Cinsel İsteksizliğin Çözümü Nedir ?

istanbul Cinsel isteksizlik cinsel soğukluk olarak tanımlanabilen bir rahatsızlıktır. Hormonların tepkimesiyle var olan bu rahatsızlık çoğu zaman psikolojik bir algıdan dolayı oluşmuştur. Uzmanların gözünde iki ana temelde incelenir cinsel isteksizlik. İlki ergenlik döneminden bu yana gelen bir isteksizlik. Diğeri ise daha sonraları oluşmuş ve devamlı azalarak bu noktaya gelen isteksizlikler. Çözüm yolu psikolog veya cinsel terapi olan bir olaydır.

Erkekte ya da kadında olmasının bir engeli bulunmayan isteksizlik herkesin bünyesinde rastlayabileceği bir durumdur. Çoğu zaman duyu algılarımızla başlayan ve arzuyla bizi kontrolü altına alan cinsel isteğimizin azalması yada bitmesi oldukça kötü bir durum elbette. %1 oranında fizyolojik sebeplere %99 oranında ise psikolojik bir sebebe bağlı olan isteksizlik kesinlikle tedavi edilmesi gereken bir hadisedir. Daha önceden yaşanmış kötü tecrübe, bu tecrübe sırasında olan bir olay, aşırı deneyimsizliğe dayalı bir korku ve ya endişe bu tarz bir soğumaya temel hazırlamış olabilir. Yine ağrılı yaşanan cinsel yaşam, kanamalar ve ya o an olan vücut tepkimeleri cinsellikten soğumak için bir başlangıç olabilmekte. Bu tedavi süreci yaklaşık 10-12 seans civarı sürmekte olup sorunu yaşayan kişinin tamamen tüm yaşantısını bilmekle çözülebilir. Bireysel bir tedavi olarak sürecek olan bu zaman dilimi kişinin haz duyduğu bölgelerin tanınması, bulunması ve uygulanması yoluyla tekrar cinsel isteğe sahip olana kadar deneme yanılma yöntemlerinden geçer. Örneğin insanın en çok haz aldığı boyun, kulak ya da göğüs gibi bölgelerin hassasiyet değerleri öğrenilerek bir sonra ki ilişki esnasında sadece bu yoğunlukta pratik yapılmalıdır. Bu sayede kişinin haz almasını sağlayarak bir adım ileri gitmesi escort sağlanabileceği gibi özgüven açısından oldukça büyük bir önem taşımaktadır.

Cinsel soğukluk çok sık rastlanabildiği için ki şu sıralarda ülkemizde yaklaşık %33 oranında görülüyor oldukça sık görülen bir olaydır. Böyle bir durumun ilerlemesi daha kötü boyutlara sıçramasını sağlar. Yani cinsel bir isteksizlik yaşıyorsanız ve bunun için bir tedaviyi istemiyorsanız zamanla cinsel tiksintiye dönüşebilir. Bu sizin için aşılması daha güç problemler çıkartabilir. O yüzden mutlaka bir psikolog ya da cinsel terapiste başvurun.

Kadınların Cinsel Yaşamını Etkileyen Nedenler

Kadınların yaşamakta olduğu cinsel isteksizlik sorunu birden fazla nedene bağlı olarak gelişebilmektedir. Kadının cinsel isteğini etkileyen onlarca faktör bulunmaktadır.Bu faktörlerdenbazıları biyolojik ve fizyolojik bazıları ise psikolojik ve duygusaldır.  Ayrıca tüm bu etkenlerin yanı sıra hormon seviyesi, altta yatan hastalıklar, kullanılan ilaçlar, duygusal durum, stres, ilişki kalitesi, ailesel sorunlar, endişe durumları, ruh hali kadınlarda cinsel isteği yönetmektedir. istanbul escort bayan Cinsel isteksizlik problemi genç kızlıktan bu yana olabileceği gibi çoğunlukla normal cinsel fonksiyonu olan kadında sonradan da ortaya çıkabilir.

Cinsel isteksizlik, yeterli cinsel uyarı olmasına rağmen cinsel istek duyulmaması durumu olup cinsel istek bozuklukları grubunda yer almaktadır.Bazen kadın ve partnerinin kadın cinsel organlarının yapı ve fonksiyonlarını bilmemesi nedeni ile cinsel ilişki öncesinde kadının uyarılması sağlanamamakta, bu durumdaki kadın da cinsel istek duyamamaktadır.Cinsel sağlık için çok önemli olan bu tür problemlerin zamanında tespit edilerek özel cinsel terapilerin uygulanması pek çok cinsel problemi ortadan kaldırmaya yardımcı olmaktadır. Cinsel istek bozukluklarında tedaviye başlamadan önce bir jinekolog tarafından basit bir jinekolojik muayene yapılması gerekmektedir. Jinekolojik muayene sırasında kadının cinsel hazzını etkileyebilecek fiziksel nedenler araştırılır ve Avcılar escort bayan cinsel ilişkide ağrıya neden olabilecek durumlar değerlendirilir. Hastanın varsa kronik rahatsızlıkları, nörolojik problemleri ve kullandığı ilaçlar dikkate alınır.

Cinsel isteksizlikte fiziksel ve psikolojik faktörler yer almaktadır. Bağcılar escort bayan Cinsel isteksizliğin % 1’i fiziksel, % 99’u ise psikolojik nedenlere bağlı olarak etken göstermektedir.

Cinsel İsteksizlikte Fiziksel Faktörler

Cinsel isteksizlikte etken olan fiziksel faktörlerden bazıları;

  • Yaşlanma ve menopoz dönemi
  • Kullanılmakta olan bazı ilaçlar
  • Kronik hastalıklar
  • Alkolizm
  • Hormonal dengesizlikler
  • Ameliyat ile rahmin alınması
  • Böbrek, karaciğer ve kalp yetmezliği
  • İlişki esnasında ağrı hissetme durumu

Cinsel İsteksizlikte Psikolojik Faktörler

Cinsel isteksizlikte etken olan psikolojik faktörlerden bazıları;

  • Aşırı derecede stres
  • Partnerler arasında yaşanmakta olan ilişki sorunları
  • Gizli eşcinsellik
  • Beden şekli ile ilgili kaygılar
  • Geçmişte yaşanan taciz ve tecavüz durumları gibi etkenler

Hamilelik Sonrası cinsel isteksizlikle nasıl baş edilir?

Doğum yapmış olan kadınların büyük kısmında, cinsel isteksizlik görülmektedir. Lohusalık döneminde, cinsel ilişkide bulunması önerilmez. Bu süreçte kadınlar fiziksel ve ruhsal olarak doğumun yorgunluğunu atarak toparlanırlar. Vajina bu süreçte iyileşir. Bu sebeple de cinsel ilişkide bulunması önerilmez. Bu sürecin ardından da bazı kadınlarda cinsel isteksizlik görülebilir.

Bu durum, kadının yaşadığı kültüre ve tecrübelerine bağlıdır. Gebelik ve doğum sürecinde yaşadığı zorluklar ve bebek bakımı sebebiyle isteksizlik 1 sene boyunca devam edebilir.  Yorgunluk ve adapte olma sorunu giderildiğinde, cinsel isteksizlik de düzelecektir.

Doğumdan sonra cinsel isteksizliğe sebep olan nedenler:

Yorgunluk, halsizlik:

Hamilelik, zor ve yorucu bir süreçtir. Aynı zamanda heyecan, kaygı, mutluluk ve korku gibi duygu değişimlerin bir arada yaşanması, doğumdan sonraki uykusuz geceler ve vücudun yorgunluğu kadınları cinsellikten uzaklaştıran en büyük etkenlerden biridir.

Yeni dünyaya gelmiş bir bebek, sürekli olarak annesine ihtiyac duyar. Sık sık emzirilmek ister ve uyku sorunları yaşayabilir. Bu durumlarda da kadın bebeğiyle ilgilenmek durumundadır. İlgilenmeye ara verip, yeterli dinlenme zamanı da bulamaz. Bu sebeple de cinselliği unutabilir. Babanın durumda anlayışlı olması ve annenin omuzlarındaki yükü alması gerekir.

Lohusalık dönemi:

Kimi zaman cinsel isteksizlik yalnızca dışardan görülen basit bir faktördür. Ancak bu duruma yol açan temel faktör, lohusalık dönemidir. Lohusalık sendromunda kadınlar doğumdan sonra depresyona girebilir. Hormonal olarak yaşanan ani değişim ve vücuttaki fizyolojik değişimler annenin depresyona girmesine yol açabilir. Artık kadının annelik rolünü alması ve birçok sorumluluğun altına girmesi, bebeğine bir şey olacak korkusu onu bu sendroma sürükleyebilir. Terapi ile düzelecek bir sorundur. Kontrol altına alınması durumunda, ilerlemeden lohusalık döneminde tedavi edilebilir.

Vajina ile ilgili sorunlar

Doğum yaptıktan sonraki dönemde kadının cinsel hayatını sürdürebilmesi için ilk olarak doğumdan sonraki fizyolojik iyileşme sürecinin tamamlanması gerekir. Normal doğumdan sonraki iyileşme süreci 6 haftadır.  Sezaryen olan ya da vajinal dikişi olan kadınlarda ise bu süre daha uzundur. Kadın psikolojik olarak yaranın iyileşmediğini düşünerek psikolojik olarak acı çekeceğini düşünebilir ve ilişkiden kaçabilir. Emzirme dönemindeki hormonlar sebebiyle vajinada kuruluk olur. Bu kuruluk da cinsel ilişkide acı ve ağrıya yol açabilir. Bu kuruluğu gidermek için özel üretilmiş kayganlaştırıcı ürünler kullanılabilir.

Yeniden gebe kalmaktan korkmak

Yeni bebeğin zorlukları, gebelik dönemi gibi faktörler anneyi yeniden gebe kalma korkusuna sürükleyebilir. Bu sebeple de cinsel ilişkiden kaçılabilir. Doğumdan sonra cinsel ilişkiye başlamak için en doğru dönem, adetlerin yeniden başlamasıdır. Emzirme döneminde gebelik riski nispeten az da olsa, söz konusudur. Bu sebeple doğum kontrol yöntemleri kullanmak önemlidir.

