Psikolojik destekli diyet

Diyet yapmak son yılların en önemli trendlerinden biri. Neredeyse her on kişiden üçü sürekli diyet halinde. Hem güzel, hem kilolu olmak bir arada mümkün görünmüyor.

Kilo vermede yaşanan problemlerden en önemlisi kişinin sıklıkla kilo verme girişimleri olsa da her defasında kiloları hızla geri alması ya da kilo vermek de çok zorlandığını kendini durduramadığını ifade etmesidir. Bu kişilerin belirledikleri tek hedef kilo vermektir. Bu nedenle de diyet yapmak zorlaştığı gibi diyet sonrasında kilolar hızla geri alınmıştır. Bir süre sonra da “ben kilo veremem”,“kilo versem de hemen alıyorum” “yapamıyorum” gibi olumsuz inançlar geliştirmişlerdir. Odak noktası kilo vermek olunca zayıflamak zorlaşmaktadır. Oysa psikolojik diyette beslenme alışkanlıklarını düzenlemek, dürtülerin kontrol edilmesi, kişinin kendini algılayışı, stresle başa çıkma becerileri son derece önemlidir. Bunların düzenlenmesi ile kişi kendini daha iyi hissetmektedir. Doğaldır ki, kendimizi iyi hissettiğimiz durumlar da yaptığımız her iş başarılı olmaktadır

Kilo almaya neden olan en önemli etkenlerden biri kişinin karşı konulmaz bir yemek yeme isteği duymasıdır. Yemek yeme isteği önce bir gerginlikle başlar, gerginlik arttıkça kişi karşı konulmaz bir istek duyar. Bu kişiyi, yemek yemeye yöneltir. Yemek yerken büyük bir haz duyar ancak sonrasın da pişmanlık duygusu hisseder. Özellikle de kilolar arttıkça bu duygu derinleşir. Kişilerin içten gelen bu isteğe direnebilmesi psikojik destekle mümkündür. Kişinin kendi isteklerine ‘hayır’ diyebilmesi kendi kendini kontrol edebilmesi zaman alan bir çalışmayı gerektirir. Sadece kilo vermeyi hedefledğinizde kendi kendinize zarar veren isteklerimize hayır demeyi bu kadar kısa sürede öğrenmemiz mümkün değildir. Bu öğrenilmediği için de kilo verildikten bir sure sonra kişiler tekrar kilo almaya baş- lamaktadır. Aşırı yemek yemesi ve kendisine zarar veren istekleri üzerinde kontrol sağlayan kişide, kendine güven oluşur. Bu da uzun süreli koruyucu etki yapar.

Beslenme alışkanlıkları

Diğer belirlenen hedef de kişinin beslenme alışkanlıklarının değişmesidir. Hedeflenen, kilo vermekten çok yaşam biçimi edinmektir. Kilo ile ilgili sıkıntıları olan kişilerde ilişki problemleri, duygularını ifade edememe sık görülen problemlerdir. Bu nedenle de stresle başa çıkabilmek psikolojik destekli diyette en temel konulardan biridir. Stres yaşantımızın bir parçasıdır. Her an karşılaştığımız bir durumdur. Stresi oluşturan faktörler ayrılık, boşanma, hastalık olabildiği gibi, kendimize koyduğumuz katı kurallar, kendimizi algılayışımız, ya hep ya hiç şeklindeki düşünce şekilleri ve duygularımızı paylaşmakta yaşadığı- mız zorluklar olmaktadır. Bu uyaranlar kişi için rahatsız edici duruma geldiğinde vücut kendini korumaya yönelir. Stresle karşılaşınca stres hormonları salgılanır. Problem çözüldüğü zaman stres belirtileri ortadan kalkar. Stresle baş edemediğimiz zaman vücudun uyumu zorlanır ve kronik stres belirtileri ortaya çıkar. Çarpıntı, baş ağrısı ve bitkinlik dışında en önemli stres belirtilerinden biri mide bağırsak bozukluğu ve sindirim zorluğudur. Bu zorluklar kişinin kilo vermede zorlanmasına neden olur.

Stresle birlikte duygusal belirtiler de ortaya çıkar. Kişi huzursuz, kaygılı, mutsuzdur. Buna sosyal hayatın azalması da eşlik eder. Sosyal hayatın azalması ev içinde geçen zamanın artmasına ve kişinin evde vakit geçirmeyle birlikte yemek yemeye yönelmesine neden olur. Özellikle de gerginliği yiyerek azaltmaya yönelir. Bir süre sonra kilolar artmaya başlayınca bu sefer yemek bir stres kaynağı olur ki, durum işin içinden çıkılmaz hal alır. Bu şekilde baktığımızda psikolojik destekli diyet farklı boyutlarda (sosyal, duygusal ve fiziksel) kişiye destek sağlamaktadır. Stresle baş etmek ve yemekten zevk almak yerine yaşamımızdan zevk almayı bilmek kilo problemlerinin aşılmasında önemlidir. Yaşam içinde insanın psikolojisini etkilemeyen insana ait hiç bir alan yoktur. Kendimizi iyi hissettiğimizde, kendimize güvendiğimizde, kendimizle ilişkili durumlar üzerinde belli bir oranda kontrolümüz olabildiğini gördüğümüzde sorunlarla daha kolay başa çıkarız.

 

Diyet Yaparken İradeniz Nasıl Güçlenir

Özellikle diyetteyken birçok kadın kocaman bir paket çikolataya Laura Branigan’ın ”You take my self, you take my self control…” (”İrademi elimden alıyorsun…”) şarkısını adayabilir. Öz iradesini sevgilisinin elinden aldığından şikayetçi olan Laura Branigan’ın durumuna hepimiz, gün içinde stresin, diyetin, ve daha başka birçok kısıtlamanın etkisiyle düşebiliyoruz.

Peki neden bazı insanlar diyet süresi boyunca atanmaya aday bir asker gibi her denileni yerine getirirken, bazılarımız da elimize ne geçtiyse onu yemek ve bitirmek istiyoruz?

Özdenetim biyolojik birçok altyapının oluşturduğu psikolojik bir özellik. Ancak kısmen genetik olması, sizin kendinizi bu konuda geliştiremeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Diyette olsun, öfke kontrolünde olsun, üşengeçliği yenmekte olsun öz iradenizi geliştirmek için 3 stratejiyi yazacağım size:Gerçekten de bazı insanlar daha iyi bir özdenetime sahipler: Diyetlerinin gereklerini daha iyi uygularlar, sporlarını aksatmazlar, işlerini bırakıp gezmeye gitmezler ve birileri onları ajite etse de hemen sinirlenip bağırıp çağırmazlar. Peki kimimizin irade, kimimizin özdenetim diye adlandırdığı bu özellik genetik mi?

Iradeyi Güçlendirmek için 3 Strateji:

1. Neden kendinizi kontrol edemediğinizi düşünün.  Hayatlarımız stresli. Ailemize, patronumuza, annemize babamıza, dostlarımıza karşı sorumluluklarımız varken, bir de kendimize karşı sorumlu olmamız zorlayıcı olabiliyor. Bir senaryo düşünün, tüm gün zorlu bir proje üzerinde çalışmışsınız, üstünüzde patronunuzun baskısı, işten çıkınca yemeğe gideyim diyorsunuz. Ame en küçük pizza yerine orta boyu söyleyip hepsini bitiriyorsunuz ve bu sefer de şişkinlikten kendinizden rahatsız oluyorsunuz. ”Hem çok yedim, hem de spora gitmedim.” diyip iyice kızıyorsunuz kendinize. Ama kendinizi suçlayabilir misiniz? Eğer kararlarınızda sizin nelerin etkilediğinin farkına varmazsanız bu çıkmaza düşersiniz.

2. Bir mola verin. Tam orta boy pizzayı ısmarlayacakken kendinizi durdurun, bir mola verin. 1. maddeye dönün: ”Neden bunu istedim?” cevabını kendinize verdikten sonra bir de ”Neden küçük boyu ısmarlayacağım?” diye düşünün. İyi sonuçlara odaklanmak, insanların iradelerini test eden birşey olduğunda doğru karar vermelerinde önemli bir etken: ”Daha sağlıklı bir yaşam süreceğim (uzun vade) / Mayonun içinde bu yaz daha iyi gözekeceğim. (orta vade) / Küçük boyu yersem kendimi daha sonra kötü hissetmeyeceğim (kısa vade).” Günlük yaşantımızda bizim irademizi sınayan birçok olayla karşı karşıya kalıyoruz. Bu yüzden karar anında mola vermek, ve genel olarak kafamızı sakinleştirmek ve meditasyon yapmak irademizi güçlendirmekte etkili yöntemler.

3. Hareket biçiminizi değiştirin. İradeyi artırmak için ilginç bir yöntem, güçlü olmayan yönlerimizi kullanıp birşeyler yapmak: Örneğin, baskın olmayan elinizle bilgisayar farenizi kullanın, dişinizi fırçalayın ve belki de yazı yazın 2 hafta boyunca. Bunları yapmak ve başarabilmek irade gerektirir. Bunları yaptıkça disiplininiz artar ve bu disiplin hayatınızın başka yönlerine de yayılır. Duruş biçiminize dikkat etmek bile (dik oturmak, ayaktayken karnınızı içinize çekmek) öz denetiminizi artırır ve baskı altında bile sakin ve kontrolde olmayı öğrenirsiniz.

