Çocuk ve Ergenlerde Ortaya Çıkan Psikolojik Sorunlar

Çocuk ve Ergenlerde Ortaya Çıkan Psikolojik Sorunlar Konusunda Aileler bir Uzmandan Yardım Alarak Daha Sağlıklı Şekilde Sorunla Başedebilirler.

Okul öncesi döneme ait gelişim sürecinde bulunan (0-6 yaş aralığı) çocuğa sahip aileler sıklıkla şu sorunlarla bir terapistten yardım isterler:

*Yemek, tuvalet ve uyku alışkanlıkları kazandırmada karşılaştığı güçlükler,

*Çocuğun aşırı hareketli olması, çocuğa söz dinletememe ve inatlaşma gibi sorunlar,

* Çocuğun anne-babadan ayrılma kaygısı,

*Okul korkusu, konuşma bozuklukları, tırnak yeme alışkanlığı, parmak emme,

*Kardeş kıskançlığı.

 

Okul döneminde bulunan çocukların  (6-12 yaş aralığı) yaşadığı sorunlar:

*Öğrenme güçlükleri,dikkat eksikliği,

*Sosyalleşme problemleri, arkadaş ve öğretmenlerle sorunlu iletişim,

*Çocuğun gösterdiği mastürbatif hareketler

 

Ergenlik sürecinde (12-18 yaş aralığı) ise ebeveynler şu şikayetlerle başvurur:

*Ergen üzerinde kontrolü kaybettiklerini düşünmesi,

*Ergenin kendi kurallarını oluşturması,

*Madde kullanımı, yaşadığı cinsellik,

*Okul performansına yansıyan davranışları,

*Ebeveynlerin ergenin davranışları ile ilgili olarak aynı fikirde olmayıp, birbiri ile çatışması gibi sorunlarla aileler sıklıkla terapiye gelirler.

 

Daha fazla bilgi ve yardım için bize ulaşın. Gaziantep Pedagog Randevu Telefonu: 05343639896

Çocuklarda Tırnak Yeme Problemi ve Tedavisi

Diğer adı Onikofaji (onychophagia veya onychophagy) olan tırnak yeme, bir davranış bozukluğudur ve günümüzde çocukların üçte biri, ergenlik dönemindeki gençlerin ise neredeyse yarısı bu problemi yaşamaktadır. Çocuk takıntılı bir şekilde tırnak yer ve kendini durduramaz. Dürtü Kontrol Bozukluğu olarak sınıflandırılır ve Obsesif Kompulsif Bozuklukla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) yaşayan çocukların %75’i, Karşıt Olma ve Karşıt Gelme Bozukluğu yaşayan çocukların %36’sı ve Ayrılık Anksiyetesi Bozukluğu yaşayan çocukların %21’i aynı zamanda tırnak yeme problemi de yaşar.

Ne Zaman Başlar?

Tırnak yeme 3 yaşından itibaren çocuğun kendi duygularını fark etmesiyle başlar ve yetişkinliğe kadar devam edebilir. Yetişkinlikte nispeten azalır ve sosyal çevrenin etkisiyle görülme sıklığı düşer.

Hangi Durumlarda Ortaya Çıkar?

Eğer çocuğunuz tırnak yiyorsa onu dikkatle gözleyin ve davranışın hangi durumlarda ortaya çıktığını tespit edin. Bu onu anlamanıza ve tedavi sürecine katılmanıza yardımcı olacaktır. Fakat genellikle çocuklar korku, heyecan, endişe, sınav stresi ve ilgisizlik gibi durumlarda tırnak yeme davranışını gösterebilmektedir.

Nedenleri?

Ebeveyn profili

Tırnak yeme davranışı görülen çocukların ebeveynleri kaygılı ve içedönük kişilik özelliklerine sahiptir. Bazıları ise kontrolcü, mükemmeliyetçi, baskıcı ve cezalandırmadan kaçınmayan anne-babalardır. Hatta birçoğunun fiziksel, duygusal veya psikolojik şiddete başvurduğu düşünülmektedir. Aynı zamanda boşanma sürecinde olan veya yoğun çatışma ve anlaşmazlık yaşayan ailelerin çocuklarında tırnak yeme problemine sık rastlanmaktadır.

Sosyal-Kültürel Nedenler

Okul veya evden farklı bir bölgeye taşınma ve yaşantıda önemli değişiklikler çocuğun tırnak yeme problemi göstermesini sağlayabilir. Ancak burada yeni çevre ile uyum sağlama güçlüğü mü yoksa çocuğun eski yaşantısını terk etmesinin verdiği tahribatın mı etkili olduğu bilinmemektedir.

Tırnak yeme (onikofaji), çocuğun kendine yakın hissettiği birisini model alması sonucu da ortaya çıkabilir. Sosyal çevresinde önemli gördüğü bir kişide (örneğin dayısı) tırnak yeme davranışı varsa bunu taklit edebilir. Başlangıçta taklit olan durum zamanla alışkanlık haline gelebilir.

Psikanalitik Görüş

Freud’a göre yaşamın ilk yıllarını kapsayan (0-2 yaş) dönem oral dönemdir. Bu dönemde çocuk ağız ve ağız çevresinin uyarımlarına karşı elini, nesneleri, hatta ayağını bile ağzının içine alır ve bundan haz duyar. İşte bu dönemde aşırı ilgi veya engellenme çocuğun oral dönemde takılma yaşamasına sebep olabilir. Eğer bu dönemde ağız uyarımlarına karşı ebeveynler kaygılı (nesneleri ağzına almasına karşı kaygılı ve engelleyici) veya emme isteğine duyarsız kalırlarsa bu hazzı yaşamlarının ileriki dönemlerinde de sürdürme eğilimi gösterebilirler. Her insanın içinde öfke ve başkasına zarar verme dürtüsü bulunmaktadır. Fakat çoğumuzda bu dürtüler kontrol altındadır ve sosyalize olmuşlardır. Örneğin trafik kurallarına uymayanlara olan öfkemizi ve zarar verme dürtümüzü trafik kuralları için eğitimler vererek sosyal normlara taşır ve faydalı bir birey oluruz. Ancak insanlar bu dürtüyü kontrol altına almakta bazen başarılı olamayabilir. Tırnak yeme işte bu durumda psikanalitik görüşe göre kişinin başkasına yönelemeyen veya sosyalize olamayan agresyon ve fiziksel zarar verme dürtüsünün kendine yönelmesidir.

Ne Yapmalı?

Ebeveynlerin çocuklarını dikkatle izlemesi gerekmektedir. Bazı durumlarda tırnak yeme çocuğun ilgi çekme aracı olabilir. Böyle durumlarda tırnak yeme davranışına odaklanmadan ve suçlayıcı olmadan konuşmak yararlı olacaktır. Çocuğun ilgi ihtiyacının neden kaynaklandığı sorgulanabilir. Bu konuda asla yapılmaması gereken şey ise tırnak yemesini zorla durdurmaya çalışmak, baskı yapmak ve eleştirel yaklaşmaktır. Bunlar çocuğun kaygısının artmasına ve bu davranışın pekişmesine yol açar.

Çocuklarla her konuda konuşmak kendisini değerli hissetmesini sağlar. Onlarla ilgileri doğrultusunda vakit geçirmek, güçlü ve olumlu gördüğünüz yanlarını övmek, özgüvenini pekiştirecektir. Tırnak yeme davranışı ortadan kalkana kadar bu konuda yapıcı ve sabırlı olunması sürecin olumlu sonuçlanmasına katkı sağlayacaktır.

Bebeğim Otizmli Mi?, Otizm Belirtileri

Otizm Nedir Ne Değildir?

Otizm esasında bir iletişim bozukluğudur. Yani beynin “sen, ben, o” kısmının yeterince çalışmamasıdır. İletişim kurabildiğiniz her şeyi düşünün. Otizm de bunun tam tersi. İletişimsizlik. Patolojik olarak beynin merkezi sinir sitemi hastalığıdır. Otizm zeka geriliği değildir. Toplumumuzda ilk akla gelen “çocuğumun zekası mı geri?” Tam olarak söylenemez.. Çünkü bu bir iletişim kuramama problemi.

Nedenlerine gelince halen şundadır denebilecek bir neden bulunamadı. En çok üzerinde durulan nedenler,

• Genetik olduğu ve bazı genlerin bozularak çocuğa taşınması,
• Annenin hamileliğinde hastalık geçirmesi özellikle kızamıkçık,
• Özellikle annenin ilk 8 haftalık hamileliği sırasında bebeğin ağır metallere maruz kalması ( bulaşıcı hastalık, egsoz gazı, GDO lu ürünler, alkol, sigara gibi..)
• Çocuğa yapılan aşılarla ağır metal yüklenmesi,

Ancak kesinlikle bu nedenden kaynaklanıyor diyerek sebep göstermek zor. Ancak benim gözlemim genelde genetik etmenlerin ağır olması. Genelde genetik denince ilk akla gelen anne, baba, hala, amca da var mı yok muyu araştırmak.. Ancak soy ağacında daha aşağılara inildiğinde farklı sonuçlar çıkabilmekte..

Bebeğimiz daha doğmadan aslında bizimle iletişime geçer. Hareketleriyle, hıçkırıklarıyla, konuştuğunuzda size tepki vermesiyle kendini bize hissettirir. Otistik bebeğin anne karnında daha az tepkisel olduğu söylenmekte.. Kesin bir bulgu değil ama olası.. Bebek doğduktan sonra sesleri, ışığı, karşıdan gelen tepkileri anlamaya çalışır. Özellikle ilk 3 aydan sonra bu bakışlar ve tepkiler daha da netleşir.

Eğer;

3 – 6 ay arası bebeğiniz,

– Yüzünüze bakmıyorsa,
– Kapı, telefon sesine tepki veriyor ama ona seslendiğinizde tepki vermiyorsa,
– Sürekli huzursuz ve ağlamaları fazla ise,
– Ellerini izlemiyorsa,
– Müziksel ritimlere, ninnide susuyor ama konuşmaya başladığınızda ağlamalar tekrarlıyor ve artıyorsa,

İlk otistik belirtileri vermeye başladığını düşünülmektedir. Diğer otizm belirtileri :

Özellikle oturma ile emekleme dönemleri arasında ( 6-12 ay içerisinde )

– Yine yüzünüze bakma tepkileri zayıfsa,
– Anne baba nerede dediğinizde anlamıyor gibi görünüyor ise,
– İsmiyle seslendiğinizde bakmıyor ama telefon, kapı çaldığında pür dikkat ise,
– Yemek konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyorsanız ( her şeyi püre yemek istemesi ya da tek tip gıdaları yemesi farklı gıdalara aşırı tepki vermesi )
– Araba tekerliği çeviriyor ya da yuvarlak nesneleri çeviriyor, kapı açılışlarına kapanışlarına fazla odaklanıyor, özellikle tavanda köşelere açılı yerlere keskin bakışlar yapıyorsa,
– Aşırı heyecan ya da üzüntüde elleriyle kuş kanadı çırpışına benzer hareketler gösteriyorsa,
– Reklam, müzik, müzik aleti duyduğunda elindeki her şeyi bırakıp oraya fiks oluyorsa,
– Nesneleri eşyaları istediği şeyleri parmağıyla ya da gözleriyle göstermiyorsa,
– “Cee- Ee oyununa” tepkisiz ise,
– İsteklerini ağlayarak, başını yere sert vurarak, kusarak, oyuncakları nesneleri atarak davranış sorunu olarak size göstermeye çalışıyorsa,
– Attığı oyuncağın nereye düştüğünü araştırmıyorsa,
– Sarılmaktan sevilmekten huzursuz oluyorsa,
– Belli kıyafetlerde huzursuzluğu ve tepkileri artıyorsa ( yünlü kıyafet, çorap giymek, battaniye, saçına toka taktırmak istememe gibi… )
– Kalabalık mekanlarda huzursuz oluyor, ağlıyor, öfke nöbetlerine giriyorsa,
– Parmak ucunda yürüme ağırlıktaysa,
– En önemlisi de çocuğunuzla hem sizin hem de diğer kişilerin yeterince iletişime giremediğini düşünüyorsanız

Bu belirtiler ciddi sıkıntılar olabileceğinin işaretidir.

Bu bahsedilen belirtiler “nasıl olsa geçer”, “bugün yarın bekleyeyim” gibi telkinlerle 18 aylığa kadar sürmekte. Çocuk 1.5-2 yaşına geldiğinde araştırmaya başlanmakta.. Aslında bu belirtileri çok keskin anne ya da yetişkin gözüyle 6 ay ile 12 ay arası fark edebilirsiniz.

Elbette ki fark ettikten sonraki süreç çok önemli.. Çünkü bu problemin çözülebilme şansı  erken tedavi ve eğitimden geçiyor.

Özellikle 6 aylıktan takip edilen ve otizm belirtileri olan bebek doğru yönlendirme ve tedavilerle 2 yaşında normal yaşıtlarını yakalama durumu olabilir. Bu nedenle erken teşhis iyileşmede ciddi faktör.. Ancak bugün hem çocuk doktorları hem de çocuk psikiyatrları 18 aylıktan küçük bebeklere böyle bir tanılama yapmıyor. Otizm konusunda araştırmalar yoğunlaştıkça ve yeteri kadar gözlem sonuç verisi toplandıkça ve bunun yanı sıra nörolojide elektronik  beyin tarama inceleme aygıtları daha da geliştikçe , daha çocuk anne karnındayken bile genetik nedenli otizm teşhis edilebilecektir.