Annelik güdüleri

Artık bir bebeği olan anne, hayatına bu rolü en merkeze alır. Bu sebeple cinselliğini bi süre unutabilir. İlk olarak önceliği bebeğini emzirmek ve korumak olan anne, uzun bir süre cinsel ilişkide bulunmak istemeyebilir. Bunun dışında özellikle normal doğum yapan anneler, vajinayı doğum ile özdeştirdiği için cinsellikle yakıştıramayabilir. Bu sebeple de bir süre boyunca kafaları karışabilir. Bu sebeple anneye zaman vermek, duruma alışmasını sağlamak ve o ne zaman hazır olursa, o zaman cinsel ilişkide bulunmak, ilerleyen zamanlarda annenin cinsellikten soğumasını engelleyecektir.

Emzirme dönemi

Emzirme süreci de cinsel arzuyu kötü yönde etkileyebilir. Emzirme döneminde prolaktin adı verilen bir süt hormonu salgılanır. Bu hormon vajinanın kuruluğuna sebep olur. Bundan dolayı da cinsel ilişki ağrılı ve acılı geçebilir. Bu sebeple de ilişkiden uzak durulabilir. Emzirme döneminde memelerin süt sızdırması gibi durumlar da ilişkide olumsuzluklara sebep olabileceği için ilişkide konsantre olma sorunları yaşanabilir.

Görünüşle ilgili kaygılar

Kadınlar, kendilerini güzel ya da çekici hissetmedikleri zaman cinsel ilişkiden kaçınmaktadır. Doğumdan sonra vücudun toparlanma süreci tamamlanmadan da kadınlar ilişkiye yanaşmayacaktır. Doğumdan sonra vücutta meydana gelen çatlaklar ya d fazla kilolar kadını cinsellikten soğutacaktır. Ancak vücut kendini toparladıktan sonra anne gene kendini kadın gibi hissetmeye başlayacaktır.

Baba ile ilgili sebepler

Doğum olduktan sonra meydana gelen cinsel isteksizliğin önemli bir başka sebebi de aileye yeni katılan bebek ile birlikte artar maddi sorumluluktur. Kadın hem bebeğe bakar, hem de maddi açıdan kaygılar duyar. Babanın çalışmasını ve kendinin bebek sebebiyle eve parasal anlamda katkı sağlayamamasını görerek, üzülebilir. Bu gibi durumlar lohusalık sendormunda daha yaygındır.

Doğum yaptıktan sonra kadın oldukça ilgi ve şefkat ister. Bu sebeple babalar maddi kaygılarını geride bırakıp eşleriyle ilgilenmelidir.

 

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Eşlerarası Cinsel İsteksizliğin Nedenleri?

Unutmayın, eşinizle aranızda cinsel uyumsuzluk var ve siz bunu konuşmuyorsanız, cinsel isteksizlik kaçınılmaz olacaktır.

Bireyin cinsel yaşamındaki olumsuzluklar, haz ve doyum duygusunu yitirmekten öte, sıkıntı kaynağıdır. Psikolog Ayşe Kayhan: “Birlikteliklerde; şefkat, sevgi, cinsellik, paylaşım ve korunma gibi duygusal doyumlar, daha kırılgandır ve risk taşır” diyor.

Eşinizin ya da sizin, duygusal doyum alanlarınızın dışında kalma isteğiniz sürekli hale geldiğinde, ret yanıtı alan taraf için, ilişkinin geneline yansıyan bir güven sorunu oluşturur.

CİNSEL UYUMSUZLUK CİNSEL İSTEKSİZLİĞİ DOĞURABİLİR

Unutmayın, eşinizle aranızda cinsel uyumsuzluk var ve siz bunu konuşmuyorsanız, cinsel isteksizlik kaçınılmaz olacaktır. Tüm cinsellikle ilgili sorunlarda olduğu gibi, cinsel isteksizliğe de, primer (birincil) veya sekonder (ikincil) diye bir ayrımla bakmak gerekir.

Cinsel yaşamda, eşinizle birbirinize karşı duyduğunuz istek çok önemlidir. İsteksizliğin, cinselliği tamamen etkilediği çok nadir görülse de, sıklıkla istekte azalma ve yok sayma eğilimi oluşur. Bu durum, eşinizle birbirinize olan tepkiniz veya sevişmenizin şekline karşı verdiğiniz tepki olabilir.

“HAZ ALAMIYORUM”

Cinsel uyumsuzluk dolayısıyla ortaya çıkan isteksizlik hali, her türlü cinsel çağrıdan kaçınmanıza neden olur. Mastürbasyondan aldığınız haz, eşinizle yaşadığınız cinsellikten daha çok tatmin eder sizi.
Cinsel uyumsuzluğun doğurduğu cinsel isteksizlik, çoğunlukla kadınlarda görülür ve bu duruma, iğrenme-tiksinme hissi eşlik eder.

Erkekler ise; başarısızlık korkusu, performans kaygısı yaşayarak, cinsel yaşamdan kaçınırlar. Cinsel uyumsuzluk nedeniyle uzmana başvuranların sayısal çoğunluğu kadınlardadır ve evlilikteki sorunlar, sıkıntılar cinsel alana yansımıştır.

CİNSEL UYUMSUZLUĞU GÖZ ARDI ETMEYİN

Eşinizle birbirinizi tanıma sürecinde, tensel yaşamınızın herhangi bir yerinde, cinsel uyumsuzluk hissederseniz, bunu göz ardı etmeyin. Cinsel çekim ile cinsel arzuyu birbirine karıştırmadan değerlendirin.

Cinsel uyum veya uyumsuzluğu, bedensel temasın içinde yakalayabilirsiniz, bunun dışında; cinsel uyumsuzluk, eşinizle sizin dünya görüşünüz, cinsel kimliklerinizi ilişkiye taşıyışınız (Toplumsal etki, kültürel gelişim vb.) sırasında da ortaya çıkabilecek ve fark edilebilecek bir durumdur.

PROFESYONEL DESTEK ALMAYA AÇIK OLUN

Evliliğinizde, cinsel uyumsuzluk sorununu çözme yoluna gitmezseniz; “Geçer, alışırız.” gibi düşüncelerle tedaviyi geciktirirseniz, evliliğinizin temelini zayıf kılarsınız. Bu durumun, genel ilişki bozukluğuna ve cinsel ilgi azlığına neden olacağını unutmayın! Böyle bir durumda, mutlaka profesyonel bir yardım almalısınız, ancak önemli olan; eşinizin ve sizin profesyonel yardım almaya istekli olmanız. Eşinizle, cinsel yaşantınız hakkında konuşun; birbirinize duyduğunuz sevgiyi iyi tanımlayın, çünkü; dostluk ve yaşam paylaşımındaki dayanışmanın gücünü, birbirinize duyduğunuz tutku ve aşkla karıştırabilirsiniz.

SAĞLIKLI BİR CİNSEL YAŞAMDA…

• Bedeninizle barışık olun.
• Mastürbasyon yapın.
• Kurduğunuz fantezileri eşinizle paylaşın.
• Eşinizle cinsellik üzerine konuşun.
Evliliğinizdeki aksaklığın giderilmesi için, ortaklaşa çaba harcamanız; eşinizle aranızdaki güven duygusunun güçlenmesi gerekir.
Cinsellik, ertelenmemesi gereken bir paylaşımdır. Kariyerinizdeki, sosyal yaşamınızdaki, anne-baba kimliklerinizdeki başarılarınızda, cinselliğin etkisi büyüktür, çünkü cinsellik her bireyin olduğu gibi sizin de duygusal doyum alanınızdır.

Doğum sonrası cinsel isteksizlikle nasıl baş edilir?

Doğumdan sonra kadınların en çok karşılaştıkları sorunlardan ve sayıca fazlaca olan çiftlerin ortak sorunlarından biri cinselliktir.

Mutlu bir evliliğin temellerinden biri olan sağlıklı bir cinsel yaşam, yaşanan hormonal değişikliklerle hem kadın hem erkek için ciddi sorunlara sebep olabiliyor.

Kartal escort Doğum sonrasında çoğu kadında özellikle emziren kadınlarda cinsel isteksizlik yaşanabilir. Emzirme sırasında yüksek miktarlarda salgılanan prolaktin adlı süt hormonu, cinsel isteği azaltıcı bir etkiye sahiptir. Bu dönemde yüksek prolaktin etkisiyle yumurtalıklardan normalde salınan ve cinsellikte rol oynayan estrojen ve androjen hormonları baskılanır. Bu nedenle kadınlarda cinselliğe karşı soğuma gözlemlenir. Özellikle emzirme döneminde sorun yaşayan; sütü gelemeyen ya da sütü yararlı olmayan yeni annelerin psikolojik olarak kendilerini depresif ve mutsuz hissettikleri görülmektedir. Bebeğini doyuramadığını düşünen bu anneler, sadece bebeklerinin kendilerinden süt emmelerine odaklanır. Böyle bir psikolojide olan annelere cinsellik konusunda baskı uygulamamak ve onları zorlamamak gerekmektedir.

Doğum sonrası cinsel isteksizlik normaldir ancak sürecin uzaması risk yaratır

Kadınlarda doğum sonrası cinsel isteksizliğin yaşanması normal olarak karşılanmakla birlikte, bu sürecin uzaması ciddi sorunlara sebep olabilir. Yapılan araştırmalarda doğumdan sonra kadınların yüzde 20′lik kısmında ilk üç ay boyunca cinsel isteklerinde azalma, yüzde 21′lik kısmında ise tamamen isteksizlik durumu yaşadıkları gözlemlenmiştir.

Doğum yapan kadınların yüzde 90’ında cinselliğe ilişkin bir endişe söz konusudur. Cinselliğe tekrar ne zaman başlanabileceği bu sorunlardan biridir. Cinselliğe doğumu izleyen 6. haftadan sonra başlanabilir. İlk başlarda vajende eskiye oranla bir kuruluk görülebilir. Bunun nedeni azalmış estrojen hormonudur. İlişkiyi kolaylaştırmak için kayganlaştırıcı jeller kullanılabilir. Yine doğum sonrası ortaya çıkan problemlerden biri de, erkeğin kadından daha fazla cinsel istek içinde olmasıdır. Bu aşamada erkeklerin eşlerinin hormonal değişimleri hakkında bilgi sahibi olarak anlayışlı olması gerekmektedir. Kadının kendi vücudundan memnuniyetsizliği de cinselliği olumsuz etkileyen önemli bir faktördür. Hamilelik sırasında alınan fazla kilolar kadının psikolojisini olumsuz etkiler. Böyle bir durumda doğumu izleyen 6. haftadan sonra ciddi bir egzersiz programı ve emzirmeyi takiben uygulanacak profesyonel diyetler yarar sağlayabilir.