Kilo Vermek İçin Psikolojinize Dikkat Edin

Bayanların büyük bir kısmının arzusu sıkı, fit bir vücuda sahip olmaktır. Ancak diyet zamanında yapılan hatalar sebebiyle kilo vermek oldukça güç bir hal alıyor.

Diyete Karar vermek için psikolojinizin hazır olması veya psikolojinizi hazırlamalısınız. Kendinizi hazır hissettiğinizde kilo vermeniz daha kolaylaşacaktır.

Kilo Vermek İçin Yapılabileceklerm

  • Öncelikle diyetinizi uzun süreli yapmaya gayret edin. Kısa süreli diyetler kalıcı olmayıp, bir süre sonra verdiğiniz kiloları almanıza sebep olabilir.
  • Asla vazgeçmeyin. Arkadaşınız ile aynı diyeti uyguluyorsunuz ve o sizden daha fazla kilo veriyor olabilir. Her insanın metabolizma hızı gibi değerleri farklı olduğundan kilo verme farkı meydana gelebilir. Böyle durumlarda düzenli istikrar sağlanmalı ve diyete devam edilmelidir.
  • Diyet listesinin dışına çıkmayın. Diyet listeleri özenle hazırlanmış listelerdir. Genellikle kişiye özel hazırlanmıştır ve listenin dışına çıkmamalısınız.
  • Alacağınız yiyeceklere dikkat edin. Yiyeceklerinizi güvenilir kaynaklardan sağlayın. Mümkünse organik olarak beslenin. Elinizden geldiği kadar ev yapımı, doğal besinleri tüketin. Abur cubur besinlerden uzak durun, mümkünse abur cubur alternatifi sağlıklı besinleri tüketin.
  • Hedefinizi belirleyin. Örneğin: “bu ay yaptığım diyetin ile 10 kilo vereceğim” gibi sözlerle kendinizi diyete ikna edin.
  • Diyet esnasında istisnai hareketler yapmayın. Çevrenizdekilerin ısrarı ile diyetinizi yarıda kesmeyip, kararlılığınızı gösterin.
  • Kilo vermenin sadece beslenme ile kesişiyor olduğunu düşünmeyin. Diyet esnasında sadece beslenmenize değil, hal ve hareketlerinize de dikkat etmelisiniz. Düzenli olarak spor, egzersiz yapmayan birisi kilo vermek için oldukça zorluk çekebilir.
  • Diyetinizden zevk alın. Düzenli istikar ve inancı sağladıktan sonra uzun soluklu diyet yapabilirsiniz. Diyetinizi yaparken zevk almaya çalışın. Aksi takdirde diyetiniz size sıkıcı gelmeye başlayacak ve diyeti yarıda bırakma fikirleri olgunlaşacak.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Bitki Çayları ve Faydaları

Yeşil Çayın Faydaları;Günde 4-5 fincan yeşil çayın kanser üzerinde koruyucu etkisi vardır.Üstelik yeşil çay yaşlanma , yıpranmaya yol açan maddeleri vücuttan atılmasına yardımcı olur.Kalp sağlığını korur.Yeşil çayda bulunan polifenol ve kateşin adı verilen maddeler tümör oluşumunu etkiler.Yeşil çay tüketimi batıya göre daha çok olan Asyada Batıya göre daha az kanser vakası görülmektedir.

Ginseng Çayının Faydaları;Ginseng çayı yaşlılık ve ona bağlı etkileri azaltmaktadır.Bunun için ginseng çayının bir diğer ismide gençlik aşısıdır.Cinsel gücü,fiziksel ve zihinsel kapasiteyi arttırır.Sabah ve öğle günde 2 defa tüketimi idealdır.

Sarı Kantaron Çayının Faydaları;

-Hazmı kolaylaştırır
-Mide yanmasına iyi gelir
-Uykusuzluk konusunda rahatlatıcı etki yaratır.
-Kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar.

Ada Çayı Faydaları;

– Antiseptik özelliği var
– Direnci artırır
– Hafızayı açar
– Canlandırıcı etkisi var
– Bulantıyı kesiyor
– Hazım sistemini düzenliyor
– Göğsü yumuşatıyor
– Sinirleri yatıştırıyor
– Cilde iyi geliyor

Biberiye Çayı Faydaları;

-Sindirim sistemine yardımcı olur
-Kabızlığa iyi gelir
-İdrar söktürür
-Uykusuzluğa iyi gelir
-Vücuttan zehirli maddelerin atılmasında yardımcı olur
-Dolaşımı canlandırır

Defne Çayının Faydaları;

– Antiseptik özelliği var
– Hazmı kolaylaştırıyor
– Uykusuzluk problemine yardımcı oluyor
– Saç dökülmesini engelliyor
– Rahatlatıcı etkisi var

Melissa Çayının Faydaları;

-Antiseptik özelliği vardır
-Gerginliği alır.Uyumaya yardımcı olur
-Gazı giderir ve terlemeyi sağlar
-Mideyi rahatlatır,hazmı kolaylaştırır

Kişniş Çayı;

-Gaz giderir
-Hazmı kolaylaştırır

Kuşburnu Çayının Faydaları;

– C vitamini içerir
– Kabızlığın giderilmesine yardımcı oluyor
– Güç kazandırıyor
– Öksürüğe iyi gelir
– Alerji egzama ve hemoroide karşı yararlıdır

Ihlamur

-Öksürüğe iyi gelir
-Yatıştırıcı etkisi vardır
-Uykusuzluk problemine iyi gelir
-Balgam söktürücü etkisi vardır

İlginizi çekebilir :  Yeşil Kahve Faydaları

Nane Çayı Faydaları;

– Hafif antiseptik özelliği vardır
– Mide bulantılarına karşı etkilidir
– Koku verir ve ferahlatır
– Çarpıntıya iyi gelir
– Soğuk algınlığına iyi gelir
– Sinir sisteminde yatıştırıcı etki yaparak uyku problemlerine yardımcı olur

Papatya Çayı;

-Sindirim sistemini kolaylaştırır.
-İdrar attırır ve sinirleri yatıştırır
-Gaz giderir
-Antiseptik özelliği vardır

Sinameki Çayı;

– Bağırsak üzerinde müshil etkisi yapar.
– Kabızlık sorunu için önerilir

Rezene Çayının Faydaları;

– Sancıların giderilmesine yardımcı olur
– Mideye iyi gelir
– Sinirleri yatıştırır
– Gaz giderir
– Sindirimi düzenler

Kilo Vermeye Hazırsınız Ya Psikolojiniz Hazırmı?, Psikolojik Destek

‘Her pazartesi diyete başlamaya karar veriyorum ama en geç çarşamba günü bozuyorum.

Ne yapmam gerektiğini çok iyi biliyorum fakat tek başıma kontrolsüz başaramıyorum.

Diyet yaparken sevdiğim besinlere dayanamıyor, ikramlara hayır diyemiyorum.

Diyet yapmak istiyorum fakat diyet yaparken kendimi baskı altında hissediyor, mutsuz oluyorum.’

Bu ve bunun gibi kurulabilecek bir sürü cümle…

Sağlık kaygısı, estetik görüntü ya da çevre baskısı… Sebebi her ne olursa olsun diyete başlamak başlı başına bir motivasyon işidir. Psikolojik yaklaşım bu nedenle kilo verme sürecinin en önemli unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır.

Daha önce diyet yapan biri için başarısızlık söz konusuysa, bu durum moral bozukluğu ve ‘başaramayacağım’ algısını ortaya çıkarmaktadır. Ya da ilk kez diyet yapmaya karar veren biri için çevreden sıklıkla duyacağı ‘bir lokmadan bir şey olmaz’ gibi cümleler caydırıcı rol oynamaktadır.

 

İşte tam da bu noktada diyete başlamadan önce kendimizi gözden geçirmeli, psikolojik hazırlığımızı gerçekleştirmeliyiz. Peki nasıl?

1. Neden Kilo Vermeliyim?

Başarmanın yarısı istemektir. Kilo vermeyi neden istiyoruz sorusuna cevap bulmamız gerekiyor öncelikle. Daha sağlıklı olmak, daha fit olmak, eskiden olmayan kıyafetin içine girmek, çevrenin rahatsız edici bakışlarından kurtulmak gibi nedenler bularak duruma odaklanmamız gerekmektedir.

 

2. Aceleci Davranmamak

Diyete başladığımız andan itibaren sihirli bir değneğin bize değeceği hissine kapılır ve vereceğimiz kilonun hemen uzaklaşmasını isteriz bizden. İlk birkaç gün, birkaç hafta var olan hevesimizle motivasyonumuz yüksektir. Ancak genellikle 2. haftanın sonunda diyetle oluşturmaya çalıştığımız yeni yeme alışkanlıklarımız ve tartıda görmek istediğimiz rakamın altında kilo kaybımız bizi rahatsız etmeye başlar. Bu da motivasyonumuzun bozulmasına, diyeti zoraki yaptığımız bir yük durumuna dönüştürür. Bu nedenle aceleci davranmamak en önemli kurallardan biridir.