Çocukta Kekemelik Varsa Ne Yapmalı

Çocuklar 2 ila 4 yaşları arasında iken çok hızlı bir dil gelişimi gösterirler bu yüzden bu dönemlerde konuşma sırasında akıcılık problemleri yaşamaları gayet doğaldır. Bu duruma çocukluk çağı kekemeliği adı verilir. Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken nokta ise kekemeliğin ilerlemesi ve form değiştirmesidir.

Böyle bir durumda ebeveynlerin vakit kaybetmeden bir konuşma terapisti ile iletişime geçmeleri gerekir. Konuşma terapisti kekemeliğin kalıcı olmasına sebep olabilecek unsurlar var mı diye çocuğu değerlendirmeye almalıdır. Ardından terapistin takibinde 6 ay ila 1 yıl arasında bekleme süresi geçmelidir. Eğer bu süreç içinde konuşma kendiliğinden düzelmezse terapiye başlanabilir.

Beklenmesi gereken bu 6-1 yıllık süreçte ebeveynlere büyük rol düşmektedir. Çocuğa ters giden bir şeyler olduğu fark ettirilmemeli, konuşmasını düzelmesi için uğraşılmamalıdır. Çocuk konuşamadığını fark ederse kendini düzeltmeye çalışabilir. Çocuk yanlış bir şeyler olduğunun farkına varmaz ve kendini düzeltmeye çalışmazsa kekemelik kendiliğinden düzelebilir. Beklenen sürenin sonunda düzelme sağlayamamış ve terapiye başlayan çocukların ebeveynleri ise artık kekemelik yokmuş gibi davranmamalıdırlar. Çocuğun takılmalarının olduğunu fark etmesini sağlamaya çalışmalıdırlar. Bu sayede çocuk kendi konuşmasındaki yanlışları fark edebilir ve akıcı ve akıcı olmayan konuşmaları ayırt edebilir.

Ebeveynlerin terapi sırasında çocuğun kekemeliğini fark etmiyor, önemsemiyor gibi davranması ise, çocukta anne ve babasının sorunuyla ilgilenmediği gibi bir algı oluşturur. Çocuk kendini ilgisiz hisseder, güveni sarsılır ve zamanla içe kapanık bir hal alır.

Anne ve babaların bu süreçte kendi konuşmalarına da dikkat etmeleri gerekiyor. Özellikle hızlı konuşan anne ve babalar daha yavaş ve sakin konuşmaya çalışmalı, uzun cümlelerde arada nefes almak için duraksamalılar. Aynı hareketleri çocuktan beklememeliler. Çocuğa ‘yavaş konuş, sakin ol, nefes al’ gibi öğütler vermek yalnızca daha fazla panik yapmasına sebep olur.

Çocuğa karşı her zaman anlayışlı olmak, ‘kekemelik’ kelimesi yerine bazı sözcükleri zor söyleyebildiğini ifade etmek, bunun bir süreç olduğunu ve en önemli şeyin sabır olduğunu unutmamak gerekir. Çocuğa gerekli güven verilerek okulda veya kreşte kekemeliği ile alakalı yaşadığı problemleri rahatlıkla evde ebeveynlerine anlatması sağlanmalıdır. Kekemeliğin çocuk üzerindeki psikolojik etkilerini unutmamalı ve bu etkileri olabildiğince aza indirgemeye çalışılmalıdır. Bunun için de en etkili yol çocukla sürekli iletişim halinde olmak ve tabi ki bunun için çocuğa ihtiyacının olduğu güveni vermek gerekmektedir.

Yaşa Göre Oyun ve Oyuncak Seçenekleri

Oyunlar ve oyuncaklar yaşa göre değişiklik gösterir. Çocuğun yaşı büyüyüp algısal ve bilişsel süreçleri geliştikçe daha anlamlı, amaçlı oyunlar ortaya çıkar, motor becerilerin kazanılması, oyuna farklı bir boyut katar.

Başlangıçta çevresindeki oyuncaklarla tek başına oynayan çocuk, biraz büyüyünce diğer çocukların oyunlarını izler, aynı malzemelerle ancak onlarla ilişki kurmadan, bağımsız olarak oynar (paralel oyun), sonraysa arkadaşlarıyla birlikte işbirliğine dayanan oyunlar ve nihayet kurallı oyunlar oynamaya başlar.

Yine başta oyuncağı çok incelemeden oynar, sonra inceler, daha sonraları “bu ne” ve “ben bununla ne yapabilirim?” sorularını sorar ve oyununa yön verir.

Hangi oyuncağın hangi yaşta uygun olduğu konusuna gelince; bazı oyuncaklar, belli yaşlarda ideal olmakla birlikte diğer yaşlarda oynanmamalı veya her yaşta sadece o yaşın oyuncağı oynanmalı diye bir durum söz konusu değildir. Zira çocuk yaş özelliklerine göre bir oyuncakla farklı biçimlerde, onu farklı işlevlerde kullanarak oynayabilir. Aynı oyuncak, bir yaşta oyunun ana malzemesiyken başka bir yaşta yardımcı öğe olabilir. Bunun yanında örneğin 2 yaşındaki bir çocuğun yapbozları tamamlaması da yaş özelliklerinden dolayı beklenemez.

Oyun, yaşamın ilk yıllarında haz duymak ve çevreyi denetlemek için yapılan bir davranıştır. Bebek, bu sayede eğlenirken bazı beceriler de kazanır. Anne ve babasıyla oynamaktan zevk alır, onların gıdıklama, zıplatma gibi yaklaşımları onun için güzel oyun alıştırmalarıdır. 1 yaşına yaklaştıkça çevresindekilerin sallanarak ve bir yere urup ses çıkartarak yaptığı oyunlara ilgi duyarken bir eşyayı saklayıp ondan bulmasını istenmesinden de hoşlanır. 9 aylık bebek yastığın ya da örtünün altına saklanan oyuncağı bulur. Alıp verme, yuvarlama gibi yer oyunlarını da sever. Yaklaşık 2 yaşına kadar yanında başka çocuklar olsa da onlarla ilgilenmeyip oyuncaklarıyla kendi başına oynar.

İlk yaşlarda ağza anılamayacak, farklı malzemelerden yapılmış, farklı şekillerde, farklı sesler çıkaran, dokunma, duyma, görme gibi birden fazla duyuya hitap eden özellikle parlak oyuncak ve nesneler uygundur. Basit birkaç oyuncak ona yeter. Bebek, küçük bir eşyayı bile oyuncak olarak kullanabilir, karton parçaları, plastik tabaklar, kutular, kaşıklar onun açısından iyi oyuncaklar olabilir. Diş kaşıma halkaları, ses çıkartan tahta ya da plastik oyuncaklar, müzik çalan oyuncaklar ve kurmalı veya elektronik müzik kutuları, büyük renkli küpler, rüzgâr çanları, renkli resim ya da posterler, yatağın üzerine asılan oyuncaklar ve çıngıraklar, onun ilgisini çeker. Hareketli oyuncakları izler. Farklı şekillerde farklı ses çıkaran, kolay taşınan çıngıraklar pek çok açıdan faydalıdır; dikkatini yoğunlaştırmasına, ona uzanmaya ve yakalamaya çalıştıkça el göz koordinasyonunun gelişmesine, bedenini hareket ettirmesine yardım eder ve neden sonuç ilişkilerini öğrenmesine temel oluşturur. Daha sonraları oyunlarda ritim aleti yerini alır.

Bebekler, yumuşak oyuncaklardan da çok hoşlanır. Kumaş veya pelüş ayıcık, kedicik, köpekçik ve tavşancıklar gibi oyuncaklara dokunduğunda ya da bunlarla karın kısmı gıdıklandığında uyarılır ve zevk alır. Bunlar yatağına koyulduğunda kendini güvende hisseder. 1 yaşına doğru küpler ve basit bloklar, tahta ya da plastikten yapılmış geçmeli oyuncaklar, takma, sökme oyuncakları, davul, zil, vb. müzik aletlerinin oyuncakları, ağır olmayan kapaklı tencerelerle oynamaya başlar. Yürümeye başladığında eline geçen şeyleri yere atmaktan zevk alan bebek, Zıplayan ve yere düşünce ses çıkaran oyuncaklarla renkli toplara büyük ilgi gösterir. Basit oyuncakları sevmeye bundan sonra da devam eder ve onlarla Uzun süre oynamak ister. Bu durum bebeğin bilişsel ve diğer özelliklerinin daha gelişmemiş olmasına bağlanmamalıdır. Bebek, o dönemde de hayal gücüne sahip olduğundan basit nesne ve oyuncakları pek çok şeye benzeterek oynayabilir; örneğin kutuları araba yerine koyabilir.

Bir şeyin içine diğerini koyarak itip çekmekten de hoşlanır. Merak ve keşfetme duygusu oyunda kendini gösterir. Biraz daha büyüyüp el hareketleri geliştikçe, rahat tutup bırakmaya başlayınca inşa edebileceği, iç içe geçirebileceği, guruplar oluşturabileceği, yan yana, üst üste dizebileceği, doldurup boşaltabileceği, birbirine vurarak ses çıkartabileceği büyük küpler ve kaplarla oynar. Çamaşır mandalları bile onlar için iyi oyuncak olabilir. Mandalları birbirine takarak farklı şekillere sokabilir, bu yolla ev, araba vb. yapabilir. Bunun yanında legoları da üst üste koyarak kuleler yapabilir. Bu dönemde çocuğun güven duygusunu artırmak ve yeteneklerini geliştirmek için basit nesnelerin yanı sıra farklı şekillere girebilen, itilip çekilebilen oyuncaklarla, tahta ve plastik hayvanlar, su, kum ve bunlarla oynayabileceği kova, kazma, kürek gibi oyuncaklar da faydalıdır.

Bebeğin yaklaşık altıncı aydan on sekizinci ay ve daha sonralarına kadar dikkatini çeken başka bir oyuncak, düğmelerden ve bu düğmelere basınca veya onları döndürünce, itip çekince farklı sesler çıkaran veya hareket eden parçalardan oluşan oyuncaklardır. Bebek, bu oyuncaklar yoluyla alıştırmalar yapma imkânı bulur.

Telefon da altıncı ayda bebeğin ilgisini çekmeye başlar. Bebek bu zamanlarda telefonun düğmelerine basmaktan, ahizeyi indirip kaldırmaktan hoşlanır. Yürümek için çabalaması ve güven kazanması için el arabası iyi bir oyuncaktır. 1,5 yaşından sonra oyuncak arabaları izlemekten, itip çekmekten de hoşlanır. Her tür araba ile oynama, onun el becerilerinin, elkolgöz koordinasyonunun, düşünüp yapacaklarına karar verme becerilerinin gelişimi açısından yararlıdır.

2 yaşından sonra, annesinin, babasının veya çevresindeki diğer kişilerin basit eylemlerini, ev süpürme, bulaşık yıkama, yemek yapma, tıraş olma gibi sürekli gördüklerini oyunlarında taklit etmeye başlayan çocuk, bunu yaparken onlardan model aldığı davranışları gösterir. Bu taklitler sırasında abartmalar da olabilir.

Kum ve su bu yaştan itibaren temel oyun malzemeleri olur. Çocuğun açık havada veya evde bu doğal malzemelerle eliyle ya da doldurup boşaltacağı kaplar aracılığıyla oynaması hem fiziksel hem de zihinsel gelişimine katkı sağlar, çevresini tanımasına, kendince tanıma çalışmaları yapmasına, güveninin artmasına, yaratıcılığının gelişmesine yardımcı olur.

Bundan sonra eskiye göre daha karmaşık, deliklerinden içine çeşitli şekillerde parçalar atılan kutularla oynayabilir. Bu kutular el becerilerinin, arama bulma faaliyetlerinin, nesneleri yerine uydurma ve nesne devamlılığının gelişmesi açısından oldukça yararlıdır. Ayrıca kâğıt, büyük fırçalar ve pastel boya, bebek ve malzemeleri, evcilik, yıkama oyuncakları ve ütü, sallanan atlar, araba, tren vb, büyük bloklar, ipe dizilen boncuklarla da oynar. Müzik çalan oyuncaklar ve müzik aletleriyle oynamayı sürdürür; Bu oyuncaklar, dinleme, müzik ve ritm bilgisini geliştirme ve taklit yeteneklerinin geliştirilmesinde ayrıca büyüdüğünde sosyal faaliyetler yapması açısından idealdir. Bu yaştan sonra hayal gücünün gelişmesiyle sembollere dayanan ve hayaller kurulan oyunlar oynar. Hayalinde bir şeyler canlandırarak, oynadığı nesneleri de bir şeylere benzeterek oyunu sürdürür. Sopayı at, bir tabak veya kapağı direksiyon olarak kullanır. Arabaya binip bir yerlere gittiğini hayal edebilir, hayvanlarla konuşur. 2,5 yaşından sonra rol ağırlıklı dramatik oyunlar da oynamaya başlar. Oyuncak bebekleri uyutma, gezmeye götürme, araba kullanma gibi bu oyunlarda sık sık kendine dostça, sevgiyle yaklaşan bir yetişkini genellikle de annesini örnek alır. Bebeğine yemek yedirirken annesinin ona yedirdiği gibi yapar. Arabasıyla bebeğini gezdirmekten veya oyuncaklarını taşımaktan zevk alır.