Tüm zamanını bebeğine ayıran anneler, cinselliğe karşı ilgilerini kaybeder.

Kadınlardaki cinsel isteksizlik birkaç faktör tarafından tetiklenir. Zamanın çoğunu yeni doğan bebeği ile ilgilenerek geçiren yeni annelerin, bebeğin ihtiyaçları dışında başka şeylere karşı ilgileri oldukça azalır. Bütün enerjilerini bebekleri için harcadıklarından, adaptasyon sürecinde hem fiziksel hem de zihinsel olarak yorulmanın görülmesi normaldir. Bebeklerinden geri kalan az zamanlarını da dinlenmek için harcamayı tercih ederler. Bu dinlenmelerde cinselliğe karşı ilginin azalmasına yol açar.

Lohusa döneminde cinsel birliktelik endişesi artabilir

Doğumdan sonraki ilk 40 gün boyunca lohusa adı verilen bir iyileşme dönemi geçirilir. Bu dönemde bazı hormonal dengesizlikler yaşanır. Ayrıca bu dönemde cinsel ilişkinin fiziksel olarak acı verebileceğini düşünülür. Kadınlar lohusa dönemlerinde fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak toparlanmaya çalışır. Özellikle lohusalık döneminde, yeni annelere bebek bakımında ve bebekli hayata adaptasyon konusunda destek olunması gerekir. Bu süre içinde eşlerin sabırlı olmaları ve birbirlerini desteklemeleri oldukça önemlidir.

Eşlerin ve aile büyüklerinin desteği önemli

Doğum sonrası dönemde eşlerin ve aile büyüklerinin anlayışlı olmaları, yeni annelerin annelikleri ile ilgili olumsuz eleştirilerde bulunmamaları gerekir. Ayrıca ev içinde gereğinden fazla kalabalık oluşturmamaları, yeni oluşan aileler için zaman tanımaları, bebek ile anne arasındaki ilişkiye çok müdahale etmemeleri gerekir. Özellikle erkeklerin bu dönem içindeki eşlerinin tavır ve davranışlarını iyi gözlemlemeleri, doğum öncesi hayatları yavaş yavaş yeni hayatlarına adapte etmeye çalışmaları, bebeğin bakımında aktif olmaları gerekir. Eşi tarafından desteklendiğini düşünen yeni anneler, eş ile olan ilişkilerinde zamanla eski haline dönüş sağlar. Olumsuz davranışların ve duyguların süresi ve şiddeti arttığında profesyonel yardım alınması gerekmektedir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Depresyon varsa cinsel hayat yok

Modern yaşam, teknoloji çağı ve yoğun iş hayatının yarattığı sorunlar depresyonu tetikliyor ve cinsellik temellerinden sarsıyor.

Çağın hastalığı depresyonun, cinsel hayata olumsuz etkileri vardır, depresyona girmiş erkeklerde başta cinsel isteksizlik, erken boşalma ve sertleşme sorunları görülürken, kadınlarda ise cinsel isteksizlik görülülebilmektedir.

”Cinselliğin; cinsel istek, uyarılma ve orgazm olmak üzere üç aşaması vardır. istanbul escort Depresyonda başta cinsel istek libido azalır. Buna bağlı olarak uyarılma ve orgazm sorunları da ortaya çıkabilir. Hatta birleşme olsa bile depresyondaki kişi bundan zevk almaz. Ancak tüm bu sorunlar depresyonun tedavi edilmesiyle birlikte kendiliğinden düzelir. Depresyon cinsel sorunlara yol açabilirken, cinsel sorunlar da mevcut depresyonu ağırlaştırabilir. Cinsel sorunların depresyona yol açtığını bilmeyen hastaların, genellikle bu sorunların kendi yetersizliklerinden kaynaklanabilmektedir. bu durumun da mevcut tabloyu ağırlaştırarak, kişileri umutsuzluk ve karamsarlığa sürüklediğini ve daha önce var olmayan cinsel sorunlara da yol açabilmektedir.

Hasta cinsel hayatının tamamen sona erdiğini düşünerek, depresyonunu daha ağır yaşamaya başlar. Bu durumda ”yine başarılı olamazsam” düşüncesiyle performans anksiyetesine kapılan hastada, depresyon tedavi edilse bile cinsel işlev bozukluğu kalıcı olabilir. Her fert ve her vaka birbirinden farklıdır, fakat eşlerden biri depresyonda ise, tüm aile bundan etkilenir. Bu durumda diğer eşin sabırlı ve anlayışlı olması, eşine yardım etmesi ve ona her konuda cesaret vermesi gerekir. Depresyonda olan kişinin duygusal olarak aileden kopması sebebiyle, bu bazen güç olabilir.

Bugün depresyon tedavisinde kullandığımız ilaçların çoğu, cinsel sorunlara yol açmaktadır. Bu yan etkilerin başlıcaları; sertleşmede azalma, istekte azalma ve orgazm yoğunluğunda düşmedir. Bu durumda kişiler, depresyonun tedavisi ve cinsellik ikilemi arasında sıkışıp kalabilirler. Depresyon hastalarının birçoğu kullandığı ilaçların cinsel güçlerini bozduğunu görünce tedaviyi bırakmakta ve tedavi yarım kalmaktadır.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Kadınlarda Cinsel Yaşamı Etkileyen Psikolojik Faktörler

Birçok kadının cinsel yaşamındaki en büyük problem Boşalamamak olamamaktır. Çoğu kadın bundan şikayetçidir. Fakat ne yapacağını, kime danışacağını bilememektedir. Hatta bunu biriyle paylaşmaya ya da çözüm aramaya utanmaktadır.

Herkesin bildiği bir gerçek var! Kadınlar erkeklere kıyasla daha geç orgazm oluyor. Kadınlar erkeklere göre daha çok ilgilenilmek daha çok tahrik edilmek isterler.

Çünkü erkekler görsel olarak tahrik olurlar ama kadınlarda tahrik olmak ne yazık ki bu kadar kolay olamamaktadır. Kadınların etkilenmesi  dokunsaldır. Yani onu etkilemek için dokunmak gerekir.

Kadınların cinsel yaşamını olumsuz etkileyen diğer nedenleri ise şu şekilde sıralamak mümkündür.

*Kadının kendine olan  güvensizliği,

*Kilolu, göbekli veya selülitlerinin olması,

*Partnerini memnun edip edememe korkusu,

*Partnerinin  erken  boşalması,

* Aklının başka yerde  olması,

*İlişkiye  kendini  odaklayamaması,

* Ya da ailevi problemlerinin olması ,

Kadınlarda bu  problemlemin temelini oluşturuyor.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Ufak tefek hatalar mutluluğunuza gölge düşürmesin

İşte mutlu ve sağlıklı bir birlikteliğin temellerini atmanızı sağlayacak önerler.

1) Sırlarınızı ilişkinin başında paylaşmayın

Kadınlar sırlarını hoşlandıkları erkekle paylaşarak partnerlerine kendi hayatlarını, sorunlarını ilk zamanlarda açarak yakınlıklarını mevcut durumdan daha ileri boyuta taşımak isterler ve eğer beni olduğum gibi kabul ediyorsa o doğru erkektir sonucuna varırlar. Ancak hiçbir erkek ilk zamanlarda kurulan bu yakınlığa ve bilgi yüklemesine hazır değildir.

Öneri: Konuşmadan önce birkaç kez düşünmek hata yapmamızın önüne geçer. Psikologların konuyla ilgili önerisi ise karşı tarafın duymak isteyeceği şeyleri söylememiz.

2) İlişkide patron olmayın

İlişkide her şeye karar vermek karşı tarafın işini kolaylaştırmaktan ziyade partnerinizin kendisini zayıf hissetmesini sağlar.

Öneri: Kadın veya erkek kimse bir ilişkide sürekli emir altında olmayı kabul edemez zira bu durum insan doğasın aykırıdır. Bu nedenle karşı tarafa güvenmek ve saygı duymak bir hayatı paylaşmanın en önemli koşuludur.

3) Dürüst olun

İlişkilerde kadınlar bir süre sonra “artık beni eskisi gibi sevmiyorsun, beni artık önemsemiyorsun “şeklinde söylenmeye başlar. Erkeklerin böyle durumlarda partnerlerini geçici olarak sakinleştirmeleri ile ilişkide sular durulurken aslında işlerin yolunda gitmediğinin 2 tarafta farkında değildir. Erkekler sorunu çözmek yerine anı kurtarmanın peşindedir. Kadınlar ise, asıl söylemek istedikleri “bu ilişkide kendimi güvende hissetmiyorum, senin için vazgeçilmez olduğumu düşünmüyorum” demek ve herseyi dürüstce ifade etmek yerine olayı trajedik bir boyuta taşımayı tercih ediyorlar.

Öneri: Karşılıklı olarak sergilenen samimiyetsiz tavırlar ilişkinin bitişini hazırlar ve duygusal bir krizin aslında haberciliğini yapar. Partnerimize karşı dürüst olmak ve onunda duygularını açıkça belli edebilmesini sağlamak 2 tarafında ne istediğini bilmesini sağlar.

 

4) İlişkinizin başında sevgilinize güvenmek için bekleyin

İlişkinin başında sevgilinizle e-posta şifrelerinizi, kredi kartlarınızı paylaşmak sizin açınızdan bakıldığında ona ne kadar güvendiğinizin göstergesi olsa da bu durum sizi mağdur edebilir.

Öneri: Duygusal hiçbir ilişkide güven verilmez, kazanılır kuralını hayatınız boyunca unutmayın. İlişkinizle ilgili evinizin anahtarını vb özel hayatınızla ilgili ayrıntıları ne zaman paylaşmanız gerektiğini gösteren bir çizelge hazırlamak işiniz kolaylaştırabilir.

5) Pahalı hediyelerle sorunlarınızı maskelemeyin

Erkek arkadaşınıza pahalı hediyeler almak veya maddi sıkışıklığına çözüm yolu olarak kendi maddi birikiminizi kullanmanız sizin cömert olduğunuzu göstermez. Kadınlar anaç yapılarından kaynaklı olarak bu tarz tavırlar sergilemekte ve bu tavırlarını sevgilerinin ifadesi olarak sıfatlandırmaktadır. Unutmayın, pahalı hediyeler ilişkide ki sorunların örtülmesinden başka bir şey değildir, kendinizi kandırmayın.

