Çocuğun Tutumlarını Anne Baba Tutumları Belirliyor

Çocuk eğitiminde sevgi ve disiplin bir denge içinde olmalıdır; tabii anne-babanın modelliği de son derece önemli. Çocuk gördüğünü taklit eder, davranış repertuvarı anne-baba ve çevre ile zenginleşir.

  • Anne-baba tutarsız davranıyorsa, net olmakta zorlanıyorlarsa ya da farklı tutumlara sahip ise, çocuğun her istediği oluyorsa, engellenmeyi öğrenemez, kendi iç disiplinini oluşturamaz… Ayrıca çocukta stres  oluşturan etkenler de davranış sorunlarına yol açar.
  • Ailenin yaşantısındaki değişimler (ev değişimi-ekonomik sorunlar-aile bireyleri veya bir yakının ölümü-kardeş doğumu-annenin çalışmaya başlaması)
  • Anne-baba arasındaki sorunlar, boşanmış aile
  • Ebeveynlerin tutum hataları (eleştiri-yargılama-kıyaslamanın yapılması-ilginin ve zaman paylaşımının yeterli olmaması ve/veya koruyucu tutumlar-aile içi şiddet)
  • Çocukla kurulan iletişim dilinin yanlış olması
  • Çocukta var olan psikiyatrik rahatsızlıklar (dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme güçlüğü, davranım bozukluğu gibi…)
  • Sosyal ortamlarının kısıtlı olması, çocuğun bilişsel-duygusal-sosyal gelişimini olumsuz etkilemekte ve birtakım psikolojik sorunların yaşanmasına neden olabilmektedir.

Ailelerin Nelere Dikkat Etmesi Gerekir?

  • Çocuğunuzun duygularını kabul edin, onu dinleyin. Doğru iletişim dili kullanın. Anlaşıldığını hissetsin (empati ). Çocuğunuzu destekleyin ki kendine güveni gelişsin. Doğru davranışlarını ödüllendirin, yanlış davranışları olduğu zaman onunla konuşun, bu başarılı olmazsa, mahrum etmeler kullanın (örneğin, televizyon izlememek gibi; fakat mahrum etmenin doğru şekilde ve zamanda kullanılması önemlidir.)
  • Çocuğunuzu sevdiğinizi ve ona güvendiğinizi her fırsatta söyleyin.
  • Sorumluluklar verin. Hem kendine güveni artacak hem de sorumluluk almayı öğrenecektir.
  • Çocuğunuzla etkin zamanlar geçirin. Onunla oyun oynayın. Anne ile özel, baba ile özel ve ailece yapılan etkin zamanlar uygulayın. Sorumluluk çocukta olsun. Bu, çocuğa kendisine değer verildiği duygusunu verecek ve sorumluluk duygusunu geliştirecektir.
  • Başka çocuklarla veya kardeşiyle kıyaslamayın; hoş olmayan sözcükleri çocuğunuz için kullanmayın. Onun yerine iyi bir rehber olmayı deneyin.
  • İlgisizlik her ne kadar sorunsa, gerekenden fazla ilgi göstermek, korumacı davranmak da çocuğun kendine güvenini kazanmasına engel olmaktadır.
  • Çocuk model alarak büyür. Ebeveynler olarak, çocuklarınıza doğru model olmanız ve doğru modeller sunmanız, çocuğunuzun gelişimi açısından oldukça önemlidir.

Boşanma ve Ayrılık Psikolojik Etkileri

Boşanma/Ayrılık sürecindeki anne-babalar bir çift ve aile terapistinden psikolojik yardım veya destek aldığı takdirde boşanma süreciyle daha kolay baş edebilirler. Bir çift ve aile terapistinden alınacak psikolojik yardımla, aile için, boşanmanın çocuğa veya ebeveynlerden birine yapacağı olumsuz etkiyle baş etmek daha az yorucu olur. Anne ve babası boşanmış çocuklar, anne ve babası birlikte yaşıyan çocuklara kıyasla, duygusal, sosyal ve psikolojik gelişim açısından daha fazla sorun yaşamaktadırlar.

Ayrılık/Boşanma kararı sonrası psikolojik destek alınabilecek konular:

Ayrılık kararı sonrası duygusal çatışmalar, stres, depresyon, öfke problemleri, çaresizlik duyguları ile baş etmek.
Ayrılmanın etkilerini, özellikle de çocuk üzerindeki etkilerini, en aza indirmek.
Boşanma/Ayrılık aşaması veya sonrasında çiftler arasında uyuşmazlıklarda (nafaka, velayet, boşanma sonrası kişisel ilişki günleri, çocuk ile ilgili konularda ortak hareket etmede sorunlar, maddi sorunlar) destek almak.
Ayrılık kararını çocuğa nasıl anlatacağınız konusunda destek almak.
Ebeveynin yeniden evlenmesi sebebiyle çocuğun yaşadığı sorunlarla baş etmesine yardımcı olmak.

Boşanma kararını çocuğa nasıl söyleyeceksiniz?

Bazı ebeveynler ayrılma kararını çocuklarla paylaşmayı gereksiz görürler. Onlara göre bu kararlar yetişkin kararıdır ve çocukları ilgilendirmez. Çocuğun yaşı küçüktür ve nasıl olsa olup biteni anlamayacağını düşünürler. Bazıları da boşandıktan sonra çocuk hazır hissedene kadar söylemeyip aynı evde iki yabancı gibi yaşamaya devam ederler. Tüm bunlar çocuğun olup bitene bir anlam verebilmek için olmadık şeyler (reddedilme, suçluluk, değersizlik vb.) düşünmelerine sebep olabilir.

Ayrılmayı veya boşanmayı düşünüyorsanız bunu çocuğun yaşına, gelişimine ve gösterebileceği tepkilere uygun şekilde nasıl söylemeniz gerektiğini planlamanız gerekir. Bu konuda kendinizi yetersiz hissediyorsanız bir uzmandan çocuğa nasıl açıklayacağınız konusunda destek alabilirsiniz veya uzman eşliğinde bu durumu çocuğa anlatabilirsiniz. Çocukların soracağı soruları cevaplama konusunda ne kadar hazırlıklı olursanız o ölçüde onların göstereceği olumsuz tepkileri azaltırsınız.

Boşanma ve Ayrılık Kararının Etkileri

Boşanma ve Ayrılık ve Psikolojik Etkileri, Boşanmanın Sebepleri, Boşanmanın Nedenleri Boşanmanın Etkileri Sorunlu Evlilik, Evlilik Terapisti Kadıköy, İlişki Terapisi, Boşanma Kararı, Boşanmak istiyorum, ilişki terapisti Terapisti Cihangir,

Boşanmanın Sonuçları

Çocukların boşanma/ayrılık sonrası gösterdiği ortak tepkiler:
Çocuklar ayrılık/boşanma sonrası “suçluluk, korku, geleceği ile ilgili kaygılar, öfke, yalnızlık, ebeveynlerden biri tarafından reddedildiği duygusu, parmak emme, yatağa işeme (Enürezis), anne ve babaya vurma gibi gerileyici davranışlar, uyku ve yeme problemleri, okul sorunları, anne ve babayı tekrar barıştırma arzusu” gibi tepkiler göstrebilmektedir. Bu tepkiler, sorunun türüne göre çocukta altı ay ile bir yıl arasında sürebilir. Ancak çocuğun boşanmaya tepkilerinin normal olmaktan çıkıp ciddi bir duruma işaret ediyorsa bir uzmanın müdahale etmesi gerekiyor olabilir.

Boşanma kararını çocuğa söylerken dikkate alınması gereken davranışlar:

  • Çocuk kendini çevresindekilerden soyutlar, içe kapanır, iletişim kurmak istemez,
  • Sık sık ölümden ve ölmekten bahseder,
  • Çocuk sürekli dalgın, kaygılı veya gergin görünür,
  • Çocuk çevresindeki hayvanlara veya eşyalara zarar verir,
  • Sürekli el yıkama, oyuncaklarını belirli sıraya dizme gibi bazı törensel davranışlar geliştirir,
  • Okul başarısında ani düşüş olur, sürekli okuldan kavga sebebiyle şikâyet alır,
  • Çocuğun yaşadığı bazı korkuların normal hayatını sürdürmesini engeller,
  • Çocuk kendisine fiziksel zarar verir,
  • Çocuk alkol veya uyuşturucu madde kullanır,

Tüm bunlar çocuğun yaşadığı süreci anlamlandırmada karşılaştığı zorluğun yansıması olabilir, psikolojik destek veya yardım alınması önerilir.

Boşanmış anne-babaların dikkat etmesi gereken konular:

  • Disiplin konusunda ayrıldığınız eşinizle işbirliği yapın. Böylece velayeti alamayan ebeveynle-çocuk arasında kurulacak kişisel ilişki günlerinde çocuğun diğer ebeveynle vakit geçirirken yaşadığı uyum sorunu azalır.
  • Tek başına çocuk yetiştirmenin zorluklarını yaşayabilirsiniz. Olmayan ebeveynin yerini doldurmaya çalışmayın.
  • Çocuğun yemek ve uyku saatlerinin düzenli olduğu ve tutarlı kuralların uygulandığı bir ev ortamı düzenleyin.
  • Çocuğun yanında diğer ebeveyni eleştirmeyin, hakkında olumsuz bir şey söylenmeyin.
  • Çocukların diğer ebeveyni ile veya akrabaları ile görüşmesine engel olmayın bu çocuğu cezalandıracak bir durum oluşturur.

Ebeveynlerin ve/veya çocukların boşanma süreciyle daha kolay baş etmesine yardım edebilmek için bir çift ve aile terapistinden psikolojik yardım ve destek almak bu açılardan büyük bir öneme sahiptir.

Ergenlik Döneminde Hangi Durumda Psikolojik Destek Alınmalıdır

Ergenlik dönemi hem ergen için ve hem de ergenin ailesi için zor dönemdir. Aile, ergeni anlamakta güçlük çekerken, ergen anlaşılma duygusunu tam olarak yaşayamadığını düşünür. Ebeveyn bu dönem, çocuğunu ne kadar iyi tanır ve hangi davranış, tutum ve tepkilerin ergenlikle ilişkili olduğunu ayırt edebilirse,  ebeveyn-ergen çatışmaları o denli az olur.

Ergenler, bağımsızlık istekleri doğrultusunda anne-baba ve ailenin diğer üyeleri ile tartışmalar yaşayabilirler. Bu çatışmalar genellikle kiminle arkadaşlık edileceği, eve dönme saatleri, sigara ve madde kullanımları, ders çalışma, telefon, bilgisayar kullanımı, kıyafet ve yemek gibi konulardır. Bazı durumlarda bu gibi sorunlar aile ve ergen arasında ciddi sorunlar çıkmasına neden olabilir. Çözüm için destek gereksinimi duyulan durumlarda, sorunlar büyümeden ve kişiler ve ilişkiler örselenmeden, çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında çalışanlardan destek almak gerekir.

Ergenlik döneminde psikolojik destek alınmasını gerektiren durum ve sorunlar şunlardır;

  • Sınav kaygısı (LGS, TYT, YKS, AYT )
  • Anksiyete bozuklukları
  • Depresif belirtiler ve depresyon
  • Öfke ve dürtü kontrol problemleri
  • Davranış bozuklukları
  • Takıntı ve tekrarlar
  • Fobiler,
  • Tikler,
  • Arkadaş ilişkilerinde sorunlar ve yalnızlık
  • Aile içi çatışmalar
  • Dikkat eksikliği, hiperaktivite sorunları
  • Okulda uyum sorunları, derslerde başarısızlık, ilgisizlik okula gitmeme
  • Bağımlılık sorunları (cep telefonu, internet, oyun, madde vs. )
  • Cinsel kimlik bozuklukları
  • Uyku ve yeme bozuklukları

Boşanma sonrası kadın psikolojisi

Boşanma sonrası kadın ne yapmalıdır?