3 yaşından sonra bir şey yaparmış gibi oynamaktan hoşlanır. Kitap okuyormuş, uyuyormuş gibi yapar, telefonu birisiyle konuşuyormuş ve onu dinliyormuş gibi yaptığı ve taklitli oyunlarda araç olarak kullanır. Bu, iletişimin gelişmesi için yararlıdır. Artık arkadaşlarıyla da oynamaya başlar. Bu oyunlar sırasında arkadaşlarının hareketlerini izler, onlarla işbirliği yapar, fikir alış verişinde bulunur, oyuncaklarını değiştirir, onlarla birlikte bir sonuca ulaşmaya çalışır (Kollektif oyun). Bu yaştan sonra oyunlarda cinsiyet ayrımı oluşmaya başlar. Kızlar bebeklerle oynamayı ve evcilik oyununu severken, erkekler arabaları ve tabanca, tüfek gibi oyuncakların kullanıldığı oyunları tercih ederler.

Daha önce iç içe geçirip kuleler yaptığı kapları artık renklerine ayırarak oynar.

Çocuk, gözlemlediği kişi ve olayları taklit etmeyi bu yaşlarda da sürdürür, ancak oyunları karmaşıklaşır ve aldığı roller de farklılaşır. Kılıktan kılığa girmekten hoşlanır, cinsiyet rolleri de oyuna yansımaya başlar. Anne baba olmanın yanında doktorluk, öğretmenlik, polislik gibi meslekleri oyunlarında canlandırır. Kendisine öğretmen, evdeki diğer kişilere öğrenci rolünü verip öğretmencilik oynar. Artık paylaşma gelişir, oyun sırasında sıra beklemeyi öğrenir. Küçük kardeşlerine sevgi gösterir ve onlarla oynamak ister. Arkadaşlarının sıkıntıları olduğunu düşünürse onlara yardım etmeye, duygularını anlamaya ve paylaşmaya çalışır.

• Çocuklar, bu yaşlarda da yumuşak oyuncaklardan çok hoşlanır, onlarla sarılma ihtiyaçlarını karşılarlar. Bunlar ayrıca onun sohbet edebildiği, birşeyler anlattığı bir oyun arkadaşı olabilir. Bu iletişim ve dil gelişimine katkı sağlar.

• 4 yaşından sonra bedensel hareketlerinin gelişmesiyle birlikte top oynama, koşma, atlama, tırmanma, gibi oyunlardan da hoşlanır, kaydırak, salıncak ve tahterevalli ile çocuk parklarındaki diğer oyuncakları sever. Kesmeyapıştırma, çizimler yapma ve resim boyamayı sever, hayal gücü ve yaratıcılığı geliştiğinden kendi başına resim yapmaktan zevk alır. Tahta bloklar ve yapboz oyunları oynayabilir, bunlar, bilişsel özelliklerin ve el kaslarının daha da gelişmesini sağlar.

Okul öncesi dönemde mutfak ve piknik setleri, oda setleri, doktor muayene aletleri, dil gelişimi, hayal gücünün gelişimi, role bürünerek oynama, sosyal rolleri öğrenilmesi açılarından faydalı olabilecek oyuncaklardır. Bunların yanında tahta bloklar, kova tırmık, kürek, resim defteri, boya kalemleri, fırçaları, parmak boyaları, oyun hamuru, basit sayı ya da harf boncukları, itme, çekme oyuncakları, giydirilip çıkarılabilen bebekler, basit bilmece ve tahmin oyunları, parmak kuklaları, renkli çıkarmalar, yaşına uygun lego ve yapbozlar, el becerileri, görsel koordinasyonu, düşünmeyi, sorun çözme ve plan yaparak hareket etme becerileri ile bilişsel gelişim için gereklidir.

Yapboz oyuncakları, basitten karmaşığa doğru seçilmelidir. İlk yaşlarda boşluklara parçalar yerleştirilen basit yapbozlar uygunken, bu yaşlardaki çocuk, birleştirildiğinde resimler oluşturulan 6–8 parçadan başlayıp giderek daha çok parçalı ve daha karmaşık yapbozlar oynayabilir. Çeşitli küpler ve birleştirerek şekiller oluşturacağı lego ve diğer oyuncaklar da onun ilgisini çeker ve ona zevk verir. Çocuk bu yollarla denemesınama yöntemini, düşünüp planlayarak sonuca ulaşmayı öğrenir ve geliştirir.

Oyun hamuru da onun becerilerini ortaya koymasına, yaratıcılığının gelişmesine, bir şeyler keşfetmesine aracılık eder. Çocuk, hamuru çekip uzatarak, koparıp yapıştırarak, farklı şekillere sokarak, hünerlerini sergiler. Böylece bir şeyler ürettiği için keyiflenir, bunu tekrar tekrar yapmak ve başka şeyler denemek, daha farklı şekiller oluşturmak için çabalar, yani bir yandan da zihinsel faaliyetler yapmış olur. Çocuğun yaşına uygun her tür boya ve resim malzemesi de aynı amaçlara hizmet eder. Bu noktada elbette hamur ve boyaların çocuğa zarar vermeyecek cinslerden seçilmesine dikkat edilmelidir.

5 yaşına geldiğinde resim eşleştirme, basit harf ya da sayı oyunları, gölge oyunları da oynayabilir. Araştırmalar, okul öncesi dönemde keşfetmeye dayalı oyunlarda yetersiz olan çocukların beş yıl sonra çevreyle daha az ilgili olduğunu ve sosyal uyumda sorunlar yaşadığını, bu tür oyunlarda başarılı olan çocukların ise yaratıcılığı ölçen testlerde daha başarılı, davranışlarında daha bağımsız ve etkinliklerde daha uyumlu olduklarını ortaya koymuştur.

Çocuk altı yaşına yaklaştıkça oyunlarında, faaliyetlerinde de gelişme ve düzenlilik izlenir. Nesneleri mekân içinde daha düzgün ve planlı yerleştirebilir, resim ve yazılarında önceleri kâğıdın her tarafına dağınık olan parçalar artık bir merkez etrafında toplanmaya, düzenlenmeye başlar. Resimlerinde ayrıntılar artar. Manzara çizerken görmediği ancak zihninde canlandırdığı yönleri de çizer. Önden görünen ev çizerken evin içine eşyaları da yerleştirir. Faaliyetlerinde daha gerçekçi olur.

6 yaşında oyuncaklar arasına el kuklaları, basit fen oyuncakları, basit dikiş oyuncakları, büyük arabalar, bilyeler eklenir.

Bazı oyuncaklar, çocuklara her yaşta zevk verir. Örneğin toplar, her dönemde çocuğun hoşlandığı bir oyuncaktır. Emekleyen bir bebek topu kovalayıp o kaçtıkça peşinden gitmekten, yürüyen bir bebekse yuvarlayıp yakalamaktan zevk alır. Biraz daha büyüyünce onunla ayağıyla vuracağı, farklı şekillerde atıp tutacağı oyunlar oynar. Top oyunları sıra beklemeyi, karşısındakine hak vermeyi öğretir. Topun yanında çocuğun çeşitli hareketler yaptıracağı, çekip iteceği ve bu sayede ses çıkaran ya da hareket eden diğer oyuncaklar da koordinasyonun ve parmak ile vücut hareketlerinin gelişmesi için idealdir.

Çocukların en sevdiği oyuncaklardan biri de kuşkusuz bebeklerdir. Bebekler çocuk için bir oyun arkadaşıdır. Onunla konuşur, ona bir şeyler anlatır, duygularını paylaşır. Yaşı büyüdüğünde onunla anne çocuk ve benzeri pek çok oyun oynar. Bunun sonucunda kendini ifade etmesi, iletişim kurması ve buna bağlı becerileri gelişir. Okul dönemine gelindiğinde oynanan oyunlarda ve ilgi alanlarında değişiklikler olduğu gibi kız ve erkek çocuklar arasında da farklılıklar gözlenir. Oyunlar evden sokağa kayar. Erkekler daha çok takım oyunlarından ve yarışmalardan zevk alır, kızlarsa birlikte seksek, ip atlama, ritmik oyunlar vb. oyunlar oynarlar. Kızlar da erkekler de yeni şeyler denemek ister. Oyun oynayabileceği her şeyle sürekli bir şeyler oluşturmaya çalışır, yeni oyunlar keşfedip uygular, yaratıcılıklarını sergilerler. Grup oyunları sever, ortak, kurallı ve amaçlı oyunlar oynarlar. Oyunlarda kurallara uymak gerektiğini daha iyi anlarlar. Seksek, ip atlama, saklambaç, körebe, birdirbir, top oyunları, basketbol, futbol, dama, satranç, tombala, kızmabirader, basit kâğıt oyunları, gibi oyunlar bu oyunlar arasında yerini alır. Bu oyunlarda kuralları kendileri koyabilir ya da belirli kuralları olan oyunlar oynayabilirler.

Çocuklar bu dönemde yarışma şeklindeki oyunlardan da çok hoşlanır, sessiz sinema oyunlarının yanı sıra yapboz oyunları, mekanik oyuncaklarla ve maketlerle de oynar, bisiklete binmeyi severler.

Oynarken iş birliği yapar, hayali rollere girmekten zevk alırlar, kendinden küçük arkadaşlarına ve hayvanlara karşı sevecenlik ve koruma duygularıyla yaklaşırlar.

Oyun becerisinin kazanılması bu dönemde daha da önem kazanır. zira oyunda başarılı olamayan çocuklar, özellikle erkekler, arkadaşları tarafından dışlanır. Çocuğun oyunlarda başarılı olabilmesi, gerekli bedensel olgunluğa ulaşması kadar, kendine güvenmesine, ona fırsat tanınmasına ve deneyim edinmesine de bağlıdır.

Küçük bir çocuk ceketine asılıp aslancılık oynamak istediğinde en ciddi baba bile emekleyip gürlemekten geri durmaz.
Charıote Gray

Okula Uyum Sorunları

Çocuk 6 yaşına geldiğinde, hayatında yepyeni bir sayfa açılır. Bedensel, duygusal, bilişsel ve sosyal yönlerden gelişen çocuk, bu yaşlarda okula gitmeye, yeni bilgiler öğrenmeye hazır hale gelir ve ilgisi, öğrenme, bilgi edinme, yeni insanlar ve varlıklar tanıma gibi konulara kayar. Artık okula gitmesi, pek çok konuda bilgiler edinmesi, hayata hazırlanmaya başlaması gerekmektedir. Böylelikle hayatına evinden başka bir mekân, ailesinden başka insanlar ve yeni uğraşlar katılır.

Çocuğun okula başlaması, uyum sağlayabilmesi ve başarılı olabilmesi için duygusal, sosyal ve bilişsel yönlerden yeterli olgunluğa ulaşması gereklidir. 6–7 yaşına geldiği halde kendini ifade edemeyen, sosyal ilişkilere alışkın olmayan ve uyum sağlayamayan, bilişsel yönden de dersleri kavrayacak duruma gelmeyen çocuğun okula başlaması, hem derslerde hem de sosyal etkinliklerde zorlanmasına, sınıftan geri kalmasına, bunların sonucunda başarısız olmasına ve özgüvenini kaybetmesine neden olur. Bu durumdaki bir çocuğun kendisini toparlayıp başarılı ve uyumlu olmak için çabalaması, yaşadığı duygulardan dolayı güçleşir. Bunun için çocuğun okula başlaması aşamasında yeterli olgunluğa ulaşıp ulaşmadığı değerlendirilmelidir.

Uyum, bireyin bulunduğu ortamın koşullarına alışabilmesi, karşılaştığı engelleri aşmak için uygun çözüm üretebilmesi ve zorluklarla başa çıkabilmesi, başkalarıyla birlikte bir şeyler yapmaktan, arkadaşlık etmekten hoşlanması ve onlarla iyi iletişim kurabilmesi olarak açıklanabilir. Okul, uyulması gereken kuralları, ilk kez karşılaşılan öğretmenleri, arkadaşları, başarmak gereken görevleri ve yapılacak etkinlikleriyle uyum gerektiren bir sosyal ortamdır.

Okul çocuğu, yalnızca bireysel faaliyetler değil grup faaliyetleri de yapacaktır. Hem onun ilgisi hem de okulun koşulları bu yönde şekillenmiştir. Grup oyunları da okulla birlikte farklı bir boyut kazanır. Birlikte çalışmak, etkinlikler yapmak, oyunlar oynamak, yardımlaşmak çocuklara zevk verir. Arkadaşlar, bu dönemde sosyalleşme açısından aile ve öğretmenden daha önemli yer tutar.

O zamana kadar yaşadığı çevreden farklı, kendine has kuralları olan bir ortama girme ve koşullara alışma süreci, çocuk için zorlayıcı olabilir ve kısa süreli uyumsuzluklara, okula ısınamamaya, evden ayrılmaya karşı direnç göstermeye neden oluşturabilir.

