Çocukların Yaşayabileceği Psikolojik Problemler

Çocuk psikolojisi yaş guruplarına gore farklılık göstermektedir.. İlk çocukluk 2-6 yaş arası iken, son çocukluk kız çocuklarında 6-11 yaş arası, erkek çocuklarında 6-13 yaş arası olarak kabul edilir. Ergenlik dönemi ise kızlarda 11-20 iken erkeklerde 13-20’dir. Çocuklar bu süreçte herhangi bir sorun yaşamaları durumunda uzman bir pedagog tarafından görülmelidir.

Farklı nedenlere bağlı olarak; bulunulan konum, eğitim kalitesi, aile içi şiddet, travma, hiperaktivite, dikkat eksikliği gibi çocukların yaşayabileceği bazı sorunlar vardır. Bunları yaşayan çocuklar kendilerini belli etmekle birlikte bazen içe kapanabilir ve bazen ebeveyn fark etmekte güçlü çekebilir.

Pedagoga gitmeden önce çocuğun davranışları izlenmelidir. Çocuk travmaya sebep olabilecek ölüm, hastalık gibi acı bir olay yaşadıysa pedagog yardımı alınması tavsiye edilmektedir. Çocukta ki ani ruh değişimleri, yerinde duramama,  hal ve tavırlarında büyük farklılıklar gözlemlendiği takdirde muhakkak bir pedagog ile iletişime geçilmelidir. Burada çocuğun bu davranışları hangi sure ile tekrarladığı da önemlidir. Örnek verecek olursak; evine gelen misafir çocuğunu kıskanan çocuğun davranışları farklılık gösterebilir. Bu durum kendiliğinden geçeceği için aile doğru tutum ve davranışları sergileyerek süreci sağlıklı bir şekilde atlatabilir.  Eğer çocukta 1-2 haftadan uzun sure farklı ve olumsuz davranışlar gözlemleniyorsa ebeveynler çocuğu incelemeli, çevre etkenleri incelemeli, çocuk ile konuşmalı ve son olarak bir uzmana danışmaları gereklidir.  Ayrıca çocukların gelişim kontrolü için aile bir pedagog ile çalışmalıdır. Son olarak ergenlik dönemin zihinsel, duygusal ve kişisel özelliklein saptanması içinde psikolojik test yaptırabilirler.

 

Pedagog Ne Yapar?

Pedagoglar uzman oldukları çocuk psikolojisi alanında çocuklara psikolojik destek sağlar. Bu destek aileninde tutumu ile birlikte oldukça güçlenir ve çocuk yaşadığı sorunu sağlıklı bir şekilde atlatır.  Pedagoglar, özgül öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği-hiperaktivite, otizm, okul redid, yeme bozuklukları, fobiler, altını kirtletme – ıslatma- anne baba bağımlılığı, kardeş kıskanlığı, gece korkuları, davranış bozukluğu, çocukluk çağı depresyonu, tik bozukluğu, inatçılık, yalan söyleme, karşıt gelme bozukluğu, parmak emme, tırnak yeme gibi sorunlar ile ilgilenir.

 

Kaç Seans Terapi Vermektedir?

Bu tamamen çocuğun ruhsal durumuna ve yaşadığı psikolojik sorun ile ilgilidir.

 

Terapileri Nasıl Destekler?

Pedagog sadece çocuğa terapi esnasında yardımcı olmaz. Ailelere ev ödevleri gibi çocuğun ruhsal gelişimine katkı sağlayacak önerilerde bulunur ve bunların uygulanmasını bekler. Aile ve çocuk pedagog ile birlikte çalışmalı ve yaşanan problem her ne ise beraber üstesinden gelmeye çalışılmalıdır.

 

Bebeğinizin ilk kitabı ne olmalı?

Bebeğiniz çevresindeki objeleri, eşyaları, kısacası dünyaya tanımaya başladığı zaman ona kitaplar yoluyla birçok şeyi öğretebilirsiniz. Bebeğinizin ilk kitabı için öneriler.

Bebeğinize kitap okumaya başlayacağınız andan itibaren dünyası gelişecek ve birçok nesneyi kitaplar sayesinde tanıyıp öğrenmeye başlayacak. Bebeğe ne zaman kitap okumaya başlamalı ve ne tür kitaplar seçmelisiniz? İşte, uzmanların tavsiyeleri…

– Bir yaşına girdiğinde bebeğinizi ilk kitabıyla tanıştırabilirsiniz.

– Seçtiğiniz kitabın içeriğinde kısa cümleler olmalı ve az sayfaları olan rengarenk bir kitap tercih etmelisiniz.

– Bebeğiniz kitabına dokunduğunda üzerindeki kabartmaları hissetmeli. Ayrıca büyük görselleri olan kitaplar daha çok ilgisini çekebilir.

– Bebeğinize kitabın sayfalarını çevirmesi için yardımcı olun ve dikkatini resimlere yönlendirin.

– Kitaptaki hikayenin birkaç cümleden meydana gelen ve net cümleler içeren yazılar olmasına dikkat edin.

– Bebeğinize kitap okumayı her gün bir etkinlik haline getirin ve onu da bu etkinliğe olabildiğince katmaya çalışın.

D2 Dikkat Testi ve Dikkat Geliştirme

D2 DİKKAT TESTİ

9 ile 60 yaş arası uygulanan ve seçici dikkatle zihinsel konsantrasyonun belirlenmesinde kullanılan bir tekniktir. Maksimum 8 dakikada tamamlanan testle psikomotor hızı ve performans ortaya çıkmaktadır. D2 testi bireysel veya grup halinde tek formla uygulanmaktadır. 14 satır ve 47 karakterden oluşan testte 658 item bulunmaktadır. ‘D’ ve ‘p’ harflerinin kullanıldığı testte harflerde 3 farklı işaret bulunmakta olup, ‘d’ harfinin iki işaretli olanlarının bulunması istenmektedir. Uzun süre konsantrasyona ihtiyacı olanların ve dikkat gerektiren işlerle uğraşanların performansları ölçülmekte, özellikle personel alımlarında D2 testi kullanılmaktadır.

D2 dikkat testi ile hız, dikkat, işe adaptasyon, zaman kullanımı ve işe verilen önem saptanır. Uzmanlar tarafından yapılan testin güvenilirlik derecesi bu nedenle önemlidir. 1962 yılında Brickenkamp tarafından geliştirilen D2 testi, daha sonraki yıllarda daha da geliştirilmiştir. D2 testinin amacı dikkat yeteneğinin sürekliliğinin ve görsel tarama becerisinin saptanması ve değerlendirilmesidir. D2 testinin ilk kullanılmaya başlandığı yıllarda amaç bireyleri ayırt etmek iken günümüzde başta eğitim, spor, klinik ve endüstri olmak üzere birçok alanda dikkat ölçümünde kullanılmaktadır.

 

D2 Dikkat Testi Nasıl Uygulanmaktadır?

  • D-2 Dikkat Testi; 9- 60 yaş arasına uygulanır.
  • Seçici dikkat ve zihinsel konsantrasyonu belirlemek için geliştirilmiştir.
  • Psikomotor hız, doğru ve yanlış işaretlemeler gösterilen performansın kalitesi bu testte değerlendirilmektedir.
    -Psikomotor hız,
    -Doğru ve yanlış işaretlemeler
    -Gösterilen performansın kalitesi bu testte değerlendirilmektedir.
  • En fazla 8 dakika içerisinde test sonlanmalıdır.
  • Deneğin her satırı 20 sn içerisinde tamamlaması beklenir.
  • Test 14 satır, her satırda 47 karakter ve toplam 658 itemi içerir. “d” ve “p” harflerinin 3 farklı işaretli biçimi yer almaktadır. Bunlar harflerin üstünde, altında, üstünde ve altında olmak üzere yer alır.
  • Test sonucuna göre dikkat geliştirme seansları uygulanmaya başlanır.

 

Dikkat Eksikliği İle İlgili Olarak Uzman Pedagog Yardımı Alabilirsiniz Tıklayın

Çocuğunuzun öğrenme stili hangisi?

Bireylerin öğrenme stilleri akademik başarılarında etkili olabiliyor. Peki sizin çocuğunuzun öğrenme stili hangisi, biliyor musunuz?

Çocuğunuzun akademik başarısı düşük mü? Ne yaparsanız yapın derslere ilgi göstermiyor, hatta okuldan uzaklaşıyor mu? Sorun çocuğunuzdan değil, çocuğunuzun öğrenme stilini bilmemenizden kaynaklanıyor olabilir! Her bireyin öğrenme stilinin birbirinden farklıdır. Uygun öğrenme tekniğiyle eğitim alamayan çocukların akademik başarılarının düşük olacaktır.

İnsanların; görsel, işitsel ve dokunsal/kinesteik öğrenme stiline sahip bireyler olarak 3 gruba ayrılır. Her gruptaki bireyin farklı yöntemlerle eğitilmesi gerekmektedir. Çocuklar gerek oyunlarında, gerekse günlük yaşamlarında öğrenme stillerini belli eden davranışlarda bulunurlar. Aileler ve eğitimciler çocukların hangi öğrenme stiline sahip olduğunu gözlemleyerek kolaylıkla belirleyebilir, çocuğa özel yöntemlerle akademik başarıyı ve okula olan ilgiyi yükseltebilirler.

Bireylerin öğrenme stillerinden yalnızca birine sahip olması gerekmiyor, bazen iki hatta üç gruba birden de dahil olabileceklerinin de unutulmaması gerekiyor.

GÖRSEL ÖĞRENME STİLİNE SAHİP BİREYLER

Bu gruptaki çocuklar özellikle resim yapmaya meraklıdırlar. Resimli kitaplara ilgi gösterirler. En büyük özellikleri tertipli ve düzenli olmalarıdır. Küçük yaşlardan itibaren düzen konusunda yaşıtlarından ayrılırlar. Genellikle sessiz çocuklardır. Yaşadıkları olaylardaki görsel detayları unutmazlar. Bu gruptaki çocuklar öğretmenleriyle ilgili her detayı incelerler. Öğretmenin kıyafeti, saçları, hareketleri bu gruptaki çocuklar için çok dikkat çekicidir. Duyarak değil, görerek öğrendikleri için genelde bu gruptaki çocuklar öğretmenleri tarafından ‘dersi çok iyi dinliyor’ şeklinde yorumlanır. Okuyarak çalışılması gereken konularda zayıftırlar. Ders çalışırken okumak yerine dersin anlatılmasını tercih ederler. Bu nedenle bireysel olarak ders çalışmakta zorluk çekebilirler.

İŞİTSEL ÖĞRENME STİLİNE SAHİP BİREYLER

Bu gruptaki çocukları diğerlerinden ayıran en önemli özellik konuşkan olmalarıdır. İşitsel öğrenme stiline sahip çocuklar küçük yaşlardan itibaren sanki yanlarında biri varmış gibi kendi kendilerine konuşurlar. Yaşlarına göre kelime dağarcıkları, dil hakimiyetleri yüksektir. Şarkıları kolayca öğrenebilirler, şiirleri ezberlerler. Bu gruptaki çocukların okulda yaşadıkları en yaygın sorun sınıfta kendi kendilerine konuşmaya devam etmeleridir. Yeni bir bilgiyi ancak sesli olarak duyduklarında öğrenebilen bu çocuklar, sınıf ortamında sessiz kalmakta zorlanırlar. Kitapları yüksek sesle okumak isterler. Eğitimciler ve aileler bu gruptaki çocukları sessiz okumaya zorlamamalıdır. Yabancı dil ve müzik eğitimine çok yatkındırlar.

DOKUNSAL/KİNESTEİK ÖĞRENME STİLİNE SAHİP BİREYLER

Bu gruptaki çocuklar için dokunmak öğrenmenin olmazsa olmaz koşuludur. Çok hareketli bir yapıya sahip olan bu çocukların en belirgin özelliği sınıf ortamında sabit duramamalarıdır. Bu çocuklar etraflarındaki her şeye dokunmak isterler. Düzenli yaşama adapte olmakta zorluk çekerler. Otoriteye karşı sürekli karşı çıkan özellikler gösterebilirler. Bu gruptaki çocukların öğrenme sırasında hareket etmeleri kesinlikle engellenmemelidir. Çalışırken yerinde sallanma, yürüyerek kitap okuma, yüksek sesle tekrar yapma öğrenmelerini etkin kılan özellikleridir. Akademik başarılarının yükselmesi için bu gruptaki çocuklar için deney, aktivite panoları gibi özel eğitim araçları kullanılmalıdır. En belirgin özellikleri taklit ederek ve deneyerek öğrenmeleridir.

Çocuk Yalan Söylüyorsa Nasıl Davranmalı?

Çocuğum yalan söylüyor diye üzülüyor musunuz? ‘Bu çocuk yalan söylemeyi nasıl öğrendi?’ diye dertleniyor musunuz? Evet, çocuklar yalan söyleyebilir. Ancak doğuştan yalancı olamazlar. Doğrusu şu ki; çocuklar yalan söylemeyi öğrenirler. Peki kimden?