Evlilik, kadın ve erkek için güzel umutlarla başlar, masallardaki gibi sonsuza kadar mutlu olma inancı kalplerde çarpar. Ama bazen beklenmedik sorunlarla başlayan süreç, boşanmayla son bulur. Boşanma, herkes için yaralayıcı olsa bile kadınları daha çok etkiler. ‘Yüksek Topuklar’ ekibi olarak, bu zor durumda yanınızda olmak istedik ve boşanan kadın nasıl mutlu olur, hayata nasıl yeniden başlar gibi sorular için Nörolog Dr. Mehmet Yavuz’a danıştık. “Boşanma bir son değil, bir başlangıçtır” sözüyle ilk adımınızı atın ve mutlu olma yolunu aydınlatmak için önerileri uygulayın.

Boşanma ardından zaman yeni bir başlangıç yapma zamanıdır. Ancak bu her zaman düşünüldüğü kadar kolay olmaz. Genellikle erkekler bu süreci daha kolay atlatırken kadınlar evlilik sürecinde aldıkları derin yaralarla yaşamaya çalışırlar. İç varlıklarında acı, öfke, kin, pişmanlık gibi pek çok farklı duyguyu bir arada hissederler. Kişi kendini her anlamda dibe vurmuş gibi hisseder.

Boşanan kadın nasıl hisseder?

Hiçbir çift boşanmak için evlenmez. Ancak şunu unutmamak gerekir ki evlenmek kadar boşanmakta hayatın gerçeklerinden bir tanesidir. Boşanma sadece eski eşinizi ile aranızda yaşadığınız bir durumda değildir. Genellikle bu sürece ailenizden tutan da arkadaşlarınıza kadar pek çok kişi katılır. Boşanma sonrasında çevrenizdeki insanların kendinizi iyi hissetmeniz için verdikleri tavsiyeler tam tersi bir etki yaratıp bu süreci atlatmanızı zorlaştırabilir. Boşanma sonrasında yaşanan duygusal dalgalanmalardan en az zararla kurtulabilmek için bazı öneriler.

Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden Nörolog Dr. Mehmet Yavuz’a sorduk: Peki boşanma sonrasında ayrılık acısını nasıl hafifletilir? Bu durumun bir travmaya ya da boşanma depresyona dönüşmemesi için neler yapılabilir?

Arkadaşlarınızı seçin

Boşandıktan sonra ister istemez arkadaş çevrenizde bazı değişikler olacaktır. Ortak arkadaşlarınızın bazılarını kaybedeceksiniz. Ama bunun moralinizi düşürmesine izin vermeyin. Özellikle boşanma sonrasında siz siz olduğunuz için seven yanındayken kendinizi iyi ve huzurlu hissedeceğiniz insanları çevrenizde bulundurun, ayrılık acısı atlamanın en iyi yollarından biri budur.

Aile desteği alın

Bu süreçte aile desteği çok önemli. Ailenizden uzaklaşmak yerine onlarla dertleşin, sohbet edin. Bu zor süreci onlarla paylaşmak size kendinizi iyi hissettirecektir.

Onu hatırlatan her şeyi atın

Eşyaları atarak işe başlayabilirsiniz. Tabii ki eşyaları atmak kolay ama anıları silmek zaman alacaktır. Anıların en az hatırlaması için eğer imkanınız varsa yaşadığınız evi değiştirin mümkün olduğunca onunla birlikte gittiğiniz yerlere gitmeyin. Bunun yerine yeni yerler keşfedin. Yani, bu yaranın kabuk tutması için kaşıyıp kanatmayın, bırakın kendi kendine iyileşsin.

Dolabınızı baştan yaratın!

Eşyalar gibi dolabınızı da baştan yaratın. Onunla birlikte aldığınız kıyafetleri atın, yerine yenisini alın. Eşya, kıyafet derken eski eşinizi size hatırlatacak eşyalardan yavaş yavaş kurtulmuş olacaksınız.

Sporu hayatınıza dahil etmek için özen gösterin

Kendinizi dört duvar arasına kapamayın. Daha önce egzersiz yapmadıysanız yavaş yavaş sporu hayatınıza dahil edin. Evde egzersizler ve hobiler, stres ve üzüntüden arınmaya yardımcı yöntemlerdir. Derin nefes alarak, psikolojik ve fizyolojik olarak gevşeyip rahatlayabilirsiniz. Açık havada yürüyüşler yapın ve oksijenin yoğun olduğu yerleri tercih edin. Her gün mutlaka duş alın. Suyun terapi etkisini unutmayın. Belki size basit gelebilir ama her gün 15 bardak su içmek, ruh halinizin iyileşmesine yardımcı olacaktır. Bu denemeye ne dersiniz?

Tatile çıkın

İlk olarak kısa süreliğine de olsa bulunduğunuz ortamdan uzaklaşıp kısa bir tatile çıkmak bir süreliğine her şeyden uzaklaşmak sizi rahatlatacaktır. Yalnız tatile çıkıp yaşadıklarınızın muhasebesini yapabilir, kendi durumunuzu değerlendirebilir, yaşamınızda nereleri değiştirmeniz gerektiğiyle ilgili tespitlerde bulunabilirsiniz. Tatile çıkarken kendinizi dış dünyaya kapatmayın, yeni insanlarla tanışmaya açık olun.

Aşırı Kıskançlık Evlilikleri Sarsabilir

Kıskançlığa bağlı sorunlar eşler arası sorunlar arasında ciddi bir öneme sahiptir. Bu anlaşmazlıklarda bazen eşlerden birinin, bazen de her ikisinin ölçüyü kaçırdığını, eşlerin günlük hayatta maruz kaldıkları streslerle başa çıkamamalarının ve buna eklenen üslup hatalarının da sorunları daha da büyüttüğünü görmekteyiz.

Bazıları, “Eşim evlendiğimizden beri kıskanç yapılı bir insandı. Fakat son zamanlarda sürekli beni izliyor ve her davranışımı eleştiriyor.” diye şikayet ediyor. Diğer eş kıskançlığının aşırı olduğunu kabul ettiğini fakat eşine güveninin sarsılmasında bazı olayların etkili olduğunu ifade ediyor. Bazı eşler de ortak manevi değerlere sahip olarak evlendiklerini fakat eşinin zamanla değiştiğini, karşı cinsle iletişimde güvenini sarsmasa da bazı davranışlarının kendisini rahatsız ettiğini anlatarak anlaşılmak istiyor. Diğer taraftan kariyer sahibi bazı hanımlar eşleriyle çalışma şartları hususunda anlaştıkları halde sürekli kıskançlık ifade eden sözleri karşısında kendilerini çok kötü ve aşağılanmış hissettiklerini ifade ediyor.

Eşler arasındaki kıskançlık ölçülü olduğu takdirde eşlerin birbirine önem verdiğini gösteren, sevgisini artıran birbirini yanlış davranışlardan koruyan tabii bir duyguyken aşırı olduğu taktirde kişinin hem ruh sağlığına hem de evlilikteki uyuma zarar veriyor. Eşler arasında kıskançlığın kontrolden çıkmasında kişisel özellikler ve özgüven sorunları kadar günlük hayat şartları da etkili oluyor. İş hayatının getirdiği mesai şartlarına bağlı olarak karşı cinsle sık görüşülmesi gerektiğinde güven duygusunu sarsacak davranışlardan kaçınmak gerekiyor. Eşler bazen yardım almak ya da yardımcı olmak gibi nedenlerle karşı cinsten bir kişiyle normalden sık veya mesai saati dışında görüşüp bu kişi hakkında eşlerine normalden daha sık bahsediyor. Aynı şekilde internet ve cep telefonlarının bilinçsiz kullanımı da karşı cinsle konuşmayı ve iletişimi kolaylaştırıyor. Başlangıçta iş görüşmesi, insani duygularla yardım etme ya da bilgi alışverişi şeklinde başlayan bir konuşma bile kolaylıkla farklı şekillere dönüşebiliyor. Günlük hayatta karşı cinsle iletişim konusunda dikkatli davranan kişiler bile bazen böyle durumlarda kontrolü kısmen de olsa kaybediyor. Bilinçli kişilerde böyle iken psikolojik sorunları olanlarda durum daha da vahim bir hal alıyor.

Kendisini rahatsız eden bir davranış gören taraf, daha sonra eşini sürekli takip etmeye, sorgulamaya başlıyor. Bu da evliliğin devamını zorlaştırıyor. Evlilikte bağlılık ve vefa kadar güven de önemli olduğundan; küçük hataların sürekli hatırlatılması kişinin kendine güvenini ve kendisini geliştirmesini engelliyor. Eşler kendileri ne kadar ölçülü olsalar da yakın çevrelerinde yaşanan olumsuz olaylar aşırı kıskançlığı tetikliyor.

Öncelikle kıskançlık duygusunun doğru ifade edilmesi gerekiyor. Kişi kendisini rahatsız eden durum ne ise bunu aşırı ifadelerden ve şiddetten kaçınarak net olarak ifade etmelidir. Davranışlarının kendisi fark etmeden eşinin kıskançlık duygularını artırdığını anlayan kişi de eşini suçlamak, aşırı suçluluk duygusuna kapılmak veya savunmaya geçmek yerine onu anladığını ifade etmelidir. Kıskançlık aslında tabii ve yararlı bir duygu iken aşırı olduğunda patolojik bir hal alıyor. Bazen eşler ortada geçerli bir neden yokken de aşırı kıskanç olabiliyor. Gündüz perdeleri sürekli kapatan, eşinin ailesini ya da bir arkadaşını ziyaret etmesine bile izin vermeyen kişiler de var. Bu gibi durumlarda kişi kendisindeki sorunu fark eder psikolojik destek almayı kabul ederse olumlu netice alınıyor. Bazen sadece terapi bazen de ilaç tedavisi ile patalojik hal almış kıskançlık sorunları çözüme kavuşabiliyor.

Kıskançlık duygusunun artmasında eşlerin birbirine yeteri kadar zaman ayırmaması, sevgi ve bağlılık ihtiyaçlarını yeteri kadar karşılamaması da önemli bir etkendir. Kıskançlığın aralarında ciddi şekilde rahatsızlığa yol açtığını düşünen eşler evliliklerini bir kere daha gözden geçirmeli, sorunlarına birlikte çözüm bulmalıdır. Birbirine yeteri kadar zaman ayıran, sohbet etmeye önem veren, günlük hayatını paylaşan, yakın çevresindeki kişiler hakkında bilgi veren ve sınırlara dikkat eden sağlıklı kişilerde aşırı bir kıskançlık görülmüyor. Eşler evliliklerine bakım yapmayı ve küçük sürprizlerle de olsa heyecanı canlı tutmayı ihmal etmemeliler.

Eşler Arası İdeal İletişim İçin 6 Öneri

Konuşmak sadece ağzımızı açıp kapatmamız değildir. Hele ki eşinizle ideal iletişim yeteneği geliştirmek zor bir iştir. İşte eşinizle dürüstçe iletişimi sağlayacak bazı öneriler;

  • 1- İlişkiyi Düzeltmek İçin İstekli Olun

Eşiniz ile aranızda dürüst bir ilişki kurmak istiyorsanız, isteğinizin arkasındaki neden çok önemlidir. Unutmayın ki siz, eşinizle güvene ve yakınlığa dayalı bir ilişki kurmak istiyorsanız; eşinizin hataları hakkındaki dürüstlüğünü, hatalarını bulup onu cezalandırmak için kullanmak istemiyorsunuzdur. Eşinizin gerçekten nasıl hissettiğini anlamaya çalışmalısınız. Birbirinizi daha iyi anlayabilmek için bütün duygu ve düşüncelerinizi paylaşmalı ve birbirinizin haberi olmayan konularda, karşılıklı birbirinizi bilgilendirmelisiniz. Şikayet etmektense sorunları çözmeye istekli olmalısınız.