Sosyal yönleri yeterince gelişmemiş olan çocuklar, grup oyunlarına ve diğer etkinliklere uyum sağlayamayabilirler ve tek başlarına kalmayı seçebilirler. Bu da onlar için her konuda zorluk yaşatır. Grupta ifade etmeyi öğrenemeyen çocuklar çekinik kalmayı tercih etmektedirler.

Çocuğun okul ortamına ve sınıf düzeyine uyum sağlayabilmesi, çalışma alışkanlığı kazanabilmesi için ailesinin desteğine ihtiyacı vardır. Anne babalar çocuklarına önceki yıllardan başlayarak okuldan, orada yaşayacağı güzelliklerden, öğretmenden, yepyeni arkadaşları olacağından bahsederek onu okula gitmeye hazırlamalıdır. Okula başlayacağı zaman da onunla görüş alış verişi yapmalı, okulda yaşadıkları hakkında sohbet etmeli ve eve geldiğinde birlikte yapacakları faaliyetlerden söz etmelidir. Böylece çocuk okula daha rahat gider ve kısa sürede ortama alışır. Yalnız bu konuda çocuğa verilecek bilgiler gerçekçi olmalıdır; okul sadece oyun oynanan bir yer olarak ya da başka biçimlerde anlatılırsa çocuk, okula gidince öyle olmadığını görür, bir yandan hayal kırıklığına uğrarken bir yandan da ailesine güveni azalır.

Okul öncesi dönemde çocuklara kendine güvenmesi, girişimlerde bulunabilmesi ile sosyalleşmesi yolunda destek olunması, bunun için imkânlar ve ortamlar sağlanması işte bu noktada daha da önem taşır. Çocuğa yapabileceği küçük görevler verilmesi, görevini nasıl yapacağının öğretilmesi, yanlış yaptığında azarlamadan uyararak doğrusunun gösterilmesi ve başarılı olduğunda güzel sözlerle pekiştirilmesi okula uyum, çalışma alışkanlığı ve başarı için faydalı olacak yaklaşımlardır.

Çocuk, bir yandan bu koşullara, kurallara uyum sağlamaya çalışırken bir yandan da sorumluluklarını yerine getirmeye, bir şeyler öğrenmeye çabalar. Bunun için zorlandığında, küçük yanlışlar yaptığında sert tepkiler görmesi, kendine güvenini ve hevesini azaltır. Bu konuda yanlıştan çok doğruların vurgulanması daha iyi sonuç verir.

Okula başlayan bazı çocuklarda korku, sıkıntı, endişe gibi duygularla kendini gösteren okul fobisi görülür. Bu çocuklar, okula gitmek istemez ve okula gitme saati yaklaşınca hasta olduğunu, karnının veya vücudunun başka yerlerinin ağrıdığını söyler ve davranışlarıyla da bunu gösterir, ağlar ya da anne babasına onu okula göndermemeleri için yalvarır. Eğer çocuk okul korkusu yaşıyorsa, bu korkunun altında yatan nedenler saptanmalı, buna göre çözüm yolları aranmalıdır. Çocuğu zorlamadan, onunla konuşup anlaşarak sorun çözülmeye çalışılmalı, gerekirse okul psikolojik danışmanı ve rehber öğretmeninden yardım alınmalıdır.

Çocuk yavaş yavaş bu yeni ortama alışır. Öğretmenini, arkadaşlarını tanır. Derslerde bir şeyler öğrenmek hoşuna gider ve her geçen gün okulu daha çok sever. Okul artık daha çekicidir, herşeyin paylaşıldığı, oyunlar oynanan, faydalı bilgiler öğrenilen bir yer olarak yaşamdaki yerini alır.

Okulun ilerleyen zamanlarında ya da üst sınıflarda bazı çocuklarda davranış, uyum sorunları, öğrenme güçlüğü gibi durumlar gözlenebilir. Bu durumdaki çocuklar, oyunlara, etkinliklere katılmak istemez, katılsa da arkadaşlarına uyum sağlayamaz, çeşitli davranış bozukluklarından biri görülebilir ya da derslere konsantre olamaz, anlamada, okumada veya yazmada zorluklar yaşayabilir. Böyle bir durumla karşılaşılırsa, ihmal edilmemeli, bir okul psikolojik danışmanı ve rehber öğretmenine veya çocuk psikologuna danışılarak çocuğun gerekli eğitim desteği ve tedavilerden faydalanması sağlanmalıdır.

Bazı yazılarımızda değinildiği gibi çocuğun ilk 5–6 yaşında yaşadıkları, anne babanın tutumları, yaklaşımları, çocuğun okuldaki ve ileri yaşlardaki davranışlarını da şekillendirir. Çocuğun her istediğinin öyle ya da böyle yapılması, ona az ilgi ve sevgi gösterilmesi veya çok yüz verilmesi, okulda gereğinden çok yardım edilmesi ve buna benzer tutumlar, onun okul ve öğrenme ile ilgili yaşayabileceği sorunların en başta gelen nedenleri arasında sayılabilir. Okul rehberlik ve psikolojik danışma çalışmaları esnasında böyle durumlarla karşılaşılmaktadır.

İşte buna bir örnek: anne baba, çocuğa fazla yüz verip onu her istediğini yaptırmaya alıştırmış, çocuk ağlayarak, bağırarak istediklerini yaptırıyor. Bu okula başlayınca da devam ediyor. Anne baba onun okula alışması, sınıfında oturması için istediği herşeyi yapıyor. Hatta çocuk, başka okula gitsem orada oturur ders yaparım diye bir istekte bulunuyor. Tüm uyarılara ve yapılan danışmanlığa rağmen aile bunu da kabul ediyor, tabi çocuk o okula da uyum sağlayamıyor. Çocuk anne babasını oyalıyor, anne baba tekrar önceki okula dönüyor. Ve sorunlar devam ediyor.

Çocuğun Geleceği İçin?

Çocuğunun geleceği için endişeli olan anne, onun daha iyi bir eğitim alabilmesini sağlamak için, çocuğunu koleje kaydettirmek istedi. Endişeli anne, çocuğunu da yanına alarak okul müdürünü ziyaret etti. Müdür, endişeli anneye okulun eğitimi hakkında gerekli bilgileri verdi. Kadın, müdürün açıklamalarını can kulağıyla dinledikten sonra tamam dedi. “Oğlumun kaydını yaptırmak istiyorum. Yalnız sizden bir şey rica edebilir miyim?” Müdür nazik bir biçimde “elbette, buyurun ”dedi. Kadın ricasını dile getirmekte biraz endişeliydi; ama ne istediğini de bildirmek istiyordu: “Müdür bey, acaba dersleri biraz basitleştiremez misiniz?” dedi. “benim oğlum bu eğitim programını kaldıramaz, derslerin hepsini izleyemez; ama koleji de bir an önce bitirmesini istiyorum.” Müdür. Kadına dönerek, “elbette hanımefendi” dedi. “siz çocuğunuzun ne olmasını istiyorsunuz, onu söyleyin. Bildiğiniz gibi bir meşe ağacı yüz yılda yetişirken bir kabak için iki ay yeterli.”

Doğru Oyuncak Seçimi

Kız çocukları araba, erkek çocukları bebek isteyen aileler çoğu zaman bu durum karşısında ne yapacaklarını bilemeyebilir. Çocuğun beş duyusunu uyaran, bedensel, fiziksel ve sosyal gelişimini hızlandıran bu oyun materyallerinin seçiminde eğitici, güvenli ve yaşa uygun olması çok önemlidir. Memorial Hizmet Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uz. Psk. Sevda Sevimli Yurtseven, çocuklarda sağlıklı oyuncak seçimi hakkında bilgi veriyor.

Oyuncak çocuğun zeka gelişimini olumlu etkiler
Çocukların gelişiminde uyaran çeşitliliği önemlidir. Bu nedenle ne kadar çok çeşit ve özellikte oyuncak, gezilen görülen yer ve ne kadar çok insanla iletişim imkanı olursa çocuğun zeka gelişimi de o kadar olumlu etkilenmektedir.

2-7 yaş arası simgesel oyunlar başlar, bunlar sanki varmışçasına oynanan oyunlardır. Evcilik oyunu, bir fincandan çay içiyormuş gibi yapılması, bir sopanın kılıç gibi hayal edilmesi bu dönemin başlıca oyunlarıdır.

7-8 yaş sonrası kurallı oyunlar başlar, sosyalleşme burada belirginleşmektedir. Çocuk kurallara uymayı, beklemeyi, paylaşmayı, mücadele etmeyi, risk almayı, yani ötekilerle sosyal anlamda ilişki kurmayı deneyimlemektedir. Bunlar aynı zamanda kültürel deneyimler de olmaktadır. Oyun iklimden, cinsiyetten, kültürden ve yaşanılan çağdan etkilenmektedir.

Çocuğun yetenekleri ve ilgi alanları hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz
Özellikle 0-3 yaş arası dönemde çocuğun oyuncaklarını ebeveynler seçmektedir. 3 yaşından itibaren çocuk ilgi duyduğu oyuncağı tercih etmeye başlamaktadır. Bu yaştan itibaren çocukların seçtikleri oyuncaklara saygı göstermek gerekmektedir. Çocuğun oynamayı tercih ettiği materyal yetenekleri, ilgi alanları, istekleri hakkında bilgi vermektedir. Çocuğun oyuncak seçimine katkıda bulunmak onun kişilik özelliklerini, zeka ve fiziksel özelliklerini, ilgi alanlarını saptayabilmekle mümkün olmaktadır.

Hangi oyuncakla oynadığı değil nasıl oynadığı önemlidir
Çocuk oynadığı oyuncakla kendini ifade etmektedir. Bu nedenle erkek veya kız oyuncağı gibi bir ayrım yerine çocuğun oyuncağıyla nasıl oynadığı, neleri yansıttığı ve neleri ifade etmeye çalıştığı önemli olmaktadır.

Kronik bir şekilde aynı oyuncakla sürekli aynı oyunu oynuyorsa bu durum bir problem olabileceğini işaret etmektedir. Aksi halde çocuklar meraklıdır ve her materyali inceleme fırsatı istemektedir. Dolayısıyla oyuncak alırken cinsiyet ayrımı gözetmemek gerekmektedir. Çocuklar zaten okul öncesinde oyuncak seçimi konusunda farklılaşmaya başlamaktadır.

Kıyafet seçimlerinde çocuğa örnek olunmalı
Çocuklar 3-4 yaş arası bir dönemde kendi kendilerine giyinmeyi keşfetmektedirler. Bu dönemde bu keşfin verdiği haz duygusu ile kıyafet seçimlerini de kendileri yapmak ister. Ancak anne ile kıyafet seçimleri konuşunda zaman zaman çatışmalar yaşanabilmektedir.

Bu tür durumlarda çocuğu üzmeden, yeni becerisinin tadına varabilmesini sağlayarak, seçenekler sunarak rehberlik edilebilinmektedir. Cinsel kimliğin sağlıklı ilerlemesi adına da kıyafet seçimlerinde çocuğa örnek olmakta fayda vardır. Ebeveyni tarafından sürekli karşı cins kıyafetler giydirilen bir çocuğun psikolojisi etkilenebilir. Ancak kıyafetlere bağlı cinsel kimlik ve yönelim hakkında henüz genetik, biyolojik, psikolojik veya hormonal denilen bir sebep tam olarak bilinmemektedir.

Çocuk motor gelişimi için nelere dikkat etmeli?

Anne ve babaların çocuk yetiştirirken merak ettikleri konulardan biridir motor gelişimi… Bu yüzden birçok ebeveyn çocuğunun gelişimi nelere dikkat etmesi gerektiğini, bu süreçte hangi oyuncakları seçmesi gerektiğini araştırır. Peki nedir motor gelişimi?

Çocuklar, doğum esnasında insan sinir sisteminin olgunlaşmasının tamamlanamaması sebebi ile, özellikle yaşamlarının ilk 2 yılında sürekli büyürler. Bu dönemde hareketlenip yürümeye başlamaları ile birlikte, keşfe başlarlar. Çocukların gelişim hızı onların motor becerilerine bağlıdır. Motor gelişimi deyince sadece yürümesi akla gelmemelidir. Kendi kendine yemeğini yiyebilmesi, düzenli uyku alışkanlığı, tuvalet eğitimi de bu gelişim süreci içindedir.

Motor gelişimi kaba ve ince motor olarak ikiye ayrılır.

* Kaba motor, yürümek, dengede durmak, emeklemek gibi hareketleri gerçekleştirebilmek için  büyük kas gruplarını işlevsel kullanabilme becerisidir. Bu süreç;

2 – 3 ay          Baş kontrolü

4 – 6,5 ay      Yüzüstü – sırtüstü dönme

6 – 9 ay           Desteksiz oturma

10 – 18 ay      Yardımsız yürüme

20 – 26 ay      Merdiven çıkıp – inme (tek elle tutunarak)

3,5 – 4,5 yaş  Tek ayak üstünde zıplama

 

* İnce motor, piyano çalmak, video oyunları oynamak ve bunun gibi hareketleri gerçekleştirebilmek için küçük kas gruplarını işlevsel kullanabilme becerisidir.