Öneri: Pahalı hediyeler almadan önce bir kere daha düşünün ve bunu yapmaya sizi hangi sebeplerin ittiğini anlamaya çalışın.

6) İlişkinizin başında gelecek planları kurmayın

Kadınlar bazen sadece haftaya yapılması gerekenlerin ötesinde planlar yaparak anı yaşamanın keyfini kaçırırlar. İlerde yaşamak istediğiniz ev, çocuğumuz kız olursa ismi bu olsun şeklindeki planlar, aslında istedikleri hayata kavuşamayacakları korkusundan kaynaklanır. Unutulmaması gereken şey kimse planlara uymak zorunda değil, haftaya ve sonraki haftalara ait olması ve yapılması gereken planlar oluşturmak ilişkiyi boğmaktan öteye gitmez.

Öneri: Hayatı stresten uzak ve anı anına yaşamaya çalışın. Planlar yapmaktan değil erkek arkadaşınızla keyifli anlar yaşamaktan zevk almaya çalışın. Eğer bunu yapamıyorsanız ilişkinizi, ne istediğinizi ve ne yaptığınızı gözden geçirin.

7) Partnerinizin kahramanı olmaya çalışmayın

Kadınlar partnerleri için vazgeçilmez olma yolunun onların sorunlarını çözebilen tek insan olmaktan geçtiğini zanneder.

Öneri: Sevgilinizin sorunlarını çözmek istemek tabiiki iyi niyetli bir davranıştır ama eğer buna direniyorsa ona yapabileceğiniz en iyi şey kendisini bir terapiste yönlendirmektir.

8) Partnerinizle ilgili gerçekçi hayaller kurun

Kadınlar bir ilişkiye başladıklarında partnerlerinin her konuda kendilerinin destekçisi olacağı gibi boş ümitlere kapılabilmektedir.

Öneri: Partnerinizle ilişkiden ve ondan ne beklediğiniz gerçekçi bir şekilde konuşun, kendi hayatınıza sahip çıkın, onsuz da mutlu olduğunuz alanlar oluşturun.

 

Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Tatmin olmayan eşler aldatmaya daha fazla meyilli oluyor!

Erkekler ve kadınlar neden aldatır? Aldatmayla ilgili yeni bir bilimsel gerçek daha ortaya çıktı. Meğer cinsel narsizm de bir aldatma nedeniymiş.

İlginç ve önemli bilginin kaynağı Florida Eyalet Üniversitesi Psikoloji Bölümü ile Kuzey Carolina Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinin ortaklaşa gerçekleştirdiği “Evliliğin İlk Yıllarında Narsisizm ve İhanet / Sadakatsizlik İlişkisi” konulu araştırma.

CİNSEL YÖNDEN KENDİNİ AŞIRI YETENEKLİ GÖRENLER

Toplam 123 evli çift üzerinde yapılan bu çalışmada cinsel narsisizmin evlilikte sadakatsizliği ne derece etkilediği konusu incelendi.

Narsisizmin sadakatsizlikle ilişkisi olduğunu düşünmek için teorik düzeyde sebepler bulunabilir, çiftleri yakından ilgilendiren bu önemli araştırmanın detayları şu şekilde:

“Cinsel yaşamda ortaya çıktığı taktirde narsisizmin cinsel davranışları etkilediği fikrinden hareketle, kişideki cinsel narsisizm duyguları ve sadakatsizlik arasında doğru orantılı bir ilişki olduğu düşünülüyor. Bu ilişkinin ortaya çıkma sebeplerini anlamaya yönelik yapılan çalışmalarda cinsel narsizmin dört farklı yönünün (cinsel istismarcılık, cinsel yönden kendini aşırı yetenekli görme, cinselliğin hakkı olduğunu düşünme ve cinsel empati eksikliği -sadece kocalarda-), bu duruma sebep olduğu ortaya çıktı.

NARSİSTLER DE ALDATILIR

Araştırmaya göre, narsistlik düzeyi yüksek kişiler geçmişte partnerlerine ihanet ettikleri zamanlar olduğunu söylediler.

Öte yandan, narsistlik düzeyi yüksek kişilerin diğer kişilere göre partnerleri tarafından aldatılma riski daha fazla.

4 yıl süren araştırmada 243 katılımcının hepsi (üç erkek katılmadı) ya da eşleri en az iki kez ihanet yaşadıklarına dair bildirim yaptı.

Eşlerden 139’u ya da partnerleri (yüzde 57.2), araştırmaların yedi aşamasının hepsinde ihanet yaşadıklarına dair bildirimi yaptı, 56’sı (yüzde 23) altı aşamada ihanet bildirimi yaptı, 15’i (yüzde 6.2) beş aşamada, 16’sı (yüzde 6.6) dört aşamada, 15’i (yüzde 6.2) üç aşamada ve ikisi (yüzde 0.8) sadece iki aşamada ihanet yaşadıklarına dair bildirim yaptı.

TATMİN OLMUYORSA İHANET EDER

Sadakatsizlik ve kişideki cinsel narsisizm arasında doğru bir orantı, sadakatsizlik ve cinsel tatmin ve evlilikten duyulan memnuniyet arasında da ters orantı var. Bu durum hem erkekler hem de kadınlar için geçerli.

Kişinin cinsel yaşamından duyduğu memnuniyet ve sadakatsizlik arasında ters orantı var ve cinsel yönden tatmin olmayan eşler, ihanet etmeye daha fazla meyilliler.

Aynı şekilde, cinsel narsizm duyguları yüksek olan eşler, kadın veya erkek fark etmiyor, bu duyguları düşük seviyede olanlara göre, eşlerini aldatmaya daha meyilliler.”

Yapılacak yeni araştırmalarla narsizmin değişik yönleri ve sadakatsizlik arasındaki bağlantı incelenerek, sadakatsizliğe neden olan belli psikolojik süreçlere dair önemli bilgiler elde edilebilecektir.
Araştırmanın künyesi:

Araştırmaya katılan erkeklerin yaş ortalaması 25,4. Ortalama 15,7 yıl eğitim almışlar.

Kadınların yaş ortalaması 24,1. Eğitim gördükleri süre ortalama 17,8 yıl.

Eşlerin yıllık ortak gelirleri 40 bin ve 50 bin dolar arasında.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Strese Sokan 10 Düşünceden Kurtulun

Kişinin kendi kendine yaptığı olumsuz içerikli konuşmalar, zaman geçtikçe otomatikleşir ve olumlu bir içerik ile kolayca yer değiştirilemez.

Stres düzeyinizi azaltmak istiyorsanız, bu olumsuz düşüncelerin farkına varmalısınız.

Kendinizi hangi durumlarda ve ne kadar eleştirirsiniz? Kendinize sık sık kızar mısınız?

Bu olumsuz konuşmalar en temeline indirgendiğinde, kişinin yaşamı sırasında şu ya da bu nedenle çarpıttığı bazı temel tutum ya da inançlara kadar gidebilir.

Bu yazıda, en sık rastlanan olumsuz tutumlardan 10 tanesini bulacaksınız. Okuduktan sonra, bu tutumlardan herhangi birinin, stres karşısında sizin gösterdiğiniz tepkilere benzeyip benzemediğine ya da size uygun olup olmadığına bakın.

Siz hangisini daha sık kullanıyorsunuz?

1.”Ya hep ya hiç” tarzı düşünme

Bu şekilde düşünüyorsanız her şeyi siyah ya da beyaz kategorileri içinde değerlendiriyorsunuz demektir.

“İnsan bir işi en iyi şekilde yapmayacaksa başlamasın daha iyi.”

2. Aşırı genelleme

Tek bir olumsuz olaydan hareketle, ardından gelen her şeyi bir yenilgi gibi değerlendirmek, aşırı genelleyici bir yaklaşımdır.

“Eyvah işe geç kaldım. Zaten hangi işi doğru dürüst yapabiliyorum ki.”

3. Zihinsel Süzgeç

Bu tür zihinsel çarpıtmalarda, yalnızca olumsuz ayrıntılar alınır. Böylece gerçeğin tümü olumsuzlaştırılır.

“Bu hafta sonu sınav var. Ailemin yanına gidemeyeceğim. Zaten çalışamıyorum. Bütün aksilikler de beni buluyor.”

4. Olumluyu geçersiz kılmak

Şu ya da bu nedenle olumlu olayların dikkate alınmaması anlamına gelir.

“Evet bu başarıyı elde ettim ama bu benimle ilgili değil. Arkadaşım yardım etmeseydi asla başaramazdım. Bu arkadaşımın başarısı benim değil.”

5. Hemen bir sonuca varmak

Bu yaklaşımda, elinizde düşüncenizi destekleyecek kesin kanıtlarınız olmadığı halde hemen olumsuz yorumlar yaparsınız.

“Annemler bu hafta telefon etmediler. Kesin evde bir aksilik oldu.”

6. Aşırı büyütme ya da aşırı küçültme

Bazı olayların önemini gereksiz bir biçimde abartmak ve diğerlerini önemsiz kılmak sıklıkla yapılan başka bir zihinsel çarpıtmadır.

“Benim bu hatayı yapmaya hakkım yok. Evet o da benzer bir hata yaptı ama onun geçerli bir nedeni vardı.”

7. Duygusal mantık yürütme

O sırada yaşadığınız olumsuz duygularınıza bakarak, gerçeğin bu duygularda yansıtıldığı gibi olduğuna karar vermek, duygulardan hareket ederek gerçeği tanımlamak.

“Böyle hissettiğime göre bu böyle olmalı.”

8. “meli” “malı” cümleler kurma

“Beni sevmeleri için onlara yardım etmeliyim.”

9. Etiketleme ve yanlış etiketleme

Etiketleme aşırı genellemenin en uç noktasıdır.

“İşte yine bir şeyi yanlış yaptım. Ne kadar beceriksiz, zavallı biriyim.”

10. Kişiselleştirme

Herhangi bir olaydan sorumlu olmasanız bile, bu olayın nedenini kendinizmişsiniz gibi görmek.

“Annemin bu hastalığı benim ona yaşattıklarım yüzünden.”

İnsan isterse herhangi bir stresli durum sırasında kendine söylediği bu olumsuz sözler yerine olumlularını koyarak ki bunlara “başa çıkma cümleleri” adı verilir, dikkatini daha etkili bir problem çözme seçeneğine doğru yönlendirir ve stresini azaltabilir.