  • 2- Konuşmak İçin En Uygun Zamanı Bulun

Aslında eşinizle dürüst iletişime başlamanın ideal bir zamanı yoktur. Fakat bu olayları oluruna bırakmak değildir. Konuşma yapacağınız zamanı önceden belirlemek ve ona uymak iyidir. Fakat kimi zaman önceden planlanan görüşme zamanları çiftler üzerinde gerginlik oluşturabilir.

Bazen konuşma ihtiyacı hissedebilirsiniz. Böyle durumlarda eşinizin aklınızı okumasını beklemeden bu konuşma isteğinizi söylemelisiniz. Tabi bu arada eşinizin sizi dinleyip istemediğini de göz önünde bulundurmalısınız. Konuşmanın başarılı olması her iki tarafında tüm dikkatini vermesine bağlıdır. Eşiniz sizi dinlemeye yanaşmıyorsa bu farklı bir sorundur ve iyi bir ilişki kurmaya büyük bir engeldir.

Eşiniz hiç konuşmak istemiyorsa kendi kendinize “Çok mu eleştirel yaklaşıyorum” diye sorun. Eğer tavrınız gerçekten eleştirici ise, hiç konuşmamanız en iyisidir. Erkekler konuşmanın eleştiriye dönüşmesinden korkarlar. Niyetinizin eleştiri olduğunu hissederse konuşmaktan kaçarlar. O yüzden konuşmanın başında, “Niyetim seni eleştirmek ya da suçlamak değil” diye açıklamalarda getirebilirsiniz.

Ayrıca sorunlar yığılmadan konuşmalısınız. Ayrıca konuşurken televizyon, telefon ya da birileri sizi rahatsız etmemesine de dikkat etmelisiniz. En önemlisi konuşmayı tam yatmak üzereyken ya da en yorgun olduğunuz zamanda yapmayın. Konuşmak tüm enerjinizi hak eden öncelikli bir iştir.

  • 3- Uygun Ortamı Seçin

Genelde görüşmelerimizi önceden planlanmış bir yerde yapmak isteriz. Fakat eşinizle yapacağınız konuşmaları günlük hayattan ayırmak yerine günlük hayatınızın bir yerine koymanız daha iyi olur. Her zaman aynı yerde olmak yerine mekanı değiştirmek de iyi bir fikirdir.

Seçeceğiz yerde her ikinizin de kendini rahat hissetmeniz önemlidir. Kalabalık bir ortamda da konuşabilirsiniz dikkat etmeniz gereken şey kalabalık ortamın duygularınızı ortaya koymanızı engelleyip engellemediğidir. Çok ciddi konuları açık havada konuşmak gerilimi azaltan bir sakinlik ve huzur getirebilir.

Hangi ortamı seçerseniz seçin birbirinize dokunmasanız bile, birbirinize yakın oturun. Bu yakınlık birbirinizle daha yumuşak ve alçak sesle konuşmanızı sağlar.

  • 4- Pozitif Tutum İçinde Olun

Eşinizle konuşmada en önemli nokta dürüst olmaktır. Tabi ki dürüstlük aklınıza gelen her konuda konuşmanız anlamına gelmez. İlişkinizi etkileyecek bütün konuları konuşmanız anlamına gelir. Bir çok insan için bu işin en zor yanıdır, çünkü genelde insanlar asıl açıklanması gereken düşüncelerini saklarlar.

Korkularınızı anlattığınız kadar umutlarınızı da anlatmanız gerekir. Sıkıntılarımızı yaşamak sevinçlerimizi paylaşmaktan daha kolaydır. Fakat iki duygumuzu da konuşabilmek aynı derecede önemlidir. Birbirinizi hislerinizi öğrenerek daha iyi tanıyabilirsiniz. kısaca, ilişkinizi etkileyen bütün konuları tartışırken, sadece sorunlar üzerinde yoğunlaşmayın. Amacınızın birbirinizi daha iyi tanımak ve yakınlaşmak olduğunu unutmayın.
Hataları noktasında eşinizi yargılar duruma düşmeyin. Böyle yaparsanız kesinlikle hiçbir düşüncesini ve duygusunu sizinle paylaşmaz. Hiçbirimiz bizi yargılayan insanlara açılmak istemeyiz. Konuşurken çok ciddi olmanıza da gerek yok biraz gülümsemek sizi de karşınızdakini de yumuşatabilir.

  • 5- Dinlemeyi Önemseyin

Dürüst bir iletişim kurmaya çalışırken eşinizi dinlemek konuşmak kadar önemlidir. Sadece kafanızla değil, kalbinizle de dinlemelisiniz. Kelimelerin karşısındaki duyguları anlamaya çalışın, sadece kelimeleri duymayın. Sabırla dinleyin. Hemen sonuç çıkarıp, eşinizin ne demek istediğini, anladığınızı saymayın.
Sessizce dinlemeniz önemlidir. Eşiniz sizinle bir sorunu paylaşıyorsa, buna hemen bir çözüm bulmanız gerekmez. Bir çok insan sorunlarının sadece dinlenmesini ister, sorunu halledecek tavsiye istemez. Genelde istekleri öğüt değil, birisinin nasıl hissettiklerini anlamasıdır.

Doğru ya da yanlış diye bir sonuca varmaktansa, sadece bilgi edinmek için dinlemek önemlidir. Kabullenerek dinleyin. Eşinize anlattığı şeyler hakkında “Böyle düşünmemelisin” demeyin. Bu tarz tepkiler eşinizin size daha fazla şey anlatmasını engelleyecektir. Aşırı tepki göstermeden dinlemeye çalışın. Aşırı tepkiniz eşinizin size duygularını açmasını engeller. Eşinizin sizinle bir şeyler paylaşmasını takdir ederek dinleyin.

  • 6- Beklentinizi Kontrol Edin, Sizi Dinlemesini Sağlayın

İletişim yolunun başlarında hem sizin hem de eşinizin açık konuşmaması normaldir. Fakat bunun iyi iletişim kurma yolunda sizi engellemesine izin vermeyin. Yoğun duygular içinde olmanız da normaldir, bu duygulardan dolayı eşinizi suçlamayın. Duygularınızı “Sen …. yapınca, ben ….. hissediyorum” şeklinde ifade edin. Bu iki ifade şekli arasında çok ince bir fark vardır. Suçladığınızda sizi dinlemeyen eşiniz, kendi hissettiklerinizi söylediğinizde sizi dinleyecektir. Sizin hissettikleriniz için suçlandığını hissederse söylediklerinizin çoğunu duymayacaktır.

Bazı duygularınızı saklamak isteyebilirsiniz, fakat ilişkiniz için çok önemli olan duygularınızı asla gizlemeyin. En derin duygularınızı saklarsanız birbirinizi gerçekten tanıyamazsınız.

Eşinizle iletişiminizde sonuçları hemen almayı beklemeyin. Kendinize ve eşinize karşı sabırlı olun. Tamamen dürüst ve yakın bir ilişki kurmanın bir gecede öğrenilemeyeceğini unutmayın. Her iki taraf da hedefe ulaşmada kararlıysa bu eninde sonunda gerçekleşecektir.

Evlilikte Yeniden Güven Kazanmanın Yolları

Evliliklerde bazen sevgi ve saygı yeterli olmayabilir. Eşler birbirine güvenmekte zorlanabilir, bu durum da evliliği etkileyebilir. Güven eksikliği sonucu birçok evlilik bitse de, kurtarılan evlilikler de mevcuttur. Kişinin oturup düşünmesi gerekmektedir. Eğer bir aldatma ya da buna bağlı haklı sebepler varsa, suçu kabul etmeli ve ona göre hareket etmek gerekmektedir. Zaman her şeyin ilacı olsa da, böyle durumlarda tersine işleyebilir. Evlilikte yeniden güveni kazanmak için çaba gösterilmelidir. İlk zamanlar sonuç alınamayabilir ama kesinlikle vazgeçilmemelidir. İstikrar ve sabırla, evliliğin kurtarılması mümkündür. Yeter ki inanın ve evliliğinizin kurtulması için çaba sarf edin.

  • Sabırlı Olmak

Her iki tarafı da bekleyen uzun ve zor bir süreç olacaktır. Bu yüzden sabırlı olmak, en önemlisidir. Düzenlenen yemekler, sürprizler, konuşmalar, çiçekler ilk dönemlerde sonuç vermeyebilir. Hatta tam tersine, daha kötü sonuçlanabilir. Fakat yılmadan devam edilmelidir. Kırgınlığın altındaki sevgi zamanla, gün yüzüne çıkacak ve gösterilen emekler sonuç verecektir.

  • İnkâr Etmemek

Aldatma evliliğin içine girdiyse eğer, güvenin büyük bir kısmı gitmiş demektir. Fakat yine de evliliğin kurtarılması imkânsız değildir. Aldatan tarafın kesinlikle inkâr etmemesi, bahane uydurmaması ve asla yalan söylememesi lazımdır. Çünkü konu er ya da geç gün yüzüne çıkacak ve söylenen yalanlar, aldatılan tarafın, kalan güvenini de süpürecektir.

 

  • Alışkanları Değiştirmek

Alışkanlıklar evlilikte çok önemlidir. Güvenin yeniden kazanılması için, kişinin çoğu alışkanlıklarından feragat etmesi gerekecektir. Gidilen mekânlar, buluşulan arkadaşlar, geç kalınan saatler ve daha birçok konuda dikkat edilmesi ve gidilen çoğu yeri haber vermek mantıklı bir karar olacaktır.

  • İletişim Cihazlarını Ortaya Bırakmak

Ortada saklanacak bir şey yoksa ve evlilik kurtarılmak isteniyorsa, bir süre telefonun ya da laptop, tablet eşyaların meydanda olması çok iyi olacaktır. Böylelikle gizlenen bir şey olmadığı anlaşılacak ve yıkılan güven tekrar kazanılacaktır. Herhangi bir telefon kurcalaması durumunda, kesinlikle karşı tarafa kızılmamalı ve telefon elinden alınmamalıdır. Böyle yapıldığı takdirde daha çok şüphelenilecek ve güvenin kazanılması hayal olacaktır.

  • Sevilen Davranışlar Sergilemek

Güveni sarsılan taraf için affetmesi çok zordur. Sevildiğini ve kaybedilmek istemediğini görmek ister. Karşısında sadece özür dileyip, başka hiçbir şey yapmayan birini görmesi, yıkılan güveni onarmayacağı gibi, sinir olmasına da sebep olacaktır. Böyle zamanlarda affedilmek istenen tarafın, karşı tarafa bir şeyler yapması şarttır. Sevilen bir mekâna götürülebilir, hoşlanılan aktiviteler planlanabilir, romantik bir yemek ayarlanabilir ve sürpriz hediyeler alınabilir. Amaç, ne kadar önemsendiği ve kaybetmekten korkulduğunun gösterilmesidir.

İlişkiyi Sağlamlaştırma ve Güven Arttırma Yolları

İki kişi arasında kurulan güven, sevgi bağının kuvvetlenmesini sağlar. Bu konuya ne kadar özen ve emek gösterirseniz o kadar uzun soluklu bir ilişkiniz olur. Çiftlerin birbirini anlayabildiği bir ilişki içinde olmaları en sağlıklı olandır. Üstü kapanan tartışmalar, ertelenen problemler ilişkinizin daha uzun sürmesine yardım etmez. Aksine içten içe sizi çürütür. Bu nedenle her ne sorun yaşanırsa yaşansın etkin iletişim yöntemleriyle bunu çözümlemekte yarar var.