3 – 4 ay        Ellerini orta hatta birleştirme

4 – 6 ay        Eşyaya uzanma

9 – 12 ay      Cımbız (baş ve işaret parmakları ile) yakalama

18 – 24 ay    Kağıt karalama

2 – 3 yaş      Dik Çizgi çizebilme

3 – 3,5 yaş  Daire kopyalayabilme

 

Erkek ile kadınlar arasında motor becerileri farklılık göstermektedir. Erkekler çoğunlukla, kaba motor becerilerine yatkınken, kadınlar ise ince motor becerilerine yatkındır.

Motor gelişimini etkileyen çevresel faktörlerde en önemli konu anne ve babanın tutumudur.

* Eğer anne ve baba, çocuğunun emekleme denemelerini fark etmez ve övmez ise, çocuk bu konu da fazla istekli olmayabilir.

* Emeklerken önündeki engelleri önünden kaldırmak, çocuğun problem çözme becerisinin yeterince gelişmesini engelleyecektir.

* Çocuğu sürekli kucakta taşımak, kendi kendine oturma fırsatını engelleyeceği için oturma gelişimini geciktirecektir.

Anne ve babaların çocukları için çok şey yapmaları, endişeleri çocukların olumsuz etkilenmesine ve yeni şeyleri denemelerini engellemekte, tüm bunlarda gelişimi yavaşlatmaktadır.

Anne ve babanın bu süreçte yapması gerekenler güvenli bir ortam yaratmak, gelişimin desteklemek için kazandığı motor becerilerini övmek olmalıdır. Bunların yanında ona gereken uyarıları sunmalı, yaşına ve gelişim düzeyine uygun oyunlar oynanmalı ve oyuncaklar verilmelidir.

Hangi yaşta hangi oyun?

“Ce-eee” türü saklambaç oyunları, “buraya bir kuş konmuş” türü parmakla oynanan oyunlar heyecan ve sürpriz öğesi taşıdığından bebeklerin sevdikleri oyunlardır.

Önemli olan hayal dünyasına yönelik olmasıdır. Hayal kurmak ve hayali oyunlar yaratmak yavaş yavaş öğrenilebilir. 18. aydan küçük çocukların pahalı teknolojik oyuncaklar yerine, küpler, kutular gibi kendilerinin anlam kazandırabilecekleri oyuncaklar ile oynamaları gelişimlerini olumlu etkileyecektir. Ayrıca telefon ile konuşur veya kahve içer gibi taklit ederek oynanan oyunlar faydalıdır. Bunun için lego benzeri yapı setleri, telefon, çay takımı, yemek seti, steteskop, kamera gibi yaratıcı oyuncaklar seçilebilir. Tüm bu oyuncaklar taklide dayalı oyunlar içindir.

Bebeğiniz ile oynamak hem size hem de bebeğinize yardımcı olur.

Oyun öncesinde baş başa kalabileceğiniz sakin bir ortam yaratın… Telefonunuzu kapatın veya kısın… Oyun anında rahatsız edilmeyeceğinizden emin olun.

Çocuğunuzun oyun becerisini geliştirmek için onu izleyin. Ne ile ilgileniyor? Ne yapıyor? Ona nasıl yardım edebilir veya nasıl katılabilirsiniz? Ona şarkı söyleyin, anlamsız sesler çıkarın, komik görünmekten çekinmeyin. Bu onun hoşuna gidecektir. İzleme ve dinleme becerilerini destekleyin.. çıkardığı sesleri ve kelimeleri tekrarlayın, yeni kelimeler ekleyin.. Bunları yaparken kullandığınız dilin sade olmasına dikkat edin. Soru sormaya çalışın. İlgi gösterdiği hareketlere sizde ilgi gösterin. Sıkılır ise dikkatini başka yöne çekin. İlişkinizi kuvvetlendirmek ve onunla oynamaktan zevk aldığınızı göstermek için gülümseyin, kucaklayın.

Babaların Çocuklarına Yansıtması Gereken Davranışlar

Çocuklar için, babaları hayranlık uyandıran güçlü, becerikli süper kahramanlar gibidirler. Bu nedenle çocuklar babalarını sıklıkla taklit eder ve onun davranışlarından hayatı öğrenirler. Çocukların gelişiminde ve yetişmesinde babaların etkisi çok önemlidir.

Aşağıdaki 6 madde ile babaların çocuklarının hayata daha hazır olmaları ve ilerideki kendi ailelerine daha şefkatli olmaları yönünde destek vermiş olur.

Babanın çocuğunun göz hizasına inip, çocuğunun dünyasını paylaşabilmesi. Heyecanla çocuğunuz ”Baba oyun oynayalım mı ?’ dediğinde çok yorgunsanız dahi 15 -20 dakika çocuğunuzla korsancılık oynadığınızda ya da arabalarını otoparka park ettiğinize çocuğunuz için paha biçilemez anılar yarattığınızı unutmayın. Ayrıca baba olmaktan keyif aldığınızı ve çocuğunuzla zaman geçirerek ona değer verdiğinizi gösterirsiniz.

Babanın bir sorunu çözmesi. Mutfakta akan musluğu tamir etmek, kırılan bir eşyayı birleştirmek ve bunu yaparken çocuğunuzu adım adım sürece dahil ederek, uygun aşamalarda çocuğunuzdan yardımını istediğinizde çocuğunuzun sorun çözme becerilerini geliştirecektir. Bu çok değerli deneyim bir tabletten edinilemez.

Babanın ev işlerine yardımcı olması. Babasının da ev işlerine dahil olduğunu gören çocuk yardımseverliği, paylaşımcılığı, işbirliğini öğrenir. İleride kendi ailesinde, okulda grup çalışmalarında da bu şekilde davranacaktır.

Babanın anneye saygı ve sevgi göstermesi. Annenin başını okşamak, elini tutmak, ona sarılmak çocuğa sevgiyi öğretir. Bu davranışlar çocuğa güven verir ve seven insanların birbirlerine nasıl davrandığını ona örnekler. Çocuğun bu gözlemi ve deneyimi ileride kendi sosyal ilişkilerine yansıyacaktır.

Babanın sevgi ve saygıyı disiplin birleştirmesi. Çığırdan çıkabilecek bir olayı sükûnet ve karalılık ile hayır diyerek kısa bir açıklama ile duruma ve çocuğunuza sahip çıkmak, kontrol altına almak çocuğunuza güven verdiği gibi arkamda beni seven güçlü bir babam var imajını pekiştirir.

Çocuk Bakıcısı Seçerken Sorabileceğiniz Sorular

Çocuğunuza bir çocuk bakıcısı seçerken  deneyimini, eğitimi, çocuğunuza yaklaşımı, disiplin anlayışını anlayabilmek için sorabileceğiniz soruları aşağıda bulabilirsiniz.

*Çocuğunuz için daha önce çocuklarla çalışma deneyimi olan birini seçmeniz adaptasyon sürecini kısaltacaktır.

  • Ne kadar süredir çocuk bakıcılığı yapıyor?
  • Daha önceki iş deneyimlerinde kaç yaş çocukları ile ilgilendi?
  • Çocuk gelişimi üzerine bir eğitimi var mı?
  • Çocuk gelişimi üzerine bir eğitim almayı düşünüyor mu?
  • Çocuklar için ilk yardım biliyor mu? Eğer hayırsa almayı düşünür mü?
  • Çocuğunuz bir kaza geçirdiğinde veya hastalandığında ne yapar?
  • Daha önce çocuk bakıcılığı yaptığı yerlerden ayrılma sebebi nedir?
  • Kısa süreli mi/uzun süreli mi çalışma deneyimleri olmuş?
  • Neden çocuk bakıcılığı yapmayı seçmiş?
  • Çocuk bakıcılığı ile sevdiği şeyler neler?
  • Çocuk bakıcılığı hoşlanmadığı şey nedir?
  • Nasıl bir çalışma ortamını tercih eder?
  • Çocuk yetiştirme tutumları nasıl?
  • Çocuklar sizin en çok hangi yönünüzü sever?
  • Çocuk yanlış bir şey yaptığında nasıl baş edersiniz? Çocuk disiplini sizin için nasıl olmalıdır? Daha önce karşılaştığınız bir sorun ile nasıl baş ettiğinizi anlatır mısınız?
  • Sizin düşüncenize uygun olmasa da farklı kuralları-yaptırımları uygulayabilir misiniz?
  • Gelecekte şuanki çocuk bakıcılığı  işinizi değiştirecek bir planınız var mı? (Evlilik, çocuk sahibi olmak, okul vb.)
  • Sigara kullanıyor musunuz?
  • Çocuk uyurken ev içinde bazı işleri yapabilir misiniz?
  • Çocuk bakıcılığı  işinizi etkileyebilecek bir sağlık sorununuz var mı?
  • Ne zaman işe başlayabilirsiniz?
  • Hafta sonları ve akşam saatleri çalışmak sizin için uygun mu?
  • Arayabileceğim daha önce çocuk bakıcılığını yaptığınız kişiler var mı?

Görüştüğünüz çocuk bakıcısını çocuğunuz ile aynı ortamda bulundurduğunuzda çocuk bakıcısınınçocuğunuzla iletişimine ve ilişki kurmasını mutlaka gözlemleyin.

  • Çocuk bakıcısı  çocuğunuza karşı saygılı ve nazik mi?
  • Çocuk bakıcısı  çocuğunuz bakıcıya nasıl bir tepki verdi?
  • Çocuk bakıcısı ile ebeveynleri olarak sizler rahat bir iletişim kurabildiniz mi?
  • Çocuk bakıcısı çocuğunuz ile oyun oynarken samimi mi?
  • Çocuk bakıcısı çocuğunuza nasıl sınır koyuyor?

Çcouğunuzun yaş grubuna yönelik çocuk bakıcısına sorabileceğiniz sorular:

0-1 Yaş Çocuğu

  • Ağlayan bir bebeği nasıl idare edersiniz?
  • Bebek ağlamayı sürdürürse ne yaparsınız?
  • Bebeğin ne kadar süre tek başına ağlamaya devam etmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
  • Bebeğin uykuya dalması için neler yaparsınız?
  • Bebeğin ne kadar aralıklar beslenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
  • Bebek ile nasıl/neler oynarsınız?

1-2 Yaş Çocuğu

  • Bu yaş grubundaki çocuklar ile nasıl vakit geçirirsiniz?
  • Bu yaş grubunun ne kadar televizyon/tablet izlemesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
  • Çocuk bir şeyleri attığında veya kitabı yırttığında nasıl tepki verirsiniz?
  • Öfke krizi yaşayan bir çocuk ile nasıl baş edersiniz?
  • Çocuğun sizinle ilişki kurmasına nasıl yardımcı olursunuz?

2-3 Yaş Çocuğu

  • Sizce bu yaş grubu parkta ne kadar zaman geçirmeli?
  • Çocuğun öğrenmesini desteklemek için nasıl etkinlikler yapabilirsiniz?
  • Bu yaş grubunda ne kadar televizyon/tablet izlemeli?
  • Çocuk bir hata yaptığında nasıl tepki verirsiniz?
  • Kurallarınıza uymasını nasıl sağlarsınız?
  • Evde veya dışarıda bir öfke krizi yaşadığında ne yaparsınız?
  • Tuvalet eğitimini nasıl verirsiniz?

 3-5 Yaş Çocuğu

  • Bu yaş grubunda disiplini sağlamak için nelerin işe yaradığını düşünüyorsunuz?
  • Çocuğun öğrenmesini desteklemek için ne tür aktiviteler yapabilirsiniz?
  • Çocuğu anaokuluna alıştırma sürecinde nasıl destek olabilirsiniz?
  • Bu yaş grubu televizyon/ tablet ne kadar izlemeli? Hangi programların çocuğa uygun olduğunu düşünüyorsunuz?
  • Eve oyun oynamaya çocuğumuzun bir arkadaşının gelmesi sizin için uygun mu?
  • Çocuk arkadaşına bir oyuncak attığında nasıl tepki verirsiniz?

*Ailenize ve çocuğunuza uygun bir çocuk bakıcısı bulduğunuzu düşünüyorssanız bile mutlaka 15 günlük bir denem sürecine başlayın ve daha sonra kararınızı verin.

Çocuğunuz Yalan Söylüyorsa

Çocuğunuz yalan söylediğinde ilk tepkiniz kızgınlık olabilir ama bir adım atarak çocuğunuzun henüz öğrenme evresinde olduğunu hatırlayın. Öfkelenip ceza vererek çocuğunuzun öğrenme fırsatını kaçırmasına neden olursunuz. Onun yerine çocuğunuza doğru söylemenin önemini, yalan söyleminin zararlarını çocuğunuz ile paylaşmak etkili olabilir.

Çocuğunuzun yalan söylediğini fark ettiğinizde onun sorunuzdan kaçmak için bir yalan daha söylemesine neden olmayın.

Çocuğunuzun yalanını yakalamak için soracağınız sorular daha çok yalan söylemesine neden olabilir Daha iyi yolu ilk söylenen yalanı açıkça ve sakince ifade ederek neden yanlış olduğunu ve nasıl düzeltilebileceği üzerine konuşabilirsiniz. Böylelikle çocuğunuz sizin onun yanında olduğunuzu fark edecektir.