3. Doğru Hedefler ve Gerçekçi Yaklaşım

Diyetin altın kurallarından biri doğru hedefler koymaktır. 120 kişi olan biri için ilk hedef 60 kilo olamayacağı gibi, bu kiloya 2-3 ayda inmek de mümkün olmayacaktır. Yanlış hedefler koymak, hızlı kilo kaybı beklentisi içinde olmak bedenin bu isteklerini karşılayamayacağına dair psikolojik olarak hazırlıksız olmaktır aslında.
Bu durumu yönetmek için diyet uzmanınız eşliğinde doğru hedefler belirleyin, bunu keyifli hale getirerek yeni yeme alışkanlıklarınızın tadını çıkarmayı öğrenin.

 

4. Kusursuz Olma Çabası ve Suçluluk Hissi

Her şeyin kusursuz olması için verilen büyük mücadele, yapılan basit bir hata ve engel olunamayan suçluluk hissi. Yaşamın her alanında olduğu gibi diyet yaparken kilo verme sürecinizde de kusursuz olmak sanıldığı kadar kolay değildir aslında.

Kusursuz olmayı planlamak yapılan bir besin kaçamağında suçluluk hissi ile hatayı arttırmakta ve diyetten kopmaları tetiklemektedir. Bunun yerine, hata yapacağınızı kabul edin ve hata yaptığınızda da bunu nasıl telafi edebileceğinizi öğrenin. Böylelikle kilo verme sürecinizin bitiminde geçiş yapacağınız koruma döneminiz daha eğlenceli ve keyifli bir hale gelecektir.

 

İradenizin güçlendirilmesi ve olumsuz alışkanlıklardan kurtulmak içinde psikolojik destek alabilirsiniz. Böylelikle diyet programınızın daha sağlıklı yapmanıza faydası olacaktır.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Diyette psikolojiye önem verin, Psikolojik Destek Alınabilir

Zaman zaman bedenimize küseriz, aynaya baktığımızda mutsuz oluruz, istediğimiz kıyafeti giyemediğimizde moralimiz bozulur. hissettiğimiz bu moral bozukluğu sonunda ise kendimizi buzdolabının önünde buluruz. Ya da bir bakmışız kucağımızda bir paket çikolata.Bu durumları genelinde yeme bozuklukları olarak adlandırabiliriz. Yeme bozukluğu kısır döngüsü, sıkıntı, tatminsizlik, öfke, üzüntü hali, suçluluk gibi olumsuz duygular ile kendini gösterir. Genelde bu olumsuz duyguların kaynağında depressif duygulanım, yüksek kaygı düzeyi, kişinin yaşamındaki sıkıntılı ve üzücü olaylar ve diğer psikolojik sorunların varlığı etkendir.

İnsanlar yemek yemeyi seviyor diye de çok yiyebilir bu durum patolojik midir ?

Öncelikle yemek yeme davranışı açlığı gidermek ya da bir lezzet denemek amaçlı mı yoksa patolojik kökenli mi buna bakmak gerekir. Kişi eğer açlık duygusu olmadığı halde dürtüsel olarak yemek yemeye yöneliyor ise bu durum psikopatolojik olarak değerlendirilebilir. Ya da fiziksel hastalığa veya hormonal sebeplere bağlı ise yine patolojik olması soz konusudur.

Bu sebeple yeme davranışı anormal ise hem dahili hem psikolojik yonden değerlendirilmeli patolojik olup olmadığına karar verilmelidir

Beslenmeyle ilgili düzenleme yapılırken nasıl bir psikolojik destek alınabilir ?

Beslenme bireylerin psikolojisini etkilediği gibi psikolojik durumları da beslenme alışkanlıklarını etkiler.

Psikolojiyi dikkate almayan diyet başarılı olamaz!

Beyin ve psikolojiden bağımsız yeme programı düşünülemez. Yemek yeme davranışımız anamızdan sütle sevgi almaya başladığımız andan itibaren şekillenmeye başlar. Yaşadıklarımız, duygularımız, düşüncelerimiz, beklentilerimiz, öfkemiz, cinsel yaşantımız, doyum ve doyumsuzluklarımız; hepsi yemek yeme davranışımızı etkiler. Ağız bölgesiyle yemek yeriz, sevişiriz, konuşuruz ya da “çiğ çiğ yemek isteriz”. Dolayısıyla zayıflama ya da kilo vermeye ilişkin diyet programı; kişinin beynini, psikolojisini, yemek yeme davranışını etkileyen derinliklerdeki psikolojiyi ve günlük yaşamın duygu-zihin etkileşimlerini dikkate almak zorundadır. Bunları dikkate almayan diyet programları başarısızlığa mahkumdur. Hatta kişide bazen daha fazla kaygı ve kısır döngü yaratır. Kişilerin Biyo-psiko-sosyal açıdan beden, beyin, ruh ve çevre etkileşimlerini inceleyen bilimsel diyet programının adı Psiko-Diyet’tir.

Psiko-Diyet programında kişiler öncelikle dahili yönden degerlendirilir. Burada kan şekerinden hormonlara kadar açlık ve yeme alışkanlığını etkileyen patolojik bir faktör olup olmadığına bakılır. Ardından diyet uzmanı ve psikolog tarafından görüşmeler gerçekleştirilir. Diyet uzmanı sağlıklı beslenme alışkanlığını kazandırırken psikolog ise bunun istikrarlı bir şekilde devam etmesini saglayabilir.

Ruhu ve beyni dikkate almadan bedeni zayıflatamayız!

Özellikle anoreksiya ve blumia gibi yeme alışkanlıklarını direk etkileyen psikolojik bozukluklar dışında depresyon , kadınlarda pms dediğimiz adet oncesi sendromlar ve bir çok psikopatolojik tabloda psikoloğun doğru beslenme alışkanlığını kazandırmak ve sürdürmekte büyük rolü vardır.

Neden beslenmeyle ilgili önlemler hedefe ulaşmak için yetmiyor ?

Beynimiz ( düşüncemiz,inançlarımız, korkularımız, beklentilerimiz, isteklerimiz) yeme bozukluğu oluşumunu engellemenin ya da tedavi etmenin başında, kişide kalıcı davranış değişikliklerinin yaratılması gelmektedir. Kişinin, yemek yeme düzenini, diyet ve egzersiz programını, geçici ve kısa dönemli olarak görmesinin engellenmesi, ve bu düzeni bir yaşam tarzı olarak görmesi amaçlanır. Aksi takdirde, diyetin sonlanması ile beraber tekrar kilo alımı da kaçınılmaz olacaktır. Bütün bu nedenlerdendir ki kilo vermek ya da sağlıklı bir bedene sahip olabilmek için çizilen yol haritasında farklı alanları da içerisinde barındıran bir ekip desteğine ihtiyaç vardır.

Kilo sorunu olanların kendilerine özgü psikolojisinden söz etmek mümkün mü ?

Kilo sorunu olanların kendine özgü psikolojileri vardır. Öncelikle mevcut durumdan rahatsız olmak ancak durumu değiştirecek güçte olamamak büyük bir problemdir. Pek çok kişi bunu iştahın açık olması ya da ne yesem yarıyor olarak da nitelendirir ancak durum zannedilenden daha derinlerde olabilir. Kişi kilo problemi yüzünden sosyalleşmekten kaçıyor, kendine olan saygısını güvenini kaybediyor bile olabilir.

Daha öncede belirtmiş olduğum gibi psikopatolojik ya da fiziksel bir nedenden kaynaklanıyor olabilir.

Son olarak;

Bedenleri zayıflatmak uğruna ruhu zedelememek en önemlisidir.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile-Evlilik Terapisti

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Diyette Psikolojik Destek Alınmalı mı?

Kilolarıyla barışık olmayan veya sağlık sorunları yaşamamak için çoğu kişi türlü türlü diyetlere başvuruyor.

Bir an önce kilo verebilmek için çok ağır egzersiz ve diyetler yapıyor.

Ancak araştırmalar dönemsel diyetlerle kilo veren 10 kişiden 9’unun en az eskisi kadar kilo aldığını gösteriyor.

Kilo vermeye çalışmada temel sorunlardan birinin kendine sınır koyma ve kendi bedenini tanımadan zayıflamaya çalışmak olduğunu vurgulayan diyetisyenler, bu süreçten ruh sağlığının da önemine vurgu yaptı. Düzgün bir psikolojiye sahip olmak diyetinize etkisi pozitif olacaktır.

Beslenme davranışının ardında duyguların ve düşüncelerin yer aldığı, diyet sürecinde ruhun da ihtiyaçlarının karşılanması, psikolojik destek alınması, diyete odaklanmak için destek alınması, kişiye özel diyet programına danışmanlar eşliğinde başlanması öneriliyor.

İradenizin güçlendirilmesi ve olumsuz alışkanlıklardan kurtulmak içinde psikolojik destek alabilirsiniz. Böylelikle diyet programınızın daha sağlıklı yapmanıza faydası olacaktır.