  • Kendinizi Kabul Etmelisiniz

Yaşanan en büyük sorun, tarafların asla kendilerine toz kondurmamalarından kaynaklanmaktadır. Hatalarınızı, kabullenmiş olmanız kaybettiğiniz anlamına gelmez. Aksine kendinize verdiğiniz değeri arttırır. Yaptıklarınızın sorumluluğunu alıp,  kabul etmeniz karşınızdakinin size daha çok güvenmesini sağlayacaktır. Devamlı inkâr yoluna giden, asla burnundan kıl aldırmayan biri olmanız ilişkinizin bir süre sonra mücadeleye dönüşmesine neden olur. Herkesten önce hatalarınızı kabul etmelisiniz ki zamanı geldiğinde eşinizi de sevgilinizi de affedebilesiniz. Kendinizi sevmez, değer vermezseniz en önemlisi de kendinize karşı dürüst olmazsanız güven beklememelisiniz.

  • Hoşgörülü ve Dürüst Olmalısınız

Sizi sevdiğinden emin olduğunuz biri varsa bunun kıymetini bilmelisiniz. Karşınızdakine sizi tanıması için zaman vermelisiniz. Çünkü ne kadar dile getirilirse getirilsin bazı şeyler yaşanarak öğrenilir. Ne olduğunun önemi olmaksızın eşinize karşı anlayışlı olmanız, hoşgörülü yaklaşmanız sizi bir sıfır öne geçirecektir. Sorun yaşadığınızda da mutlu olduğunuzda da dürüstçe bunu ona söyleyebilmelisiniz. Yaptığı hataları çekinmeden güzel bir tavırla anlattığınızda size saygı duyacaktır. Her şeyi açık açık konuşabildiğinizi gördüğünde rahatlıkla güvenecektir.

  • Takdir ve Teşekkür Etmeyi Bilmelisiniz

Eşinize yalnızca size değer verdiği için bile teşekkür edebilirsiniz. Bu sizin basit bir kişiliğiniz olduğunu göstermez. Ya da gururunuzdan taviz verdiğiniz anlamına gelmez aksine karşınızdakinin sizi daha çok sevmesine, daha çok güvenmesine sebep olur. Devamlı beklentilerinizi yükselterek, romantizm dolu sözler duymadığınızdan şikâyet etmek yerine duyduklarınızın sizi ne kadar mutlu ettiğinden bahsedin. Karşınızda devamlı şikâyet eden bir insan varsa asla ilişkinizi devam ettiremezsiniz. Ancak her davranışınız gülümseme ile teşekkür ile karşılanırsa karşınızdakinin güven duyabileceğiniz, sevebileceğiniz biri olduğunu anlarsınız.

En Sık Rastlanan Evlilik Sorunları

Evli bir çift arasındaki gerginliğin asıl nedeni çok daha farklı olabilir. Klasik nedenleri ortaya atmadan önce, siz farkında olmadan evliliğinizi tehdit eden şeyleri öğrenin. İşte en sık yaşanan evlilik sorunlarının gizli nedenleri:

Çok fazla özür dilemek

Bir kavganın ardından eşinizin duymak istediği şey ”özür dilerim” olmayabilir. Özür dilemenin yerine, uzlaşmaya varmayı deneyin. Böylelikle iki taraf ta kendisi için sorun oluşturan şeyleri göz ardı etmek zorunda kalmaz ve problem gerçekten çözümlenir.

Televizyon aşkları Televizyon ve filmlerde

gördüğünüz hayali çiftlerden vazgeçemiyor musunuz? Araştırmalar, televizyon romansına ciddi ölçüde kapılan ve inanan insanların eşleriyle olan ilişkilerine kendilerini daha az adadıklarını göstermekte. Dizi ve filmlere kendini kaptıran kişiler, gerçek, inişli çıkışlı ilişkiler yerine çiçekler almayı ve heyecanlar yaşamayı bekliyorlar ve ne yazık ki gerçek hayatta ilişkiler o şekilde yürümüyor. Bu da çiftlerin mutsuz olmalarına sebep oluyor.

Dijital iletişim Birbirinize SMS, e-posta ya da Facebook’tan mesajlar göndermek yüz yüze iletişim içinde olmaktan çok daha kolay ve hızlı gelebilir ama Oxford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, dijital yollardan birbirleriyle iletişime geçmeyi tercih eden çiftlerin ilişkilerinde daha doyumsuz olduklarını gösteriyor.

 

Rüyalarınız Rüyanızda kocanızın size kötü davrandığını ya da sizi aldattığını görmeniz gerçek hayatta da kavga etmenize neden olabilir. Bu, araştırmalarca da kanıtlanmış bir gerçektir. Rüyanızda sinirlendiğiniz bir konu için eşinizle kavga etmek yerine, neden canınız sıkıldığı hakkında onunla konuşun.

Başbaşa randevuya çıkmak Normalde romantik ve rahatlatıcı olması gereken bu aktivite iki tarafın farklı istekleri nedeniyle bir kabusa dönebilir. Kadınlar, planlı aktiviteleri tercih ederken, erkekler, daha spontan aktivitelerden hoşlanırlar. Bu nedenle, iki taraftan birinin mutsuz olmaması için, randevunuzda ne yapmak istediğinizi karşılıklı konuşmak ve ortak bir karara bağlamak evliliğiniz için daha doğru olacaktır.

Az uyku

İhtiyacınız olan uykuyu almazsanız sinirli ve gergin olursunuz. Bu da ilişkinize sinir ve kavga olarak yansır.

Boşanan arkadaşlar Araştırmalar, boşanmanın bulaşıcı olduğunu göstermekte. Mesela, arkadaşınızın kocası onu aldattığında siz de ister istemez kendi kocanızın sadakatini sorgulamaya başlarsınız ve bu durum, ortada bir şey yoksa dahi, evliliğinizi kötü yönde etkiler.

Hiç kavga etmemek Kavga etmiyor olmanız birbirinize sinirlenmediğiniz anlamına gelmez. Kavga etmek, tartışmak sağlığınız için iyidir ve birbirinize karşı dürüst olmanızı sağlar. Kavgadan kaçınmak ise stres hormonlarınızı arttırır. Kavgadan kaçınmak yerine sakin bir şekilde sizi sıkan durumları konuşmayı deneyin.

Evlilikte her zaman iniş çıkışlar olabilir. Önemli olan karşılıklı olarak birbirinizi anlamaya çalışmak, orta yol bulmak ve bu güzel günlerin keyfini çıkarmaktır.

Aile Danışmanlığı Desteği İçin Randevu Alabilirsiniz

Evlilikte Ailelerin Müdahalesi Boşanmalara Neden Olabilir

Ailelerin evliliğe karışması başlangıçta işleri kolaylaştırıyormuş gibi görünse de sonradan işleri dahada zorlaştırmakta ve evliliği gençler için kabusa çevirmektedir.

Evlilikte yaşanan sorunların en büyük nedeni ailelerin, özellikle erkeğin annesinin, yani kayınvalidenin evliliğe karışması ile yaşanmaktadır.

Genellikle kız tarafının ailesi de evliliğe karışmakta hatta el altından evliliği idare etmektedir ama bunu çok belli etmeden ve tepki çekmeden yapmaktadırlar. Eşler arasında sorunlar oluşmaya başladığında ise bu durum problemlere neden olmaktadır.

Ailelerin evliliğe yardım etmesi ile karışması farklı şeyler olup bir süre sonra “ Senin ailen şunu yaptı, benim ailem bunu yaptı” şeklinde tartışmalar başlamakta ve giderek bu tartışmalar evliliği sıkıntıya sokmaktadır. Ailelerin ekonomik yönden yardım etmeleri, tartışmalarda arabulucu olarak müdahale etmeleri, evde yaşanan sıkıntıların aktarılıp her şeyden haberdar edilmeleri, farkında olmadan onları evliliğe müdahil duruma getirmekte ve tartışmalarda taraf olmalarına neden olmaktadır.

Ailelerin genelde kendi evlatlarını haklı görmeleri, onlardan yana olmaları, eşlerin birbirlerine karşı öfkelerini arttırmakta, kimi zaman aileler ile iplerin kopmasına neden olmaktadır. Bu durumdan kendisi ile sorun olmadığı halde öbür tarafın ailesi de nasibini almakta, “Sen benim ailemle görüşmüyorsan ben de senin ailen ile görüşmüyorum” diyerek her iki tarafla da sorun yaşanmaktadır.

Sonuç olarak aileleri evliliğe karıştırmak kolayımıza gelir ama daha sonra onları olaylardan uzak tutmanın mümkün olmayacağını düşünerek evlilik içinde yaşananları evlilik içinde çözmeye çalışmalıyız.

Eğer bunu yapamazsak profesyonel bir yardım almalı ama ailelere ev içinde yaşanan olumsuzlukları aktarmamalıyız. Buna dikkat etmediğimizde biz eşimizle aramızı düzeltiriz ama sonrasında ailemiz eşimize karşı cephe alır ya da onlar affetse bile ortalıkta dolaşan laflar nedeniyle bu sefer eşimiz onları affetmez. Buna asla sebebiyet vermeyelim.

Gerek ekonomik gerekçelerle, gerek çocuğumuza bakma adına, gerekse ev içinde yaşananları çözmek adına ailelerimizden yardım istemeden önce on kere daha düşünelim, mümkünse de yapmayalım.

 

Aile Danışmanlığı Desteği İçin Randevu Alabilirsiniz

Evlilik hayatında erkekler kadınlardan ne bekler?

Evlilik hayatında çoğu şey müşterek, ancak beklentiler farklı olabiliyor. Yıllar geçse de eşler birbirlerine önceliklerinin ne olduğunu net bir şekilde dile getiremeyebiliyor. Özellikle erkekler ne istediklerini anlatmakta, kendilerini ifade etmekte çok sıkıntı çekiyor.

Evlilikte erkeğin kadından beklentileri genelde kadının beklentilerinden daha fazladır. İkisi de aynı işyerinde çalışıp yorulsa da erkek, eve girer girmez “çok yoruldum” diye uzanır. Kadının böyle bir lüksü olmadığı gibi üstelik erkek, ondan bir de güzel “yemek” bekleyebilir.

Evin düzenli-tertipli, elbiselerinin temiz ve ütülü olmasını, hatta kimi erkek, içeceği bir bardak suyu bile eşinin getirmesini bekler. Cep telefonunun nerede olduğunu, gözlüklerini, çoraplarını nereye koyduğunu, arabanın anahtarının nereye bırakılmış olabileceğini hülasa buna benzer birçok şeyi kadından hep “hizmet” olarak bekler.

En önemlisi ise, erkekler, annelerinden gördükleri karşılıksız “şefkat”, “sevgi” ve “ilgi”yi eşlerinden de beklemektedir.

Fakat annesinin “Aa! Burnun akmış gel sileyim” dediği gibi; “Mendilini aldın mı? Anahtarın, telefonun cebinde mi?” vb. sorularla çocuk gibi idare edilmek yerine, ayrıca fizikî gücünü göstermek için eşinin kendisini bir “kahraman” gibi görmesini de bekler.

Yaratılış itibarıyla şiddet, saldırganlık, sinirlilik, kabadayılık, özgürlük ve kural tanımazlık özelliklerine yatkın olduğu için erkekler, eşlerinin bu duygularını kontrol altına almasına yardımcı olacak “sakin, itidalli, hoşgörülü, anlayışlı, idareci” olmasını bekler.

Aileyi idare ettikleri için ülke idare eden kral gibi “saygı” görmek ve asla “tenkit edilmemek” ister.

Bu hay huy içinde kadınların en çok yakındıkları şey, “Eşim ne yaş günümü ne de evlilik yıldönümümüzü hatırlıyor. Demek artık beni sevmiyor!” vehmine kapılmalarıdır. Bu yüzden erkekler eşlerinin pek kolay anlaşılamayan “sevgi dillerinin” kolayca anlaşılmasını bekler.