Yalan kaç yaşında başlıyor?

Çocuklar en çok 4-6 yaşlarında yalan söylemeye başlıyor. Bu yaş aralığında çocukların abartılı anlatımları ve hayal güçleri olduğunu da unutmamak gerekiyor. Yedi yaşından sonra ise çevre ile iletişim artıyor. Buna bağlı olarak yalan söyleme potansiyelleri yükseliyor, kurguları daha karmaşık ve gerçekçi olmaya başlıyor. Örneğin çocuğunuz okula gitmek istemediği için karnının ağrıdığını söyleyebilir. Ona “Sus, yalan konuşma, hadi okula!” diyerek, ne yalan ne de okul problemini çözebilirsiniz.

Çizgi filmlere dikkat!

Çizgi filmlerde de oldukça fazla yalan faktörü gizli. Kurt, Kırmızı Başlıklı Kız’ı kandırıyor, Keloğlan sokağa çıkmak için annesini… Tom, Jerry’i yakalamak için birçok yalan uyduruyor. Dizilerde eşler birbirine yalan söylüyor. Üstelik çocuklar çizgi filmleri daha ilgi çekici ve komik bulduğu için bunları çok daha kolay hafızalarına kaydediyor. Bu yüzden çocuğunuzun izlediği çizgi filmlere dikkat etmeniz gerekiyor.

Ne verirseniz onu alıyor

Çocuklar ailelerinin aynası. Onların yaptıkları genellikle çocukların da sevdikleri, yedikleri, yaptıkları oluyor! Annebabanın davranışlarını kendi süzgeçlerinden geçiren çocuklar aynı davranışları sergilemeye başlıyor. Bu yüzden yalanı da dolaylı yoldan ailelerinden öğreniyorlar. Psikolog Nagihan Akarsu, çocuğun ilk yalanlarını çevreden öğrendiğini belirtiyor: “Aslında çocuklar altı yaşına kadar oldukça açık ve dürüsttür. Tıpkı bir papağan gibi ne verirseniz onu söylüyorlar. Örneğin siz komşunuz hakkında konuşursanız, komşu geldiğinde çocuğunuz ‘annem böyle dedi’ diyebilir. Eğer siz de ona ‘sus öyle denir mi, çok ayıp, çocuk işte’ derseniz büyüyünce yalan söyleyebileceğine kanıt sağlamış, çocuğa ilk yalan tohumlarını atmış olursunuz. Misafirliğe davet edildiğinizde telefondaki kişiye ‘başka yere gideceğiz’ deyip evde oturursanız da çocuğunuz tüm bunları zihnine kaydeder.” Ayrıca çocuklar baskı altındayken de yalana yönelebiliyor. Özellikle de ceza; bağırma ve vurma şeklindeyse bu durum kaçınılmaz oluyor. Yalan, doğuştan gelen bir özellik değil. Bu yüzden kendinize küçük bir çocuğun gözünden bakıp, korktuğunuzda nasıl kurtulmaya çalıştığınızı düşünmeye çalışın. Çocuğunuza baş edebileceğinden fazla baskı yapmak, her zaman yalanın doğmasına sebep olur. Kendisini yetersiz hissettiğinde üstün göstermek için, ödevini yapmadığında düşük not almamak için, babaannesinin ilgisini kazanmak için… Unutmayın ki çocuğunuz yalan söylemeyi öğrendiği andan itibaren hem baskılardan kurtulmak hem de ödüller için yalana başvurmaktan çekinmeyecek.

Öykülerle yalanı anlatın

• Öncelikle dürüst olmak konusunda çocuğunuza karşı ne kadar iyi bir model olduğunuzu tartmanız gerek. Çocuğunuza iki yaşından itibaren her yaptığınız davranışı açık bir şekilde anlatmanız da önemli. Yalan konuşmuşsanız ve bunu çocuğunuz fark ettiyse ‘Ben şaka yapmıştım’ dememelisiniz. Yalana bir kılıf uydurduğunuzda çocuğunuz da aynısını yapacak.

• Çocuğunuza yeterli ilgiyi gösterdiğinizden emin olmalısınız. Daha fazla değil, kaliteli ve yeterli olması önemli. Aksi takdirde sevgi yoksunluğu onay görme ihtiyacını artıracak, çocuğunuz dikkat çekmek için yalana başvuracak.

• Fazla ilgi görmesi çocuğunuzun herkesten aynı ilgi ve sevgi beklentisi içine girmesine sebep olur. Eğer göremezse aynı ilgi için olmayan şeyleri varmış gibi anlatmaya başlayabilir.

• Çocuğunuza hikaye okurken dürüstlüğün önemini neden-sonuç ilişkisi içinde devamlı vurgulamaya çalışabilirsiniz. Kurdun, Kırmızı Başlıklı Kız’a neden yalan söylediğini, doğru yapıp yapmadığını ve son olarak ne yapması gerektiğini konuştuktan sonra hikayenize devam edebilirsiniz. Aynı şekilde çizgi film izlerken de mutlaka kontrol edebileceğiniz ve iletişim kurabileceğiniz bir mesafede izlemesine izin verin.

• Yine fark ettiğiniz bazı durumlarda Pinokyo gibi yalan söylediği için ceza görmüş bir kahraman hakkında ‘Yalan konuşursak ne olur?’ sorusunu sorabilirsiniz. Yalancının hikayesini anlatarak, doğru söylemenin önemi üzerinde durabilirsiniz. Bunların çok sıklıkla vurgulanmaması da önemli. Çünkü çocuklar sık yapılan şeyleri gereksiz ve abartılı bir şekilde alırlar. Çocuğunuz farkında olmadan serpiştirerek işlemek en etkili yöntem.

• Bazen alacakları ödüller de çocukları yalan söylemeye sevk eder. Ödül vereceğinizi söylemek, o ödülü kazanmak adına çocuğunuzun ‘Ödevimi yaptım’ demesine yol açabilir ve hep ödül için yapmaya devam eder. Bunu çok nadiren yapmalısınız ve ödülü neye vereceğinizi iyi belirlemelisiniz. Ayrıca ‘Ödevin bitti mi?’ yerine ‘Ödevine bakalım mı?’ demek, çocuğunuzun dürüst davranmasını kolaylaştıracak.

• ‘Doğru söylersen…’ diye başlayan cümleler kurmamalısınız. Bu tip cümleler, ona yalancı etiketini yapıştırdığınızı ve güvenmediğinizi gösteriyor.

• Çocuğunuza bazen neden yalana başvurduğunuzu söylemelisiniz, ‘Küçük bir yalandı, şaka yapmıştım’ gibi aldatıcı cümleler kurmayın, yalanın doğru olup olmadığını mutlaka tartışın. Bunun yanlış ve zararlı olduğuna karar verdikten sonra, ne yapmamız gerektiğini de mutlaka konuşun.

• ‘Bak doğruyu söylemezsen seni babana, öğretmenine söylerim’ gibi tehditler, çocuğun daha çok korkmasına, doğru söylerse de kaçış yolu olmayacağını düşünmesine, ceza göreceğini bilmesine ve kendine güveninin azalmasına sebep olur.

• Çocukları korkutarak yalanı engelleyemezsiniz. Yedi yaşına kadar çocuklar soyut düşünemeyeceği için ‘Yalan söylersen Allah dede yakar, başımıza taş atar’ gibi cümleler kurmamalısınız. Bu yöntem yalanı önlemez, sadece olmayacak şeyi söyleyerek korkutmak olur. Bu dönemde tutarsız olmamaya özen gösterin. ‘Bak uslu olmazsan parka götürmem’, ‘Amca doktormuş, ağlarsan sana iğne yapar’ gibi geçiştirmek için söylediğiniz birçok cümle, size aynı şekilde döner.

• Başka çocuklarla kıyaslanmak da; onu kendini olduğundan farklı göstermesine ya da o kişiden daha yetersiz olacak diye sizin onaylayacağınız tarzda yanıtlar vermesine neden olur.

• Çocuğunuzun yapacağından fazla bir şey beklememek, gereğinden fazla yasak ve kural koymamak, tabii çok fazla da serbest bırakmamak önemli.

• Son olarak da yalan söylemesini önlemek adına dürüst davrandığı durumları yakalamaya çalışın ve onu takdir ettiğinizi belirtin. Bu doğru davranış pekiştikçe bununla gurur duymayı da öğrenecektir.

Çocuklarda özgüven eksikliğinin nedenleri

Aşırı eleştirel olmak, yüksek beklentilere girmek, mükemmeliyetçilik ve onun bağımsızlığını engelleyecek şekilde korumacı davranışlar, çocuğunuzun özgüven eksikliği ile büyümesine neden olabiliyor.

Çocuğunuz evde sizinle çok iyi iletişim kuruyor olabilir. Hatta o kadar hareketli ve konuşkandır ki bazen “Of, biraz sussa keşke” dediğiniz bile oluyordur. Fakat bu durum okulda, arkadaşlarının yanında ya da yabancıların yanında tamamen değişiyorsa, sürekli çekingen davranıyorsa özgüven ile ilgili bir sorun yaşıyor olabilir.

Çocuklarda özgüven eksikliği çok sık görülen bir durum mu?

Özgüvenin gelişiminde özellikle çocukluk döneminin ilk yıllarında (3-4 yaş) ana-baba tutumları, yetiştirme biçimi, bireyin kendisi hakkındaki duygularının oluşumunda ve özgüvenin derecesinde son derece önemli. Daha sonra arkadaş ve sosyal çevreden aldığı tepkiler de önemli bir rol oynuyor. Çocuk çevresinden aldığı tepkiler doğrultusunda kendine ilişkin olumlu ya da olumsuz bir benlik algısı ediniyor. Aile içinde sevildiğini, değerli bulunduğunu hisseden bir çocuk, çevreden gelecek olumsuz tepkilerden pek fazla etkilenmeyecek, etkilense bile çok kısa sürede bunu atlatacaktır.

Bu sorun nelerden kaynaklanır?

Ebeveynlerden biri ya da her ikisi, aşırı derecede eleştirel ve yüksek beklentili, mükemmeliyetçi ise ya da aşırı korumacı ve bağımsızlığı engelleyiciyse, çocuğun kendine ilişkin duygu ve yargısı; yeteneksiz, yetersiz ve değersiz olduğu oluyor. Ebeveynler, aşırı korumacı tavırlarıyla çocuklarını koruduklarını, onlara iyilik ettiklerini düşünüyorlar. Çocuğunu aşırı sevgi ve ilgiye boğan, zorluk yaşamasın diye her şeyi kendisi yapan ve fazlaca kontrol eden ebeveyn tutumu; sorumluluk alamayan, anne-babaya bağımlı, problem çözme becerisi, özetle özgüveni gelişmemiş çocuklar oluşturuyor. Oysa ebeveynler, çocuğun girişimlerini destekler, gelişimini alkışlar, hata yaptığında doğrusunu bulmasına yardımcı olur, onu bu haliyle sevmeye ve kabullenmeye devam ederlerse çocuk da kendini kabul etmeyi, sevmeyi ve kendine güvenmeyi öğrenir.

Özellikle belirli bir ortamda, örneğin okul ya da arkadaş ortamında konuşmayan çocuklarda özgüven eksikliğinden şüphelenmek gerekir mi?

Çocuklar, arkadaş veya sosyal çevre içinde bazen haksızlık ve istismara maruz kalabilirler. Bundan ne yönde ve ne derece etkilenecekleri aileden aldıkları temel güven duygusunun yeterliliğiyle doğru orantılıdır.

Okula ve öğretmene nasıl görevler düşüyor?

Öğretmen tarafsız bir gözlem yeteneğine sahip olmalı. Sadece ders performansına göre değil, özel yeteneklerinde ya da küçük bile olsa yaptığı güzel ve doğru davranışları için öğrencilerini övmeli.

Özgüven eksikliği tedavisinde hangi terapiler kullanılıyor?

Öncelikle, aileler çocuklarında özgüven eksikliği hissettiğinde, bir çocuk psikoloğuna başvurmaları oldukça önemli. Psikolog tarafından çocuğa psikolojik testler ve aileye birtakım ölçekler uygulanmalı. Temelinde özgüven eksikliğinin sebebi tespit edildiğinde, terapi süreci başlıyor. Bu süreçte aile ile birlikte destekleyici terapi yöntemi ile çalışmak çok önemli. Destekçi terapi yöntemi ile birlikte çocuk ve ergenler için olan bilişsel davranışçı terapi uygulanabiliyor. Bilişsel davranışçı terapide düşünceleri ayırt etmeye, anlamaya, değiştirmeye ve davranışları tekrar şekillendirmeye odaklanılıyor. Terapinin sonuç verme süreci bireye göre 12-16 hafta arasında değişiyor.