 

Okan Bal
Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Terapisti
Eğitim ve Öğrenci Danışmanı

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü İçin
“Online Terapi” Randevusu Alabilirsiniz.

onlineterapim-randevual

Sağlıklı Beslenme Takıntınız Var mı? Test Edin

Modern çağın ortaya çıkardığı yeme bozukluklarından biri de ortoreksiya nevrozadır. Steven Bratman tarafından ilk defa 1997 yılında anoreksiya nervozayı çeşitlendirmek için bu isim kullanılmıştır. Ortoreksiya nervoza en geniş tanımıyla sağlıklı beslenme takıntısıdır.  Daha sağlıklı beslenmek gibi masum düşüncelerle başlayan bu tutum ilerleyen aşamalarda tehlikeli bir hal alabilmektedir. Bu bireyler vücutlarına sadece sağlıklı besinleri alma düşüncesine sahiptirler. Besini satın alma süreciyle başlayan aşırı dikkat etme durumu pişirme, saklama koşulları ve yeme sürecinde de devam eder.

Ortoreksiya nervoza gibi yeme bozukluğu olan kişilerde serotonin, endorfin ve norepinefrin gibi sinir sistemi kimyasallarının düzeylerinin düştüğü tespit edilmiştir. Bu tutumun ortaya çıkmasında genetik, biyokimyasal ve psikolojik faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir.

Ortorektik bireyler genelde özgüven ve katı beslenme kurallarını bağdaştırarak sosyal ilişkilerini sıkıntıya sokabilmektedirler. Restoran seçimi konusunda hayli seçici davranırlar ve en ince ayrıntısına kadar besinlerin içeriğini sormaktan çekinmezler.

Günlük beslenme planları uzun vakit alıyorsa, uygulanan beslenme programı dışına çıkıldığında bireyin kendisine karşı nefret duygusu oluşuyorsa ve bu programlar bireyin sosyal izolasyonuna sebep oluyorsa bunlar ortoreksiya nervozanın ilk belirtileri olarak değerlendirilebilir.

İtalya’da geliştirilen orto-15 ölçeği ortoreksiya nervoza eğilimini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Lütfen aşağıdaki sorulara ‘’her zaman’’ seçeneği için 1, ‘’sık  sık’’ seçeneği için 2, ‘’bazen’’ seçeneği için 3 ve ‘’hiçbir zaman’’ seçeneği için 4 puan vererek puanlarınızı toplayın. Bu testten en az 15 en fazla 60 puan alınacaktır. Puanınızın 15 sayısına yakınlığı ölçüsünde ortorektik eğilimleriniz var demektir.

Orto-15 Testi

Mobil Cihazları Yatay Kullanmanız Testin Şıklarını görmenizi Sağlayacaktır.

Her Zaman Sık Sık Bazen Hiçbir Zaman
1. Yemek yerken yediklerinizin kalorisine dikkat eder misiniz?
2. Çeşitli yiyeceklerin olduğu bir yerde yiyecek seçmek

durumunda kalırsanız kararsızlık yaşar mısınız?

3. Son üç ay içerisinde besinler konusunda endişelendiğiniz

oldu mu?

4. Sağlığınızla ilgili endişeleriniz besin seçiminizi etkiler mi?
5. Yemeğinizin sağlıklı olması sizin için lezzetli olmasından daha mı önemlidir?
6. Daha sağlıklı, daha taze besinler satın almak için daha fazla para harcamak ister misiniz?
7. Sağlıklı beslenme ile ilgili düşünceler sizi günde üç saatten

fazla meşgul eder mi?

8. Sağlıksız olduğunu düşündüğünüz besinleri yediğiniz oldu mu?
9. Sizce, ruhsal durumunuz yeme düzeninizi etkiler mi?
10. Besinler içerisinde sadece sağlıklı olanlarını tüketmek kendinize olan güveninizi artırır mı?
11. Uyguladığınız beslenme tipi yaşam tarzınızı değiştirir mi? (Dışarıda yemek yeme sıklığı, arkadaşlar vb. açıdan)
12. Sağlıklı beslenmenin dış görünümünüzü daha iyi hale  getirebileceğini düşünür müsünüz?
13. Sağlıksız beslendiğinizde kendinizi suçlu hisseder misiniz?
14. Piyasada sağlıksız besinlerin de satıldığını düşünür müsünüz?
15. Son zamanlarda yemeklerinizi özellikle tek başına yemeyi mi tercih edersiniz?

 

Yazar: Diyetisyen Leyla Durmaz

Diyetisyenden Online Diyetisyenlik Talebi İçin Tıklayın

Yeşil Çayı Doğru Tüketiyor muyuz?

Diyet yapanların vazgeçilmez içeceği yeşil çay tüketimine değineceğiz bu yazımızda. Yeşil çay büyük oranda Çin’de yetiştirilmektedir. Bunun yanında Hindistan, Avusturalya, Endonezya da diğer yeşil çay üreticisi ülkelerdendir.

Bitki çayları genel olarak kaynatılıp 4-5 dakika bekletilmiş sıcak su (80-85 santigrat derece) ile demlenir. Çay asla kaynatılmamalıdır. Bir fincan için 5 gr çay yeterlidir. 2-3 dakika dinlendirildikten sonra içilebilir.

Yeşil çayın kafein içeriğinden dolayı yüksek dozda tüketimi önerilmemektedir. Son zamanlarda modern kafein içerikli diyet ürünlerinin ve aşırı yeşil çay tüketiminin kafein zehirlenmesine yol açtığı kaynaklara geçmiştir. Günlük 2 fincan yeşil çay tüketimi güvenli olarak kabul edilmektedir.

‘’Yeşil çay yağ yakar mı?’’ sorusuna gelince; bunu duymak bazıları için üzücü olsa da mucize besin yoktur ve hiçbir besin deterjan gibi yağ çözücü özelliğe sahip değildir. Kilo vermenin basit formülü alınan enerjini harcanandan az olmasıdır. Fakat diyet listesine yeşil çay eklenerek içerdiği antioksidanlardan dolayı metabolik işleyişin artması anlamına gelen termogenezle metabolizma hızlandırılabilir. Bunun kilo vermeye pozitif katkısı olmaktadır.

YEŞİL ÇAYIN FAYDALARI
 Güçlü bir antioksidandır
 Kansere karşı koruma sağlar
 Kötü kolesterolü (LDL) düşürür
 Kalp sağlığına iyi gelir
 Kan basıncını düşürür
 Diş çürüklerini ve dişlerde plak oluşumunu önler.
 Diş eti hastalıklarına karşı koruma sağlar
 Metabolizmayı hızlandırır
 Kilo vermeye yardımcı olur. Açlık hissini bastırır.
 Bağışıklık sistemini güçlendirir

İnsanlar üzerinde yapılan araştırmalar günde 2 bardak yeşil çay içmenin kanser gelişimini engellediğini ortaya koymaktadır. Ancak bu çalışmaların sayısı henüz yetersiz olarak kabul edilmektedir.

İlk çalışma; 1. ve 2. evre göğüs kanseri olan 500 Japon kadın üzerinde yapılmıştır. Çalışma sonucuna göre ameliyat öncesi ve sonrası arttırılan yeşil çay tüketiminin kanserin nüks etme oranını düşürdüğü belirlenmiş.

Çin’de yapılan bir diğer araştırmada ise yeşil çay içmenin mide kanseri, yemek borusu kanseri, prostat kanseri, pankreas kanseri ve kolorektal kansere yakalanma riskini azalttığı sonucu elde edilmiş.

Son olarak, günde 2 bardak yeşil çay tüketmenin akciğer kanserine yakalanma riskini %18 oranında azalttığı bu alanda yapılan 22 çalışmanın sonucu olarak belirlenmiş.

YEŞİL ÇAYIN YAN ETKİLERİ
 Kalp sorunları, yüksek tansiyon, böbrek sorunları, karaciğer sorunları, mide ülseri ve anksiyete ( kaygı durumu) başta olmak psikolojik bozuklukları bulunanlar
 Anemi, diyabet, glokom veya osteoporoz hastalıkları olanlar
 Hamile ve emziren kadınlar yeşil çay tüketimi konusunda dikkatli davranmalıdır.

**** Aşırı yeşil çay tüketimi
 sinirlilik,
 uykusuzluk,
 kalp çarpıntısı,
 baş dönmesine sebep olabilir.

****Kafein içerdiğinden bazı kişilerde
 bulantı,
 kusma,
 ishal,
 baş ağrısı ve
 iştah kaybına neden olabilir.

YEŞİ ÇAYIN ETKİLEŞİME GEÇEBİLECEĞİ İLAÇLAR
 Kalp ritmini düzenleyen ilaçlar
 Beta-lactam antibiyotikler
 Diazepam (Valium) ve lorazepam gibi anksiyete ilaçları
 Yüksek tansiyon ve kalp ilaçları
 Kan inceltici ilaçlar ve aspirin
 Kemoterapi ilaçları
 Clozapine (Clozaril)
 Ephedrine
 Lityum Bazı antibiyotikler
 Doğum kontrol hapları

Bu ilaçları kullanan bireyler yeşil çay tüketimi konusunda dikkatli olmalıdırlar.