Eşinin “Sen bana ne hayat yaşatıyorsun?” diye nankörlük etmek yerine, kendisinin mükemmel bir baba ve eş olduğunu ifade eden “takdir” sözcükleri bekler.

Maddi konuda kendisini sıkıntıya sokmayıp, gücünü aşan aşırı isteklerde bulunmayarak “ayağını yorganına göre uzatarak”, “iktisatlı” olmasını bekler.

Eşlerinin soru kitabı değil “cevap anahtarı” olmasını, “dırdırlarıyla” kafasını “şişirmemesini” özellikle de “gözyaşlarını silah” olarak kullanmamasını bekler.

Bir şeye canı sıkıldığında durgunlaşıp düşünmeyi tercih eder. Şayet eşi tepesine dikilip: “Ne düşünüyorsun! Yoksa başka biri mi var? Yoksa, bir yerlere para mı kaptırdın?” gibi aşağılayıcı ve “güven” zedeleyici davranışlardan kaçınmasını bekler.

İhtiyacını en fazla tatmin eden, aşkını, sevgisini ve şevkini paylaşacağı neş’ede ortak, elem ve kederde yardımcı, sûri güzelliğinin yanında zahiri arkadaşlığını samimileştirecek “iffet” ve kötü ahlaktan arınmış, “ünsiyet” edeceği, iyi geçineceği, ruhi imtizacı sağlayacak “mûnislik, itaat” ve “güzel ahlâk” bekler.

Kısacası erkek kadından, annesi kadar “şefkatli eş”, güveneceği sadık bir “dost”, her şeyi paylaşabilecek “arkadaş”, sohbet edebileceği kalbine karşılık mükemmel bir “kalp” bekler.

Güllerin Efendisi, hayırlı kadının kocasına iyilik yapan olduğunu ve böyle bir kadının bu hareketinin bin şehitlik makamıyla eşitlendiğini söyler. Tabii ki, o da ayrı bir yazının konusu olsa da madalyonun bir de “kadınlar erkeklerden ne bekler?” yüzü var.

Eşinizin Kalbini Açan Bir Anahtar Mutlaka Vardır

Problemsiz bir dünya olmadığı gibi problemsiz evlilik de olmaz. Çünkü iki farklı insanın tek bir insan gibi düşünmesi, konuşması ve hareket etmesi imkânsızdır.

Fakat birbirini se­ven akıllı eşler, aralarındaki ufak tefek anlaşmazlıkları ko­layca aşar. Bazıları ise kaderine küser, problemleri çözmeye yanaşmaz. O zaman da aralarındaki çatlak büyüdükçe bü­yür ve bir uçurum oluşur. Uçurumu aşıp bir araya gelemez­ler.

Eşinizle aranızda uçurumlar mı var ya da size mi öyle ge­liyor?

“Birçok yolu deniyorum; ama aradaki bu çatlağı kapatıp I uçurumu atlayarak onun dünyasına giremiyorum” mu di­yorsunuz?

Hiç düşündünüz mü belki de yanlış yol deniyor, ters isti­kamete doğru yürüyorsunuz. Çünkü insan yüz kapılı bir sa­raya benzer. Yüz kapıdan birini mutlaka açabilirsiniz. Bu­nun için ne yapmak gerek?

Önce o sarayın kapılarını tanımaya çalışın. Hangi anah­tarla açılabileceğini öğrenin. Eğer kapı çelikse yüz çeşit normal anahtar deneseniz de o kapılardan hiçbirini açamazsı­nız. Eşinizin de mutlaka kalbini açan bir anahtar vardır.

Yoksa siz o anahtarı bilmiyor musunuz?

Ya da o anahtarı bulmak için çaba mı sarf etmiyorsunuz? Sadece sarayın önünde durup “Açıl susam açıl” tekerlemesini mi tekrarlı­yorsunuz? Şayet öyle yapıyorsanız boşuna beklersiniz. Çün­kü bu tekerlemelerle kapılar; ancak masallarda açılır.

Evlilik uzmanlarının yapmış olduğu araştırmalarda yıl­larca bir arada yaşayan eşlerin birbirlerini tanımadıkları tes­pit ediliyor. Daha doğrusu, onlara, sevgi dillerini öğrenmek bir yabancı dil öğrenmek gibi zor geliyor. Herkes kendi bil­diği dili konuşup sonra da “Eşim beni anlamıyor” diye şikâ­yette bulunuyor.

Eşler genellikle kendi istediklerini karşı ta­rafa kabul ettirmeye çalışıyorlar. Eşinin beklentisini karşıla­mak yerine kendi isteğine göre davrananlar, matematik ho­casının sorusuna şiir yazarak cevap veren öğrencinin duru­muna düşüyor.

Başarı ve mutluluk istiyorsak Öğretmenin sorusuna kendi bildiğimizi değil; öğretmenin istediği cevabı verelim.

Evliliği kurtarmanın yolları

Beğeni, aşk, sevgi ve bağlılıkla başlayan ilişkiler yaşamın doğal bir döngüsü olarak evlilik müessesesine dönüşür. Bu süreçte her iki tarafında kendi ailesinden ayrışarak yeni bir aile olma yolunda mücadeleler başlamıştır. Anne babadan ayrılığa hazır olmak, bireysel olarak hem duygusal, hem de maddi sorumluluğu alabilmek gerekir.

Bireyin ailesinden ayrılabilmesi ülkemizde çok zorlu bir süreçtir. Evlilik hazırlıklarından başlayarak her aşamada çiftler üçüncü şahısların etkisi altındadır. Kıyafet seçiminden mobilyaya, düğünün nerde ve nasıl olması gerektiğine kadar bir çok kararın iki kişi arasında alınması mümkün değildir.

Çiftler daha hazırlık aşamasından başlayarak sürekli zorlanmaya, tercihlerinin etkilenmesine, hatta çocuklarının eğitimine kadar bir çok konuda tek başlarına  söz sahibi değillerdir. Sürekli birilerinin müdahaleleri çiftler arasında gerginliğe, ciddi kavgalara sebep olmaktadır.

Düğün sonrası birlikte yaşamaya başlayan çiftlerin hayatlarındaki en zorlu dönem başlamıştır. Bu dönemde birlikte bir yaşam inşa edecekler, birbirlerine destek olacaklar, uyum sağlayacaklar, gelişimlerini sürdürecekler, birbirlerine bağlı kalarak birlikteliklerini devam ettireceklerdir.

Bu dönemde birbirlerini çok yargılarlar, sürekli doğru kişiyle mi evlendim acaba? gibi kendi içlerinde sorgularlar. Boşanmaların en sık olduğu dönemdir ilk yıllar.

Bu dönemde her iki tarafında ciddi çabalar göstermesi gerekir. Yeni bir düzen, sistem kurduklarının bilincinde olup ona göre adımlar atmalı, birbirleriyle olan iletişimlerinde yapıcı olmalıdırlar. Evlilik öncesi hayatlarını sürdüremeyecekleri gerçeğini kabul etmeli, artık ben değil biz olabilmelidirler. Bu ilk zamanlarda yaşanan en önemli sorunlardan biride cinsellik ve fiziksel şiddetle ilgili sorunlardır. Basit olarak değerlendirilen çözüm için adım atılmayan bu sorunlar zamanla ilişkide çok ciddi hasarlar meydana getirmektedir.

Evliliğin ilk birkaç yılından sonra meydana gelen çocuk yepyeni güzellik ve duyguların yanında ciddi sorumluluk gerektirdiğinden yeni sorunları da beraberinde getirmektedir. Karı-koca sistemini oluşturmadan anne-baba evresine geçilmemelidir.

Genellikle de yolunda gitmeyen evliliklerde çocuğu kurtarıcı unsur olarak görüp çiftlerin hazır olmadan çocuk yapmaları durumuna sık rastlanmaktadır. Unutulmamalıdır ki aileye katılan yeni bir bireyin sorumluluğunu da üstlenmek,  onun bakımıyla, eğitimiyle ilgilenmek, ona karşı davranışlarda tutarlı olmak, kurallar koyup uygulamak ciddi bir iştir.

Çocuğun büyüyüp ergenlik çağına geldiği dönemde aile çocuğunun bir takım tutumları karşısında şaşkın, ne yapacağını bilemez konumdadır. Artık kuralların esnetilmesi gerekmektedir.

Çünkü her istediklerini yapan, elinden tutup her yöne çektikleri çocuk yoktur artık. Kendi bireyselleşme mücadelesini veren bir ergenle karşı karşıyadırlar. Artık çocuğa endeksli bir hayat bitmekte çiftlerin baş başa kalabildiği, birbirlerini ve birlikteliklerini sorguladıkları bir dönem başlamaktadır.

Kendi kariyerlerini sorgulayan çiftler, işlerinde yaşadıkları sorunlardan dolayı birbirlerini, hatta çocuklarını suçlayabilirler.

Hayatımda sen olmasaydın şu an farklı bir yerde olurdum, kariyerimden vazgeçip kendimi sana ve çocuğa adadım, şu an kaybettiğim o kadar çok şey var ki tarzında yaklaşımlar sergilenebilir. Bir taraftan da bu dönemde çiftlerin kendi anne babalarıyla ilgili sağlık sorunları ortaya çıkmaya başlar ve onlarla ilgilenmek durumunda kalabilirler.

Çocukların ergenlikten yetişkinliğe geçtikleri dönemde yuvadan uçup kendi hayatlarını kurdukları, evlilik, öğrenim yada iş nedeniyle ayrıldıkları zaman geldiğinde çocuktan kopamama ayrışamama, çocuğun artık yetişkin bir birey olduğunu kabullenememe, kendileri olmadan yapamayacağını düşünmeleri gibi sorunlar baş göstermeye başlar. Artık baş başa kalan karı-koca geçmiş hayatı sorgularlar, senin yaptıkların, benim fedakarlıklarım şeklinde başlayan tartışmalar sürer gider.

Zaman su gibi akmış çiftler artık yaşlanmış emeklilik dönemi gelmiş, sağlık sorunları, fizyolojik sorunlar artmıştır. Bu dönemde deneyimlerini kendilerinden sonrakilere aktarmaya çalışan çiftler, ölüme hazırlanması gerekir. Geriye kalan zaman sınırlıdır ve kaliteli yaşanması gerekmektedir. Bu dönemde ortaya çıkacak sorunların çözümü daha da güçtür.

Aile sisteminin oluşumundan başlayarak devam eden süreçte bir çok problemle karşılaşılması olağandır. Ailenin işlevi çocuk dünyaya getirmek, neslin devamını sağlamaktır. Bunu gerçekleştirirken de o süreçteki gerekli niteliklere sahip olmak elzemdir.

Sağlıklı ve mutlu bir ailede olması gereken özellikler;

İletişim becerilerinin olması,

Problem çözme becerilerinin olması,

Zamanla oluşturulan uygun otoritenin olması,

Zamanla oluşturulan ve uyulan kuralların olması,

Çocuk yetiştirme konusunda bilgi ve deneyimin olması,

Ailece ve bireysel hedeflerin olması,

Aile bireylerinin tutarlı ve destekleyici olması,

Esneklik ve uyum becerilerinin olması.

Aile bireylerin rollerini gerektiği gibi yerine getirmeleri, rol karmaşasının olmaması gerekir. Mutlaka bir düzen, hiyerarşi olmalıdır.

Sağlıksız aile tipleri Fisher şu şekilde sıralamıştır;

1.Sınırlanmış/sıkıştırılmış aile tipi: Bu tip aileler bastırıcı, negatif, mükemmeliyetçilik anlayışına sahiptir.

2.İçe dönük aile tipi: Dış dünyadan kopmuş kendi içlerinde yaşayan aileler.

3.Obje odaklı aile tipi: Çocuk odaklı, birey odaklıdır. Ya da obje yerine geçebilecek başka bir şey.