Özgüven eksikliği belirtileri neler?
• Anne ve babaya bağımlı olmak
• Utangaçlık ve içine kapanıklık
• Yeni aktivitelere girmekte isteksiz olmak
• Başka çocuklarla kaynaşmakta sıkıntı çekmek
• Yeni durumlarla karşılaştığında ürkek davranmak, uyum sağlayamamak
• Davranışlarının olumlu biçimde düzeltilmesinden bile hemen incinmek, rahatsız olmak
• Kendini aşağı görme alışkanlığı edinmek
• Dönemsel ve olağan çocukluk korkuları dışında yoğun korku duymak
• Bireysel kimliği ve otonomisi gelişmemiş çocuklar, hakkını koruyamaz ve kendini savunamaz
• Bağımlı olmasına rağmen ebeveynlerinden çekinip, korkmak
• Davranışlarının tutuk olması
• Sık sık okuldan kaçmak

Neler yapabilirsiniz?

• Evdeki herkesin birbirine güvendiği bir ortam oluşturulmalı. Güvenli bir ortamda yetişen çocuk, duygu ve düşüncesini, sevgisini, başarı ya da başarısızlığını, hayal kırıklıklarını aile fertleriyle rahatça paylaşabiliyor. Bu onun özgüveninin gelişmesini sağlar.

• Onunla ilgili duygularınızda açık olmalısınız. Sevginizin onun başarı ya da başarısızlığına bağlı olmadığını, varlığının sizin için ne derece önemli olduğunu ve ne olursa olsun onu daima seveceğinizi ona hissettirmelisiniz.

• Çocuğunuzun gerçek kapasitesinin farkında olmalısınız. Zayıf yanlarını görmezlikten gelmeyin, dürüst olun ancak onları eleştirirken tüm kişiliğine yaymayın. Çocuk kendindeki eksiklik ve kusurların farkında olmalı, kabullenmeli. Bunun yanı sıra güçlü olduğu yönleriyle de gurur duyabilmeli.

• Davranışlarınızla ona model olmalısınız. Onda görmek istemediğiniz davranışları ona ya da başkalarına karşı göstermemelisiniz. Çocuklar size ya da diğerlerine sizin ona davrandığınız gibi davranacaktır. Çocuğunuzun yanlışlarını, onu suçlamadan ve onun tüm kişiliğini eleştirmeden tartışmalısınız. Çocuğunuza sorumluluklar vermelisiniz. Kendisine güvenilip sorumluluk verilen çocuk, kendini yararlı ve önemli hisseder.

Okul Çağının Sorunu Akran Zorbalığı Nedir?

Çocukların arkadaşları tarafından maruz kaldıkları fiziksel, cinsel, sözel ya da sosyal şiddet olan ‘akran zorbalığı’ birçok sorunu beraberinde getiriyor…

Okullarda her dört öğrenciden biri akran zorbalığına uğruyor. Birçok türü bulunan akran zorbalığının eğer engellenmezse, zorbalığa maruz kalan çocuğun hayatında ömür boyu kalıcı psikolojik yaralar açtığını belirtiyor.

Akran zorbalığı (bullying), çocukların arkadaşları tarafından maruz kaldıkları fiziksel, cinsel, sözel ya da sosyal şiddettir; okul şiddeti olarak da adlandırılır. Akran zorbalığını tanımlarken dikkat edilmesi gereken şey, yaşanan şiddetin kasıtlı ve devamlı olup olmadığıdır. Zira akran zorbalığında söz konusu olan davranışlar, bir kereye mahsus olmayıp sistematik olarak devam eder ve ‘kurban’ kendini koruyamaz.

Birçok türü bulunan akran zorbalığı eğer engellenmezse, zorbalığa maruz kalan çocuğun hayatında ömür boyu kalıcı psikolojik yaralara yol açabilir.

Akran zorbalığının türleri neler?

• Fiziksel şiddet: Dürtmek, itmek, tekme atmak, tükürmek, ısırmak, vurmak, kulak çekmek, tokat atmak, çelme takmak, kesici ve delici aletlerle saldırmak, cisim fırlatmak, ateşli silahlarla korkutmak vs.

• Cinsel şiddet: Cinsel çağrışımlı sözler söylemek, giysileri kaldırmak ya da çıkarmaya çalışmak, sarkıntılık yapmak vs.

• Sözel şiddet: Bedensel özelliklerle alay etmek, kaba sözler söylemek, isim takmak, sözlü olarak tehdit etmek vs.

• Sosyal şiddet: Oyunlara almamak, dışlamak, yalnızlığa itmek, görmezden gelmek, öğrenci hakkında dedikodu ve söylenti çıkarmak, iftira atmak, haksız şikayetlerde bulunmak, öğrenciyle konuşmamak ve diğer öğrencilerin de konuşmasını engellemek vs.

Akran zorbalığının nedenleri

Akran zorbalığının “okullardaki öğrenci kalabalığı, öğrencilerin kendi aralarında yaşadıkları yoğun rekabet, düşük özgüven seviyesi ve düşük öz saygı” gibi nedenleri olabiliyor. Bu durumun sonuçları da; düşük benlik algısı, kendine güvenememe, gelişim gerilemesi veya bozukluğu, depresyon, kaygı bozuklukları, akademik başarısızlık, madde bağımlılığı, evden veya okuldan kaçma gibi son derece ciddi…

Çözüm için ne yapmalı?

Tüm bu sonuçları yaşamamak için anne babalar öncelikle sorunu kabul etmeli ve çocuklarının duygularını, sıkıntılarını paylaşmalı. Sonrasında çocuğun öğretmeniyle iş birliği yaparak ve profesyonel destek alarak bu sıkıntı aşılmaya çalışılmalı.

Sınav Kaygısı İle Nasıl Baş edilir?

Sınav öncesi aşırı endişe duymak öğrencileri nasıl etkiliyor? Sınav kaygısını gidermek için neler yapılabilir?
Kaygı, hayatın olağan akışında, bazı stres durumlarında her insanın zaman zaman duyumsadığı temel duygulardan biridir. Kimi insanlar kaygıyı korkulacak, hayatı mahvedecek bir öcü olarak görür. Sanılanın aksine kaygı kurtulunması, yok edilmesi gereken bir duygu değildir. Düşük kaygı düzeyi kişiyi umursamaz yapar, sorumluluklarını ertelemesine, işlerin birikmesine neden olabilir. Ilımlı düzeyde kaygı enerji verir, içsel motivasyonu arttırır ve kişiyi hedefine ulaşması için harekete geçirir. Aşırı kaygı düzeyleri ise kişiyi harekete geçirmek yerine hiçbir şey yapamaz duruma getirebilir, kişinin işinden gücünden olmasına neden olur.

Sınav kaygısı
Sınav kaygısında sınav ve sonuçlarına dair aşırı, çarpıtılmış olumsuz düşünceler vardır. Bu düşünceler kişinin aşırı endişe duyumsamasına neden olur ve bedende, zihinde birtakım değişikliklere sebebiyet verir.

Sınav öncesinde ya da esnasında, sınavla ilgili değerlendirme öncesinde ya da esnasında ellerde uyuşma, terleme, titreme, mide ağrıları, baş ağrısı, baş dönmesi, zihnin boşalmış hissi, yüzde kızarma, nefes alamama gibi belirtileri yaşıyorsanız sınav kaygınız olabilir. Bu belirtilerle beraber kişinin zihninde olumsuz düşünceler hakimdir. Bu durum, kişinin sınav öncesinde edindiği bilgi ve becerilerini sınav esnasında gösterememesine, performans düşüklüğüne ve başarısızlığa götürebilmektedir. Ve en nihayetinde kendini gerçekleştiren kehanet gibi kendisi ile ilgili değersizlik yetersizlik düşünceleri olan kişinin bu düşüncelerinin pekişmesine neden olur.

BUNLARI DENEYİN
Senav kaygısı yaşıyorsanız, bunları deneyin:
1. Beslenmenize dikkat edin.
2. Düzenli yormayacak şekilde spor aktiviteleri, egzersizler yapın.
3. Uyku hijyenini sağlayın.
4. Sınavlara en iyi şekilde, bir plan ve program dahilinde hazırlanın.
5. Zamanı iyi kullanın. (hazırlanma aşamasında ve sınav esnasında)
6. Kendi kapasitenizin farkına varın ve gerçekçi beklentiler ve hedefler koyun.
7. Sınav ve sonuçları ile ilgili olumlu tutum ve düşünceler geliştirin.
8. Yeterli ve uygun bir hazırlık aşamasından geçtikten sonra sınavdan sonra sonuç ne olursa olsun kendinizi ödüllendirin.
9. Bedeninizdeki belirtileri fark ettiğiniz anda doğru nefes alma teknikleri ve gevşeme egzersizleri ile kendinizi rahatlatın.

Tüm bunlara rağmen yine de baş etmekte zorlanırsanız profesyonel destek almanızda fayda olabilir. Bilişsel davranışçı terapi yöntemi ile kaygılarınızla baş etmek mümkün hale gelebilir.

2 Yaş Sendromu İçin Neler Yapılmalıdır?

İki yaş sendromu nedir? İki yaş sendromunun temelinde neler yatıyor? Bu dönemde nasıl davranmak gerekiyor?

İki yaş sendromu nedir?
Anne-babaların en zorlandığı dönemlerden biri olsa da aslında çok da zor değil. Sadece bu dönemde çocuğa nasıl davranmak gerektiğini bilmek gerekiyor. Bu şekilde işler biraz kolaylaşabiliyor. Bu yaş için en önemli ipucu; söz konusu gelişim dönemini çok iyi tanımak. Yemek yemeye direnme, uyumak istememe, hareketlilik, vurma veya atma davranışları, kendi istediğinin olmasını istemede inatlaşma… Ailece keyifle dışarı çıkacakken bir türlü evden çıkamadığınızı görebilir hatta çıkmaktan bir anda vazgeçebilirsiniz. Kıyafet giydirmek bile bu dönemde büyük sorun olabiliyor.

‘İki yaş’ diye geçse de bu dönemin çok erken ya da geç dönemde de ortaya çıkma ihtimali var mı?

Bu dönemi erken veya geç olarak da nitelendirmemek gerekiyor. Bir yaş da farklı, üç yaş da! Bu durumu sorun haline getiren çocuk değil, onun gelişim özellikleri karşısında anne-babanın farkında olmadan geliştirdikleri yanlış veya eksik tutumlar aslında. Bize başvuran birçok anne-baba, çocuğunun söz dinlemediğini ve onu kontrol etmekte zorlandığını ifade ediyor. Oysa çocuk bu davranışları kasıtlı yapmıyor. Yani söz dinlemek istemediği, yaramaz olduğu için değil, bazı şeyleri gelişimsel olarak yapmaya henüz hazır olmamasından kaynaklanıyor. Bir yaşından itibaren yürümeye başladığını, iki yaşla beraber kendini ifade edebilen kelimeleri kullandığını gören anne-baba onun büyüdüğünü düşünerek, çocuğuna bazı şeyleri öğretmeye çalışıyor. Masanın üzerinde duran bardağa uzandığında onu almaması gerektiğini, oyuncaklarını atmaması, arkadaşına vurmaması, hızla koşarken düşebilecek endişesi ile koşmaması gerektiği uyarılarında bulunuyor. Uyarılar tabii ki doğru ama o yaşta bu uyarılar pek işe yaramıyor. Çünkü sizi anlasa bile kendi üzerinde henüz bu kontrolü sağlayabilecek bir gelişim döneminde değil. Bir kere dikkati çok kısa süreli. Uzun açıklamalarınız üzerinde dikkatini toparlayamadığı için sizi dinlemiyormuş gibi hissedebilirsiniz. Uzun açıklamalar yerine kısa ve net açıklama yapmak gerekiyor.

Bu dönemi bebeklikten çocukluk dönemine geçiş olarak nitelemek mümkün mü?

Evet, bu şekilde nitelendirilebilir. Ama kendi kendine bazı şeyleri başarsa, yürüse ve konuşsa bile henüz o kadar büyümedi. Çocuklar çok hareketli oluyor bu dönemde. Oradan oraya koşup, her şeyi merak ederek, dokunmak istiyor. Sağlıklı bir gelişim için de bunu yapmasına izin verilmesi gerekiyor. ‘Hayır’, ‘korkma’, ‘elleme’, ‘dokunma’ demek yerine, çevresindeki şeyleri keşfetmesine izin vermek gerekiyor. Algıları bu dönemde çok açık oluyor, bunu desteklemek zeka gelişimi için de büyük önem taşıyor. Oyun alanlarında güvenliği sağlanarak geniş alanlarda hareket etmesine izin vermek ve enerjisini boşaltmak gerekiyor. Enerjisini gün içinde yeteri kadar boşaltabilen çocuklar acıktığı için yemeğini yiyip, yorulduğu için de derin ve güzel bir uyku uyuyor. Oyun alanına gelişimi destekleyen renkli, sesli ve hareketli oyuncakları koyun. Minderler, mutfaktaki kırılmayan ahşap ve zarar vermeyecek metal tencereler, tabaklar, çoraplarınız dahi onun oyuncağı olabilir. Her oyuncağın farklı duyularına hitap ettiği için gelişimini destekleyeceğini unutmayın.

İki yaş bir sendrom dönemi değil. Dil, motor ve zihinsel gelişimin en hızlı olduğu dönemlerden birine karşılık geliyor. Çocuk bu süreçte birçok değişimi aynı anda yaşıyor.