Bunu yardım almadan başaramayacağınızı düşünüyorsanız en kısa sürede bir uzmandan yardım talep edebilirsiniz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Vajinismus’un Psikolojk Tedavisi Nasıldır

Vjinismus nedir? Vajinismus’un arkasındaki nedenler nelerdir? Tedavisi nasıl yapılır? İşte tüm soruların cevapları bu yazıda.

Vajinismus, cinsel birleşme denendiğinde vajina girişindeki kasların istemsiz kasılmasıdır. Kadının kendisini bilinçli bir şekilde kasması söz konusu değildir, onun kontrolü dışında kasılmalar olmaktadır. Kasılmalara ek olarak, yoğun korku duyguları da görülebilir.

Ülkemizde vajinismus olgularına sıklıkla rastlanır. Vajinismusun arka planında yatan faktörler arasında, cinsel birleşmeye dair korkular, yanlış bilgiler, kulaktan kulağa aktarılan abartılı hikayeler, tabular, kızlık zarına ait verilen aşırı önem ve psikolojik nedenlerden  söz edebiliriz.

Cinselliğin yasak, ayıp, günah olarak görülmesi ve bu konuda erken yaşlardan itibaren doğru bilgilerin aktarılmaması cinsel birleşmeye dair bir korku zemini hazırlayabilir. Tüm hayatı boyunca cinsel içerikli eylemlerden kaçınması beklenen bir kadından ilk gecesinde çok rahat olmasını beklemek de kendi içinde çelişkili bir durum olmaktadır.

Vajinismus tedavisinde bilimsel yöntemlerle %90ların üzerinde başarı şansı elde edilebilir. Tedavinin içeriğinde cinsel bilgilendirme ve yanlış inanışların düzeltilmesi çok önemli yer tutar.

Bunun yanı sıra, vajinal kasılmalarla kişinin baş edebilmesi için aşamalı bir şekilde plan yapılır ve haftalık ev ödevleri ve takiplerle kişide psikolojik olarak var olan korku, kaygı ve kasılmaların üzerine yavaş yavaş gitmesi sağlanır.

Burada şunu vurgulamak gerekir ki, vajinismus psikolojik bir cinsel işlev bozukluğudur ve bu konuda uzmanlaşmış psikolog ya da psikiyatrist tarafından psikolojik yöntemlerle tedavi edilebilir. Bu şekilde yüz güldürücü sonuçlar bu şekilde alınmaktadır.

Ne yazık ki, vajinismusu tek seansta, mucizevi (!) şekilde tedavi edebileceğini söyleyen, bu konuda hastaları duygusal ve maddi anlamda istismar eden kişiler mevcuttur. Yanlış tedavi girişimleri sonucu hastalar daha çok travmatize olup, umutsuzluğa kapılabilmektedir.

Vajinismus tedavilerinde seanslara çiftin birlikte gelmesi, sorunu birlikte sahiplenmeleri açısından  önemlidir. Bu süreçte partner desteği olan kadınların tedavileri çok daha başarılı olmaktadır. Tedavi süresince eş hem motivasyon sağlar, hem de tedavinin ilerleyen basamaklarındaki ödevlerde katılım gösterir.

Cinsel terapilerde çiftin cinsel yaşamı bir bütün olarak ele alınır. Kademeli ev ödevleriyle cinsel birleşme yaşamaları hedeflenirken, cinsel konularda güçlü bir iletişimi, hazza dönük, doyumlu bir cinsel yaşamı olan çiftler olmaları sağlanır.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

İlişki Değerlendirme Testi, Eşinizi Değerlendirin

İlişki değerlendirme testi sorularını cevaplayarak ilişki durumunuz hakkında daha fazla bilgi sahibi olacak ve eşinizi değerlendirmiş olacaksınız. Eş değerlendirme testini yaparken aldığınız puanları not edin ve aldığınız puan aralığına göre ilişkinizde ki durumu öğrenin.

Sorulan sorulara en dürüst cevapları verirseniz sonucuna siz de şaşıracaksınız.

Puanlama sistemi

Hiç/nadiren – 0 puan

Genelde doğru – 1 puan

Hemen hemen her zaman – 2 puan

Eşinizi değerlendirme testi

1. Eşiniz boş vaktinin çoğunu arkadaşlarıyla geçirir veya sizin dahil olmadığınız çeşitli aktivitelerle geçirir.

2. Sizin yapmak istediklerinizi yapmak istemez çünkü “çocuklar yalnız kalacak” bahanesi vardır.

3. Zamanınızın çoğunu evde geçirirsiniz çünkü Eşiniz bir şey yapmaktan veya birlikte yapabileceklerinizin planlarını yapmaktan hoşlanmaz.

4. Sizinle konuşurken çoğu zaman ya işten ya da çocuklardan (başka şeyden) söz eder.

5. Ailecek vakit geçirdiğinizde ilgisinin tamamı neredeyse çocuklardadır (başka şeydedir) ve size pek ilgi göstermez

6. Sizinle yalnız kalabilmek ve romantik vakit geçirebilmek için herhangi bir efor sarf etmez.

7. Duygularını açığa çıkartmaktan pek fazla hoşlanmaz.

8. Yakın arkadaşlarınızla paylaştığınız duygularınızı Eşinizle konuşmaktan kaçınırsınız çünkü onun anlamayacağını düşünürsünüz.

9. Sizinle konuşmak için çaba harcamaz ve siz onunla konuşmaya çalıştığınızda da sizi gerçekten dinlemeyip, dinler gibi yapar.

10. Eşinizle yalnız kalmamak için elinizden geleni yaparsınız.

11. Eşinizin gözünde, ne yaparsanız yapın, hiçbir zaman yaptığınız onun için iyi veya yeterli değildir.

12.Hassas konuları konuştuğunuzda, konuşmanın sonunda genelde siz üzülürsünüz.

13. Eşinizin size kızgın olduğunda, kızgınlığının geçmesi uzun zaman alır.

14. Eşinizle sık sık tartışırsınız ve bu tartışmalardan çok çabuk sıkıldığını anlarsınız.

15. Eşiniz sizi sık sık eleştirir.

16. Beraber olduğunuz zamanlarda Eşinizin söylediklerinden size saygı duymadığı anlamını çıkarırsınız.

17. Eşinizin kendisine bakmamasında ve size olan davranışlarından başka bir kişiyle ilişkiye girmeyi düşündüğünüz zamanlar olur.

18. Yemeğe veya tatile gittiğinizde eşinizin çok çabuk irite olduğunu görürsünüz.

19. Eşiniz görünüşüne önem vermez; aşırı kilo alma, giyim, temizlik gibi.

20. Eşiniz sizinle cinsel ilişkiye girmek için herhangi bir girişimde bulunmaz. Bu girişimi sizin yapmanızı bekler.

21. Eşiniz sizi bir eşya parçasıymış gibi görür.

22. Eşinizden ev işleriyle yardım görebilmeniz için sürekli ondan bir şeyleri yapmasını istemeniz gerekir.

Cevap Anahtarı

0-15 Puan

Tebrikler. Çoğu yönden takdir edilecek bir eşe sahipsiniz. Sadece birkaç yönünün gelişmesi gerekiyor.

16-30 Puan

Büyük bir ihtimalle şu anda ilk 6 aylık “canım cicim” dönemini yaşıyorsunuzdur. Bu ilişkinin devam etmesini istiyorsanız eşiniz “2” puan aldığı sorunları ortadan kaldırmaya çalışın. İlişkinize çekin düzen vermeniz gerekecektir aksi takdirde başarılı bir ilişki olmama ihtimali yüksektir.

31-44 Puan

İlişkiniz gerçekten de problemlerle dolu. Belki profesyonel açıdan yardım almanız bile gerekmektedir. Bu ilişkiyi kurtarabilmeniz için her iki tarafında büyük çaba ve fedakarlık yapması gerekecektir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Mutlu Bir Evlilik İçin Ne Yapılmalı

Kabul etmek gerekir ki bir evliliği yürütmek için sihirli bir ipucu, mucizevi bir çözüm değil, çok küçük detaylara dikkat gereklidir. Bir ömrü birlikte geçirmek çok büyük tecrübedir. İşte, uzun yıllar sürebilecek huzurlu ve mutlu evliliğin sırları

Bir ömrü bir insanla birlikte geçirmek çok büyük tecrübedir. Herkes evlendikten sonra mutlu ve huzurlu olup, birlikte yaşlanacağı insanla çok güzel bir ömür geçirmek ister elbette. Tabii bu şekilde mutlu ve huzurlu yılları birlikte yaşamak için sadece sevgi yeterli değildir. Çiftlerin birlikte geçirdikleri hayat boyunca mutlaka bazı özverilerde bulunması gerekir. Aslında çiftlerin evliliklerini mutlu ve huzurlu bir şekilde devam ettirebilmeleri için yerine getirmeleri gereken sorumlulukları vardır. Çiftler bu sorumluluklarını yerine getirdikleri ve birer birey olarak birbirlerine saydı duydukları sürece evliliklerin uzun ve mutlu olmasının önünde çok fazla engel olmaz. Kabul etmek gerekir ki bir evliliği yürütmek için sihirli bir ipucu, mucizevi bir çözüm değil, çok küçük detaylara dikkat gereklidir. İşte, mutlu evliliğin sırları…

1- İletişim

İletişim bir evliliğin olmazsa olmaz temellerinden biridir. Çiftler arasındaki etkili ve yoğun iletişim aradaki yanlış anlaşılmaları ve gerçekte var olmayan durumların ortadan kalkması için çok önemlidir. Eşinize duygularınızı, neşenizi, hissettiklerinizi, endişelerinizi çok net bir şekilde ifade etmelisiniz. Tabii iletişim sadece sizin konuşmanız olmamalı, aynı zamanda iyi bir dinleyici olmalısınız. Yani monolog değil, her zaman diyalog olmalıdır, ilişkide. Partnerinizin size anlatıklarını çok iyi bir şekilde dinlemeniz de önemlidir. Ve tabii en önemlisi iletişimi sakin bir ortamda yapmaya çalışmak, birbirinizi doğru anlama konusunda yardımcı olacaktır. Yoğun hayat koşuşturması içinde kaliteli ve boş bir zaman bulmak zordur evet ancak sağlıklı ve huzurlu bir evlilik için bu saatleri yaratmaya çalışmalısınız.