4.Fevri-dürtüsel aile tipi: Antisosyal özellikler taşıyan ailelerdir.

5.Çocuksu aile tipi: Kendi anne-babalarına bağlı ailelerdir. Yetersiz, bağımlı, gelişmemiş ailelerdir. Sürekli başkalarından bir şeyler talep ederler.

6.Kaotik aile tipi: Hiçbir düzen kural olmayan ailelerdir.

Ailelerin sağlıklı olup olmadığını anlamak için sınırlara, kurallara, rollere, bireyselliklerine, bütünlüklerine, iletişimlerine bakılır.

Aile terapisi alacak ailenin bir probleminin olması gerekir ve bu problemi kendi başlarına çözemeyecekleri bilincinde olmalıdırlar. Terapide öncelikli olarak çiftlerin beklentileri konuşulur ve iletişimle ilgili sorunlar irdelenir.

Terapi için gelen çiftlerin bir çoğunda iletişim kazalarının fazla yer aldığını gözlemliyoruz. Bireysel ve cinsel farklılıklardan, içinde bulunulan andaki stres yoğunlu, kültürel farklılıklar, sosyal farklılıklar, hatta mesleki farklılıklar gibi çiftlerin ellerinde olmayan bir takım nedenler istem dışı çatışmalara, yanlış anlamalara, sorunlara yol açmaktadır.

Bir çok çift birlikte yaşadığı, hayatını paylaştığı insanı anlamakta zorluk çekmekte, yada yanlış anlamaktadır.

Terapi sürecinde çiftlerin iletişim dilleri, çatışma çözme yöntemleri, empati yetileri konuşularak birbirlerini anlamaları sağlanır ve ilerde doğabilecek sorunlarla mücadele becerileri geliştirilir.

Evlilikten beklentiler bir çok insan için değişiklik gösterse de ömür boyu sevdiği kişinin şu anki gibi kalması, değişmemesidir.

Oysa her şey gibi gerek bireysel hayatta gerekse ilişkide değişim kaçınılmazdır. Zamanla ortaya çıkacak kariyerle ilgili sorunlar, ekonomik sorunlar, fiziksel değişimler, cinsel sorunlar, değişen sosyal çevreyle etkileşim v.b. bir çok nedenden dolayı çiftler evlendikleri zamanlardaki gibi kalmayacak zamanla farklılaşacaklardır.

Bu farklılaşma çiftlerde bazen hayal kırıklığı yaratacak, “benim tanıdığım evlendiğim insan sen değilsin, çok değiştin” gibi sözler sıkça tekrarlanmaya başlayacaktır. Oysa sorun çoğu kez değişen karşıdaki eşte değil, değişimi kabullenemeyen, eşine ayak uyduramayandadır.

Evlilik kusursuz işlemeli anlayışı, beklentisi de çiftlerin hayal kırıklıklarına neden olmaktadır. Her deniz dalgalıdır, coşkundur ve çoğu zamanda durgundur. Evliliğinde zor günleri olacaktır, olmalıdır da.

Zorluklara karşı birlikte hareket edebilen, birlikte mücadele eden çiftler bir takım olabilir ve birbirlerine daha sıkı bağlanabilir. Küçük bir sıkıntıda takımına küsen, oynamak istemeyen bir oyuncunun asla başarılı olamayacağı gibi sorunları birlikte göğüsleyip çözmek için mücadele etmeyen çiftlerde evliliği yürütemezler.

Elbette kavgalar, anlaşmazlıklar olacaktır. Bunları güç mücadelesine çevirmeyip yerine göre müsamahalı davranma, biri öfkelendiğinde diğerinin yatıştırıcı olması, istek ve düşüncelerin kızgınlıkla değil sakin bir şekilde anlatılması kalıcı yaralar açılmasını önleyecektir.

Çiftler bir birlerine karşı kin tutmamalı, affetmesini bilmeli, geçmişteki olumsuz hatıralar yerine yaşanmış güzel anıları hatırlamalıdırlar.

Keyifli, mutlu bir ilişki; geleceğe dönük ortak hedeflerin olması, çiftlerin birbirlerinin duygularını, isteklerini, ihtiyaçlarını önemsemeleri, kendilerini rahat bir şekilde ifade etmeleri, birbirlerini desteklemeleri ve motive etmeleri, en önemlisi sorunlardan kaçmak yerine onlarla yüzleşmeleriyle mümkündür.

Çiftler terapide kendilerini daha rahat ve güvende hissetmekte ve duygularını çok daha iyi ifade edebilmektedirler. Birlikteyken konuşulmaya cesaret edilemeyen çoğu şey gün yüzüne çıkmakta, ilişkiyi kötü gösteren tozlar alınmakta, çözümsüz gibi görünen sorunlar terapistin farklı bakış açısı ve yaklaşımıyla çözülmektedir.

Ülkemizde eş, dost, akraba tarafından halledilmeye alışılmış olan evlilikteki problemler, terapiste gitme konusunda çiftleri engellemektedir. Oysa kalıcı çözüm üretmeyen bu yöntem bazen de problemi daha da kronikleştirmektedir.

Eşlerden birinin isteksizliği de terapi sürecini olumsuz etkilemektedir. Eşim terapiste gitmek istemiyor diye mutsuz bir hayata katlanmamalı, eş yada terapist tarafından ikna edilerek çiftler terapi sürecine birlikte alınmalıdır.

Mutluluk bir hedef değil yolculuktur. Bugün için yaşa, buna benzer başka bir yaşamın olmayacak. Yaşam kaliten yaşama yaptığın katkıyla belirlenir. Yaşam kaliteni iyileştirmek için önüne çıkan sorunları temizlemen gerekir.

Eşler Birbirlerinde Nelere Tahammül Edemiyor

Maalesef evlenmeyi bilmediğimiz için eşlerimizi evlendikten sonra tanıyoruz. escort mecidiyeköy Bu nedenle evlilik içinde karşılıklı tahammülsüzlüklerimiz çözülmesi zor problemlerin oluşmasını kendiliğinden getiriyor.

Kadınların eşlerinde tahammül edemediği yönler ;

– Dinlenilmediğini düşünmek: Kadın konuşurken eşinin başka tarafa (televizyon vb) bakması

– Konuşurken sözünün kesilmesi ve konudan sapacak suçlamalarla cevap verilmesi: Örneğin konu eve sürekli geç gelmek ise erkeğin ‘kadın olsaydında gelseydim vb’

suçlayıcı cevabı

– Kadından hizmeti emir içeren kelimelerle talep etmesi: örneğin ‘çay koy’, ‘şişli escort sıla ’ vb

– İlgi görememek: Eşi eve geldiğinde kadınla sohbet etmemesi, motive edici cümleler kurmaması ve buna gerekçe olarakta ‘biz artık evliyiz. Ne gerek var?’ yaklaşımını sergilemesi

– Çoraplarını, kirli giysilerini her tarafta çıkarması, bırakması, dağınıklığı

– Kendine danışmadan emrivaki olarak misafir davet etmesi

– Yalnız olmadıkları her türlü ortamda eleştirmesi: Toplum içinde eşinden ‘o bilmez’, ‘o anlamaz’, ‘o yapamaz’ vb şeklinde küçümseyici konuşması

– El, kol şakaları

– Şefkat eksikliği: Uyurken, uyumadan önce ve konuşmalarında şefkatli yaklaşım bulamaması

– Çalışan kadınların evde kocasından ev işlerinde yardım görememesi.

– Çalışan kadının maaş kartının elinden alınması ve bir haftalık harcamasını hesaplayarak harçlık verilmesi.

– Evin düzenine karışılması: Onu oraya koyma, illa şurada duracak. Bu bardak neden burada. Buzdolabının ve evin temizliğini kontrol etmek vb

– Ev ile ilgili ihtiyaçları müsriflik olarak değerlendirmesi, zamanında almaması, karşılamaktan kaçınması

– Ev ile ilgili ihtiyaçların bedelini karısından ‘fiş, fatura,’ ile belgelemesini talep etmesi

Yukarıda ana hatları ile saydığımız ve kadınların tahammül edemediği yönleri sergileyen erkek, ilk olarak karısının gözünde saygınlığını kaybediyor. Ardından kadında evliliğin ‘KATLANILMASI’ gereken MECBURİ bir kurum olduğu duygusu uyanmakta.

Bunun belirtilerini ise kadının eskiye göre daha az veya daha çok konuşmasında, ev ile ilgili hizmetleri adeta robotlaşmış şekilde yapmasında, pembe dizi olarak tabir ettiğimiz aşk içerikli film ve dizilere yoğun ilgisinde, karı koca  ilişkisini unuturcasına kendini çocuklara adamasında görebiliriz.

O aşamada önlem alınmadığında zaman içinde eşler arasında duygusal bağlar gittikçe kopmakta ve kadın aile den çıkıp ev arkadaşlığına dönüşen davranışlar sergilemektedir.

İçten içe evlenmeden önceki baba evindeki hayatı ile evlendikten sonraki hayatını kıyaslamalar yaşanmakta, sonuçta baba evine daha çok gitme arzusu ve bekar  olduğu günlere özlemin artışı ile mutsuz bir hayat sürdürülmeye, çocuklar varsa adeta sürüklenmeye çalışılmaktadır.

Erkeklerin eşlerinde tahammül edemediği yönler ise;

– Kadınların ısrarcı olmaları: Arada bir talepleri karşılanmazsa bile sürekli o talebi dillendirmeleri

– Vıdı vıdı yapmaları: Az ama öz konuşamamaları

– Çalışmayan bayanların eşinin alışkanlığını ve talebini bildiği halde hastalık, gece çocuk bakmak vb hariç kahvaltı hazırlamaması, kapıdan uğurlamaması

– Erkeği iş saatleri içinde zorunlu nedenler dışında sık sık arayarak ‘nerdesin?’ ‘ne yapıyorsun’ ‘yanında kim var’ sorularını yöneltmesi

– İkide bir ‘beni seviyor musun’ ‘ ne kadar seviyorsun’ sorgulaması

– Telefonunun sık sık kontrol edilmesi

– Tartışmalar sırası veya sonrasında aile büyüklerini arayarak, ağlama eşliğinde şikayet

– Yatak odasını cezalandırma aracı olarak görmesi

– Erkeğe özgürlük alanı tanımak istememesi

– Sosyal çevresine sık sık müdahale etmek istemesi: Şununla görüş, bununla görüşme vb.

– Annesinden kıskanması, annesini şikayet etmesi

– Ekonomik durum bozulduğunda harcamalarında kısıtlamaya gitmek istememesi, eleştirmesi ‘ senin yüzünden dara düştük’ vb demesi.

– Başkalarının eşlerine aldıklarından söz etmesi : ‘Leyla’ya kocası yeni televizyon almış, bilezik almış vb’

– Kapıdan girer girmez çocuklarla ilgilenmesini istemesi : ‘Al şu çocukları, bütün gün beni yedi bitirdi’ vb

– Eve gelişinde trafik vb nedenlerle geç kaldığında surat asması ve sorgulaması.

– Tartışmalarda erkeğin alesini kötülemesi

– Sürekli geçmişi gündem yapmaya çalışması

Erkek bu problemleri daha çok içinde yaşayarak kendince çözmeye çalışmaktadır. Yanılmaktadır. Bir süre sonra kendini kullanılmış, üstünde ağır yükler olan, bekarlık hayatının sorumsuz günlerine özlem duyan, ayakları her akşam adeta geri geri giderek, annesinin şefkatini arayan duygular içinde bulmaktadır.

Artık tartışmanın veya konuşmanın anlamsız ve çözüme ulaşmayacağınıdüşündüğünden iyice kendini kapatır. Kimisi ise daha dışa dönük olarak yaşamaya çalışır. Bazen iş yoğunluğu bazende arkadaşın problemini çözme vb gerekçelerle eve daha geç giderek aslında kaçmanın yolları aranmaktadır.