Bağımsız bir birey olmanın ilk adımları bu dönemde mi atılıyor?

Her söyleneni yapan çocuk, sağlıklı bir gelişim gösteriyor diyemeyiz. Kendini ortaya koyması tabii ki çok önemli. Kendine güvenen bir birey olmanın temelleri şimdiden atılıyor. İnatlaşmalar, çocuğunuzun değil, bu yaşın gelişimsel bir özelliği. İnatlaşmalar karşısında doğru davranışlar gösterirseniz, iki yaş sendromu ile karşılaşma olasılığınız oldukça düşük. Üstünü giymemek konusunda ısrar eden bir çocuğunuz varsa onunla inatlaşmamalı, oyunla dikkatini başka bir yöne çekmelisiniz. Zaten dikkati kısa süreli olduğu için oyunla ilgisini kıyafetlerden sokaktan geçen bir arabaya çekerek ağlamasını engellemiş olursunuz. İşte size çok pratik bir yöntem! Yaşadığınız soruna odaklanmayın. Yanından ayrılın ve içeri gidin. İçeriden sesli bir şekilde “Aaa, bak buradan kocaman komik bir araba geçiyor” diye heyecanla seslendiğinizde merakla yanınıza gelip sizi izlediğini ve yaşanan sorunu bir saniyede unuttuğunu göreceksiniz. Oyunları kullanmak da en önemli ipuçlarından biri bu yaş dönemi anneleri için. Uzun açıklamalar yapmak yerine, oyunla ona istediğiniz birçok şeyi yaptırabilirsiniz. Çünkü uzun açıklamalar anneyi yorar, oyunlar ise keyiflendirir.

Çocuklardaki davranışlar daha çok yemek yememek, söz dinlememek, uyumak istememekle sınırlandırılıyor. Oysa vurmak, sürekli olarak karşı tarafın ne dediğini dinlemeksizin ‘hayır’ demek ya da itiraz etmek, ağlamak da görülebiliyor. Peki başka belirtiler ya da çocuk tarafından yapılan davranışlar da var mı?

Gün içinde her olayda bu inatlaşmalar yaşanabiliyor. Uykusunu alan bir çocuk güne keyifli başlar. Bu nedenle düzenl uyuması çok önemli. Siz kahvaltısını hazırlarken oyunla geçen keyifli bir sürenin sonrasında yine oyunları ve gülümsemelerinizi kullanarak onu masaya çekebilirsiniz. Kontrol ondaymış gibi hissettirin. ‘Hayır’ları kullanmadığınız sürece size gün içinde daha uyumlu davranacağını göreceksiniz. Unutmayın, yapmasını istemediğiniz bir davranışta ‘hayır’ yerine dikkatini başka bir yöne çekmek gerekiyor. İnatlaştığı davranışlarla ilgilenmeyin. O soruna odaklansa da siz odaklanmayın.

En çok hangi konularda çatışma yaşanıyor?

Uyku ve yemek yeme süreçleri! Çünkü bir anne-baba için çocuğunun sağlıklı beslendiğini görmek çok önemli. Yemediğinde tabii ki çok üzülüyor anne, önce sabırlı olsa da ısrarlı reddetmeler ve ağlamalar karşısında sinirlenebiliyor. Keyifle başlayan bir kahvaltı çatışmaya dönüşüyor. Uyku da en fazla yaşanan çatışmalardan biri bu dönemde. Uzun uykuya dalma süreçleri anneyi yoruyor. Çalışan anne-baba için bu durum çok daha zor.

Çocuğa sert davranmak, bağırmak, ceza vermek çözüm mü?

Tabii ki çocuk söz dinlemediğinde ve sınırlarını bilmediğinde ebeveynlerin gerekli uyarılarda bulunması önemli. Ama bu uyarılar iki yaş döneminde işe yaramıyor. 3.5 yaş dönemlerinde çocuğa disiplin eğitimi dediğimiz sınırların ve kuralların öğretilmesi önem taşıyor. Bu yaş döneminde gelişimsel olarak çocuk bunları öğrenebilecek ve kendi üzerinde bir kontrol sağlayabilecek duruma geliyor. Bağırmak veya cezalandırmak asla doğru bir tutum değil. En doğru yaklaşım, bağırmak yerine gerekli açıklamalar sonrası kararlı bir tutum sergilemek! Sık sık azarlanarak büyütülen bir çocuk, ilerleyen yaşlarda kendine güvensiz oluyor veya uyumsuz davranışlar gösteriyor, duygusal ve davranışsal problemler yaşayabiliyor.

Her çocuk iki yaş sendromuna girecek diye bir kural var mı? Bazı çocuklarda olur, bazılarında olmaz diyebilir miyiz?
“Biz iki yaş sendromu diye bir şey yaşamadık” diyen anneler de var. Bu anneler kendini şanslı hissediyor. Her çocuk birbirinden farklı; bazıları daha sakin ve uyumlu oluyor.

Bunun temelinde ne yatıyor?

Çalışan anne-babalar eve daha yorgun geliyor. Evde heyecanla onu bekleyen ve ilgi isteyen çocukları ile güzel zaman geçirmek isteseler de yorgun oldukları için gerekli sabrı gösteremeyebiliyorlar. İki yaş, çocuklar için enerjik bir dönem. Onun enerjisine yetişmek için biraz enerjik olmak gerekiyor. Oyun onlar için çok önemli. Çok enerjiniz olmasa da sakin oyunlarla onu mutlu edebileceğinizi unutmayın. Tabii ki çalışmayan anneler de evin sorumluluklarıyla ilgilenirken yorgun düşebiliyor. Aynı durum onlar için de geçerli. İki yaş sendromu yaşanmaması için anne-babanın psikolojisi de çok önemli. Kendisine gerekli zamanı ayırmayan bir ebeveyn, çocuğu ile kurduğu iletişimde farkında olmadan eksik veya yanlış tutumlar sergileyebiliyor.

Toplumda özellikle çalışan annelerin çocuklarının iki yaş sendromuna girdiği, annesinin onunla birlikte olma süresinin azlığına dair bir tepki oluşturduğu kanısı var. Bu doğru mu?

İki yaş sendromunda çocukla daha az zaman geçirmenin çok etkisi var diyemeyiz. Önemli olan birlikte geçirilen zamanlarda o yaşın beklentilerine uygun tutumlar sergilemek ve sabırlı olmak.

Kreş ya da anaokuluna giden çocukların okulda söz dinleyen, uslu hatta arkadaşlarına örnek gösterilecekken ailesine karşı davranışlarının 180 derece farklı olmasının temelinde ne var?

Anaokulundaki öğretmen, çocukla ilişkisini belli bir dengede tutabilme becerisine sahip oluyor. Ağlayan, yemek yememekte direnen bir çocuğa nasıl yaklaşması gerektiğini çok iyi biliyor. Çocuk, bu sınırları diğer çocukların davranışlarını da örnek alarak çok hızlı öğreniyor. Evde böyle bir ortam söz konusu olmadığı için, evdeki davranışlarında farklılık gözlenebiliyor. Birebir okulda davrandığı gibi evde davranmasını beklemek ise yanlış. Evde ise biraz daha esnek davranılan noktalar olabiliyor. Sadece sınırlarını bilmesi, uyku, yemek yeme, oyuncaklarını toplama, yaşına göre ihtiyaçlarını giderebilme gibi becerileri kazanması mutlu bir aile ortamında olması önem taşıyor.

Öğretmen-öğrenci ilişkisi ile ebeveyn-çocuk ilişkisinin arasındaki farklar ne?
Her ikisinde de sevgi en önemli faktör. Sevgiyle kurulan ilişkide her şey daha yolunda oluyor. Öğretmen çocuk için daha farklı bir otorite ama. Sosyalleşmenin ilk adımları okulda atılıyor. Evde, okuldakine göre her şey biraz daha esniyor. Anne-babadan başka, diğer ebeveynler de farklı yaklaşımlarıyla çocuk üzerinde farklı etkiler bırakıyor. Yine de anne-babanın genel tutumları ile çocuk yetiştirme konusunda daha etkin olarak, sınırlarını çizebilmesi gerekiyor.

Siz sakin olun ki anlaşmak kolay olsun!
Çocuk büyütmek kolay değil. Her şeyini düşünmek zorundasınız. Yemeğini yedi mi? Sağlıklı büyüyor mu? Bu endişeler çocuk büyürken ona daha fazla müdahale etmeye neden oluyor. İki yaş sendromunda anne-babayı rahatlatacak en kolay şey ise çocuk yeni bir yaşa girerken, gireceği yaş dönemi ile ilgili olarak çocuk doktorundan veya bir pedagogdan bilgi almak.

Biraz zor olsa da yaşanan şeyin o dönemde normal olduğunu bilmek anne-babayı rahatlatıyor. Daha sakin kalmasını sağlıyor. Çözümlerde daha pratik davranıp, sorun büyümeden kısa bir sürede halledilmiş oluyor. Diğer yandan çocuğun enerjisinin boşalmasını sağlayacak gün içi aktiviteler bu yaşta çok önemli. Minderlerde zıplasın, enerjisini boşaltsın. ‘Hayır’ kelimelerini mümkün olduğunca az kullanın. Onun yerine oyunlarla dikkatini başka yöne çekin. Bu dönemde sözünüzü dinlemesini ve hep uyumlu davranmasını beklemeyin. Uyumlu davrandığı zamanlar da olabileceğini unutmayın.

Bu dönemi çok iyi tanımak gerekiyor. Yaptığı yaramazlıkları bilmeden yaptığı, gelişiminden kaynaklandığını anlamak önemli. Hep böyle devam etmeyecek merak etmeyin. Enerjisini boşaltsın, koşsun, oynasın, konuşsun, dokunsun. Siz de iyi dinlenin ki ona yetişebilin!

Kurallar Çocuklara Nasıl Uygulanmalıdır?

Çocuğunuza kural koyma arzusu ile baskıcı ebeveyn olma endişesi arasında sıkışanlardansanız kuralsızlığın onun gelecekteki hayatını zorlaştıracağını bilmelisiniz.

Bazı anne-babalar en doğrusunu yaptığına emin bir şekilde “Ben çocuğumu hiçbir şekilde kısıtlamıyorum. ‘Onu yapma bunu yapma’ demiyorum. Kendi haline bırakıyorum” diyerek, çocuğunu özgür yetiştirdiğini düşünüyor ve bununla övünüyor. Nedense kuralların ve çocuğa sınır koymanın ona zarar vereceğine inanıyoruz. Oysa ki uzmanlar hiç de öyle olmadığını söylüyor.

Çocuğun nerede nasıl davranacağını öğrenmesini sağlayan kurallardır. Sanılanın aksine kuralların bir çocuğu koruyan ve çevresiyle sağlıklı etkileşim kurmasını sağlayan özelliktir. Her çocuk yaşadığı dünyanın, çevrenin kurallarını anlamak ister. Aynı zamanda buna ihtiyaçları da vardır. Çocuklar kendilerinden ne beklendiğini, diğer insanlarla beraberken nerede durmaları gerektiğini ve çok ileri gittiklerinde ne olacağını bilmek isterler. İşte sınırlar, çocuklara bunları öğrenme ve keşfetme sürecinde önemli role sahiptir.

Kural ve yasak aynı şey değil
Sınır ve kuralları en çok yasaklayıcılıkla karıştırıyoruz. Oysa sınırlar, çocuğumuzu korumak için var ve biz anne-babalar olarak onu korumakla yükümlüyüz.  Örneğin;

“Örneğin, 10 yaşındaki çocuğumuzun oturduğumuz sitenin içindeki parkta oynamasına izin verebiliriz. O parkın her tarafına gidebilir, her oyuncağıyla oynayabilir. Bu 10 yaşındaki bir çocuk için bile yeterli bir özgürlüktür. Ancak diyelim ki karşı sitenin parkında oynamak istiyor fakat aradan büyük bir anayol geçiyor. O zaman tabii ki tek başına karşı sitenin parkında oynayamayacağını bilmeli.”

Peki çocuğumuza yapmaması gereken bir şeyi nasıl öğreteceğiz? İşte anne-babaların en çok zorlandığı konulardan biri de bu.

Çocuğumuz yapmaması gereken bir şeyi yapabilir. Çünkü o daha yolun başında ve doğru ile yanlışı ayırt etmekte yetişkin bir insan kadar başarılı olmaması son derece doğal. Tabii ki yapmaması gereken şeyi yaptığında kendisini uyarmalıyız fakat bunu yasaklayarak yaparsak çocuk neden yapmaması gerektiğini öğrenemez. Bu nedenle yanlışını kendisine göstermemiz ve nedenlerini açıklamamız gerekiyor.”