2- Aradaki bağları güçlendirmek

Eşinizle aranızdaki bağları güçlendirmek, ilişkiniz için çok önemlidir. Zaman içinde birbirinize karşı yaptığınız hataları, problemleri açık bir şekilde masaya yatırıp, hatalarınızı anlayıp, aranızdaki bağları güçlendirmelisiniz. Aslında bu geçmişi geçmişte bir daha açılmamak üzere bırakıp, yola daha umutla ve sevgiyle devam edebilmenin güzel bir yoludur. Bu şekilde ilişkinizde eksik tarafları görüp onları geliştirme fırsatı da bulabilirsiniz. Eğer bunu deneyip, başarılı olamadığınızı gördüyseniz, profesyonel birinden yardım almak, ilişkiyi ve elbette evliliği kurtarmak adına doğru bir seçim olacaktır. Bu noktada yapılan hatalardan biri ilişkideki sorunları konulara çok da objektif bakamayacak dostlarınızla paylaşmaktır. Çünkü yapılacak yanlış yönlendirmeler, taraflı yorumlar aklınızın daha çok karışmasına da sebep olabilir.

3- Takdir ve Teşekkür edin

Sağlıklı bir evliliğin önemli noktalarından biri de eşinize olan takdiri ve teşekkürü ifade etmektir. Pek çok evliliğin küçük eksikliklerinden biri olmakla birlikte aslında unutulan önemli bir unsurudur. Takdir etmek veya teşekkür etmeniz için illa kocaman başarılar görmeye çalışmayın. Küçük şeyler için de olsa ona teşekkür edin. Bu ona değer verdiğinizi gösterip, ona kendini özel hissettirecektir. Bunu elbette içinizden gelerek yapmalısınız. Zaman zaman herkesin bundan daha fazlasına ihtiyacı olur. Çocuk ve ev hayatı arasında sıkışıp kalmış eşler veya iş stresinden bıkmış eşler, onları motive edecek, yola devam etmeleri için güç verecek bir şeyler ararlar. İşte böyle dönemlerde bir eş olarak ona aradığı gücü vermek de size düşer unutmayın!

4- Öncelikler

Hep karıştırılan, zaman zaman abartılması sebebiyle yanlış algılanan konuların başında gelir. Eğer bir karar verip evliliği seçtiyseniz, evlilik her zaman önceliğiniz olmalıdır. Unutmayın ki sadece evlilik için değil, herhangi bir ilişkiyi uzun süre sürdürmek ciddi bir özveri ister. Ne kadar yoğun olursanız olun mutlaka eşinize zaman ayırmayı ihmal etmemelisiniz. Önceliklerinizin değişmesi evliliğinize zarar verebilir bunu unutmayın.

5- Sen – Ben değil Biz olun

Evlilik aslında iki bağımsız bireyin bir araya gelip, birlik olup hayatlarını sürdürmeleridir. Bu yüzden evlendiğiniz kişinin de bir birey olduğunu ve ona saygı göstermeniz gerektiğini unutmayın. Farklı kültürlerden gelebilir, farklı yetiştirme tarzı ile büyümüş olabilir. Ama her şeye rağmen onun düşüncelerine ve farklı görüşlerine saygı duymalısınız. Aslında bu sizin için bir fırsatta olabilir, hayata başka açılardan bakmayı size öğretebilir. Anlaşmazlıklar içinde olabilirsiniz ancak sorunları çözmek için birbirine saygınızı kaybetmeden tartışmalı, konuları birbirinizin bakış açılarından anlamaya çalışmalısınız. Bu şekilde ortak bir yol bularak sorunlarına çözüm üretebilirsiniz. Aksi taktirde birbirinizi suçlayıcı şekilde davranırsanız bu durumu olduğundan daha da kötüye sokabilir. Diğer yandan birbirine saygı duymak evliliğin birlikteliğini aşacak boyutlara getirmemeli. Artık sen-ben değil, biz olmalısınız!

6- Romantizm olmazsa olmaz

Unutmayın, evlendiğiniz zaman hiçbir şey bitmez. Evliliklerin ilk yılları her zaman daha romantiktir. Zaman ilerledikçe, sorumluluklar girince ve özellikle çocuklar ile birlikte eşler arsındaki romantizm giderek azalır, aslında unutulur. Ancak bu süreç içinde eskisi gibi eşinizle birlikte eğlenmeyi, gülmeyi unutmayın. Az da olsa birlikte geçireceğiniz romantik anlar uzun ve mutlu bir evliliğin temellerini sağlamlaştırır. Birlikte bir akşam yemeği ya da birlikte bir film seyretme randevusu bile sadece ikinizin baş başa geçireceği zamanlar açısından çok önemlidir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Eski sevgiliyle yeniden devam etmeli mi?

Konu eski sevgili olunca en aklı başında olanımızın bile kafası karışıyor. E, duygusallığın altına gizlenmiş onca yaşanmışlık olunca normal tabii. Kimi ‘Bir kere okuduğum kitabı, bir daha okumaya gerek duymam.’ Diyor. Ama ya hata yapmışsak? Ya da sadece basit bir zamanlama hatasına dayanıyorsa ayrılığımız? O zaman, bizi harika hissettirecek bir birlikteliği yok yere çöpe atmış olmaz mıyız? İşte bu kararı doğru vermek için biz devreye girmeye karar verdik. Tekrar üzülmenizi engellemek, veya hayatınızın fırsatını kaybetmemeniz için kriterler.

  • Sizin için çok yanlış olduğunu içten içte bildiğiniz, çoğu hareketinin sizi çıldırttığı ve yeterince mutlu olamadığınızı hissettiğiniz eski sevgiliye neden dönmek isteyesiniz? Yalnız hissettiğiniz ve çift olmaktan, ayrı bir birey olmaya geçiş sürecine alışamadığınız için olabilir mi?  Haftasonu kahvaltılarında ve arkadaş toplantılarına tek giden kişi olmanın bu konuda hiçbir etkisi olmamalı. Yalnız mı hissediyorsunuz yoksa onu mu özlüyorsunuz? Bu ayrımı çok iyi yapmalısınız. Zira, yalnız kalma korkusu hiçbir ilişkinin temeli olamaz.
  • İlişkinizde yolunda gitmeyen şeylerin üzerinde çalışmak ve bunu sırf karşınızdakine çok değer veriyorsunuz diye yapmaya sözümüz yok. Ancak aynı değeri onun da size verdiğinden emin olmadan böyle bir yükün altına girmemelisiniz. Bu ağır duygusal yükün altına girerken iki tarafında duruma aynı açıdan baktığına emin olmanız gerek. Yoksa, ilkinden daha ağır bir ayrılıkla karşılaşabilirsiniz.
  • Ayrılırken onu hala seviyor, onun yanındayken çok değerli ve güzel hissediyorduysanız belki de olanlar sizin elinizde değildi. Demek istediğimiz şu ki, bazen kötü zamanlama birlikteliklerin sonunu getirebiliyor. Örneğin harika giden bir ilişkiniz varken birinizin master yapmak için yurtdışına gitmesi, aşkın yıpranarak sonlanmasına yol açabilir. Yaşadığınızın böyle bir şey olduğunu düşünüyor, ve eski sevgilinizi gördüğünüzde sadece güzel şeyler hissediyorsanız bu ilişkiye bir şans daha vermeyi düşünebilirsiniz. Hatta bu konuda Justin Timberlake ve Jessica Biel, Behati Prinsloo ve Adam Levine’i örnek alabilirsiniz. Çünkü iki çift de ayrıldıktan sonra bir araya gelip, hemencecik nikah masasına oturanlardan.
  • Ayrı geçirdiğiniz zamanın hiç önemi yok. Eğer yaşadıklarınız gerçekse o zaman hakkında endişelenmenize de gerek yok. Bu durumda ayrı kaldığınız sürenin sizi nasıl etkileyeceği konusunda senaryolar kurmak yerine, barışmak için elinizdeki nedenlere odaklanmalısınız. Ancak unutmamakta fayda var: Bu kez her şey baştan sonra güllük gülistanlık olmayacak. Zamanlama hatası nedeniyle ayrılmadıysanız, sizi o noktaya götüren tüm sorunlarla yeniden yüzleşmeniz gerekecek. Yani, tüm bunlarla yeniden uğraşmaya hazır mısınız? Öncelikle cevabını vermeniz gereken soru bu.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Terkedildiniz Ya Nasıl Unutacaksınız

Terkedilenler, ayrılık acısı çekenler, hayal kırıklığı yaşayanlar… Eski aşkınızı düşünmeden edemiyor musunuz? Herhangi bir zamanda ve mekanda kendi kendinize uygulayabileceğiniz kişisel hipnoz yöntemiyle, 10 basit ve hızlı adımda, ayrılık acınızı hafifletebilirsiniz.

Aşk acısı çekenler için 90 saniye içinde uygulanabilecek yöntem;

DERİN NEFES ALIN VE BEYNİNİZE ODAKLANIN

Hipnoz, gözleriniz açıkken ya da kapalıyken yapılabilir. Öncelikle gözleriniz açık olarak söylenenleri yapmalısınız. Duvarda bir nokta bulun ve devam etmeden önce o noktaya birkaç saniye gözlerinizi dikin. Gözlerinizi kapatmak sizi daha rahat hissettirecekse, bu adımları sesli mesaj olarak kaydedip, dinleyerek devam edin. Bu arada her adım arasında söylenenleri yapacak kadar süre bırakmayı da ihmal etmeyin. Hangi yöntemi seçerseniz seçin, derin bir nefes alarak ve sonra da nefesinizi yavaşça bırakarak başlayın.

AĞRI HİSSİ VAR MI DİYE VÜCUDUNUZU DİNLEYİN

Şimdi, eski aşkınız düşünün ve herhangi bir fiziksel acı hissi olup olmadığını hissetmek için zihnen tüm vücudunuzu tarayın. İlginç bir şekilde, acı veren duygular kişide fiziksel acıya da sebep olur. Küçük ölçekte, bir ayrılık yaşadığınızda, midenizde ya da kalbinizde bir ağrı ya da başka bir duygu hissedebilirsiniz. Bu his herhangi bir yerinizde ortaya çıkabilir, o nedenle bu süreçte o hissin üstünde çok fazla durmayın. Daha çok, hissettiğiniz ağrının yerini tespit etmeye kendinizi odaklayın. Nasıl bir şey? O hissi hatırlamaya çalışın.