 

Yazar: Diyetisyen Leyla Durmaz

Diyetisyenden Online Diyetisyenlik Talebi İçin Tıklayın

 

Kurban Bayramında Beslenme Nasıl Olmalı

Kurban bayramında sağlık, etlerin kesim aşaması ile başlar. Veteriner kontrolü olmayan ve uygun koşullarda kesilmeyen kurbanlık hayvanlardan insanlara tenya, salmonella, tüberküloz, şarbon gibi hastalıkların bulaşma riski yüksektir.

Kurban Bayramı’nda kırmızı et tüketimi oldukça artmaktadır. Özellikle kalp-damar hastaları, şeker hastaları, yüksek tansiyon hastaları ve obez bireylerin daha çok dikkat etmeleri gerekmektedir. Bu bireyler, yağlı etler yerine az yağlı ve yağsız etleri aşırıya kaçmadan kısıtlı miktarlarda tüketmelidirler.

Etler sindirimi zor besinlerdir. Yeni kesilmiş hayvanların etlerinde kesimden sonra oluşan rigor motristen kaynaklı sertlik, hem pişirmede hem de sindirimde zorluğa yol açar. Bu nedenle özellikle mide- bağırsak hastalığı olan kişiler kurban etlerini hemen tüketmemeli, buzdolabında birkaç gün beklettikten sonra, haşlama veya ızgarada pişirme yöntemiyle pişirerek tüketmelidir.

Kurban Bayramı’nda dikkat edilmesi gereken konuların başında etin pişirme şekli ve saklama koşulları gelmektedir. Etler büyük parçalar yerine tek seferde kullanılacak kadar küçük miktarlarda buzdolabı poşetine konularak buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler buzlukta -2 derecede birkaç hafta saklanırken, derin dondurucuda –18 derecede daha uzun süre saklanabilir. Çiğ ve pişmiş etlerin birbirine değmemesi sağlanmalıdır.

Dondurulan etler buzdolabının alt bölmesinde bekletilerek çözdürülmeli; çözdürüldükten sonra hemen pişirilmeli, tekrar dondurma işlemi yapılmamalıdır.

Etlerin vitamin, mineral gibi besin öğelerini kaybetmemeleri için sağlıklı pişirme yöntemleri uygulanmalıdır. Kızartma ve yağda kavurma yerine haşlama, ızgara, fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir. Etlerin tek başına değil de sebzelerle birlikte pişirilmesi veya tüketilmesi, besin çeşitliliğinin sağlanması açısından oldukça önemlidir.

Görünür yağlardan arınmış etin yağ oranı yaklaşık olarak %20 olduğundan et yemeklerini pişirirken tereyağ, kuyruk yağı gibi ekstra yağ eklenmemeli ve etler kendi yağıyla pişirilmelidir. Aynı şekilde etle pişirilen sebze ve kurubaklagil yemeklerine de ekstra yağ eklenmemelidir.

Zoonoz hastalıklar özellikle iyi pişmemiş veya az pişmiş etlerle bulaştığından hijyen kurallarına dikkat edilmeli ve etlerin iyi pişirilerek tüketilmesine özen gösterilmelidir. Evlerde ve yemek pişirilen bütün alanlarda sebze ve et doğrama tahta ve bıçaklarının farklı renklerde olması bu bulaşmayı büyük oranda engeller.

Etler, C ve E vitaminini içermezler. Bu nedenle etlerin mutlaka sebzelerle birlikte pişirilmesi veya etlerin yanında C vitamininden zengin sebze/salata/ taze sıkılmış meyve sularının tüketilmesi oldukça önemlidir. Bu yöntem hem besin çeşitliliğinin sağlanmasını sağlar hem de sebzelerde bulunan C vitamini, demirin emilimini arttırır.

Pişirme yöntemi olarak; haşlama, fırınlama ve ızgara gibi yöntemler tercih edilmeli, kızartmalardan ve kavurma yönteminden kaçınılmalıdır. Sağlıklı pişirme yöntemlerine biraz değinelim:

Et haşlarken dikkat edilecek en önemli ayrıntı, tencerenin içine eklenecek suyun sıcak olmasıdır. Düdüklü tencere ya da normal tencerede veya yumuşayıncaya kadar pişirilmelidir. Etin suyundan faydalanmak isteyenler, eti tencereye koyduktan sonra soğuk suyla haşlamalılar. Etin yumuşak olması ve çabuk pişmesi için haşlama suyuna 2 yemek kaşığı sirke eklenebilir.

Fırında et pişirmek isteyenler için. en önemli püf nokta fırının önceden ısıtılmış olmasıdır. Soğuk ya da ılık fırına verilirse etin suyunun dışarı akarak besin değerinin kaybolmasına ve kurumasına neden olur. Fırının önceden 180 °C’ye ayarlanması doğru sonucun alınmasına yardımcı olacaktır. Etlerin kurumaması için ayrıca fırının içine yanmayacak bir kap ile su konulabilir.

Izgara ile pişirilecek etler pişirilmeden önce daha yumuşak ve lezzetli olması için marine edilebilir. Marine edilmese de ızgara yapılmadan önce etin birkaç saat dinlendirilmesi daha lezzetli olmasını sağlar. Izgara yapılmadan önce ızgara telleri yağlanırsa etlerin yapışması önlenmiş olur. İyi bir ızgara yapmanın inceliklerinden biri de ızgaranın ısı derecesinin iyi ayarlanmış olmasıdır. Etler mutlaka önceden yüksek derecede ısıtılmış telin üzerinde pişirilmelidir. Küçük etler 200 °C’de, büyük etler daha yavaş pişmesi gerektiği için 150 °C’de pişirilebilir. Izgara yöntemi kullanılırken etin yanmasını önlemek için et ile ateş arasındaki 15 cm kadar bir uzaklık olması sağlanmalıdır. Bu uzaklık etin ”kömürleşme”sini engelleyecek şeklide ayarlanmalıdır. Etler ızgaradayken bir tarafı piştikten sonra diğer tarafı çevrilmeli, sık sık çevrilmemelidir. Izgarada pişen etler çatalla değil mutlaka maşa ile çevrilmelidir. Etleri ortalama 6 ya da 10 dakika pişirilebilir, ya da pişmişlik derecesi kişilerin isteklerine göre ayarlanabilir.

Genel olarak sakatat tüketimi de artmaktadır. Ancak özellikle kolesterol hastaları ile kalp-damar hastalığı riski taşıyan kişiler sakatat tüketiminden kaçınmalıdır.

KURBAN BAYRAMINDA GENEL DİKKAT EDİLECEKLER

* Güne kahvaltı ile başlanmalıdır. Gün içinde tatlı tüketimi olacağından kahvaltıda reçel, bal, pekmez gibi şeker oranı yüksek besinler tüketilmemelidir.

* Et yemekleri öğle öğününde tüketilmeli akşam öğününde ise sebze ve kurubaklagil gibi hafif besinler tüketilmelidir.

* Günlük 2-2.5 lt su tüketimine dikkat edilmelidir.

* Bayram ziyaretlerinde fiziksel aktivite oldukça önemlidir yürünerek gidilecek mesafelere yürüyerek gidilmelidir.

* Kola vb gazlı içeceklerin tüketiminden kaçınılmalı taze sıkılmış meyve suyu, bitki çayı, komposto gibi içecekler tercih edilmelidir. Aşırı olamamak kaydıyla siyah çay ve kahve de tüketilebilir.

* Ev sahipleri misafirlere ikramları yemeleri konusunda ısrarcı olmamalıdır.

* Çikolata, şeker yerine kuru meyveler; baklava gibi şerbetli ve yağ oranı yüksek tatlılar yerine sütlü, şeker oranı düşük tatlılar tercih edilmelidir. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından , 2003 yılında yayınlanan tavsiye raporunda gıdalara eklenen şekerin günlük 50 gr = 10 tatlı kaşığı geçmemesi istenmektedir.

Aşağıdaki tablo besinlerdeki şeker miktarını göstermektedir.

Gıdanın adı          (Miktarı)        Ölçü Şeker miktarı( gr.)

Toz şeker                  1 tatlı kaşığı(5 gr.)       5 gr.

Kesme şeker            1 adet(2,8 gr.)    2,8 gr.

Reçel – Pekmez       1 tatlı kaşığı(12 gr.)    8,4 gr.

Bal                            1 tatlı kaşığı(8 gr.)      6,2 gr.

Gazlı içecekler       1 kutu(330 ml.)   37 gr.

Aşure                      1 porsiyon(200 gr.)   40 gr.

Sütlaç                     1 porsiyon(250 gr.)   40 gr.

Kazandibi             1 porsiyon(200 gr.)   40 gr.

Lokma Tatlısı      1 porsiyon(150 gr.)   45 gr.

Baklava                1 porsiyon (100 gr.)   50 gr.

Revani                 1 porsiyon(100 gr.)   40 gr.