Bir güç savaşına dönüşmemeli
Aksi taktirde iş savaşa dönüyor. ‘Benim dediğim oldu, kazandım’ diyen anne-babaya, çocuk da içinden ‘Size gününüzü göstereceğim’ diyor. Aslında aile ve çocuğa kazan-kazan durumu öğretilmeli. Çünkü çocuğun başına bir şey geldiğinde bunun kaybedeni yine iki taraf oluyor. Çocuk da üzülüyor, aile de…” Dolayısıyla anne-baba olarak bunu inatlaşma ve güç savaşına dönüştürmemek, çocuğu doğru olana yönlendirmek ve sabırlı olmak gerekiyor. Çocuğunuz bazen sizin sınırlarınızı zorlayabilir. Bunu da en çok ağlayarak yapar. Diyeceksiniz ki ‘Sınır koyuyorum ama ağlıyor.’ Ağlayabilir. Bir bebek emeklemeye başladığında ilk önce prize gider, prizi kapatırız ya da bebeği oraya emeklerken durdururuz. Ağlasa da ‘Ah yavrum çok ağlıyorsun tamam bir kere dokun’ demeyiz. Bu kararlılığın ve anlayışın her yaşta devam ettirilmesi çok önemli.

Bu çizgi nerede başlıyor?
Sınır koyma, evde anne-babanın koyduğu kurallarla başlıyor, okul döneminden itibaren toplumsal kurallarla devam ediyor. Ayrıca çocuğun yaşına, gelişimine ve ihtiyaçlarına göre değişkenlik gösterebiliyor.

Örneğin 15 yaşındaki bir genç kız, eğer anne ve babası ona ulaşmaya çalıştığında ulaşabiliyorsa ve söz verdiği vakitte eve dönüyorsa o akşam arkadaşları ile dışarı çıkma sorumluluğunu almaya hazır demek. Ancak ‘Telefonumun şarjı bitti. Arkadaşımdan arayıp haber vermek de aklıma gelmedi’ diyerek söz verdiği saatte eve dönmeyen genç kıza, daha katı bir sınır konulmalı. Çünkü o, daha akşam dışarı çıkma sorumluluğunu almaya hazır değil. Dolayısıyla anne, baba, öğretmen ve toplumla kurduğu ilişkide alabildiği sorumluluk doğrultusunda da çocuğa sınır konulmalı. Kendini koruyabilir hale geldiğinde bu sınır esnetilebilir.”

Kuralsızlık ve sınırsızlık nelere yol açar?
Düşünün ki bir işe girdiniz ve şartlar hakkında hiçbir bilginiz yok. Deneyerek öğreneceksiniz. Bir gün işe 12.00’de geldiniz, kimse bir şey demedi. Siz de ‘Oh ne rahat iş’ diye ertesi gün yine öğlen geldiniz ve geldiğinizde öğrendiniz ki saat 10.00’da çok önemli bir toplantı varmış. Kaçırdığınız için azar işittiniz. Ne hissederdiniz? Güvensiz, ne yapacağını bilmez ve öfkeli… Çünkü bilmeye ihtiyacınız var çünkü birinin size yol göstermesine ihtiyacınız var. İşte çocukların da bizim rehberliğimize ihtiyacı var.

Buradan hareketle düşündüğümüzde, ev içinde sınırsızca özgür bırakılan çocuk, sosyal hayatla tanıştığında da bu şekilde davranmak isteyecek. Fakat gerçek hayat sınırlamalar ve kurallarla doludur. Her şeyin bir sınırı olduğu gibi toplumsal hayatın da bir sınırı vardır. Çocuğumuza bu sınırları evdeyken öğretmeye başlamak en doğrusu.

Tırnak Yiyen Çocuğa Nasıl Davranılır?

Tırnak yeme alışkanlığı 0-6 yaş çocuklarının yüzde 50’sinde görülüyor. Çoğu bir süre sonra bırakıyor. Kimi ergenliğe kadar devam ettiriyor. Özentiyle başlayabildiği gibi depresyon ve ailesel sebepler de tetikleyebiliyor.

Merak, sıkıntı, stres, rahatlama, alışkanlık ya da taklit… Çocuklar sayılan bu sebeplerden bir ya da birkaçından dolayı tırnaklarını yiyebiliyor ya da koparabiliyor. Parmak emme, burun karıştırma, saçlarla oynama, dişleri gıcırdatma gibi tırnak yeme de çoğunlukla toplumda ‘sinirsel alışkanlık’ olarak adlandırılıyor. Üstelik bu alışkanlıklar genellikle yetişkinlikte de devam ediyor.

Çocuklar büyüme çağlarında kendilerini endişeli, gergin ve baskı altında hissettiklerinde bu alışkanlığı ediniyor. Zaman zaman tekrarlanan bu davranış biçimi de doğal olarak ebeveynlerin gözlerinden kaçabiliyor. Eğer çocuğunuz bilinçsiz bir şekilde bu davranışı yapıyorsa, endişe duymanıza gerek yok. Örneğin televizyon izlerken, test çözerken, stresliyken ya da belirli bir duruma tepki olarak tırnağını yiyorsa ve bu kendini yaralamaya dönüşmüyorsa endişe etmeyin çünkü bazı istisnalar dışında çoğunlukla tırnak yeme alışkanlığını kendiliğinden bırakıyorlar. Ancak çok uzun süredir tırnaklarını yiyorsa ya da bu durum rahatsız edici boyuta ulaştıysa, alışkanlığından onu vazgeçirmenin yolları da elbette var.

NE YAPMALI?
Çocuğunuzun sizi endişelendiren hareketleri karşısında hemen harekete geçmeyin. Panikle ister istemez bazı detaylar gözünüzden kaçabilir. Öncelikle davranışının altında yatan nedenleri öğrenmeye ve sorunu çözmek için çocuğunuzun hayatında herhangi bir stres kaynağı olup olmadığına odaklanın. Örneğin yakın zamanda eşinizden ayrılmış olabilirsiniz, çocuğunuz okul değiştirmiş olabilir ya da tek başına bir konsere ya da gösteriye hazırlanıyordur… Tüm bunlar onun için bir stres sebebi ve tırnaklarını kopararak, yiyerek bu stresle başa çıkmaya çalışıyor olabilir. Size düşen, çocuğunuzla endişeleri hakkında konuşmak ve ona yardımcı olmak, yani biraz çaba göstermek.

AZAR VE CEZA YOK
Çocuğunuz stresli dönemi geçtikten muhtemelen bir süre sonra bu alışkanlığını bırakacak. Azarlama ya da cezalandırma stratejisi de beyhude bir girişimden başka bir şey değil. Bu alışkanlık gerçekten rahatsız edici boyutlardaysa, bazı sınırlamalar koymanız gerekiyor. Mesela yemek masasındayken tırnaklarını yememesini söylemek gibi küçük önlemler alarak ilk adımı atabilirsiniz.

Bazı davranışların duygusal olarak sorunu tekrar şarj edeceğini, hatta tırmandıracağını aklınızdan çıkarmayın. “Tırnaklarını yeme, dayanamıyorum artık” gibi bir cümle uzun ve yorucu bir mücadelenin de fitilini ateşler.
Çocuğunuz kendine zarar vermiyor ve aşırı stresli görünmüyorsa, tırnaklarını kesmek için çok uzamasını beklemeyin, sık sık ellerini yıkamasını hatırlatın ve odak noktasını başka bir noktaya çekin. Onu durdurmak için baskı kurarsanız ekstra stres ekler ve davranışını yoğunlaştırmasına yol açarsınız. Tırnaklarını boyamanız, ojelemeniz ya da acı tat veren başka maddeler sürerek doğrudan müdahale etmeniz, çocuğunuzda cezalandırılmışlık hissi yaratabilir. O hazır olduğunda kendiliğinden sizden yardım isteyecek, o anı bekleyin.

YARDIM ZAMANI
Çocuğunuzun arkadaşları onunla alay ediyorsa, bu alışkanlığından vazgeçmek için kendini hazır hissedebilir. Veee işte sizden yardım isteyeceği ya da sizin bunu fark edip devreye gireceğiniz an geldi demektir. Önce, arkadaşlarının onunla nasıl alay ettiği hakkında konuşun ve neler hissettiğini sorun. Konuşma sonrasında her ne olursa olsun onu sevdiğinizi söyleyip rahatlamasını sağlayın. Ardından çözümler için harekete geçin. Alışkanlıklardan nasıl vazgeçileceğiyle ilgili konuşun. Hemen her şeye uymasını beklemeyin. Hatta ilk başlarda bu alışkanlığının sinirsel bir alışkanlık olduğu ve nasıl vazgeçeceği konusunda sizinle çatışmaya bile girebilir, hazır olun. Büyük çocuklar, ebeveyn katılımını pek istemeyebilir, unutmayın.

FARKINA VARSIN
Alışkanlığının farkına varmasına yardımcı olun. Çocuğunuzun nerede, ne zaman tırnaklarını yediğinin farkında olması için onu teşvik edin. Unuttuğu zamanlarda hatırlaması için gizli bir diliniz olsun. Mesela şifreli bir sözcük belirleyin ya da koluna iki kere dokunmak gibi bir hareket belirleyin.

Bazı çocukların yaptığının farkında olması için fiziksel hatırlatmaya ihtiyacı var. Bu seçeneği denemeyi kabul ederse işiniz kolay, değilse cezalandırıldığını hissediyor demektir. Parmaklarını yara bandıyla sarmak, birkaç kat oje sürmek gibi önlemleri sizinle iş birliğine geçtiği yaşlarda anlayabilir ve bu yararlı da olur. Ama onun iznini alarak elbette. Kız çocukları için oje sürmek, hatta birlikte kuaföre gidip manikür yaptırmak eğlenceli bir aktiviteye bile dönüşebilir. Tabii bu eğlence de alışkanlığını bırakma sürecini daha da kısaltır.

ALTERNATİF SUNUN
Çocuğunuza ısırma dürtüsünü önlemek için ona alternatifler sunun. Derin nefes almak, gevşeme teknikleri, yumruklarını sıkıp açmak onu tırnak yemekten uzaklaştırabilir.

Çok küçük değilse, törpüyü nasıl kullanacağını öğretin, tırnaklarını ısırma boyutuna geldiğinde törpülemesine izin verin. Özellikle tırnaklarını yeme isteği geldiğinde sinirli ve gergin olacağından, enerjisini harcaması için mümkünse dışarıda koşup oynamasını sağlayın. El sanatlarıyla ilgilenmesi, resim yapması ya da bir müzikal enstrüman çalması da ellerini meşgul etmesi, farklı bir şeye odaklanması açısından yarar sağlar.

TEKRAR DENEYİN
Çocuğunuza her insanın farklı tekniklerle bu soruna yanıt verdiğini açıklayın. İlk çözüm yolunuz başarısızlıkla sonuçlanırsa bunu hatırlar ve ikinci bir çözüm yolu denemeye istekli olur. Alışkanlıklardan vazgeçmenin bazen zor olduğunu ama ikinizin de aynı tarafta olduğunu söyleyin. Gerekirse mücadelenize minik bir mola verin, sonra tekrar başlayın. Sabır ve sebatla halledilmeyecek hiçbir şey yok. Tekrar denemekten asla vazgeçmeyin.

NE ZAMAN ENDİŞELENMELİ?
Tırnak yeme alışkanlığı nadir durumlarda anksiyete sinyali verebilir. Eğer tırnakların yanı sıra çevresindeki etleri de koparıyorsa, ısırıklar yaraya dönüşmüşse, beraberinde saçını çekiyor, kirpiklerini koparıyorsa, düzenli uyumuyorsa mutlaka bir doktora danışın. Doktora gitmenizi gerektiren bir diğer durum da tırnak yeme alışkanlığının aniden ortaya çıkması ve çok hızlı ilerlemesi… Bu da anksiyete belirtisi olabilir.

Yetişkinliğe kadar devam edebilir!
0-6 yaş çocuklarının hemen hemen yarısında bir dönem muhakkak görülen tırnak yeme davranışı, bazen sadece yetişkinlerin model alınmasından kaynaklanabileceği gibi, temelde yatan kaygı ve gerginlikten de olabilir. Stresli anlarla başa çıkmakta güçlük çeken çocuklar, yaradılış olarak kaygı geliştirmeye daha yatkın olanlar, psikiyatrik kökenli özel bir durumu olanlar ve erkek çocuklar çoğunlukla tırnak yer. Bu çocukların yaklaşık yüzde 30’u, bu davranış bozukluğunu ergenlik ve hatta yetişkinlik dönemine aktarabiliyor. Tırnak yemenin bir kısmı kendi kendine geçebileceği gibi, bir kısmı yetişkinliğe uzayabiliyor. Model alınarak öğrenilen tırnak yeme davranışı alınacak birkaç önlem ile kendiliğinden yok olur. Çocuğun el meşguliyetini arttırma, acı oje kullanma, görmezden gelme iyi yöntemlerden, ikaz etme, eline vurma, tehdit ise kötü yöntemlerdir. Eğer yaşanılan olaylardan, stresten, ailesel faktörlerden kolay etkilenen bir çocuk tırnaklarını yiyorsa, en doğru tedavi şekli psikolojik destek vermektir.

Çocuklar uykuda neden diş gıcırdatır?

