yaptığın katkıyla belirlenir. Yaşam kaliteni iyileştirmek için önüne çıkan sorunları temizlemen gerekir.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.