Tulumba            1 porsiyon(200 gr.)   50 gr.

Supangle           1 porsiyon(200 gr.)   40 gr.

İrmik Helvası    1 porsiyon(175 gr.)    45 gr.

Yaş Pasta            1 porsiyon(165 gr.)    50 gr.

Çikolata                              (100 gr.)    58 gr.

Çikolatalı dondurma        (100 gr.)    25 gr.

Sütlü dondurma               (100 gr.)    21 gr.

Yazar: Diyetisyen Leyla Durmaz

Diyetisyenden Online Diyetisyenlik Talebi İçin Tıklayın

 

 

 

 

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Dikkatinizi Artıracak Yöntemler ve Destekleyici Besinler

İster matematik problemi çözün ister bir işe odaklanın ister bir proje üzerinde çalışın konsantrasyon sağlama tamamen beceri işidir. Algının en yüksek performansı konsantrasyon, beynimizde salınan, farkındalığın, huzurlu kavrayışın boyutunu oluşturan alfa dalga boyuna göre değişebilen genelde kısıtlı denetimini elimizde bulundurduğumuz ve çoğunlukla devamlılığını sağlamakta güçlük çekerek şikayetçi olduğumuz bir konu. Konsantrasyon artırmak bilinçle eşdeğer aslında kolay bir yöntemdir.

Konsantrasyon arttırıcı etkenleri göz önünde bulundurarak ve denetimini kolay sağlamak için destekleyici besinler ve basit formüllerle artık şikayet konusu olmaktan çıkabilir.

Konsantrasyon sağlayamadığınızdan şikâyetçi iseniz işte birkaç öneri;

1-Beynimizin yüzde 95 inin su olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Su kaybını önleyin. Desteklemek için en az günde 3 lt su için.

2-Uykuzluk yorgunluktan uzak durun. Bir erişkinin günde ortalama 7 saat uyuması gereklidir.

3-Yüksek glisemik endekse sahip basit karbonhidratlara mola verin. Bu tür karbonhidratlarda bulunan şeker hızla kana geçer ve ani şeker yükselmeleri yaşatır ayrıca vücut tarafından direk yağa çevrilirler. Basit karbonhidratlara şeker, rafine edilmiş tahıllar, meşrubatlar örnek gösterebiliriz.

4-Ağır tatlıları kesin. Eğer güçlük çekiyorsanız tercihinizi sütlü tatlılardan yana kullanın.

5-Tekdüzelikten uzak durun. Nöronlarımız değişik bilgileri yükledikçe, öğrendikçe gelişir.

6-B vitamini alımını arttırın. Fındık Fıstık gibi keyifli atıştırmalıklar, yeşil yapraklı besinler (karnabahar, ıspanak gibi.)

 

7-Sağ elle yazı yazıyor iseniz 2 3 dakika sol elle yazı yazmayı deneyin ya da sol elle yazıyorsanız bunun tersini deneyin

8-Birşeyi ilk kez yapıyormuş ya da çok sevdiğiniz bir işle meşgulmüşsünüz gibi hissetmeye çalışın. Unutmayın ilgi neredeyse enerji oraya kayar.

9-Gece yatarken bilgisayar ve cep telefonunuzu sizden en az 3 metre uzak bir mesafede bulundurun.

10-Beynin üç gıdasını (su, glikoz, oksijen) dengeli bir şekilde alın.

11-Zihin karmaşası yaşamaya başladığınızda ilginiz dağıldığında yazı yazın. Yazarak zihin karışıklığınızın önüne geçin.

12-Dikkatinizi dağıtan şeyi düşünmemeye çalışmayın. Zira bu hem mümkün olmayacak hem de daha gergin olmanıza sebep olacaktır.

13-Ve tabii Haftada en az bir kez balık ürünleri tüketin.

Konsantrasyonunuzu bozan psikolojik, bedensel veya çevre koşulları düzelterek yukarıda belirtilen faydalı bilgilerle de destekleyerek iç potansiyelinizi daha yoğun ve doğru kullanabilirsiniz.

 

 

Sorunlarınızın Daha Sağlıklı Çözümü Adına Profesyonel Danışmanlık Hizmeti

(Yüz-yüze veya Online Randevu) Alabilirsiniz.

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Depresyonda Beslenme Nasıl Olmalı

Depresyon kişinin daha önceden severek , isteyerek yapmakta olduğu günlük aktivitelere karşı isteksizlik , hayattan zevk almama şeklindeki psikolojik bir rahatsızlıktır. Depresyon sonucu kişide huzursuzluk , yorgunluk , aşırı iştah veya iştahsızlık görülmektedir.Bu psikolojik rahatsızlık sonucu kişide , mutluluk hissini sağlayan seratonin ve noradrenalin salgılarının azalmış olduğu gözlenmiştir.Bu bulguların düzeltilmesi tedaviden pozitif bir sonuç alınmasını sağlar.

 

Bu rahatsızlığın umut verici yanı tedavi edilebilir olmasıdır. Tedavi yolunda kullanılabilecek yöntemler arasında ; motivasyon , psikolojik yardım , tıbbi destek ,egzersiz ve beslenme temel olarak sayılabilir. Bu yazımızda depresyon ve beslenme ilişkisini inceleyeceğiz.

 

Depresif kişilerde beslenme düzenindeki değişiklikler sebebiyle öncelikli olarak ağırlık değişimleri gözlenir. Yapılan çalışmalar zayıf bireylerin bu süreçte ağırlık kaybettiğini kilolu bireylerin ise ağırlık kazandığını gösteriyor.Yemeyi reddeden bireylerde anoreksiya gelişebilir.

 

Depresyonda konstipasyon(kabızlık) da görülen sorunlardan biridir. Az yemeye, sıvı alımının az olmasına veya azalmış fiziksel aktiviteye bağlı gelişebilir.  Sıvı alımı az olan bireylerde dehidratasyon ve buna bağlı böbrek fonksiyonlarında gerileme görülebilir.

 

Depresif bireyler aşırı karbonhidrat tüketme eğilimi içindedirler. Yüksek karbonhidrat alımı beyne giden triptofan oranını arttırarak beyindeki serotonin üretimini arttırmakta ve mutluluk vermektedir. Yüksek karbonhidrat alımının bu etkisi depresif bireylerin ve stres altında olan bireylerin karbonhidrat tüketme isteklerindeki artışın sebebi olarak gösterilebilir.  Seratonin ilk kez 1948 yılında Rapaport ve arkadaşları tarafından kanda trombositlerde daha sonra da santral sinir sisteminde izole edilmiştir.  Seratoninin üretilmesi için bir öncül maddeye yani esansiyel bir aminoasit olan triptofana ihtiyaç vardır. Triptofan ise diyetle alınan proteinlerden sağlanır. Yüksek karbonhidrat alımı beyne giden triptofan oranını arttırarak beyindeki serotonin üretimini arttırmaktadır.

 

Çikolata yüksek karbonhidrat içeren bir yiyecek olduğu için beyinde triptofan geçişini uyaran bir besindir.  Çikolatanın ruh yeteneğini geliştirmek ile ilgili mekanizmaları olduğu düşünülmüş ve duygudurum özelliklerini yükseltmek için çikolata önerilmiştir.

 

Yapılan bir çalışmada müzik, ya üzgün ya da mutlu duygu durumunu ifade etmek için kullanılmıştır.  Bireyler hüzünlü bir müzik duyduklarında keçi boynuzu yerine çikolata tüketimlerini arttırmışlardır.  Bu da gösteriyor ki, Kişiler ruhsal şikayetlerinin olduğu dönemlerde çikolatayı fazla tüketmektedirler. Triptofan içeriği yüksek diğer gıdalar kararında tüketilirse depresyona bağlı kilo alımının önüne geçilmiş olur. Bu besinler: Hindi, tavuk eti, dana eti, kahverengi pirinç, fındık, balık, süt, yumurta, peynirdir. Ayrıca sarı kantaron bitkisi de yüksek triptofan içerir. Sarı kantaron otu içeren haplar da depresyon tedavisinde kullanılmaktadır. Antidepresan tedavi ile birlikte alınmamalıdır.

 

Omega-3’ün plazma, eritrosit ve yağ dokusundaki düzeylerini inceleyen olgu-kontrol çalışmalarında genellikle, depresyonu olan bireylerde omega-3 düzeylerinin normal bireylerdekinden daha düşük ve omega-6/omega-3 oranlarının da daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bu nedenle depresyonda olan bireyler balık tüketimini arttırmalıdır.

 

Depresif belirtiler folik asit eksikliğinin en yaygın nöropsikiyatrik görünümlerindendir. Folik asit yetersizliği depresyonla ilişkili olup bilişsel fonksiyonlar ve mood üzerinde bir takım etkileri vardır. En iyi folat kaynakları: Koyu yeşil yapraklı sebzeler, karaciğer, kuru baklagiller, portakal suyu, avakado, brokoli ve tam buğday tanesidir.  Erişkin kadın ve erkeklerde önerilen günlük gereksinim günde 400 mikrogramdır. Günde 1 kase kurubaklagil yemeği ve salatalara eklenecek 1 kase çiğ ıspanakla kadın ve erkek bireyler günlük gereksinimlerini karşılayabilirler.