“Bruksizm” adı verilen bu rahatsızlık, çocuklarda özellikle de 5 yaşın altında çok sık görülüyor ve ciddi problemlerin bir yansıması olabiliyor. Buna bağlı olarak da anne babaların son derece hassas bir şekilde bunun takibi yapması ve sorunun çözümü için harekete geçmesi gerekiyor.

Çocuklarımızın uykuda dişlerini gıcırdatmasının önemli bir sebebi, stres altında olmalarıdır. Kendisini stresli hisseden çocuk, bunu ifade edemese de uykusunda bu şekilde dışa vurmaktadır. İyi birer gözlemci olan anne babalar ise çocuklar uykuda neden diş gıcırdatır sorusunu soracak, çocuklarının problemini çözecektir.

Diğer taraftan sorunun tek bir sebebi söz konusu değildir. Sadece stres bu durumun sebebi olarak ifade edilemez. Önemli sebeplerden bir tanesi de dişler üzerindeki lokal faktörler olmaktadır. Dişlerin şekillerindeki bozukluklar ve kapanış problemleri gibi sebepler, çocuğunuzun istem dışı olarak dişlerini gıcırdatmasına sebep olabilir. Gözlemlerimiz ile tespit etmemizin pek de mümkün olmadığı ve kesinlikle uzman bir hekimin yardımı ile teşhisin konulabileceği sebepler ise sistemik faktörlerdir. Yetersiz beslenme, bağırsak parazitleri, alerji ve de endokrin bozuklukları, diş gıcırdatması şekilde belirti gösterebilir ve ciddi problemlere işaret edebilir. Yani çocuklarımızın uyku sırasında diş gıcırdatma problemleri, sandığımızdan daha da önemli olabilir.

Tüm bunların yanı sıra hiperaktif çocuklarımız, daha fazla bu durum ile karşılaşıyor. Hiperaktivitesi olan çocuklar, hareketliliklerini uykuda bu şekilde yansıtabilir ve buna bağlı olarak da uyandıklarında baş ağrısı ve kulak ağrısı yaşayabilir. Zaman zaman bu hareketlilik sebebi ile diş minesinin zarar görme durumu dahi söz konusu olabilir.

Nihayetinde anlıyoruz ki, çocukların uykuda diş gıcırdatması ciddi ve üzerinde özenle durulması gereken bir konudur. Basit bir şekilde sorunun temeline inip çözüme kavuşmak kolay olmayabilir. Bunun için kesinlikle uzmanlara danışmak ve onların yönlendirmeleri doğrultusunda hareket etmek gerekir. Bizim psikolojik sebeplere dayandığını sandığımız sorun, çok daha farklı sağlık problemlerini işaret edebilir ve bu durum da bizim konuya müdahalemizi geciktirecektir. Yani kısacası çözümü kesinlikle bir uzman eşliğinde aramalısınız.

Bebeğinize Uyumayı Öğretin

“Bebeğinize ikinci haftadan itibaren gece gündüz farkını ayırt etmesini öğretebilirsiniz”

• Gündüz sık sık kucağınıza alarak dış dünyanın farklılıklarını algılamasını sağlayın.

• Gün içerisinde olabildiğince uyanık tutmaya çalışın.

• Uyumadan önce mutlaka besleyin.

• Uyku öncesi ılık bir banyo yaptırın.

• Uyku vakti ev içinde ani değişimlerden kaçının. Birden yüksek sesle televizyon açmak ya da ani hareketlerde bulunmayın.

• Derin uykuya geçişini takip edin. Bunu ağız ve burun hareketlerinden anlayabilirsiniz.

• Gece uykularında olabildiğince sakin bir ortam sunmaya çalışın.

• Uykusu geldiği sırada yaptığı vücut hareketlerini takip edin ve anlamaya çalışın.

• Gece uykularında odasına götürün, ışığı kapatın ancak kapısını yarı açık bırakın.

• Pijama giydirme, ninni söyleme ya da hafif bir müzik… Uykuya gidişi törensel bir havayla bebeğinize yaşatmanız onun uykuya hazırlanmasını ve daha çabuk uyumasını sağlar.

• Bebeğinizi istemediğiniz bir şeye zorlamanız ya da sert hareketlerde bulunmanız onu huzursuz eder. Bu tarz yaşanabilecek anlaşmazlıkları mutlaka uyku öncesi çözün.

• Bebeğinizi uyuması için zorlanmayın.

• Ağlayarak uyanma durumunda yumuşak bir şekilde konuşarak, sakinleştirerek tekrar uyumasını sağlayın.

• Evdeki ritüellerinizi çok fazla bozmamaya çalışın.

• Bebekler, uyku düzenine çok çabuk alışırlar. Olabildiğince rahat olun, zorlamayın.

• Gözlemlerinize göre uyku saatlerini belirleyin. Bir takvim oluşturun. Bu saatler sizin istediğiniz saatler değil, çocuğun doğal vücut ritminin belirlediği saatler olmalıdır.

Bebekler aslında uyku düzenine çabuk alışırlar. Ancak bu konuda ebeveynlerin sakin ve sabırlı olması gerekir. Bebeğiniz büyüdükçe dış dünyayı tanımaya başlayacak ve gece uykuları uzarken gündüz uykularında azalmalar hatta bunun yerini ufak şekerlemeler alacaktır.

Bebeğinizin kendi uyku düzenini ayarlamasına fırsat vermeli ve ona zaman tanımalısınız. Bu nedenle ona karşı sabırlı olun. Böylelikle onun uyku döngülerinin giderek belli bir düzene girdiğini göreceksiniz.

Çocuğunuz Vuruyor, Şiddet Gösteriyorsa ne yapabilirsiniz?

Hiç beklemediğiniz bir anda çocuğunuzun başka bir çocuğa vurduğunu gördüğünüzde şaşıracak ve üzüleceksiniz. Hemen aklınıza çocuğunuzun neden birisine vurduğu ve bunun bir daha olmasını önlemek için neler yapmanız gerektiği sorusu gelecektir. Yanıtı yazımızda…

Aslında çocuğunuz başkalarına vurduğunda bunu onun canını yakmak için yapmıyor. Vuruyor çünkü tek bir hareketle ilgi çekmek hoşuna gidiyor. Hem çocukların tepkisini çekiyor, hem de anne ve babaların. İstediğiniz kadar bu davranışı tekrarlamaması için onunla konuşun bu konuşmalar hiç de caydırıcı olmayacaktır. Çünkü neden olduğu karmaşa onu heyecanlandıracak ve kafasını karıştıracaktır. Çocuğunuza bu davranıştan vazgeçmesi için yol gösterecek kişi hüviyetine bürünmeniz gerekiyor. Bunun için 3 küçük ipucu epey işe yarayabilir.

1- Sakin ve kendine güvenen bir lider olun:

Bir çocuk birisine vurduğunda aklınızdan çıkarmamanız gereken şey, onların kötü olmadığıdır. Sadece öğrendikleri yeni bir yöntemi deniyorlardır. Bazen bunu başkalarından görüp öğrenirler, bazen de oyun sırasında farkında olmadan keşfederler. Nasıl öğrenirse öğrensin, çocuğunuzun birisine vurması tepki çekeceğinden bir anda onun için ilginç bir hal alacaktır. Tepkileri kontrol ederek ve soruna sakin ve kendinden emin bir şekilde yaklaşarak, çocuğunuz için ortaya çıkan heyecanı yok edebilir ve bu hareketin ne kadar değersiz olduğunu gösterebilirsiniz. Buna ses tonunuzu değiştirerek başlayabilirsiniz. Bu ses tonu ne çok katı olmalı ne de dost canlısı. Böylesi bir ses tonuyla, “Hiç de ilgi çekici ve doğru bir davranış değildi” ifadesini kullanmak çocuğunuzu düşünmeye sevk edecektir.

2- Bu eylemi önlemek için çocuğunuza yakın durun:

Bir çocuk bir diğerine vurduğunda anne ve babalar genellikle hazırlıksız yakalanır. Ancak bu tür bir davranış tekrar eden bir hal aldıysa, tekrar vuracaklarını bilmeli ve bu nedenle vurmasını önlemek için hazırlıklı olmak gerekli.

Bu zor gibi görünebilir. Çocuklar birlikte oynarken, sürekli olarak kendi çocuğunuzu izlemek durumunda kalmak kolay değil. Ancak bunu yapmalısınız. Çünkü çocuğunuzun bunu yapmanıza ihtiyacı var. Aslında vurmadan hemen önce suratlarında beliren o ilginç gülümseme, gidip kendisini durdurmanız için yardım çağrısıdır. Eğer vurma eylemini gerçekleştirmeden, nazikçe onu engellemek ve kendinden emin bir şekilde, “Vurmana izin vermeyeceğim. Vurmak insanın canını acıtır” ifadesini kullanmak için yanında olursanız, bu davranış uzun süre tekrar etmeyecektir. Böylece çocuğunuza, vurma davranışı karşısında diğer arkadaşlarını koruduğunuz mesajını vermiş olacaksınız. Çocuklara yardım etmek için orada olduğunuzu ve kendilerini zora sokacak davranışları engelleyeceğinizi onlara anlatmış olacaksınız.

3- Gerektikçe mantıklı sonuçları görmelerini sağlayın:

Eğer çocuğunuz vurma alışkanlığını bir süredir devam ettiriyorsa, “Vurmana izin vermeyeceğim” dediğinizi duyup içselleştirmesi biraz zaman alabilir. Bir çocuk hissettiği gücü kaybetmesi halinde üzülebilir ve tepki gösterebilir. Bu normaldir. Kızmak ya da bağırmak gibi vereceği tepkileri kabul edin ve sakin kalarak çözümünüzü sürdürün. Eğer çocuğunuz böylesi bir durumda size ya da başkalarına vurmayı denerse, arkadaşlarıyla birlikteliğini erken bitirin. Bu hem onun, hem diğer çocukların hem de sizin yararınıza olacaktır. Bunu yaparken, “Görüyorum ki bugün vurmayı bırakmak senin için biraz zor oluyor. Eğer vurmaya çalışmayı sürdürürsen, seni eve götüreceğim ve vurmanı bırakman için sana orada yardım edeceğim” ifadesini kullanın. Çocuğunuz yine durmazsa ya da bir başka zaman aynı şeyi tekrarlarsa söylediğinizi hemen yapın. Bu barışçıl şekilde çocuğunuzu disipline etmenin etkili yollarından bir tanesidir.

Çocuklarınız vurma dönemine girmesi çok sık rastlanan bir durum. Bu durum, ne çocuğunuzun kötü bir çocuk olduğuna ne de sizin iyi bir ebeveyn olmadığınıza ilişkin bir işaret değildir. Sadece güçlü bir lider olarak anne ya da babanın, çocuğunun elini tutarak onu içine düştüğü durumdan kurtarması yeterli olacaktır.

Israrcı çocuğa nasıl davranmalı ?

Bir çocuk istediği bir şeyi elde emek için bıkmadan usanmadan ısrar edebilir. Bunu en yakından bilenler ise tabii ki anne ve babalardır. Peki çocuğunuzun çoğunlukla sıkıntı veren bu davranışını önleyebilmenin yolu var mı?

Çocukların istediğini alana kadar ısrarla aynı şeyi sorması ve mızmızlanması aslında öğrenilen bir davranıştır ve bu her yaşta öğrenilebilir. Anne ve baba eğer zayıf bir anında, çocuklarının ısrarının ardından geç yatmalarına izin verirse, işte o anda bu davranış öğrenilir. Ve çocuklar bunu tekrarlamaya başlayabilir.

Ancak her öğrenilen davranış gibi çocukların ısrarı ve mızmızlığı da engellenebilir. Aslında bu üç kelime ile engellenebilir: “Soru ve Yanıt”

Konsept aslında çok basit. Küçük çocuğunuz evin bahçesinde büyük bir çukur kazmak istediğinde “hayır” cevabı alacaktır. Ancak aynı şeyi beş dakika sonra büyük olasılıkla yeniden soracaktır. Üstelik bu kez bütün şirinliğini üzerine takınıp lütfen” ifadesini de ekleyecektir. Bu dönemde kendinizi tekrar etmek ya da çocuğunuza bir nutuk atmak yerine çocuğunuzun gözlerine bakın ve şu yöntemi tekrarlayın:

1. Adım: Ona “Soru ve Yanıt oyununu duydun mu?” diye sorun. Büyük olasılıkla “hayır” cevabını verecektir.

2. Adım: Ona bu kez, “Bana çukur kazıp kazamayacağınla ilgili bir soru sordun mu?” diye sorun. Bunu cevabı “evet” olacaktır.

3. Adım: Bu kez “Bu soruya yanıt verdim mi?” diye sorun. “Evet, ama…” diye devam edecektir.

4. Adım: Çocuğunuza bu kez “Sence aynı soruyu tekrar tekrar sorduğunda fikrini değiştirecek birine benziyor muyum?” diye sorun. Bunun üzerine çocuğunuz büyük olasılıkla somurtacak, bozulacak ve yanınızdan ayrılacaktır.