O HİSSE KAFANIZDA BELLİ BİR ŞEKİL VERİN

Beyniniz duyguları ve anıları genelde holografik olarak (3D’de olduğu gibi) kaydetmeye meyillidir. Öyleyse, diyelim sırtınızda hissettiğiniz o ağrı, gerçekten onu düşündüğünüzde, belli bir şekle bürünecek. Canlanmazsa da, ona içinde bulunduğunuz ruh haliyle uyuşan herhangi bir şekil verin. Bir topa, yıldıza benzetebilirsiniz…

O ŞEKLİ VÜCUDUNUZDAN 60 CM UZAKLAŞTIRIN

Ağrınıza daha yakından bakabilmek için, gözlerinizin önünde uçtuğunu görene kadar vücudunuzdan uzaklaştırdığınızı hayal edin. Gerçekte var olmayan bir şeyi zihnen kendinizden uzaklaştırmada zorluk yaşıyorsanız, öyle yapıyor gibi davranmanız bile sizi transa benzer bir hale sokmak için yeterli.

UZAKLAŞTIRDIĞINIZ NESNEYİ DİKKATLİCE İNCELEYİN

Şimdi, ağrınıza verdiğiniz o şekil gözlerinizin önünde uçtuğuna göre, artık onu dikkatlice inceleyebilirsiniz. Tüm ayrıntılarını inceleyin. Ağrı şeklinizi incelerken, mümkün olduğunca onu ayrıntılı bir şekilde tarif etmeye çalışın, ne kadar ayrıntılı olursa o kadar iyi. Rengi, şekli…

NESNENİN TANIMLAYICI ÖZELLİKLERİNİ TAMAMEN DEĞİŞTİRİN

Ayrılık acınızın neye benzediğini net olarak görün. Şimdi onunla ilgili her şeyi değiştirin. Rengini değiştirin. Şeklini küçültün. Özelliklerini küçük, koyu renkli, keyifsiz ve sıkıcı bir nesneye dönüştürün, sonra da onu kendinizden uzaklaştırın. Bu sayede o nesneyle ilgili duygularınız değişecek. Yaptığınız şey beyni kandırmak değil, sadece beynin bilgileri nasıl kodladığını değiştirmektir.

ACI SEMBOLÜNÜZÜ ARKANIZA İTİN

Şimdi, farklı şekilde algılamaya başladığınız nesneyi vücudunuzdan uzaklaştırın, tercihen arkanıza koyun. Onu ittiğinizi, uzağa, çok çok uzağa ittiğinizi hayal edin. Öncelikle, onu bulunduğunuz odadan dışarı itin, sonra bir blok öteye, sonra bir sokak öteye, sonra da bir kilometre ötenize. Bunu yavaşça ve bilinçli olarak yapın. Onu, kendinizden uzaklaştırdığınıza gerçekten inanın. Acınızın sembolü olarak belirlediğiniz nesneden kendinizi soyutlayarak ve onu arkanıza iterek, beyninizin yaşadığınız ayrılıkla ilgili duygularınızı geçmişte bırakma sürecini hızlandırmış oluyorsunuz.

KENDİ KENDİNE HİPNOZ HALİNDEN ÇIKIN

Şimdi hipnoz halinden çıkmaya başlayın. Örneğin ayağa kalkıp, bulunduğunuz odada yürüyün. Her iki gözünüz de açık olmalı, derin bir nefes almalı, nefesinizi bir saniye tutmalı, sonra onu yavaşça dışarı vermeli, sonra ayağa kalkıp tekrar derin bir nefes almalı ve tekrar oturmalısınız.

DUYGULARINIZI TEKRAR GÖZDEN GEÇİRİN

8. adımdan sonra, büyük ihtimalle yaşadığınız ayrılık acısından kendinizi daha bir soyutlamış hissedeceksiniz. Duygularınızda hemen belirgin bir fark hissetmeseniz bile, rahatlamak ve bu adımları uygulamak bile tekrar üzüntü hissettiğinizde, ayrılık olayı üzerine fazla konsantre olmamanıza yardımcı olacak.

Egzersiz öncesi 10 seviyesinde “eski aşkımı çok özledim” diyorsanız ve bu egzersiz sonrası özleme yoğunluğunuz 7,5-8’e indiyse, bu bile bir gelişme ve tekrar bu adımları uygulamanız için geçerli bir sebeptir. Belki özleme seviyenizi 6’ya ya da 5’e bile düşecek, yaşadığınız ayrılık acısı gün boyunca sizin dikkatinizi dağıtmayacak. Bu teknik, birkaç dakika içinde insanlarda bir değişim sağlıyor, ama terapi yıllar boyu sürebilir.

GEREKTİĞİNDE 1-9 ARASI ADIMLARI TEKRARLAYIN

Bu egzersizi bir kere yapmanız bile ayrılık acınızı hafifletmeye yardımcı olsa da, gelecekte ne zaman yalnızlık sancısı çekeceğiniz ya da geçmişle ilgili pişmanlık hissine kapılacaksınız, hiç bilemezsiniz. Ne zaman tekrar üzüntüye düştüğünüzü hissederseniz, 1’den 9’a kadar bu adımları tekrar edin.

Artık eski aşkınızla ilgili zihninizi dağıtan düşünceleri geçmişte bırakmayı öğrendiğinize göre, şimdi gelecekteki aşkınız için zihninizde yer açabilirsiniz.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Anlamak istemiyorsa, bazı zaman sadece sessiz kalın

Anlamak istemiyorsa, söz gümüş ise sükut altındır sözü derinine inip düşündüğünüzde, o kadar anlamlı ki… Hele ki sözden, davranıştan anlamayanlar için. Kendini üzmeye, yormaya, boş insanlara zaman harcamaya gerek yoktur belki de…

Anlamıyorsa ne yapsanız da, sessiz kalın

Aslında her şeye verilecek cevabımız çoktur ama anlamayana bazen sessizlik en güzel cevaptır. Karşı tarafı deli eder aslında; kendisine sessiz kalınması…

Karşıdaki insanın gerçekten ne söylemek, ne anlatmak istediği çok iyi dinlenmediğinde, dinleyicinin anlatılanlara kendince yorum yapma, anlam katma ya da itiraz etme gibi davranış sergileme olasılığı yüksektir. İyi bir dinleyici olmak çatışmaları çözmekte ilk adımlardan biridir belki de… Ama ya karşıdaki dinliyormuş gibi yapıp dinlemiyorsa? Ya da dinlese de bildiğini okuyorsa? Daha da kötüsü zaten oradan giren, buradan çıkıyorsa misali?

Duygusal farkındalık ne işe yarar?

Duygusal farkındalığında olabilmek aslında en sihirli çözüm biliyor musunuz. Duygusal farkındalığa sahip insanlar hem kendini hem de karşısındaki insanı çok daha iyi anlayabilir. Karşısındakinin neden/nedenlerden rahatsız olduğunu anlayabilmek, kişinin kendisini rahatsız edenin/edenlerin ne olduğunu anlayabilmek, açık ve verimli bir iletişim sağlanabilmesi anlamında “duygusal farkındalık” kişiye çatışmaları çözmek ya da önleyebilmek için yardımcı olabilir.

Duygusal farkındalıkta olan ayrıca neye ve kime zaman ve enerji harcayacağını, kim için boşa kürek çekmeyi bırakıp, kimden enerjisini çekeceğini, susmayı ve gitmeyi de bilir. En azından bunu anladığı an yapar, kaybetme korkusu ile aylarını, yıllarını çürüttükten sonra değil.

Her konuda kazanan taraf olma hırsını ve egosunu azaltarak ya da yok etmeye çalışarak, sadece kazanan olmaktan öte birbirini anlayarak ya da çatışmaları her iki taraf için de tatminkar çözümlere ulaşılmış şekilde ortamdan ayrılmaya odaklanarak, eğer bir çatışma hiçbir şekilde çözüme gitmiyorsa, çözüme vardırılacak gibi görünmüyorsa ortamdan mümkünse bir süreliğine uzaklaşarak biraz sakinleşmek gibi yöntemler ile çatışmaları daha aza indirmek mümkün olabilir.

Ne de olsa birçok iyi ve olumlu insanın var olduğu kadar, hayatı ve insanları zehirlemeyi daha çok seven ya da bunun için üstün başarı gösteren insanların olduğu bir yaşam alanında yaşamaya çalışırken sakinliği korumak oldukça zor. Kendisiyle bile kavga eden, kendisine bile aslında faydası olmayan bir insan varsa hele karşınızda…

Bazen durumları ya da insanları olduğu gibi kabullenmek de gerekiyor, değiştirme uğraşına girmeden eğer çevreden temizlenebilecek (birlikte olma seçimlerini kendimizin yapabilme imkanı olduğu) insanlar ise ayıklayabilmek, çevresini sadeleştirebilmek kişinin fizyolojik sağlığını bozmaması açısından etkili bir yöntem olabilir.

Kayıtsız kalın

Bir de temizlemesi bize pek şans vermeyen durumlar, ortamlar ve konumdaki insanlar var ki; örneğin trafikte, iş yerinde ya da toplumsal alanlarda veya hizmet veren kuruluşlarda gibi bu insanlarla işinizi bir şekilde çözmek durumundasınız.

Bu tür ortamlar söz konusu olduğunda yapılabilecek belki de en iyi şey: kayıtsız kalmak… Bir daha görmeyeceğim ya da hayatımda anlamlı bir rolü olmayan bir insana bağırarak, öfkemi kusarak, kendimi üzecek şekilde öfkelenerek vereceğim tepkilerle bile değer vermemek… İnanın siz ne yaparsanız yapın; bazı insanlar var ki insanı çileden çıkartır…

Hiç bu durumda kendinizde kusur aramayın, üzülmeyin  çünkü bu tarz insanlar sırf size karşı değil herkese çoğunlukla aynı davranış tarzını sergileyen yapıda insanlardır. Yani çoğu zaman kişisel bir durum olarak algılanmamalı… Yeri geldiğinde gülüp geçmeli bile…

Bir de şöyle bir durum var;  duyguları bastırdıkça bu bastırılan duygular  zamanla devasa yığınlara dönüşüyor. Birine seni seviyorum, seni, özledim, iyi ki varsın demekten, ona sarılmaktan, duygularımızı hissettirmekten bile korkar olmuşuz… Tabi bir başka açıdan da baktığımızda şunu da unutmamak da fayda var sanırım: bunları söylenecek, paylaşacak insan tipi de var; paylaşılmayacak, seçici davranılacak insan tipi de var. Söylüyorsunuz, yapıyorsunuz ama anlamıyor mu, cevap vermiyor mu, kıymeti bilmiyor mu; siz elinizden geleni yaptınız, orada artık susun ve gerekiyorsa da gidin. Öyle bir insanda kalsanız ne olur?