 

B12 vitamini eksikliğinin psikiyatrik etkilere sebep olabileceği ile ilgili olarak en eski yayınlardan biri 1905 yılında pernisiyöz anemi ile mental fonksiyon bozukluğu arasındaki ilişkiden bahsedilen yazıdır. Bu yazıda pernisiyöz aneminin( B12 vitamini eksikliğine bağlı anemi)  psikiyatrik bozukluklara yol açabileceği belirtilmiştir. B12 vitamini sadece hayvansal kaynaklı besinlerde bulunup, erişkin kadın ve erkeklerde günde 2,4 mikrogram B12 vitamini alınması günlük gereksinimi karşılar.  Yetişkin bireyler günde 3 köfte kadar dana etinden ızgara köfte ve 1 su bardağı süt içerek günlük gereksinim karşılanabilir.

Yazar: Diyetisyen Leyla Durmaz

Diyetisyenden Online Diyetisyenlik Talebi İçin Tıklayın

 

 

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Her Anneye Lazim Ek Besin Önerileri

Bebeğin beslenmesi için en doğal ve en doğru yol onu emzirmektir. Emzirme aynı zamanda sağladığı yakın temas nedeniyle anne-bebek arasındaki özel bağın kurulmasına yardımcı olur. Anne için ise gerek fiziksel gerek ruhsal dengenin korunması açısından büyük önem taşır. Anne sütü bebeğin ilk aşısıdır.

Anne sütü ile beslenen bebekler ishal ve zatürre gibi bulaşıcı hastalıklara ve allerjik hastalıklara daha az yakalanırlar ve sağlıklı büyürler. Yapılan çalışmalar; anne sütü ile beslenen çocuklarda şişmanlık ve kalp damar hastalıklarının daha az görüldüğünü, zeka yaşının daha yüksek olduğunu, çene ve ağız gelişimine ait bozukluklar ve diş çürüklerinin, orta kulak iltihabının daha seyrek görüldüğünü desteklemektedir.

Anne sütünün yetmesi için sütün gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su vermeden, bebek doğar doğmaz ilk bir saat içinde mutlaka emzirilmelidir. Ayrıca annenin psikolojik olarak emzirmeye hazır olması, sütün yeteceğine inanması ve sık aralıklarla emzirmesi gerekmektedir. İlk 48 saat içinde sık emzirmek sütün yeterliliği açısından önem taşır. İlk süt ‘kolostrum’ olarak bilinir. Proteinden oldukça zengindir ve bebek bulaşıcı hastalıklara karşı koruyacak maddeler içerir.

Lahana ve karnıbahar gibi gaz yapan sebzeler yemekten kaçınılmalıdır. Taze sebze ve meyveler, buğday ve tahıllar, protein bakımından zengin besinler tercih edilmelidir. Günlük beslenmede en az 2 su bardağı süt veya yoğurt, 1 köfte kadar et ve 1 adet yumurta, 3 dilim ekmek veya 3 porsiyon unlu yiyecek 2 adet meyve bulunmalıdır. Anne sütünün bol olması için günde 2 litre kadar sulu gıdalar, su, süt  ve meyve suyu içilmesi gerekir. Günde iki-üç fincandan fazla çay ve kahve içilmemelidir. Doktor tarafından önerilmediği sürece kesinlikle ilaç alınmamalıdır.

6 aya kadar anne sütü ile bütün besin ve sıvı gereksinimlerini alan bebek 6. Aydan sonra ek besine ihtiyaç duyar. Doğru ek besin seçimi bebeğin gelişmesinin seyrinde olması adına oldukça önemlidir. Sonraki aylarda ve bazı durumlar için ilk aylarda mamaya  ihtiyaç duyulabilir. Unutulmamalıdır ki zorunluluk olmadıkça ilk 6 Ay anne sütü dışında besin kullanılmamalıdır.

Mama kullanılması gereken durumlarda mutlaka uzman görüşü alınarak bebeğin gelişimine uygun mama,  verilecek miktar ve verilme sıklığı belirlenmelidir. Biberon ile beslenmede her kullanımda aparatlar çok iyi yıkanmalı hatta kaynatılmalıdır. Cam biberon öncelikli tercih olmalıdır.

Belirlenen mama kaynatılıp ılıtılmış suya eklenip biberon kapağı  kapatılmalı ve çalkalanmalıdır. Biberon yanağa dokundurularak veya bileğe mama damlatılarak uygun sıcaklıkta olup olmadığı anlaşılabilir. Mama vücut ısısında olmalıdır. Başlangıçta az miktarda mama sıklıkla verilir. Giderek sıklık azalıp bir defada verilen mama miktarı artar. Bebekler uyanık ve aç olduğu zamanlarda beslenmelidir. Biberonda kalan mama boşaltılmalı ve bebeğe asla bayat mama verilmemelidir. Anne sütü ve mama arasında en az 1.5 saat ara olmalıdır.

Anne sütünün tek başına süt çocuğunun enerji ve besin öğeleri gereksinmesini tam olarak karşılamadığı dönemde başlayan ve diğer yiyecek ve içeceklerin anne sütü ile birlikte verildiği sürece ‘ TAMAMLAYICI BESLENME’ denir.

Tamamlayıcı besinlere zamanında başlanmalı, besinler; yeterli, güvenilir ve uygun olmalıdır.

 

TAMAMLAYICI ( EK) BESİNLERİN KIVAMI NASIL OLMALIDIR?

  • 6-7 aylık PÜRE
  • 7 aylık PÜTÜRLÜ(çatalla ezilmiş)
  • 8 aylık PARMAK BESİNLER (havuç,salatalık vb.)
  • 9 aylık küçük parçalara bölünmüş AİLE BESİNLERİ
  • 12 aylık AİLE BESİNLERİ’ ne geçilebilir

 

1 YAŞINDAN ÖNCE VERİLMEMESİ GEREKEN BESİNLER !!!

  • BAL
  • ŞEKER
  • TUZ
  • ÇİĞ SÜTTEN YAPILMIŞ PEYNİR
  • BAKLA

 

TAMAMLAYICI BESİNLERE BAŞLAMA

AY BESİNLER
0-6 ANNE SÜTÜ
6.AY Anne sütü

Yoğurt

Taze meyve-sebze suları

Pekmez

Yumurta sarısına başlanır (1/4 oranında)

7.AY ANNE SÜTÜ

Tam yumurta sarısı

Sütlü tatlılar

Sebze çorbası

Mercimek çorba

Taze meyve püre

Et, tavuk, balık

8-12 AY ANNE SÜTÜ

Tam yumurta

Tahıl–kurubaklagil ezmeleri

Evde pişen tüm yemekler

Aile sofrasına katılım

TAMAMLAYICI BESİNLERE BAŞLAMADA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

  • Ek besinler verilirken emzirmeye mutlaka devam edilmelidir.
  • Besinler çocuğa kaşıkla verilmeli, biberon kullanılmamalıdır.
  • Ek beslenmeye her zaman tek bir gıda çeşidi ile başlanmalıdır.
  • İlk kez verilecek diğer gıdalara en az 3 gün, tercihen 7 gün ara ile başlanmalıdır.
  • Ek besinler her zaman çok az miktarda verilmeye başlanmalı, miktar yavaş yavaş arttırılmalıdır.
  • Yeni başlanacak besinler çocuk açken verilmelidir. Akşam verilmemelidir, uyku problemi oluşturabilir.
  • Çocuk istemediği besinleri yemesi için zorlanmamalı, 1-2 gün sonra tekrar denenmelidir.
  • Çocuğa verilecek besinler hijyene uygun olarak hazırlanmalıdır. Çocuğa besinler verileceği zaman eller yıkanmalı, kullanılan su ve gereçler temiz olmalıdır.
  • Şeker yerine pekmez (üzüm) tercih edilmelidir.
  • Çocuğa verilecek ek besinler doğal ve taze ürünler kullanılarak hazırlanmalıdır.
  • Ek besinler çocuğun bir öğünde tüketebileceği miktarda hazırlanmalıdır.
  • Çocuğa verilecek besinler yağda kızartılmamalıdır.

 

!!! Bebeğe inek sütünün ilk bir yıl içinde verilmemesi daha uygundur.

ÇÜNKÜ:

  • İnek sütü demir ve C vitamini açısından yetersizdir.
  • Bağırsaklarda gizli kanamalara ve kansızlığa neden olur.
  • İnek sütü, bebeğin beyin hücrelerinin, merkezi sinir sisteminin ve gözde görmeyi sağlayan retina tabakasının gelişimi için çok önemli olan esansiyel yağ asitleri bakımından çok fakir bir kaynaktır.
  • İnek sütü, çok yüksek mineral içeriği ile bebeğin böbreğine aşırı yük getirir. Bebek sıvı kaybına daha yatkın olur.
  • Eksikliğinde zihinsel gelişmenin yavaşlamasına neden olan iyot ve çinko inek sütünde çok düşüktür.
  • İnek sütü kullanan bebeklerde düşük çinko içeriği sebebi ile bağışıklık sistemi desteklenemez.
  • İnek sütü düşük D vitamin içeriği nedeniyle normal bir kemik ve iskelet gelişimi sağlayamaz.
  • İnek sütünün içerdiği yağ nedeniyle sindirimi oldukça zordur. İlk bir yıl inek sütü ile beslenen bebeklerde allerjik hastalıklara yakalanma oranı çok yüksektir.