5. Adım: Eğer bir kez daha aynı soruyu sorarsa, sakin bir şekilde, “Sordun ve yanıtını aldın” diye yanıt verin. Bunun haricinde başka hiçbir kelimeye gerek yok.

Bu tekniği uygulamaya başladığınızda, çocuğunuzdan gelecek ısrarlı sorulara vereceğiniz yanıtlar sadece bu sözcükler olmalı. Burada istikrarlı ve ısrarlı olmak anahtar konumundadır. Mızmızlık yapan ve ısrarla aynı soruya soran çocuğunuzla “Soru ve Yanıt” oyunu oynamaya karar verirseniz bunu aslı unutmayın.

Bebeğinizin Uyku Düzenini Ayarlamak Elinizde

Yeni anneler için kabustur uykusuz geceler.Ancak onların uyku düzenini kısa sürede sağlayabilirsiniz.“Bebeğinize ikinci haftadan itibaren gece gündüz farkını ayırt etmesini öğretebilirsiniz.

• Gündüz sık sık kucağınıza alarak dış dünyanın farklılıklarını algılamasını sağlayın.

• Gün içerisinde olabildiğince uyanık tutmaya çalışın.

• Uyumadan önce mutlaka besleyin.

• Uyku öncesi ılık bir banyo yaptırın.

• Uyku vakti ev içinde ani değişimlerden kaçının. Birden yüksek sesle televizyon açmak ya da ani hareketlerde bulunmayın.

• Derin uykuya geçişini takip edin. Bunu ağız ve burun hareketlerinden anlayabilirsiniz.

• Gece uykularında olabildiğince sakin bir ortam sunmaya çalışın.

• Uykusu geldiği sırada yaptığı vücut hareketlerini takip edin ve anlamaya çalışın.

• Gece uykularında odasına götürün, ışığı kapatın ancak kapısını yarı açık bırakın.

• Pijama giydirme, ninni söyleme ya da hafif bir müzik… Uykuya gidişi törensel bir havayla bebeğinize yaşatmanız onun uykuya hazırlanmasını ve daha çabuk uyumasını sağlar.

• Bebeğinizi istemediğiniz bir şeye zorlamanız ya da sert hareketlerde bulunmanız onu huzursuz eder. Bu tarz yaşanabilecek anlaşmazlıkları mutlaka uyku öncesi çözün.

• Bebeğinizi uyuması için zorlanmayın.

• Ağlayarak uyanma durumunda yumuşak bir şekilde konuşarak, sakinleştirerek tekrar uyumasını sağlayın.

• Evdeki ritüellerinizi çok fazla bozmamaya çalışın.

• Bebekler, uyku düzenine çok çabuk alışırlar. Olabildiğince rahat olun, zorlamayın.

• Gözlemlerinize göre uyku saatlerini belirleyin. Bir takvim oluşturun. Bu saatler sizin istediğiniz saatler değil, çocuğun doğal vücut ritminin belirlediği saatler olmalıdır.

Bebekler aslında uyku düzenine çabuk alışırlar. Ancak bu konuda ebeveynlerin sakin ve sabırlı olması gerekir. Bebeğiniz büyüdükçe dış dünyayı tanımaya başlayacak ve gece uykuları uzarken gündüz uykularında azalmalar hatta bunun yerini ufak şekerlemeler alacaktır.

Bebeğinizin kendi uyku düzenini ayarlamasına fırsat vermeli ve ona zaman tanımalısınız. Bu nedenle ona karşı sabırlı olun. Böylelikle onun uyku döngülerinin giderek belli bir düzene girdiğini göreceksiniz.

Çocuklarda Alt Islatma Sorunu

Belli bir yaşa gelmelerine rağmen alt ıslatma  sorunu olabilmektedir.

Gece altını ıslatma nedir?

Bir çocuğun 5-6 yaşını geçmiş olmasına rağmen gece uykuda yatağını ıslatması, tıp dilinde ‘enurezis’, halk dilinde ise ‘yatak ıslatma’ veya ‘alt ıslatma’ olarak adlandırılır. Yatak ıslatma, insanlık tarihinde kayıtları bulunan en eski sağlık problemlerinden biridir.

Hangi yaşlarda sık görülür?

5 yaş civarında yüzde 20, 10 yaş civarında yüzde 5 ve erişkin çağda yüzde 0.5-1 oranında görüldüğü söylenebilir. İlginç olarak 18-64 yaş arası sağlıklı erişkinlerin yüzde 0.5-1’i düzenli olarak yataklarını ıslatırlar. Dolayısıyla enurezis, sınırlı ölçüde erişkin nüfusu da ilgilendiren bir sağlık problemi.

Bu sorun kaç yaşına kadar normal?

Kızlarda 5, erkeklerde 6 yaşına kadar gece yatak ıslatma normal kabul edilebilir. Sonra giderek daha az sıklıkta görülür ve teorik olarak biter. Ama 2. Dünya Savaşı için askere alınan erişkinlerde bile yüzde 1 civarında yatak ıslatma tespit edilmiştir.

En yaşlı hastanız kaç yaşındaydı?

37 yaşında bir anneydi. Ne acıdır ki 14 yaşındaki kızını yatak ıslatması nedeniyle escort bana getirdiğinde bu gerçeği öğrenmiştim. Kendisi o güne kadar hiç doktora gidememiş ve tedavi almamıştı. Bu durumda bana da ikisini birlikte tedavi etmek düştü tabii.

Gece altını ıslatmanın kaç tipi vardır?

Genel olarak iki gruba ayrılır:

 Birincil: Çocuk o yaşına kadar hiçbir zaman kuru kalmamıştır, sorun başlangıçtan beri mevcuttur.

İkincil: Çocuk gereken yaşta kuru kalıp, en az 6 ay kadar bir süre geçtikten sonra tekrar ıslatmaya başlamıştır. Bir de; sadece gece altını ıslatıp gündüz normal olan çocuklar ile hem gece yatağı hem de gündüz külodunu ıslatan çocuklar olarak da iki kategoriye ayrılabilir. Burada, hem gece hem gündüz idrar kaçırma sorunu olan grup daha önemli ve ciddidir, tedavide öncelik taşır.

Hangi durumda uzmana başvurulmalı?

Gece yatak ıslatma, çocuk ve aile için bir sorun olmaya başladığında tedavinin zamanı gelmiş demektir. Ancak, bu, 5 yaşından daha önce olmamalı. Sadece gece değil, gündüz de altını ıslatan çocuklar ise daha erken dönemde uzmana götürülmeli.

Sebepleri nelerdir?

Genetik: Anne, baba, her ikisi veya kardeşlerde enurezis olması.

Uykuda idrar kesesi kasılmalarının baskılanamaması.

Uyanma bozukluğu: Uykuda dolu mesanenin algılanıp uyanılmasında güçlük.

Normal bireylerde gece boyunca böbreklerden idrar yapımını azaltan bir hormonun (ADH), enüretiklerde yetersiz salgılanıp, uyku sırasındaki idrar üretim miktarının artması.

Sınırlı bir kısım olguda ise psikolojik faktörler. Genel olarak yatak ıslatan çocuklarda yüzde 70 oranında bir genetik (irsi) yatkınlık söz konusudur. Beraberinde ise; ADH hormonunun (beyinden salgılanan bir madde) görece eksikliği nedeniyle böbreklerin gece boyunca çok idrar üretmesi, uyanma bozukluğu, uyku sırasında idrar torbası kapasitesinin yetersizliği ve aşırı kasılmalar yapması gibi fonksiyonel sebeplerden biri veya birkaçı bulunabilir.

Başka bir hastalık, örneğin böbrek problemleri tek başına gece yatak ıslatmayla kendini gösterebilir mi?

Tek başına gece yatak ıslatmayla gözüken ciddi böbrek rahatsızlığı olmaz. Mutlaka beraberinde başka ciddi bulgular da vardır. Bizim işeme fonksiyonu bozukluğu dediğimiz ve bazen ölümcül sonuçlar doğuran bir grup hastalıkta esas bulgular yanında yan bir bulgu olarak gündüz ve gece alt ıslatma görülebilir. Bu vakalar çok erken dönemde hekime başvurmalıdır.

Gece yatak ıslatma hangi hastalıklarla birlikte görülür?

Gece yatak ıslatmayla kendini gösterebilen hastalıklar arasında kronik bademcik iltihabı veya geniz etine bağlı üst solunum yolu tıkanıklığı, alerji, parazitler, kronik kabızlık ve idrar yolu iltihapları sayılabilir. Yukarıda söylediğimiz ve işeme fonksiyon bozukluğu denilen idrar yolu hastalıkları da gece yatak ıslatmaya neden olur. Ayrıca, dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarla horlayan çocuklarda enurezis daha sık görülür. Hemen hemen bütün yatak ıslatan çocukların ebeveynleri, çocuklarının çok derin uyuduğunu, hatta yanında top patlasa uyanmayacağını ifade ederler. Gerçekten de yapılan bilimsel çalışmalar bu bilgiyi desteklemiştir.

Hangi uzmana başvurulmalı?

Enurezisli bir çocuk öncelikle üroloji uzmanına götürülmeli. Çocuk ürolojisi uzmanlarına ulaşılırsa elbette daha iyi olur. Ancak bulunulan yörede bu imkanlar yoksa çocuk hastalıkları uzmanı ve aile hekimi de ilk başvuru için doğru adresler olabilir.

Alt ıslatan çocuk hangi tetkiklerden geçmeli?

Enurezis tanısını koyup, daha ciddi işeme bozukluklarından ayırt etmek için konunun uzmanı bir hekim tarafından:

Ayrıntılı bir hastalık öyküsü alınıp sorgulama yapılması,

İşeme-dışkılama çizelgesi tutulması,

Genişletilmiş fiziksel muayene

Tam idrar tahlili yapılması genellikle yeterlidir. Bu basamaklardan sonra, hastalığın ‘saf gece yatak ıslatma’ problemi olduğuna karar verilirse tedavi aşamasına geçilir. Eğer, üroloji uzmanınca, hadisenin daha karmaşık ve etraflı bir problem olduğuna karar verilirse, ileri tanı yöntemlerine başvurularak daha ayrıntılı tetkikler uygulanır.

Tedavinin aşamaları nelerdir?

Enurezis tedavisinde ilk ve en önemli adım, çocuğun tedaviye motive edilmesidir. Bunu sağlamak için de, çocukla sıcak bir ilişki kurmak, ailenin anlayış ve desteğini sağlamak, problemin çözüleceğine dair güven vermek ve çocuktaki suçluluk duygusunu gidermek gereklidir. Günümüzde yatak ıslatma eskiye göre daha kolay tedavi edilebiliyor. Birçok metodun başarısı iddia edilmişse de bugün için genellikle davranış değiştirme ve ilaç tedavisi uygulanır.

Davranış değiştirme metodunda ne yapılıyor?

Ödüllendirme, motivasyon ve beraberinde ‘alarm tedavisi’ dediğimiz yatak ıslatılırken çalarak çocuğu uyandıran bir zil sistemi kullanılır. Ailenin katılımını ve uzun süren ısrarlı bir tedaviyi gerektirir. Herhangi bir zarar ve yan etkisi yoktur. Motivasyon tedavisinde, çocuğa ıslak ve kuru gecelerini takvimde işaretletip kuru geceler için ödüllendirme şeklindeki önlemler paketi uygulanır. Bundan önce, çocuğun tedaviye motivasyonunu değerlendirmek gereklidir. ‘Geceleri kuru kalmak ister misin?’ sorusu, bu amaçla kullanılabilir. Gün boyu düzenli sıvı alımı ve işeme alışkanlığının önemi üzerinde durmak da tedavinin ilk ve vazgeçilmez basamaklarındandır.

 

Tedavi edilmezse ne tür sorunlara yol açar?

Çocukta özgüven kaybı, içine kapanma, sosyal izolasyon, başarıda düşüş, depresif eğilimler, suçluluk duygusu gibi oldukça ciddi psikososyal sorunlar ortaya çıkabilir. Çocuk, birçok akranının yaptığı gibi arkadaşlarında kalmak, kampa veya okul gezisine gitmek, akrabalarda yatmak ister ama korkusundan ve utancından bunları yapamaz. Giderek yatak ıslatma bir fobiye dönüşebilir. İleri yaşlarda ise aile ve iş başarısını da olumsuz etkiler.

Bunlar yanlış

Gece yatak ıslatma konusunda doğru zannedilen yanlışlar:

Birçok aile, çocuğun yatağını tembellikten ıslattığına veya psikolojik kökenli olduğuna inanır. Bunlar yanlıştır.

Gece, çocukları rastgele saatlerde kaldırıp çişe tutarak hastalığın geçeceği sanılır, bu da yanlıştır.

Sünnet, ilk adet görme, askere gitme gibi olaylarla yatak ıslatmanın kesileceği hurafedir.

Enurezisle ilgili en yaygın yanlış inanç, tedavinin kısırlık yapacağıdır. Hiçbir tedavi metodunun uzaktan yakından kısırlıkla ilişkisi yoktur. Bu yanlış inanış, birçok çocuğu tedaviden mahrum bırakır.