Bu tahammülsüzlük problemlerinin kaynağı tespit edilip, zamanında çözüldüğü taktirde oluşabilecek sadakatsizlik sonucuda ortadan kalkar. Aldatma olmasa bile erkek bir süre sonra çalışmak zorunda olduğunu, elaleme rezil olmamak ve çocuklar için bu evliliğe katlanmak zorunda olduğunu düşünerek yaşayan ölüden farksız hale dönüşür.

Yakın arkadaş veya akraba dışında kimseye danışmak istemiyorlar. Oysa, arkadaşlarının evliliği veya tecrübesi ne olursa olsun kendi evliliğine kes yapıştır tarzında  uygulama hayaline girmemek gerekir. Çünkü kurduğu ailenin kadını kendine özel ve tektir. Başkasının eşi ile aynı duygu, beklenti, tepki, kültür içinde olması mümkün değildir.

Eşini tanımak, anlamak, tepkilerinin kaynağını tespit etmek şarttır. Belkide, eşi kendisinde bulamadığı beklentileri nedeniyle davranışlarında bu şekide rahatsız olmaktadır. Problemi bağırarak, bastırmaya çalışmak ise hataların en büyüğüdür.

Ergenlikte Arkadaş İlişkileri

1)Arkadaşlarının kendisi için ne düşündüğü çok önemlidir.

2)Kendi aralarında arkadaş grupları vardır.

3)İlgilerini ve giyim tarzını arkadaş grubuna göre ayarlarlar,

4)Aynı cinsiyetteki yakın arkadaşlarla birlikte olmak ister.

5)Erkekler aralarında cinsellik ve kızlar hakkında daha fazla konuşurlar.

6)Erkeklerin kurdukları gruplar daha kalabalıktır, ilişkiler yüzeyseldir.

7)Kızların grupları daha küçüktür, ancak ilişkiler daha sıkıdır.

8)Aile içinde geçimsizlik ya da şiddet varsa, ergenler arkadaş grupları yerine çeteleşmeye yönelirler.

9)Ergenliğin ortalarına doğru karşı cinse olan ilgi artar.

10) Ergen karşı cinsin dikkatini çekmek için dış görünüşüne dikkat eder.

11)En sevdiği arkadaşı başka biriyle arkadaşlık ederse kırılır.

12)Bir yandan başarılı olmak, beğenilmek ister, diğer yandan başarılı olduğunda arkadaşları arasında, alay edileceği endişesine kapılır.

13)Onura ve başarıya paradan çok değer verir.

14)Bir an bile düşünmeden kendini ortaya atabilir.

15)Bir lidere körü körüne bağlanabilir, bir yandan da bütün liderlere ve yetişkinlere karşı çıkar.

16)Bağımlı olabilir.

17)Düşüncelerinin ve değerlerinin önemsenmesini ister.

18)”Kimse beni anlamıyor” düşüncesi yaygındır.

19)Eli açık ve iyilik severdir,

20)Çabuk güvenir ve bağlanır.

Babanın Çocuğun Kişilik Gelişimindeki Rolü Nedir?

Eşinin hamilelik döneminden itibaren ona destek olup, huzurlu olmasını sağlayarak, bebeğin anne karnındaki gelişimini takip etmeye ve onunla iletişim kurmaya çalışarak babanın da çocuğun kişilik gelişimindeki rolü başlamış olur. Yoğun ve stresli iş yaşamından sonra bile çocuklarına özel zaman ayırabilmeleri, sohbet etmeleri, tavla-santraç oynamak, tamir yapmak gibi birlikte yapılabilecek alternatifler üretmeleri, sorunlarına çözüm bulmak için onlara yardımcı olmaları onları sakince dinleyebilmeleri, çocuğun gelişimi açısından büyük önem taşır. Anneler kadar babaların da sevdiklerini söyleyebilmeleri, duygularını iyi ifade edebilip, sarılarak, bakışlarıyla, şakalaşmalarıyla da bunu somutlaştırabilmelidirler. Bu şekilde çocuklarıyla sıcak ilişki kuracak ve çocuğun da babasıyla her şeyini paylaşabileceği güvenini ona vereceklerdir. Bu çocuklar sosyal ilişkilerinde çok daha başarılı çocuklar olarak yetişeceklerdir.

Aşırı otoriter, hiç ilgi göstermeyen, aldırmayan babalar çocuklarının utangaç, kaygılı, hayata karşı güvensiz olmalarına sebep olabilirler. Özellikle erkek çocuğun sağlıklı ve güvenli bir ilişki kurduğu babayı kendine model alması çok önemlidir. Erkek çocukta baba ile özdeşleşme başlayacağından babanın iyi bir model olması çok önemlidir. Aksi takdirde çocuğun kimlik gelişimi olumsuz yönde etkilenip maskülen özelliklerin yeterince benimsenememiş olma riski oluşabilir.

Kız çocuklarda da baba ile olan iletişim çok önemlidir. Karşı cinsi tanımaları, onları nasıl gördüklerini değerlendirmeleri, karşı cinse karşı nasıl davranacakları ile ilgili ilk öğrenimler küçük yaşlarda baba ile başlar. Burada yaşanan güçlükler kız çocuklarında ergenlik dönemlerini zor geçirmelerine sebep olabilir.

Evlilikte İletişim, Eş Seçimi, Ailede Sosyal Medya Etkisi, Şafak Fm-Beş Çayı

Selman Kaymaz’ın sunduğu Çay sıcaklığında, Şiir tadında, Birbirinden özel konuklarla, Rengarenk bir program. Çayın yanında iyi giden yayın. 5 Çayı Programının 17.12.2016 Cumartesi Yayın Konuğu Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Danışmanı Okan Bal Katıldı.

Program İçeriğinde, Evlilik Öncesi Psikoloji, Eş Seçimi, Evlilikte İletişim, Evlilikte Sosyal Medya Kullanımı, Aile İçi İletişim Becerileri, Aldatma Aldatılma Konuları İşlendi.

Şafak Fm 5 Çayı Programı Selman Kaymaz – 17.12.2016

Evlilikte İletişim Sorunları ve Çözümü

Eşinizin iç dünyasına dair bilgilerinizi nasıl arttırabilirsiniz? Eşinizi gerçekten nasıl tanıyabilirsiniz? Her ne kadar eşimizi tanımak noktasında derinleşmek istiyorsak da aslında ilk önce etkili bir şekilde iletişim kurmak için kendimizi eğitmeliyiz. İletişimde neden sorunlar yaşarız sorusu bizi çözüme de götürecektir.

1-Her Kişinin Kendine Ait İletişim Sözlüğü Vardır: İletişim hatalarının başında eşiniz ve siz aynı dili konuşmanıza rağmen, her biriniz yaratılıştan kaynaklanan farklı özelliklere sahip olmanızdır. Hepimiz farklı ortamlarda, farklı ailelerde, farklı deneyimlerle büyüyüp farkında olmadan kendi kullandığımız dilin dışında kendimize ait söze dökülmeyen, sözlükler oluştururuz. Örneğin; farklı ailelerde yetişen iki kişi ‘Hadi gel basket oynayalım’ gibi basit bir cümleyi kendi sözlükleriyle nasıl algılarlar? 1. aile için bu cümlenin söze dökülmeyen anlamı şudur. Basket topumuzu alalım, yakın bir parkta ki kotaya kadar yürüyelim ve ikimizden biri yorulana kadar basket oynayalımdır. 2. aile için ise; kendi sözsüz sözlüklerinde, haydi gel basket oynayalım demek, gel özel bir spor salonuna gidip, kapalı bir salonda, pahalı bir topla basket maçı yapalım ve ikimizden biri yenene kadar devam edelim demektir. Birinci ailede büyümüş olan kişinin, ikinci ailede büyümüş olan eşinin oyuna taşıdığı kararlılık ve saldırganlıktan dolayı şaşkındır.

Eşler arası büyük çatışmalara götürecek farklılıklar aslında sadece farklı sözsüz sözlük kullanmalarıdır. Eşler birbirlerinin sözlüklerinin kullanımını öğrenmeliler.

2- Beklentilerle Gerçekler Çatışabilir: Kişiye özel bir dil kullanılmasının yanı sıra başka unsurlarda vardır. Belkide en yaygın mekanizma yadsımadır. Eşinizin söylemek zorunda olduğu şeye inanmayabilirsiniz.

Hepimiz ilişkilerimiz içinde, hassas noktalara eşlerimizin beklentileriyle gerçeklerin çatıştığı alanlara sahibiz. Eşlerimiz kişisel çıkarlarımıza ters düşen bir şekilde davrandığında, yanılsamalar başvurabileceğimiz bir kaçıştır. ‘Böyle hissettiğin için sen kötü/ bencil/ cahil/ kaba/ aptal vb. diyerek kınayabilirsiniz. ‘Aslında gerçekten hissetmiyorsun senin asıl hissettiğin şey…..’ diyerek eğitebilir. ‘Bu kanudaki düşüncelerini değiştirmezsen, bende….yaparım’ sözleriyle tehdit edebilir. ‘Hı-hı çok ilginç. benimde söylediğim gibi…’ deyip görmezden gelebilir. Ve bu yorumların altında yatan ise, eşinizin ne hissettiğini azaltmaya çalışarak yerine kendi bencil yanılsanızı yerleştirmeye çalışmaktır.Bu durumda sizin aranıza mesafe koyan ciddi bir sorun haline gelebilir.

 

Peki Sağlıklı İletişim İçin Nelere Dikkat Edilmeli?

Sağlıklı evlilik için çiftler arası diyaloğunda sağlıklı olması gerekir. Sağlıklı bir diyalogda 3 adımdan oluşan evlilik hayatı için önemli bir egzersizdir.

1- Dikkatinizi Eşinize Verin

Sağlıklı ve etkin bir diyalog için ilk yapmanız gereken dikkatinizi eşinizin gerçekte ne söylediğine odaklamanızdır. Çoğumuz farkında olmasak da başkalarının ne söylediğini nadiren dinleriz. Dinlemememiz gereken zamanı, duyduklarımızın oluşturduğu etkiye cevap veriyoruz. Başka bir deyişle bizler aslında kendi verdiğimiz tepkileri dinliyoruz. Eşimizin söylediği sözlere odaklanmayı başarabilirsek, bu sözcüklerin gerçekte ne anlama geldiğinide anlama şansımız olacaktır.

Bu egzersize ikizleme egzersizide denilebilir. Eşler birbirlerinin görüşlerine dair iç mantıklarını doğrulamayı öğrenirler. İşin özü yaptıkları şey birbirlerine, ‘Söylediğin sözler bana anlamlı geliyor. Neden böyle düşündüğünü anlayabiliyorum’ demektir. Dikkatinizi verdiğinizde eşiniz hakkında onu ve içinde bulunduğu durumu çok iyi anlatan sözcükler seçtiğini fark edeceksiniz. Eşinize hatta tüm çevrenize farkındalıkla bakın ve sözcüklerin altındaki gerçek manaları yakalayın.

2- Eşinizle Aynı Kişi Değilsiniz

Eşinizle belli bir diyalog kurduktan sonra, sözledikleri sözcükleri gerçek anlamada dinleyerek taşıdıkları manaları bulmaya çalıştığınızda, çoğu zaman içsel deneyimleri sizinkinden farklı bir kişi ile yaşadığınızı keşfedersiniz. Artık ben ve o ilişkisinden sen ve ben ilişkisine terfi edersiniz. Birlikte yaşadığınız insanın sizin bir uzantınız olmadığını anlamanız buradaki başlıca gerekliliktir. Eşler arası çatışmaların en büyük sebeplerinden biride aynı kişi olduğunuzu düşünmek, sizin gibi davranmasını arzu etmektir. Fakat eşiniz sizden ayrı bir birey ve ayrı deneyimlere sahip ortamlarda yetiştiğinizi unutmamanız en doğru olandır.