Çocuğunuzu etiketlemekten kaçının. Çocuğunuz yalana başvurduğunda bundan hoşlanmadığınızı ifade edin ancak onu ‘Yalancı’ olarak etiketlemekten uzak durun.

Çocuğunuzu yalan söylerken yakalarsanız, geri dönüp doğruyu söylemesi için bir fırsat verin. Böylelikle yanlışların düzeltilebileceğini çocuğunuza öğretmiş olursunuz.

Çocuğunuz doğruyu söylediği zaman onu cesareti ve dürüstlüğü için takdir edin. ‘ Biliyorum doğruyu söylemek her zaman kolay değildir, seninle gurur duyuyorum. Bana doğruyu söylediğinde sana yardımcı olabilirim.’

Peki çocuğunuz neden yalan söylüyor? Yalan söylemesini gerektirecek önemli nedeni nedir? Her zaman çocuğunuz için bu soruların cevaplarını bulmanızı öneririm. Böylece yalanın altına yatan sebepleri keşfedebilir ve çocuğunuza daha uygun şekilde destek olabilirsiniz.

0-3 Yaş Arasındaki Çocuğunuzun Gelişimsel Geriliği Varsa

Gelişimi yaşıtlarından geri kalan bebeklerin ya da çocukların gelişimini desteklemek amacıyla uygulanan terapi programlarının bütününü kapsayan erken müdahale programları bilişsel, fiziksel, iletişim ve sosyal/duygusal gelişim alanlarında geriliği olan 0-3 yaş arasındaki çocuklara uygulanmaktadır.

Erken müdahale programlarına başvurmak için çocuğunuza bir hastalık tanısı konulması gerekmez. Ebeveyn olarak çocuğunuzun gelişimi konusunda şüphelerinizin olması ve bazı ön bulguların olması yeterlidir.

Beyin yaşamın ilk üç yılında çok hızlı gelişim gösterir ve çocuğunuz erken eğitim programına hızlı cevap verir. Bu da özel gereksinime ihtiyaç duyabilecek çocuğunuzun gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu sayede gelişimsel geriliği olan çocuğunuza mümkün olan en kısa sürede yardım edilerek onun en üst potansiyeline ulaşması hedeflenir.

Bebeğinizde hangi belirtiler varsa erken müdahale programlarına başvurmanız önerilir?

  • Prematüre ve gelişimsel geriliği olan riskli bebeklere,
  • Sakinleştirilmesi zor ve çok huzursuz bebeklere,
  • Emme, yutma ve çiğneme problemleri gibi beslenme sorunları yaşayan bebeklere,
  • Kucağa alındığında gergin olan, kendini bırakan ya da geriye atan bebeklere,
  • Yüzyüze iletişimden kaçınan ya da hoşlanmayan bebeklere,
  • Görme, hareket, sese ve dokunmaya tepki vermeyen ya da çok hassas olan bebeklere,
  • Tüm pozisyonlarda hep aynı tarafa bakan ve devamlı olarak tek elini kullanan bebeklere,
  • Ayrıca erken dönemde kromozomal anomaliler, metabolik ve genetik hastalıklar, cerebral palsy, tortikolis ve brakial pleksus zedelenmesi tanısı koyulan bebeklere önerilmektedir.

Çocuğa özel erken müdahale programları nasıl planlanır?

  1. Erken müdahale programına alınacak çocuğunuzun öncelikle gelişim testleri yapılır.
  2. Bu testler klinik değerlendirmerle birlikte ele alınır.
  3. Değerlendirme sonucuna göre çocuğunuza özel bir program hazırlanır.
  4. Bu program çocuğunuzun bilişsel, fiziksel, sosyal ve duygusal, uyumsal ve iletişim gelişim seviyeleri ve ihtiyaçlarına göre belirlenir.
  5. Belirlenen programda gerek ebeveynin gerekse de diğer aile üyelerinin öncelikleri ve endişeleri de göz önüne alınır.
  6. Aile rehberliği, hedefler ve takip sıklığı da programın diğer önemli unsurlarıdır.

Pozitif Çocuk Yetiştirmenin Formülü ve Öz Disiplin Oluşturma

Mutlu ve kendine güvenen çocuklar yetiştirmeyi mümkün kılan ve son yıllarda anne babaların gözdesi olan “Pozitif Disiplin”in yararları nelerdir? Ebeveynler pozitif çocuk yetiştirmek için hangi noktalara dikkat etmelidirler?

Mutlu ve kendine güvenen çocuklar yetiştirmeyi mümkün kılan ve son yıllarda anne babaların gözdesi olan in yararları nelerdir? Ebeveynler pozitif çocuk yetiştirmek için hangi noktalara dikkat etmelidirler?

Pozitif disiplin ile yetişen çocuk mutlu çocuk olur! 
Pozitif Disiplin yöntemi;

  • Çocuğun kendini daha iyi hissetmesini sağlar ve yaptığı işe olan isteğini çoğaltır,
  • Çocuğun öz güvenini ve kendine olan inancını artırır,
  • Çocuğun problem çözme becerilerini geliştirir
  • Bu yönleri ile yöntemi mutlu ve neşeli çocuk yetiştirmenin formülüdür.
  • Pozitif disiplin yöntemi ile sorumluluk alan, çözüm üreten, yaratıcı ve özgürce karar alabilen, toplum ve ahlaki kurallara uyan çocuk, gelecekte de yaşamını düzenleyen, organizasyon becerisi gelişmiş, özgüvenli ve üreten bir yetişkin olmaya adaydır.

Pozitif disiplin ile yetişen çocuk olumsuz olayların üstesinden daha kolaylıkla gelir!

  • Pozitif disiplin ile yetiştirilen bir çocuğun olumsuz ve travmatik olaylara yaklaşımı daha yapıcıdır ve çocuk negatif olayların üstesinden daha kolaylıkla gelir.
  • Pozitif disiplin ile yetiştirilen çocuğun depresyona girme, travma sonrası stres bozukluğu yaşama ihtimali daha azdır.
  • Pozitif disiplin, kendini yönlendiren yetişkinlere karşı çocuğun genellikle sergilediği pasif-saldırgan taktikleri kullanmasını engeller. Böylelikle çocuk enerjisinin çoğunu karşılaştığı güçlüğü yenmede kullanır.

Pozitif çocuk yetiştirmenin 17 formülü

Çocuğunuza seçenek sunun ve ona seçim yapacak fırsatlar verin.

-Problemi çocuğunuz adına çözmeyin veya ona çözüm önerileri sunmayın.

-Çocuğunuzun hata yapmasına fırsat verin ki hatalarından sonuç çıkarabilsin.

-Çocuğunuzun başkalarının duygularını anlayabilmesini sağlayın.

-Çocuğunuza olumlu yaklaşımı davranıştan hemen sonra gösterin. Öncelikle “aferin, çok iyi yaptın” gibi sözel destek verin, sonra sırt sıvazlama ve saçını okşama gibi fiziksel temas ve daha sonra da çocuğunuza arkadaşıyla program yapma, ve onu parka, sinemaya götürme gibi ödüller verin.

-Çocuğunuzun olumlu davranışlarını eşinize ve aile büyüklerine abartmadan aktarın ve bunları çocuğunuzun duymasını sağlayın.

-Çocuğunuza hem ev içinde hem de ev dışında sorumluluklar verin.

-Çocuğunuza onu koşulsuz sevdiğinizi hissettirin.

-Çocuğunuza tutarlı davranın. Onaylamadığınız bir davranışa sonradan izin vermeyin.

-Çocuğunuza açık, net ve anlaşıldığından emin mesajlar verin.

-Çocuğunuzun fiziksel ihtiyaçlarını karşılayın.

-Çocuğunuza güvenli bir çevre ve ortam sunun.

-Çocuğunuza zaman ayırın.

-Çocuğunuza kurallar ve sınırlar koyun.

-Çocuğunuzu, hak etmediği şekilde ya da abartılı şekilde övmeyin.

-Çocuğunuzu koruyucu yaklaşımlarınız sınırlı ve kollayıcı yaklaşımınız sınırsız olsun.

-Çocuğunuza karşı sabırlı ve hoşgörülü olun.

Otizmde en önemlisi erken teşhis!

Otizmin erken dönemde teşhisi otizmli çocukların eğitimi ve topluma kazandırılması açısından önemlidir. Erken tanı için ise en büyük görev aileye düşmektedir.

Otizmin erken dönemde teşhisi otizmli çocukların eğitimi ve topluma kazandırılması açısından önemlidir. Erken tanı için ise en büyük görev aileye düşmektedir. Bu yüzden özellikle anne-babaların bebeklerini ikinci ayından itibaren çok iyi gözlemlemeleri gerekir.

Otizmde erken tanı çok önemli!

  • Otizm ailenin duygusal, toplumsal ve ekonomik günlük yaşantısını etkileyen bir durum.
  • Otizm bir beyin hastalığı.
  • Erken tanı ile otizmli çocuk, uygun birebir eğitim ile kendi başına bazı işleri yapabilecek hale getirilebilir.
  • Hatta bazı durumlarda eğitim sayesinde çocuk neredeyse bu hastalığı yok edecek düzeye gelebilir.
  • Erken tanı ile eğitime bir an önce başlamak ve yol almak çok önemli.

Anne babalar, bebeğinizi otizm açısından gözlemleyin

  • Anne baba bebeğinin ikinci ayından itibaren çok iyi gözlemci olup bebeğinin otizm işaretleri taşıyıp taşımadığını araştırmalıdırlar.
  • Gözlemlemede en önemlisi göz temasıdır.
  • Bebeğin başta annesi olmak üzere karşısındaki kişiyle göz teması kurmaması, seslenmeye tepki vermemesi,
  • Gözleriyle bir şeyi takip etmemesi seslere tepki göstermemesi,
  • Kayıtsız olması veya duymuyormuş gibi davranması,
  • Sosyal gülümsemesinin olmaması veya sarılmaması,
  • Taklit etmemesi veya oyun oynarken bir senaryo ile oyun kurmaması,
  • Dönen bir nesneyi saatlerce takip etmesi,
  • Ayak parmakları üzerinde ve kendi etrafında dakikalarca dönebilmesi,
  • Anlamsız vücut hareketleri yapması,
  • Anlamsız sesler çıkarması ve aynı kelimeyi defalarca anlamsız şekilde tekrarlayabilmesi,
  • Konuşma becerisinin olmaması,
  • Yaşıtları ile oynamaması,
  • Annesi ayrıldığında kayıtsız olması,
  • Parmağı ile işaret etmemesi, ilgisini çeken bir eşyayı işaretle istememesi otizm belirtilerindendir.

Bebeklerde Ayrılık Korkusunun Nedenleri Nelerdir?

Bebeklerde Ayrılık Korkusu Ne Zaman Başlar?

Öncelikle, bebeklerde ayrılık sendromunun ne zaman başladığı sorusuna cevap verelim. Bazı bebeklerde daha erken görülebilecek olmakla birlikte, genellikle 9 aylık bebekte ayrılık kaygısı görülür.

Hatta bu yüzden, bebeğinin 6 aylık olduğu dönemde bakım için başkasından yardım almanın, onun gelişimi açısından iyi olacağı düşünülür. Çünkü bebeğinin ayrılık korkusu başlamadan başka insanlara alışması daha kolay sağlanır. 2-3 aylık bebeğin, sadece ihtiyaçlarının karşılanmasıyla mutlu olabiliyorken, 8- 9 aylık olduğu dönemlerde sürekli seni yanında istemeye başlar. O yüzden başka insanların varlığına erkenden alışmasında fayda var.

Bebeklerde Ayrılık Korkusunun Nedenleri Nelerdir?

  • Bebeğin artık daha iyi bir hafızaya sahip! Paltonu giymenin, çantanı almanın neye işaret ettiğini hatırlıyor ve ardından yaşanacakları hemen kavrıyor. Haliyle, belirsiz bir süreliğine ortadan yok olmanı istemiyor.
  • Normal olan bu durumun dışında, bebeğinin geçmişte yaşadığı ayrılık deneyimleri de tepkilerini etkiler. Örneğin, bebeklerin sadece ebeveynlerinden uzak kalmaya ya da ayrılmaya değil, bakıcı değişikliklerine de tepki ile yaklaştıkları biliniyor. Ayrıca, aileden birini kaybetmek, çocuklar için de yetişkinler kadar sarsıcı olabiliyor. Eğer bebeğin de bu tür bir ayrılık deneyimi yaşadıysa, bebeklerde ayrılık endişesini daha derin yaşayacağını tahmin edebiliriz.
  • Bebeğinin geçmiş ayrılık deneyimlerinin yanı sıra seninle olan ilişkisi ve gelişim seviyesi de bu ayrılık korkusunu nasıl yaşadığı, ne şekilde üstesinden gelmeye çalıştığı konusunda belirleyicidir.

 

Bebeklerde Ayrılık Korkusu ile Başa Çıkma Yöntemleri

Kendini suçlama!

Öncelikle, bebeğinin ağlamasının ve mutsuz görünmesinin sana suçluluk duygusu hissettirmesine izin vermemelisin. Bebeklerde anneden ayrılma korkusu, normaldir ve çok nadiren annenin yaptığı ya da yapmadığı bir şeyden kaynaklanır.