Yaptığımız bir çalışmada ailelerin yatak ıslatan çocuklarına yüzde 35 oranında ağır sayılabilecek cezalar verdiği görülmüştür. Oysa yatak ıslatma, ceza ile tedavi edilemez. Tam aksine cezalandırma ters etki yaratabilir, çocuğun özgüven ve direncini kırıp psikolojik sorunlara neden olabilir.

Sorun psikolojik olabilir mi?

Gece yatak ıslatmanın temelinde psikolojik faktörlerin yattığı olgular, yüzde 10’dan daha azdır. Psikolojik kaynaklı gece yatak ıslatma genellikle sonradan başlar. Elbette bu konuda bir yumurtatavuk ikilemi de yok değil. Bizim inancımıza göre, altını ıslatan hastaların çoğunda psikolojik faktörler, bir sebepten çok sonuç durumundadır. Yaptığımız bir bilimsel araştırmada, İstanbul Suadiye gibi sosyoekonomik olarak iyi gelişmiş bir bölgede yaşayan enurezisli çocukların ebeveynleri, hastalığın büyük oranda psikolojik sebeplere bağlı olduğunu düşünüyor. Bu da ilginç bir tespittir. Eğer bir çocukta, özellikle ikincil olarak başlayan gece yatak ıslatma var ve beraberinde başka psikolojik belirtiler mevcutsa bir çocuk psikoloğundan fikir alınabilir.

Cezalandırmayın destekleyin

Çocukların gün boyu okulda az sıvı alıp çok terleyerek su kaybetmelerinden sonra akşama doğru eve gelince içtikleri sıvı miktarını kısa sürede artırmaları ve özellikle akşam saatlerinde çok sıvı almaları birçok yatak ıslatma olayının temel faktörüdür. Sadece buna yönelik bir yaşam tarzı değişikliği bile birçok çocukta enurezisi önleyebilir.

Çok erken ve baskıcı tuvalet eğitiminin yatak ıslatma ve idrar kaçırmada rolü olduğu savunulur. Özellikle, çocuklara idrar tutmaya alışacağı zannıyla ceza ve baskı uygulamak son derece sakıncalıdır.

Enurezisi kısa sürede kökünden kazıyacak mucizevi bir tedavi metodu yoktur. İlgi, sabır, anlayış ve tedavi eden doktor ile aile ve çocuk arasındaki işbirliği başarının püf noktasıdır.

Hiç su içirmemek ve gece rastgele saatlerde çocuğu uyandırmak, hastalığı tedavi etmez, sadece yatağın o gecelerde kuru kalmasını sağlar. Bunun yerine ödüllendirme, teşvik, motivasyon ile çocuğa destek olup, çok zaman kaybetmeden bir üroloji uzmanına götürmek gerekir.

Çocuklarda Parmak Emmeyi ve Emzik Kullanmayı Bıraktırma

Annelerin en büyük sorunlarından biri de parmak veya emzik emen çocuklarını bundan vazgeçirebilmektir. Bebekler büyüyüp geliştikçe emme ihtiyaçları ortadan kalkar. 6 ile 8 yaşlarından sonra parmaklarını emmeye devam eden çocuklar arkadaşları, kardeşleri ve akrabaları tarafından yapılan çeşitli yorumlarla karşılaşırlar. Bu yorumlar bazen çocuğun parmaklarını emmeyi bırakmasını sağlar. Çoğu ebeveyn, yaşıtlarının psikolojik baskısı olmadan çocuklarının bu davranışı terk etmelerini isterler.

Eğer büyüyen çocuğunuzu emme alışkanlığından kurtarmak istiyorsanız yapacağınız ilk şey çocuğunuzun bu davranışını çok önemsememektir. Genellikle emme alışkanlıkları zamanla ortadan kalkar. Sert sözler söylemek, alaya almak veya cezalandırmak çocuğunuzun üzülmesine neden olur ve alışkanlığın daha da terk edilmez bir hal almasına yol açar.

Cezalandırmak, çocuğunuzu alışkanlıklarından kurtarmak için kesinlikle etkin bir yöntem değildir.

Büyük çocuklar (genellikle 3 yaşından büyük olanlar), emme alışkanlığını can sıkıntısından kurtulmak için sürdürüyor olabilirler. Çocuğunuzun dikkatini, ona eğlenceli gelecek aktivitelere çekmeye çalışın. İyi davranışı ödüllendirmek, değişim sağlamak için her zaman en iyi yoldur. Çocuğunuzu, parmağını emmediği ya da emzik kullanmadığı zaman güzel sözlerle övün ve ödüllendirin. Yıldız tabloları, günlük ödüller ve özellikle gündüzleri yapılan küçük hatırlatmalar da ayrıca yardımcı olacaktır.

Eğer çocuğunuzun bu durumunda değişiklik olmuyorsa, pediatri doktorunuzdan yardım alıp çocuğunuzu bu alışkanlıktan kurtarmanın yollarını bulmalısınız.

Doktorunuz çocuğunuzun parmağını, ona emmemesi gerektiğini hatırlatacak plastik bir band ile kaplamanızı ya da parmağın ucuna uyan koruyucu bir kapak takmanızı isteyebilir. Çocuğunuzu hangi tedavi şeklinin seçileceği konusuna dahil etmeniz gerekir. Bu metodları kullanmadan önce çocuğunuza anlatmalısınız. Eğer bu metodlar çocuğunuzu korkutuyorsa veya sinirli yapıyorsa hemen bırakmalısınız.

Eğer bütün bu anlatılan yöntemleri denediyseniz ve çocuğunuzun dişleri emme davranışından etkilenmeye başladıysa, bir diş doktoruyla görüşmeniz gerekecektir. Bazı diş doktorları, parmakların çocuğunuzun dişlerine ya da damağına zarar vermemesi için ağıza engelleyici bir alet takacaktır. Bu aletler başparmağı ya da diğer parmakları ağza sokmayı genellikle çok tatsızlaştırdığı için çocuğunuz parmağını ağzına soktuğu gibi geri çıkaracaktır.

Bazı duygusal üzüntüler ya da stres ile ilgili problemler, çocuğunuzun parmağını emmesine veya emzik kullanmasına neden olabilir. Ayrıca, çocuğunuz bu davranıştan bir türlü kendisini alamayan ender çocuklardan da olabilir. Bu arada, çoğunlukla çocuklar okulda kaldıkları sürece emme davranışından uzak dururlar. Bu arkadaş baskısının bir sonucudur. Aynı çocuklar, üzgün oldukları zaman kendilerini yatıştırmak ya da uyuyabilmek için emmeyi bir yol olarak görebilirler. Bu genellikle gizli olarak yapılır ve çocuk üzerinde fiziksel veya duygusal bir zarara yol açmaz. Çocuğunuzun bu tür bir davranıştan uzak durması için ona uygulayacağınız baskı iyilikten çok kötülük anlamına gelebilir. Gizli olarak emmeye devam eden çocuklar bu alışkanlıklarını bizzat kendileri bırakırlar.

Bilgisayar Oyunları ve Televizyon Çocukları Duyarsızlaştırıyor

Günümüz çocukları teknolojiden son sürat yararlanırken hepimizin unuttuğu en önemli sonuç ise onların duyarsızlaşması. Şiddet içerikli oyunların küçük çocuklarda ciddi sorunlar çıkarabiliyor, Bu tarz oyunlar çocuklarda gece korkularına ve şiddete karşı duyarsızlaşmaya neden oluyor.

Şiddet içerikli video oyunlarının çocuklarda korku, mağduriyet duygusu ve şiddete karşı duyarsızlığa yol açmaktadır.

Özellikle aileler, çocuklarının boş zamanlarında şiddet içerikli oyunlara karşı olan ilgilerini azaltmaları gerekmektedir. Eğer bir oyun içerisinde 1’den fazla şiddet sahnesi var ise, 1 dakika içerisinde 4- 6 kez şiddet içerikli bir sahneyi oyun içerisinde görüyorsanız ve oyunun içerisinde meydana gelen şiddetin karşılığında bir ödüllendirme konusu söz konusu ise, çocukların bu tarz şiddet içerikli oyunlara ilgisi artmakta. Bu şiddet içerikli oyunlar küçük çocuklarda korku hissinin oluşmasına neden oluyor. Özellikle de gece korkularının meydana gelmesini sağlıyor. Daha sonraki dönemlerde çocukların şiddete karşı duyarsızlaşması ve şiddete karşı mağduriyet duygusunun her zaman ön planda olmasını sağlamakta.

‘ÇOCUKLARINIZA YETERLİ ZAMANI AYIRIN’

Aile içerisinde anne ve baba ile birlikte yapıcı oyunlar oynamak çok önemli. Bu sayede çocuğun anne ve babaya daha fazla yaklaşması, ev içerisindeki diyaloğun artması, çocukların toplumla ve aile ile iç içe yeni bir şekilde hayata bakması sağlanabilir. Çocuklarınıza yeterli zamanı ayırırsanız, şiddet içerikli oyunların etkilerini çocuklarınızın üzerinden atmış olursunuz. Her zaman için çocuklarınızla aile içerisinde paylaşımcı oyunları tercih edin.

Çocuğa Bir Pedagoga Gideceğini Nasıl Açıklanır?

Çocuk ve Ergen Psikoterapisi, terapist ve çocuk, ergen ya da aile arasında geçen terapötik görüşmeyi ve etkileşimi içeren bir psikolojik tedavi biçimidir. Çocuk/Genç ve ailelerin problemlerini anlamalarına ve çözmelerine, problemli davranışı değiştirmelerine ve hayatlarında olumlu değişiklikler yapmalarına yardımcı olur. Psikoterapi sürecinde, çocuk ve gencin bireysel ihtiyaçlarına ve içerisinde bulunduğu duruma göre Bilişsel Davranışçı Terapi, Psikanalitik Terapi, Oyun Terapisi, Aile Terapisi gibi birçok terapi yönteminden yararlanılabilir.

Psikoterapi süreci hızlı ilerleyen, sorunları bir anda çözen bir süreç değildir. Bu süreç, karmaşık ve zengin bir şekilde ilerleyen, çocuk ve ergenlerin problemlerini azaltan, onlara iç görü kazandıran ve hayat kalitelerini, işlevselliklerini arttıran uzun bir süreçtir.

Çocuğun yardım alması gerektiğine karar verildiğinde bunun çocuğa açıklanması gerekmektedir. Çocuk ve gencin içerisinde bulunduğu yaş dönemine göre bu sorunun cevabı değişmektedir.  Bu açıklama yapılırken temel olarak bu noktalara dikkat edilmelidir:

  • Açıklamak için sakin bir zamanı bekleyin. Çocuğunuz sizi kızdırdığında, üzdüğünde veya çocuğunuzla bir tartışma sonrasında pedagoga götüreceğinizi söylemeyin.
  • Neden psikoloğa gitmesi gerektiği konusunda dürüst ve açık olun. Sizi endişelendiren durumu çocuğunuza söyleyin. Örneğin; “Son zamanlarda, arkadaşlarınla sorunlar yaşadığının farkındayım. Bu konuda bir uzmandan yardım almanın iyi olacağını düşünüyorum.” diye bir açıklama yapılabilir.
  • Problem hakkında kimden yardım alınacağını çocuğa doğru bir şekilde aktarın.” Bir doktora/öğretmene/ablaya/abiye gideceğiz” yerine bir “uzman” ya da “pedagog” yardımı alacağınızı açıklayın. Bu kişiyi, çocuğun içinde bulunduğu durum hakkında konuşacağı ve bu durumla başa çıkma konusunda ona yardım edecek biri olarak tanımlamalısınız.
  • Gençlerde;  terapiye gitmenin onların kötü davranışından kaynaklanmadığının üzerinde durun ve terapide konuşulanların terapist ve genç arasında gizli tutulacağını anlatın.
  • Çocuğunuza, pedagog ile çalışmanın bütün aileye olumlu bir katkısı olacağını belirtin. Böylece çocuk, problemli bir birey olarak ailede dışlanmamış olacaktır.

Çocuğum ne zaman psikolojik desteğe ihtiyaç duyar?

Çocuğunuzun aile, eğitim ve sosyal hayatını aksatan davranış ve tutumları varsa hiç vakit kaybetmeden uzmandan danışmanlık yardımı almalısınız. Anne-babalar, çocuklarında gördükleri sorunlu bir davranış hakkında uzmana danışmadan önce şu soruların cevaplarını da değerlendirmelidir:

  • Ne kadar sıklıkla bu davranışı çocuğumda görüyorum? Her gün? Haftada bir?
  • Çocuğum bu davranışı ne kadar şiddetli yaşıyor? Farkında mı? Kontrol edebiliyor mu?
  • Çocuğumun yaşıtları da böyle davranıyor mu?
  • Eğer çocuğumun bu davranışı hakkında yardım almazsam ileride ne olur?

Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde çözümlenemeyen psikolojik sorunların ihmal edilmesi yetişkinlikte birçok problemin kaynağı olabilmektedir.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.