***İnek sütü kullanılması durumunda süt sulandırılarak bebeğe verilmelidir.

Kaynak: Başkent Üniversitesi Seyhan Hastanesi Çocuk Sağlığı Anabilim Dalı Beslenme Rehberi

Yazar: Dyt. Leyla Durmaz

Diyetinizi Online Diyetisyen Tarafından Takibi İçin Tıklayın

 

 

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

Medyanın Çocuk Beslenmesine Etkisi

Reklamlar satışları artırma ve hedef kitlenin firma ve ürünleri lehine olumlu davranışta bulunması amacı ile yapılır. Bununla beraber reklamlar hazırlanırken bazı ilkeleri de göz önünde tutmak gerekir. Özellikle çocuklara yönelik yapılan reklamlardan çocukların olumsuz bir şekilde etkilenmemesi için verilecek mesaj ve uygulanacak reklam tekniklerinin iyi seçilmiş olması gerekir.

Çocuklara yönelik TV reklamları çocukları bir hayli etkilemektedir. Çocuklar, reklamlar ile bir çok ürün hakkında bilgi sahibi olmakta ve o ürünleri ebeveynlerinden talep etmektedir. Reklamcılar da son zamanlarda çocuklara yönelik reklamlar ya da yetişkinlere yönelik çocuk oyuncuların kullanıldığı reklamlara ağırlık vermekte ve çocukların ilgisi çekilmektedir.

Çocukların televizyon izleme düzeyleri oldukça yüksektir. Yapılan bir araştırmaya göre 176 ailenin %85’inden fazlası, izleme sürelerinin fazla olmaması için kontrol ettiğini göstermektedir.

Çocuklar farklı yaşlarda farklı şekilde televizyon seyrederler ve anlarlar.

Küçük çocukların ne kadar televizyon izledikleri konusunda yapılan bir araştırmada 3 ve 5 yaş grubu çocukların haftada 19-20 saat televizyon izlerken 7 yaşına geldiklerinde, okula başlamaları nedeniyle, toplam izleme süresinin 15.5 saate düştüğünü tespit etmiştir. Bir başka araştırmada ise küçük çocukların, bilgilendirici programları, büyük çocuklara göre daha fazla izlediklerini ortaya koymuştur. Bu çocukların aynı zamanda yetişkinlere yönelik programlara daha fazla maruz kalmakta olduklarını ortaya koymuştur. Bunun nedeni, yetişkinlerin izlemeleri sırasında onların da ebeveynlerin yanında olmasıdır.

Televizyon reklamları ile sık karşılaşan çocuklar için reklamlar birincil bilgi kaynağı olmaktadır. Televizyon reklamları, çocukların dış dünya üzerinde bilgilenmelerini sağlayarak tüketici olarak sosyalleşmesine katkıda bulunabileceği gibi, gereksiz tüketime teşvik, beslenme, sağlık, milli kültür ve ahlaki davranışlar açısından da olumsuz etkilerde bulunabilmektedir.

Küçük çocukların ne kadar televizyon izledikleri konusunda yapılan bir araştırmada 3 ve 5 yaş grubu çocukların haftada 19-20 saat televizyon izlerken 7 yaşına geldiklerinde, okula başlamaları nedeniyle, toplam izleme süresinin 15.5 saate düştüğünü tespit etmiştir. Bir başka araştırmada ise küçük çocukların, bilgilendirici programları, büyük çocuklara göre daha fazla izlediklerini ortaya koymuştur. Bu çocukların aynı zamanda yetişkinlere yönelik programlara daha fazla maruz kalmakta olduklarını ortaya koymuştur. Bunun nedeni, yetişkinlerin izlemeleri sırasında onların da ebeveynlerin yanında olmasıdır

Televizyon reklamları ile sık karşılaşan çocuklar için reklamlar birincil bilgi kaynağı olmaktadır. Televizyon reklamları, çocukların dış dünya üzerinde bilgilenmelerini sağlayarak tüketici olarak sosyalleşmesine katkıda bulunabileceği gibi, gereksiz tüketime teşvik, beslenme, sağlık, milli kültür ve ahlaki davranışlar açısından da olumsuz etkilerde bulunabilmektedir

Çocuklara yöneltilen reklamların çoğu gıda maddelerine ait reklamlardır. Araştırmalar özellikle 8 yaş ve altındaki çocukların en çok bu reklamları sevdiklerini ortaya koymuştur.

Yapılan bir araştırmaya göre, Amerika yiyecek sanayisinin çocuk ürünlerine yönelik kapsamlı pazarlama çalışmaları vardır ve çocuklara yönelik televizyon programları esnasında reklamcılar oldukça baskındır.Amerika’da Mart 2000’de periyodik olarak haftada bir kez yayınlanan çocuk programları esnasında yayınlanan birbirinden farklı televizyon reklamlarının %46’sının yiyecek reklamlarına ait olduğu görülmüştür .Televizyon reklamları çocukların yiyecek tercihlerini etkilediği bilinmektedir.

Çoğu gıda reklamı çocuğun sağlıksız beslenmesine sebep olmakta, daha da kötüsü bunun bir alışkanlık haline gelmesine yol açmaktadır

Çocuk Bilinçaltı ve Gıda Reklamları

Bilinçaltı,  hareketlerimize davranışlarımıza yön veren bir kavram. Bilinç buzdağının görünen yüzü ise bilinçaltı buzdağının görünmeyen kısmı.

Bir araştırmada iki arkadaş bir otelden alınarak taksi ile araştırmanın yapıldığı mekana götürülüyor. Kısa bir yolculuğun ardından araştırma mekanına varıyorlar. Onlara, ölmüş kürklü ve tüylü hayvanların içinin doldurularak satıldığı bir hobi dükkanı açılmak istendiği söyleniyor. Bu mağaza için bir amblem üretmeleri ve bir de slogan geliştirmeleri isteniyor.Araştırmacılar, öncesinde bu deneklerin nasıl bir logo çizeceğini ve hangi sloganı üreteceklerini tahmin edip, deney başlamadan deneklerin bulunduğu masanın bir kenarına bırakıyorlar. Bıraktıkları kağıdın kendi amblem ve sloganları olduğunu söyleyip ona dokunmamalarını istiyorlar.İki arkadaş kafa kafaya verip güzel bir amblem ve slogan üretiyorlar. Daha sonra bu amblem ve slogan deneyi yapanların tahmin ettikleri ile karşılaştırılınca % 90 benzeştiği görülüyor. İki katılımcı oldukça şaşırıyor. Deneyi yapanlarda ise şaşkınlık yok.Yöntem basit. Araştırmayı yürütenler, otelden deneyin yapıldığı binaya kadar gelinen yolda bir dizi değişiklik yapıyorlar. Mağazaların vitrinlerine, billboardlara, duvar afişlerine, yoldan geçen insanların elbiselerinin üzerine, elinde dosya taşıyan insanların dosyalarının üzerine, binanın giriş kapısına oluşturulmasını istedikleri amblemin görsellerini ve sloganın kelimelerini yerleştiriliyorlar. Sürekli aynı amblemi ve kelimeleri gören denekler bu çerçevede bir çalışma hazırlıyorlar. Ancak ilginç olan şu ki, denekler bu bahsedilen çalışmaların hiç birini hatırlamıyor. Bilinçli olarak böyle bir şey gördüklerini hatırlamıyorlar. Ancak bilinçaltı bir kamera gibi her şeyi kaydediyor. Bu kayıtlar onların seçimlerini etkiliyor.

Reklamlar ve filmler bir yandan insanları bilgilendirme, eğlendirme amacı güderken diğer yandan insanların bilinçaltını şekillendirmeyi amaçlıyor. 25.Kare tekniği gibi teknikler de kullanılarak insanın yaptığı seçimlere bilinçaltı teknikleri ile yön veriliyor.

Büyük firmaların üzerinde yönlendirme yaptıkları en temel kitle ise çocuklar. İnsan bilinçaltının en boş olduğu, bir sünger gibi emici olduğu dönem çocukluk dönemi çünkü. Bu dönemde çocuk, tüm gördüklerini, duyduklarını hızla bilinçaltına kaydediyor ve bu kayıtlar onun seçimini ve geleceğini etkiliyor. Büyük gıda firmaları genellikle reklamlarda çocukları kullanmakta.Önüne her geleni yiyen çizgi film kahramanları, çocuklara yemek yeme noktasında kötü örnek olmakta.

Yazar: Dyt. Leyla Durmaz

 

 

psikolojik-danisma-ogrenci-danismanligi-randevual1-gaziantep

PedagogSoru Sor

Not:
OkanBal.Com üzerinde yer alan yazılar ve paylaşımlar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Tanı ve tedavi için muhakkak ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.