Hatta, sen evden çıktıktan kısa bir süre sonra, bebeğinin ağlamasının artık bir işe yaramayacağını fark ederek, her ne yapıyorsa, onu yapmaya devam edeceğini tahmin etmek pek de zor değil!

Bakıcı seçiminden emin ol!

Sadece güvenilir değil, ayrıca bebeğinin her türlü huysuzluğuna karşı anlayışlı ve sabırlı bir bakıcıya emanet ettiğinden emin olmalısın. Ayrıca, bakıcının sen evden ayrılmadan yarım saat kadar önce eve gelmesi ve bebeğinle ilgilenmeye başlaması ya da üçünüzün belli bir süreyi birlikte geçirmesi iyi olabilir.

Bebeğine gitmeden önce haber ver!

Bebeğinin ağlamasını engellemek için farkında olmadığı bir anda evden çıkmak, emin ol ki, hiç iyi bir fikir değil! Bu şekilde davranman bebeğinde her an bir yere gitmiş olabileceğin korkusu yaratır. Böylece ayrılık anksiyetesi bebekte artar. Ayrıca, sana olan güvenini de sarsar.

Bunun yerine, evden çıkmadan on ya da on beş dakika kadar önce ona haber vermen, ne zaman geleceğini açıklaman sana olan güvenini sağlamlaştırır. Dönmeyeceğine dair endişelerini de ortadan kaldırır.

Bu arada, gitmeden uzunca bir süre önce haber verdiğin durumda gideceğini unutabilir ya da gitmeden hemen önce haber verdiğinde ise, gidecek olmana alışma zamanı kalmayabilir.

 

Bebeklerde Ayrılık Endişesi Ne Zaman Biter?

Bu sorunun cevabı genel olarak bebeğinin 18- 19 aylık olduğu dönemlere denk düşer. Ancak, üç yaşından önce yatılı olarak ya da anneden ayrı bir evde bebeğin kalması önerilmez, hatırlatalım.

Çocuklarda Saldırganlık, Çocuklarda Vurma ve Isırma Davranışı

Şaşırtıcı gelse de saldırgan davranışlar yürüme çağındaki çocuğunuzun gelişiminin bir parçasıdır* ancak bu davranışların gelişimsel sürecin normal bir parçası olması saldırganlığı görmezden gelmek gerektiği anlamına gelmemelidir.

  • Çocuğunuz saldırgan davranışlar gösteriyorsa;
  • Ona bu davranışların kabul edilemez olduğunu anlatmalı,
  • Duygularını daha farklı şekillerde ifade etme yollarını göstermelisiniz.

Agresif çocuğun davranışlarını nasıl değiştirebilirsiniz?

1. Olası sonuçları çocuğunuza gösterin: Çocuğunuzla kapalı bir oyun alanına gittiğinizi ve çocuğunuzun bir top havuzuna dalıp topları diğer çocuklara hızlıca fırlatmaya başladığını düşünün. Böyle bir durumda ne yapmalısınız? Çocuğunuzu top havuzundan hemen çıkarın ve birlikte diğer çocukların top havuzunda oynamasını izleyin. Çocuğunuza, diğer çocukları incitmeden eğlenebilmeye hazır olduğunu hissettiğinde aralarına katılabileceğini açıklayın. Çocuğunuz bu yaş dönemindeyken henüz yeterli bilişsel olgunluğa ulaşmadığı için ona “Eğer başka bir çocuk sana top fırlatsa ve canın acısa nasıl olurdu?” diye sormak anlamsızdır. Bu tür sorular ile çocuğunuzun mantık yürütmesine çalışmaktan kaçının. Çünkü bu dönemde çocuklar kendilerini başkalarının yerine koymayı hayal etme kapasitesine sahip değillerdir ya da sözel olarak yapılan mantıksal açıklamalar onlar için pek bir şey ifade etmez. Ancak çocuklar olayların sonuçlarını gözlemleyip buna göre davranışlarını değiştirebilirler.

2. Sakin olun: Bağırmak, vurmak ya da çocuğunuza “Çok kötü bir çocuksun!” demek çocuğunuzu daha çok sinirlendirecek ve yeni agresif davranışlar sergilemesine neden olacaktır. Bağırmak, vurmak ya da kızmak yerine aksine sakin kalmanız ve çocuğunuzun kendinizi kontrol ettiğinizi gözlemlemesine izin vermeniz ona kendini kontrol etmeyi öğretme yolundaki ilk adım olabilir.

3. Net sınırlar belirleyin: Çocuğunuz saldırgan davranmaya başladığı anda olaya hemen müdahale edin. Mesela “Bu kadarı yeter” demek için çocuğunuzun erkek kardeşine üçüncü kez vurmasını beklemeyin. Çocuk yaptığı davranışın yanlış olduğunu hemen o an öğrenmelidir. Ayrıca çocuğunuza 1-2 dakika mola verdirebilirsiniz yani çocuğunuzu ortamdan bir süreliğine uzaklaştırabilirsiniz. Böylelikle çocuğunuz kendine zaman tanıyıp sakinleşmeyi öğrenecek, bir süre sonra davranışıyla sonuçlar arasında bağlantı kurabilecek ve birine ısırırsa ya da vurursa ortamdan soyutlanacağını öğrenecektir.

4. Tutarlı disiplin verin: Çocuğunuzun her davranışına bir önceki benzer durumda nasıl tepki verdiyseniz öyle tepki verin. Tahmin edilebilir tepkiniz çocuğunuzun davranışlarınızdan bir kalıp oluşturmasını sağlar ve neyle karşı karşıya kalacağını bilir.

5. Alternatifler öğretin: Çocuğunuzun sakinleşmesini bekleyin ve nazikçe az önce olanları gözden geçirin. Çocuğunuza kendisini neyin bu kadar sinirlendirdiğini sorun. Kızgın olmanın tamamen doğal bir duygu olduğunu ancak vurmak ya da ısırmak dışında başka yollarla da bu duyguyu ifade edebileceğini kısaca anlatın. Çocuğunuzu kızgınlığını farklı bir şekilde dışavurmak konusunda cesaretlendirin.

Ayrıca çocuğunuzun saldırganca davranışından sonra özür dilemesi gerektiğini anladığından emin olun. Başlarda içtenlikle özür dilemeyecektir ancak zamanla bu davranış şekli kişiliğine oturacak ve dilediği özür de samimi olacaktır. 1-2 yaş döneminin gerginliği çocuğun mizacına ait özellikleri bastırabilir. Ancak eninde sonunda çocuk birini incittikten sonra özür dilemeyi öğrenecektir.

6. İyi davranışı ödüllendirin: Dikkatinizi yalnızca çocuğunuzun kötü davranışlarına değil iyi davranışlarına da yöneltin. Mesela çocuğunuz sadece salıncakta sallanmak için başka çocukları ittiğinde ya da düşürdüğünde değil sıraya girdiğinde ya da o sırada salıncakta sallanan çocuktan izin istediğinde de dikkatinizi çekmeli. İyi davranış karşısında takdirinizi sözlü şekilde belirtin “Sıra için izin istemen harika bir davranıştı!”. Çocuğunuz bu şekilde kelimelerin gücünü anlayabilir. Daha sonra da çocuğunuzu kendiniz sallamayı teklif ederek ya da onunla oyun oynayarak beraber zaman geçirin.

7. Televizyon saatlerine kısıtlama getirin: Çizgi filmler ve küçük çocukların izlemesi için tasarlanmış televizyon şovları bile bağırma, tehdit etme, dalaşma ve vurma gibi agresif davranışlarla dolu. Çocuğun hangi programları izlediğinin farkında olun. Özellikle de son zamanlarda agresif davranışlar sergilemeye başladığını gözlemlerseniz. Televizyon saatlerinde de programları onunla beraber izleyin ve yanlış davranışlar gördüğünüzde “Bu davranış istediğini elde etmek için yanlış bir seçimdi, değil mi?” gibi cümlelerle yorumda bulunun. (Amerikan Pediatri Akademisi 2 yaş altındaki çocukların televizyon izlememesini önerir.)

8. Fiziksel aktiviteler sağlayın: 1.5-2.5 yaşlarında bir çocuk enerjisini atamamışsa evin içinde terör estirmeye başlar. Eğer sizin çocuğunuz da enerjisi yüksek bir çocuksa özellikle dışarıda yapılabilecek önceden planlanmamış aktivitelerle çocuğunuzun enerjisini atmasına imkan sağlayın.

9. Yardım istemekten korkmayın: Bir çocuğun agresyonu bazen bir ebeveynin sağlayabileceğinden daha farklı müdahaleler ister. Eğer çocuğunuz olağandışı şekilde ve birkaç hafta süresince agresif davranıyorsa, diğer çocukları korkutuyor ya da sinirlendiriyorsa, yetişkinlere saldırıyorsa, onun davranışını törpülemeye yönelik harcadığınız eforun etkisini göremiyorsanız çocuk psikoloğu ya da psikolojik danışman ile birlikte çocuğunuzun agresif davranışlarının kaynağını belirleyip problemi kaynağından çözebilirsiniz. Çocuğunuzun hala çok küçük olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Eğer onunla sabırlı ve yaratıcı bir şekilde ilgilenirseniz bu kavgacı yaklaşımların geçmişte kalacağını görebilirsiniz.

Otizmli çocuklar ve iletişim davranışları

Göz takibinin olması, bedenini kullanması ve ses çıkarması bebeğin ilk iletişim davranışlarındandır.

Otizmli çocuklar ve iletişim davranışları konusunda bilgiler;

Göz takibinin olması, bedenini kullanması ve ses çıkarması bebeğin ilk iletişim davranışlarındandır.

Bebeğin göz takibinin olması:

Bebeklerde görsel-motor sistemin olgunlaşması 3.5. ayda gerçekleşir. Bebek böylelikle iletişim için göz kontağı kurmaya başlar.

Otizmli çocuklar ise;

  • Belli nesnelere sürekli bakabilir ya da bir nesnenin tümüyle ilgilenmek yerine bir parçasına takılıp kalabilirler.
  • Göz teması yerine geometrik modelleri tercih ederler.
  • Yönerge ile göz teması kursalar bile görmemezliktem gelir gibi görünebilirler.
  • İnsanlarla göz teması kurmak yerine geometrik modelleri/kalıpları tercih ederler; ya da ebeveynin yönergesi ile göz teması kursalar bile görmemezlikten geliyor gibi görünürler.
  • Göz teması sorunu otizmli çocukların dünyayı anlamalarında ve iletişim kurmalarında problem yaratır.

Bebeğin babıldaması:

Bebeğin çevresinde konuşulan dilin seslerine duyarlı hale gelmesi bebek 7 aylıkken gerçekleşir.
Otizmli çocuklar ise;

  • Kendilerine yöneltilen konuşma seslerine ilgi göstermeyip hiç duymuyormuş gibi davranırlar.
  • Bazı sesleri çıkarsalar dahi bu sesleri iletişim amaçlı olarak ve/veya sıra alarak çıkarmazlar.
  • Ebeveynlerinin kendilerine yönelik olarak söyledikleri kelimeleri ve çıkardıkları sesleri tekrar etmek için çaba göstermezler veya az çaba gösterirler.

Bebeğin jestleri:

Bir bebek istediği bir şeyi belirtmek için 9. aydan itibaren uzanma davranışı gösterir. Zamanla bütün vücudunu kullanarak nesneye yönelir. Bebek jestlerini kullanarak ebeveyni ile bir iletişim içerisine girer.
Otizmli çocuklar ise;

  • Jest kullanmak yerine ”yönlendirme” denilen farklı bir yöntem ile istediklerini belirtirler. Örneğin yetişkinin elini ya da kolunu o nesneye doğru iterek bir şey isterler, yani yetişkin ile iletişime girmezler ve onları sadece bir araç olarak kullanırlar.

Çocuklarda dil gelişimini hangi değişkenler önceler?

Motor taklit, ortak dikkat ve sembolik oyun çocuklarda dil gelişimini önceleyen değişkenlerdir.

Motor taklit becerisi: Motor taklit becerisi için; çocuğun dikkatini karşısındaki kişiye yönlendirmesi ve o kişinin davranışının zihinsel temsilini oluşturması gerekir.
Otizmli çocuklar ise;

  • Motor taklit konusunda değişen oranlarda sorun yaşarlar. Mesela; el sallama davranışını taklit ederken elini kendi yüzüne doğru döndürebilir.

Ortak dikkat: Ortak dikkat; dil gelişimi ile ilişkilidir ve çocuğun dikkatinin kendisi, etkileşim halinde olduğu kişi ve nesne arasında düzenlemesi olarak tanımlanabilir.
Otizmli çocuklar;

  • Etkileşim içerisinde bulunduğu kişinin herhangi bir nesne ya da olaya bakması için çabalamaz ve onun ilgilendiklerine karşı bir tepki göstermez.

Sembolik oyun: Otizmli çocuklar

  • İşlevsel ve sembolik oyun oynamada zorluk yaşarlar.

Bebek ve çocuk odası seçiminde annelere ve anne adaylarına tavsiyeler

Anne adayları için bebek odası seçiminde

  • Güvenlik
  • Bebek sağlığı
  • Bebek odasının büyüklüğü ve karyola, yatak, sandalye, kanepe, halı, alt değiştirme ünitesi, şifoniyer, gardrop ve duvar rafı gibi bebek mobilyası ve aksesuarlarına duyulan ihtiyaç
  • Bebek odası renkleri
  • Bebek odası ile ilgili annenin concept/tema belirlemesi ya da hayalleri önemli olmaktadır.