 

3- Eşler Arası Empati

Eşlerin birbirleri arasındaki diyalogda, çatışmalar yaşansa da, küsmek ya da kendi kabuğuna çekilmek yerine, düzenli bir şekilde diyalog kurmaya gayret etmelidirler. Küsmek ya da kendini geri çekmek yerine iletişim kurmak, eşler arasında çok güçlü duygusal bağ oluşturur. Birlikte konuşarak bu duygusal bağlılığı yakalayabilen çiftler huzuru da yakalayabilmiş olur.

Diyalog aşamasının bu üçüncü adımında, eşinizi dikkatle dinleyip, söylediklerinin tamamını anlayarak kendi bakış açınızı eşinin söylediklerin ardındaki mantığı onaylamak için esnete bildiğinizde bir adım daha ileri giderek eşinizle empati kurmaya hazırsınız demektir. Bu bakış açısı tam olarak ‘olayları bu biçimde gördüğünü anladıktan sonra, nelere kırılacağını da anlıyorum’ buluşmasına bizi getirir.

Bazı insanlar için düşünce biçimlerinin onaylanması, duygularının onaylanmasından daha önemlidir. Fakat bazıları için ise empati iyileşmenin anahtarı olabilir. Bu kişiler bazen saçma heyecanları bile birileri tarafından onaylandığında sevildiğini anlarlar. Eşler arası ilişkilerde empati kurabilmek diyaloğun sadece sözde değil, daha derinlere hislerine de indiği noktadır.

Boşanma Nasıl Daha Kolay Atlatılır?

Boşanma veya uzun bir ilişkinin bitmesiyle yaşanan ayrılık sonrası travma…Her ikisi de kadını yaralıyor,tamiri çok zor hasarlara neden olabiliyor…

Boşanma sonrası yaşanan travmayı aşmak için neler yapılmalı?Ayrılık acısını nasıl hafifletebiliriz?Boşanma depresyonunu nasıl önleriz?gibi soruların cevabını bulmanıza yardımcı olmak için bu yazıyı hazırladım.İşte yapılması ve yapılmaması gerekenler;

1-Öfke veya intikam duygusuyla hareket etmeyin :Kadın- erkek farketmeksizin,herkesin en büyük kabuslarından birisidir terk edilmek…Hele de seviyorsak,terk edilme bize ağır bir hakaret gibi gelir.O anlarda derin bir öfke ve ardından intikam duygusu yaşarız.Boşanma veya ayrılık sonrasında yaşanan bu duygularla yapılan hatalar,ömür boyu kendimizi kötü hissettirir.Her ne kadar zor olsa da,sakinliğinizi koruyun.Hayatınızda onun gidişiyle yaşanacak boşluğu gereksiz insanlarla doldurmayın.

2-Kendinizle yüzleşin :Ayrılığın en zor kısmı bu yüzleşme aşamasıdır.Kendinizle baş başa kalın ve şu soruları sorun:

-Bu ayrılıkta benim hatalarım var mı?

-Ayrılık için öne sürdüğü mazeretlerde haklılık payı var mı?

-Bu ilişkiyi kurtarabilir miydik?

-Ben ilişkide nasıl biriyim?(öfkeli,kıskanç,kontrolcü,özgürlükçü v.b)

Bu soruları,ayrıldığınız erkek suçlu olsa bile(örneğin suçüstü yapılan bir aldatma durumu) kendinize sorun.Tarafsız cevaplar verin.Bu soruları sorma nedenimiz o insanla tekrar barışmak değil.Amacımız;Yeni başlayacak bir ilişkide neleri yapıp,neleri yapmayacağımızı bulmak.

3-Onu hatırlatan her şeyi atın!:Şimdi diyeceksiniz ki,’eşyalar atılır ama ya anılar?’ Haklısınız…Anıları silmek kolay olmuyor.Ama ,işe eşyalardan başlayın.Ona dair ne varsa hepsini atın veya ihtiyacı olan birisine verin.Gelelim anılar konusuna;Anılar kolay silinmeyecektir.Bu acıyı yaşamanız ve bu acıyla pişmeniz kaçınılmaz.Anıların, en az hatırlanması için,mümkün olduğunca onunla birlikte gittiğiniz yerlere gitmeyin.Birlikte yaptığınız şeyleri yapmayın.Bu konuda size verilen tavsiyeleri de (bu yazdıklarım dahil)pek ciddiye almayın.O anıların acısını yaşayarak olgunlaşacaksınız.

4-Onunla yaptığınız şeylere değil,o kızdığı yada üzüldüğü için yapamadığınız şeylere odaklanın:Gezmeyi sevmiyordu ve siz de o sevmediği için saatlerce sokaklarda gezemiyordunuz.O zaman bol bol gezin.Sinemaya gitmeyi sevmiyordu ve siz de o sevmiyor diye gitmiyordunuz.İşte size güzel filmleri izlemek için fırsat!O kıskandığı için giymediğiniz mini eteğe ne demeli? Artık güzel miniler giyme zamanı…Bir kaç örnekle ne demek istediğimi anlatabildim sanırım.Bu yöntem ayrılık sonrası alınan desteklerde çok uygulanmıyor ancak oldukça yararı olan bir yöntem.

5-Yapmayın!:Medya veya internette artık klasik haline gelen’’Ayrıldıktan sonra kendinizi yenileyin’’haberlerine kulak asmayın.Şaşırmış olabilirsiniz ama,bu tür görünüm değişiklikleri gözlemlerimle sabittir ki,bir süre sonra daha büyük bunalımlara neden oluyor.Ayrılık sonrasında yaptığı absürt tarz değişikliklerine hayret eden hatta utanan bir sürü danışanım oldu diyebilirim.

6-Aile desteği : Eğer hayatta iseler,anne ve babanızın desteğini alın.Onlarla dertleşin,sohbet edin.En zor zamanlarınızda elinizi bırakmayan bu değerli insanlar,o anlarda da yanınızda olacaklardır.Anne babanız hayatta değilse,kardeş,abla,abi…Birinci derece akrabalarla bırakın yüz yüze konuşmayı,telefonda yapılan sohbet bile sizi güçlü hissettirecektir.

7-Sosyal sorumluluk faaliyetlerine zaman ayırın : Mutlu ettiğiniz bir çocuk,elinizi uzattığınız bir sokak hayvanı…Onların gözlerinde gördüğünüz müteşekkirlik,size hayatta başka mutluluklarda olduğunu anımsatacaktır.Diğer yandan,yaptığınız bu gönüllü aktiviteleri,boşanma sonrası yaşayacağınız ‘değersizlik’hissini de kolayca atlatmanıza yardımcı olacaktır.

8-Son çare:Tüm bu önerilere rağmen hala ayrılık sonrası travmayı atlatamıyorsanız ve ayrılık acısı yaşıyorsanız,bir uzmandan destek alın.Yine hiçbir yerde bulamayacağınız bir öneriyi paylaşmak isterim;Destek alacağınız danışman veya koç erkek olsun.Kadınların kadınlara yaptığı danışmanlıkta bazı konular gözden kaçabiliyor ve kadınca bir bakış açısıyla sorunlara çözüm aranıyor.Bir erkekten alacağınız profesyonel destek,kendi durumunuzu daha sağlıklı görmenize ve farklı çözüm yolları bulmanıza yardımcı olacaktır.

9-En önemlisi: Ne yaşamış veya yaşatılmış olursanız olun, Siz Değerli Birisiniz Kendinizi sevmekten vazgeçmeyin.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Erkeklerin Hoşlandığı Kadın Tipleri

Erkeklerin hoşlandığı, etkilendiği kadın tipleri için bazı özellikler vardır olmazsa olmazdır. Bu özelliklere sahip bayanlar erkeklerin daha fazla ilgisini çeker. Aslında bayanlar için bu özelliklere sahip olup da erkeklerin gözdesi bir bayan olmak o kadar da zor değildir. Pekierkekler hangi tip kadınlardan hoşlanır?

Temiz aile kızları

Türk erkeklerin genelinde evlilik düşündüğü kızların geçmişi çok önemlidir. Fazla ilişkisi olmamış, temiz geçmişi olan ve aile yapısı olarak kendi aile yapısına benzeyen kızlarla ömrünü geçirmek ister. Hatta evlenme düşüncesi olduğu kızın geçmişini ayrıntılı olarak araştırma gereği duyar. Bu sebeple kızların en baştan çıkmaya başladığı andan itibaren ne olursa olsun dürüst olmalıdır. Dürüst olan kız bu konularda her zaman kazanır. Çünkü geçmişi gizleyen yalan söyleyerek ilişkisini devam ettirmeye çalışan kızlar için erkeklerin ileride kızın geçmişinden öğrendiği herhangi bir yalan ve gizleme ilişki ne olursa olsun bitirme noktasına gelebilir. Kızlar şunu unutmamalıdır ki erkeği kaybetmemek için baştan gizledikleri konuları dürüst olup yüz yüze erkeğe açıklamalıdır. Bu şekilde davranan kızlar her zaman kazanmıştır.

Özgür ruhlu kadınlar

Bayanlar erkekler için ne kadar zor olsa da belli bir aşamadan sonra bayanların erkek arkadaşıyla ilişkileri ilerledikçe onlara bağımlılığı artar. Bu noktada erkekler bunu hissettiklerinde vazgeçme eğilimine girerler. Bayanlar erkeği sevmeli, ona sadık olmalı fakat bunun fazlasına kaçmamalıdır. Bayanlarında kendisine has bir hayatı olmalıdır ki erkeklere bağımsızlık hakkı tanımalıdır. Ayrıca hobileri, zevkleri ve arkadaşlarına düşkün olan bayanlar erkeklerin gözünde bir adım öndedir.

Mütevazi kadınlar

Eğer bir erkeği etkilemek istiyorsanız daha ilk baştan para konusuna girmeyin. Özellikle ilk buluşmalarda direk bayanlar maaşını veya günlük harcamasını öğrenmeye çalışır. Eğer böyle bir durum varsa erkekler bu sorgulamaları yapan kızları reddeder. Çünkü erkekler para takıntısı olan bayanlardan pek hoşlanmazlar. Parayı arka planda tutan zengin bir bayan da olsa bu konuda mütevazi olan ve harcamalarını bütçesine göre dengeli yapan kadın tipleri erkeklerin her zaman göz bebeğidir.

Kendiyle barışık kadınlar

Bayanların yanlış yaptığı noktalardan biridir. İlişki başlangıcında dert dinleyenler erkekler oldukça fazladır. Fakat bu konuda erkekler şikayetçidir. Erkekler somurtkan ve sürekli dertli bayanlar ile yaşamasının zor olduğunu düşünürler. Erkekler hayat dolu, esprili ve ne yaptığını bilen bayanlardan hoşlanırlar. Şunu da bayanlar unutmasınlar neşeli olacağım diyerek bunu abartan bayanlarda erkeklerin gözünde düşebilir.

İçi dışı bir dengeli kadınlar

Erkekler karşısındaki bayanın davranışlarından anlam çıkaramadıkları zaman yani kafası karışık veya bilmece gibi bayanlardan hoşlanmazlar. Bu sebeple açık sözlü ve ne istediğini bir bayan olmak erkeklerin gözünde daha farklıdır. İlişkilerde yaşam tarzınıza yakın erkekleri tercih etmelisiniz. Çünkü hayat tarzları birbirinine benzemeyen ilişkiler iki tarafı da zamanla yıpratır. Çünkü birbirlerine uyum sağmaya çalışmaya başladığınız an kendinizden taviz verirsiniz, taviz verdikçe de bu durumdan rahatsız olmaya başlarsınız.

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.