Bir ilişkinin sağlam başlayabilmesi ve ilerleyebilmesi için; iki tarafın da ne istediğini bilmesi, kendini gerçek anlamda tanıması ve beklentilerinin ne olduğunu iyi analiz etmesi büyük bir etken.

Beklentilerin zamanla değişmesi eğer iki tarafın da eşit arzusunda olmuyorsa; beklentisi değişen kişinin fazla sorgulayıcı ve baskıcı tutumu diğer kişinin duygularının ya da ilgisinin bitmesi ile karşılaşmasına sebebiyet verebilir. Kimse istemediği bir şeyi sırf karşı taraf istiyor diye değil ancak kendisi de gönülden istediğinde yapabiliyor.

Başlangıçta güzel başlayan ve zamanla da büyüsü bozulan ilişkilerin sebeplerinden biri de her iki tarafın da gerçekten ne istediğini bilmemesi, bunu biliyorsa da diğer tarafla paylaşmaması… En azından farklı beklentilerle yürümeyecek bir ilişkiyi baştan belirleyebiliyor insan; şeffaf olabildiğinde…

Huzurlu bir hayat herkesin istediği… Eğer bir ilişki zamanla mevcut huzuru bozmaya başlıyor ve kişisel hayat düzeninin bozulmasına sebebiyet veriyorsa; hayat ritmini de bozabiliyor insanın… Ve yoruyor. Siz ne yapsanız da bir ilişkide kıymetiniz bilinmiyorsa ya da karşı tarafın niyetinin sizden farklı olduğunu anlıyorsanız, daha tanıştığınız ilk günlerde cinselliği alet olarak kullanıyorsa ya da bağlanma korkusu ile bırakın konuşmayı bir mesaj atarak sadece size ben yapamayacağım senle diyerek kaçıyorsa; atın, satın, verin gitsin hem de kayıtsız kalarak, anlamadıysa susarak…

Maskesiz olabilmek

Bazen öyle insanlar çıkıyor ki karşınıza; lanet ettiriyorlar. Bazıları laftan, sözden, uyarıdan anlamıyorlar bir türlü; öyle arsız insanlar var ki, ne yapsanız nafile…

Bugün yüzüne gülerken ertesi gün arkandan konuşanlar,

Haklıyken haksız duruma düşürmeyi uğraş edinenler,

Başkalarının hayatı üzerinden prim yapanlar,

Aklı fikri ortalık karıştırmakta olanlar, insanlarla uğraşmaktan başka iş bellemeyenler,

Egoları yüzünden etrafa bütün negatif enerjilerini saçanlar,

Çıkar ilişkilerini marifet sayanlar,

Sevgi hırsızları, ilgi arsızları,

İyi niyet emiciler,

Kendisini sütten çıkmış ak kaşık edaları ile lanse edenler,

Ben hata yapmamcılar,

Keyfi istediğini gelip, arayanlar, sen istediğinde sitem edip, üste çıkanlar,

Kendini Don Juan sananlar,

Ben vazgeçilmezim kafasında olup, ben dünyanın hakimiyimciler,

İşi gücü akıl vermek, ahkam kesmek olanlar… Baksanız fos…

Saydıkça bu liste sayfaları bulur. Ne yazık ki!…

Bu nedenle kendi ruh sağlığı açısından kişinin böyle tipteki insanları yok sayması, bu insanlara söylediği sözler işe yaramayacağı için  karşı tarafa sessiz ve kayıtsız kalması ve kendisinin öfke kontrollerini yapabilmesi en güzeli belki de…

Değerini hak etmiyorsa birileri, anlatamadıysan da tüm çabana rağmen, bırak anlatmaya uğraşma… Kalma artık orada…

Ne yapmalıyım, nasıl yapmalıyım diyorsan eğer, sadece dur, hiçbir şey yapma.

Sadece durmak ve susmak…

Olmayacağını, olduramayacağını, zaten olmaması gerektiğini anlamak… Kendini hırpalamayı bırakmak. Enerjini üzerinden çekmek… Sadece kendinle mutlu olmak ve yola kendinle devam etmek. İşte bu…

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile-Evlilik Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Evlilikte Aldatan Erkeklerin Psikolojisi

İlişkilerde diğerlerine nazaran affedilme oranı en düşük hatalardan biri: Aldatmak!

Bir ilişkide saygı ve sevgiden sonra en önemli unsur olan güvenin zedelenmesi, o ilişkinin artık yürütülemeyeceği anlamına gelebilir. Zira hepimizin bildiği üzere kaybedilen güveni geri kazanmak neredeyse dünyanın en zor durumlarından biri!

Peki erkekler neden ve ne düşünerek aldatır? Bu sorular ve daha fazlasını sizler için açıkladık!

İşte aldatan erkekler hakkında bilmeniz gerekenler:

Çoğu erkek aldattığı eşlerini aslında seviyor.

Erkeklerin aldatma eğiliminde bulunduğu dönemler genelde sizi sevgiliden çok, her şeylerini paylaşabildikleri bir arkadaş olarak görmeye başladıkları sırada oluyor. Kadınların çoğunun şikayetçi olduğu, zaman geçtikçe azalan ve hatta kaybolan romantizmden erkekler de bir o kadar rahatsız. İlişkide eski arzu, tutku ve romantizm kalmadığında kendilerine ufak heyecanlar aramaya başlıyorlar.

Bu sebeple kapılarını dışarıya açan erkekler genelde aldattıktan sonra büyük pişmanlıklar yaşarlar.

Herhangi biriyle aldatmıyorlar.

Sizi aldattığı kadın barda o gece tanıştığı herhangi biri olmuyor genelde. Erkekler daha çok önceden tanıdıkları kadınlarla aldatma eğilimindeler. Bu ofisten biri, çocukluk arkadaşı ya da uzaktan bir tanıdığı olabilir. İlişki monoton bir hal aldığında; örneğin her gün aynı şeyleri konuşuyor, aynı saatte yatağa giriyor ve birlikte olduğunuz günler bile sapma göstermiyorsa; soluğu başka bir kadının yanında almaları an meselesi oluyor!

Evliliklerini kurtarmak için aldatıyorlar!

Başlığı okuduğunuzda size ne kadar komik geldiğinin farkındayız. Ama eşini seven çoğu erkek, düzeltemedikleri problemler için eşlerinden boşanmak yerine onları aldatmayı tercih ediyor. Böylece hem sonsuza kadar sevdikleri kadınla birlikte oluyorlar, hem düzeltmek için pek de çaba harcamadıkları bir ilişkileri oluyor. Metres meselesinin doğma sebebi maalesef bu…

 

Aldatan erkekler cinsel anlamda daha doyumsuz oluyor!

Aldatan erkekler cinsel yönden daha fazla hiperaktif olmaya başlıyor. Onun cinsel dürtülerinde ani bir değişiklik olduğunu fark ediyorsanız bir şeylerden şüphelenmeniz gerektiğini söyleyebiliriz. Aldatmak, onun dürtülerini hızlandırmasında yardımcı oluyor ve yine cinsel yönden en güvende hissettikleri yere yani eşlerine dönüyorlar. Bu nedenle bazı aldatma vakalarının kurtardığı evlilikler dahi olmuştur. Biz ciddiyiz!

Sizin suçunuz değil!

Eğer eşiniz sadakatsızsa bu kesinlikle sizin suçunuz değil, başkalarının ne söylediğini umursamayın! Eğer ilişkinizde yolunda gitmeyen bir şeyler varsa bunun zaten siz de farkındasınızdır ve suçu tek başınıza üstlenmenizin bir anlamı olmaz.

Cinsel Problemlerle İlgili Eşinizle Nasıl Konuşmalısınız?

Günümüzde çoğu evliliğin finansal problemler yüzünden sonlandığı bilinse de cinsel sorunlar da evlilikleri bitiren sebepler arasında ilk sırada yer alırlar. Çoğu çiftin hem birbirleriyle hem de bir uzmanla konuşmadıkları  cinsel sorunları olabilir. Ancak konuşmak, partnerinizle iletişime geçmek iyi cinsel hayatın anahtarıdır.

İster yeni evli olsun isterse uzun yıllardır evli bir çift olsun bu konu mutlaka konuşulmalıdır. Peki, cinsel problemleri konuşmak için doğru zaman ve doğru şartlar nelerdir?

  • Cinsel problemlerinizi yatak odanızda ve yatma zamanı geldiğinde konuşmamalısınız.
  • Eşinizi bilinmezlik içinde bırakmayın, eğer onunla konuşmak istediğiniz problemleriniz varsa ona önceden haber verin. Bu konuyu konuşmak için birlikte bir zaman ayarlayın ve o zaman gelince konuyu konuşun.
  • Eğer cinsel hayatınızda daha fazla sorun istemiyorsanız eşinizle var olan problemlerinizi konuşmadan önce cinsel hayata dair öneriler veren kitaplar alıp gelmeyin. Konuyu ilk önce eşinizle konuşun ve eğer ikiniz de hem fikir oluşanız bu kitaplara başvurun.
  • Eşinizle beklentilerinizi, korkularınızı, arzularınızı ve kaygılarınızı dürüstçe konuşun. Cinsel hayatınızda neyi sevdiğiniz ve neyi sevmediğiniz konusunda konuşmaktan korkmayın. Aynı şekilde eşinizin de sizinle dürüstçe konuşması için onu yüreklendirin.
  • Herkesin cinsel hayatta farklı stilleri olabilir ve bu stiller günden güne değişiklik gösterebilir. Öncelikle bunun normal olduğunu kabullenin. Bir gün yatakta beraber eğlenip gülerken, bir başka sefer daha tutkulu olabilirsiniz. Ancak o an nasıl hissettiğinizi eşinizin bilmesi gerekmektedir.

Cinsellik tadı çıkarılması gereken ve ilgi gösterilmesi gereken bir hediyedir aynı zamanda eşlerin birbirleriyle iletişime girmeyi es geçmemeleri gereken bir konudur.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.