Bebek güvenliği:

  • Mobilyaların rahat ve ergonomik olması, dengeli olması, sivri köşelerinin olmaması, vidaların ve birleşme yerlerinin sağlamlığı, parmakların sıkışmasını önleyici yavaş kapanan mekanizmalı çekmecelerinin olması önemlidir.

Bebek sağlığı:

  • Bebek mobilyalarında güvenlik kontrolleri yapılmış, antibakteriyel ve antikanserojen özelliklere sahip boyalar içeren mobilyalar tercih edilmelidir.
  • Masif ağaçtan yapılmış eşyalar kullanılmalı ve formaldehyde gibi uçucu organik içeriklerin yoğun olarak bulunduğu ağaç ürünlerinden yapılmış eşyalardan kaçınılmalıdır.
  • Tekstil ürünlerin mümkün olduğunca doğal malzemelerden yapılmış olması duvarlarda ise uçucu organik içeriklerin az olduğu ve su bazlı boyalar tercih edilmelidir.
  • Bebek odalarında vinil içerikli duvar kağıtlarından uzak durulmalı ve kokusuz yapıştırıcılar tercih edilmelidir. Toz tutmaması için büyük halılardan kaçınılmalı ve halılarda anti alerjik ürünler tercih edilmelidir.

Bebek mobilyaları:

Karyola;

  • Karyolanın parmaklık aralarının bebeğin başının geçemeyeceği genişlikte olması gerekir.
  • Çocuğun ileride de kullanabileceği büyüyebilen karyola tercih etmesi hem ekonomik hem de pratik bir çözüm sağlar.
  • Karyolada yatağın bebek küçükken yukarıda büyüdükçe aşağıya inebilir olması bebeğin küçükken karyolaya yatırılıp kaldırılmasında kolaylık sağlayacağı gibi bebek büyüyüp ayaklandıkça karyolanın içerisinden çıkamaması nedeni ile de güvenlik sağlar.
  • Karyolanın altında çekmece olması bebek ihtiyaçlarına cevap vermek her geçen gün artan bebek eşyalarının depolanması için önemlidir.

Yatak;

  • Çok yumuşak olmayan ve pamuklu ya da yünlü yatakların tercih edilmesi önerilir.
  • Mümkünse yatak yanmaya karşı dayanıklı olmalıdır.

Alt değiştirme ünitesi;

  • Bebek odasında yeterli yer var ise alt değiştirme ünitesi kullanımı anneye pratiklik sağlar ayrıca gelişigüzel herhangi bir yerde alt değiştirilmesini engeller.
  • Alt değiştirme ünitesinin emniyet kemeri ile sabitlenmesi ve kenarlarının düşmeyi önleyecek şekilde yükseltilmiş olması önemlidir.
  • Ayrıca alt değiştirirken kullanılan bebek bezi, krem, ıslak mendil gibi ürünlere kolay erişim sağlayabilecek çekmece veya ceplerin bulunması tercih edilmelidir.

Şifoniyer;

  • Kolay ulaşılabilmesi gereken malzemeleri koymak için bir bebek odasının olmazsa olmazlarındandır.
  • Mağazalarda farklı boyutlarda bulunmakla birlikte odanın özelliğine göre doğru boyutta seçilmesi önemlidir. Ayrıca üzerine konulacak bir duvar rafı ya da askılık ile bir ünite gibi kullanılabilir.
  • Şifoniyerin üstünde ihtiyaca göre kitaplardan, bebek bakım malzemelerine ve peluş oyuncaklara pek çok farklı eşya bulundurulabilir.

Gardrop;

  • Mağazalarda farklı boyutlarda ve modellerde pek çok çeşit gardrop bulunmaktadır.
  • Gardrop için en önemlisi tahmin edilenden daha çok kıyafetle ve çok çabuk büyüyen bebek için bol çekmeceli, bol raflı, mümkünse iç ışığı olan, yüksekçe tiplerinin tercih edilmesidir.

Depolama üniteleri;

  • Bebeğin büyümesi ile birlikte odaya girecek tüm oyuncak, aktivite malzemesi vb eşyanın odayı küçültmeden depolanması mühimdir. Bunun için de raf ve oyuncak sandığı seçenekleri tercih edilmelidir.

Bebek odası renkleri:

  • Bebek odalarında çoğunlukla beyaz ağırlıklı mobilyalar göze çarpıyor. Beyaz ağırlıklı mobilyalar; kulplar, stickerlar, aydınlatma ve tekstil ürünleri (minderler, perde vb.) ve de farklı duvar kağıdı/ rengi ile renklendiriliyor.
  • Bebeğin odasının bebeği sakinleştirecek, dikkatini dağıtmayacak yumuşak ve neşe veren sıcak renklerde olması önemlidir. Gökyüzünün mavi rengi, doğanın yeşili, pozitif etk yaratan güneşin turuncusu ve sarısı da dinginlik verebilecek renklerden olup bebek odalarında bu renklerin pastel tonlarının kullanılması önerilir.

Annenin bebek odası ile ilgili concept/tema belirlemesi ya da hayalleri:

  • Anne; bebek kızsa odasının prenses odası gibi olması isteği ile camlı perdeli gardrop seçimi yapabiliyor, bebek erkekse sportif, doğa ve denizci gibi temalar öne çıkabiliyor.
  • Her ne kadar mobilyalarda çeşitli temalar olsa da aslında özellikle aksesuar seçiminde temalar daha önemli hale geliyor. Melek, prenses, çiçek gibi figürlerin kullanımı da çoğunlukla perdelerde, duvar aksesuarlarında, minderlerde ve duvar kağıtlarında görülebiliyor.

Çocuk odaları seçiminde ise bebek odası seçiminde önemli olan tüm noktaların yanında çocuğun da isteklerine uygun olması ve çocuk yaşına uygun şekilde kütüphane, çalışma masa ve sandalyesinin yerleştirilmesi ya da yine çocuğun hobilerine uygun şekilde oluşturulabilecek ek alanlarla düzenlenmesi önemlidir.

Aile Çocuğa Konuşması İçin Nasıl Yardım Edebilir?

Konuşma yaşı çocuktan çocuğa farklılık gösterebilir. Çocuklarda konuşmanın gelişimi için ailenin de tutumu önemlidir. Çocuktan konuşmasını istemek değil, çocuğu konuşmaya teşvik etmek, konuşmayı eğlenceli hale getirmek önemlidir.

Konuşma yaşı çocuktan çocuğa farklılık gösterebilir. Çocuklarda konuşmanın gelişimi için ailenin de tutumu önemlidir. Çocuktan konuşmasını istemek değil, çocuğu konuşmaya teşvik etmek, konuşmayı eğlenceli hale getirmek önemlidir.

Konuşma gelişimi 2.5 yaşında tamamlanmış olmalıdır

  • 1 yaşında çocuk bir-iki kelime kullanmalı, ‘buraya gel’ gibi basit istekleri takip
  • edebilmeli, ‘ayakkabıların nerede’ gibi basit soruları anlayabilmelidir.
  • Çocuk; 2-3 yaşlarında, iki ya da üç kelimelik cümleleri konuşurken veya bir şeyler
  • sorarken dilini kullanmalı ve ‘topunu getir ve masanın üstüne koy’ gibi iki isteği aynı
  • anda yerine getirebilmelidir.
  • Ayrıca çocuğun konuşması hem aileye hem de onu tanımayanlara anlaşılır olmalıdır.
  • Konuşma gelişimi 2.5 yaşında tamamlanmış olmalıdır.
  • Eğer bir çocuk 3 yaşına geldiği halde hala konuşamıyorsa bu durum gecikmiş konuşma olarak adlandırılır.
  • Bir çocuk 2 yaşında eğer tek tek sözcük kullanamıyorsa ebeveyn konuşma gecikmesinden şüphelenmelidir.

Dil nasıl öğrenilir?

  • Çocuklar dili ve konuşmayı, çevrelerinde konuşulan dili dinleyerek, işiterek ve uygulayarak öğrenirler.
  • Bu yol, dil kodunun kurallarını edinmelerini sağlar.
  • Dil bir defada öğrenilmez, zaman içinde yerleşir, edinilir.

Aile çocuğuna konuşmayı öğrenmesi için nasıl yardım edebilir?

  • Aile çocukla bol bol konuşmalı ve kitap okumalıdır.
  • Çocuktan konuşmasını isteyerek değil, çocuğu konuşmaya teşvik ederek ve konuşmayı eğlence haline getirerek çocuğa yardımcı olunmalıdır.
  • Dil gelişimi konusunda ne zaman profesyonel yardım alınmalıdır?
  • Anne babalar çocuklarının konuşma sorunları ile ilgili yardım alma konusunda zaman zaman kararsızlık yaşarlar.
  • Ancak anne babalar çocuklarının dil gelişimi konusunda kaygı duymaya başladıkları zaman profesyonel bir yardım almalı ve gecikmemelidirler.
  • Hiçbir çocuk yardım almak için küçük değildir.
  • Eğer bir sorun varsa, erken müdahale önemlidir.
  • Ayrıca işitme sorunları da dil ve konuşmayı etkiler.
  • Özellikle yaşamın ilk yılı, dil ve konuşma öğrenilmesi için önemlidir.
  • Hafif işitme kayıpları bile çevredeki dil ve konuşma girdilerinin kaçırılmasına sebep olabilir ve önemli gelişimsel gecikmelerle sonuçlanabilir.
  • Bilhassa kulak enfeksiyonu, sık üşütme ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonu ya da alerji durumları sık tekrarlanıyorsa, çocuk düzenli olarak odyoloğa götürülmelid ve işitme muayenesi yaptırmalıdır.
  • Bunların yanında dil özrüne sebep olan fiziksel nedenler olabilir.
  • Ancak dil özrü herhangi bilinen bir fiziksel neden olmaksızın da gözlenebilir.
  • Bazen çocuklar dilin kurallarını öğrenebilmek için yeterli dil girdisine maruz kalmayabilirler.
  • Çocuk konuşmaya ihtiyaç duymayabilir çünkü aileler konuşmadan ziyade çocuğun işaretlerine ve jestlerine hemen karşılık verirler.
  • Ayrıca birçok dil özrünün tanımlanabilen bir nedeni yoktur.
  • Çocuk gelişiminde deneyimli bir dil ve konuşma terapisti çocuğun dil gelişimini değerlendirebilir, bireysel veya grup terapi planı yapabilir.

Yürüteç kullanmak zararlı mı?

Annelerin en çok merak ettikleri konuların başında yürüteç kullanımı geliyor. Bazı anneler yürüteçin yararlı olduğuna ve bebeğinin yürümesine katkıda bulunacağı

Annelerin en çok merak ettikleri konuların başında yürüteç kullanımı gelir. Bazı anneler yürütecin yararlı olduğuna ve bebeğinin yürümesine katkıda bulunacağına inanırken bazıları da tehlikeli olduğunu düşünür.

Serbest hareket etmesine izin verilen bebeklerin gelişimleri de daha hızlı olur. Hareket etmesine izin verilmeyen ve büyük ölçüde zamanını karyolasında geçiren bebekler normalden daha geç yürüyebilir. Ailelerin özellikle 4-7. aylar arasında çocuklarına yürüteç aldığına dikkat çeken Dolar, yürütecin bebeğin doğal yürüme dönemleri sırasında (refleksler dönemi, tam basamadığı çökme dönemi, tekrar ayakları üzerine bastığı istemli ayağa kalkma dönemi ve sıralama – yürüme dönemleri) duraklamaya ve kesintiye neden olduğunu belirtiyor.

Yürüteç bebeğe ne gibi zararlar verebilir?

  • Yürüteç kullanan bebeklerde vücudu daha yerçekimine karşı dik durmaya hazırlıklı olmadığından yığılarak duracağı için kifoz ya da skolyoz gibi omurga eğrilikleri görülebilir.
  • Ayak yapısı daha hazır olmadan bastırıldığı için ayak deformiteleri oluşabilir.
  • Kalça yapıları tam gelişmeden, tüm vücut ağırlığının simetrik ya da asimetrik olarak kalçalara yüklenmesi sonucu kalça problemleri oluşabilir.
  • Bebekler yürüteci ayakları ile ittiklerinden ve ayakları yere tam basmadığından, parmak ucuna basma alışkanlığı gelişebilir.
  • Ayrıca bebek eğer ”nasıl olsa yürüteçte” diyerek yalnız bırakılırsa kaşla göz arasında masa örtülerini tutup çekerek masa üzerindeki ağır cisimleri üzerine düşürebilir veya akla gelmedik binbir türlü tehlikeye maruz kalabilir.
  • Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan araştırmalarda 1-12 ay arasında geçirilen kafa travmalarının nedenleri arasında, yüzde 90 oranında yürüteç kazaları tesbit edilmiştir.
  • Bu nedenle yürüteç yerine bebeğin ayağa kalkıp tutunarak itebileceği tekerlekli oyuncaklar veya bir iskemleyi ittirmesi daha faydalı olacaktır.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.